Etiket: Alerji

  • Cılt altı iğne aşı tedavısı (subkütan immünotarapı)

    Cilt Altı İğne Aşı Tedavisi (Subkütan İmmünotarapi)

    Devamlı ve mevsim öncesi şeklinde yapılabilir. Mevsim öncesi cilt altından yapılan aşılar sadece polen alerjisinde uygulanabilir. Ocak ayından Nisan ayına kadar haftada bir uygulanmaktadır. Devalı uygulanan aşılar ise başlangıçta en az alerjen içeren konsantrasyonda başlanır. Haftada bir başlanır. Konsantrasyon giderek artırılır. Daha sonraki aylarda doz aralığı 1 aya kadar çıkılır. Toplam uygulama süresi 3 yıl ile 5 yıl arasında değişmektedir. 5 yaşından sonra uygulanabilir. Etkili bir tedavi yöntemidir. Ancak bu tedavi yöntemi sadece çocuk alerji uzmanları tarafından planlanabilir ve uygulnabilir. Aksi taktirde tedavi başarısızlıkla sonuçlanabilir daha da önemlisi ciddi kötü sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.Kesinlikle evde yada eczanelerde alerji aşısı yaptırılmamalıdır.

    Aşılar nasıl saklanmalıdır?

    Buzdolabı rafında saklanmalıdır. 2 ile 8 derece arasında korunmalıdır . Buzluk veya diffirize konulmamalıdır. Buzdolabı dışında tutulmamalıdır. Buzdolabı dışında uzun süre tutulursa yapılan aşının etkisi olmaz.

    Aşı tedavisinin etkisi ne zaman başlar?

    Aşı tedavisinin etkisi tedaviden sonra 6 -9 ayda başlar. Birinci yılın sonunda faydası mutlaka olmalıdır. Birinci yılın sonunda aşı tedavisinin faydası yoksa aşı tedavisi kesilir.

    Astımlı çocuklara aşı tedavisi neden yapılır?

    Astımlı veya alerjik nezleli çocuklarda alerjiye karşı tolerans oluşturmak için kullanılır. Aşı tedavisi ilaç gereksinimini azaltır veya ortadan kaldırır, yeni alerjilerin gelişmesini önler ve hayat kalitesini artırmaktadır. Çocuklarda aşının etkisi yetişkinlere göre çok daha fazladır. Çünkü çocuklarda immun sistem değişim içindedir.

    Aşı kortizon içeriyor mu?

    Alerji aşılarında sadece alerjen vardır.Örneğin polen aşısında polenler vardır. Ev tozu mite aşısında mite alerjenleri vardır. Bu nedenle kesinlikle kortizon yoktur. İlerde herhangi bir zararı da olmaz. Kısırlık, karaciğer zararı gibi herhangi bir organa zararı olmaz.

    Alerji aşılarının yan etkisi var mıdır?

    Dil altı aşıları sonrasında dudakta ve dilde şişme, dilaltında aft gelişmesi ve karın ağrısı gibi bazı belirtiler görülebilir. Ancak bu belirtiler genelde hafiftir. Cilt altı enjeksiyon aşıları sonrasında ise aşı yapılan yerde şişlik, kızarıklık, hafif yorgunluk gibi bazı belirtiler görülebilir. Nadiren de ciddi alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu ciddi reaksiyon aşıdan sonra 30 dakika içinde görüldüğü için aşı sonrası 30 dakika gözetim altında tutulmalıdır. Aşı tedavisinin uzun vadede kısırlık, organlara zarar gibi herhangi bir zararı olmaz.

    Cilt Altı İğne Aşı Tedavisi (Subkütan İmmünotarapi)

    İğne şeklindeki alerji aşıları uzun yıllar alerjik çocuk ve erişkinlere alerjinin tedavisi için uygulanmaktadır. Bu uygulamada alerjik olunan madde direkt cilt altına verilmektedir.

    İğne Aşı Tedavisi Alan Hastaların Bilmesi Gereken Konular

    Ülkemizde alerji aşısı üretilmemektedir. Uygulanan aşıların uluslararası aşı firmalarınca hazırlanan üzerinde içeriğinde ne olduğunun yazıldığı etiket taşıyan aşılar olması gerekmektedir. İğne aşıların kesinlikle doktor kontrolünde acil şartlarının sağlandığı sağlık kuruluşlarında yapılması önerilir. Kesinlikle evde yada eczanelerde alerji aşısı yaptırılmamalıdı

  • Sağlam bebek takibi ve allerjide erken teşhis

    Allerji doğumda başlar. Genetik yatkınlık; bunun üzerine eklenen çevresel faktörler; buyursun hastalık. Bu çevresel faktörler ne zaman bebeğin tolerans sınırını geçerse, o zaman hastalık olarak ortaya çıkar. Bazen daha hayatın ilk günlerinde, bazen 4-5 yaş civarı…

    En çok inek sütü alerjisi şeklinde görülen besin alerjisi; en erken başlayanıdır. Hayatın ilk günlerinde bile ip uçları verebilir. Süt çocukluğu döneminde “üşütme”, “soğuk algınlığı”, “bronşit başlangıcı” vs. isimler verilen durumlar belki de bir alerjik hastalığın belirtileridir.

    Ailede; anne, baba, kardeşlerde alerji öyküsü varsa; bu risk katlanarak artmaktadır. Özellikle aile öyküsü olan bebeklerin periyodik sağlıklı bebek kontrolleri sırasında bazen ailenin gözünden kaçan erken belirtileri yakalayarak gereken önlem ve tedavileri uygulandığında yıllarca sürecek bir tedavi sürecini başlamadan önlemek mümkün olmaktadır.

    Bir de madalyonun diğer yüzü var. Hiçbir özelliği olmayan bazı belirtilerden yola çıkılarak bebekler ilk aylardan itibaren gereksiz tedavilere de maruz kalabiliyor. Gereksiz besin yasaklamaları, gereksiz ilaç yüklemeleri de maalesef sık gördüğümüz uygulamalar.

    Sağlıklı periyodik bebek kontrolleri yaptığım bebeklerimde zaman zaman rastladığım bir durum olduğu için gündeme getirmek istedim. Baştan bana sağlam bebek kontrolüne başlayan ailelerin çoğunda alerji öyküsü var. Bebeklerin ve ailenin hayatı zehir olmasın diye dikkat ve özenle izliyor, gerektiği zaman, gerektiği kadar tedavi ile bilimin sınırları içinde yardımcı olmaya çalışıyorum.

    Bazen tavsiye ile veya başka nedenlerle birkaç ay geçtikten sonra takibe gelmeye başlayan bebeklerimde ne yazık ki bu yanlışlar görülebiliyor. Komşu, arkadaş tavsiyeleri ile, internet paylaşımları ile bebeklere gereksiz besin yasaklamaları uygulandığını görüyorum. Bazen de basit bir öksürük sonrası piyasada ne kadar ilaç varsa başlanıp sanki ağır astımlı gibi tedavi aldıklarını görüyorum.

    Hastalık yok; hasta vardır. Her bebek ayrıdır. Öyküsü, muayenesi, tetkikleri farklıdır. Aynı kefeye koyarak tedavi edilmemelidir. Süt alerjisi deniyor; bir kan tetkiki yaptırılıyor; biraz yüksek çıktı diye hadi bakalım her şey yasak, başlasın bir sürü ilaç…. Bu doğru değil. Bazen sınırın üstündeki değerlerde bile yasak uygulanmayabilir. Ya da kısmi yasaklar yapılabilir. “Yasak” demek çok kolay. Bebeği için fedakarlık yapmaya hazır anneler de abartarak bu yasakları uyguluyor. Peki anne ve bebeğin beslenmesi ne olacak? Kaş yaparken göz çıkarmamak da gerekli.

    Tüm bebeklerimize sevgiler, sağlıkla gelecek mutlu günler dileklerimle

    16.5.2015

    Prof.Dr.Reha Cengizlier

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

    Çocuk Allerjisi Uzmanı

  • Süt alerjisi

    ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİK DEĞİLDİR. SÜT ALLERJİSİ OLAN BEBEKLERDE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE UZUN SÜRE VERİLİR

    Yenidoğan dönemindeki bebekte et, yumurta, süt gibi gıdalara karşı alerji görülebilir. Bebek daha bunları hiç yemedi ki nereden olsun? Burada dolaylı bir alerji söz konusudur. Annenin aldığı gıdaların içindeki bazı küçük partiküller anne sütünden geçerek bebeğe taşır ve alerji yapar. Bu durumda bebeğe yapılan test sonucu saptanan alerjen annenin diyetinden çıkarılarak tedavi sağlanır.

    İnek sütü, yapı olarak anne sütüne benzemekle beraber, içerdiği proteinlerin bileşimi farklıdır. Sadece inek sütü değil; koyun sütü, keçi sütü gibi beslenmede kullanılan diğer hayvan sütlerinde de aynı durum söz konusudur. “İnek sütü alerjiktir, keçi sütü alerjik değildir” düşüncesi tamamen yanlıştır. Yaygın kullanımı sonucu ona karşı da alerji gelişebilir. İçerdikleri ortak proteinler yolu ile çapraz reaksiyon yaparak % 60-70’inde zaten alerji olur. Az sayıdaki bebekte inek sütüne alerji olup keçi sütüne tolerans söz konusu olabilir. Bu da ancak araştırılıp saptanarak anlaşılabilir.

    İnek sütü alerjisi, sadece süt verince olmaz. Hazır mamalar da aynı derecede risk taşımaktadır. Yani süt alerjisi varsa; mama da alerji yapar. Bu nedenle tanı mutlaka kesin olarak konmalıdır. Kesin tanı konduktan sonra, allerjenik özelliği tamamen ortadan kaldırılmış, ama besleyici değeri korunmuş tam hidrolize özel mamalar verilir. Bu mamaları 2 yaşına kadar özel rapor çıkararak ücretsiz sağlamak da mümkündür. Bunun için uzman tarafından kanıtlanmış bir süt alerjisi tanısı şarttır. Bu mamaların tadı pek hoş değildir. Genellikle bebekler tarafından reddedilir. Alımını kolaylaştıracak şekilde içine başka aromaların katılması bazen çözüm olabilir. Süt alerjisi olan bebeklerde anne sütü verilebildiği sürece sorun yoktur. Ancak anne sütü yoksa beslenmede daha dikkatli olunur. Diyetisyen yardımı almak yararlıdır. Bebeğin protein, kalsiyum ve diğer elementlerinin kaynaklarının ayarlanması gerekir.

    Süt alerjisi tanısı koymak her zaman kolay değildir. Hatta çok zordur. Bazı bebeklerde (hatta büyüklerde), kan veya deri testi ile saptanabilen türleri vardır. Bazen de bu testler tamamen normal olup başka mekanizmalarla alerji yapar. Biz birinci grubu ele alırsak; deri testi ile (+) reaksiyon süt alerjisi vardır dedirir. Kanda bakılan değerler belli bir sınırı geçince yine alerji vardır dedirir. Ama bu; hemen anneyi ve bebeği kesin ve sıkı bir diyete koyacaksınız anlamına gelmez. Bunun dereceleri vardır, gerçek hayata yansıması vardır. Bazen sınırın hemen üstündeki bir değerde ama bebekte çok şiddetli allerji görülebilir. Bazen de çok yüksek değerde olduğu halde bebek rahatça sütünü içebiliyordur. İşte sadece laboratuvardan alınan test sonucundaki rakama göre davranmak, yanlışlıklara ve ardından gelecek bir sürü komplikasyonlara yol açar. Öyle olmasa; doktora, uzmana gerek kalmaz; bir testle herkes kendi tedavisini yapabilirdi. Etkileyen faktörler, o bebeğin özellikleri, yaşam koşulları vs. göz önüne alınarak yaklaşılmalıdır. Hastalık yok, hasta vardır.

    Bazen sadece süt değil, birlikte et, yumurta gibi başka gıdalara karşı da alerji vardır. O zaman anneyi sıkı diyete sokunca anne beslenmesine de dikkat etmek gerekir. Anne sütü alamıyorsa bebek için mutlaka doktor- diyetisyen işbirliği yaparak izlemek gerekir. Gıda alerjisi olup anne sütü de alamayan bebeklerde ek gıdalara da erken başlanır. Yine bebeğin durumuna göre bireysel planlar yapılmalı, genelleme yapılmamalıdır.

    Korunma, her zaman için tedaviden önce gelmelidir. İnek sütü alerjisi olmadan önce korumak gerekir. Ailede alerji öyküsü olan bebeklerde katı gıdalara geç başlamak, alerji potansiyeli yüksek gıdalara geç başlamak, anne sütünü olabildiğince uzun süre vermek, mama verilecekse de yarı hidrolize mamalar tercih edilmelidir.

  • Besin alerjili çocuğun annesinin beslenmesi

    Sevgili anneler, bu başlığı görünce hemen hemen hepinizin ortak cevabını duyar gibi oluyorum; “Tek çocuğum iyileşsin, ben hiçbir şey yemesem de olur”. Doğru düşünüyorum değil mi? Nasıl ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa; sağlam bebek de sağlam anneyle elde edilir.

    Bebeklerde, beslenme sırasında mutlak ihtiyaçlar ön sırada gelir. Ne demek mi istiyorum? Şöyle; anneyi emen bir bebeğin kalsiyum ihtiyacı varsa, annenin kemiklerinde depolanmış kalsiyumu eriterek bile o ihtiyaç giderilir. Bir vitamin mi eksik kaldı? Annenin var olan depolarını idareli kullanalım diye bir şey olmaz. Gerekirse anne kanındaki vitamini sıfırlayacak şekilde hepsi süte geçer ve bebek hepsini alır. Bu arada alınanları yerine koyamayan annede giderek içten içe eksilmeler başlar. Bu eksilmeler önceleri hissedilmez. Zamanla çabuk yorulma, halsizlik, saç dökülmesi, bel ağrısı gibi sıradan şikayetle şeklinde görülür. Bu şikayetlere de daima bir bahane bulunur. Çok yoruldum, uykusuz kaldım vs. Bunlardan daha da önemlisi; kadınlarda daha sık rastlanan “osteoporoz” yani; kemik erimesi. Sanki her kadının kaçınılmaz sonu gibi düşünülmekle beraber, aslında böyle değildir. Kaçınmak, korunmak da mümkün; olacaksa bile hem daha ileri yaşlara kaydırmak, hem de daha hafif boyutta kalmasını sağlamak mümkün. Tabii her sağlık sorununda olduğu gibi korunmak, tedavi etmekten hem daha kolay, hem daha ucuzdur.

    Gebelik sırasında alınan kilolar, annelerin önemli sorunlarından biridir. Mümkün olan en kısa zamanda bu kilolardan kurtulma çabaları da başlar. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapılan diyetlerle bu sağlanmaya çalışılır.

    Şimdiye kadar saydığımız durumların hepsi sağlıklı bebeğe sahip olan annelerin de yaşadığı beslenme bağlantılı sorunlardı. Bir de bunun üzerine besin alerjisi olan bebek eklendiği zaman bu sorunlar katlanarak artmaya başlar.

    Bebeklerdeki besin alerjilerinin en sık görüleni inek sütü alerjisidir. Her ne kadar inek sütü alerjisi desek de aslında “hayvan süt alerjisi” demek daha doğrudur. Bu çocukların %90’ında keçi sütüne de allerji vardır. Sadece %10 kadarı keçi sütü ve ürünlerini tolere edebilir. Her neyse; konumuz bu değil. Bazen bir doktor eşliğinde ve doğru yaklaşımla bebeğe gerçek besin alerjisi tanısı konur. Bazen hiçbir destek olmadan çocuğun sıradan ağlama, gaz, uyku sorunu gibi şikayetleri besin alerjisi olarak yorumlanır ve diyet önerilir. ANNE SÜTÜNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. Bu nedenle anne sütünün kesinlikle devam edilmesi, ileri yaşa kadar anne sütü verilmesi gerekir. Annenin yediği gıdaların alerjen molekülleri, annenin sütüne karışarak çocuğa alerjiyi aktarabilir. Bu durumda da anneye sıkı diyet uygulanır. İşte bu diyet sırasında gerçek alerjinin tedavisi amacı ile veya yukarıda saydığımız sağlıklı annelerin de yaptığı diyet sonucunda annenin sağlığını korumak için beslenmeye dikkat çok önemlidir.

    Anneler;

    ****Süt ve ürünlerine katı diyet uygulayan anneler, bu yolla alamadığı protein ve kalsiyumu mutlaka tamamlamalıdır. Doktorun önereceği ilaçlarla kalsiyum desteği, kırmızı ve beyaz et yiyerek protein desteği almalıdır.

    ****Vitamin ve mineral desteği almalıdır. Gerek yeşil ve kırmızı meyve-sebzelerden, gerek baklagillerden yeterince tüketmelidir. Çeşitli nedenlerle doğal yoldan tamamlayamadığı eksiklikleri ise hem vitamin, hem mineral açısından ilaç olarak tamamlamalıdır. Bunun için de doktorunun ve diyetisyeninini yardımına başvurması gerekir.

    ****Dengeli beslenmelidir. Karbohidrat ve yağı tamamen kesmemelidir. Toplam yediği miktarı azaltabilir. Ancak yediğinin içeriğinde yaklaşık 5 50’si karbohidrat, %35’i protein, %15’i yağ şeklinde ayarlanmalıdır. Karbohidrat derken direkt bal, reçel, pekmez gibi basit şekerleri kast etmiyorum. Pilav, makarna, ekmek gibi kompleks karbohidratları kast ediyorum.

    ****Bol sıvı almalıdır. Hem toksinleri atmak, yediklerinin sindirilmesine ve vücuda yararlı hale gelmesine yardımcı olmak, hem de kan dolaşımını artırarak süt yapımını artırmak için çok su içmek önemlidir.

    ****Annenin yasaklı gıdalar dışında diyetine dikkati de gerekebilir. Daha önceden yediği zaman kendisine gaz oluşturduğunu bildiği gıdalardan emzirme döneminde de kaçınmalıdır. Gıdaların tadı, sütün tadını da etkileyebildiğinden; örneğin bol sarımsak yediği gün bebek süt emmeyi reddediyor, almak istemiyor olabilir. Böyle bir gözlemde o gıdayı almamakta yarar vardır.

    ****Hamilelikte diyet gerekir mi? En sık sorunlardan biri de budur. Bazen ilk çocuğu besin alerjisi yaşayan anneler, tekrar gebe kalınca yeni doğacak bebekte alerji olmasın diye gebelik süresince diyet yapar. Balık, yumurta, süt gibi temel gıdaları kız-sar. Bu tamamen yanlıştır. GEBELİKTE YAPILAN DİYETİN, DOĞACAK BEBEKTE ALERJİYİ ÖNLEME ÖZELLİĞİ YOKTUR.

    ****Her ne kadar beslenme konuşuyorsak da ilgili olan kilo söz konusu olunca egzersizden de bahsetmekte yarar var. Kilo vermek amacı ile yapılan aşırı egzersiz sırasında kas lifleri arasında oluşan laktik asit, vücuttan atılmak için kan dolaşımına geçer. Bir yandan vücuttan atılırken, bir yandan da süte karışır. Sütün tadını bozar. Bebek bu sütü almak istemez, ağlar, gaz veya ishal gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle emzirme döneminde aşırı egzersizden de kaçınmak gerekir.

    ****Bebeğin alerjik durumunun yakın kontrollerle izlenmesi, uygun biçimde diyetin açılması, gereksiz kısıtlama uzatılmasından kaçınmak gerekir.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji- ıı

    Bebekler 1 haftalık bile olsa alerji testi yapılabilir. Belli bir yaşa kadar bekleniyormuş diye gecikmek olmaz. Bebeğin durumuna ve annenin gözlemlerine göre, yaşı da göz önüne alınarak nelerle test yapılacağına doktoru karar verir. Deri testi veya kan testi ile süt alerjisi var şeklinde bir sonuç çıkarsa; işler daha kolay. Emziren anneyi ve ek gıda başlamışsa bebeği alerji yapan süt ve ürünlerini içeren gıdadan mutlak uzak tutmak gerekir. Beslenmeyi ve büyümeyi bozmamak için, mutlaka doktor ve bazen diyetisyen yardımı ile hareket etmek esastır. Çünkü süt alerjisinden sakınayım derken çocuğun büyüme beslenmesi bozulup büyüme geriliğine neden olabilir. Süt ve ürünlerini alamayan bebeklere ek olarak kalsiyum takviyesi de yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklere, anne sütü vermeye devam edilir. Ancak, anne diyete sokulur. Bebeğe yaptığı alerjinin derecesine göre anne diyeti ayarlanır. Hiç süt ve süt ürünü; hatta içine sütün , yoğurdun, peynirin, tereyağının çok az bir miktarı girmiş olan gıdaları bile alamayabilir. Bazen sadece sütü direkt süt olarak içmeyip, süt ürünlerini alabilir. Burada genelleme yapmayıp, bebeğe özgü yaklaşım esastır.

    Bebek ilk 6 ay içinde, (ek gıda alamayacak yaşta) ama anne sütü bir nedenle yoksa ne yapılacak?

    Bu durumda inek sütünün alerjik yapısını gideren ama besleyici değerini bozmayan özel mamalar kullanılır. Normal mamaların hepsi süt bazlı olup, direkt süt içirmek kadar alerji riski taşırlar. Bu mamaların avantajları;

    -Alerji riski olmadan bebeğin tüm beslenme ihtiyacını karşılar.

    -Hazırlaması kolaydır.

    Dezavantajları:

    -Pahalıdır (süt alerjisini kanıtlayan test sonuçları ile devletin sağlık kurumlarından 2 yaşına kadar bu mamayı ücretsiz alabilmek için rapor düzenlenebilir)

    -Tadı kötüdür. Maalesef alerjik özelliği ortadan kaldırmak için mecburen yapılan işlemler, mamanın tadını bozmaktadır. Henüz çok küçük bir bebekse, bu mamanın tadına alışıp rahatça alabilir. Ama daha önce başka mama tadını alan bebekler genellikle bunu reddeder. O zaman anneler mamaya vanilya şurubu, az şeker vs. bazı aromalar katarak yedirmeye çalışır.

    Süt alerjisi olan bebeklere beslenmeyi tamamen mamaya bırakmadan desteklemek için ek gıdalar da mümkün olduğunca erken başlanır. 4. Aydan itibaren ek gıda başlanması doğrudur. Ancak başlanacak her ek gıdanın da alerji yapma riski olduğundan, her yeni gıdayı en az 3 gün ara ile, gündüz vaktinde, azdan başlayarak verip, izleyen doktorla işbirliği içinde olmak gerekir. Verilen bir gıda sonrası oluşacak döküntü, kaşıntı, hırıltı gibi olağan dışı durumda ne yapılacağına doktorun yönlendirmesi ile karar verilir.

    Keçi sütü verilebilir mi?

    İnek sütü alerjisi olan bir bebekte keçi sütü alerjisi riski % 90 civarındadır. O anda yoksa bile birkaç kez verdikten sonra alerjik belirtiler gelişebilir. Nadiren inek sütüne alerji olup keçi sütü verilebilen bebekler vardır. Bu nedenle ezbere değil, çocuk değerlendirilerek kara vermek gerekir.

    Soya maması verilebilir mi?

    Keçi sütünde olduğu gibi soyada da inek sütüne benzer çapraz reaksiyon riski vardır. Bu % 65 civarındadır. Yine doktor kontrolünde denenebilir.

    Verilebilecek başka bir süt var mı?

    Evet; pirinç sütü verilebilir. Bazı marketlerde aynı kutudaki pastörize süt gibi ambalajlı pirinç sütü vardır. Pirinç unu değildir. Direkt süt gibi sıvı bir içecektir. İçine koyulan ek maddeler sonucu besleyici değeri süt gibidir. Bunu vermekle süt vermiş gibi beslenme sağlanabilir. Ama bu da hem pahalı, hem de görünümü yarı şeffaf, tadı süte benzemez. Mama yapmakta kullanılabilir.

    Bu arada meyve, sebze, et, tahıl, kuru baklagil gibi gıdaları bir program dahilinde başlayarak süt dışı besleyici gıdalara alışması da sağlanmalıdır. Beslenme tamamen süte bağımlı olmamalıdır.

    İlaçların yeri nedir?

    Besin alerjisinin tedavisinde ilaçların direkt yeri yoktur. Ancak alerjinin şekline göre oluşan rahatsızlıklara yönelik ilaçlar kullanılır. Şöyle ki; kaşıntılı cilt sorunu oluşuyorsa, yani egzema ise; cilt nemlendiricisi, gerektiğinde lokal kortizonlu kremler, bazen destek amaçlı antihistamin şuruplar verilebilir. Solunum yolu problemlerinde nefes açıcı sprey veya şuruplar kullanılabilir. Çok ciddi alerjik reaksiyonlarda zaman zaman kortizon iğnesi, hapı kullanılabilir.

    Besin alerjisi geçer mi?

    Büyük oranda geçer. Uzun sürenlerde bile hayatın ilk yılarında, özellikle 2 yaş civarında çoğu geçer. Başka besinlere karşı da alerji gelişirse; örneğin çerezler, balık gibi; bunların tamamen geçmeyip uzun sürebilme riski daha fazladır. Süt alerjisi genellikle geçicidir. Ama ne yazık ki çocuğun ileriki yaşlarında solunum yolu alerjisi, yani astım olma riski, başka çocuklara göre daha yüksektir. Bu nedenle de solunum yoluna yönelik korunma önlemleri erkenden başlanmalıdır. Bunlar içinde de en önemlisi çocuğun sigara dumanından korunmasıdır. Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında, hiçbir koşulda, çocuk evde yokken dahi sigara içilmemeli içirilmemelidir. Hatta evin balkonunda bile içilmese daha iyi olur.

    İyileşip iyileşmediğini nasıl anlarız?

    “Acaba düzeldi mi? Hadi bir süt içirip deneyelim” şeklinde yanlış yapılmamalıdır. Minimum 2-3 aylık bir kesin yasaklamanın ardından doktorun değerlendirmesine göre hem dozu hem içeriği ayarlanarak deneme yapılabilir. Bazen direkt sütle, bazen önce yoğurt veya peynirle deneme yapılabilir. Ama bundan önce; eğer başlangıçta kanda veya deri testi yaparak süt alerjisi saptanmışsa, yine kan veya deri testi ile şu anki durum değerlendirilebilir. Özellikle kandaki alerjinin düzeyinde düşmeler çok değerlidir. Doktoru yönlendirebilir. Kan değeri ne olursa olsun, çocuğun besine tepkisi farklı olabilir. Kan değeri çok düşmüş bile olsa yine de şiddetli alerjik reaksiyon görülebilir; bu nedenle bu denemeler mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.

    Başlangıçta kan testi ile saptanamayan ama kakada mukus veya kanamaya yol açan grupta ise; süt veya süt ürününü verdikten sonra 48-72 saat gözlenir; kakada oluşan gelişmelere, çocuğun huzursuzluğuna göre karar verilir.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji-ı

    Yenidoğan bebekler, ilk aylarda hayata ve çevreye alışma, başta anne olmak üzere tüm aile ile tanışma dönemi yaşarlar. Tek istedikleri karnının doyması, rahat etmesi, uyuması ve bezini kirletmesidir. Az az da olsa günde 7-8 defa kaka yapabilirler. İlerde ek ve katı gıdalara geçtikçe bu sayı azalacaktır. Her şey yolunda gittiği sürece sorun yok. Ama bazen bu kakalarda yapının bozulması, sümüksü, bazen pembe renk alması; hatta bazen içinde iplikçik veya bulaşma şeklinde kan görülmesi, annenin dünyasını başına yıkar. Panik içinde çareler aramaya başlar. Bu kanlı- müküslü (sümüksü) kakaya bir de kolik tarzı karın ağrıları; bunun belirtisi olarak aşırı huzursuzluk, ağlama ve kusmalar da eklenirse panik daha da artar.

    Kusmuk içinde kan görünce hemen panik olmaya gerek yoktur. Hele bazı kusmalar kanlı, bazıları tamamen normalse, sıkıntı daha da azdır. Önce annenin meme başını kontrol etmesi gerekir. Meme başı çatlağı varsa, bebek memeyi emerken beraber yuttuğu kan mide bulantısı ve kusma yaparak geri çıkar. Meme başının tedavisi ile bu durum tamamen düzelir. Yutulan kan az olup kusmaya yol açmadan, tüm barsağı dolaşıp koyu renkli kaka olarak da çıkabilir. O zaman panikle kaka tahlili yaptırılır, kakada kan ve lökosit görüldü diyerek dizanteri teşhisi konur, gereksiz yere antibiyotikler yüklenebilir. Bu nedenle düşünmeye daima en basitinden başlamak gerekir. Sadece anne sütü alan bir bebekte kolay kolay mikrobik ishal olmaz. Çok özel durumlar gerekir ki; bu da ancak doktor tarafından diğer tüm ihtimallerin olmadığı gösterildikten sonra ve kültür gibi kesin kanıtla kanıtlanarak anlaşılır.

    Bazen şikayetler ilk aylarda değil, daha geç ; örneğin 5-6. ayda bile başlayabilir. Bebeğe başlanan karpuz, kırmızı erik, domates gibi kırmızı renkli ek gıdalar tam sindirilemeyip, kakadan olduğu gibi çıkıp; kan sanılarak korku yaşatabilir. Ek gıda döneminde bu konuda da uyanık olmak gerekir.

    Gelelim bu konunun en can alıcı kısmına; alerji ile olan bağlantısına. Bebeklerde en sık kanlı kakaya yol açan alerji; “inek sütü alerjisi”dir. Şimdi bu sorunu yaşayan bazılarınız, “ben hiç inek sütü vermiyorum ki” diyecektir. Hemen cevaplayalım; sadece mama alan veya sadece anne sütü alan bebeklerde bile inek sütü alerjisi görülebilir. Normal mamaların hepsi inek sütü bazlı olduğu için inek sütünün alerjik yapısını gösterebilir. Annenin yediği süt ve yoğurt, peynir gibi sütten yapılan gıdaların bir kısmı , anne sütü ile taşınarak bebeğe ulaşabilir. Eğer bebeğin bu gıdalara karşı alerjisi varsa, her bebekte farklı şekilde kendini gösterebilir. ANNE SÜTÜNÜN KENDİSİNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. SÜT ALLERJİSİ TEŞHİSİ ALAN BEBEKLERDE TEDAVİ AMACI İLE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE DAHA UZUN SÜRE EMDİRMEYE TEŞVİK EDİLİR. Bazı bebeklerde egzema şeklinde deri döküntüleri ile, bazı bebekte hırıltı ve öksürük ile, bazı bebekte de aşırı gaz, kabızlık, ishal, kanlı – mukuslu kaka gibi kendini gösterebilir. Bebekte, bir şeylerin yolunda gitmediği görülünce, tahminlere dayalı veya kulaktan dolma bilgilerle ya da internetten ve diğer kaynaklarda okuyarak tedavi yaklaşımı yapılmamalıdır. Her bebek farklıdır, her bebeğin tedavisi farklıdır. İzleyen çocuk doktorunun da yönlendirmesi ile, mümkünse bir çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  • Anne sütü ve besin alerjisi

    Anne sütü değil, annenin yedikleri alerji yapıyor…

    Alerjileri ve besin intoleransı (duyarlılık), besin zehirlenmeleri birbirine karıştırılıyor. Alerji testinde bir besine karşı alerji olduğu sonucunun çıkması, o besinin tüketilmesi halinde alerjiye yol açmayabiliyor. Hastalık yoktur, hasta vardır. Bu nedenle sadece laboratuvar testlerinin sonucuna bakıp, et, süt ve yumurta gibi temel gıda maddelerini kişilerin beslenmesinden çıkarmak doğru değil. Eğer çıkarmak zorunda kalınıyorsa da, bu besinlerin yerine mutlaka onların yerine geçebilecek olanlar konulmalıdır.

    Halkın yaygın olarak yanlış bildiği besin alerjisi türlerinin başında süt alerjisinin gelmektedir. Bazı annelerin bebeklerini verdikleri sütün alerjiye yol açtığını sanarak sütten kesmeleri yanlıştır. Anne sütü değil, annenin tükettiği bazı besinler bebekte alerjiye yol açabilir. Burada bebeği sütten kesmek çözüm değil. Onun yerine bebeğe alerji testi yapıp hangi besinlerin alerjiye yol açtığını saptamak gerekiyor. Böylece annenin diyetini düzenlediğinizde bebeğin de sıkıntısı kalmıyor. Aynı şekilde yapılan testlerde küçük bebeklerde et alerjisi de çıkabilir. Anneler bu duruma şaşırıyor. Bebeğim 5 aylık daha et yemiyor, nasıl ete alerjisi çıktı diyorlar. Oysa annenin yediği et nedeniyle bebekte alerji oluşuyor. Bu nedenle annenin diyetinden eti çıkarıp yerine başka bir protein kaynağını koymak sorunu çözüyor.

    ÇİLEK YERİNE BAŞKA MEYVE YEYİN

    Yaygın besin alerjisi nedenleri arasında çilek de önemli bir yere sahip. Ancak tahmin ve testlere dayanarak çilek yasağı koymak doğru değil. Çileğin vücutta alerjiye yol açtığının kesin olarak saptanması halinde kesilebilir. Çileğin yerine başka meyve koyabilirsiniz. Ama et, süt ve yumurtayı bunlar alerji yapıyor deyip kesmek yanlış. Temel gıda maddeleri yasaklanacaksa da bunu bir alerji uzmanının yapması doğrudur.

    ALERJİ YAPAN BESİNİ 6 AY YEMEYİN

    Besin alerjisi deride kaşıntı, kızarıkık, kabarıklık gibi belirtilere yol açarken, hırıltı, hışıltılı nefes alıp verme, sık sık öksürme gibi sorunlar da ortaya çıkıyor. Kişide eğer gıda alerjisi varsa, farklı zamanlarda birkaç organ etkileniyor. Gıda alerjisinde kesin çarenin alerji yapan besin maddesini en az 6 ay tüketmemek gerekir. Eğer çocuğun et, süt ve yumurtadan herhangi birine karşı alerjisi varsa, mutlaka büyümesini, beslenmesini bozmayacak bir şekilde başka gıdalarla takviye yapılmalı. Bu gıdalar da diyetten çıkarılan besin maddesinin yerini doldurabilmeli. ABD’de çok tüketildiği için fıstık alerjisi çok yaygındır. Fıstık alerjisinin ömür boyu sürebilir. Türkiye’de ise fıstık alerjisi gibi uzun süren ve hiç geçmeyen balık ve deniz ürünleri alerjisi daha az.

    DUYARLILIK DERECELERİ FARKLI

    Besin zehirlenmesi ve besin alerjisi birbirinden farklı. Besin intoleransı (duyarlılığı) denilen durumda, karın ağrısı, aşırı kusma ve sindirememe gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bağırsaktaki bazı enzimler alınan gıdayı yeterince sindiremiyor. Bağırsaktaki bakteriler nedeniyle bu gıdalar tüketildiğinde gaz ve karın ağrısı olabiliyor. Besin zehirlenmelerinde ise, besindeki mikrobik kirlenmelerle ishal, kusma oluşabiliyor. Kişilerin besinleri tolore etme dereceleri de birbirinden farklıdır. Bir kişi bir bardak süt içtiğinde birşey olmuyor da, ikinci bardakta alerji oluşuyorsa sütü yasaklamıyoruz. Ama sadece pastanın içine veya kahveye bir parça süt tozu katılmışsa ve aşırı duyarlılığa neden oluyorsa sütü kesiyoruz. Bu nedenle mutlaka bir alerji uzmanı değerlendirmelidir diyoruz.”

  • Gıda alerjisi

    Alerjik hastalıklar, giderek artmaktadır. Gıda alerjisinde de buna paralel bir artış vardır. Gıda alerjisi her yaşta görülebilmektedir. Yaş ne kadar küçükse, sorun o kadar büyüktür. Bu nedenle de esas olarak bebeklik döneminin ciddi bir sorunudur.

    Gıda alerjisi, kliniğe değişik şekillerde yansımaktadır. Yeni doğan döneminde, anne sütünün kesilmesinden sonra veya ek gıdalara geçilmesinden sonra başlayabilir.

    Gıda alerjisi ile intoleransını da karıştırmamak gerekir. Doğuştan bazı enzim eksikliği olanlar, bazı gıdaları yerse dokunur. Örnek; G6PD enzimi eksik olanlar, bakla yerse sarılık atağı ve kansızlık yapabilir. Laktaz enzimi eksik olanlar, laktoz içeren gıdaları ; örneğin süt, yoğurt yerse dokunur. Ama az miktarda yerse veya laktozsuz süt yoğurt yerse sorun olmaz. Oysa alerjide durum farklıdır. Gıdayı oluşturan protein molekülleri az da alınsa alerjik reaksiyonu oluşturur.

    Sindirim sistemi belirtileri:

    Aşırı huzursuz, ağlayan , gazlı bir bebekte süt alerjisi olma ihtimali vardır. Yine bebek çok kusuyorsa, kilo alamıyorsa, gece uykusuzluk sorunu yaşıyorsa bunlar hep inek sütü alerjisine bağlı olabilir. Süt çocukluğu döneminde ishal veya tam tersine kabızlık, anal fissür de alerjinin belirtisi olabilir. Daha az bir olasılıkla başka gıdaların alerjisi de olabilir.

    Deri belirtileri:

    Deri belirtileri en sık görülenlerdir. Daha çok süt çocukluğu döneminde görülmekle birlikte her yaşta deri belirtisi olabilir. Sadece yanaklarda veya vücudun belli bölgelerinde kızarma, pütürlü bir görünüm veya kabuklanma olabilir. Genellikle kaşıntılıdır. Tipik olarak atopik dermatit olarak tanımladığımız bu deri döküntüleri besin alerjisi kaynaklı olabilir. Atopik dermatitin tipik dağılımı olarak yüzde, boyunda, kulak arkalarında, el ve ayak bileklerinde, diz-dirsek kıvrımlarının iç yüzeylerinde görülür. Bazen de bu tipik dağılım olmayıp yaygın döküntü şeklindedir. Özellikle bebek soyunduğunda vücudunun çıplak olan kısımlarını yırtarcasına kaşır. Kapalı alanlarda kaşıntı daha az veya yoktur.

    Besin alerjisi ürtiker-anjioödem şeklinde görülebilir. Özellikle ani reaksiyonlar bu şekildedir. Alerji olan besinle karşılaşır karşılaşmaz, ilk 2 saat içinde ortaya çıkar. Hemen müdahale edilmezse anafilaksiye neden olabilir.

    Solunum sistemi:

    Hırıltı, öksürük, aşırı salgı artışına bağlı balgam üretimi, nefes almakta güçlük görülebilir. Nefesinde hışıltı sesi (wheezing) duyulabilir.

    Belirtiler bazen tek bir organ veya sistem tutulumu değil, bunların karışımı şeklinde görülebilir. Tanıda en önemli adım, besin alerjisinden şüphelenmektir.

    Alerjen gıdalar:

    Bütün gıdalar alerji yapabilir. Özellikle bunlar yapar, bunlar yapmaz diye bir ayırım yapmamak gerekir. Bazı gıdalar, diğerlerinden daha alerjen yapıdadır. Özellikle temel besinleri oluşturan gıdalar bu konuda çok önemlidir. Süt, yumurta, kabuklu ve kuru yemişler , balık ve diğer deniz ürünleri, çilek ve bazı başka meyveler, buğday ve tahıllar en sık karşımıza çıkmaktadır. Bunların alerjen potansiyeli hem yapısına göre, hem de alerjisi olan kişiye göre değişir. Süt, yumurta alerjisi genellikle 2-3 yaş civarında geçer; balık, deniz ürünleri ve kuru yemiş; özellikle de fıstık alerjisi daha uzun sürme eğilimindedir. Bazen ömür boyu hiç geçmeyebilir. Unutmamak gereken nokta, ayrıntılı öykü alınarak aile dikkatle dinlenmeli, her gıdanın alerji yapabileceği göz önüne alınmalıdır.

    Tanı:

    -Altın standart gıdanın yasaklanması ve tekrar verilmesi prensibine dayanır. Alerjiye yol açan gıda bir süre kesilir, hasta gözlenir. Daha sonra tekrar verilir, belirtilerin tekrarlayıp tekrarlamadığına bakılır. Doktor tarafından yapıldığında, tek kör (hastanın bilmeyip doktorun bildiği) veya çift kör (hastanın ve doktorun verdiği gıda alerjen olması denene mi yoksa zararsız olduğu bilinen başka bir gıda mı olduğunu bilmediği yöntem) uygulanarak alerji tesbit edilmeye çalışılır.

    -Deri testi

    Tanı koymada alerji tetkikleri yardımcı olur. Alerji uzmanı tarafından yapılarak doğru değerlendirilen deri prick testi uygulanabilir. Taze gıdadan “prick to prick” denen yöntemle; yani iğne ucu önce gıdaya batırılıp sonra cilde uygulanarak değerlendirilir. Bir diğer yöntem de hazır ve standart gıda alerjenleri kullanarak test yapmaktır. Çok iyi deneyimli uzman tarafından yapılmazsa yanlış değerlendirme, yanlış tanı ve yanlış tedavi riski vardır. Çocuğu besin alerjisinden koruyalım derken gelişme, büyüme ve beslenme bozukluğuna yol açmamak gerekir.

    -Kan tetkiki

    Şüphelenilen besine karşı kanda oluşan spesifik IgE düzeyi ölçülür. IgE, bağışıklık sisteminin alerji oluşmasından sorumlu parçasıdır. Besine karşı tolerans varsa bu oluşmaz. Oluşuyorsa, bu besine karşı alerji olduğunu gösterir. Ancak bunun da dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Sadece var olması yetmez. Bir besini yasaklamak için o besinin belli bir miktarda IgE yaptırmış olması gerekir. Bu sınırın altında ise tam yasaklama yapmadan tedavi yoları araştırılır. Özellikle bebeklerde süt alerjisinde önemlidir. İlk 2 yaşta 2 kU/l üzerinde, daha büyük yaşlarda 5 kU/l üzerindeki değerler anlamlıdır. Her bir besin için belirlenmiş düzeyler vardır. Yorum yaparken göz önüne alınmalıdır.

    -Öykü

    Deri testi veya kan tetkiki negatif çıkarsa alerji yok dedirtmez. Sadece anafilaksi denen ve çok kötü sonuçlara ulaşma riski taşıyan tip alerji yoktur dedirtir. Besin alerjisi, IgE dışı mekanizmalarla da oluşabilir. Kan düzeyi normal olduğu halde annenin ısrarla dokunduğunu söylediği gıda gerçekten alerji yapıyor olabilir. Bu durumda yaklaşık 3 haftalık yasaklama, gözlem, ardından gıdanın tekrar verilmesi uygulanabilir.

    Tedavi:

    Besin alerjisinin tedavisi, alerji yapan besinin mutlak yasaklanmasıdır. Çilek gibi yense de yenmese de olur tür besinlerde çözüm kolaydır. Ama süt, yumurta gibi temel besinlerde durum biraz daha zordur. Bir besini yasaklarken, mutlaka aynı değerde alternatifi bulunup yerine konmalıdır. Aksi taktirde daha önemli sağlık sorunlarına yol açar.

    Son yıllarda yasaklama dışında bazı tedaviler denenmektedir. Bazı besinlere karşı aşı tedavisi denenmektedir. Ancak henüz güvenli uygulamaya girmemiştir.

    Gıdanın yaptığı alerjik reaksiyona karşı rahatlatıcı ilaçlar destek amaçlı kullanılabilir. Atopik dermatitte cildi nemlendiriciler, lokal kortizonlu pomadlar, zaman zaman sistemik kortizon, antihistaminik ilaçlar gibi tedaviler kullanılabilir. “Çivi çiviyi söker” mantığı ile kontrolsüz bir biçimde yapılan alerjen gıdanın bol bol verilmesi yanlıştır, hayati tehlike oluşturabilir. Gıda yasaklandığında, en az 3 ay süre ile o gıda veya o gıdanın başka gıdalar içindeki hali dahil asla verilmez. Az az vermek çözüm değildir. Mutlak yasaklama uygulamak gerekir. Örneğin yumurta yasaklıyorsanız; bisküvi, pasta, börek gibi içine yumurta giren gıdalar da yasaklanmalıdır.

    Bebeklik döneminde inek sütü alerjisi ayrı bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bir diğer yazıda üzerinde biraz daha ayrıntılı durulacaktır.

  • Ev tozu akarı allerjisi

    “Ev tozu”, “akar”, “ev tozu akarı”, “mite” alerjisi olarak adlandırılan bu ifadeler, aslında hepsi birbirinin aynı olan, en baş belası alerjenlerden birini tanımlar.

    Alerji tedavisinde temel prensip, alerjiye neden olan bir neden bulunmuş ise; ondan uzak durmaktır. En sık karşılaşılan ev içi alerjenleri; ev tozu akarlarıdır. O halde bundan uzak durmak önemli. Ama nasıl? Burada önemli olan ne eksik, ne fazla olmasın. Yeterince önlem uygulansın. Çevremizde görüyoruz; ne öyküsü uyuyor, ne şikayetler ile toz arasında bir ilişki var; ama hemen tozdan sakınma önlemleri abartılı olarak uygulanmaya başlıyor. Çocuk 1-2 kez öksürünce hemen bütün yataklar değiştiriliyor, evdeki bütün halılar kaldırılıyor, bütün ev her gün süpürüp siliniyor. Başlangıçta tüm aileler çocuğunun hatırına diye seve seve bu uygulamaları yapıyor. Ama bir gün değil, bir ay değil; devamlı böyle bir uygulamanın getireceği zorlukları bir düşünün. Zavallı anneler perişan oluyor. En ufak bir aksamada da suçluluk ve yetersizlik duygusu yaşıyorlar. O zaman ne yapalım?

    Birincisi, genelde yapılacaklar. Şöyle ki, çocuk astım tanısı veya bir başka alerjik hastalık tanısı almış; ama kandan veya deriden test yapılmamış, neye alerjisi var bilinmiyor. Bu durumda tozdan ne kadar sakınmak gerekli? Bu durumda sadece “olmasın” diye korunmak amaçlı sakınmadır. Bu da asla abartılmamalıdır. Sadece çocuğun yatak-yastık ve yorganı yün olmasın (pamuk, sünger, hazır ürünler, silikon vs. olabilir) yeter. Ya da değiştirmek mümkün değil, ille de yünde yatacaksa, çift kat nevresim, çarşaf ve yastık yüzü yeter. Bir de çocuk halıda uzanarak oynarken öksürük nöbetlerine tutuluyorsa, onun oynadığı yerdeki halının üstüne bir çarşaf vs. serip direkt toz ile teması önlemek yeterlidir. Yastık kabartmak, halı çırpmak gibi aşırı toz kaldıran işleri çocuğun yanında yapmamak gerekir.

    İkincisi; toz alerjisi saptanan çocukların korunması. Burada kandan veya deriden yapılan alerji testi ile çocuğun akar alerjisi kesin olarak saptanmışsa; daha sıkı önlemler gerekir. Birinci gruptaki önlemleri almak yanı sıra biraz daha dikkat eklenir. Şöyle ki; çocuğun yattığı odada yerde de toz tutacak halı kalmamasında yarar vardır. Ayrıca akarların yaşama ortamı olan yün veya kuştüyü eşyaların da çocuğun odasında olmamalı gerekir. Bazen ev küçük olup yedek yataklar vs. yüklük olarak kullanılan bir yerde depolanır. İşte bu oda çocuğun odası olmasın. Çocuğun uyuduğu odada mümkün olan en az miktarda eşya, onlar da toz tutmayacak gibi yıkanıp silinebilen cinsten olmalı. Hatta Yumoş, panda gibi içi doldurulmuş oyuncaklar da akar deposu olabilir. Bu oyuncakların da odada bulundurulmaması gerekir. Çocuğun alışkanlığı var, oyuncağa sarılarak uyuyor; o zaman da bu oyuncağın zaman zaman çamaşır makinesinde 60 derece üstünde yıkanması gerekir. Zaten akarların ölmesi için, çocuğun giysileri, çarşaflar vs. de gereken 60 derecede haftada bir yıkanmalıdır.

    Akarlar, vücuttan dökülen saç kepeği ve deri döküntüleri gibi çok küçük, fark etmeden devamlı döktüğümüz artıklarla beslenir. Sularını ise havanın neminden alırlar. Pek çok evde kullanılan oda nemlendirici buhar makineleri, aslında akarların yaşamasını da kolaylaştırır. Bu nedenle gereksiz yere devamlı buhar makinesi kullanılmamalıdır. Yatak, yastık vs. sentetik de olsa yine de içinde az çok akar yaşayabilir. Bu canlının alerjen özellik taşıyan dışkı, vücut parçacıkları, yüzeye çıkıp nefes yolu ile solunum sistemine girer ve alerjiyi tetikler. Bunu önlemek için de akar alerjeni geçirmeyen özel çarşaf-nevresim takımları, koruyuculuğu en iyi olan yöntemlerdir. Eşyanın üstüne önce bunlar kaplanır, sonra normal çarşafı, nevresimi de serilir.

    Diğer akar ilaçları ve cihazlar ne derece gereklidir? Suya çeken elektrik süpürgeleri de süpürme sırasında halıdan emilen akar alerjenlerinin tekrar havaya savrulmasını önler. Az çok katkısı vardır. Ancak gerek bu makine, gerekse hava temizleyiciler, akar öldüren ve çamaşır makinesinde son durulama suyuna katılan ilaçlar, halılara serpilen akar öldürücü tozlar, koltuk gibi içi dolu eşyalara sürülen akar öldürücü köpükler vs. olmazsa olmaz değildir. Yani, bunları alıp yapmak için büyük ekonomik sıkıntılara girmeye gerek yoktur. Maddi durumu iyi olanlar bu uygulamaları alıp yapabilir. Ne fayda etse kardır. Ama bunları yapabilmek için sıkıntıya girmeye, borçlanmaya, zahmetlere katlanmaya gerek yoktur. Herkesin rahatça uygulayabileceği basit önlemler yeterlidir.

    Giysilerde de abartıya gerek yok. Direkt vücuda temas eden yün giymemek yeterlidir. Ancak yünlü giysiler yaz boyu dolapta kapalı durup sonra direkt giyilirse, onlarda da akar ve akar artığı alerjenler olabilir. İyice havalandırıp çırpıp sonra dıştan giyilebilir. Sadece yünlü iç giysi giymemek yeterlidir. Akarlardan temizlemek için giysilerin 60 derecede yıkanması uygundur. Hatta bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde halıları bile yıkayacak boyutta çamaşır makineleri kullanılmaktadır.

  • Alerji nedir? Görülme sıklığı ve sebepleri nelerdir?

    İnsan , çevresi ile bir bütündür. Günlük yaşantımızda farkında olarak veya olmayarak pek çok başka canlı ve cansızlarla devamlı temas halindeyiz. Bunların bir kısmı gözle görülemeyecek kadar küçük boyuttadır. Örneğin, nefes alıp verirken ciğerlerimize çektiğimiz hava, mikroskop altında incelenirse, pek çok küçük partiküller içerdiği görülür. Bunlar toz zerrecikleri, bitkisel veya hayvansal kökenli küçük parçacıklar, bizlerin çevreye saldığı egzos gazları, yakıt artıkları gibi kirletici maddelerdir. Bu yabancı maddelerden korunmak için vücudumuzda devamlı bir mücadele vardır. Burun içindeki kıllarla havayı süzmeye başlarız. Yine burun ve solunum yolunun diğer bölgelerindeki koruyucu mekanizma devamlı çalışır. Alınan nefesi ısıtır, nemlendirir ve akciğerlere vücuda uygun hale gelmiş olarak gönderir. Burundan başlayan solunum yolunda salgı bezleri vardır. Bunlar, sudan biraz daha kıvamlı, şeffaf, sümüksü bir salgı yaparlar. Süzülmekten kurtulan yabancı maddelerin bir kısmı da buraya yapışır. Devamlı üretilip dışarı doğru hafifçe akan bu sıvıyı, farkına varmadan yutup, mide asitimizle içindeki yabancı maddeleri yok ederiz. her şeye rağmen yoluna devam edip akciğerlere ulaşan yabancı maddeleri de burada bulunan savaşçı hücreler tarafından yok ederiz. Bu koruyucu hücreler, bazen bu maddeleri içine alıp yok eder, bazen de salgıları ile yok eder. Bu salgılar, solunum yolundan dışarı doğru farkına varılmadan, yutularak yok edilir, veya miktar fazla olduğunda ara ara boğaz temizleme gibi hareketlerle veya küçük öksürüklerle solunum yolundan atarız.

    Bu küçük yabancı maddelerin bazıları, yapılarının özelliği ile koruyucu hücreleri daha fazla uyarır, bazı reaksiyonların gelişmesine yol açar. Bu parçacıklara “alerjen” denir. Alerjenlere karşı oluşan koruyucu mekanizma, bazı insanlarda genetik olarak belirlenerek çok daha şiddetli olur. Öyle ki, bu maddeleri yok etmek amacı ile gösterilen aşırı reaksiyon, kişinin kendisine de zarar vermeye, hastalık şeklinde görülen belirtiler oluşturmaya başlar. İşte alerjen denen bu yabancı maddelere karşı vücudun gösterdiği aşırı tepkiye alerji denir. Bunun bir hastalık boyutuna ulaşması da alerjik hastalıklara yol açar. Alerjenler hangi organı etkiliyorsa, orada oluşan reaksiyonlar, o organın hastalığı şeklinde kendini gösterir. Solunum yolunda olduğu zaman “astım” veya diğer bir söyleyişle “alerjik bronşit”, deri de olursa “egzema” , “ürtiker (kurdeşen)”, burunda olursa “alerjik nezle”, gözde olursa “alerjik göz nezlesi; bahar nezlesi”, barsak sisteminde olursa “besin alerjisi”, ilaçlarla olursa “ilaç alerjisi”, tüm vücudu etkileyen ani ve şiddetli reaksiyon şeklinde olursa “anafilaksi” olarak adlandırılan hastalıklara yol açar.

    Bir maddenin alerjen olabilmesi için vücutta belli bir reaksiyon oluşturacak özelliklere sahip olması gerekir. Bu özellikler, vücuda giriş özelliğine göre değişir. En çok etkileyenler, hava yolu ile vücuda giren alerjenlerdir. Bunlar; bitkilerin üreme tozları olan polenler, küf ve mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri ile salyaları, ev tozu akarı denen ve bizimle içi içe yaşayan çok küçük canlıların bizzat kendileri veya vücut artıkları olabilir. Alerjiyi oluşturan hücreler tarafından tanınabilmeleri ve bunlara karşı reaksiyon gelişmesi için boyutları önemlidir. 5-60 mikron boyutundaki protein yapısındaki maddeler, en çok alerji oluşturan maddelerdir. Bu kadar küçük parçacıklar, havada rahatça uçabilir. Polenler, bu yolla havada yükselir, rüzgarın etkisi ile çok uzak mesafelere kadar savrulabilir. Bazen 100 km. uzaklılara bile ulaşır. Salındığı yerden çok uzaktaki insanlarda alerjiye neden olabilir. Bitkilerin allerjenik özellikleri, polen yapısına bağlıdır. Çiçekli bitkilerin polenleri, genellikle daha büyük, yapışkan özelliktedir. Ağır olan bu polenler havada çok uzun duramaz, uzaklara savrulamaz, yere düşer. Bu bitkilerin üremesi için arı, sinek gibi böceklere ihtiyacı vardır. Ancak onların ayağına yapışan polenler başka bitkilere ulaşarak üremeyi sağlar. Bu nedenle de çiçekli bitkiler, ancak iyice yanına yaklaşıp çiçeği koklandığı zaman poleni ile karşılaşılıp alerjiye yol açabilir. Oysa ot, ağaç, tarla bitkilerinin polenleri, havaya savrularak uzaklara uçabilir.

    Hayvanların tüy ve deri döküntüleri de aynı şekilde etkiler. Mutlaka hayvanla yakın temas gerekmez. Kediler, devamlı yalanarak temizlenir. Yalanma sırasında tüylerine yapışan salya parçacıkları, kuru, hayvan hareket ettiğinde havaya karışır, solunum yolu ile buruna, akciğerlere, direkt temas ile gözlere ulaşır, oralarda alerjik reaksiyonları başlatır. Kuş, kafesinde çırpındıkça tüy ve deri döküntüleri havaya savrulur; yanına yaklaşmayan veya diğer odada bulunan insanlara hava yolu ile ulaşır. Köpeklerin devamlı akıttıkları salyaları, hareket ettikçe dökülen tüy ve kepek şeklindeki deri parçacıkları da bu yolla dağılır.

    Küf ve mantar sporları da alerjendir. Karanlık, sıcak ve rutubetli ortamlarda ürerler. İyiy yalıtım yapılmamış tavan veya duvarda, kışın yeşil-siyah renkte küf oluşur. Oda havası ısındığında, buradan havaya karışır, nefesle vücuda girer. Odanın havalanması yetersizse, pencere ve duvarlarda nemlenme olarak küf üremesine yol açabilir. Yaygın kullanılan buhar makinelerinin sıvı hazneleri sık sık temizlenmezse, burada bekleyen suda küf üreyebilir. Banyo duvarlarında küf üreyebilir. Bunarlın hepsi alerji kaynağı olabilir.

    Mide barsak sistemi ile alerji oluşturan maddelerde durum biraz daha farklıdır. Burada, yenilen veya içilen maddenin protein yapısı, büyüklüğü, farklı etki eder. En sık karşılaşılan gıda alerjisi bebeklerde inek sütü alerjisidir. Burada alerjiye yol açan inek sütünün protein yapısıdır. Bu yapı, barsaklardaki hücreler tarafından yabancı ve zararlı olarak algılanır, yok edilmeye çalışılır. Bu sırada alerjik bünyeli insanlarda oluşan tepki abartılıdır. Sadece bu zararlı maddeyi yok etmekle kalmaz, aşırı tepki kendisine de zarar verir. Salgılanan maddeler barsakta kanama, solunum yolunda astım bulguları, ciltte kaşıntı ve döküntüler gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Burada alerjiye yol açan protein yapı, sadece inek sütü ile değil, bunu baz alan mamalarla da oluşabilir. Hatta bazen annenin içtiği süt ve süt ürünelrinin protein parçacıkları bile anne sütüyle taşınarak bebekte alerjiye yol açabilir. Burada çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekir. ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİ YAPMAZ. Anne sütü, alerji nedeniyle asla kesilmemelidir: Tam tersine . annenin diyetini düzenleyerek, bu bebeklere mümkün olan en uzun süre anne sütü verilir. Besin alerjisinin en önemli özelliklerinden birisi de zamanla tolerans gelişerek düzelme şansının çok yüksek olmasıdır.

    Bir alerjenle karşılaşınca ona karşı tepkiler, her insanda olur. Ancak bu tepkiler, kontrol altındadır. Yabancı maddeyi yok edecek kadar olur, orada durur. Bunu kontrol eden kapsamlı mekanizmalar devamlı faaliyettedir. Bazı insanlarda bu kontrol bozulmuştur. İşte bu insanlarda alerji hastalığa yol açar. Bunu belirleyen, ilk sırada kalıtsal özelliklerdir. Bazı insanların kromozom yapılarında farklılıklar vardır. Bu farklılıklar, alerjiye yatkınlığı artırır. Anne veya babadan, çocuğa bu özellik aktarılabilir. Bu nedenle anne veya babasında alerjik hastalık olan çocuklar, daha fazla risk altındadır. Hele anne ve babanın ikisinde birden alerji varsa, o zaman risk daha da büyür. Birbiri ile genetik özellikleri hemen hemen aynı olan tek yumurta ikizlerinden birinde alerji varsa, diğerinde olma riski yüzde yüze yakındır.

    Alerjik hastalıkların oluşmasında tek etken genetik özellik değildir. Alerjenlerle karşılaşıldığında, buna tepki oluşur. Ancak sık sık veya yoğun karşılaşılmazsa, bu tepki zamanla hafifler, yatışır, hastalık boyutuna ulaşmadan yok olur. Yoğun miktarda alerjenle, sık sık karşılaşma olursa, bir yerde tolerans sınırını geçer ve hastalık olarak ortaya çıkar. İşte bu nedenle alerjenlerden korunma önemlidir. Zaten aşırı alerjik tepki vermeye programlanmış bir bünye alerjenlerle sık karşılaşırsa, hastalık boyutuna ulaşan tepkiler de daha erken yaşlarda ve daha şiddetli olarak ortaya çıkabilir. Yaşanılan bölgede alerjenlerin fazla olması, karşılaşma riskini, dolayısıyla da hastalık gelişme riskini artırır. Bu faktörlerin de etkisi ile, alerjik hastalıklar her ülkede farklı sıklıkta görülür. Hatta her ülkenin farklı bölgelerinde, yaşam şeklinin değişikliklerine göre de değişir. Her ülke, kendi ortalamasını hesaplamaktadır. Kuzey Avrupa ülkelerinde alerjik hastalıklar çok yaygındır. Şehir merkezlerinde, kırsal kesime göre daha yaygındır. Ülkemizde de alerjik hastalıklar pek çok ülkeye benzer rakamlardadır. Ortalama %10 civarında olup; bu rakam çok yüksek bir rakamdır. Yani yaklaşık her 10 kişiden biri alerjiktir. Her alerjik hastalık için ayrı ayrı bakılırsa; astım için %7-8, alerjik nezle için % 12-15 gibi rakamlar görülebilir. Daha ılıman ve nemli iklime sahip, daha fazla bitki içeren bölgelerde, polen alerjisi görülme riski daha fazladır. Ülkemizde Karadeniz bölgesi bu açıdan en çok polen alerjisi görülen bölgedir. Bu bölgede yaşayan herkes alerjik değildir. Çünkü çevresel faktörler tek başına yeterli değildir; genetik yatkınlık, yani doğuştan alerjiye hazır olmak da belirleyici bir özelliktir. İşte bu genetik yatkınlığı bulup, düzelterek alerjik hastalıkları tedavi etmek bilimin temel hedeflerindendir. Vücutta, kalıtsal özelikleri belirleyen, şifre yumağı şeklinde, “kromozom” denen en küçük birimler söz konusudur. İşte bu kromozomların şifre yapısı, her bireyde belirlenmiştir. Sıra sıra dizilmiş zincirler şeklindedir. Bu sıraların bozulması, hastalıklara yol açar. Her insanda, bu birimlerden 46 çift vardır. Bu 46 çift, o insanın özelliklerini belirler. Hastalığı oluşturan, kromozomlar üzerinde bir tek noktada bozukluk şeklinde değildir. Farklı kromozomların farklı bölgelerinde bozukluklar olabilir. Devamlı yeni bir bozukluklar tanımlanmaktadır. İşte bu nedenle henüz bu genetik yatkınlık denen kısım tam olarak düzeltilememektedir. Bu konuda çalışmalar halen sürmektedir.

    Hastalığın ortaya çıkmasında sadece genetik yatkınlık ve çevresel alerjenlerle karşılaşma değil, başka etkenler de söz konusudur. Bunlar içinde en önemlisi, alerjenlerin vücuda girişini kolaylaştıran, vücudun direncini ve savunma mekanizmalarını bozan, aslında kendisi alerjen olmadığı halde alerjiyi destekleyen çevresel koşullar da vardır. Bunlar içinde en önemlisi sigara dumanıdır. Özellikle pasif içicilik; çocukları çok etkileyen bir faktördür. Anne- baba veya çevresindeki büyüklerin keyif uğruna içerek dumanını ve zehirlerini saldığı havayı soluyan çocuk, bütün hayatını etkileyecek hastalıkların kucağına itilmektedir. Çocukların, sigara dumanının zerresine bile maruz kalmaması gerekir.

    Enfeksiyon hastalıkları da vücut direncini düşürerek alerjik hastalıkların gelişmesine katkıda bulunabilir. Son yıllarda bunun tersine bir tez de ileri sürülmektedir. Enfeksiyonların, alerjiden koruduğunu savunan bir görüş de vardır. Her ne olursa olsun, enfeksiyon hastalıklarından korunmak, yaşam kalitesini artırmak açısından da önemlidir. Ülkemizde ne yazık ki çok yaygın olan antibiyotik ilaç kullanımı da önemlidir. Gereksiz kullanılan antibiyotikler, karaciğer, böbrekleri yorduğu gibi, vücudun savunmasında görev yapan faydalı mikropların da ölmesine, savunmanın zayıflamasına yol açabilir. Bu ilaçlara karşı zararlı mikroplarda direnç gelişmesi, bu mikropların daha ağır hastalıklar yapmasına yol açar. Bağışıklık sisteminde oluşacak her türlü zayıflık, alerjik hastalıkların gelişmesine katkıda bulunacak bir etkendir.

    KORUNMA İÇİN ANNE VE BABALARA ÖNERİLER

    ALLERJENDEN VE EV TOZUNDAN ARINDIRILMIŞ YATAK ODASI HAZIRLANMASI

    Allerjik hastalıkların tedavisinde en önemli yaklaşım, allerjenlerden korunmadır. Günün önemli bir kısmının geçtiği yatak odasında yapılacak bazı küçük değişikliklerle önemli oranda korunma sağlanır. Bu konu özellikle çocuklarda çok önemlidir. Korunulacak allerjenler; ev tozu, kıl, toz, eski eşyalara ait lifler, varsa evdeki hayvanlara ait deri ve tüy döküntüleri ile en önemlisi de ev tozu akarcıkları (mite) denilen mikroskobik düzeydeki canlılardır. Yapılacak önlemler şöyle özetlenebilir:

    Odada ev tozu tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurmayınız.

    Kapalı bir dolapta günlük ihtiyacı giderecek kadar çamaşır ve giyecek bulundurunuz, odayı dolap ve yüklük olarak kullanmayınız.

    Yün, kuştüyü, kıtık ve benzeri maddelerle doldurulmuş yatak, yastık, yorgan ve minder kullanmayınız. Pamuk, sünger, sentetik, kauçuk, keten olabilir.

    Yatak örtüsü olarak yıkanabilir bir kumaştan örtüler kullanınız. Fitilli ve tüylü kumaşlar kullanmayınız. Yatak örtüleri ve yastıkları en az ayda bir kez yıkayınız.

    Yastık, yorgan çarşaf ve battaniyeleri her hafta havalandırıp silkeleyiniz, çarşaf takımlarını en az haftada bir kez değiştiriniz.

    Odada mümkün olduğunca kumaş kaplı eşya tutmayınız. Su ile temizlenebilen plastik veya deri kaplı, metal ve tahta sandalyeler kullanınız.

    Zemin tahta olmalı, veya mümkünse marley veya muşamba ile döşenmelidir. Yerde sentetik kilim kullanılabilir.

    Pencereler için ince pamuklu veya sentetik perdeler tercih ediniz, kirlendikçe yıkayınız. Yıkama için deterjan yerine sabun ve sabun tozu tercih ediniz.

    Yatak odasının kapısını kapalı tutunuz. Özellikle polen mevsimi ve hava kirliliğinin arttığı dönemlerde pencereleri açmayınız.

    Odayı haftada 1-2 kez nemli bir bezle siliniz. Temizlik sırasında hasta odada olmamalıdır.

    Odada sadece plastik, metal, tahta, sentetik gibi yıkanabilir tür oyuncakların bulunmasına izin veriniz.

    ALLERJİK HASTALARIN UYMASI GEREKLİ KURALLAR

    Yün, tüy ve otla doldurulmuş koltuk, yatak, şilte ve pufları evden uzaklaştırınız.

    Sentetik veya pamuklu halı, kilim ve perdeler kullanınız. Yün olanları evden uzaklaştırınız. Ahşap ve metal mobilyaları tercih ediniz.

    Mantarlar (küfler), karanlık ve nemli yerlerde kolayca üreyebilir. Bu nedenle ev güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.

    EVİN İÇİNDE SİGARA İÇİLMESİNE KESİNLİKLE İZİN VERMEYİNİZ.

    Evde evcil hayvan bulundurmayınız.

    Yatak odasında çiçek bulundurmayınız. Evdeki süs bitkilerini en aza indiriniz.

    Hastanın yanında kolonya, parfüm, oda ve saç spreyi kullanmayınız.

    Hastalara boya ve katkı maddesi içeren, baharat içeren, aşırı mayalandırılmış ve konserve edilmiş yiyecekler, kakaolu yiyecekler, yağlı kuruyemişler vermeyiniz. Boyalı şekerler, boyalı sakızlar, meşrubat, hazır meyve suları, sulandırılarak hazırlanan meyve tozları, meyveli süt, tarhana, ketçap, mayonez, salam-sucuk-sosis-pastırma vermeyiniz.

    Her türlü taze et, sebze, meyve. İçine kakao, susam, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlar koyulmamış her türlü pasta, börek, çörek, evde pişen yemekler verilebilir. Taze meyve suyu, ayran, süt, çay, ıhlamur, limondan yapılmış limonata SERBEST OLARAK VERİLEBİLİR.

    *****Önemli not: Besin yasakları ömür boyu sürmeyecektir. Hastalığın seyrine göre belirlenen bir zamanda yavaş yavaş serbestleştirilecektir.

    Hastaları enfeksiyondan koruyunuz. Ateşli hastalarla temas ettirmeyiniz. Ateşli hastalıklarında hemen doktora götürüp tedavi ettiriniz. Rastgele ilaç kullanmayınız.

    Muayene, test ve aşı için verilen gün ve saatlere titizlikle uyunuz.

    Aşı tedavisi sırasında gerektiğinde ilaç kullanılabilir. İlacını kullanınız.

    Allerjik hastalıkların tedavisinde alınacak iyi sonuçların uzun süreli dikkatli bir takip, sabır, titizlik, ve iyi bir hasta-hekim ilişkisi gerektirdiğini unutmayınız.