Etiket: Alerji

  • Yetişkinlerde polen alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Çiçek tozu olarak ta bilinen polenler aslında çiçeklerin üreme tohumlarıdır ve her sene milyonlarcası doğaya yaşadığımız çevreye salınmaktadır. Gözle görülemeyecek kadar küçüktürler. Polenler bildiğimiz gibi rüzgar ile veya arılar, böcekler aracılığı ile yayılır. Çevremizde bulunan rengarenk, kokulu bitkiler özellikle süs bitkilerinin polenleri yapışkan ve ağır olup böcekler tarafından taşınırlar, havada yaygın bulunmazlar. Alerjik yapıya sahip kişiler ancak bu bitkilere çok yaklaşırsa şikayete yol açabilir. Hastaların bu bitkilerden uzak kalması şikayetlerin oluşumunu engeller.

    Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Çiçeksiz yeşil bitkilerin polenleri rüzgarlarla taşınır. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 kilometreden daha fazla alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Bu yüzden alerjik yapıya sahip kişiler şikayetlerinin rüzgarlı havalarda çok arttığını söylerler.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ ( SAMAN NEZLESİ ) NASIL GELİŞİR ?

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Her bitkinin polen yayılma dönemi farklılık gösterir. Doğada gördüğümüz bitkilerden ortama yayılan polenleri çayır polenleri, ağaç polenleri, ve yabani ot polenleri olarak ayırabiliriz. Bu polenler her sene İklim şartları değişse bile ve bölgenin bitki yapısına bağlı olarak:

    Ağaç polenleri: şubat-nisan aylarında

    Çayır polenleri : mayıs-temmuz aylarında

    Yabani ot polenleri: ağustos –ekim aylarında havaya yayıldığı kabul edilir.

    Polen alerjisinde olduğu gibi diğer alerjik hastalıklarda da geçerli olan alerjik yanıt kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla, ortaya çıkan bozulmuş bir bağışıklıktır. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren polen gibi alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Polenler vücudumuz tarafından yabancı madde olarak algılanır ve bu yabancı maddeleri karşı vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Polen mevsiminin başlaması ile birlikte ortaya çıkan polen alerjisi birçok şikayete daha yol açabilir. Özellikle uzun yıllar polen alerjisi olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak birçok şikayet karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLER POLEN ALERJİSİ VARSA NE YAPMALI ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Polen alerjisi belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Polen alerjisi belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan polen alerjisi diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile polen alerjisinin belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    POLEN ALERJİSİ BELİRTİNİZ VARSA DOKTORA GİDERKEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIZ ?

    Bahar mevsiminin de polenlerin ortaya çıkması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Polen alerjisi ile uyumlu şikayetlerinizin teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Polen Alerjisi için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte polen alerjisi teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Polen alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Polen Alerjisi teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Polen Alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için polen alerjisi teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi niçin Önemlidir ?

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman polen olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Polen alerjisi teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle polen alerjisi teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerin Polen Alerjisi Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte ortama polenlerin yayılmasına bağlı olarak her sene aynı dönemlerde burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma şikayetlerinin ortaya çıkması polen alerjisi için önemlidir

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte polen alerjisi teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir.

    Bahar ayları ile birlikte şikayetleri başlayan hastalarda polenler tek tek değerlendirilmesi gereklidir. Polen alerjisi teşhisi koyarken yaptığımız testlerde hastanın hangi polen veya alerjen ile şikayetinin oluştuğunun ortaya konulması hastaya başlanacak olan alerji aşıları için son derece önemlidir. Bu yüzden alerji deri testleri alerji uzmanları tarafından yapılıp değerlendirilmelidir.

    Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Polen Alerjisi şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Polen alerjisi belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Polen Alerjisi teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Polen Alerjisi teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi polen alerjisinde de tedavi korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir ?

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için polen alerjisinde korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır.

    Bahar aylarında polenlerin ortama yayılması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 km alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Polen alerjisinden sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Polen alerjisi olan kişilerin bahar mevsimlerinde genel olarak yeşilliklerin çok yoğun olduğu bölgelerden uzak kalınması, pikniğe gidilmemesi, bahçede çalışmaktan, spor yapmaktan kaçınılması uygun olur. Dışarıda güneş gözlüğü takılması, eve gelince duş alınması, elbiselerin yatak odası dışında havalandırılması önemlidir. Geceleri pencereler kapalı tutulmalıdır. Evde hava filtresi kullanması arabasında polen filtresi olmasının faydası olabilir. Bütün bu korunma önlemlerine rağmen polenlerden tamamen uzak durmak zordur.

    Polen alerjisi olan yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Polen alerjisi olan yetişkin hastaların hayatların kokusuz deterjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Polen Alerjisinde ilaç tedavisi alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Polen alerjisinde için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Polen Alerjisi için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Polen alerjisi bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Ürtiker gibi şikayetler bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden polen alerjisi olan ürtikerli hastalarda her ikisinin tedavisi yapılmalıdır.

    Polen alerjisinde ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Polen alerjisi tedavisi için şuanda elimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Alerji testleri ile polen alerjisi tanısı konan hastalarda hangi polen alerjisi varsa o polen için alerji aşılarının uygulanması gereklidir. Alerji aşıları alerjinizin olduğu polene bağlı olarak kişiye özel yapılmaktadır. Bu yüzden doğru tespit edilmesi çok önemlidir.

    Polen alerjisi için uygulanan alerji aşıları tablet veya kola uygulanan cilt altı enjeksiyon şeklinde yapılabilir.

    Polenler için üretilen alerji aşıları son derece etkilidir. Özellikle polen mevsiminden önce başlanan tablet veya enjeksiyon şeklindeki aşılar hastanın polen mevsimini şikayeti olmadan ve ilaç kullanmadan rahat geçirmesini sağlar.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Polen Alerjisinin tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Polen Alerjisi tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Polen Alerjisi tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Polen Alerjisi tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzelir ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlar. Bu yüzden

    Alerjini fark et polen alerjine dur de

  • Alerjik rinit mi ? Grip mi ?

    Grip, özellikle soğuk kış aylarında ya da mevsim geçişlerinde insanların en büyük sorunlarından biri haline gelmektedir. Birçok insan özellikle belli dönemlerde grip etkisi altına girerek sosyal hayatında, aile hayatında ve iş hayatında birçok olumsuz durumlarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Grip hastalığı herkesin bildiği gibi oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalık, aile içerisinde bir kişide görülse bile diğer aile bireylerinde çok kısa bir sürede aynı şikayetler ortaya çıkar. Grip, enfeksiyonlar nedeni ile ortaya çıkarak kişinin solunum yollarında yaşamını sürdüren virüslerin vücutta meydana getirdiği hasara bağlı olarak kişiye rahatsızlık veren ve insanların yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Hastalık kişiden kişiye bulaşıcı bir özellik göstererek ve vücuda girdikten yaklaşık bir iki gün içerisinde etkilerini meydana getiren bir hastalıktır.

    Özellikle mevsim değişimlerimde birçok hastada grip ve polen alerjisi karıştırılmaktadır. Bu yüzden gereksiz ilaç tedavileri ve hatta antibiyotik uygulamaları yapılmaktadır. Oysa polen alerjisi ve grip birbirinde ayrılabilir.

    Hangi Durumda ALLERJİ akla gelmelidir ?

    1.Şikayetler allerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor ise. Her yıl benzer bahar aylarında olması.

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7.Ateşin olmaması.

    8.Şikayetlerin uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte veya aynı anda ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailenin diğer üyeleri arasında, özellikle kardeş ve akrabalarda benzer yakınmaları olan

    kişilerin olması.

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    Uluslararası derneklerin yayınlamış olduğu kriterler bize bu konuda yol göstericidir. ARIA (Allergic Rhinitis and its Impact on Asthma ) belirlemiş olduğu sorular alerjik rinit ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının ayrımı konusunda bize çok yardım etmektedir.

    Soru

    YANIT

    Seçenekler

    Aşağıda şikayetlerden herhangi biri sizde var mı ?

    Burnun sadece bir tarafında semptomlar

    EVET

    HAYIR

    Burnunuzdan koyu yeşil veya sarı boşalma

    EVET

    HAYIR

    Postnazal akıntı (gırtlağınızın arka kısmından aşağı doğru) ve koyu mukus ve/veya sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Yüzünüzde devamlı ağrı

    EVET

    HAYIR

    Tekrarlayan burun kanamaları

    EVET

    HAYIR

    Koku hissi kaybı

    EVET

    HAYIR

    2.Aşağıdaki semptomlardan herhangi biri çoğu günde en az bir saat var mı ?
    (veya semptomlarınız mevsimselse mevsimin çoğu gününde var mı)

    Islak, sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Hapşırma, özellikle şiddetli ve krizler şeklinde

    EVET

    HAYIR

    Burun tıkanıklığı

    EVET

    HAYIR

    Burun kaşıntısı

    EVET

    HAYIR

    Konjunktivit (kızarık, kaşıntılı gözler)

    EVET

    HAYIR

    Birinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünülmez daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında gördüğümüz şikayetlerle uyumludur. Koku hissi kaybı varsa, sarı yeşil akıntı oluyorsa, tek taraflı burun tıkanıklığı varsa, ciddi bir yüksek ateşe yol açıyorsa enfeksiyon aklımıza gelmelidir.

    İkinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünmemiz gerekir. Özellikle uzun süreli bu şikayetleri yaşayan hastaların alerji ile ilgili tetkiklerini yapması gereklidir.

    İlkbahar ve yaz mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor. Alerji uzmanlarının ‘alerjik rinit’ tanısı koyduğu bu hastalık, her geçen gün daha çok insanın özellikle iş ve okul hayatını etkiliyor. Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzeliyor ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlıyor. Alerji ile ilgili şikayetlerimiz başladığında mutlaka alerji uzmanlarına gitmek gerekir.

  • Gıda ve gıda katkı maddelerine karşı alerji

    Gıda alerjileri toplumda son derece sık rastlanan durumlardır. Hastalar, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ciltte kaşıntı, kabarıklık, kurdeşen ve hatta ölümcül anafilaksi reaksiyonları gibi gıda alerjisi ile ilgili olabilecek bir çok bulgu ile doktora başvurabilirler.

    Toplum geneline bakıldığında, gıda alerjisine 3 yaşından küçüklerde %8, erişkinlerde ise %2 sıklığında rastlanır. Gıda alerjisinden başlıca şu gıdalar sorumludur: çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, balık ve fındık; erişkinlerde ise yer fıstığı, fındık, balık ve kabuklu deniz hayvanları. Bu değişkenlik aslında normaldir. Yani kişi belirli yaşlarda belirli gıdalarla karşılaşır ve bu karşılaşma sıklığı ona karşı gelişebilecek alerjik hastalık sıklığını da artırır.

    Gıda ile ortaya çıkan alerjilerde, deri, mide barsak sistemi ve solunum sistemi bulguları ortaya çıkabilir. Gıdalar yaşam için elzemdir yani yaşamın devamı için mutlak gereklidir. Genellikle hemen tüm kültürlerde 3 ana öğün ve arada atıştırılan birçok ek gıda günlük menüyü oluşturur. Batılı ülkelerde ortalama bir insan yaşamı boyunca yaklaşık 2-3 ton kadar gıda tüketir. Bu yüzden gıda alerjisi gibi gıdalarla oluşacak rahatsızlıkların da sık görülmesi sürpriz olmamalıdır. Bugün birçok gazete, dergi, radyo, televizyon programı, kitap ve web siteleri ²gıda alerjisi² başlığını işlemektedir. Tıbbın babası olan Hipokrat 2000 yıl önce gıda ile oluşan reaksiyonları tanımlamıştır. Ancak; şu da bilinmelidir ki gıda ile oluşan reaksiyonların hepsi alerjik reaksiyon olmayabilir. Bazıları toksik reaksiyon dediğimiz “gıda zehirlenmesi” türüdür (örneğin; balık yenmesi ile oluşan zehirlenme). Yine bunun gibi bozulmuş veya beklemiş gıdaların tüketilmesi ile oluşan, kusma, bulantı, karın ağrısı gibi bulguların olduğu gıda zehirlenmeleri de alerjik reaksiyon değillerdir. Buradaki belki de en önemli ipucu bu gıdayı yiyen herkeste aynı tür bulguların görülmesidir. Hâlbuki gıda alerjisine bağlı reaksiyonlar yalnızca o kişiyi ilgilendirir ve aynı gıdanın her alındığında bulgular ortaya çıkar. Genellikle de reaksiyona ait bulgular giderek artar ve ciddileşir.

    Bulantı, karın ağrısı, kusma ve/veya ishal gibi gıda alerjisi bulguları, yemek yendikten 2 saat sonra ortaya çıkar. Çocuklarda; iştahsızlık, kilo alamama ve karın ağrısı gibi bulgular değerlidir. Uzun süreli devam eden gıda alerjileri sonunda çocuklarda büyüme gelişme geriliği de ortaya çıkabilir. Aslında gıdayı aldıktan belli bir süre sonra ortaya çıkan bu mide-barsak sistemi bulguları belki de durumun erkenden fark edilmesine yardımcı olabilir. Ancak; gıda alerjileri ile ortaya çıkan cilt reaksiyonları (kurdeşen=ürtiker gibi) gıdaya bağlanmayabilir. Bu nedenle bu tür cilt reaksiyonu olan hastalarda da mutlaka ve mutlaka gıda alerjilerini araştırmak gereklidir.

    Tüm bunlar dışında alerji pratiğinde “oral alerji sendromu” adı ile bir hastalık tablosu da tanımlanmıştır. Bu tür bir durum özellikle huş ağacı (betulla), Amerikan nezle otu (ragweed) ve pelin otu (artemisia) polenine alerjisi olanlarda oluşabilir. Reaksiyonlar genelde dudaklarda, dilde, boğazda görülmektedir; kaşıntı, gıcıklanma ve yanma hissi gibi bulgular dikkati çeker. Bu bulgular genellikle kısa sürer ve çoğunlukla kavun, karpuz ve muz yenmesinden sonra oluşur. Huş ağacı alerjisi olanlarda patates, havuç, kereviz, çeviz ve kiwi yedikten sonra da oluşabilir. Bunun nedeni huş ağacı poleni ile bu sebze ve meyvelerdeki alerjik proteinlerin benzemesidir.

    Hastaların tanıları için mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı ile görüşmesi şarttır. Yapılan deri testleri, bazı kan testleri veya gıdaların direk kendileri ile yapılan uyarı testleri tanı ile konulur.

    Tedavisinde en önemli şey bu gıdalardan uzak durmaktır. Gerektiğinde antihistaminik ilaçlar kullanılır. Gıda alerjileri için şu anda alerjen spesifik immünoterapi (aşı tedavisi) uygulaması halen mümkün değildir.

    Gıda Katkı Maddeleri İle Oluşan Alerjiler:

    Sizce bu gün için sıkça tükettiğimiz gıdalarda ne kadar katkı maddesi vardır? Tahmininiz nedir? Bir düzine? 50 tane? Belki 100 veya daha fazla? Bu sayının 2000 veya daha fazla olduğuna inanır mısınız? Bu gerçekten doğru! Koruyucular, kıvam arttırıcılar, lezzet arttırıcılar, renklendiriciler, tatlandırıcılar ve benzerleri her gün yediğimiz yiyeceklere eklenmektedir. Bu kadar çok katkı maddesine karşın sürpriz bir şekilde bu reaksiyonlar sadece bazı duyarlı kişilerde oluşmaktadır. Aşağıda sık kullanılan katkı maddeleri ve ortaya çıkardıkları hastalıklar bulunmaktadır.

    ASPARTAM- Yapay tatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Duyarlı olan kişilerde göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur. Ancak, bu bulguların görülme sıklığı azdır.

    BENZOATLAR- Muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır.

    BHA/BHT- Antioksidandırlar. BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar ile hububat ürünlerinde kullanılır. Duyarlı kişilerde kurdeşene sebep olurlar.

    GIDA BOYALARI- Gıdalara renk vermek için kullanılırlar. Bunlar, E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler. Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Kurdeşen veya astım ataklarına neden olur.

    MSG=Monosodyum glutamat (E621)- Özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona “Çin Restoranı Sendromu” da denir. Birçok imalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım atakları oluşabilmektedir.

    NİTRAT/NİTRİTLER- Bu iki madde hem koruyucu olarak hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Nitrat ve nitritler özellikle sosis, salam gibi et ürünlerinde bulunur. Bazı kişilerde baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler.

    PARABENLER- Gıda ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

    SULFİTLER- SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve mayalı içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında, bira şarap ve elma şarabı gibi içeceklerde bulunurlar. Göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir. Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

    Gıda Katkı Maddesi Duyarlılığının Kontrolü

    En iyi yol hangi gıdada hangi katkı maddesinin bulunduğunun bilinmesi ve bunlardan uzak durulmasıdır. Alerji ve immünoloji uzmanınız hangi gıdanın bu bulgularınızdan sorumlu olabileceği ve bunun diyetinizden çıkarılması konusunda size yardımcı olabilir. Bunun dışında ulusal gıda kontrol mekanizmalarının bu konu üzerine ciddi bir şekilde eğilmesi ve özellikle paketlenmiş hazır gıdalar içindeki katkı maddelerinin gıda ambalajı üzerine en ince ayrıntısına kadar yazılması sağlanmalıdır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Kronik ürtiker (kurdeşen) ve yeni tedavi modelleri

    Kronik ürtiker (Kurdeşen) toplumda son derece sık görülen çoğu zaman hastaların da hekimlerin de canını sıkan bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastalığı tedavi etmek için mutlak altta yatan nedeni bulmak ve neden yönelik tedavileri ön plana çıkarmak gereklidir. Bu hastalığın teşhis ve tedavisi açısından immünoloji ve alerji uzmanınız size yardımcı olacaktır. Konu ile ilgili birebir ilgilenen biz immünoloji ve alerji uzmanlarının dahi tüm araştırmalarına rağmen bazı hastalarda altta yatan bir neden bulmak bazen mümkün olmamaktadır. Bu hastalara eski tababet dilinde “kronik idiyopatik ürtiker” diyorduk; artık hastalığı “kronik spontan üriker” olarak adlandırıyoruz. Bu hastalığın tedavisi için uygulanan bir çok metod olmasına rağmen, genellikle kesin ve yüz güldürücü sonuçlar almak oldukça zordur. Standart tedavi yöntemlerine cevap vermeyen ve dirençli ürtiker dediğimiz bir grup hastada bu sebeple yeni tedavi arayışları ortaya çıkmıştır. İmmünolojik sistem (bağışıklık sistemi) anormalliklerini düzeltmeye yönelik bu tedavilerden ciddi yararlar sağlanabilmektedir. Aşağıda yazdığın bölümde dirençli ürtiker hastaları için uygulanabilecek olan birkaç yeni tedavi tecrübesinden bahsetmek istiyorum.

    Konu ilgili yapılmış son dönemde giderek artan sayıda çalışma ve gözlem vardır. Kronik spontan ürtiker hastalığının kortizon tedavisinden aldığı yararlardan elde edilen gözlemlere dayanılarak bu hastalığın bir kısmının oto-immün (yani bağışıklık sistemindeki hücrelerimizin kendi hücre, doku veya kendi yapılarımıza saldırdığı anormal durum) hastalık tipinde olduğu düşünülmektedir. Oto-immün hastalıklarda uygulanacak olan tedavi yaklaşımı kişinin, immün sisteminin dengeli bir şekilde baskılanması ile sağlanabilir. Ancak dengeli bir immün sistem baskılanması her zaman çok da kolay olmamaktadır. Hastanın genel immün cevabına çok da zarar vermeden uygulanabilecek olan bazı yaklaşımlar olup, bu tedavi modelleri ürtikerli hastalarda da fayda sağlamaktadır. Bu tedavi tecrübeleri aşağıda sırlanmıştır.

    Plazmaferez (Kanın sıvı kısmının değiştirilmesi)

    Plazmaferez özel bir cihaz aracılığı ile kişinin kanının alınması ve kandaki sıvı kısımın (plazma) alınıp, hücrelerin ellenmeden, bu plazmanın başka şekilde takviye edilerek kişiye geri verilmesine dayanan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde kişinin kendisinin IgE tipindeki antikorları ya da bu antikorların reseptörlerine karşı gelişmiş olan oto-immün IgG tipindeki oto-antikorların temizlenmesi sağlanır. 2 ay ard arda yapılan plazmaferez uygulamalarında ciddi iyi yanıtlar alındığına dair literatür verileri bulunmaktadır (1).

    Siklosporin

    Uzun süreli kortizon kullanılan ve ciddi yan etkiler nedeniyle tehlike altına giren hastalar için bir başka alternatif tedavi modeli de siklosporindir (2). Bu ilaç normalde organ nakli hastalarında nakil edilen organın atılmaması (toleransı) için kullanılan özel bir bağışıklık sistemi baskılayıcısıdır. İlaç esasen vücudun bağışıklık sisteminin en temel elemanları olan T lenfositleri baskılamaktadır. Bunu da T lenfositler içindeki bir takım mesajcı proteinlerin üretimin baskılayarak yapmaktadır. Bununla birlikte kurdeşen gibi hastalıklarda ciddi rolleri olan bazofil ve mast hücresi dediğimiz alerjik hücrelerin patlamasını ve içlerinden histamin ve benzeri zararlı, alerjik maddelerin çıkmasını engeller. Tüm bunlara rağmen siklosporinin hiç de masum olmayan bir ilaç olduğunu söylemek abartılı olmaz. Bu ilacı kullanırken ciddi hipertansiyon şeklinde bir yan etki dışında böbrek yetmezliği bir yan etki açısından kanda üre, kreatinin tetkikleri yanında rutin idrar tetkikleri ile hastayı çok sıkı takip etmek gerekmektedir (3).

    Hidorksiklorokin ve Doksepin

    İki ilaç da endikasyonları dışı kullanılmaktadır. Hidroksiklorokin esasen sıtma için kullanılan bir ilaç olup, sıklıkla modern tıpta romatizmal hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Deri bulguları da olan romatolojik hastalıklarda oldukça iyi sonuçlar elde edilen bu ilaç kronik ürtikerli vakalarda da antihistaminiklerle kombine edilip bazı iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Doksepin esasen bir psikiyatrik ilaçtır. Normalde anti-depresan ve stres giderici etkileri var olan bu ilacın bazı kronik ürtikerli vakalarda antihistaminik ve kortizon tedavilerine eklendiğinde iyi sonuçlar alınabilmektedir.

    Ancak her iki laç için çok daha geniş seri ve tecrübelere ihtiyaç vardır.

    Takrolimus

    Takrolimus da siklosporin gibi immün sistemi baskılayıcı bir ilaç olup bazı organ nakli vakalarında kullanılmaktadır. İmmün sistemi baskılama özelliğinden dolayı oto-immün olduğu düşünülen kronik ürtikerli vakalarda yapılan bazı çalışmlarda iyi denilebilecek sonuçlar alınmıştır. Fakat bu ilaç, rutin kullanım alanlarında kullanırken ortaya çıkan şüpheli kanser vakaları nedeniyle FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi) tarafından kara listeye alınmıştır.

    IVIG (İntravenöz İmmünglobülin = Damardan antikor kullanımı)

    IVIG esasen antikor yetmezliği şeklinde bağışıklık yetersizliği olan vakalarda antikorları yerine koymak için kullanılan bir preparattır. Bunun dışında bir takım olağan dışı kullanım alanları da vardır. Özellikle bazı oto-immün hastalıklarda bazı oto-antikorları bloke ettiği için işe yaramaktadır. Bu tecrübelerden yola çıkarak oto-immün kökenli olduğu düşünülen kronik ürtikerli hastalarda kullanılmıştır. Ancak bu tedavi için özellikle IVIG çok yüksek dozda kullanılması gerekmekte; bu da maliyet açısından ciddi sorunlar çıkarabilmektedir (4,5).

    Omalizumab (Xolair)

    Omalizumab, bir biyolojik olarak üretilmiş rekombinant ve insana zarar vermeyecek şekle getirilmiş (humanize) monoklonal bir antikordur. Aslında alerjik hastalıkların mekanizmasında çok önemli rol oynayan IgE tipindeki antikorları bağladığı için tüm alerjik hastalıkların tedavisinde köklü bir çözüm yaklaşımı olabileck bir yaklaşım vaat etmektedir (6). Ancak ülkemizde şu an için sadece tedavisi zor astım vakalarında geri ödemesi yapılmaktadır. Ancak dünyanın bir çok ülkesinde alerjik hastalıkların çok erken dönemlerinde kullanılması ile ilgili çalışmalar vardır. Bunun dışında dirençli kronik ürtiker vakalarında da kullanılmış ve son derece yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir. Klinik çalışmlara gözden geçirildiğinde yalnız zor astım değil, alerjik rinit, kronik sinüzit, anjiyoödem, büllöz pemfigoid ve Hiper-IgE (Job sendromu) vakalarının yanı sıra kronik ürtikerde de oldukça iyi sonuçlar elde edilmiştir (7).

    Benim üniversite ve muayenehane deneyimlerime göz attığımda yaklaşık 25 astımlı hastamda kullandığım ve son derece iyi sonuçlar aldığım zor astım vakaları dışında standart tedavilerle hakim olamadığım 4 kronik spontan ürtiker vakamda omalizumab kullandım. Bu vakalar da elde ettiğim sonuçlar da inanılmazdı. Üniversite hastanalerinde bu tedavinin uygulanabilmesi için sağlık bakanlığından endikasyon dışı ilaç kullanımı adına bir onay almak gerekmektedir. Bu tür bir onay alındığında belirli bir katılım payı ile ilaç elde edilebilmekte; hastadan hastaya değişmekle birlikte 15 günde bir ya da ayda bir uygulamalar yapılmaktadır. İlaç tarifine göre özel bir hazırlama şekli olan ve dikkatli hazırlanması ve uygulanması gereken bir ilaçtır. Bu ilaçla ilgili şu ana kadar ciddi bir reaksiyon belirtilmese de protein yapısında bir ilaç olduğu için alerjik reaksiyonlar dahil bir takım problemler uygulama esnasında ve sonrasında görülebilir. Bu nedenle ilacın uygulaması ve takibi bir immünoloji ve alerji uzmanınca yapılmalıdır.

    Kaynaklar:

    1- Grattan CE, Francis DM, Slater NG, et al. Plasmapheresis for severe, unremitting, chronic urticaria. Lancet 1992;339:1078–1080.

    2- DiGioacchino M, Stefano FD, Cavallucci E, et al. Treatment of chronic idiopathic urticaria and positive autologous serum skin test with cyclosporine: clinical and immunological evaluation. Allergy Asthma Proc 2003;24:285–290.

    3- Fradin M, Ellis C, Goldfarb M, et al. Oral cyclosporine for severe chronic idiopathic urticaria and angioedema. J Am Acad Dermatol 1991;25:1065–1067.

    4- Rutter A, Luger TA. High-dose intravenous immunoglobulins: an approach to treat severe immune-mediated and autoimmune diseases of the skin. J Am Acad Dermatol 2001;44:1010–1024.

    5- O’Donnell B, Barr R, Black A, et al. Intravenous immunoglobulin in autoimmune chronic urticaria. Br J Dermatol 1998;138:101–106.

    6- Mankad VS, Burks AW. Omalizumab: other indications and unanswered questions. Clin Rev Allergy Immunol 2005;29:17–30.

    7- Clinical trials.gov: a service of the US National Institutes of Health.Available at: www.clinicaltrials.gov.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Söyleşi tadında alerjik hastalıklar!

    – Alerji denilen hastalığı kısaca anlatır mısınız?

    – Alerji, genetik olarak yatkın kişilerde alerjen denilen protein yapısındaki bazı yabancı maddelere karşı bağışıklık sisteminin aşırı cevap vermesi ve bunun sonucunda da vücuda zararlı olan bir takım maddelerin ortaya çıktığı hastalıklar grubudur. Alerjen denilen protein yapıdaki yabancı maddeler aslında normalde vücudumuzun bağışıklık sistemi tarafından büyük reaksiyonlar olmadan bertaraf edilirler. Ancak alerjik kişilerde bu tür proteinlere karşı immünglobülin E tipinde antikor yanıtı olur. Bu antikorların alerjenle daha sonra karşılaşma sonucu girdiği reaksiyon sonucu bazı hücrelerden özellikle histamin gibi bazı maddeler açığa çıkar. Yine alerjenle karşılaşılan alana başta eozinofil dediğimiz hücreler gelirler. Bu hücreler ve ortaya çıkan maddeler, kişinin kendi dokularına zarar vermeye başlar. Sonuç olarak hapşurma, burun akıntısı gibi bulgularla karakterize saman nezlesi; nefes darlığı, solunum güçlüğü gibi bulgularla karakterize astım ve benzeri diğer hastalıklar ortaya çıkar.

    – Alerji için neden çağımızın hastalığı deniyor? Günümüzde alerjilerde artış yaşanmasının sebepleri nelerdir? Dünyada en sık ratlanan hastalıklar arasında ilk sıralarda olduğu ve türlerinin de arttığı söyleniyor. Doğru mu?

    – Gerçekten son dönemde alerjik hastalıklarda artış görülmektedir. Çağımız modern yaşamın getirisi olarak özellikle hijyen kurallarının sıkıca uygulamaktayız. Bunun yanında antibiyotik tedavileri gibi tedavilerle enfeksiyonların çok iyi kontrol etmekteyiz. Bu sebeplerle vücudun bağışıklık sistemi tabir yerindeyse güçlenemez. Bu hastalıklar için “hijyen hipotezi” denilen bir düşünce yıllar önce ortaya atılmıştır. Bu hipoteze göre özellikle sosyo-ekonomik olarak yüksek düzeyde yaşayan ve hijyen kurallarına çok sıkı dikkat edilen ülkelerin vatandaşlarında alerjik hastalıklar sıkça görülmektedir. Tersine maalesef daha kötü koşullarda yaşayan toplumlarda alerjik hastalıklar daha az görülmektedir. Bu hipotez bir çok toplumsal çalışma ile de kanıtlanmıştır. Bu durumun sebebi kısaca şöyle açıklanabilir: Bağışıklık sistemimizin yönlendiricisi olan özellikli iki yardımcı T lenfosit tipi hücre vardır. Bunlardan 1. tip yardımcı T lenfosit enfeksiyonlarla savaşır, 2. tip olan ise antikor üretimi ve de alerjik hastalıkların oluşumunda önemli roller oynar. İki hücre esasen birbirini baskılar. Yani yaşamın erken dönemlerinde enfeksiyon geçiren kişilerde 1. tip yardımcı T lenfositler güçlenmekte ve 2. tiptekileri baskılamaktadırlar. Böylece alerjik hastalık gelişme riski düşmektedir.

    Tüm bunlara ek olarak, sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan hava kirliliği; yine modern yaşamın getirdiği hazır gıda sektörü ve bu sektörde kullanılan katkı ve koruyucu maddelerle temasımızın artması; ayrıca aktif ve pasif sigara içiciliği alerjik hastalıklara olan meyilimizi arttırmaktadır. Başkaca benzer sebeplerin de katkısı ile alerjik hastalık görülme sıklığı gerçekten giderek artmaktadır.

    Dünyada en sık rastlanan ilk sıralardaki hastalık demekten ziyade belki de alerjik hastalıklar şu an için toplumda en sık rastlanan ilk sıradaki hastalıklardır. Çünkü topluca bakıldığında sıklığının % 30’ u aştığı söylenebilir. Yani toplumdaki üç kişiden biri hayatının bir döneminde alerjik bir hastalık göstermektedir.

    – Günümüzde alerjilerde artış yaşanmasının sebepleri nelerdir? Enfeksiyon hastalıklarında azalma oldukça alerjiler de artış olduğu doğru mu?

    – Daha önce de bahsettiğim gibi bu gerçekten doğrudur. Alerjik hastalık mekanizması ile enfeksiyonlara karşı koyan bağışıklık sistemi mekanizması birbirine ters olarak çalışmaktadır. Bu da enfeksiyon hastalıklarının azalması ile bağışıklık sisteminde 2. tip yardımcı T lenfositlere kayma ile sonuçlanır. Bu sebeple maalesef alerjik hastalıklarda artış ortaya çıkmaktadır.

    – Alerji türleri nelerdir? Bunlar arasında en yaygın olanları hangileridir? Hangi alerjiler, daha çok kimlerde görülüyor Cinsiyete göre, kadın-erkek-çocuk, ya da yaşa göre gruplama yapılabilir mi?

    – Alerjik hastalıklar kabaca, solunum yolunun alerjik hastalıkları, gıda alerjileri, böcek alerjileri ve ilaç alerjileri olarak sınıflanabilir. Bu alerjilerin bir kısmında cilde ve mide barsak sistemine ait bulgular da görülebilir. Bunun dışında özellikle arı sokması alerjisi gibi olayalarda maalesef tüm vücut ve özellikle solunum ve dolaşım sistemi etkilenerek ölümler ortaya çıkabilir. Solunum yolunun alerjik hastalıklarını saman nezlesi (alerjik rinokonjunktivit) ve alerjik astım olarak inceliyoruz. Bu hastalıklar toplumda gerçekten sıkça görülmektedir. Ülkemizde saman nezlesi bazı bölelerimizde neredeyse % 20 oranında görülmektedir. Bu da gerçekten son derece sık görüldüğünü göstermektedir. Alerjik astım ise yaşa göre değişmekle birlikte yaklaşık % 2-8 civıranda görülmektedir.

    Bebekilk döneminde daha çok derinin alerjik hastalıkları karşımıza çıkmaktadır. Bunların bir çoğu da gıdalara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Yaş biraz ilerledikçe saman nezlesi ve alerjik astım sıklık açısından atak yapmakta ve öne geçmektedir. Ergenlikte ve genç erişkinlikte de en sık saman nezlesi ve astımı görmekteyiz. Bunun dışındaki alerjiler genel olarak her çağda görülebilmektedir. Kadın erkek ayrımı tam olarak yapılmasa da kadınlarda alerjik hastalıkların erkeklerden daha sık görüldüğü aşikar bir durumdur.

    – Teşhis ve tanı nasıl konuluyor? Belirtiler neler, kişiye göre değişir mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılır?

    – Doğru teşhis mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı hekim tarafından konulabilir. Bunun yolu da iyi bir hastalık hikayesi, muayene bulguları ve doğru ve yerinde uygulanan alerji testleri ile konulabilir. Bu vesile ile üzerine basa basa belirtmeliyim ki alerji testleri mutlaka bir alerji ve immünoloji ihtisası yapmış uzman tarafından yapılmalı ve değerlendirilmelidir. Belitiler, saman nezlesinde hapşurma, burun akıntısı, sulu burun akıntısı, burunda kaşıntı, gözlerde yanma, sulanma, kaşıntı gibi karşımıza çıkmaktadır. Alerjik astımda da öksürük, nefes darlığı, hırıltılı ya da hışıltılı solunum şeklinde bulgular olabilir. Gıda alerjileri daha çok mide barsak bulguları ve deride kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık gibi bulgular vermektedir. İlaç ve böcek alerjileri ise ölüme kadar giden ağır bulgularla karşımıza çıkmaktadır. Bulgular tabiidir ki kişiden kişiye fark göstermektedir.

    Alerji testleri kanda yapılabildiği gibi daha değerli olan deride yapılan alerjen uygulamaları ile yapılır. Bizler pratikde en çok “alerji prick testi” dediğimiz testleri kullanıyoruz. Bu testler uygulaması kolay, can yakmayan ve son derece güvenilir sonuçları olan testlerdir. Testin sonucunun hastanın kliniği ile örtüştürülmesinde alerji ve immünoloji uzmanlarının sanatı işin içine girmektedir. Test sonuçları çok küçük nüanslar gösterebilir. Bunların klinik anlamları ve hangisinin kıymetli olduğu da bir alerji ve immünoloji uzmanı tarafından yorumlanır. Hasta ona göre yönlendirilir. Maalesef halen tıbbi pratik uygulamalarda testin kolay uygulanabilmesi nedeni ile profesyonel olmayan kişilerce uygulandığına ve hastaların son derece yanlış yönlendirildiğine şahit olmaktayız. Bu vesile ile hastalarımızı tekrar uyarmak istiyorum; alerji deri testlerinizi mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanına yaptırınız ve yorumlatınız. Önemli olan testin, alerjenleri damlatarak kolların bir iğne ya da aplikatörle delinmesi sonucu elde edilen sonuçlar değil; ortaya çıkan bu deri testi pozitifliklerinin kinikle örtüştürülmesi ve sorumlu alerjen ya da alerjenlerin saptanmasıdır. Bunun için çok ciddi bir alerji ve immünoloji tecrübesi gereklidir. Çünkü; buradan elde edilecek sonuçlar hastanın radikal (köklü) tedavisi için hem hastaya hem de hekime fikir verecektir. Bu sonuçların yorumlanması ile hastanın köklü bir şekilde hastalığından kurtulması ve bekli de ölümcül sonuçlar doğuracak durumların (astım ve anafilaksi gibi) önüne geçmek mümkün olacaktır.

    – Alerjiye yol açan etkenler neler?

    – Alerjiye yol açan etkenlere daha önce belirttiğim gibi “alerjen” diyoruz. Ev tozu içinde bulunan akar dediğimiz küçük böcekçiklerin çıkartıları, polenler, küf mantarları, hayvan tüyleri ve havyasal bir takım çıkartılarda bulunan protein yapıdaki maddeler, gıdalarda bulunan protein özellikli maddeler ve bazı ilaç molekülleri alerjik etkili olabilirler.

    – Alerjilerin tedavisi mümkün mü?

    – Alerjilerin tedavisi tabii ki mümkündür. Ancak bu tedaviyi bir alerji ve immünoloji uzmanı üstlenmelidir. Bazı hastalıklarda bir takım ilaçlar kullanılabildiği gibi, özellikle arı sokması alerjilerinde ve solunum yolunun alerjik hastalıklarında alerji ve immünoloji hekimi tarafından karar verilmesi gerekli olan aşı tedavisi uygulanabilir. Aşı tedavisi doğru, zamanında ve yerinde uygulandığından son derece başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

    – Alerjenlerden nasıl korunulur?

    – Alerjik rinit, alerjik astım hakkında da biraz bilgi verebilir misiniz? Bunlar geçici midir? Alerjik hastalıklar genetik midir?

    – Bu sorunun da cevabı sitemizde yer almakta. Lütfen okuyunuz ve durumunuzu belirleyiniz…

    – Ülkemizde alerjik hastalıklar konusunda ne aşamadayız?

    – Ülkemiz alerjik hastalıkların hiç de azımsanmayacak sıklıkta görüldüğü bir coğrafyadır. Bu konu ile ilgili olarak az sayıda uzman olmasına rağmen verilen hizmet dünya standartlarındadır. Alerji ve immünoloji uzmanlarımız her yıl ulusal ve uluslar arası toplantılara katılmakta ve tıbbi literatür ve uygulamaları yakından takip etmekte ve hatta uluslar arası bu uygulamalara yön veren kuruluşlarda görev almaktadırlar. Bu nedenle ülkemiz alerji ve immünoloji uzmanları son derece yetkin durumdadırlar.

    Ben de kliniğimde çok yoğun bir şekilde alerji pratiği ile uğraşmaktayım. Bunun dışında üniversite ortamında yaptığımız çalışma ve araştırmalar ile hem ulusal hem de uluslar arası saygın tıp dergilerinde yayın yapmaktayız. Hastalığın hem klinik bulguları, hem oluşum mekanizmaları hem tedavi modelleri çalışma alanlarımızın odak noktalarını oluşturmaktadır. Hastalığın sadece vücut fonksiyonları değil kişinin yaşam kalitesini de bozduğu bir gerçektir. Bu konuda da çalışmalarımız vardır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • İlaç alerjisi

    Hastalıkların tanı ve tedavileri için ard arda geliştirilen ilaçlarla birlikte bunlarla oluşan alerjik reaksiyonların da görülme sıklığında maalesef ki ciddi artışlar olmuştur.

    Aslında ilaçların çoğu kendi başlarına alerjik etkili değildirler. Ancak; vücuda girdiğinde bir takım proteinlerle birleşip alerjik etkinlik kazanırlar. Bunun dışında bir çok ilacın üretimi esnasında kullanılan boya ve koruyucu maddeler de alerjik reaksiyonlardan sorumlu olabilirler.

    İlaç alerjileri bilimsel verilere göre sık görülen reaksiyonlar değildirler. Buna rağmen ilaç alerjisi tanısı alan o kadar çok hasta vardır ki; bu alerjik reaksiyonları olduğunu zanneden bir çok hasta ile karşılaşabiliyoruz. Buradaki problem hastaların ilaçlarla ortaya çıkan hemen tüm yan etki reaksiyonlarının ilaç alerjisine bağlanması olabilir. Ancak; gerçek ilaç alerjilerinin bir takım özellikleri vardır. Bunu değerlendirecek olan ise mutlak ve mutlak bir alerji ve immünoloji uzmanıdır. Örneğin; Amerika’ da hiç de az sayılmayacak bir hasta sayısı ile (36 653 hastada) yapılan bir araştırmada % 1.67 oranında ilaçlarla ilgili yan etki saptanmışken, bunların sadece % 10’ unun gerçek ilaç alerjisi olduğu görülmüştür. Yine tüm bu hastaların sadece 8 tanesinde alerjik reaksiyon hayatı tehdit edici tarzda bulunmuştur.

    İlaçlarla Oluşan Tüm Reaksiyonlar Alerjik midir?

    Bu soruya cevabımız tereddütsüz: “hayır değildir !!!”. İlaçlar; alerji dışında, kendi toksik etkileri, kişilerdeki dayanıksızlık reaksiyonları, tolerans bozuklukları ve idiyosenkrazi denilen hiç beklenmeyen yan etkiler şeklinde reaksiyonlar yapabilirler. Alerji dışındaki diğer reaksiyonlar genelde doza bağımlıdır. İlaç alerjisi düşündüren bir vakada önemli ip uçlarından biri; ailesinde alerjik hastalık hikayesi olmasıdır. Bu tür kişiler, ilaç alerjisi açısından risk altındadırlar. Ayrıca, şu mutlaka bilinmelidir ki; alerjik reaksiyon bir ilacın ilk alınması ardından ortaya çıkmaz. Bu ilaca alerjik bir reaksiyon gelişebilmesi için kişinin daha önceden bu ilaç ya da benzer bir molekülü daha önceden almış olması gerekmektedir. Durum aslında burada biraz karışmaktadır. Çünkü; o kadar çok muadil ilaç ya da bir birine benzer moleküllü ilaç var ki kişi daha önceden şu an reaksiyon görülen ilacı veya benzerini farkında olmadan almış olabilir. Bu nedenle hastanın hastalık hikayesini tam tabiriyle didik didik etmek gereklidir.

    İlaç Alerjileri Nasıl Bulgular Verirler?

    İlaç alerjileri anafilaksi denilen ve hayatı tehdit eden ve maalesef ki ölümcül olabilen tabloların yanı sıra, ateş, kurdeşen, anjiyoödem, alerjik deri hastalığı, kan hücrelerinin yıkımı, böbrek iltihabı, damar iltihabı, karaciğer iltihabı ve safra kanallarının tıkanması, romatizmal hastalıklara benzer tablolar, ışık alerjisi gibi durumlara sebep olabilir.

    Hangi İlaçlar Alerji Yapabilir?

    En sık antibiyotikler ilaç alerjisine neden olurlar. Antibiyotikler ilaç alerjilerinin % 45’ inden sorumludurlar. Aslında bunun nedeni toplumumuzda ve dünya genelinde antibiyotiklerin bir yerde gerekli gereksiz son derece sıkça kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Kişilerin bu tür moleküllerle belki de gereksiz yere karşılaşmaları ve bu molekülü tanıyıp, ona karşı alerjik bir durum sergilemeye başlaması için önemli bir fırsatı bu vesile ile belki de bizler hekimler olarak vermiş oluyoruz. Ancak; bana göre, hiçbir hekim gereksiz ilaç vermez. Maalesef; toplumumuzdaki en önemli sıkıntılardan biri herhangi bir hastalık durumunda kişiler hekime danışmadan, muayene olmadan, tetkiklerini yaptırmadan ilaçlarını ya bir dost tavsiyesi, ya da bazen direk eczaneden kendileri alabilmektedirler. Unutulmamalıdır ki hiçbir hastalık tüm insanlar da bire bir aynı klinik tabloyu yaratmayabilir. Yani, benzer klinik tablolara yol açan bir çok hastalık olabilir ve bu nedenle bunların tanı ve tedavisini mutlaka hekimler üstlenmelidir. Bunun dışında aspirin ve romatizma ilaçları da ilaç alerjisinin önemli nedenleri arasındadır. Bunlar da ilaç alerjilerinin % 17’ sinden sorumludurlar. Bunlardan başka renkli röntgen filmi çekmek için kullanılan ilaçlar da alerjiden sorumludurlar. Diş çekimleri ve ameliyatlarda kullanılan uyuşturucu ilaçlar da önemli ilaç alerjisi nedenlerindendir.

    Tüm bu ilaçlar arasında adı en sık anılan penisilin ve penisilin alerjisidir. Çeşitli araştırmalara göre görülme sıklığı değişmekle birlikte % 0.7-10 arasında değişir. Daha önce de belirtildiği gibi bir ilaca alerjik reaksiyon oluşması için kişinin o ilaçla daha önceden de karşılaşmış olması gereklidir. Ancak bazen penisilin üreten küf mantarlarına alerjisi olan insanlarda ve yine penisilin ile tedavi edilmiş hayvanların sütlerini içen kişilerde daha önceden penisilin ilacını almadan da alerjik reaksiyon görülebilir. Penisilin alerjisinde en sık görülen bulgu kurdeşendir; ancak anafilaksi reaksiyonları, ölümcül sonuçları nedeni ile daha fazla dikkat çeker.

    Anestezik (ameliyat ya da girişimler öncesi girim bölgesini ya da hastayı uyuşturmak için kullanılan) madde alerjisi de son dönemlerde dikkatleri üzerinde toplamaktadır. Her 5000-15000 ameliyatta bir ciddi alerjik reaksiyon görülebilir. Bunların bir kısmı anestezik maddelere bağlı iken bir kısmı da özellikle ameliyathane şartlarında ve ameliyat esnasında sık karşılaşılan latekse bağlıdır. Özellikle küçük ameliyatlar ve diş girişimlerinde kullanılan lokal anestezikler de yan etkiler oluşturabilirler; ancak bunların az bir kısmı gerçek ilaç alerjisidir.
    Bu ilaçlar dışında bir çok ilaç alerjik reaksiyona neden olabilir. Örneğin; Gut hastalığında kullanılan allopurinol, antibiyotik sınıfından kinolonlar, sülfa içeren ilaçlar, sara ilaçları, bazı hormonlar (örneğin; insülin)…

    Bu reaksiyonlar dışında bazı ilaçlar yalancı alerjik reaksiyon denen bir duruma neden olabilirler. Bunlar içinde Aspirin ve diğer romatizma ilaçları, renkli film maddeleri, bazı tansiyon ilaçları, morfin, K vitamini, bazı durumlarda kullanılan ve vücuttan demir atılımı sağlayan ilaçlar (desferroksamin) bulunur.

    Aspirin ve diğer romatizma ilaçlarının en iyi bilinen yan etkileri mide üzerine olmakla birlikte kurdeşen, bronşlarda sıkışma, nezle ve göz mukozası iltihabı gibi yalancı alerjik reaksiyonlar yapmaları nedeni ile sıkça sorun yaratırlar.

    İlaç Alerjimin Varlığını Nasıl Anlarım, Test Yaptırmalı mıyım?

    Daha önceden herhangi bir ilaçla alerjik reaksiyonunuz (kurdeşen,göz ve burun iltihabı, nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi, alerjik deri hastalığı) varsa en iyi yol bir daha bu ilacı kullanmamaktır. Bunun yanında herhangi bir sebeple gittiğiniz doktora bu durumunuzdan ayrıntıları ile bahsetmelisiniz. İlaç alerjisi varlığını araştırmak için alerji deri testi ve bazı ilaçlar için (örneğin; penisilin) kanda alerji testi yapılabilir. Ancak bu sadece şu anda kullanmanız gereken ilaçlar için yapılmalıdır. Kullanılmayacak ilaçlara önceden test yapmak ne pratik ne de mantıklı değildir.

    Tedavi

    En önemli tedavi, ilaç alerjisinden sorumlu olan ilaçtan sakınmaktır. Ayrıca gereksiz yere uygun olmayan dozlarda düzensiz ilaç kullanımları da ilaç alerjisini davet edeceği için bu tür uygulamalardan sakınılmalıdır. Kurdeşen, alerjik deri hastalığı gibi hafif durumlar dahil ilk iş, kullanılan ilacın kesilmesidir. Bunun hemen ardından zaman kaybetmeden alerji ve immünoloji doktorunuza başvurmalısınız.

    İlaç Alerjisi Olanlara Öneriler

    • Bu durumunuzdan tüm çevrenizi (aile ve iş ortamı) haberdar edin,
    • İlaç alerjiniz olduğunu belirten bir belge taşıyın. Bu belgeye, alerjik olduğunuz bütün ilaçların adını yazan bir liste ekleyin.
    • Herhangi bir nedenle ilaç tedavisi veya operasyon gerektiren bir durumda, oluşturduğunuz bu listeyi tedavinizi yapacak olan doktora gösterin ve ayrıca alerji ve immünoloji uzmanınıza danışın,
    • Adları farklı olsa da birçok ilacın içinde aynı etken madde vardır. Bu nedenle; daha önceden bilinen ve kanıtlanmış bir ilaç alerjiniz varsa alerji ve immünoloji doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın.

    Sağlıklı günler dileğiyle…
    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Alerjik hastalıklarda tanı

    ALERJİK HASTALİKLARDA TANI

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler deneyim gerektirir ve mutlaka alerji ve immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Eğer sizde ya da çocuğunuzda alerjik hastalık olduğunu düşünüyorsanız alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı için yapılan testlerin yorumlanması çok önemlidir. Aksi taktirde yanlış tanı ve tedavi ile sonuçlanabilir.

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler her hastalığa özgü olarak doktorunuz tarafından karar verilerek yapılabilir.

    Alerji uzmanına muayeneye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri kaydetmeyi unutmayınız.

    Şikayetleriniz;

    Gün içerisinde özel bir zamanda mı ortaya çıkıyor?

    Uykudan uyandırıyor mu?

    Gün boyunca sürüyor mu?

    Yıl içerisinde belirli dönemlerde mi sizi rahatsız ediyor?

    Evcil hayvanlar ile karşılaşınca ortaya çıkıyor mu?

    Herhangi bir içecek ya da yiyecek tüketmenizle ilişkili mi?

    Duyarlı olduğunuzu düşündüğünüz alerjenlerle her karşılaştığınızda oluyor mu?

    Evde ya da ev dışında, tatilde farklılık gösteriyor mu?

    Unutmayınız, doktorunuz ile görüşmeye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri gözden geçirmeniz hem tanınızın daha doğru konulmasını sağlayacak hem de zaman kaybını önleyecektir.

    Alerjide tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri

    Alerjenlerle deri testleri

    Prik testler

    İntradermal

    Yama

    Serumda alerjene özgün IgE

    Provokasyon testleri

    Solunum yolu

    Besinler

    İlaçlar

    Bazofil aktivasyon testleri

    Lenfosit transformasyon testleri

    Alerjik hastalığımı nasıl kontrol edebilirim?

    Doktorunuz ve web sayfamızdan bu konuda bilgi sahibi olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken 3 şey hastalığınızı kontrol edebilmenizin temelini oluşturmaktadır.

    Şikayetlerinizin nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını iyi bilmelisiniz.

    Alerjenlerden olabildiğince uzak durun

    Tedavinize (ilaç, aşı vb) harfiyen uyun.

    Tedavinin temel stratejisi olan bu üç kurala uyulması başarı şansımızı artıracaktır.

  • Alerjik şok

    Anafilaksi, yaşamı tehdit eden sistemik bir reaksiyondur. Çoğunlukla bağışıklık sistemimizin aracılık ettiği mekanizmalar ile mast hücreleri ve bazofillerden salgılanan başlıca histamin ve bazı maddelere bağlı olarak gelişir.

    Yaşamı tehdit eden reaksiyonlar olduğu için tedavisi süratle yapılmalıdır. Bu nedenle hastanın kendisi ya da çevresindeki kişiler (anne/baba, arkadaşlar) hastalığın tedavisi konusunda bilgi sahibi olmalıdır. En çok besinler, ilaçlar ve arı sokmasına bağlı olarak anafilaksi gelişir.

    Anafilaksiye neden olan alerjenlerden uzak durmak yanında tedavinin en önemli basamağı olan “adrenalin” ilk önce yapılmalıdır. Bu nedenle hastalar ya da yakınları yanlarında mutlaka adrenalin oto-enjektör taşımaları gereklidir. Anafilaksi geçiren hastalar kolayca tanınması ve hızlı tedavi imkanı sağlaması açısından üzerinde tanımlayıcı işaretler (kolye, bileklik vb) taşıması çok önemlidir.

    Çevremizdeki bir çok alerjen anafilaksiye neden olabilir.

    Besinler (inek sütü, yumurta, kuruyemişler, balık, kabuklu deniz ürünleri vb)

    İlaçlar

    Böcek sokmaları (bal arısı, yaban arısı vb)

    Latex

    Alerjenlere ek olarak fiziksel aktivitelerde anafilâksiye neden olabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği anafilaksi olarak tanımlanır. Anafilaksiye neden olan faktörler tanımlanamadığında sebebi bilinmeyen (idiyopatik) anafilaksi tanımı kullanılmaktadır. Anafilaksiye neden olan çevresel faktörler alerji ve immünoloji uzmanı olan doktorunuz tarafından mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

    Anafilaksinin Belirti ve Bulguları Nelerdir?

    Anafilaksi çok hızlı gelişir. Sorumlu alerjene maruz kalındıktan sonra dakikalar içerisinde anafilaksi tablosu ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda anafilaksi tablosunun klinik bulguları daha geç yani saatler içerisinde de ortaya çıkmaktadır.

    Klinik bulgular

    Cilt bulguları en sık görülmektedir.

    Kızarıklık, kaşıntı, deride kabarıklık ve sıcaklık hissetme

    Solunum sisteminde

    Burun akıntısı, hapşırık, nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissi ve hışıltı, ağır durumlarda morarma (siyanoz) görülebilir.

    Dolaşım sisteminde

    Tansiyon düşmesi, çarpıntı, nabız sayısında azalma ya da artış, baş dönmesi, halsizlik ve ağır durumlarda şok gelişebilir.

    Sindirim sisteminde,

    Ağız ve boğazda şişme, yutma zorluğu, Kusma, ishal, mide krampları görülebilir.

    Anafilaksi Sebepleri Nelerdir?

    Anafilaksi, çoğunlukla alerjenlerle karşılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaşma ağızdan alınan besinler, kas içi ya da damar içine verilen ilaçlar, arı ve böcek sokmaları, deri ve solunum yolu ile alınan alerjenler ile oluşmaktadır.

    Anafilaksi neden olan faktörler;

    Besinler

    İlaçlar

    Böcek sokmaları

    Latex

    Egzersiz

    Radyokontrast meddeler,

    Nedeni bilinmeyen

    Bazen anafilaksi tablosu bazı faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Örneğin sorunsuz şekilde alerjik olduğu besini tüketen hastalar, ardından egzersiz yaptığı zaman anafilaksi gelişmektedir. Bu durum az görülmekle beraber ergenlik dönemi ve kızlarda daha sık görülmektedir. Diğer bir deyişle egzersiz yapmadığı zaman alerjik olduğu besini bu hastalar rahatça tüketmektedir. Egzersizin tetiklediği besinlerle ilişkili anafilaksi olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi Tedavisi

    Tedavinin en önemli basamağı ve ilk kullanılacak ilaç ADRENALİN’dir. Yaşam kurtarıcı olan adrenalin kas içine yapılmalıdır.

    Anafilaksi ani gelişen ve yaşamı tehdit eden reaksiyon olduğu için tedavisinde zamana karşı yarışılmalıdır. Adrenalin süratle kas içine yapılmalıdır. Sağlık ekibini bekleyecek ya da sağlık kurumuna gidecek kadar süreniz olmayabilir. Bu uygulama sizi yaşama bağlayan en önemli aşamadır. Bu nedenle hastaların herhangi birine ihtiyaç duymadan kendi kendine yapabileceği adrenalin içeren otomatik özel enjektörler (adrenalin oto enjektör) yapılmıştır. Her hasta ya da hasta yakını mutlaka bu adrenalin oto-enjektörü yanında bulundurmalıdır. Tek kullanımlık olan bu enjektörler hasta tarafından uyluk bölgesine (elbise üzerinden de olabilir) yapılmalıdır. Ardından en yakın sağlık kuruluşuna tedavisinin devam etmesi için de başvurmalıdır.

    Anafilaksi geçiren hastalara tıbbi tedavi yapılmasının yanında daha da önemlisi hastanın tekrar aynı duruma düşmemesini sağlamak gerekiyor. Bu aşama hastalar için çok önemlidir.

    Önlemler;

    Alerjenlerden kaçınma;

    Anafilaksiye neden olan alerjenler alerji ve immünoloji uzmanı tarafından tanımlanmalıdır. Hastaların da bu alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. İlaç alerjisi olan hastalar hekime gittiğinde mutlaka alerjisi olduğu ilacı hekimine söylemelidir. Arı sokmasına bağlı anafilaksi geçiren hastalar aşı tedavisi ve adrenalin oto-enjektör taşıması yanında arı sokmalarına karşı gerekli önlemleri almalıdırlar.

    Etiket okuma

    Bu konuda karşılaşılan en önemli sorun besin alerjisi olan hastalarda yaşanmaktadır. Alerjisi olduğu besinden korunma açısından hasta ve hasta yakınları çok iyi bilgilendirilmelidir. Diğer yandan marketlerde satılan gıdalar çok farklı katkı maddeleri içermektedir. Bu hastalar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Yasal düzenlemeler ile bu durum kontrol edilmesine rağmen etiket içeriği hasta ve hasta yakınları tarafından çok dikkatli okunmalıdır.

    Ev dışında alerjenlere maruz kalabilirsiniz!

    Besin alerjilerinde diğer önemli sorunlardan biri ise dışarıda (restaurant, kafe vb) hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Çocuğun okulunda da benzer sorunlar yaşanabilir. Dolayısıyla çok geniş kapsamlı bilgilendirme eğitim ile sorunlar en aza indirgenebilir.

    Anafilaksi geçiren hastalara daha hızlı tanı konulabilmesi için üzerlerinde belirteç (kolye, bileklik) taşımaları gereklidir. Ayrıca yazılı eylem planı ile reaksiyon geçirenlerin neler yapabileceği konusunda rehberlik edebilecek dokümanlar hekim tarafından sağlanmalıdır.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi)

    Arı sokmalarına bağlı anafilaksi geçiren hastalar mutlaka aşı programına alınmalıdır. Bu yöntem ile oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Anafilaksi benzeri durumlar

    Yabancı bir madde ile karşılaşma sonucunda da anafilaksi tablosuna benzer reaksiyonlar (anafilaktoid reaksiyon) gelişebilir. Bu reaksiyonlar IgE aracılıklı değildir ve önceden hastanın duyarlılaşması gerekmemesidir. Anafilaksi benzeri reaksiyonlar öyküsü olmayan insanlarda da gelişebilir (radyo kontrast maddeler vb).

    Adrenalin Oto Enjektör Kullanımı

    Adrenalin oto-enjektörü, anafilaksi geçiren ve geçirme riski olan hastaların (arı alerjisi, gıda alerjisi vb) beklenmeyen anafilaktik reaksiyonlarının gelişmesi durumunda acil tedavisi için (hastaneye ulaşıncaya kadar) geliştirilmiş bir otomatik şırıngadır. Hasta tarafından kendi kendine uygulanabilecek şekilde yapılmıştır.

    Sadece hekimler tarafından reçete edildikten sonra alınmalıdır.

    Adrenalin Oto-enjektörü, Sadece Doktor Tarafından Hastaya Uygun Dozlarda Reçete Edildikten Sonra Kullanılmalıdır.

    Oto-enjektörün kullanımı ile ilgili hekiminden mutlaka eğitim almalısınız. Yine de zamanla bazı konuları unutabileceğinizi düşünerek bilgilerinizi güncellemeyi ihmal etmemeniz gerekmektedir.

  • Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor

    Bahar aylarında polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte ortaya çıkan polen alerjisine karşı aileleri uyarı yapmak istiyorum çocukların maruz kaldığı alerji tehlikesine dikkat çekmek bahar aylarında görülebilecek alerjik reaksiyonlara karşı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

    Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor.

    Polen alerjisi bahar aylarında sık olarak nezle, burun tıkanması, peş peşe hapşırma, burunda, damakta ve kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri ile gözlerde sulanma ve kaşınma gibi alerjik belirtiler; sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım endikasyonları polen alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Çocuklarda Okul Başarısını Ciddi Derecede Etkiliyor

    Polen(bahar) alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabildiğini belirtirken Polen alerjisi nedeniyle burunları tıkalı olan çocuklar geceleri rahat uyuyamaz ve sabahları yorgun kalkar, uyku kaliteleri de bozulur. Bu durum okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Alerjik nezle her beş çocuktan birinde ilerde astıma sebebiyet verebilir.

    Teşhis İçin Sadece Alerji Testleri Yeterli Olmayabilir

    Polen alerjisi belirtileri gösteren 18 yaşına kadar olan çocuklar “çocuk alerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı alerji testleri yapılmaktadır. Doğru teknik ve doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına alerji testleri teşhis koymak için yeterli olmayabilir. Alerji uzmanları tarafından çocuktaki belirtiler ile alerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulabilir. Doğru teşhis konulduktan sonra bazı ilaçlarla tedavi edilebilir. Tedavi başarısı yüksektir. Polen alerjisi tedavisinde korunma, ilaç tedavisi ve aşı tedavisi uygulanmaktadır.

    Koruyucu Önlemler Etkilidir

    Evden çıkarken güneş gözlüğü takılmalı ve polenlerle temastan kaçınılmalı, polen mevsiminde polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarıda olmamaya gayret gösterilmeli, ağız yerine burundan nefes alıp verilerek burnun filtre görevinden faydalanılmalıdır. Polenler kıyafetlerimize de yapışabilmekte olduğundan dışarıda uzun vakit geçirilmişse eve gelince kıyafetler değiştirilip duş alınmalı, dışarıdan ürün alırken özellikle açık ortamda satılan yiyecek ve diğer malzemelerin temizliğine ve hijyenine mutlaka dikkat gösterilmelidir. Alerji testleri mutlaka doğumdan 18 yaşına kadar olan çocuklarda çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

  • Alerjik hastalığı olanlar evde bitki yetiştirebilirler mi?

    Özellikle son 20 yılda ev ve iş yerlerinde süs bitkilerinin kullanımı arttı. Çoğu insan ev içi bitkilere maruz kalmaktadır. Ev içi bitkilerle olan alerjik duyarlılık ilk kez 1985 yılında Benjamin bitkisi ile tanımlanmıştır.

    Süs bitkilerinde alerjenler bitkinin özünde bulunur ve su ile yapraklara ve oradan da yaprakların üzerindeki toz parçacıklarına geçer. Havaya karıştıklarında da solunum yolu ile vücuda alınırlar.

    Alerjik yapıdaki bireyler için süs bitkileri önemli midir?

    Yapılan araştırmalarda alerjik hastalığı olmayan bireylerde ev içi bitki maruziyeti sonrası yapılan deri testlerin alerjiye rastlanmazken, alerjik nezlesi olan hastaların yaklaşık %80’inde deri testinde ev içi bitkilere alerjik duyarlılık geliştiği saptanmıştır. Alerjik riniti olan bireylerin evinde özellikle Benjamin bitkisi (ficus benjamina), yuka bitkisi(yucca), sarmaşık (ivy), palmiye ağacı (palm tree), turnagagası (geranium) bulunması ile zaman içinde bu bitkilere de alerji geliştiği görülmüştür. Türkiye’de özellikle Benjamin bitkisi ve yuka evlerde sıklıkla yetiştirilmektedir.

    Yine süs bitkilerine alerjik duyarlılık gelişimi ile ilgili yapılan başka bir araştırmada 150 alerjik rinit ve/veya astım tanısı alan hastaya 15 çeşit süs bitkisi ile deri testi yapılmıştır. Atopi (ailede doktor tanılı alerjik hastalık olması), besin alerjisi olan hastalarda süs bitkilerine alerji geliştirme riski yüksek saptanmıştır. Alerjik nezlesi olan ve süs bitkisi yetiştirenlerde zamanla süs bitkilerine alerji geliştirme riski artmıştır. Yuka bitkisi (yucca elephantipes), difenbahya (Dieffenbachia picta), Atatürk çiçeği ( Euphorbia pulcherrima) en fazla alerjik duyarlanmaya neden olan bitkiler olarak bulunmuştur. Afrika menekşesi (Saintpaulia ionantha), Kroton, ııtır (pelargonium), ve yuka bitkisi(yucca elephantipes) ev içinde bulunuyorsa bu bitkilere yönelik duyarlılık gelişme riski yüksektir.

    Özetle alerjik duyarlılığı olan kişilerin evlerinde başta yuka ve Benjamin bitkileri olmak üzere sarmaşık, palmiye ağacı, turnagagası, difenbahya, Atatürk çiçeği, kroton, ıtır olması zaman içerisinde maruziyetle bu bitkilere duyarlılık gelişmesine neden olabilir.

    Alerjik hastalar ev içi süs bitkisi yetiştirmek istiyorsa hangi bitkiler uygundur?

    Oda havasındaki kimyasalların temizlenmesini sağlayan bitkiler tercih edilebilir.

    1-Marginata bitkisi(dracaena marinata): Formaldehit ve benzen gibi havada bulunana kimyasalları temizler.

    2-Yelken çiçeği (spathiphyllum):Havadaki benzen, formaldehit ve trikloretileni temizler.

    3-Çin herdemyeşili (aglaonema).Doğal hava temizleyicidir.

    4-Kardeş kanı bitkisi (Dracaena fragnans). Marginata özelliğindedir.

    5-Paşa kılıcı(Sansevieria trifasciata): Karbon monoksit, nitrojen monoksid, formaldehit, kloroform, benzen, ksilen, trikloretilen gibi pekçok kimyasalı temizler. Gece boyunca oksijen ürettiğinden yatak odası için idealdir.