Etiket: Alerji

  • Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Alerji genetik ve çevre faktörlerinin birbiri ile etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Bu etkileşim anne karnındayken başlar.
    Genetik olarak annesinde alerji olan bir çocukta alerjik hastalık görülme oranı %25 iken; hem annede hem babada alerji varsa oran %50'e yükselmektedir.
    Vücudumuzda bağışıklık sistemi, yabancı maddeyi vücuttan atmak üzere programlanmıştır. Bebek de anneye yabancı bir organizmadır. Annenin vücudunun bebeği yabancı olarak görüp vücuttan atmaması için bağışıklık sistemi yabancı maddeye tolerans geliştirmeyi sağlayan farklı bir yapıya bürünür. Bağışıklık sisteminin mecburen dönüştüğü bu farklı yapı alerjik reaksiyonlardan da sorumlu olan sistemdir. Dolayısıyla; tüm gebeliklerde annenin vücudu alerjiye yatkın bir özellik kazanır.
    Bu durumdan dolayı; tüm yeni doğan bebekler alerjiye yatkın bir bağışıklık sistemi ile doğar. Doğduktan hemen sonra çevredeki mikroplarla ve alerji yapıcı maddelerle temas ettikçe bebeğin gerçek bağışıklık sistemi şekillenir. Yapılan çalışmalarda; bu dönemde alerjiye neden olan maddelerle aşırı temas söz konusu olduğunda eğer genetik zemin de varsa, çocukta vücut yapısının kalıcı olarak alerji yönüne saptığı görülmektedir.
    Çocukların ilk temas ettiği yabancı madde gıdalardır. Alerjik genetik zemini olan bebeklere mutlaka ilk 4 ay sadece anne sütü verilmelidir. Annenin bu dönemde alerjik maddelerden kaçınmak üzere diyet yapması önerilmez. Ek gıdalar mutlaka 4-6 ay arası çocuğa tanıştırılmalıdır. Her yeni gıda en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artan miktarlarda verilmelidir. Böylece hem bebeğe bu gıdalara tolerans geliştirmesi için zaman verilmiş olur, hem de alerji gelişip gelişmediği gözlenmiş olur. Alerji genetiği olan bebeklere ek gıda başlama yaşı 6 ayı geçmemelidir. Altı aydan sonra ilk ek gıda ile tanışma alerji gelişimine katkıda bulunuyor.
    Bebeklerde alerjik hastalıklar ilk gıdaya karşı geliştirilen alerji sonucu, atopik dermatit (alerjik egzama) şeklinde başlar. Birçok bebekte atopik dermatit sadece yanaklarda hafif kuruma, sertleşme şeklinde belirti verirken; bazı çocuklarda bu kuruma daha yaygın olur ve egzama şekline döner. Bebeklerde egzamaya sıklıkla kaşıntı eşlik eder.
    Bebeklerde Alerji Annenin Gözlemi ile Saptanır
    Atopik dermatite neden olan alerjilerin başında inek sütü ve yumurta gelmektedir. Bu alerjiler kanda yapılan alerji testleri ile araştırılabilir, ancak bu testler her zaman alerjiyi yakalayamaz. Bebekte alerji olup testlerde çıkmayabilir. Bu nedenle annenin gözlemi çok değerlidir. Eğer bir gıda verildiğinde bebekte döküntüler artıyorsa ve bu durum tekrar tekrar gözleniyorsa; bebeğin o maddeden uzak tutulması gerekir. Anne sütü ile besleniliyorsa annenin de bu gıdadan uzak durması önerilir.
    Atopik dermatit ve gıda alerjisi çoğu bebekte zamanla ilk 3 yaş içinde geçer. Ancak bu bebeklerin yaklaşık % 50'sinde ileride alerjik nezle ve alerjik astım gelişir. Solunum yolunu tutan bu alerjilerde sorumlu faktör genellikle gıda olmaz; hava yolu ile alınan maddeler olur. Solunum yolu alerjisi yapan maddelerin başında ev tozu akarları(toz böcekleri) gelir. Ev tozu akarı küçük yaşta gıdadan sonra çocuğun ilk tanıştığı alerjendir. Evde daha çok zaman geçiren bebek yerlerde emeklemeye başladıktan sonra ev tozu ile tanışır. Zamanla bir bardağın dolması ve taşması gibi temas devam ettikçe alerjik duyarlılık gelişir ve hastalık ilk belirtilerini vermeye başlar.
    Alerji bir kez geliştikten sonra tedavisi uzun zaman ve emek gerektirir. O yüzden erken dönemde henüz alerji gelişmemişken bu durumun engellenmesi gerekir. Ailesinde veya kendinde alerjik hastalık olan anne babaların evlerinde halı bulundurmaması önerilir. Halı yerine yıkanabilen kilimler tercih edilmelidir. Bebeklerin yatak ve yorganı ve de yastığı sentetik yıkanabilen malzemeden yapılmalıdır. Yün, pamuk önerilmez. Yatak ve yastık kılıfları her hafta 60 derece suda yıkanmalıdır. Riskli gruptaki bebeklerin yataklarına akar geçirmeyen özel alerji kılıfları önerilebilir. Aynı ortam çocuk bakım evi ya da kreş için de sağlanmalıdır.
    Sigara alerji ve astımın en önemli tetikleyicisidir. Gebelikte pasif veya aktif sigara içiciliği bebekte alerji ve astım gelişmesine neden olmaktadır. Hamilelikten başlayarak bebeğin sigaradan kesinlikle uzak tutulması gerekir. Henüz alerji geliştirmemiş ancak ailesinde alerjik hastalık olan sağlıklı bebeklerin yanında bile kesinlikle sigara içilmemelidir. Atopik dermatiti olan çocuklarda astım riski daha fazla olduğundan bu önlem daha da büyük önem taşır.
    Alerjik Genetik Zemini Olan Bebeklerin Ailelerine Öneriler;
    1- Alerjik genetik yapıya sahip bebeklerin anneleri gebelik sırasında kesinlikle sigaradan uzak durmalıdır.
    2- Doğduktan sonra da bebeğin yaşadığı evde kesinlikle sigara içilmemelidir.
    3- Doğumun mümkün olduğunca normal yoldan yapılması planlanmalıdır.
    4- Bebeğe en az 6 ay anne sütü verilmelidir
    5- Annenin gebelikte veya emzirme sırasında özel bir diyet yapması önerilmez.
    6- Ek gıdalar 4-6 arası başlanmalıdır. Ne daha erken ne de daha geç başlanması önerilmez.
    7- Ek gıdalar en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artırılarak verilmelidir.
    8- Bebeğin evinde halı yerine kilim kullanılmalıdır.
    9- Yatak yastık yorgan yıkanabilir sentetik malzemeden yapılmalıdır.
    10-Yatak çarşafları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır.

  • Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47'e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50'den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
    Toplumda “Alerjigelip geçici bir hastalık gibi algılanıyor, oysaki Alerji birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir hastalıktır. Alerjinin oluşumunda doğum şekli önemli bir yer tutuyor.
    Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor.Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
    Dünya'da alerjik hastalıklardaki artışın nedeni araştırılırken; çocuklarda alerji ile ilgilenen bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” dir. Bu hipotezde bağışıklık sistemini bir teraziye benzetebiliriz.
    Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
    Normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki zararsız mikroplarla temas eden bebek bağışıklık sistemini doğru yoluna oturtacak ilk doğal uyarıyı bu sırada almış oluyor. Oysa ki; sezeryan doğum ile dünyaya gelen bebekler tamamen steril bir artamda doğdukları için bu sırada hiçbir mikrop teması söz konusu olmadığında bağışıklık sistemi alerji yönüne kayıyor.
    Özellikle ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan anne adayları tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemelidirler.

  • Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Çocukluk çağında astım tekrarlayan ataklar halinde görülen öksürük, hırıltı ve nefes almada zorluk belirtileri ile seyreder. Bu belirtiler bronş gevşetici ilaçlarla, bazen de kendiliğinden düzelir. Bir süre sonra yeni üst solunum yolu enfeksiyonları ile uyaran ile tekrar aynı belirtiler ortaya çıkar. Astımı olan bir çok çocuk hareket ettiğinde öksürdüğünden fiziksel aktiviteleri kısıtlanmış olarak yaşar. Aktivitesi kısıtlanan çocuk kilo almaya başlar ve kilo astım sorununu çoğu zaman kötüleştirir. Ataklar nedeniyle okul kaybı yaşanır. Gece öksürük ve nefes darlığı belirtileri arttığı için uyuyamayan çocuğun çoğu zaman okul başarısı da düşer. Aileler çoğu zaman büyüdükçe geçer umuduyla kısmen tedavi olarak, kısmen de bu duruma katlanarak ergenlikte çocuklarının iyileşmesini beklerler. Peki; sanıldığı gibi çocuklarda astım büyüdükçe geçer mi?
    ÇOCUKLARDA ASTIM % 90 ALERJİKTİR !
    Çocuklarda astım % 90 alerjik kökenli olduğundan “alerjik bronşit” ve “çocukluk çağı astımı” eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Astım ilk belirtisini genellikle ilk 3 yaş içinde verir. Bu yaşlarda astım tanısı alan çocukların yaklaşık yarısı 6 yaşına geldiğinde hastalığı atlatır. Hangi çocukların hastalığı 6 yaşında atlatabildiği anne babaların sıklıkla hekimlere yönelttiği bir sorudur.
    ALERJİK ASTIM BÜYÜYÜNCE GEÇMEZ!
    Alerjik astım, toplumda hakim olan görüşün aksine büyüyünce atlatılamaz. Sadece alerji saptanmayan çocuklar sıklıkla 6 yaş civarı astımı yenerler. Alerjik olup astım belirtileri 6 yaşından sonra da devam eden çocukların yaklaşık % 50'sinde 18 yaşında hastalık bulgularının kaybolduğu gözlenir. Ancak bu iyileşme geçicidir. Alerji devam ettiği sürece ergenlikte hastalığı atlattığı düşünülen çocukların büyük bir kısmı 30'lu yaşlarda yeniden astım atakları geçirmeye başlar.
    KORTİZONLU ASTIM İLAÇLARI HASTALIĞI ORTADAN KALDIRMAZ! SADECE BASKILAR!
    Çocuklarda ve erişkinlerde astım çok düşük dozlu kortizonlu ilaçlar ile tedavi edilir. Bu ilaçlar astım ataklarını önlemede, erişkin hastaların, çocukların ve ailelerin hayat kalitesini yükseltmede son derece etkili ilaçlardır. Kullanıldıkları sürece çok etkilidirler. Ancak, kortizonlu ilaçlar alerjik astımı ortadan kaldırmaz, sadece baskılar. Altta yatan alerji devam ettiği sürece kortizonlu ilaçlar kesilince astım belirtileri tekrar ortaya çıkar.
    ALERJİK ASTIM VE ALERJİK NEZLE: “TEK HAVA YOLU, TEK HASTALIK”
    Gerek çocuklarda gerekse erişkinlerde alerjik astım sıklıkla alerjik nezle ile birlikte görülür. Havayolu üstte burun, altta ise bronşlarla devam eden bir bütündür. Alerji ne tek başına bronşları ne de tek başına üst solunum yolunu tutar. Hava yolu bir bütün olarak alerjiden etkilenir. Sadece astım tedavisi alan bir kişide eğer alerjik nezle tedavi edilmezse; astım da tam anlamıyla kontrol altına alınamaz. Hava yolunu bir bütün olarak tedavi etmenin tek yolu alerjinin tedavi edilmesidir.
    ALERJİ TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ İLE BAŞLAR!
    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya'da ve Türkiye'de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite'lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır. Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.
    ALERJİK ASTIMI İYİLEŞTİRMENİN TEK KÖKTEN ÇÖZÜMÜ ALERJİNİN TEDAVİSİDİR !
    Alerjik astımı iyileştirmenin tek kökten çözümü alerjinin tedavi edilmesidir. Alerji iki şekilde tedavi edilir. Birinci ve en önemli yol alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Özellikle ev tozu, küf ve hayvan alerjisi gibi ev içinde önlem almaya uygun bir alerji türü varsa bu yol astım şikayetlerini kontrol almada oldukça etkilidir. Halıların evden uzaklaştırılması ve yatağa alerjik maddeleri geçirmeyen özel kılıflar takılması alerji tedavisinin temelini oluşturur. Bu önlemlere rağmen alerji yapıcı maddeyi hayatımızdan tam olarak uzaklaştırmak mümkün olmaz. Okullarda ev tozu akarı sorun olmaya devam eder. Baharda polenlerden uzak durmak mümkün değildir. Hastalar ister istemez hayatlarını sürdürmek için ev dışına çıkmak zorundadır.
    EN ETKİN ALERJİ TEDAVİSİ: AŞI TEDAVİSİDİR!
    Bu aşamada ikinci ve en önemli alerji tedavisi gündeme gelir. Aşı tedavisinde amaç önlem almamıza rağmen çevremizde bulunmaya devam eden alerjik maddeye vücudun reaksiyon vermesinin önlenmesidir. Bu hedefe ulaşmayı sağlayan, bağışıklık sistemini saptığı alerjik yoldan normal rotasına oturtabilecek tek tedavi yöntemi “Aşı Tedavisidir”. Aşı tedavisi bilinen en eski alerji tedavi yöntemidir. İlk uygulamalar iğne aşı şeklinde olmuştur. İğne aşı uygulamasında alerjik olunan madde çok hızlı bir şekilde vücuda zerk edildiğinden hayatı tehdit edici ağır alerjik reaksiyonlar görüldüğünden zamanla gittikçe daha az tercih edilir olmuştur.
    GÜNÜMÜZDE EN ÇOK TERCİH EDİLEN ALERJİ TEDAVİSİ: DİL ALTI DAMLA AŞILAR
    Günümüzde daha güvenilir olması nedeniyle gittikçe daha çok tercih edilen “Dilaltı damla aşılar” alerji tedavisinin odağı olmuştur. Aileler tarafından evde uygulanan hekim gözetimi gerektirmeyen bu aşılar hastalığın büyüdükçe atlatılmasını sağlayacak tek güvenli ve etkili alerji tedavisidir. Bu nedenle alerjik astım tanısı almış; koruyucu (kortizonlu) ilaç gereksinimi olan her çocuğun dilaltı damla aşıya uygunluk açısından değerlendirilmesi gerekir. Uygun olduğu taktirde bir çocuk alerji uzmanı kontrolünde bu tedaviyi almaları alerjinin ve astımın yenilmesinde yardımcı olacaktır.

  • Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Çocuklarda alerji yüzyılın salgın hastalığı gibi bütün hızıyla yayılmakta. Okullarda, yuvalarda her 5 çocuktan birisinin alerjik olduğu ve her 10 çocuktan birisinin astım olduğu gözleniyor. Sprey şeklindeki astım ilaçlarını sınıflarda görmek artık sıradan bir hal almış durumda. Alerjinin genetik bir hastalık olduğu ve ailesinde alerjik hastalık öyküsü olan bebeklerde daha sık görüldüğü biliniyor. Ancak genetik yapı alerjik hastalığın ortaya çıkışında tek etken değil. Bebeğin büyüdüğü çevre ve beslenme düzeninin genetik yapıya şekil verdiği gözlenmekte. Günümüz çocukları artık daha fazla şekerli ve hazır gıda tüketmekte; daha az taze meyve sebze yemekte. Bu durumun yaşadığımız yüzyılda gözlenen, alerjik hastalıklardaki hızlı artıştan kısmen sorumlu olduğu düşünülüyor.
    ALERJİDEN KORUNMAK İÇİN HANGİ BESİNLEDEN UZAK DURMAK GEREKİR?
    1-ÇİKOLATA (KAKAO)
    Çocuklarımızda tat duyusu çok erken yaşta gelişir. Özellikle çikolatalı gıdalar, mutluluk hormonu dediğimiz endorfin salgılanmasına neden olduğundan, bir tür bağımlılık gibi çocukları kendine çeker. Oysa kakao, kahve ile aynı yapıya sahiptir ve yüksek oranda kafein içerir. Kafein uyarıcı bir maddedir. Çocuklarda midede asit salgısını artırarak reflüye neden olur. Çocuklarda karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, geğirme gibi çoğu anne baba tarafından olağan karşılanan belirtiler reflü habercisi olabilir. Reflü mide asit salgısının yutma borusundan yukarı çıkıp solunum sistemine girmesi ile astım bulgularına yol açar. Astımlı çocuklarda %60 oranında sessiz reflü varlığı bildirilmektedir.
    2-MARGARİN
    Birbirleri ile zıt etkilere sahip iki yağ asidi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri çocukların beslenmesinde dengede olmak zorundadır. Zeytin yağı ve fındık yağında bol bulunan omega 3'ün alerjiyi önleyici etkileri vardır. Margarin vb. bitkisel katı yağlarda yüksek oranda bulunan omega 6 ise alerjiyi artırmaktadır. Bitkisel katı yağ içeren açma, poğaça, pasta vb gıdaların çok tüketilmesi vücutta bu dengenin bozulmasına ve alerjinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    3-KIZARTMALAR VE CİPS
    Yüksek oranda yağ ve kalori içeren kızartma gıdaları fazla tüketen bir çocuk kilo almaya yatkın olur. Şişman olmak çocuklarda astımın ortaya çıkışını 2 kat artırır. Ayrıca yağlı kızartmalar mide boşalmasını geciktirerek reflüyü ve reflünün tetiklediği astım alevlenmelerine zemin hazırlar.
    4-KETÇAP
    Domates fazla tüketildiğinde mide asit salgısını artırdığı bilinen bir gıdadır. Domatesin yoğun kullanıldığı ketçap vb. soslar çocuklarda mide rahatsızlığı yaratabilir. Katkısız olsalar bile fazla miktarda domates ve salçalı yemeklerle beslenmek, solunum yolunda mide asidine bağlı hasar oluşturup reaktif havayolu diye adlandırılan ve astımın habercisi kabul edilen tabloya yol açabilir.
    5-MAYONEZ
    Mayonez yüksek yağ içeriği nedeniyle mide boşalmasını geciktirir. Sessiz reflüsü olan alerjik astımlı çocuklarda bu besin bronşit ataklarını çağırmaktadır. Son zamanlarda “fast food” yiyeceklerle sık tüketilen bu besin çocuklar için “hamburger, patates kızartması , kola” üçlüsünün vazgeçilmez bir üyesi haline gelmiştir.
    6-BAL
    Birçok anne alerji ve astıma iyi geleceği düşüncesiyle çocuklarına çeşitli şekillerde bal vermekte. Balın içinde şifalı kabul edilen birçok madde olduğu bir gerçektir; ancak bal aynı zamanda mide için oldukça ağır, hazmı zor bir gıdadır. Alerjik astımı olan çocuklara şifa niyetiyle kaşık kaşık bal yedirilmesi reflüye neden olabileceğinden sakıncalıdır.
    7-ACI, BAHARAT
    Acı ve baharat sessiz reflüsü olan astımlı çocuklar için gizli tehlikedir. Kırmızı biber ve biberli yemekler, sucuk, sosis vb işlenmiş et ürünleri çocuklarda alerji ve astımın alevlenmesine neden olmaktadır. Baharat çocukların diyetine sıklıkla pizza, lahmacun vb. gıdaların tüketimi sırasında girmektedir.
    8-KOLA VE GAZLI İÇECEKLER
    Kola da bir diğer bol kafein içeren ve uyarıcı olduğu bilinen bir içecektir. Son zamanlarda çocukların beslenmesinde bol yer tuttuğu gözlenen kolalı ve meyveli gazlı içecekler reflü ve reflü üzerinde alerjik bronşit / astım ataklarına neden olmaktadır.
    9-BUZLU ÇAY, KAHVE
    Kafein içeriği nedeniyle geçmişte çocuklara fazla sık önerilmeyen bu içecekler de son zamanlarda soğuk servis edilmeleri nedeniyle çocukların beslenmesinde sık yer almaya başlamıştır. Buzlu çay, buzlu kahve gibi formlarda tüketilen bu içecekler çocuklarda mide sorunları ve iştahsızlığın başlıca nedenlerinden. Mide asit salgısını artırdığı bilinen bu gıdalar bir süre sonra reflü atakları yaparak alerjik bronşit alevlenmelerine neden olabiliyor.
    10-ÇİĞ SARIMSAK,SOĞAN
    Sarımsak ve soğan antioksidan ve anti-kanserojen kabul edilen özellikleri nedeniyle , son zamanlarda çocukların diyetine önceden olduğundan çok daha fazla girmiştir. Toplumda alternatif tıbba yönelme özellikle sık hastalanan çocuklarda bu gıdaların sık kullanımını gündeme getirmiştir. Oysa; çiğ sarımsak ve çiğ soğan midede asit salgısını artırdığı ve alerjik astımı tetiklediği bilinen başlıca gıdalardandır. Çiğ soğan hamburgerlerin içerisinde ve lahmacunda karşımıza çıkarken; çiğ sarımsak cacık içerisinde yer alabiliyor.
    11-ŞERBETLİ TATLILAR
    İçeriğindeki katı yağlar ve margarin bir yandan şerbetli tatlılara lezzet verirken, diğer yandan çocuklarımızda mide sorunları yaratabiliyor. Baklava, şöbiyet, tulumba tatlısı gib ağır tatlılar sık ve fazla miktarda tüketildiğinde çocuklarda sessiz reflüye yol açmakta ve alerjik bronşit /astımı tetiklemektedir.
    ALERJİSİ VE ASTIMI OLAN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ
    1- Çikolata ve kakaodan uzak durmak
    2- Sütlü ve meyveli tatlılar tüketmek
    3- Kızartma yerine fırında patates yemek
    4- Kola, buzlu çay ve kahveden uzak durmak
    5- İçecek olarak suya alışmak
    6- Katı bitkisel yağlarla hazırlanan salçalı yemekler yerine domatesle ve zeytinyağı ile hazırlanmış hafif yemekler yemek
    7- Hamur işi gıdaları (açma, poğaça) evde hazırlamak
    8- Şifa niyetiyle bal vermemek
    9- Bol çiğ sarımsak/soğan ve baharat ve yağ içeren “fast food” gıdalardan uzak durmak
    10- Yatmadan 2 saat öncesinden yemek yemeyi kesmek.

  • Soğuk algınlığı mı? Grip mi?

    Soğuk algınlığı mı? Grip mi?

    Solunum yolu hastalıklarının çok sık yaşandığı kış aylarında, soğuk algınlığı ile gribi birbirine karıştırıyorsanız; gereksiz yere antibiyotik kullanıyorsanız vücudunuz için yararlı bakterileri öldürüyor olabilirsiniz. Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu soğuk algınlığı ve grip arasındaki farklılıkları, hangi durumlarda doktora başvurmak gerektiğini açıklıyor.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu,soğuk algınlığına 100'den fazla virüsün sebep olabildiğini, bu virüslerin yılda 2 ile 4 kez yetişkinleri, 6 ile 10 kez çocukları hasta ettiğini söylüyor. Soğuk algınlığı yavaş seyreden bir hastalık olup, boğaz ağrısı, hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hafif öksürük gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Grip enfeksiyonu ise birkaç saat içinde aniden ortaya çıkan yüksek ateş ile birlikte şiddetli baş ağrısı ve tüm vücutta yaygın kas ağrısı, ağır halsizlik ile belirtilerini gösteriyor. Nuhoğlu; boğaz ağrısının, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi üst solunum yolu şikâyetlerinin gripte hafif olduğunu, soğuk algınlığı ile arasındaki en önemli farkın yüksek ateş olduğunu vurguluyor.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerjik olan kişilerin üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreden soğuk algınlığına daha çok yakalandıklarını, bu hastalığın sinüzit veya orta kulak enfeksiyonuna daha sık neden olduğunu belirtiyor. Alerjik hastalar dışında soğuk algınlığının korkulacak bir tablo olmadığına değiniyor. Nuhoğlu; alt solunum yolu enfeksiyonu görülme olasılığının daha fazla olduğu 2 yaş altı çocukların, 65 yaş üzeri yetişkinlerin, hamilelerin, kronik kalp ve akciğer hastalarının da, grip enfeksiyonu sebebiyle risk altında olduğunu vurguluyor.
    Grip ve Soğuk Algılığında Tedavi
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu;virüslerin neden olduğu gerek grip gerekse soğuk algınlığı hastalığına özgü bir tedavi olmadığını, istirahat, bol sıvı alımı ve aspirin harici ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabileceğini belirtiyor. Grip enfeksiyonunda kesinlikle aspirin kullanılmaması gerektiğini, virüslerden oluşan enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisiz olduğuna dikkat çekiyor. Gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncine neden olduğunu, doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamasını önemle tavsiye ediyor.
    Grip Tablosunda Ne Zaman Doktora Gitmek Gerekiyor?
    -Risk grubunda olan hastalar (2 yaş altı çocuklar; 65 yaş üstü erişkinler; kronik kalp ve akciğer hastaları) grip belirtileri olduğunda hiç beklemeden doktora başvurmalıdırlar.
    -Risk grubunda olmayan hastalar ise grip belirtileri olduğunda sadece;
    1. Ateş 3 gün içinde düşmemişse,
    2. Birkaç gün içinde düşüp sonra tekrar yükselmişse,
    3. Genel durum bozuluyorsa; virüsün üzerine daha ağır seyreden bakteri enfeksiyonu eklenmiş olabileceği için doktora başvurmalıdır.
    Basit Soğuk Algınlığı Tablosunda Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekiyor?
    Nuhoğlu;basit soğuk algınlığında ki belirtilerin genellikle 10 gün içinde azalarak geçtiğini, burun tıkanıklığı, burun akıntısı veya balgamlı öksürük 10 gün içinde tam geçmemişse bakteriyel bir enfeksiyon olasılığına karşın doktora gidilmesini tavsiye ediyor.
    Editöre Açıklama Notu:
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu 1966 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1984 yılında “Üsküdar Amerikan Kız Koleji”nden mezun oldu. Yüksek öğrenimini 1984 -1990 yılları arasında “İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi”nde tamamladı. 1996 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak S.B Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde göreve başladı.
    1996 – 1998 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı'nda Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi dalında yan dal eğitimi aldı. “Çocuklarda Akut Astım Atağı Tedavisinde Yüksek Doz Inhale Budesonid'in Etkinliği” isimli tez çalışması ile 1999 tarihinde Çocuk Alerjisi Uzmanı oldu. Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Dr. Yonca Nuhoğlu'nun çocuk astımı ve alerjisi konusunda yaptığı çok sayıda çalışma, yurt dışı ve ulusal dergi ve kongrelerde sunulmuştur.
    Nisan 2002 tarihinde doçentlik ünvanını alan Dr. Yonca Nuhoğlu, 2008 yılında Profesör olmuştur. 2008 -2009 yılları arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı yapmıştır.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; İstanbul Tabip Odası, Türk Pediatri Kurumu, Çocuk Solunum Yolu Hastalıkları Derneği, Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği ve “European Academy of Allergy and Clinical Immunology” (Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Derneği) üyesidir.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Akademisi (European Academy of Allergy and Clinical Immunology)'den verilen “Avrupa Çocuk Alerjisi Uzmanlık Diploması” sahibidir.

  • Çocuklarda alerji duyma kaybına yol açabilir !

    Çocuklarda alerji duyma kaybına yol açabilir !

    Çocuklarımız zaman zaman bizi duymazdan gelebilir, iki kere söyletebilir veya televizyonun sesini çok açabilir. Anneler çoğu kez çocuğun bunu bilerek yaptığını düşünür ve üzerinde durmaz. Taa ki kulak ağrısı ve ateş baş gösterene kadar… Çocuklarda duymanın değerlendirilmesi ve duyma kaybının erken dönemde fark edilerek tedavi edilmesi çok önemlidir. Burada annelere büyük iş düşmektedir.

    Ana okulu veya kreş gibi yaşıtlarıyla toplu olarak gününü geçiren ve buna bağlı üst solunum yolu enfeksiyonlarını çok yaşayan çocuklarda annelerin enfeksiyonun normal seyrini bilmesi gerekir. Ne zaman endişelenmek gerekir? Ne zaman doktora başvurulacak? Çoğu annenin bilmek istediği bir konudur.

    Çocuklarda orta kulak ince bir kanal ile burun boşluğuna bağlanır. Gün içinde defalarca yutkunarak bu kanaldan orta kulağa hava girişi sağlanır. Bu sayede kulak boşluğundaki sıvı birikmez ve sesleri rahatça iletmeye devam eder.

    BURUN TIKANIKLIĞI DUYMAYI ENGELLER!
    Ne zaman ki orta kulağa hava girişini sağlayan bu kanal tıkanır; o zaman orta kulakta sıvı birikmeye başlar. Kulak boşluğunun hava yerine sıvı ile dolu olması seslerin iletilmesini engeller ve duyma kaybı başlar. Bu durum tedavi edilmezse başlangıçta geçici olan duyma kaybı zamanla kalıcı hale gelir.

    ENFEKSİYON MU? ALERJİ Mİ?
    Çocuklarda orta kulakta sıvı birikmesine ve duyma kaybına neden olan en önemli etkenlerin başınca alerjik nezle ve alerjiye bağlı burun tıkanıklığı gelir. Alerjik nezle çocuklarda; erişkinlerde sık görülen hapşırık, burun kaşıntısı gibi ana belirtiler yerine burun tıkanıklığı ön planda olarak seyreder. Burnu tıkanan çocuk ağızdan nefes alır ve sık soğuk algınlığına yakalanır.
    Normal bir soğuk algınlığı yani nezle enfeksiyonunda burun akıntısı, burun tıkanıklığı veya öksürük gibi şikayetlerin en fazla 10 gün içerisinde antibiyotiksiz olarak atlatılabilmesi gerekir. Eğer burun tıkanıklığı ve burun akıntısı özellikle sarı yeşil olarak 10-15 günden uzun sürüyorsa; sinüzit dediğimiz bakterilerin yol açtığı tablo düşünülmelidir. Eğer bu tip uzayan ve her defasında antibiyotiklerle atlatılabilen enfeksiyonlar bir kış süresince 3 kereden fazla oluyor ve enfeksiyon aralarında burun tıkanıklığı hiç tam olarak geçmiyorsa altta yatan bir alerji olabileceği akıla gelmelidir.

    ALERJİ GENİZ ETİNİ BÜYÜTÜR!
    Alerjiye bağlı tekrarlayan enfeksiyonlar bir süre sonra geniz etinde büyüme ile sonuçlanır ve burun tıkanıklığı daha da belirgin hale gelir. Anneler burun tıkanıklığını çocuğun gece huzursuz uyumasından, gece ilk yattığında sebepsiz yere terlemesinden, ağız açık uyumasından ve horlamasından anlayabilir. Geniz eti büyüyünce kulak ağrısı ve ateşle seyreden kulak iltihapları sıklaşmaya başlar. Çocuk kulağının tıkandığından ve zaman zaman açıldığından yakınır. Daha ileri olgularda çocuk sesleri duymadığını ifade edebilir.

    ALERJİ TEDAVİ EDİLMEDEN GENİZ ETİ ALINMAMALIDIR!
    Sık orta kulak iltihabı geçiren bir çok çocuğun geniz eti ameliyatına gittiği ve kulaklarına tüp takıldığı gözlenir. Kulağa takılan tüpler genelde 6 ay-1 yıl içinde atılır; ancak alerji tedavisi yapılmadan bırakılan çocuklarda burun tıkanıklığının ameliyattan sonra da devam ettiği, kulak sorunlarının tekrarladığı fark edilir. Geniz etinin alınması ve kulağa tüp takılması sadece geçici bir düzelme sağlamıştır. Alerji devam ettiği için burun tıkanıklığı da devam etmektedir.

    GENİZ ETİ ALINAN HER 4 ÇOCUKTAN BİRİNDE YENİDEN GENİZ ETİ BÜYÜR!
    Geniz eti alınan ve kulağına tüp takılmasına gerek görülen çocuklarda mutlaka alerji araştırılması yapılmalıdır; çünkü geniz eti ameliyatı geçiren her 4 çocuktan birinde geniz etinin tekrar büyüdüğü gözlenir. Alerji araştırması 3 yaş altında kandan yapılan testlerle; 3 yaşından büyük çocuklarda deri testi olarak yapılmalıdır. Alerji testleri mutlaka bir çocuk alerji uzmanınca değerlendirilmelidir.

    ALERJİ TEDAVİSİYLE GENİZ ETİ KÜÇÜLÜR!
    Alerjik olunan maddeye karşı evde alınacak önlemlerle burun tıkanıklığı hafifler.Geniz eti operasyonuna gidilmeden önce mutlaka alerji tedavisinde kullanılan burun spreyleri ile tedavi yapılmalıdır. Alerji tedavisinin geniz etini küçültmesi mümkündür. Böylece genel anestezi altında yapılması gereken bir operasyon önlenmiş olur. Burun tıkanıklığının ve alerjinin kökten tedavisi için çocuğun dilaltı damla aşı tedavisine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ve uygun olduğu taktirde en erken dönemde aşı tedavisine başlanması gerekir.

    ALERJİ TEDAVİSİ ASTIM RİSKİNİ AZALTIR!
    Alerjik nezlenin ve buna bağlı burun tıkanıklığının tedavisi bir yandan çocuğun işitme fonksiyonlarını ve konuşma yeteneğini korurken; diğer yandan ileride astım olma riskini de azaltacaktır.

  • Astın / sinüzit ilişkisinde alerji dışı nedenler

    Astın / sinüzit ilişkisinde alerji dışı nedenler

    Sinüzitin en sık rastlanan sebebi alerjik nezledir. Alerjik nezlede ödemli olan burun mukozası sinüslerin boşaldığı delikleri de tıkar ve sinüs boşluğunda biriken sümük iltihaplanır ve sinüzit oluşur. Gerek sinüzitin tetiklemesi ile gerekse altta yatan alerjinin bronş dokusunu alevlendirmesi ile hassas hava yolu (reaktif hava yolu) ve astım gelişir.

    Ancak alerji dışında da burnu tıkayan diğer durumlar da sinüzite ve bunun sonucu olarak astıma neden olabilir. Bu açıdan mekanik tıkanıklıkların araştırılması gerekir. En sık rastlanan mekanik burun tıkanıklığı nedeni septal deviasyon diye adlandırılan burun kemiği eğrilikleridir. Burun kemiğinde eğrilik genetik olabileceği gibi, genetik olmadan da burun üzerine düşme şeklinde travma alınması sonucu gelişebilir. Septal deviasyonda gelişen burun içindeki hava yollarında düzensizlik ve hava akışının bozulması, sinüzite zemin hazırlamaktadır. Çocuklarda burun kemiği eğriliklerine 18 yaşından önce müdahale edilememektedir. Sık sık karbonatlı tuzlu su solüsyonları ile burnu yıkamak ve burnu açık tutmak sinüzit ataklarını azaltacaktır.

    Sinüzite zemin hazırlayan bir diğer mekanik faktör de geniz eti büyümesidir. Sık enfeksiyonlarla mücadele sonucu büyüyen geniz eti (adenoid) bir süre sonra burun arkasında kronik bir tıkanıklık ve iltihap odağı oluşturmaya başlar. Bu safhadan sonra eğer ilaç tedavisiyle küçülmüyorsa ve orta kulakta sıvı birikimi (seröz otit) ve duyma kaybı gibi sonuçlara neden oluyorsa ameliyatla bu dokunun burundan uzaklaştırılması gerekir.

    Bağışıklık sistemindeki zayıflıklar da mikropla mücadelede vücudun yetersiz kalmasına sık sinüzit olunmasına neden olur. IgA ve IgG değerindeki düşüklükler bu yönde en sık rastlanan bağışıklık yetersizlikleridir. IgA eksikliğinin alerjiyle en sık birlikte görülen bağışıklık yetersizliği olduğu bilinmektedir. Bu yüzden tekrarlayan sinüzit ve reaktif hava yolu /astım tablolarında alerji tespit edilmiş olsa bile IgA düzeyine bakılmalıdır. IgA eksikliğinin özgün bir tedavisi yoktur. Bağışıklık sistemini güçlendirecek besin ve aşılarla sinüzite karşı önlem alınması mümkündür.

    Çok sık görülmemekle birlikte kronik sinüzit ve astım birlikteliğinde” Kistik Fibrozis” diye adlandırılan bir hastalığı göz ardı etmemek gerekir. Özellikle büyüme geriliği ve kronik ishal tablosunun hastalığa eşlik ettiği hallerde araştırılmalıdır. Ancak büyüme geriliği ve kronik ishal olmadan da “Kistik Fibrozis” olabileceği de bilinmelidir. Başka bir nedenin bulunamadığı kronik sinüzit ve polip varlığında Kistik Fibrozis” in araştırıldığı Ter Testi istenmesinde fayda vardır.

  • Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Aşı tedavisi yaklaşık yüzyıldır uygulanan geçmişi oldukça eskiye dayanan bir yöntemdir. Bu dönemlerde aşı iğne ile doktorların kendi uyguladıkları solüsyonların koldan uygulanması ile yapılıyordu. Daha sonra el değmeden standard olarak hazırlanan solüsyonlar kullanılmaya başlandı.

    Ancak her iki durumda da iğne aşı tedavisi uygulaması sırasında hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonlar (anafilaksi) görülmeye başlandı. Bu nedenle uygulamaların doktor kontrolünde acil müdahale yapılabilecek bir ortamda yapılması önerildi. Buna rağmen hem bu yan etki potansiyeli hem de çocukların her hafta ya da her ay aşı olmak istememesi gerek doktorlar gerekse hasta sahipleri tarafından bu uygulamanın tercih edilmemesine neden oldu.

    Bir süre aşı tedavisi alerjik astımda önerilmemeye başlandı, ancak altta yatan alerjinin tedavisi konusu eksik kalınca bu ihtiyaçtan hareketle dil altı damla aşılar geliştirildi. Son 20 yıldır alerjinin güncel tedavisi haline gelen dilaltı damla aşılarla çok iyi başarı elde edildi. Şu an iğne aşı ile etkinlik açısından bir farkı olmadığı hatta evde ailelerin kullanımına uygun güvenli bir tedavi olmasından dolayı iğne aşıdan üstün olduğu kanıtlandı.

    Son dönemde tüm Avrupa’da yapılan alerji aşı tedavilerinin % 60-70 oranında damla aşı şeklinde yapıldığı gözlenmektedir. Bu konuda son gelişmeler ışığında Avrupa’da alerji aşılarının tablet formlarının geliştirildiğini biliyoruz. Yakın zamanda ülkemizde de uygulanmaya başlayacağımız bu aşılar özellikle bahar aylarında polenlere maruz kalınması sonucu gelişen mevsimsel alerjik nezle ve alerjik astım tedavisinde yerini almaya başlamıştır. Kısa zaman sonra ev tozu akarlarına yönelik de dilaltı tablet formda aşı geliştirilmesi beklenmektedir.

  • Alerjik nezle(rinit) / saman nezlesi nedir ? Nasıl tanı konur ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerjik nezle(rinit) / saman nezlesi nedir ? Nasıl tanı konur ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerjik nezle (alerjik rinit) çevresel bazı faktörlere alerji gelişimi sonucu, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı, hapşırma ve göz yaşarması gibi belirtilerin görüldüğü bir hastalıktır. Küçük çocuklarda sadece sık burun tıkanıklığı, sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve sık orta kulak enfeksiyonları ile kendini gösterebilir.

    Çocuklarda yıl boyu süren alerjik nezleye bağlı gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen durumlardır. Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta – 10 günden uzun sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile tanınır. Orta kulakta sıvı birikimi ise ateş ve kulak ağrısı ile gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak altta yatan alerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK NEZLE TANISI:

    Alerjik nezlede tanı hastanın hikâyesi ve destekleyici laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması belirtilerinin yaşamın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı; bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ve burun akıntısında alerjik hücrelerin tespiti tanı koydurmaktadır.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK NEZLE TEDAVİSİ:

    Alerjik nezlede birinci basamak tedavi alerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır. İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan alerji şurup / hapları ile ve/veya kana karışmayan kortizonlu burun spreyleri ile sağlanabilir. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra problemin kökten çözümü için “Dilaltı Damla Aşı” tedavisi uygulanabilir.

  • Çocuklarda alerjik cilt hastalıkları

    Çocuklarda alerjik cilt hastalıkları

    ATOPİK DERMATİT (ALERJİK EGZAMA) :

    Alerjik egzama özellikle hayatın ilk yıllarında en yoğun olarak görülen cilt kuruluğu, döküntü ve kaşıntı ile seyreden bir cilt hastalığıdır. Tipik olarak yanaklar, boyun altı, dirsek içleri ve diz arkası gibi bölgeler en çok etkilenen alanlardır. Altı yaşına doğru şiddeti gitgide azalır.

    Alerjik egzamada en önde gelen sebep gıdalara karşı gelişen alerjidir. Gıdalar içinde de en sıklıkla inek sütü ve yumurta bu durumdan sorumlu bulunmaktadır. Ancak hava yolu ile alınan ev tozu gibi alerjenlerin de sorumlu olabildiği gösterilmiştir.

    Alerji geliştirilmiş olan madde ile gerek sindirim sistemi yolu ile gerekse hava yolu ile gerçekleşen temas döküntü ve kaşıntıyı artırmaktadır. Bunun dışında terleme, şiddetli sürtünme gibi fiziksel uyaranlar da şikâyetlerin artmasına sebep olabilmektedir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK EGZAMA NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Özellikle alerji geliştirilmiş olan madde ile temasın azaltılması şikâyetlerde azalmaya neden olacaktır. Ayrıca sık banyo yaptırma ve sık nemlendirici uygulama yolu ile cildi nemli tutma bu yönde etkili olmaktadır. Kuru cilt daha çok kaşınır. Kaşındıkça döküntü artar. Koruyucu önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda ağızdan alerji ilaçları ve kortizonlu kremlerle kısa süreli ve kontrollü bir tedavi gerekebilmektedir. Ev tozu akarı gibi havadan alınan maddelerle gelişen alerjik egzamada dilaltı aşı tedavisinden fayda görülmektedir.

    ÜRTİKER (KURDEŞEN):

    Ürtiker halk arasında “kurdeşen” olarak bilinen ciltte döküntü kaşıntı ile seyreden bir hastalıktır. Genellikle tüm vücutta yaygın olarak görülebilen, ciltten hafifçe kabarık, sınırları belli, birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen büyüklükte döküntüler şeklindedir. Basmakla solma özelliği vardır.

    Çocukluk çağında ürtikerin en sık nedeni enfeksiyonlardır. İkinci sırada gıda alerjileri gelir. Sindirim sisteminde parazitlerin varlığı ve ilaç alerjileri de nedenler arasında yer almaktadır. Ancak kronikleşmenin söz konusu olmadığı durumlarda nedene yönelik araştırma yapmaya gerek yoktur.

    ÇOCUKLARDA ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Tedavi sorumlu etkenin ortadan kaldırılması ile başlamalıdır. Bununla beraber ağızdan alerji ilaçları (antihistaminikler) ile tedavi söz konusudur. Tedaviye yetersiz yanıtın söz konusu olduğu durumlarda kortizonlu ilaçlarla ağızdan tedavi uygulanabilir.