Etiket: Alerji

  • Allerjik deri testleri

    Allerji deri testleri, allerjene karşı duyarlılığı belirlemede gerek güvenilirlik gerekse uygulama kolaylığı nedeniyle kliniklerde en önemli teşhis aracıdır.

    Atopi, alerjiye yatkınlık anlamında kullanılan bir kavramdır. Çevresel alerjenlere karşı oluşan IgE üretimine, deri ve mukozaların çevresel ajanlara aşırı duyarlı olmasını ifade eder. Atopi genellikle ailesel özellikte olup, genetik geçiş kuşaktan kuşağa düzensizdir. Gelişmiş ülkelerde toplumdaki sıklığı %30-40 olmasına rağmen, aşikar hastalık görülme oranları %5-10 ‘civarındadır. Atopik kişilerde total IgE düzeyi artmıştır. Bu durum, solunum sisteminde alerjik rinit, deride ekzema, mide-barsak sisteminde enterit, gözde alerjik konjoktivit yapabilir.

    Deri testleri, alerjik duyarlılığın belirlenmesinde kullanılan testlerdir. Allerjenlerin tesbiti, tedavilerde önemlidir. Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı düzenli olarak belirlenmekle birlikte, ülkemizde bu konuda sadece yerel raporlar mevcuttur. Ağaç polenleri, erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanır. Ot polenleri yaz başında yaygındır ve yaz sonunda sonlanır. Hububat ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Ev tozu akarları ve mantar sporları tüm yıl ortamda bulunabilir. Özellikle nemli bölgelerde ev tozu akarlarının yoğunluğu artar.Bu durumlar göz önünde bulundurularak, test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir.

    Test yapılmadan önce hastanın kullandığı özellikle test sonucunu etkileyecek ilaçlar ayrıntılı sorgulanmalıdır. Hastaların şikayetleri ile ilgili alerjenler seçilmelidir. Acil ve anaflaksi durumunda hastaya müdahale edebilecek ortam ve deneyimli personel tarfından uygulanmalıdır.

    Yama testi: Allerjik kontakt dermatit (Allerjik ekzema) tanısında kullanılan bu test, standart seri ve özel yama testi (dental, kozmetik, ilaç, giyim) serileri ile uygulanır. Sırta yapıştırılan alerjen emdirilmiş bantlar 48 saat sonra çıkarılarak değerlendirilir. Geç alerjik reaksiyonlar oluşabileceği için 72. Veya 96. Saatte test yeniden değerlendirilir. Test bantları yapıştırıldıktan sonra hasta banyo yapmamalı, bantların ayrılmasına yol açacak fiziksel etmenlerden uzak durmalıdır.Yama testi ile nikel, kobalt vb metaller, fragrance mix, peru balsamı, lanolin , colophony, paraben mix vb gibi özellikle kozmetik ürünlerde bulunan maddeler, formaldehit gibi tekstil, deri sektöründe kullanılan maddeler, lastik endüstrisinde kullanılan maddeler tesbit edilir. Hastalık sebebi net olarak anlaşıldığından, tedavisi ve korunma yolları daha net belirlenir.

    Fotoyama testi: Fotoallerjik dermatit denen, güneş gören bölgelerde bazı ilaç ve maddelerin UV hassasiyeti ile oluşan ekzamalarda uygulanır. Allerjenler sırta simetrik uygulanarak bir taraftaki bant 48 saat sonra kaldırılır. Daha sonra 5-15 J/ cm2 UVA uygulanıp siyah bir bant kapatılır. 2 gün sonra sırttaki tüm materyaller kaldırılıp , değerlendirme yapılır.

    Prick test: Bu test genellikle ön kol iç yüze ( nisbeten kılsız bölge) ve sırta , allerjen solüsyonları damlatılarak, lanset vb delicilerle deriyi delerek uygulanır. Bu test sırasında mutlaka pozitif ve negatif kontrol uygulanarak, testin doğruluğu ve başarısı değerlendirilir. Prick test ile mevsimsel hapşırma, burun akıntısı, göz yaşarması olan kişilerde, Ağaç, hububat, ot polenleri, ev tozu akarları, mantar sporları, kedi köpek tüyü, latex, kahve, kırmızı ve karabiber, yumurta akı ve sarısı, meyvalar, ceviz, soya, kakao, dometes vb gıdalarla olan alerjiler saptanır. Halk arasında sıklıkla bilinen testtir. Bu test sonrası tesbit edilen alerjen maddelere karşı, aşılama ve tedaviler uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde farklı sektörlerde sanayileşme atağı yaşayan ,yeşillikleri ve doğası ile göz dolduran birçok şehir mevcut. . Araba, metal, kimyevi maddeler, tekstil ve boya, gıda üretim ve depolama sanayi çalışanlarında sıklıkla kontakt dermatit hastalıklarını görmekteyiz. İş güvenliği mekanizmaları yerinde ve dikkatle uygulandığında , teması engelleyerek bu sıklığı azaltmak mümkündür. Ekzamalar mesleki hastalık olarak da kabul edilmektedir. Yine ev hanımlarının ellerinde görülen el ekzamaları, kullanılan deterjan, su vb hatta kullanılan ilaç ve nemlendiricilerde bile bulunan maddelere karşı irritasyon ve alerji yapabilir.

    Doğa özellikleri ile ağaç ve ot polen alerjileri, nemli ortamda artan ev akarları ve mantar sporlarının alerjileri alerjik rinit, konjoktivit hatta astım tabloları ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Allerji fikrimce zor bir tablodur. Kişinin kendi yaşam şartları ve korunma yolları tedaviyi birinci derecede etkiler. Aşırı bilinç ve sabır gerektiren bir durum olduğu için, bu testler teşhis açısından son derece önemlidir. Nedeni bilmek tedavinin en az yarısını oluşturacağından, bu şikayetleri olan kişilerin alerji testlerini yaptırmalarını bir dermatolog olarak öneririm.

  • Bahar alerjisi ve alerjik astım

    Bahar alerjisinin nedeni polenlerdir. Baharın gelmesi ile birlikte tabiat uyanır ve bitki örtüsü zenginleşir. Bu dönemde çayır otları, bir çok yabani ot, selvi ve zeytin gibi birçok ağaç gözle görülmesi gözle görülmesi mümkün olmayan polenlerini atmosfere salar. Bu polenler havada serbest bir şekilde dolaşır ve rüzgarlar ile çok uzak mesafelere taşınabilirler.

    Bahar alerjisi olan bireyler bu aylarda evden dışarı çıktıklarında, ev veya iş yerindeyken pencerelerini açtığında havada serbestçe dolaşan polenler ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın neticesinde polenler nefes yoluyla hava yollarımıza, gözümüze giderek hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, kulak ve damakta kaşıntı, her iki gözde sulanma, kaşıntı, kızarıklık gibi belirtilere yol açar.

    Ortaya çıkan bu belirtiler bahar alerjisi, polen alerjisi, saman nezlesi, alerjik nezle olarak adlandırılır. Adından da anlaşılacağı üzere hasta nezle olduğunu düşünür. Hastalar yakınmalarını “benim nezle /gribim hiç geçmiyor, yazın bile nezle oluyorum, bütün gün hapşırıyorum, elimde burun akıntımı silmek için bütün gün tuvalet kağıdı ile dolaşıyorum” şeklinde ifade eder. Alerjik nezle çoğu kez sağlık çalışanları ve hastalar tarafından enfeksiyona bağlı nezle ile karıştırılır.

    Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımına ve tanıda gecikmelere yol açar. Talihsiz bir şekilde birçok nezle grip ilacı antihistamin ve dekonjestan denen alerji ilaçları içerdiği için bu ilaçlar alerjik nezle belirtilerini azaltacağı için tanı karmaşası daha da artar. Unutmayınız ki alerjik nezlede etken mikroorganizma olmadığı için ateş görülmez.

    Polen alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde olur ve polen sezonu bitince bütün hastalık belirtileri tamamen düzelir, fakat her yıl benzer mevsimlerde hastalık belirtileri yeniden başlar ve genellikle her geçen yıl alerjik nezle şiddeti artabilir ve/veya süresi uzayabilir. Hastaların üçte birinde alerjik astım gelişebilir. Alerjik astım belirtileri ise öksürük, göğüste hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste baskı ve beyaz renkli balgam çıkarmadır. Hastalar göğüsteki hırıltı sesini “sanki göğsümde kedi mırıldıyor” şeklinde ifade eder. Bu yakınmalar akşam ve geceleri, sabahın erken saatlerinde artar. Sigara dumanı, deodorant, parfüm, egzersiz , üst solunum yolu enfeksiyonları, gülme ile tetiklenebilir.

    Polen alerjisinin tanısı deri testi (deri prick testi) ile konur. Tedavide hastalar polenler hakkında bildilendirilir ve korunma yöntemleri anlatılır. Alerjisi olanlar ilkbahar ve yaz aylarında kapı ve pencereleri kapalı tutmalıdır. Sabahın erken saatleri ve ikindi vakti polenlerin yoğun olduğu saatlerdir. Yine bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçla seyahat ederken aracın camını açmak yoğun miktarda polen maruziyetine neden olacaktır. Polen alerjisi olanlar, eve geölince saçlarını yıkamadan yatmamalı ve günlük giysilerini değiştirip, giysilerini çamaşır sepetine atmalıdır.

    Tüm bu tedbirlere karşın polenler tabiatın bir parçası olması nedeniyle polenlerden tamamen korunmak mümkün olmadığı için hastanın şikayetleri azalsa da olmaya devam eder. İlaçlar çok etkili olmakla birlikte kullanıldığı sürece işe yarar, ilaçlar bırakıldığında tüm belirtiler geri gelir. Bu nedenle polen mevsimi bitene kadar hastaların ilaçlara ara vermeden kullanmaları önerilir. İlaçlar hastalığı yok edemediği için ya da alerjinin zamanla ilerlemesini ya da astıma dönüşmesini engelleyemediği için elverişli hastalara aşı tedavisi başlanabilir. Aşı tedavisi polen alerjisi ve alerjik astımın şiddetini azaltabilir ya da düzeltebilir ve yeni alerjilerin gelişmesini engelleyebilir. Aşılarda neye alerjiniz var ise o alerjen yer alır. Alerjiniz olan alerjen cilt altına ya da dil altına belirli ve düzenli aralıklarla ve küçük küçük artan dozlarda verilirse o alerjenle doğal yollarla karşılaştığınızda ya daha az tepki verir ya da hiç tepki vermezsiniz.

    Günümüzde cilt altı ve dil altı olmak üzere iki tür aşı vardır. Cilt altı aşılar ilk 2-4 ay haftada bir gün, daha sonra 4 haftada bir koldan insülin enjektörü ile uygulanır. Dil altı aşılar ise dil altına her gün konur. Her iki aşı yönteminde tedavi süresi 3-5 yıldır. Aşıların etkisi geç başlar, etkinin başlaması haftalar ve aylar sürebilir. Aşılar kesildikten sonra aşıların koruyuculuğu uzun yıllar devam eder. Tedavi süresi uzadıkça, aşıların kesildikten sonraki koruyuculuk süresi o kadar uzar. Her iki aşılama yöntemi etkili olmakla birlikte daha eski bir aşı yöntemi olan cilt altı aşılar daha etkilidir. Bu nedenle enjeksiyon korkusu olmayan çocuk ve yetişkinlerde cilt altı aşı tedavisi daha elverişlidir. İğne korkusu olan kişilerde dil altı aşı tedavisi öncelikli tercih edilebilir. Aşı tedavisinde tedaviden alınacak yanıtlar kişiye ve alerjisi olan alerjen sayısına göre değişir.

    Aşı tedavisi Dünya Sağlık Örgütü’nün onayladığı birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da uygulanan eski bir tedavi yöntemidir. Aşılar kortizon içermez ve hamile kalan hastalarda aşı tedavisi kesilmeden devam edilir. Aşıların alerjik reaksiyon dışında hiçbir yan etkisi yoktur. Alerjik reaksiyon gözlenirse aşı dozu değiştirilerek bu etki ortadan kaldırılabilir. Eğer alerjik reaksiyon düzeltilemez ise tedavi sonlandırılır.

    Özetle başarılı bir tedavi için alerjinizi öğrenmeli, elinizden geldiğince polenlerden kaçınmalı, ilaç tedavisi beraberinde uygun bulunursanız aşı tedavisi yaptırmalısınız . Aşılardan yarar gören hastalarda ilaç sayısı ve/veya dozları azaltılabilir ya da kesilebilir. Bahar alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız hastalığınızı küçümsemeyiniz ve mutlaka alerji uzmanına başvurunuz. Çünkü hastalık belirtileri başlangıçta hafif olabilir, kronik seyirlidir zamanla ilerleyebilir ve alerjik astıma dönüşebilir.

    Sağlıklı günler dilerim…

  • Yetişkinlerde alerjik astım

    Günümüzde sıkça duyduğumuz alerjik hastalıklar içinde en önemlisi ve ilerleyip ölümcül olabilen hastalık Alerjik Astım gelecekte daha sık olarak karşımıza çıkacaktır. Akciğerlerimizin içindeki havayollarımızı oluşturan bronş dediğimiz kanalların alerjenler tarafından meydana gelen hasara bağlı olarak alerjik astım gelişir. Astım bronşların daralması sonucunda çoğu kez nöbetler halinde gelen nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ile birlikte hırıltılı-hışıltılı soluma ve arka arkaya gelen öksürüğün eşlik ettiği havayolu hastalığı olarak karşımıza gelir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL İSİMLER ALIR

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Yetişkinlerde astımın diğer yaşlarda olduğu gibi en büyük nedeni alerjen ile temas sonucu olmaktadır. Bu yüzde astım dediğimizde bazen % 80 lere varan şekilde alerjik astım aklımıza gelir.

    Bunun dışında toz, boya, parfüm, deterjanlar gibi kimyasal maddeler içeren irritan uyaranlarla karşılaşma sonucu, veya bir enfeksiyon sonucunda ataklar tarzında ortaya çıkabilir. Alerjik astım bazen alerjik bronşit, spastik bronşit, astım olarak da adlandırılmaktadır. Genellikle alerjiye bağlı olan astıma alerjik astım denilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM SIKLIĞI NEDİR.?

    Astım dünyanın çeşitli bölgelerine göre farklılıklar gösterse bile yaklaşık dünya nüfusunun 300 milyonunu etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 yetişkinden 5-7’sinde,yani 10 kişiden birinde görülebilmektedir. Yaşadığımız ortamdaki hava kirliliği veya bölgesel farklılıklar bu oranları değiştirmektedir, özellikle şehirde yaşayanlar için gün geçtikçe daha ciddi bir sorun haline geldiği görülüyor.

    Astım genellikle nefes darlığı hırıltı ve öksürük olarak karşımıza çıksa da bazen sadece geçmeyen tekrarlayan öksürük olarak kaşımıza çıkabilir. Öksürük ile ortaya çıkan bu durumda aslında bir astım tipidir. Alerjik astım bazen sadece hastayı rahatsız eden ev tozu, polen, kedi köpek veya lateks gibi alerjenler ile karşılaştığında ortaya çıkabilir diğer durumlarda hiç bir şikayeti olmayabilir. Bu yüzden astım şikayetleri yavaşça ilerleyip zamanla kalıcı astıma dönüşebilir. Aslında bu hastalarda göz önüne alındığında astım bildiğimizden daha sık olarak karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM OLMAK ÖNLENEBİLİR Mİ ?

    Astım aslında alerjik rinit veya saman nezlesi safhasında yakalandığında engellenebilir. Astım oluştuktan sonra tamamen kurtulmak mümkün olmasa da tedavi edilebilen hastalıktır. Özellikle burun akıntısı hapşırma kaşıntı tıkanıklık gibi alerjik rinit şikayetlerinde varlığında tespit edilen alerjik hastalar, astım gelişmeden tedavi edilebilmektedir.

    Alerjik rinitli hastaların ne yazık ki % 40 gibi yüksek bir oranında ileride astım gelişmektedir. Burun akıntısı burun tıkanıklığına sonrasında geniz akıntısına dönüşür bu süreç öksürük ile devam edip en son özellikle ailede de astım mevcutsa nefes darlığı, hırıltı şikayetleri ile birlikte astım olarak sonlanır. Alerjik rinit aşamasında daha kolay tedavi edilirken alerjik astımı olan hastalar tedavi sonucu diğer yetişkinlerden farkı olmadan hayatını yaşayabilir. Astım belirtileri ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle astım oluşmadan veya oluştuktan sonra tedavi konusunda eğitim almış yetişkin alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilen korkulacak bir hastalık değildir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM NEDEN OLUŞUR.?

    Alerjik astım dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yetişkinlerde sık görülen bir hastalıktır. Kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısı sonucunda ortaya çıkan bozulmuş aşırı abartılı ve zararlı bağışıklık yanıtına alerji denir. Akciğerlerimizin içindeki hava yollarımızın alerjenlere verdiği yanıta bağlı olarak

    Alerjik astımın adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Alerjik astımın en sık gördüğümüz temel belirtileri sık öksürük, hırıltılı-hışıltılı solunum, nefes sıkışmasıdır. Astımın alerjenler dışında birçok nedeni vardır. Hava kirliği, ortam bulunan kimyasallarda aynı şekilde astıma neden olur. Astım nasıl oluştu sorusunun cevabına göre önlemler de alınabilir. Bu nedenle bu makale tüm astımlı hastalara yardımcı olabilecek önemli bilgiler verecektir.

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Alerjik astımında en önemli nedeni genetiktir. Genetik ve çevresel faktörler ikisi birlikte ne yazık ki astım olmamıza yol açar. Anne ve/veya babada astım, alerjik rinit, egzama olması astım gelişme riskini arttırır.

    Alerjik astım için en önemli risk faktörü atopik bir yapıya sahip olmaktır. Diğer bir deyişle kişinin genetik olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olmasıdır. Alerjik yapıya sahip olan hastalar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde çevrede bulunan alerjenlere karşı IgE dediğimiz antikorlar üretirler ve bu antikorlar daha sonra akciğerlerimizde ki küçük hava yollarında hasarın başlamasına yol açar. Bunun bir göstergesi olarak alerjik rinitin varlığı bu hastada astım gelişimi için önemli risk faktörüdür. Çevresel faktörlerden bir kısmı alerjenler, solunum yolu enfeksiyonları, sigara, hava kirliliği, obesite sayılabilir.

    Hava kirliliği astıma neden olabiliyor

    Özellikle trafik, inşaat sektörü ve endüstriye bağlı hava kirliliği akciğerde hasarlar oluşturarak astıma neden olabilmektedir. Mesleki alerjenlerin bir kısmı özellikle fırıncılarda marangozlarda veya lateks maruz kalan sağlık çalışanlarında astıma yol açabilmektedir.

    Diyet astım gelişmesini etkileyen bir faktördür

    Doğal beslenme, akdeniz tipi beslenme gibi beslenme modellerinin astıma karşı koruyucu olduğu bunun yanında özellikle içinde çok sayıda koruyucu ve katkı maddesi içeren fast food tipi beslenmenin de astım gelişmesine neden olduğu bildirilmektedir.

    Astım oluşumuna neden olanlar nelerdir ?

    Alerjenler, meslek, sigara, hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları, parazitik infeksiyonlar, sosyoekonomik durum, aile büyüklüğü, diyet, ilaçlar, obesite en sık nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Astım ataklarına veya yakınmaların sürmesine yol açanlar nedenler nedir ?

    Evin içindeki veya dış ortamdaki Alerjenler, hava kirliliği, solunumsal infeksiyonlar, egzersiz, hiperventilasyon, hava değişimleri, sülfürdioksit, besinler, katkı maddeleri, ilaçlar, psikolojik etkenler, sigara, irritanlar aklımıza ilk gelenler.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM ŞİKAYETLERİ NEDİR?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterlidir.

    Alerjik astımın en önemli şikayeti olan nefes darlığı ataklar halinde gelmekte olup özellikle geceleri uykudan hastayı kaldırması tipiktir. Ataklar arasında hastanın genelde nefes darlığı yakınması yoktur. Hastaların bir kısmı nefes darlığı şikayetleri azaldığı kaybolduğu için gün içinde normal hayatlarına devam edebilir. Fakat bir çoğunda nefes darlığı sürekli bir hal alabilir ve hastanın yaşam kalitesini bozarak sürekli geceleri uykudan uyandırmaya, iş gücü kaybına, acile başvurulara, hastaneye yatmalara neden olabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM BELİRTİSİ SADECE ÖKSÜRÜK OLABİLİR Mİ ?

    Astımlılarda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Öksürükle de seyreden astım formaları vardır. Özellikle geceleri gelen ve hastayı uykudan uyandıran öksürük, eforla gelen öksürük yakınmaları olduğunda astım olası bir tanı olarak akla gelmelidir. Özellikle efor ile kimyasal iritanlarla ortaya çıkan öksürük şikayeti olan hastalar bazen hayatlarında kısıtlamaya gidebilir fakat astım bu kısıtlamalara rağmen ilerlemeye devam edebilir. Kronik öksürük şikayetleri altında ilk nedenleri arasında astım gelmektedir. Hastalarda öksürük şikayetine yol açan diğer nedenler tam bir sistemik muayene yapıldıktan sonra dışlanmalıdır. Yetişkinlerinde kronik öksürüğün en sık nedenleri post nazal akıntı sendromu (PNAS), astım ve gastroözofageal reflü’dür (GÖR). Astım, Post nazal geniz akıntısı ve Gastroözofageal reflü, yetişkin hastalarda görülen kronik öksürüğün %93’ünden sorumludur. Sigara içmeyen, antihipertansif ilaç ( anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü ) kullanmayan ve akciğer grafisi normal kişilerdeki kronik öksürük yakınmasının tamamına yakını bu hastalıklara bağlı gelişmektedir. Fakat romatizmal hastalıklardan kalp hastalıklarına kadar birçok hastalığın akciğeri etkilediğini bilmemiz gerekir. Bu yüzden her hasta tam bir fizik muayene ve değerlendirmeden sonra öksürük ile ilişkili olan alerjik astım açısından tetkikleri yapılmalıdır. Öksürük şikayeti de diğer şikayetler gibi iç hastalıkları tarafından değerlendirilmeli sonrasında alerji ile ilgili olarak alerji uzmanları tarafından tetkikleri yapılmalıdır.

    Tüm bu şikayetlerinin nedeni solunum yollarında aşırı duyarlılık vardır. Bu ataklar alerjenler ile temas sonucunda veya toz, duman, koku, egzersiz gibi irritanlar ile tetiklenir. Ataklar geriye döner. Astımın erken döneminde Ataklar arasında hastanın bir şikayeti veya bir muayene bulgusu olmaz. Astım ilerleyen dönemlerinde kalıcı hasarlar artıkça astım şikayetleri devamlı olmaya başlar.

    YETİŞKİNLER NE ZAMAN ALERJİK ASTIM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMELİ ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji astım hastalar tarafından erkenden fark edilebilse de bazen tanı koymada güçlüler yaşanmaktadır.

    Alerjik hastaların bir çoğu aslından şikayetlerinin ilerlediği zaman doktora gitme ihtiyacı duyar. Halbuki alerjik astım hastaları alerjik rinit veya saman nezlesi dediğimiz burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı hapşırma şikayetleri olduğunda alerji uzmanlarına başvursa belki de astımın % 40 engellenmiş olacak. Astım bilindiği gibi alerjik rinit tekrarlayan geçmeyen sinüzit burun eti ( nazal polip ) olan hastaların % 40 ile % 60’ında birlikte görülür.

    Alerjik astım olabileceğimizi hangi durumlarda düşünmeliyiz ? Aşağıdaki soruların cevapları evetse alerjik astım olabilirsiniz

    Son 1 yılda göğsünüzde hırıltı veya ıslık sesi duydunuz mu?

    Son 1 yılda herhangi bir zamanda gece nefes darlığı atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda gece her hangi bir zamanda öksürük atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda her hangi bir zamanda göğsünüzde sıkışma hissi ile uyandınız mı?

    Her hangi bir zamanda zorlu bir egzersizi takiben nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir zamanda gündüz şartlarında dinlenme halindeyken nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir ataktan sonra kendinizi iyi hissediyor musunuz yoksa şikayetleriniz sürekli mi ?

    Eğer bu sorulardan birine “evet” dediyseniz yakınmalarınız evde, iş ortamında uzakta veya seyahatte az veya yok muydu ? sorusu sizin şikayetlerinizden sorumlu alerjen ile temas ettiğinizde ortaya çıktığını gösterir.

    Ailesinde alerjik astım şikayetleri ve tanısı olanların bu soruları kendine sorması daha önemlidir. Özellikle alerjik burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı ve hapşırma şikayetleri başlayan hastalar ailesinde astım varsa mutlaka alerji uzmanları tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİN ALERJİK ASTIMLI HASTA DOKTORA GİDERKEN NE HAZIRLIK YAPMALI ?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Alerjik astım için sorduğumuz sorulara yanıtınız evetse alerjik astım şikayetleriniz varsa alerjik astım teşhisi için doktora giderken nasıl hazırlık yapmalıyım? Nelere dikkat etmeliyim biliyor muyuz? Eğer bilmiyorsanız bu yazımızı okumalısınız.

    Alerjik astım belirtileri varsa Yetişkin Alerji Uzmanına başvurabilirsiniz

    Sizde alerjik astım belirtileri varsa alerjik hastalıklar uzmanlarına başvurabilirsiniz. Çünkü alerji uzmanları alerjik astım ve alerjik hastalıklar konusunda eğitim almış ve bu eğitim sonucu alerji uzmanlık diploması almış ve aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan yeni adıyla immünoloji ve alerji hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Yanınızda kullanmakta olan ilaçları getirmeniz iyi olur

    Alerji uzmanına giderken kullanmakta olduğunuz ilaçları da yanınızda getirmeniz faydalı olacaktır.

    Mümkünse bir hafta öncesinde bazı ilaçları almayınız

    Özellikle gerekli değilse alerji ilaçları ( antihistaminikler ), öksürük ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları antidepresan ilaçların doktorunun kontrolünde 1 hafta öncesinden başlayarak kullanmamak gerekiyor. Çünkü eğer alerji testi gerekirse bir hafta öncesinden bu ilaçları kullanmamak gerekiyor. Nefes açıcı sprey ve buharlar alerji testini etkilemez. Sadece parasetamol içeren ateş düşürücüler ve antibiyotikler de alerji testini etkilemez. Ancak bazı ilaçları zorunlu kullanmak gerekiyorsa öncelikle hastanın şikayetlerinde azalma kontrol ve rahatlama olması gerekir. Gerekli testler rahatlama sonrası yapılabilmektedir.

    Daha önce yapılmış tahlil ve röntgen tahlillerini yanınızda getirin

    Öncelikle daha önce yapılmış tahlilleriniz, röntgen filmleriniz varsa mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor. Çünkü muayene sonuçlarına göre gerekli tahliller ve röntgen filmi çekilebilir. Daha önce yapılmış tahlillerin yeniden yapılmasının önüne geçmek gerekir.

    Açlık veya tokluk önemli değildir

    Alerji testi gerekebileceği için aç olarak gelmeye gerek yoktur. Açlık veya tokluk önemli değildir. Bu nedenle tok gelmesi daha iyi olacaktır.

    Sonuç olarak;

    -Yetişkin alerji uzmanına giderken yanınızda kullandığınız ilaçları da götürün.

    -Gerekli değilse 1 hafta öncesinden alerji ilaçları, öksürük ilaçları ve soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçlarını doktorunuzla görüşüp kesin.

    -Açlık veya tokluk önemli olmadığı için tok gelebilirsiniz.

    -Daha önce yapılmış tahlil ve çekilmiş filmleri yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIMIN TEŞHİSİ NASIL YAPILIR ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Astım şikayetleri olan hastalarda alerjik astım tanısı nasıl konulur. Alerjik astım testleri nelerdir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Alerjik astım teşhisi için astım belirtileri sorgulanmalıdır

    Alerjik astım tanısının konulmasında hastanın şikayetlerinin ve hikayesinin doğru bir şekilde alınması ayrıca hekim tarafından muayene edilmesi çok önemlidir. Hasta bazen atak sırasında görülebilir ve bu sıradaki muayene bulguları tanıda yardımcı olabilir fakat çoğu kez hasta atak sonrasında alerji uzmanına tarafından görülür ataklar sonrasında hastada muayene bulgusu olmayabilir.

    Bu yüzden iyi bir şekilde hastanın hikayesinin ve şikayetlerinin alınması önemlidir. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile görülür.

    Bunun dışında spor veya egzersiz sonrası öksürük veya akciğerde hırıltı olması, her grip sonrası öksürük olması, mevsim geçiş ayları ile birlikte sık sık öksürük görülmesi alerjik astım için önemlidir.

    Alerjik astım teşhisinde muayene bulguları önemlidir

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan sonra muayeneye geçilir. Muayene bulgusu tamamen normal olabilir. Ancak öksürük belirtileri olduğu dönemde akciğerde hırıltı duyulabilir. Özellikle hastalar tarafından nefes alıp verirken ıslık sesine benzer bir ses geldiğini söylenir. Bazen sırtını bile dinlemeden uzaktan bile nefes alıp verirken bir ses duyulabilir. Nefes sıkışması görülebilir. Alerjik astım belirtileri olmadığı dönemlerde akciğerler tamamen normal görülebilmektedir.

    Alerjik astım teşhisinde gerekli testler yapılmalıdır

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan ve muayene edildikten sonra tetkiklere geçilir. Astım şikayeti olan hastalarda alerji testi yapılması gereklidir. Astımlı hastaların % 60 ile % 80 ‘ i alerjik astımdır bu yüzden alerji testleri önemlidir. Solunum fonksiyon testi, kan tetkikleri, akciğer filmleri gibi tetkiklerinden gerekli olanları yapılır. Çıkan sonuçlara göre de alerjik astım olup olmadığına karar verilir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir. Alerji cilt testlerinin yapılması astımın alerjik olup olmadığını gösterecektir. Astımlı hastaların alerji yönünden incelenmesi mutlaka gereklidir.

    Astımın alerjik olması durumunda, alerjik olunan alerjenlerden kaçınmak ve astım tedavisinde çok önemli bir yere sahip olan aşı tedavisi gibi ilaç tedavisine iki seçenek daha ilave olmaktadır. Alerji testiyle neye bağlı alerji olduğu, alerjinin derecesi ve test sonrasında uygunda hangi alerjenle alerji aşısı yapılabileceğine karar verilir. Alerji testi ilk öncelik ciltten yapılmasıdır.

    Ciltten yapılan alerji testleri kandan yapılan alerji testine göre en doğru sonucu verir.

    Çünkü kandan yapılan alerji testi testin yapıldığı cihazın kalitesine göre değişirken ciltten yapılan alerji testi daha doğru sonuç vermektedir. Alerjik astım teşhisi için ciltten alerji testi her yaşta yapılabilmekle birlikte genelde çocuklarda 2-3 yaşından sonra ve tüm yetişkin hastalarda her yaşta yapılmaktadır. Alerji testinin alerji uzmanları tarafından yapılması doğru teşhis ve tedavi ve alerji aşısı başlanıp başlanmayacağı konusunda karar verilmesi bakımından çok önemlidir.

    Alerji hastalıkları uzmanı olmayan Göğüs hastalıkları veya KBB uzmanları tarından yapılan testler yanlış yorumlanmaktadır. Alerji uzmanları dışındaki hekimlerin alerji aşılarını başlamaya yetkisi bulunmamaktadır. Alerji hekimleri dışındaki göğüs hekimleri ve kbb hekimleri tarafında yanlış yapılan testler uzun bir süre yanlış aşı veya gereksiz aşı tedavilerine yol açabilir.

    Alerji teşhisi için alerji testinden bir hafta öncesinde bazı ilaçlar kesilmelidir.

    Alerjik astım teşhisi için alerji testi yapılması için bir hafta öncesinde öksürük ilaçları, alerji ilaçları ( antihistaminikler ) soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçları kesilmelidir. Özellikle dekonjestan veya antihistaminik içeren ateş düşürücü ilaçlar mutlaka doktora sorularak kesilmesi gerekir. Ancak fazla şikayeti olan hastalarda öncelikle hastalık şikayetlerinin azaltılması daha sonra ilaçlar kesildikten bir hafta sonra alerji testinin yapılması daha uygun olur.

    Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir. Alerjik astım konusunda özel eğitim almış ve bu konuda etkin olan uzmanlar alerji uzmanlarıdır. Yetişkin alerji uzmanları alerjik astım ve alerji hastalıkları konusunda eğitim alarak yetişkin alerji uzmanı diploması olan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım teşhisi için öncelikle alerji astım belirtileri sorgulanır.

    -Alerjik astım belirtileri olan hastalar muayene edilir.

    -Alerjik astım muayenesi sonrası gerekli testler yapılır.

    -Alerjik astım teşhisinde alerji testlerinin alerji uzmanlarınca yapılması önemlidir.

    -Alerjik astım teşhisinde eğitim önemlidir ve bu konuda özel eğitim alan uzmanlar alerji uzmanlarıdır.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastalar için en önemli sorun tedavi nasıl yapılacağıdır. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Bu makalede Alerjik astım tanısı konulduktan sonra tedavi nasıl yapılmalıdır sorusunu cevaplamaya çalışacağız

    Alerjik Astım Tedavisinde Doğru Teşhis Önemli

    Alerjik astım teşhis için yapılan tetkiklerin alerji hekimleri tarafından yapılmasının önemi özellikle tedavini nasıl yapılacağının belirlenmesi açısından çok önemlidir. Alerjik astım tedavisi için öncelikle doğru teşhisin konulması gerekiyor. Alerjik astım için yapılan tetkiklerin doğru yapılması ve doğru yorumlanması doğru teşhis konulması için önemlidir. Yanlışlıkla alerjik astım teşhisi alan hastalar boşu boşuna uzun yıllar astım ilaçları kullanmak zorunda kalabilir. Bunun dışında alerjik astım teşhisi konulamazsa alerjik astım teşhisi atlanmış ve sık sık hastalanma nedeniyle hastanenin acil servisine nefes darlığı nedeniyle gitmek zorunda kalacak ve gereksiz antibiyotikler kullanılmaya neden olacaktır. Bu nedenler alerjik astımın doğru teşhisi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisi birçok basamaktan oluşmaktadır.

    Alerjik astım tedavisinde tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi ilk önce korunma ile başlar sonrasında ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere beş basamaklıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Korunma Tedavisi

    Alerjik astım tedavisinde korunma denilince alerjik astıma neden olan ve tetikleyen faktörlere karşı korunma tedavisidir. Korunma tedavisinde mümkün olduğunca alerjenlerden korunma ve tetikleyicilerden korunma şeklinde olabilir. Alerjik astım gelişimine neden olan nedenlerden korunma yöntemlerine uyulması hasta için çok önemlidir. Alerjiye yol açan alerjenlerden korunmak ileride uygulayacağımız ilaç tedavilerini ve tedavi yöntemlerini de etkilemektedir.

    -Alerjenlerden Korunma

    Alerjenlerden korunmak özellikle alerjik hastalıklar için çok önemlidir. Alerjik astıma yol açan alerjen tespit edilebilirse alerjik astımına neden olan alerjenlerden korunma gündeme gelir. Örneğin ev tozu mite alerjisi varsa hayatımızda çok fazla yer tutan eşyalar içinde yaşayan mite’lardan korunma önlemeleri alınmalıdır. Polenlere alerji varsa özellikle yurtdışında daha fazla olan polen takvimleri ve polen sayımları ile polenlerin yoğun olduğu dönemlerde polenlerden korunma önlemleri alınmalıdır. Kedi, köpek gibi hayvan tüylerine karşı alerji varsa hayvan tüylerinden korunma önlemleri alınmalıdır. Mesleki olarak alerjenlere maruz kalanlarda bu alerjenlere karşı işyerinde önlem alınması önemlidir. Önlem almamıza rağmen kaçamadığımız alerjenler için aşı tedavisi ( immunoterapi ) en önemli tedavi seçeneğidir.

    -Tetikleyicilerden Korunma

    Alerjik astım ataklarının ortaya çıkmasından en önemli tetikleyicilerde birisi kış sezonlarında daha fazla karşımıza çıkan tekrarlayan viral enfeksiyonlar olan grip salgınlarıdır. Tetikleyicilerden korunmada en önemli korunma gribe karşı korumadır. Gribe karşı korunmada grip mevsimi öncesi olan Eylül ayında grip aşısı yapılması tavsiye edilebilir. Alerjik astımlı kişiler kokulara karşı çok hassastır. Astımda zamanla gelişen aşırı bronş hiperreaktivitesi veya aşırı hassasiyet nedeniyle keskin kokulu parfümlerden kaçınılması ve parfümsüz deterjanlarla temizlik yapılması ve temizlik malzemelerinin kokusuz olanlarının tercih edilmesi faydalı olacaktır.

    Bütün astımlı hastalar için en önemli sorunlardan ve tetikleyicilerden birisi sigaradır. Sigara bütün hava yollarını direkt olarak etkileyen bir çok zararlı madde içermektedir. Hem kronik obstrüktif akciğer hastalığı (kronik bronşit + amfizem) hem de astım gibi sigara ile ilişkili akciğer hastalıklarında kalıcı ve devamlı süren hava yolu hasarı meydana getirmektedir

    Sigara içmek astımlı hastalarda akut astım ataklarını tetikleyebilmektedir; bunun yanında astım ağırlığı ile sigaraya maruziyeti arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Çocukluk yıllarında sigara maruz kalmak bile ileride astım için çok büyük bir risk oluşturmaktadır. Son dönemdeki bilgilerimiz aktif sigara içiminin erişkinlerde astımın başlangıcı için önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.

    Yetişkin hastalarda özellikle kronik öksürük şikayeti birçok hastalıkla birlikte olabileceği için sistemik muayenesi yapılmalıdır. Kronik öksürüğün sebeplerinde biri olan reflü de tetikleyici faktördür ve reflü belirtisi olan hastalarda reflü tedavisi önerilir.

    Alerjik astım ile birlikte çok sık görülen alerjik rinit veya saman nezlesinin tedavisinin birlikte verilmesi gereklidir. Alerjik rinite bağlı olarak burun tıkanıklığı olan hastanın burun tıkanıklığı giderilmediği sürece bütün alerjenler için en kolay yo olan ağızdan nefes alma başlar ve direkt olarak alerjenler akciğerin içine ulaşırlar. Alerjik riniti tedavi edilmeyen hastaların alerjik astımı da tedavi edilemez. Egzama varsa egzama tedavisi verilmesi alerjik astım tedavisi başarısını artırmaktadır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astımı tetikleyenlerden Kaçınmak önemli midir.?

    Özellikle obezite alerjik astım gelişimine katkıda bulunmaktadır. Çünkü obezlerde yağ hücreleri astıma neden olan bazı maddeler salmaktadır. Bu nedenle obezite olanların kilo vermeleri ve obeziteden kaçınmak faydalı olacaktır. Özellikle fast-food beslenmek astım ataklarını tetikleyebilmektedir.

    Hava kirliliği şehir hayatının getirdiği en büyük sorunlardan biridir. Özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde dışarıda fazla kalınmaması gerekir ayrıca yine hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde pencerelerin açılmamasına dışarıdaki kirli havanın odanın içerisine girmesi engellenmelidir. Gerekirse odada hava odasını temizlemek için hava filtre cihazları kullanılabilir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde İlaç Tedavisi nasıldır?

    Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ve iyileştirici tedavi olmak üzere iki türlü ilaç tedavisi vardır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Rahatlatıcı İlaç Tedavisi

    Alerjik astımlı hastalarda en önemli şikayet nefes darlığıdır bu yüzden biran önce nefes darlığının giderilmesi gereklidir. Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ilaç tedavisinde ilaçlar bronşlarda genişleme yaparak öksürük ve nefes sıkışmasında rahatlama sağlar. Sadece öksürük, akciğerde hırıltı ve nefes darlığı olduğu dönemlerde 1-2 hafta süreyle kullanılmaktadır. Tek başına kullanıldığında sadece şikayetleri ortadan kaldırabilir ama alerjik astımı iyileştirmez.

    -Alerjik Astım Tedavisinde İyileştirici Tedavi

    Alerjik astımın tedavisi için gerekli olan en önemli ilaçlar kontrol edici olan iyileştirici tedavilerdir. Kortizon içeren ve içermeyen ilaçlar vardır. Bu tedaviler akciğerlerdeki alerjik astım nedeniyle gelişen hasarı düzeltmek için kullanılmaktadır. Çoğu kez rahatlatıcı ilaçlarla birlikte kullanılırlar astımın durumuna bağlı olarak uzun süreli kullanılır. Hastalar tarafından çoğu kez kortizon içerdiği için kullanılmak istenmeyen ilaçlar aslında içerdikleri kortizon çok az miktardadır ve dozları hastaya zarar vermeyen dozlar olarak ayarlanması gerekir. Kortizon içeren ilaçlar uygun verilirse hep korkulan kortizonun zararı olmayacaktır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde Alerji Aşı Tedavisi gerekli midir ?

    Alerjik astım tedavisinde alerji aşısı çocuklarda olduğu gibi yetişkin hastalarda da etkili bir tedavidir. Alerjik astım hastalığında şikayetlere yol açan alerjenlerden uzak kalmak çok önemlidir. Kedi, köpek, lateks gibi bazı alerjenlerden uzak kalınırsa şikayetler kontrol altına alınır. Çok daha yaygın bulunan ev tozu veya polenler ile teması kesmek mümkün olmamaktadır. Bu durumda bu alerjenlere karşı vücudumuzda tolerans geliştirerek benzer şekilde şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağlar. Yani daha fazla alerjen kontrollü olarak alerji hekimleri kontrolünde vücudumuza verilmesi ile aşı tedavisi (immünoterapi) ile sağlanır. Alerji aşıları dilaltı ve cilt altı enjeksiyon aşısı olmak üzere iki tiptir. Dil altı aşısı da damla, sprey ve tablet aşısı olmak üzere 3 tiptir. Dilaltı sprey ve damla aşılar ne yazık ki artık üretilmemektedir. Cilt altı enjeksiyonlar da daha etkili tedavi yöntemidir. Alerji aşıları alerjik astımın nedeni olan alerjiye karşı vücudu alıştırmakta ve bağışıklığı artırıp bronşların zarar görmesini engellemektedir. Alerji aşıları ile alerjik astım kontrolü sağlandığı gibi tedavi sonrasında tamamen ortadan kaldırılması da mümkün olabilir. Alerji aşıları başladıktan sonra ilaç ihtiyacını azaltmakta ve hatta ortadan kaldırmaktadır. Alerji aşılarında kortizon ve hormon bulunmaz sadece alerjenler bulunur.

    Aşı tedavisi (İmmünoterapi) alerjik hastalıkların doğal gidişini değiştiren tek tedavi yöntemidir. Bu nedenle İmmünoterapiye erken dönemde başlanılmalıdır. İmmünoterapi en son başvurulacak bir tedavi seçeneği olarak değil, hastalığın erken döneminde ilaç tedavisine ek olarak uygulanan bir tedavi seçeneği olmalıdır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Tamamlayıcı Tedavi

    Alerjik astım tedavisinde tamamlayıcı tedavi korunma, ilaç tedavisi ve alerji aşısı yanında verilen destek tedavisine tamamlayıcı tedavi denilmektedir. Birçok yöntem uygulanmış ancak bilimsel olarak önemli bir faydası bulunmamıştır. Özellikle akapunktur, biorezinans, homeopati gibi tamamlayıcı tedavilerde bilimsel olarak çok faydalı olduğunu yönelik sonuçlar saptanmamıştır. Bitkisel tedavi yolları denenebilir fakat bazı bitkilerin tedaviden çok zararı olabileceği de unutulmamalıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Eğitim

    Alerjik astım tanısı konulduktan sonra en önemli sorun tedavi çünkü astım tedavisi için uygulana tedaviler uzun yıllar devam edebilmektedir. Bu yüzden alerjik astım tedavisinde eğitim çok önemlidir. Özellikle astım için kullanılan ilaçların nasıl kullanılacağı konusunda eğitim verilmesi ve ilaçların doğru kullanılması çok önemlidir. Aksi takdirde ilaçların yanlış kullanılması tedavi başarısızlığına neden olacaktır. Ayrıca astım tedavisi bir bütün olarak bakıldığında korunma tedavisi, ilaç tedavisi ve özellikle 3-5 yıl sürebilen aşı tedavisinde alerjik astımlı hastalara eğitim verilmesi önemlidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavisi için doğru teşhis önemlidir.

    -Alerjik astım tedavisi bir bütün olarak değerlendirilmeli ve tedavideki bütün basamaklar ; korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim birlikte yapılmalıdır

    -Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanan Alerji aşısının başarısı yüz güldürücüdür.

    -Alerjik astım tedavisinde ilaçların nasıl kullanılacağının eğitimi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Neler Olur?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastaların ileri yıllarda daha büyük sorunlara dönüşmeden tedavilerinin yapılması gereklidir. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Alerjik astım tedavisi yapılmadığında ciddi sorunlara neden olur. Tedavi edilmediğinde ne gibi sorunlar oluşabilir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerler Etkilenebilir

    Alerjik astım tanısı konan hastaların asıl tanı konulduktan sonra en önemli kısmı tedavi oluşturmaktadır. Uzun ve çeşitli ilaç tedavileri ile birlikte aşı tedavisini içeren tedavi basamakları hasta için çok önemlidir. Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, nefes darlığı şikayetlerinde artış olur. Balgam çıkarılamaz. Bunun sonucunda zatürre gelişebilir. Sık tekrarlayan Zatürre atakları sonucunda akciğerlerde kalıcı hasara yol açabilir. Tedavi edilmeyen alerjik astım ne yazık ki aynı şekilde kalmaz daha fazla ilerler ve tedavisi zor astım haline gelir bununla birlikte Astım atakları nedeniyle sık sık hastanelerin acil servislerin de yatırılmak zorunda kalınabilir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerlerde Kalıcı Hasarlar Gelişebilir

    Alerjik rinit yani burun akıntısı tıkanıklık şikayetleri ile başlayıp alerjik astıma dönüşebilen bu hastalık daha sonra tedavi edilmezse bronşlarda kalıcı hasarlar gelişir. Bunun sonucunda da ömür boyu sürecek olan tedavisi daha zor astım gelişir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Yüksek Doz İlaçlar Gerekebilir

    Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, sık nefes darlığı gelişir. Kış aylarında daha fazla artış gösteren sık sık hastalanıp hastaneye yatmak zorunda kalınır. İleride zor astım olarak adlandırdığımız tedavisi daha zor ve birçok ilaç yanıt vermeyen astım haline gelirler

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zatürre gelişebilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse akciğerlerde kalıcı hasarlar gelişir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlar ve antibiyotik ihtiyacı ortaya çıkabilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlara yanıt alınamayan ileride tedavisi daha zor olan zor astıma dönüşebilir.

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Zor astım nedir ve nasıl tedavi edilir.?

    Alerjik astım yetişkinlerde sık görülen uzun sureli bir hastalıktır. Alerjik astımın başlıca belirtileri sık öksürük, nefes sıkışması ve göğüs ağrısıdır. Alerjik astım tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedaviler ve eğitim olmak üzere beş basamaktan oluşmaktadır. Alerjik astım tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabilir. Tedavi edilmediği zaman tedavisi daha zor olan Zor astım haline gelebilir. Zor astım tedavisi nasıldır ? ve yeni geliştirilen ilaçlar var mı ? ile ilgili soruları cevaplamak için bu makaleyi yazdık

    Zor Astım nedir ?

    Zor astım klinisyenlerin tedavisi zor olan astımda kullandıkları, tanımı hala tartışmalı bir terimdir. 6-12 aylık bir sürede standart tedaviyle kontrol edilemeyen, ağır astımlı, kortizona bağımlı ya da kortizona dirençli astım olgularını içermektedir. Astım ataklarının sıklığına, semptomların başlangıç hızına, hastalığın süresine ve tedaviye cevap durumuna göre değişik şekilleri mevcuttur. Özellikle uzun süre alerjen maruziyeti sonrasında ortaya çıkan ve tedaviye yanıt vermeyen ağır astımda Anti IgE tedavi yeni bir tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır. Alerjik astımlı hastaların hayat kalitesini ve ilaç kullanımını ve acil yatışlarını azalttığı gösterilmiştir.

    Anti IgE TEDAVİ NEDİR ?

    Astımlı hastaların tedavisinde yeni kullanılan ilaç Anti IgE olarak adlandırılan tedavidir.

    Astım en sık nedeni olan alerjik hastalıklarda en önemli madde alerjenlere karşı oluşan IgE adını verdiğimiz antikorlardır. Dolaşımda yer alan IgE’ler alerji hücrelerin üzerine yerleşir ve sonrasında alerjen ile temas ettiğimizde nefes darlığı, hırıltı ve balgam gibi şikayetlere yol açan kimyasal maddelerin salınmasına yol açar. Anti IgE tedavi dediğimiz ilaç dolaşımdaki IgE’ leri bağlayarak alerji hücresinin üzerine yapışmasını engeller ve bu şekilde alerji hücrelerinden kimyasal maddelerin salınması engellenmiş olur.

    Anti IgE tedavi ne zaman kullanılır?

    Anti-IgE inhaler kortizonlarla kontrol altına alınamayan ağır alerjik astımı olan, tedavisi zor olan yıl boyu bir allerjene (akar, küf, ev hayvanı) duyarlı hastalarda kullanılabilir. Anti IgE tedavi şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağladığı ayrıca rahatlatıcı ilaç kullanma gereksinimini, ve astım alevlenmelerin azalmasını sağladığı gösterilmiştir.

    Anti IgE tedavi yanıtı nasıl değerlendirilir. ?

    Yeni geliştirilen bu ilaçlar ile zor astım tedavisi sağlanabilmektedir. Zor astımlı hastalar alerji uzmanları tarafından muayene edilip değerlendirildikten sonra tedaviye 2 haftada bir veya 4 haftada bir olacak şeklinde kola iğne şeklinde yapılarak tedavi edilmeye başlanır.

    Tedavinin 16. haftasında hastanın tedaviye yanıtı şikayetlerin azalmasına, rahatlatıcı ilaç kullanımının ve alevlenmelerin azalmasına bakarak değerlendirilir. Son veriler uzun süreli tedavi sonrasında Anti IgE tedavi kesilmesine rağmen şikayetleri geri gelmediğini göstermektedir. Sadece Alerji uzmanlarının bulunduğu ve tedavi için uygun şartların sağlandığı merkezlerde yapılmalı ve uygulama sonrası hastalar en az iki saat bekletilmelidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zor astıma dönüşebilir.

    -Alerjik zor astım Anti IgE ile tedavi edilebilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi ile astım atakları ve ilaç kullanımı azalabilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi sadece alerji uzmanları tarafından yazılabilir ve uygulanabilir.

  • Alerjik riniti ve uyku bozuklukları

    Alerjik rinit hapşurma burun akıntısı kaşıntısı ve tıkanıklık ile kendini gösterirken aynı zamanda uyku apnesi şikayetleri ile de karşımıza çıkabilir.

    Uyku apnesi kalp krizine veya beyinde inme gibi birçok sağlık sorununa yol açtığı için tanısının konulması çok önemlidir.

    Alerjik rinit ile uyku apne arasındaki ilişki fark edildikten sonra uyku apnenin nedenleri arasında alerjik rinit araştırılması ve tedavisinin yapılmasının gerekli olduğu unutulmamalıdır.

    Alerjik Rinit ile Uykuda Nefes Durması ( uyku apne sendromu) arasında bir ilişki var mı ?

    Alerjik rinit kendini hapşurma ile birlikte burunda akıntı kaşıntı ve tıkanıklık ile gösterir. Özellikle burun tıkanıklığı hastalar için son derece önemli sorunlara yol açabilir. Burun tıkanıklığı bahar aylarında polenlerle birlikte mevsimsel olabileceği gibi ev tozu küfler ve kedi, köpek gibi evcil hayvan alerjileri ile yıl boyu olabilir.

    Uyku apnesi, uyku sırasında horlama ve uykuda solunum durması olarak tanımlanabilir. Birçok nedenle oluşabilir ama bunlar arasında alerjik rinit gözden kaçabilmektedir. Alerjik rinit ile uyku apnesi arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir.

    Alerjik rinitli hastalarda uyku apnesine nasıl oluşur ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte alerjik rinit şikayetleri ortaya çıkar ayrıca bu hastalarda uykuda horlama ve nefes durması gibi uyku bozuklukları da görülür.

    Genel olarak, alerjik şikayetleri olan kişilerin uyku düzeninde bir bozukluk meydana gelir. Mantık şöyledir: Alerjenler alerjik kişilerde burun tıkanıklığı yaratırlar. Burun tıkanıklığına ağızda kurumaya veya solunum yolunuzda daralmaya yol açar. Bu durum çocuklarda daha sık gördüğümüz şekilde geniz eti büyümesiyle ve yetişkinlerde üst hava yollarında daralma ile kendini gösterir. Tüm bunlara bağlı olarak geceleri nefes durması “apneler” görülebilir. Geceleyin nefes durması şeklinde görülen obstrüktif uyku apnesini (OSA) uyku düzenini bozar. Bu nedenle devam eden alerjik reaksiyonlar uykunuzu engelliyorsa, alerjiye bağlı uykuda nefes durması (uyku apne sendromu) aklımıza gelmelidir.

    Mevsimsel veya yıl boyu devam eden alerjik hastalıkların astım gibi ciddi sorunlara yol açtığı bilinmesine rağmen alerjik rinit düzgün bir şekilde tedavi edilmediğinde, uyku bozukluklarına da neden olabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne belirtisi nedir ?

    Uyku apnesi birçok nedenle oluşabilir. Alerjik rinite bağlı oluşan uyku apnesinde alerjik şikayetler yani burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık geniz akıntısı hapşurma gözlerde kaşıntı şikayetleri görülebilir. Ayrıca alerjik astım geliştiyse nefes darlığı öksürük hırıltılı solunum görülebilir. Bunun dışında uyku apnesinde görülen en önemli belirti uykuda solunumun durmasıdır.

    Uyku apnenin diğer belirtileri:

    Uykuda sırasında huzursuzluk, Horlama, Sık sık idrara kalkma, Terleme, Ağız kuruluğu, Reflü sayılabilir.

    Geceleri yeterli uykusunu alamayan hastalarda buna bağlı olarak baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu görülür uzun süre devam ettiğinde depresyon, sabah dinç ve aktif uyanamama ve aşırı derecede uykulu olmak ve yorgunluk hali uyku apnesinde görülen gündüz belirtileridir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apnesi tanısı nasıl konulur ?

    Uyku apnesinin tanısını koymak için Uyku apnesi testi yapılması gereklidir. Polisomnografi denilen uyku apnesi testi için tüm gece boyunca özel oluşturulan bir hastane odasında beyin aktivitesinin ve solunumsal olayların kaydedildiği bir ortam oluşturulur.

    Alerjik şikayetlerine yol açan alerjenlerin tespit etmek için alerji hekimleri tarafından alerji test yapılması gereklidir. Alerji tanısı koymak için en kullanılan testler deri prick testleridir. Bunun dışında alerji tanısını koymak için kandan yapılan alerji tarama testlerinden de faydalanılabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne tedavisi nasıl yapılır ?

    Yanlış teşhis ve tedavi edilmemiş alerji rinit ve astım semptomları, yaşamı tehdit eden kalp rahatsızlığına ilerleyebilen uyku apneye neden olabilir.

    Yapılan çalışmalar Uykuda nefes durmasının kalp krizi riskini artırdığını konjestif kalp yetmezliği, ve beyinde inme gibi önemli kalp damar problemlerine yol açabileceğini göstermiştir. Vücudun oksijenlenmesinde zorlanmaya yol açan tıkanıklık veya hırıltılı solunum nedeniyle kalpte zorlanma riski artar ve buna bağlı olarak kalp krizini tetikleyebilir.

    Uyku apnesi tedavisinde ilk yapılması gereken nedenlerin ortadan kaldırılması gereklidir. Üst solunum yollarındaki anatomik darlıklara bağlı geliştiyse hastanın Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından cerrahi girişim yönünden değerlendirilmesi gerekir.

    İleri derecede uyku apnesi tedavisinde ise pozitif hava basıncı (CPAP) tedavisi uygulanmalıdır. Alerjik şikayetleri kontrol altına almadan uygulanan CPAP tedavisinin başarı şansını düşürür. Özellikle alerjik rinit ile birlikte olan uyku apnesinde maskeli yani tüm yüzü kapsayan maske ile CPAP tedavisi yapılması önerilir.

    Alerjiye bağlı geliştiyse alerjiye yol açan alerjenlerin tespit edilmesi buna bağlı olarak alerji uzmanları tarafından uygulanacak doğru bir alerjik rinit ve astım tedavisi gereklidir. Alerjik rinit alerji hekimleri tarafından uygulanan alerji aşılarıyla (immünoterapi ) tedavi edilebilir.

    Sonuç Olarak

    Alerjik rinit en sık astıma yol açmasına rağmen bunun dışında uyku bozukluklarına da yol açabilir.

    Alerjik rinit nedeniyle ortaya çıkan burun tıkanıklığına bağlı gelişen uyku apnesi uykuda horlama ve nefes durması şeklinde kendini gösterir

    Uyku apnesinin tanısında polisomnografi kullanılır. Alerjiye bağlı olduğunun gösterilmesi için alerji testlerinin de yapılması gerekir.

    Alerjik rinit tedavi edilmeden uyku apne tedavisinde tam bir başarı sağlanamaz.

    Alerjik rinit tedavisi için alerji uzmanları tarafından yapılan testler neticesinde alerji aşıları son derece önemlidir.

  • Sonbahar alerjisi

    Sonbahar ayları ile birlikte alerjik hastalıklarda da bir artış görülmektedir. Özellikle geçmeyen öksürük ve geniz akıntısı burun tıkanıklığı gibi şikayetler ilkbahar ve yaz aylarının bitmesine rağmen devam ettiği hatta şiddetlendiği görülür. Peki bu şikayetler niçin tekrar artış göstermektedir sorusunun cevabı son bahar aylarında artış gösteren küfler ev tozları veya ragweed gibi yabani ot polenlerinin artması olabilir.

    İlk baharda polenlerin yapmış olduğu rahatsız edici alerjik şikayetleri son baharda küf mantarları üstlenmiştir. Tabii ki sadece küf mantarları değil ev tozu ve ragweed gibi yabani otların yol açtığı polenler de alerjik şikayetlerin artışına yol açar.

    Sonbahar ayların başlaması ile birlikte burun kaşıntısı, akıntısı, tıkanıklık ve hapşurma şikayetleri ile kendine gösteren alerjik rinit çoğu kez havaların soğuması ve grip salgınlarında artması ile birlikte oluşan mevsimsel grip ile karıştırılabilir. Mevsimsel grip alerjik rinit şikayetlerini kötüleştirebildiği gibi ciddi astım ataklarına da yol açabilir.

    Son baharda daha fazla kapalı ortamlarda vakit geçirmek ve kaldığımız ortamdaki çamaşırların kurutulması veya neme yol açabilecek olan nem yapan cihazların kullanılması da alerjik rinit şikayetlerinin artmasına yol açabilir.

    Son baharda alerjisinin nedenleri nelerdir ?

    Sonbahar aylarının girmesi ile birlikte yağmurlar ve yaprakların düşmesi çok güzeldir fakat küf mantarlarının da doğada artığı bir dönemdir. Alerjik rinit ve astımlı hastalarda sonbahar ayları burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar nefes darlığı öksürük gibi uykusuz geceler ve sonrasında da gün içinde devam eden yorgunluk anlamına gelebilir. Yağmurlarla birlikte bitkilerin çürümesi ve sonrasında küfleri havaya yayılması sonbaharda alerjik şikayetlerin artışının en önemli nedenidir.

    İlkbahar aylarında ot ve ağaç polenlerine bağlı olarak oluşan şikayetler sonbaharda özellikle ağustos eylül ekim aylarında polen vermeye başlayan ragweed gibi yabani ot polenlerinin artışına bağlı olarak oluşur. Son baharda yabani ot polenlerin alerjik rinit ve astım şikayetlerinin artışına yol açabilir ayrıca özellikle ragweed polen alerjisi olanlarda muz,kavun ve kabak gibi gıdalara da hassasiyet ağız içinde kaşıntı vücutta kızarıklık kabarıklık gibi şikayetler olabilir.

    Sonbahar ve ilkbahar aylarının geçiş dönemlerinde ev tozlarına bağlı şikayetlerin arttığını biliyoruz. Ev tozu alerjisinin sonbahar aylarında şikayetlerde artışa yol açabileceğini unutmamak gerekli havadaki nemin artmasıyla ev tozlarının çoğalmasına bağlı olarak şikayetlerde de artış görülebilir. Bu aylarda ev tozu alerjisi olanların daha düzenli ilaç kullanması ve önlemlerini artırması gereklidir.

    Son bahar alerjisinin belirtileri nelerdir ?

    Yaz aylarının bitmesi ile birlikte evde daha fazla zaman geçirmeye başladığımız son bahar aylarında özellikle okullarında açılması ile birlikte çocuklarda küf ve ev tozu alerjilerine bağlı şikayetlerin ortaya çıktığını görüyoruz.

    Burun akması

    Sulu ve kaşıntılı kırmızı gözler

    Hapşırma

    Öksürme

    Kaşıntılı ve şiş burun

    Gözlerin altında koyu halkalar alerjik şikayetlerin başladığını gösterir.

    Öksürük son bahar aylarında kendini gösteren alerjinin ilk belirtisi olabilir bu yüzden hastaların geçmeyen öksürükleri var ve her ilk bahar ve son bahar aylarında ortaya çıkıyorsa alerji düşünmek gerekir bunun dışında son bahar aylarında kendini hissettiren mevsimsel grip salgınları da alerjik şikayetlerin alevlenmesine yol açabilir. Mevsimsel grip salgınları ile birlikte öksürük şikayetleri astım ataklarına ve buna bağlı hastane yatışlarına yol açabilir. Koku hissi kaybı varsa, sarı yeşil akıntı oluyorsa, tek taraflı burun tıkanıklığı varsa, ciddi bir yüksek ateşe yol açıyorsa enfeksiyon aklımıza gelmelidir.

    Sonbahar alerjilerinin tanısı nasıl konulur ?

    Sonbahar ayları ile birlikte ortaya çıkan burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırık, gözlerde sulanma ve öksürük nefes darlığı gibi şikayetler alerjik rinit ve astım belirtileridir.

    Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Alerjik rinit belirtileri olan yetişkinlerde alerjik rinit teşhisi konulması için iyi bir hikaye alınması ve alerji testleri yapılması gerekir

    Sonbaharda görülen alerjik rinit teşhisi için öncelikle detaylı bir hikaye alınır. Yetişkin hastalarda sonbahar alerjilerinin hikayesi genellikle alerjik rinit ile başlar alerjik astım ile sonlanır. Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve sık hapşırma şikayetleri başladıktan sonra genellikle ileriki dönemde burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir ve ağızdan nefes almaya başlanır. Çocuklarda ağızdan nefes almaya bağlı olarak geniz eti büyümesi görülür. Ağızdan nefes almanın başlaması ile birlikte ileride hem yetişkinlerde hem de çocuklarda sinüzit farenjit ve kulak iltihabı kulakta dolgunluk hissi gibi şikayetleri eklenir ve zamanla geçmeyen bir geniz akıntısı ile birlikte öksürük şikayetleri başlar. Alerjik rinit tedavi edilmezse bundan sonra artık nefes darlığı hırıltı nefes alma öksürük şikayetleri ile birlikte astım oluşmaya başlar. Erken dönemde alerjik rinit tanısı koymak çok önemlidir. Sonbahar aylarında başlayan şikayetler yıl boyu devam edebilir.

    Sonbahar aylarında başlayan şikayetlerin tanısını koymak için alerji uzmanları tarafından alerji testleri yapılması gereklidir.

    Sonbahar Alerjisinin Teşhisinde Hangi Testler yapılır ?

    Sonbaharda ortaya çıkan alerjik rinit teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte alerjik rinit teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir. Alerji testi dışında alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Sonbahar alerjisinin tedavisi nasıldır ?

    Sonbaharda görülen alerjiler içinde alerjik hastalıkların hepsinde geçerli olan alerjenden korunma ve önlem, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi geçerlidir.

    Sonbaharda özellikle küf ve ev tozlarının artışına bağlı olarak ortaya çıktığı için küf mantarlarından ve ev tozlarından korunmak önemlidir.

    Ev tozu ve küf için alınacak önlemler aşağıdaki gibi sıralanabilir.

    Havalandırma, içerideki küf gelişimini önlemeye yardımcı olur ama dışardan içeriye girebilecek olan küf ve polenler açısından çok rüzgarlı zamanlarda havalandırmamak gereklidir. Evde küf ve toz partiküllerini tutabilecek olan hava filtresi kullanılabilir.

    Kiler, yaprak yığınları, ormanlık alanlar gibi küfün yoğun olduğu yerlerden uzak durmaya çalışmak sonbahar aylarında uygun olur.

    Küf yoğun ortamlardan kaçınılması mümkün olmadığında bir yüz maskesi yardımcı olabilir.

    Mutfaklarda, banyolarında temizlik küf mantarlarını azaltmaya yardımcı olur.

    Kıyafetleri iç mekanlarda kurutmamak önemlidir

    Dolaplardaki giysiler arasında biraz boşluk bırakılması ve havalandırma için kapıları hafifçe açık bırakılması uygun olur.

    Banyolar, duşlar ve pişirme buharının diğer alanlardan uzak tutmak için iç kapıların kapatılması uygun olur.

    Depolama alanındaki özellikle gıdaların çürümemesine dikkat edilmesi gereklidir.

    Daha az bitki saksısı veya mümkünse hiç olmamasına özen gösterin. Bitkiler varsa küflerin büyümesini önlemek için toprağı değiştirilmesi uygun olur.

    Mümkünse evdeki nemlendiricilerden kaçınmaya çalışmak, ancak gerekliyse de nem oranını mümkün olduğunca düşük tutulması evde nem ve ısı ölçer kullanılması önemlidir.

    Bu tür önlemler sonbaharda alerjilerimizin alevlenmesini azaltabilir.

    Alerjik şikayetlerinin daha kötü seyretmesine yol açan mevsimsel grip içinde önlem alınması ve zamanı geldiğinde grip aşıların yapılması iyi olur özellikle alerjik astım şikayetleri olan hastaların grip aşısını yaptırması daha önemlidir.

    Alerjik şikayetleri kontrol altına almak için gerekli olan antihistaminikler nasal steroidler veya inhaler steroidler gibi ilaçlarlar düzenli kullanılmalı bu sayede astım ve alerjik rinit şikayetlerinin oluşmasını engellenebilir.

    Alerjik hastalıkların tedavisinde en önemli basamağı oluşturan alerji aşılarıda (immünoterapi ) alerjik şikayetlerin ortaya çıkmasını engelleyebilir. Alerji uzmanları tarafından uygun şekilde başlanan alerji aşıları ile alerjik hastaların tedavisi mümkün olabilir.

    Sonuç olarak;

    Son bahar aylarında küflerin, ev tozlarının ve polenlerin artışına bağlı olarak burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı hapşurma öksürük ve nefes darlığında artış görülebilir.

    Alerjik yapıya sahip kişilerin sonbahar aylarında şikayetlerinin artmaması için önlemler alması alerjenlerden korunması, alerji ilaçlarını düzenli kullanması ve mevsimsel grip yakalanmamak için grip aşılarını yaptırması önemlidir.

    İnatçı öksürük geniz akıntısı ve rinit şikayetleri olan hastaların her son baharda şikayetleri artıyorsa alerji uzmanları tarafından alerji testlerinin yapılması gereklidir.

    Son baharda alerjisi olan hastalar alerji testleri ile tanısı konulduktan sonra uygun tedavi ile astım olmadan tedavi edilebilir.

  • Yetişkinlerde lateks alerjisi

    Günümüzde endüstriyel gelişmelere bağlı olarak her geçen gün artış gösteren yeni kimyasal maddelerle karşılaşmaktayız. Özellikle birçok alanda kullanılan doğal kauçuk ağacından üretilen lateks, en önemli endüstriyel ham maddelerden biridir. Latekse karşı alerjide her geçen gün çeşitli şikayetler ile karşımıza çıkmaktadır. Latekse bağlı olarak gelişen alerjik hastalıklar vücutta kaşıntı kızarıklık şeklinde görülebileceği gibi bazen nefes darlığı tansiyon düşüklüğü ve sonrasında alerjik şok ( anafilaktik şok ) gibi ölümcül bir tablo ile de karşımıza çıkabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Doğal lateks kauçuk ağacının (Hevea brasiliensis) oluşturduğu özsuyundan elde edilmektedir. 1823 yılında Macintosh’un kumaşı kauçukla kaplayıp su geçirmeyen yağmurluğu üretmesi ile başlayarak sanayide çeşitli şekilde kullanılmaya başlanması ile birlikte talep müthiş ölçüde arttı. Halen yılda 10 milyon ton üzerinde doğal kauçuk üretilmektedir. Günlük hayatımızda eldivenden , lastik, prezervatif, balon, lastik çizme, şilte, bone, kateter ve flakon tıpaları gibi ürünlerin içinde milyonlarca tüketici kullanmaktadır ve farklı ticari ürünler de birçok sanayide kullanılmaktadır.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Toplumda lateks maruziyeti çok fazla olan yüksek risk taşıyan gruplarda özellikle sağlık çalışanları, kauçuk endüstrisi işçileri, spina bifida ve ürogenital anomalileri olan çocuklar, atopik kişiler ve belirli meyve alerjileri olan hastalar (özellikle kivi, avokado, kestane ve muz), birçok cerrahi geçmişi olan hastalarda bu oran % 10-12 kadar çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks maruziyeti direkt olarak cilt/mukozal yüzey teması ile veya solunum yoluyla olabilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Bunların dışında en ciddi alerjik reaksiyonlar olan nefes darlığı baş dönmesi bilinç bulanıklığı ve sonrasında alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosu görülebilir.

    Sağlık çalışanları veya lateks ürünlerle teması olan kişilerde en sık rastlanan reaksiyon uzun süre temasa bağlı olarak ellerde gelişen iritan dermatittir. Eldiven kullanımı ile en çok görülen klinik reaksiyon olan irritan kontakt dermatit, eldivenin temas ettiği yerde kuru, kaşıntılı, alerjik olmayan tahrişe bağlı gelişen cilt yanıtıdır. Bu reaksiyon alerjik olmayan yollarla yani sık el yıkama, deterjan kullanımı, ellerin yeterince kurulanmaması bağlı olarak sabun gibi diğer irritanlar eldiven yüzeyinin altında terleme sonucunda gelişebilir veya mısır nişastalı eldivenlerin yol açtığı tahrişe bağlı olarak gelişebilir. İritan dermatit alerjik olmayan yollarla geliştiği için alerji testlerinde alerji saptanmaz.

    Latekse cilt yoluyla maruz kalmaya bağlı olarak gelişen en sık alerjik reaksiyon ise lateks ve katkı maddelerine karşı gelişen tip IV ( gecikmiş ) hipersensitivite reaksiyonu ile ortaya çıkan kontak dermatittir. Alerjik kontak dermatit en sık olarak eldiven, ayakkabı, spor malzemeleri ve medikal araçlarla temas eden cilt bölgelerinde ortaya çıkar. Lateks içeren ürünlerle hayatımızda farklı döneminde farklı şekilde karşılaşabiliriz, örneğin bebeklik döneminden itibaren emzik veya biberon ile başlayıp daha sonra balonlar ve çikletler dahil olmak üzere bir çok farklı şekilde lateks ile karşılaşılabilir. Bu yüzden ciltte kaşıntılı ve sulanan kabarıklıklar şeklinde bir dermatit varsa, latekse bağlı alerjik kontakt dermatit düşünmek gerekir. Lateks eldivenler veya diğer ürünlerde üretim aşamasında eklenen kimyasal maddelere maruziyet sonucu oluşur. Bu kimyasal maddeler eritem, kaşıntı ve vezikül oluşturabilir. Kızarıklık genellikle temastan 24-48 saat sonra başlar fakat erken olarak sekiz saatte veya geç olarak beş günde ortaya çıkabilir.

    Latekse bağlı gelişen alerjik kontakt dermatitte sorumlu tutulan alerjenler thiuram, karbamat, merkaptobenzotiazol ve fenildiamin gibi akselaratör veya antioksidan olarak üretim aşamasında katılan her türlü kimyasal maddelerdir.

    Doğal kauçuk lateks kimyasallardan yapılmış sentetik kauçuk lateks ile karıştırılmamalıdır. Lateks içeren bir çok üründe ev boyaları da dahil olmak üzere sentetik lateksten oluşturulur doğal lateks ile oluşturulmaz ve doğal kauçuk lateks ile üretilen ürünlere alerjik kişilerde alerjik reaksiyonlar tetikler.

    Latekste bulunan çok sayıda alerjenlere karşı gelişen ve IgE antikorunun rol aldığı tip I (erken tip ) alerjik reaksiyonlar vücutta kaşıntı, ürtiker, burun akıntısı, hapşurma, kaşıntı, nefes darlığı ile başlayıp baş dönmesi bilinç kaybı ile sonlanabilir. Lateks proteinlerine duyarlanmanın ve semptomların oluşması için ne ölçüde bir maruziyet gerektiği bilinmemektedir. Bazı duyarlı bireylerde düşük seviyelerde maruziyet bile semptomları tetikleyebilmektedir.

    Lateks alerjisinde en sık görülen reaksiyon özellikle temas ettiği yerde gelişen kontak ürtikerdir. Semptomlar genellikle latekse maruziyetten sonra dakikalar içinde başlar, ancak saatler sonra da ortaya çıkabilmektedir. Lokal olarak eldivenin temas ettiği alanlarda kızarıklık, kabarma veya kaşıntı şeklinde görülür. Lateks duyarlılığı olan kişilerde kontakt ürtikerin olması bazen hastalar için uyarıcı olabilir. Lateks bağlı olarak gelişen kontakt ürtiker lateks içeren ürünlere temastan sonra çıkıp sonrasında kendiliğinden geçebilir ve hastanın latekse duyarlılığının başladığı gösteren önemli bir ipucu olabilir.

    Latekse bağlı gelişen tip I (erken tip) reaksiyonlar cilt lezyonları dışında; burun akıntısı, rinit, konjunktivit, astım gibi semptomları ile kendini gösterebilir. Lateks alerjisi sağlık çalışanlarında daha yüksek sıklıkla karşılaşılmasına rağmen pasta imalathanesi veya ekmek fırınları gibi lateks eldivenlerinin kullanıldığı diğer işlerde de karşımıza çıkar. Mesleksel lateks alerjisi ve astımının tanınması önemlidir. Latekse bağlı gelişen alerjik reaksiyonlar burun ve göz nezlesi (rinokonjunktivit), astım ve ölümcül alerjik reaksiyon (anafilaksi) gibi klinik tabloları içerir. Mesleksel astımın diğer tiplerinde olduğu gibi erken müdahale ve iş yeri ortamından ayrılma irreversibl hiperreaktif hava yolu hastalığı gelişimini durdurabilmektedir. Klasik bir sendrom olarak lateks mesleksel astımı iş yerinde ortaya çıkan veya kötüleşen hırıltı ve nefes darlığı şeklindedir. Ancak bazen bu kötüleşmenin iş yerindeki maruziyetle ilişkisi net olarak ortaya konulamayabilir.

    Lateks alerjisi gelişen hastaların çoğu daha önce alerjik rinit ve astım şikayetleri olan atopik kişilerdir. Bazen sadece lateks karşıda duyarlanma olabilir. Atopik kişilerde latekse bağlı alerji gelişme ve daha ciddi reaksiyonların görülme ihtimali daha yüksektir.

    Lateks alerjisinin yol açabileceği en ciddi klinik tablo, ölümcül alerjik şoktur ( anafilaktik şok ). Lateks alerjisi ile karşılaşılan en ciddi sonuç anafilaksidir. Alerjik şok genellikle önceden duyarlanmış sağlık çalışanı veya diğer kişilerde ameliyat esnasında veya medikal ya da dental işlemler sırasında lateks proteinlerinin mukozal absorpsiyonu ile ortaya çıkar.

    Lateks antijenine maruziyet birçok yolla gelişebilir. Bunlar deri, solunum yolu, mukoza ve parenteral olarak olabilir. Deri ve solunum yoluyla maruz kalınmasından sonrada ciddi reaksiyonlar görülebilir fakat cerrahi işlemlerde doğrudan mukozal ve damar yolu ile karşılaşma anafilaksi gelişimi açısından en büyük riski oluşturur. Atopi kişilerde damar yolu ile latekse maruz kalması daha ciddi anafilaksiye yol açabilir, ayrıca atopik kişilerde anafilaksi gelişme riski daha fazladır. Atopik dermatit veya alerji öyküsü olan yüksek riskli kişilerin lateks içermeyen malzemelerle muayene edilmesi ve işlemlerinde lateks içermeyen ürünlerin kullanılması çok önemlidir.

    Son yıllarda, polenlerle meyveler arasında çapraz reaksiyonların görüldüğü ve benzer alerjik reaksiyonların olabileceği gösterilmiştir. Lateks alerjisine yol açan birçok alerjen bulanmaktadır ve bunların bir kısmı meyve ve sebzelerinde içinde de yer almaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerin önemli bir kısmında muz, avokado, kivi, kestane gibi meyvelere karşı da duyarlılık saptanmış ve bunun çapraz reaksiyon veren alerjenlerden kaynaklandığı düşünülerek lateks-meyve sendromu olarak adlandırılan bir tablo tanımlanmıştır. Lateks alerjisi bulunan hastalarda çeşitli meyve ve sebzelere karşı alerjik reaksiyonlar normalden çok daha sık görülmekte ve lateks ile oluşan alerjik tabloların aynısı bu gıdalarla da meydana gelmektedir. Lateks alerjisi olan bazı hastalarda meyvelerle de alerjik şok tablosu gelişebilmektedir. Lateks-meyve alerji sendromu olan kişilerde lateks ile çapraz reaksiyon veren gıdaların alınmasıyla ağız içinde damakta ve dudaklarda kaşıntı başlayıp sonrasında tüm vücutta kaşıntı olabilir ayrıca kurdeşen (ürtiker), anjioödem, solunum yollarının daralmasına bağlı olarak nefes darlığı hırıltı öksürük oluşabilir, tüm bunların sonucunda baygınlık ve bilinç kaybı gelişir yani alerjik şok meydana gelir.

    Lateks alerjisi saptananların hastalarda gıdalara karşıda duyarlanma saptanmaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerde gıda duyarlılığı bir kısım hastada ciddi reaksiyonlara yol açmadığı görülse de hastalarda gıdaya karşı duyarlılığının gösterilmesi önemlidir. Genellikle önce lateks alerjisi oluşmakta, gıda alerjileri daha sonra eklenmektedir. Bazen de gıda alerjisi zemininde lateks alerjisi gelişebilmektedir.

    Lateks alerjisi bulunan olgularda en sık alerjiye neden olan meyveler; avokado, kivi, muz, kestane, ceviz, fındık, kereviz, patates, domates ve papayadır. Klinik alerjinin daha az olduğu ancak duyarlılığın bulunduğu meyve ve sebzeler de incir, kavun, karpuz, şeftali, ananas, armut, kereviz, elma, kiraz, vişne çilek havuç, şalgam sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE KİMLER LATEKS ALERJİSİ İÇİN RİSK TAŞIR ?

    Lateksin alerjik reaksiyonları ciddi olabilir ve çok nadiren ölümcül olabilir. Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks ve lateks içeren ürünlerin milyonlarca olmasına nedeniyle latekse maruz kalmanın birçok yolu vardır. Bu yüzden dünya çapında genel nüfusun yaklaşık % 4’ünde lateks alerjisi görülmesi şaşırtıcı değildir. Lateks alerjisini azaltmak için lateks içeren ürünlerle teması engellemek ve lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmak, beklediğimizden daha zor olabilir.

    1980’lerin sonlarında ve 1990’lı yıllarda sağlık çalışanları arasında lateks alerjisinin ortaya çıkması ile birlikte bazı hastalarda ve genel popülasyonda lateksten etkilenen çok sayıda kişi tespit edildi. Özellikle bazı işlerde çalışanlarda daha fazla lateks maruziyet görülebilir. Lateks alerjisinin görülmesi için yüksek riskli grupları şöyle sıralayabiliriz.

    a. Latekse mesleksel olarak maruz kalanlar

    Sağlık çalışanları, Kauçuk fabrikası işçileri, İnşaat işçileri, Temizlikçiler, Gıda işinde çalışanlar, Bahçıvanlar, Boyacılar, Kuaförler, Oyuncak yapımında çalışanlar, Restoranlarda çalışanlar, Fırında çalışanlar, biyoloji ve kimya laboratuvarında çalışanlar

    b. Çok sayıda cerrahi girişime bağlı maruz kalanlar

    Spina bifidalı hastalar, Dandy-walker kisti olanlar, Konjenital genitoüriner anomalili hastalar, sezaryen doğum, mesane ekstrofisi,

    c. Lateks ürünleri ile sık temas

    Dental girişimler, Sık üriner kateterizasyon, insülin kullanan diyabetli hastalar

    d. Saman nezlesi (alerjik rinit) veya bazı gıdalara alerji gibi diğer alerjilere sahip atopik insanlar, Astım, Egzama , Meyve alerjisi olması lateks alerjisi için riskli grubu oluştururlar.

    Lateks alerjisi her geçen gün artmaktadır, çünkü günlük hayatımızda lateks içeren ürün sayısı artıkça karşılaşma ihtimalimiz daha fazladır.

    Lateks alerjisi sadece sağlık hizmetleri gibi iş yerinde ve lateks eldivenlerinin sıklıkla kullanıldığı işkollarını değil aynı zamanda lateks ürünlerine mesleki olarak maruz kalmasak da genel popülasyonu etkiler. Bu yüzden lateks alerjisi ciddi bir sorun olarak her geçen gün artmaktadır.

    LATEKS ALERJİSİ TANISI İÇİN DOKTORA GİTMEDEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIM ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Lateks alerjisi tanısı için mutlaka bu konuda eğitim almış alerji uzmanlarına gitmek gerekir. Çok farklı klinik tablolar şeklinde kendin gösteren lateks alerjisinin tanısı alerji uzmanları tarafından konulur.

    Alerji uzmanına giderken Ne yapabilirsin ?

    Semptomlarınızı ve şikayetlerinizi not edin ( ilgisiz gibi olanlar dahil olmak üzere.)

    Latekse maruz kaldığınızda ne tür bir reaksiyon geçirdiyseniz, gerekirse hastane kayıtlarını belgeleyebilirsiniz.

    Aldığınız tüm ilaçların (vitamin ve takviyelerin de dahil olduğu) bir listesini yapın.

    Mümkünse doktora bir aile üyesi veya arkadaşınızla gidebilirsiniz. Size eşlik eden biri cevapsız veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlayabilir.

    Lateks alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız lateks içeren ürünlerden uzak durmaya çalışın

    Doktora Gitmeden bir Hafta Öncesinde Bazı İlaçları Kesin

    Lateks alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse ağızdan alınan alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antihistaminiklerin ve antidepresanların kesilmesi gerekir. Çünkü lateks alerjisi teşhisi için alerji testi gerektiğinde bu ilaçlar alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Lateks alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL YAPILIR?

    Lateks alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte yaşamış olduğu alerjik reaksiyonların hikayesinin alınması ile başlar. Bununla birlikte lateks bağlı gelişen alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulguları için dikkatli bir fizik muayene yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve gerekirse lateks provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, lateks alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemleri uygulayabilecek aynı zamanda değerlendirebilecek deneyimli bir alerji uzmanı gereklidir.

    Lateks içeren ürünlere özellikle her işe gittiğinde işyerinde maruz kaldığında ellerde tahriş ve kızarma veya göz, burun, akıntısı kaşıntısı veya nefes darlığı hırıltı öksürük gibi yakınmalar oluşuyorsa veya ürtiker ya da açıklanamayan alerjik şok geçirmiş olan kişilerde lateks alerjisi olup olmadığı tanısı mutlaka dışlanmalıdır. Bu şikayetleri gösteren özellikle yüksek riskli gruplarda yer alan örneğin sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde değerlendirilmeleri önemlidir, çünkü bir kez lateks alerjisi başladıysa daha sonra daha ciddi reaksiyonları gelişme ihtimali her zaman yüksektir.

    Deri prick test, lateks duyarlılığını belirlemekte en güvenilir testtir. Lateks alerjisi düşünülen hastalarda lateks tip I (erken tip ) duyarlığı göstermek için kullanılır. Özellikle lateks temasından hemen sonra şikayetleri gelişen hastalarda deri prick testlerin yapılması önemlidir. Lateks alerjisi olanların meyvelerle de şikayeti olabileceği için lateks alerjisi yanında çapraz reaksiyon veren meyve-sebzelerinde bakılması hasta için önemlidir.

    Lateks alerjisinde kandan bakılan RAST vb. latekse özgü spesifik IgE ölçen testlerin güvenirliği daha azdır. Lateks prick test pozitif fakat RAST negatif hastalarda alerjik reaksiyonların gelişebildiği görülmüştür. Spesifik IgE’nin serumda ölçümü, testleri etkileyen ilaçları kesemeyen, yaygın cilt lezyonları olan, latekse karşı ciddi reaksiyon geçiren hastalarda veya dermografizmi olan olgularda yapılabilir ama lateks alerjisi olmadığını kesin göstermez.

    Cilt lezyonları kontakt dermatit şikayetleri olan hastalarda deri reaksiyonları için atopi yama (patch) testinin yararlı olduğu gösterilmiştir. Lateks içeren ürünlere bağlı olduğu düşünülen dermatit tablosunun tanısında lateks içinde bulunan kimyasallarla yapılan yama (patch) testi oldukça yardımcıdır. Yama testi 48-72. saatlerde değerlendirilir. İrritan kontak dermatitte yama testi negatif olarak saptanır. Kontakt dermatitte lateks içinde bulunan kimyasallara karşı tip IV (geç tip ) alerji saptanır.

    Lateks alerjisi düşündüğümüz kişilerde şikayetleri açıklamak için lateks ile provakasyon testlerinin yapılması gerekebilir. Lateks ile provakasyon testleri çok ciddi reaksiyonlara yol açabileceği için mutlaka alerji uzmanı gözetiminde yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Lateks alerjisi için en iyi tedavi lateks içeren her türlü üründen kaçınmaktır. Şiddetli lateks alerjisi reaksiyon geçirmiş hastaların mutlaka yanlarında

    Alerji kartı ve Acil tedavi için epinefrin (adrenalin) otomatik enjektör taşıması gereklidir.

    Lateks hassasiyet öyküsü olan ve eldiven giymesi gereken sağlık çalışanları lateks eldiven giymeyi bırakmalıdır. Lateks alerjisi geliştiği zaman hem iş yerinde hem de tıbbi işlemler esnasında özel önlemlere gerek duyulur.

    Lateks alerjisi varsa, lateks içeren tüm ürünler ve aygıtlarla doğrudan temastan kaçınması gerekir. Burun yanında gıdalarla çapraz reaksiyon verebileceği için alerjik reaksiyona neden olan yiyeceklerden kaçınması önerilir.

    Her türlü dişle ilgili işlemler, tıbbi veya cerrahi prosedürler öncesinde lateks alerjisi problemleri, herhangi bir test veya tedaviden önce sağlık hizmeti sunucularına lateks alerjisi konusunda uyararak önlenebilir. Lateks alerjisini gösteren kart veya künye taşıması gereklidir

    Lateks alerjisi olan kimseler, lateks güvenli bir alanda tıbbi veya diş bakımı alabilirler. Sadece düşük proteinli lateks eldivenleri ve lateks içermeyen eldiven kullanan hastaneler ve klinikler, lateks alerjisi vakalarında dramatik düşüşler sağlamıştır. Lateks konusunda önlemler alınması bu konuda çok önemlidir.

    Lateks alerjine bağlı anafilaktik şok geçiren hastaların mutlaka yanında adrenalin otoenjektör taşıması gereklidir. Hastaların adrenalin otoenjektörü kullanmasını öğrenmesi gereklidir.

    Lateks alerjisinde alerji aşısı (immunoterapi) konusunda etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır ama ülkemizde lateks için immünoterapi yapılmamaktadır. Lateks alerjisinde önlem dışında yeni olarak geliştirilen ilaçlardan anti IgE ile ilgili olumlu sonuçlar bulunmaktadır.

    Lateks alerjenleriyle teması önlemek lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmada beklediğimizden daha önemlidir.

  • Yetişkinlerde ürtiker

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır.

    Ürtiker tek başına görülebileceği gibi yaklaşık olarak % 50 anjiyoödem olarak adlandırdığımız üzerine basıldığında çökme olmayan şişlik ile birlikte olabilir. Anjiyoödemle birlikte olduğunda cilt yüzeyi dışında cilt altı tabakları da etkilenmiştir. Anjiyoödem, genellikle dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutması önemlidir. Ayrıca kaşıntıdan çok basınç, yanma, ağrı hissi olur. Hastalar tarafından göz kapağında dudağında şişlik ile birlikte tüm vücutta olabilen kaşıntılı kırmızı deriden kabarıklık lezyonlar olabilir.

    Ürtikeryal lezyonlar altı haftadan kısa sürüyorsa akut olarak tanımlanır. Lezyonlar 6 haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olarak tanımlanır.

    Ürtiker/anjiyoödem, oldukça yaygın görülen bir deri reaksiyonudur. İnsanlarda yaşam boyu herhangi bir zamanda görülme riski % 15-25 arasında değişir. Hayatımız boyunca bir ürtiker atağı geçirme ihtimalimiz bulunmaktadır. Özellikle akut ürtiker genç erişkin ve çocuklarda daha sıktır. Kronik ürtikerse %1 gibi daha nadir görülür ve daha çok erişkinlerde ve bayanlarda görülür.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER DÖKÜNTÜSÜ NASILDIR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir.

    Ürtiker döküntüsü genellikle vücudumuzun herhangi bir bölgesinde aniden oluşur. Deri üzerinde küçük kabarcıklar meydana gelebilir. Bu kabarcıklar ve kızarıklıklar toplu iğne başı kadar olabileceği gibi daha büyükte olabilir ve kaşıntılıdır. Kabartılar beyaz veya kırmızı renkte görülür.

    Bazen çok az sayıda oluşur, ancak bazen de vücudun çeşitli bölgelerinde veya tüm vücudu kaplayacak kadar çok olabilir. Kabarcıklar sönmeye başladığında, etrafındaki kızarıklık kalabilir, daha sonra bu kızarık lekelerde yok olur ve cilt normale döner. Genellikle oluşan lezyonlar 24 saat ile 48 arasında iz bırakmadan kaybolur gider. Kızarıklık ve kabarıklık 24 saatten daha uzun süre kaybolmadan kalıyorsa ve kaybolurken hafif kahverengi iz bırakıyorsa, eklem ağrısı halsizlik ateş gibi diğer şikayetlerle birlikteyse ürtikerin alerjik sebeplerle olmadığını damarları etkileyen vaskülit gibi daha ciddi bir nedene bağlı olabileceğini düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Hastaların bir kısmında yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntıları olduğunu ve sonrasında tipik ürtiker lezyonları ortaya çıktığını söylerler.

    Ürtiker bazen özellikle hasta tarafından nasıl oluştuğu fark edilir. Efor yaptığında, terlediğinde, güneşe çıktığında, sıcakta ve soğukta olabilir. ürtiker psikolojik faktörlerden etkilenebilir yoğun stress durumlarında ortaya çıkabilir.

    Yetişkin bir hastada; 24-48 saatten daha süren, deriden kabarık, kaşıntılı kırmızı ortası soluk deri döküntüsü varsa, kendiliğinden vücudun bir yerinde olup sonra kayboluyorsa yaygın vücut kaşıntısı ile birlikte veya göz kapağında dudakta şişlik ile birlikteyse ürtiker düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKERİN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Ürtikerden sorumlu olabilecek birçok faktör suçlanmıştır. Akut gelişen ürtikerdeki en önemli nedenleri ilaçlar, gıdalar ve enfeksiyonlardır. Kronik spontan ürtikerde çoğu zaman (%80-%90) sebebi pek belli değildir. Aslında ürtikerin nedenlerini araştırırken en önemlisi ayrıntılı bir şekilde hastanın hikayesini almaktır. Tek başına ayrıntılı bir hikaye ile nedenlerini bulma ihtimalimiz yüksektir. Hastalardan uygun ve ayrıntılı hikaye almak çok önemlidir ve bununla birlikte Kronik ürtikerden sorumlu olabilen nedenler araştırılmalıdır.

    Hastalar genellikle tüm vücutta yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntılardan rahatsız olurlar. Hastaların kaşıntı şikayetleri sonrasında tipik ürtiker lezyonları belirir. Ürtikerde cilt üzerinde gördüğümüz tipik lezyonlar kısa sürede belirir, sonra kaybolurlar. Ürtiker plakları aynı yerde 24 saatten pek fazla kalmaz, gün içinde lezyonlar tekrarlayabilir. Ürtiker plakları yaygın olarak kol, bacak, gövdenin tümünde cilt kızarıklığı veya yüzeyden kabarık lezyonlar şeklinde olabildiği gibi birkaç milimetre büyüklüğünde toplu iğne başı gibi, bazen soluk ve birbirlerine çok benzeyen şekilde olabilir.

    Ürtiker oluşumunda birçok sebep temel olarak derideki alerji hücrelerinden histamin gibi kimyasal maddelerin salgılamasına neden olur. Bu maddeler o bölgede damarların genişlemesine, damar içinden dışarı doğru sıvı (serum) kaçmasıyla bunların deri içi alana sızmasına ve kaşıntıya neden olur. Buna ek olarak; aynı alerji hücreleri 5-6 saat gibi daha geç bir sürede diğer kimyasal maddeleri salgılar. Bu yeni salgılan maddelerde lezyonların daha uzun sürmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak ciltte kızarıklık kaşıntı ve şişlik meydana gelir. Bu kimyasal maddeler kısa sürede vücutta ortadan kaldırılır. Ürtiker plakları vücudun bir yerinde kaybolurken başka yerinde ortaya çıkar genellikle 24 saatten uzun süre aynı yerde kalmazlar.

    Ürtiker nedenleri arasında ilaçlar ve gıdalar en sık nedenler içinde yer aldığı için bunlarla ilgili testleri yapılabilir. Bunun dışında alerjenler ( inhalasyon, kontakt ) ,Tranfüzyon reaksiyonları ,İnfeksiyonlar ( bakteriyal fungal viral helmitik ) Böcek sokmaları, romatizmal kollajen doku hastalıkları ,Malign hastalıkları (tümörler) otoimmun hastalıklar ( Hashimato troiditi ) gibi birçok neden sıralanabilir.

    Ürtiker nedenlerine baktığımızda birçok hastalığın seyrinde de ürtikeryal şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar içinde özellikle gıdalar, ilaçlar, yaygın alerjenler, hormon tedavileri, sıcak, soğuk, güneş ışığı, su, deriye baskı uygulanması gibi çevresel faktörler, duygusal stresler ve egzersiz yapılması gibi durumlar kurdeşene neden olma ihtimali daha yüksektir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİ

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Ürtiker kalıcı iz bırakmadan kaybolur gider fakat hastaların yaşam kalitesini hayat konforlarını çok etkilediği için depresyon gibi ciddi sorunlara yol açar. Ürtiker plaklar bazen daha önceden var olan hastalığın habercisi olabilir veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden ürtiker önemsenmeli ve nedenleri araştırılmalıdır.

    Ürtikeryal döküntüler 6 haftadan fazla devam ediyorsa kronik ürtiker olarak değerlendirilir ve altında olabilecek hastalıklar araştırılmalıdır.

    Ani başlangıç gösteren ürtikeryal şikayetler 6 haftayı geçtiyse

    İnatçı ve uzun süre aynı yerde devam ediyorsa

    Solunum yollarını etkiliyorsa

    Ürtiker dışında halsizlik yorgunluk eklem ağrısı ciltte kuruluk gibi diğer şikayetleri de varsa mutlaka iç hastalıkları ile ilgili olabilecek hastalıklarda araştırılmalıdır. İç hastalıkları üzerine alerji hastalıkları eğitimi alan uzmanlar tarafından detaylı olarak incelenmelidir. Özellikle otoimmun hastalıklar, romatizmal hastalıklar, hepatit gibi enfeksiyon hastalıkları araştırılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN DOKTORA GİDERKEN NE YAPMALI

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtiker şikayetleri olan hastalarda bu şikayetlerinin nedeninin araştırılması gereklidir. Ürtiker nedenlerini araştırırken hastaların kendi gözlemleri ve hikayesi son derece önemli olabilmektedir.

    Siz ve doktorunuz için muayenenin daha iyi olması açısından muayene öncesi yapmanız gereken bazı hazırlıklar bulunmaktadır. İşte muayene öncesi hazır olmanız için yapmanız gerekenler;

    -Belirtilerin ne zaman meydana geldiği ve ne kadar sürdüğü hasta tarafından bir yere not edilebilir. Ürtiker şikayetlerinde bazen gıdalar ve ilaçlar daha önce bir çok kez kullanmasına rağmen şikayetlere yol açabilir.

    -Çok sayıda nedeni olan ürtikerin hayatımızda kullandığımız ama önemli olmadığını düşündüğümüz Vitaminler, bitkisel ilaçlar ya da takviyeler de dahil olmak üzere, bir çok nedenle ortaya çıkabileceğini unutmamamız gerekir. Bu yüzden kullandığımız her türlü ürünü not etmeliyiz

    -Doktorunuza soracağınız soruları muayene öncesinde not edin ki muayene sırasında unutulmasını engelleyin.

    -Ürtiker bazen hastalığın ilk belirtisi veya hastalık seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden daha önceki hastalıklarımız ve tedavilerini mutlaka söylemeliyiz. Bazen uzun süredir kullandığımız bir hipertansiyon ilacı ciddi boğazda dudakta şişliğe anjiyoödeme yol açabilir.

    -Ürtiker altında yatan alerji olabileceği için alerji uzmanınız teşhis için deriden alerji testi yapabilir. Bu nedenle kullanmakta olduğu alerji ve ağrı kesici ve depresyon ilaçlarını muayeneden 1 hafta öncesinde kesin.

    -Önceden yapılmış olan test veya röntgen sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİ NASIL KONUR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Bu yüzden bazen üzerinde durulmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtikerlerin altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ürtikerin tanısı anamnez ve fizik muayene ile konur. Laboratuvar bulgularından önce hastanın dikkatli bir hikayesinin alınması gerekir ve sonrasında muayenesi yapılır.

    Ürtiker altından yatan nedenlerden ilaç ve gıda alerjilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Hastalar özellikle gıdalarla ilgili şikayeti varsa gıda deri testlerinin mutlaka yapılması gerekir. Gıdalar şikayetlerini artırıyorsa diyetten çıkarılıp tekrar eklendiğinde artıp artmadığı önemli olabilir.

    İlaçlar özellikle NSAİ ilaç grubundaki ilaçların ürtiker ataklarını artırdığı ve bununla ilgili önlemlerin alınması gerektiği anlatılmalıdır.

    Ürtikerli hastalarda hastanın hikayesine göre tanı koymak için yardımcı olabilecek kan tetkikleri istenir. Bunlarda tam kan sayımındaki ve eritrosit sedimantasyon hızındaki anomaliler olabilir. Ürtikerli vakalarda eozinofili parazitik enfeksiyon veya atopik durumun saptanması için yol gösterici olabilir.

    Ürtiker nedenleri içinde alerji dışında birçok hastalık olabileceği için bu nedenleri ortaya koymak gerekir. Alerji dışında nedeni belirlenememiş ürtikerde, ANA, tiroid peroksidaz antikorları, kompleman profilleri, hepatit markerleri ve serum protein elektroforezi çalışılmalıdır.

    Bazı özel hastalıklar sadece anjiyoödem ile ortaya çıkabilir herediter anjioödem olarak adlandırdığımız hastalıkta C4 düzeyi düşüktür. Hastanın C4 seviyesine bakmak gerekirse C1 inhibitör seviyesinin ve fonksiyonunun ölçülmesi faydalı olacaktır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİNDE ALERJİ DERİ TESTİ YAPILMALI MI ?

    Alerji uzmanları tarafından ürtiker düşünülen hastalarda nedenini tespit etmek için deriden alerji testi, kandan alerji testi yapılması gerekebilir. Ürtiker nedenleri arasında gıda alerjisi düşünülüyorsa deri prick testi ile alerjik besin tespit edilebilir, ve buna göre bir tedavi yolu izlenir.

    Besinin tespit edilmesinden sonra, besini ve o besini içeren tüm yiyecekleri diyet listesinden çıkarmanız tavsiye edilir.

    Ürtiker bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden ürtikerli hastalarda polen alerjisi olup olmadığı anlamak için deri testleri yapmak gereklidir.

    Hastaların deri testleri yapılamıyorsa bazen kandan bakılabilecek testlerle alerjisi olduğu gıda veya diğer alerjenler bulunabilir ama kan tetkikleri deri testlerine göre daha az duyarlıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Akut ürtikerde bazen şikayetleri bir kez şiddetli bir şekilde olup sonrasında tekrarlamayabilir. Hastaların ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden kronik ürtikerde şikayetlerin yoğunluğuna bağlı olarak ilaç tedavisi gerekmektedir.

    Ürtiker tedavisi; Tedavide önce zeminde yatan bir hastalık varsa o tedavi edilir. Alerjik ürtiker anjioödem alerjen ile temas kesilebilirse kısa sürede tamamen düzelir. Ürtiker tanısı için yapılan tetkikler neticesinde nedenini bulabilirsek alerjik olan gıda veya alerjenden kaçınmak çok önemlidir. Ürtiker nedenini saptayamazsak yani idiopatik ürtikerse ilaç tedavisi gereklidir.

    Ürtiker tedavisinde ilk kullanılan ilaçlar antihistaminik ilaçlardır. Antihistaminik ilaçlar normal dozları genellikle yeterli olmayabilir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini baskılayabilecek daha yüksek dozlarda antihistaminik ilaçlar verilebilir veya kombinasyonları kullanılabilir. Antihistaminik ilaçlar ile ilgili en önemli sorun maalesef uyku hali, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu ve iştah artışı gibi yan etkiler oluştururlar. Diğer bir sorunda bir süre sonra yeterli etkinliği kaybolmakta ve etkisiz hale gelmektedir. Bu yüzden hastalar ilaçları uzun süre kullansa da aynı etkiyi göremezler.

    Kortikosteroidler ürtiker etkili olan diğer ilaçlardır. Ancak ne yazık ki uzun süre kullanılması ciddi yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Kortikosteroidler özellikle akut ürtikerde yakınmaların kontrol altına alınmasında yeterli olmaktadır. Yoğun ürtiker şikayetleri olan hastalarda kısa süreli olarak kortizon tedavisi uygulanabilir. Uzun süreli kortizon tedavisi yan etkileri de beraberinde getireceği için kullanılması önerilmez.

    Hayatı tehdit eden anjiyoödem veya anaflaksi atağı geçiren hastalar adrenaline (epinefrin) yanıt verirler

    Kronik ürtikerin tedavisi ise için birçok ilaç kullanılmıştır bunlardan bir kısmı immun sistemi baskılayıcı özelliğe sahiptir. Siklosproin gibi immun sistemi baskılayıcı ilaçlar tedavi etkili sonuçlar alınmıştır fakat immun sistemi baskıladığımızda oluşacak sorunlar nedeniyle çok dikkatli kullanmak gerekir.

    Ürtikerli hastalarda diğer yardımcı ilaçlarda histamin reseptörlerini baskılayan mide ilacı olarak kullanılan H2 reseptör antagonistleridir. Hastanın antihistaminiklerle birlikte ranitidin, famotidin gibi ilaçları kullanması ürtiker şikayetlerini de azaltabilir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLAR VAR MI ?

    Kronik ürtikerler hastalar için çok ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Hastaların bir kısmında ciddi depresyona yol açacak kadar can sıkıcı sorunlar oluşturabilir. Ürtiker tedavisinde yeni geliştirilen ilaçlar bu sorunların giderilmesinde son derece etkili olmuştur

    Omalizumab ise son zamanlarda kullanılmaya başlanılan yeni bir ilaç tedavisidir Anti-IgE tedavisi ile kronik ürtiker hastalarının %90’nından fazlasında hastalık belirtileri tamamen düzeltir. Omalizumab, alerjik hastalıların oluşumunda rol oynayan IgE antikorunun etkisini önleyen bir ilaçtır. Omalizumab, halen antihistaminik veya kortikosteroid almasına rağmen semptomları bu ilaçlarla yeterli düzeyde kontrol edilemeyen 12 yaş ve üzeri kronik idiyopatik ürtiker tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. 4 haftada bir cilt altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanmaktadır. Tedavi süresi değişken olmakla birlikte özellikle kronik ürtikerde süre 3 aydır. İhtiyaç durumunda hastanın şikayetlerini kontrol altına almasına bağlı olarak daha uzun süreler güvenle kullanılabilir.

    Omalizumab ile birlikte artık ürtiker daha kolay tedavi edilmektedir hastaların ayda bir kez enjeksiyon olarak aldığı tedavi ile yaşam kalitesi son derece artmaktadır. Hayatlarında ki birçok kısıtlama zamanla ortadan kalkmaktadır.

    Yakın gelecekte hastalar anti-inflamatuar ve immün modülatör ajanlarla daha hızlı tedavi edilecektir. Alerjik hastalıkların tedavisi için üretilen 5-Lipooksijenaz inhibitörleri, PG-D reseptör antagonistleri, kronik ürtikerde etkili olması beklenmektedir.

    Alerji uzmanlarının ürtiker tedavi edilmesi konusunda her geçen gün daha etkili tedaviler bulunmaktadır. Ürtiker nedenleri araştırıldıktan sonra tedavisi yapılabilmektedir.

  • Yetişkinlerde arı (böcek) alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi hayatı tehdit edecek kadar ciddi alerjik reaksiyonlara alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosunda yol açabilir. Arı sokmasından sonra içinde bulanan birçok kimyasal maddeye bağlı olarak kolda şişlik kızarıklık gibi reaksiyonlar gelişirken içerdikleri bazı alerjenlere bağlı olarak vücutta kaşıntı baş dönmesi nefes darlığı baygınlık gibi alerjik reaksiyonlar gelişebilir.

    Ülkemizde arı sokmasına bağlı ciddi yaygın reaksiyon gelişme riski % 2.2 olarak saptanmıştır. Arı alerjisine bağlı olarak bir kısmı ölümle sonuçlanmaktadır.

    Arılar genellikle bal arısı ve yabani arı olarak ayrılırlar. Bal arısı soktuğu yerde iğnesi kalırken diğer yabani arıların soktuğu yerde iğnesi kalmaz. Bu şekilde arıları ayırmak arı alerjisinin tedavisi içinde önemlidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bahar ayları ile birlikte polen alerjilerinin dışında arı alerjilerinde de bir artış söz konusudur. Özellikle arıların çevrede dolaştığı bahar aylarında arı sokmalarına bağlı şikayetler daha çok görülmektedir.

    Şehirlerde yaşayan birçok insan arılarla yoğun bir temas içinde bulunmayabilir eğer arıcılık yapmıyorsa kırsal kesimlerde daha çok arılarla karşılaşabiliriz belki de her 10-15 yılda bir kez, eşekarısı tarafından sokulabiliriz. Yaban arısı sokmasına bağlı alerjik hassasiyet oluşması için birkaç sokması gerektirir bazen tek bir sokma sonrasında da ortaya çıkabilir.

    Buna karşılık, arı alerjisi çoğunlukla arılar tarafından sık sık sokulan insanlarda görülür. Arılara alerjisi olan hastaların hemen hemen çoğu arıcılar veya aileleri içerisinden çıkar, bazen de yakın komşularında ortaya çıkabilir.

    Arı sokmasının belirtileri nelerdir?

    – Ağrı

    -Kızarıklık

    -Şişlik (soktuğu alanda ve bazen tüm bölgede )

    -Yanma

    -Ürtiker ( Kurdeşen ) ve Anjiyoödem

    -Kaşıntı

    -Alerjik şok (Anafilaksi )

    Bunların dışında çok daha nadir olarak serum hastalığı, nöropati, ensafalit, glomerulonefrit, myokardit, guillain barre sendromu görülebilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı sokmasına bağlı olarak, soktuğu yerde yoğun ağrı, kızarıklık ve sıklıkla küçük bir alanda şişlik (1-2 cm çapa kadar) görülebilir. Lokal reaksiyonlara, bağlı olarak sokma yerinde ödem oluşur. Bu tür şişlikler birkaç saat içinde ortaya çıkar ve boyutları giderek artan şekilde değişir, bazen bir eli veya tüm kolu etkileyebilir. Sokulan yerde bazen baloncuk şeklinde şişlik oluşabilir daha sonrasında bu alanda enfeksiyon gelişebilir. Baş boyun bölgesinden sokulmadığı sürece hava yolu etkilenmiyorsa, bu tür şişlikler hayati tehlike yaratmaz.

    Arı sokmasına bağlı yaygın sistemik reaksiyonlar da arının soktuğu yerin dışında gelişir. Sistemik reaksiyonların şiddeti büyük ölçüde değişkendir. Erken ortaya çıkan belirtiler kızarık ve kaşıntı olarak görülürken bunları ürtiker ve anjiyoödem izler. Daha şiddetli sistemik reaksiyonlar gelişen hastalarda ölümcül olabilen belirtiler görülür. Fenalaşma hissi ile birlikte sıklıkla laringeal ödem ve astıma bağlı nefes darlığı şikayetleri oluşur. Bunun dışında şiddetli reaksiyonlarda, baş dönmesi, bayılma veya bilinç kaybına neden olan hipotansiyon görülür. Ayrıca karın ağrısı, idrar kaçırma, göğüs ağrısı veya görme bozuklukları görülebilir.

    Klinik tablo kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Hastaların bir kısmında arı sokmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık, ürtiker ve anjioödem gibi belirtiler ani şekilde başlayıp, ne yazık ki bir kaç dakika içinde bilinç kaybına neden olabilir. Hastaların bir kısmındaysa sistemik reaksiyonlar sokmadan 10 dakika sonra başlayabilir ve hastanın acile gitmesi için bir zaman olabilir.

    Arı soktuğunda ne yapmalıyız ?

    Arı sokmasına bağlı oluşan reaksiyonlar kolda şişlik kızarıklık şeklinde görülebildiği gibi bazen nefes darlığı baş dönmesi ve baygınlığa yol açan alerjik şok tablosu olarak da görülebilir.

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir.

    Arı tarafından sokulduğunda çoğu kişi arıyı hatırlamaz. Bal arısı soktuğunda zehir kesesi ile birlikte iğnesini ciltte bırakır ve daha sonra ölür. Bu yüzden arının soktuğu yerde kesesi varsa bal arısı tarafından sokulduğunu gösterir. Zehir kesesinin içinde bulunan zehrin tümüyle boşalması 2-3 dakika alacağından bir an önce kesenin ciltten uzaklaştırılması ve iğnenin çıkartılması gerekir. İğne yandan tırnakla kazıyarak çıkartılması daha uygun olur. Zehir kesesinin yanlardan bastırılarak çıkartılması daha fazla zehrin içerisine girmesine yol açacağından dikkatli olmak gerekir.

    Arının soktuğu yerde kesesi yoksa muhtemelen yabani arı tarafından sokulmuştur. Sarıca arı, eşek arısı ve yaban arısı soktuğunda iğnelerini kaybetmedikleri için defalarca sokabilir.

    Arılar tarafından sokulduğunda sokulan alana bazı şeylerin sürülmesinin ( çamur, toprak soğan gibi ) yerine temiz suyla temizlenmesi ve soğuk kompres uygulanması uygun olur. Gerekirse lokal reaksiyonlar için lokal anestezik krem, antihistaminik tablet, ağrı kesici tablet, ağrı ve kaşıntının azaltılması için kullanması önerilir ve gerekirse sonradan enfeksiyon ilave olursa antibiyotik verilebilir.

    Sistemik reaksiyonlar gelişirse hafiften hayatı tehdit edici reaksiyona kadar çeşitli şekilde görülebilir. Hastanın yanında taşıyorsa epipen (adrenalin ototenjektör) kullanması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLER ARI ALERJİSİ İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİDİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı alerjisi özellikle öncesinde alerjik rinit, astım ve egzama gibi diğer alerjik hastalıkları olanlarda anafilaksi gibi daha ciddi tablolara yol açabilir.

    Arı sokmasına bağlı olarak ürtiker anjiyoödem, nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık gibi şikayetler oluştuysa mutlak alerji uzmanına gitmelidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    Arı alerjisi olan hastalar doktora gitmeden önce ne yapmalı?

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir. Hastanın hangi arı tarafından sokulduğunu bilmesi teşhis ve tedavi için yol gösterici olacaktır.

    Alerji uzmanına gitmeden önce bazı ilaçların antihisitaminikler, antidepresanlar, öksürük ilaçları ve bazı ağrı kesicilerin 1 hafta önce kesilmesi gereklidir.

    Arı soktuktan sonra anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılabilir. 6 haftadan daha önce yapılan testleri doğru sonuç vermez.

    Arı alerjisine bağlı görülen büyük lokal reaksiyonlar ve sistemik reaksiyonlar daha sonraki anafilaktik şok habercisi olabileceği için mutlaka alerji hekimleri tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİNİN TANISINI NASIL KOYARIZ?

    Arı alerjisinin tanısını koymak için hastanın arı soktuktan sonra hangi şikayetlerinin ne kadar zamanda oluştuğunu anlatan iyi bir anamnez almak gerekir

    Arı tarafından sokulan hastanın hangi arı tarafından şikayetlerinin oluştuğu alerji deri testi ve kan testlerinden faydalanarak teyit edilmesi gerekir. Arı için hastaya aşı tedavisinin başlanması düşünülüyorsa deri testleri yapmak son derece önemlidir. Alerji deri testlerin de arı alerjenleri kullanıldığı için deri prick test ve intradermal deri testleri son derece riskli olabilir. Bu yüzden alerji deri testleri mutlaka alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır.

    Alternatif olarak, arılara özgü arı spesifik IgE, antikorları kanda ölçülebilir. Kandan yapılan alerji testlerinin tanı koyma olasılığı daha azdır.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve tanısının doğru bir şekilde konulması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisinin tedavisi 3 basamaktan oluşur

    Arılardan kaçının, önlem alın

    Anafilaksi belirtileri ortaya çıkarsa hemen epinefrin (adrenalin otoenjektörü) enjekte edin .

    Alerji aşısı ( immünoterapi ).

    Arı alerjisinin tedavisi arılara karşı önlem, acil şikayetlerin ortadan kaldırılması için tedavi ve aşı tedavisini içeren 3 basamaktan oluşmaktadır.

    Arılara karşı nasıl önlem alabiliriz?

    Bal arıları genellikle saldırgan değildir. Özellikle bal arıları tahrik edilmediğinde sokmazlar bu yüzden bal arılarını üzerimize çekecek şeylerden kaçınmak gerekir.

    Yabani arılar daha saldırgandır aynı ortamda bulunduğumuzda birçok gıdanın üzerinde bulunabileceği için alacağımız bazı önlemler arılardan uzak durmamıza yardımcı olur.

    Arılara karşı bazı önlemler

    -Çıplak ayakla çimenlerde ve arıların beslendiği yerlerde yürümeyin.

    -Açık olan içecek kutularından içmeyin. Arılar kutuların içine girebilir ve sıkıştırıldığında sokabilir.

    -Dışarıda yemek yerken yiyecekleri kapalı tutun.

    -Tatlı kokulu parfüm, saç spreyi veya deodorant kullanmayınız.

    -Çiçek desenli, parlak renkli kıyafetler giymekten kaçının.

    -Dışarda çalışırken uzun pantolon, uzun kollu gömlekler, çoraplar, ayakkabı ve iş eldivenleri giyin.

    -Çalıların, saçakların ve çatı katlarının yakınında temkinli olun ve çöp konteynırlarından ve piknik alanların etrafında dikkat edin.

    -Arıların yuvalarına dikkat edin ve asla müdahale etmeyin profesyonel bir destek alın.

    Arı alerjisinde ilaç tedavisi nelerdir?

    Arının alerjisinde bal arısı soktuysa iğnesi dikkatli bir şekilde çıkarılmalıdır.

    Lokal hafif ciltte kaşıntı kızarıklık ve 1-2 cm şişlik genelde tedavi gerektirmez.

    Kaşıntı çok fazlaysa antihistaminik kremler bir kaç gün verilebilir.

    Lokal geniş reaksiyonlarda daha fazla kızarıklık ve şişlik olabileceği için

    Buz ile soğuk kompres yapılabilir.

    Ağızdan veya intramusküler yolla antihistaminikler verilebilir, yanında çok ağrısı varsa ağrı kesiciler verilebilir. Ağızdan kortiksteroid içeren tabletler birkaç gün düşük doz olarak verilebilir.

    Arını soktuğu yerde bazen sellülit veya lokal enfeksiyonlar gelişebilir bu durumlarda antibiyotikler verilebilir.

    Bu tedavilerin arı sokmasını takiben 1-2 saat içinde başlanması önerilir.

    Arı alerjisinde ciddi sistemik reaksiyonların tedavisi daha önemlidir

    Arı alerjisinde arı soktuktan sonra bazen dakikalar içinde tüm vücutta ürtiker, nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma ile sonlanan alerjik şok dediğimiz tablo gelişebilir.

    Anafilaksi riski olan hastalar mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü bulundurması gerekir. Anafilaksi hikayesi olan hastalar alerji uzmanları tarafından adrenalin otoenjektörü yazılmalı ve nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

    Arı soktuktan sonra dakikalar içinde vücutta kaşıntı kızarıklık nefes darlığı baş dönmesi başladıysa acil olarak adrenalin içeren adrenalin otoenjektörleri hasta veya yakını tarafından hızlıca yapılmalıdır.

    Adrenalin otoenjektörleri hasta için hayat kurtarıcıdır fakat anafilaktik şok 6 saat içinde tekrarlayabileceği için sonrasında mutlaka acil şartları olan hastane veya sağlık merkezine gitmelidir.

    Anafilaktik şok tedavisi mutlaka acil müdahale koşulları uygun olan sağlık merkezlerinde yapılmalıdır.

    Arı alerjisinde alerji aşısı ( immunoterapi ) gerekli mi?

    Arı alerjisinde hayatı tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaktik şok tablosudur. Arı sokmasından sonra anafilaktik şok yaşamış olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmesi gereklidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Bu tedavinin % 90-97 gibi oranlarda tam tedavi sağladığı bilinmektedir. Arı alerjisinde uygulanan aşı tedavisi en az 3 -5 yıl kadar sürdürülmektedir.

    Aşı tedavisi ile alerjisi olduğu arı ile tekrar sokulduğunda anafilaktik şok tablosu gelişmemektedir. Bu yüzden arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı aşılarının etkinliği görülünceye kadar idame tedavisine kadar hastaların yanında adrenalin otoenjektörü taşıması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

  • Yetişkinlerde ilaç alerjisi

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır ayrıca ilaç alerjileri ölümle sonuçlanabilecek olan alerjik şoka yol açabildiği için tanısının mutlaka konulması gereklidir.

    İlaç alerjileri tedavi amacıyla almış olduğumuz ilaçlara karşı bağışıklık sistemimizin bu ilaçları yabancı madde olarak algılaması ve sonrasında bu maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesinde kaynaklanır. Aynı İlaç daha önce birçok kez kullanılmasına rağmen son kullandığında ürtikerden ( kurdeşen) anafilaktik şoka ( alerjik şok ) kadar ciddi birçok reaksiyona yol açabilir.

    İlaçlar tedavi amacıyla aldığımız her şeyi kapsar bazen kullandığımız bir ağrı kesiciden antibiyotiğe bazen de bitkisel ürünlerden gıda takviyelerine, vitaminlere kadar her aldığımız tüm ürünler alerjik reaksiyona yol açabilir. Hastaların çoğu kez kullanmış olduğu ağrı kesiciler veya daha önce birçok kez kullandığı antibiyotikler hiç beklenmedik bir şekilde alerjik reaksiyona yol açabilir. Basit bir ağrı kesici veya herkesin kullandığı antibiyotik diye düşündüğümüz her ilaç alerjik reaksiyonla sonlanabilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ REAKSİYONU MU İLAÇ ALERJİSİ Mİ SIK GÖRÜLÜR

    İlaç reaksiyonu teşhis veya tedavisi için kullanılan dozlarda oluşan herhangi bir zararlı veya istenmeyen tepki olarak tanımlanabilir. İlaç reaksiyonları günlük klinik uygulamalarda sık görülür ve hastaların % 15-25’ini etkiler; Ciddi reaksiyonlar hastaların % 7-13’ünde görülür.

    İlaç reaksiyonları, herhangi birinde ortaya çıkabilecek öngörülebilir reaksiyonlar (A tipi) veya yalnızca duyarlı bireylerde (tip B) ortaya çıkan öngörülemeyen reaksiyonlar olarak sınıflandırılır.

    Tahmin edilebilir reaksiyonlar ilaç reaksiyonlarının en yaygın türüdür ve genellikle doza bağlıdır ve ilacın bilinen farmakolojik etkileri ile ilişkilidir (örneğin yan etkiler, aşırı doz, ilaç etkileşimleri ). Nefes açıcı ilaçların çarpıntı yapması gibi reaksiyonlar görülebilir.

    Tahmin edilemeyen reaksiyonlar ilaç reaksiyonları geçiren hastaların yaklaşık % 20-25’inde görülür; Bu reaksiyonlar genellikle ilacın bildiğimiz kimyasal farmakolojik etkileri ile ilgisi yoktur.

    İlaç alerjisi, çeşitli mekanizmalar ile bağışıklık sisteminin aracılık ettiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan öngörülemeyen ilaç reaksiyonlarının bir türüdür. Tüm ilaç reaksiyonlarının yaklaşık % 5-10’unu oluşturur. İlaç alerjileri sık rastlanmaz fakat ilaç reaksiyonları yani ilaçların istenemeyen etkileri de ilaç alerjisi olarak görüldüğü için daha sık karşımıza çıkabilir. İlaç alerjileri ilaçlara bağlı olarak oluşan hastalıklardan sadece biridir. Her ilaç reaksiyonunu alerji olarak isimlendirmemek gerekir. Alerji uzmanları tarafından mutlaka değerlendirilip gerekli testleri yapıldıktan sonra ilaç alerjisi tanısı konulması uygun olur. İlaç alerjileri tüm ilaç reaksiyonlarının küçük bir kısmını oluşturur. Ancak bazen ölümle sonuçlanabildiğinden çok ciddiye alınması gerekir.

    İlaç alerjileri sadece hastanın yaşam kalitesini etkilemekle kalmaz aynı zamanda tedavinin yapılmasını erteleyebilir veya engelleyebilir, daha az etkili alternatif ilaçların kullanılmasına, gereksiz araştırmalara ve hatta ölüme yol açabilir. İlaç alerjisinin belirlenmesi, farklı şikayetler ve klinik görünümler yüzünden zordur. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ NASIL OLUŞUR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşıda vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaçlara karşı oluşan alerjik reaksiyonlara bakıldığında bağışıklık mekanizmalarını tanımlayan sınıflandırma sistemine göre 4 sınıfa ayrılabilir.

    Bu sınıflandırma sistemi aşağıdakileri içerir

    İmmünoglobülin E (IgE) antikorlarının (tip I) aracılık ettiği ani tip reaksiyonlar. Bu yanıt sırasında ilaca karşı oluşan immünoglobulin E (IgE) antikorları bu kişileri ilaca karşı duyarlı hale getirir. Bundan sonra bu duyarlı kişiler ilaç ile tekrar karşılaşırsa ilaç alerjisine ait şikayetler oluşur. Bu tip İlaç alerjisinde kişinin duyarlı hale gelmesi için kişiden kişiye değişen bir süreye gereksinim vardır. Bazı insanlar bir ilacı defalarca kullandıktan sonra duyarlı hale gelirken bazıları çok daha erken ilacın ikinci üçüncü dozunda belirti verir. Özellikle anafilaktik şok (alerjik şok ) ürtiker ( kurdeşen ) anjiyoödem, nefes darlığı gibi şikayetler bu yolla oluşur. İlaç alındıktan birkaç dakika veya saat sonra hızla bu şikayetler ortaya çıkar. Bu alerjik reaksiyonlar testler ile ortaya konulabilir.

    İmmunglobulin G (IgG) veya immünoglobülin M (IgM) antikorlarının (tip II) aracılık ettiği sitotoksik reaksiyonlar daha nadir görülen trombositopeni, anemi, gibi kan hücrelerinde düşüklüklere yol açar. İlaç alındıktan sonra süre olarak değişken olmakla birlikte hemen veya daha sonra ortaya çıkabilir.

    İmmün kompleks reaksiyonlar (tip III ) ilaç alındıktan haftalar sonra ortaya çıkabilir. Serum hastalığı vaskülit, artralji ateş, döküntü gibi tablolar alınan ilaçlardan 1-3 hafta sonra görülebilir.

    Hücresel bağışıklık mekanizmaları tarafından ortaya çıkan gecikmiş tip reaksiyonlar ( tip IV ), çoğu kontakt yolla maruz kalınan ilaçlarla görülür. Deriye uygulanan kremlerde yer alan ilaçlar veya katkı maddelerine bağlı oluşan kontakt dermatit en sık görülen alerjik tablodur. Cillte ortaya çıkan deri döküntüleri tip IV alerjilerle bağlıdır. İlaç uygulanmasından sonra genellikle 2-7 gün içinde ortaya çıkarlar. Bu alerjik reaksiyonlar ile ilgili alerji testleri yapılabilir.

    Bu tüm bağışıklık mekanizmaları dışında psödoalerjik reaksiyonlara yol açan ilaçlar vardır. Bazı ilaçlar direkt olarak alerji hücrelerini uyararak alerji hücrelerinden histamin adını verdiğimiz kimyasalların salınmasına yol açar. Bu tür reaksiyonlar özellikle NSAİ ağrı kesici ilaçlar, ACEİ içeren tansiyon ilaçları ve radyokontrast opak maddeler ile görülür ve immün sistemin diğer yollarını kullanmadan ciddi reaksiyonlara yol açar.

    İlaç alerjisi farklı mekanizmalarla ortaya çıktığı için farklı şikayetler ve klinik görünümlere yol açar. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    ilaç alerjisi geliştirme riskini artıran faktörler arasında yaş, cinsiyet, genetik özellikler, bazı viral enfeksiyonlar ve ilaçla ilgili kimyasal özellikler bulunur.

    İlaç alerjisi tipik olarak daha çok genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür çocuklarda çok sık görülmez. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır.

    İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve Epstein-Barr virüsü (EBV) gibi viral enfeksiyonların riski artırdığı bilinmektedir.

    Kişilerin genetik yapısı da ilaç alerji riskinin artıran nedenlerdendir. Ailesinde ilaç alerjisi olanlarda görülme riski daha fazladır. İlaçlara karşı olan bağışıklık mekanizmaları, ilaç reaksiyonu geliştirmesinde önemlidir. Ayrıca ilaçların vücudumuzda ortadan kaldırılmasında gerekli olan metabolizmamız genetik yapımızla doğrudan ilişkilidir.

    Buna ek olarak, topikal, kas içi, ve damar yolu ile ilaçların uygulanması, oral uygulamaya göre alerjik ilaç reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir. Damar yolu ile uygulama daha şiddetli reaksiyonlara yol açabilir. Uzun süreli yüksek dozlar veya sık dozlar aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açma riski tek bir dozdan daha yüksektir. Ayrıca, penisilin gibi büyük makromoleküler yapılı ilaçların ve hapten (doku veya kan proteinlerine bağlanır ve bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkaran) ilaçların alerjik reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir.

    Atopik alerjik yapıya sahip hastalarda ilaç alerjisi riski yüksek olmamakla birlikte ciddi alerjik reaksiyon görülme riski artar.

    İlaçlar hastalıkların tedavisinde mutlaka gereklidir fakat uygun şekilde verildiğinde faydalı olurken gereksiz veya doğru şekilde verilmezse ciddi sorunlara yol açabilir. İlaç tedavileri uygulanırken mutlaka kişilerin daha önce yaşamız olduğu alerjik reaksiyonları doktoruna söylemesi gerekir Bildiğimiz gibi ilaç alerjilerinde bir ilaçla alerji oluştuysa bir sonraki reaksiyon daha ciddi tablolara yol açar. İlaç alerjisi için risk faktörleri dikkate alınmalı ve tedavisi buna göre planlanmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjileri kendini farklı zamanlarda farklı klinik görünümlerle ortaya koyabilir. İlaç alerjilerinde ilaç alındıktan dakikalar içinde reaksiyonlar görülebileceği gibi haftalar sonrada ilaca bağlı şikayetler görülebilir. İlaçlarla olan reaksiyonlar bağışıklık sisteminde kullanmış olduğu farklı mekanizmalar nedeniyle farklı zamanlarda görülebilir.

    İlaç alındıktan sonra dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkan belirtiler

    -Deride döküntüsü

    -Ürtiker (kurdeşen)

    -Kaşıntı

    -Nefes almada zorluk Hırıltı

    -Burun akıntısı, gözlerde kaşınma ve sulanma

    -Karın ağrısı

    -Anafilaksi Riski olarak karşımıza çıkar

    Deri, ilaca bağlı alerjik reaksiyonlardan en sık ve en belirgin biçimde etkilenen organdır. Deri bulgularından biri, ilaca maruz kaldıktan sonraki gün ile 3 hafta arasında ortaya çıkan, gövdeden kaynaklanan ve sonuçta kol ve bacaklara yayılmış lekelerle karakterize olan yaygın ekzantemdir (makülopapüler döküntü olarak da bilinir)

    Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödemde daha yaygındır ve hem IgE aracılı hem de IgE aracılı olmayan mekanizmalardan kaynaklanabilir. İlaç alındıktan sonra dakikalar içinde ortaya çıkabilir.

    Ciltte oluşan ilaç reaksiyonlarının en şiddetli biçimleri Stevens-Johnson sendromu (SJS) ve toksik epidermal nekrolizdir (TEN).

    Stevens-Johnson sendromu (SJS), makulopapüler bir döküntü ile başlar ve genellikle döküntüye, ağız içinde ülserler konjunktivit, ateş, boğaz ağrısı ve yorgunluk eşlik eder.

    Toksik epidermal nekrolizdir (TEN), SJS’ye benzer özelliklere sahip nadir bir durumdur, ancak cildin dış tabakasının büyük bölümlerini (cildin en dış tabakası) aşağıdaki tabakalardan ayrışarak geniş deri parçaları halinde kopmalara yol açar. Bu rahatsızlıkların şiddeti göz önüne alındığında, SJS ve TEN’e (en sık sülfonamidlere) neden olduğu düşünülen ilaçların hasta tarafından gelecekte kesinlikle kullanmaması gereklidir.

    Cilt reaksiyonları, ilaca bağlı alerjik reaksiyonların en yaygın görülen belirtileri olmasına rağmen, böbrek, karaciğer ve kan hücreleri gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir.

    Serum hastalığı, ilaca bağlı lupus ve vaskülit daha nadir görülen ilaç alerjileri tablolarıdır.

    Anafilaksi, başlangıçta hızlı olan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sistemik alerjik reaksiyondur. İlaç alerjilerinde en ciddi tabloyu oluşturur saniyeler içinde baş dönmesi, nefes darlığı tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı ile birlikte ölüme kadar giden bir klinik tabloya yol açar.

    YETİŞKİNLER NİÇİN İLAÇ ALERJİSİ İÇİN DOKTORA GİTMELİ ?

    İlaç alerjileri aslında çok sık görülmezler fakat ilaç alerjisi için risk taşıyorsa alerji hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle ilaç aldıktan sonra alerjik reaksiyon geçirmiş bir hastada bir sonraki reaksiyonların daha ciddi sonuçlar oluşturabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

    İlaç alerjisine yol açan ilaç hasta tarafından biliniyorsa hasta ilaçtan uzak kalması gerektiğini bilir fakat ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar sık görüldüğü için alerjik olduğu ilacı kullanmamasına rağmen aynı molekül yapısına sahip başka bir ilaçla da şikayetleri ortaya çıkabilir. Penisilin grubu ilaçlarla sefalosporin grubu ilaçlar arasında çapraz reaksiyon olduğu gibi diğer ilaçlar arasında da benzerlikler bulunur.

    İlaç alerji diğer alerjik hastalıklara göre tedavisi daha kolaydır alerjisi olan ilaçtan uzak durduğunda şikayetleri olmaz. Hastanın alerjisi olan ilaç bulunup benzerlerinde uzak durduğunda şikayetleri olmaz bu arada hastanın tedavisi için alternatif ilaçların saptanması gereklidir. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLER ALERJİ UZMANINA GİDERKEN NE YAPMALI ?

    İlaç alerjisinde alerjiye yol açan ilacı saptamak bazen zor olabilir. Yeni bir ilacı kullanmaya başladığında veya daha önce kullanmış olduğu ilacın alımından sonra bazı alerjik reaksiyonlar görülüyorsa bu ilacın mutlaka bir yere not edilmesi gereklidir. Doktora gitmeden önce bazı bilgilerin yazılması önceden hazırlık yapılması tanı koymaya yardımcı olacaktır.

    Bu hazırlıkları şöyle sıralayabiliriz:

    -Yetişkin hastalar ilaç kullanımından sonra gösterdiği belirtileri not etmeli. İlaç alerjilerinde ciltteki lezyonlar bazen dakikalar bazen haftalar içinde görülebileceği için mutlaka hastanın lezyonların olduğu dönemde gelmesi veya görüntülemesi fotoğrafını çekmesi doktorun tanı koymasında yardımcı olur.

    -Yetişkin hastalar bazen birden çok ilaç kullanabilir bu kullandığı ilaçları ve en son hangi ilacı kullandığını not etmesi uygun olur.

    -ilaçlarla ilgili oluşan reaksiyonların hangi ilaç aldıktan sonra oluştuğu hastane kayıtlarında yer alıyorsa veya hekim tarafından not edildiyse bu notların mutlaka getirilmesi uygun olur.

    -İlaç alerjilerinde bazen eşdeğer ilaçlar arasında farklılık olabileceği için mümkünse şüpheli ilacı yanınızda getirin.

    -Alerji, öksürük veya antidepresan ilaçlar muayeneden 1 hafta önce bırakılması uygun olur. Teşhis için alerji testi gerekebilir ve bu ilaçları kullanıyorsa testin sonucunu etkilenebilir.

    – Testlerin tekrar yapılmasını önlemek için önceden yapılan test sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    -Anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılacağı için bu süre için başka ilaç kullanmadan beklemesi uygun olur.

    -Doktorunuza sormak istediğiniz soruları önceden not edip doktorunuza sorun. Çünkü muayene sırasında aklınıza gelmeyebilir, muayenenin verimliliği açısından önemlidir.

    İlaç alerjilerinde alerji uzmanlarının size soracağı bu sorular ilacın saptanmasında yardımcı olacaktır önceden bu sorulara hazırlıklı olmak tanı koymada yardımcı olur.

    Şüpheli hangi ilaca tepki vermiş olabilirsiniz?

    İlacı alerji olmadan önce ne zaman almaya başladın ve alerjik reaksiyon olmadan ne kadar süre önce almayı bıraktın ?

    İlaç kullandıktan ne kadar sonra belirtiler fark ettiniz ve ne tür şikayetler yaşadınız?

    Belirtileriniz ne kadar süre devam etti ve azalması için ne yaptınız?

    Reçeteli ve tezgah üstü başka hangi ilaçlar alıyor musunuz ?

    Bitkisel ilaçlar tüketiyor musunuz, vitamin veya mineral takviyeleri alıyor musunuz? Öyleyse, hangileri?

    Bu soruların hastalar tarafından cevaplanması tanı için istenecek tetkikleri kolaylaştıracaktır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL KONULUR?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte kullandığı ilaçların hikayesinin alınması ile başlar bununla birlikte ilaca bağlı alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulgularının ve semptomların belirlenmesi ile yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve ilaç provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, ilaç alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemlerinde deneyimli bir alerji uzmanının hastayı değerlendirmesi önemlidir.

    ilaç alerjisi olduğundan şüphenilen hastanın değerlendirilmesi, ilaçlar ile ilişkili olarak, ilacın uygulama tarihleri, ilacın formülasyonu, dozajı ve uygulama yolu, ile ilaca bağlı oluşan klinik semptomlar ve bunların zamanlaması ve süresi dahil olmak üzere, hasta tarafından alınan tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçların detaylı öyküsünü içermelidir.

    Ayrıntılı öyküye ek olarak, dikkatli bir fizik muayene, reaksiyonun altında yatan olası mekanizmaları tanımlayabilir ve bu sayede tanı için daha sonraki istenecek testlere rehberlik edebilir.

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, serumda spesifik IgE testleri yapılabilir.

    Yama testi, potansiyel alerjenler 48 saat boyunca hastanın sırtına koymayı ve ardından reaksiyonları değerlendirmeyi içerir. İlaç yama testi, çeşitli gecikmiş (tip IV) cilt reaksiyonlarını, özellikle ilaç sonrasında oluşan makülopapüler döküntülerin teşhisi için yararlıdır, ancak genellikle SJS veya TEN’in teşhisi için yararlı değildir

    Son çalışmalar, bazofiller hem immün aracılı hem de immün-aracılı olmayan reaksiyonlarda yer aldığından, ilaç allerjisinin teşhisinde bazofil aktivasyon testide kullanılmaya başlamıştır. Testin beta-laktam antibiyotiklerine, NSAID’lere ve kas gevşeticilere olası alerjilerin değerlendirilmesinde yararlı olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmasına karşın, tanı yöntemleri arasında yaygın olarak kabul edilmeden önce başka doğrulayıcı çalışmalara ihtiyaç olduğu kesindir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TANISINDA DERİ TESTLERİ GEREKLİ Mİ?

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, IgE aracılı (tip I) reaksiyonların teşhisi için yararlıdır.

    Deri testleri penisilin için standartlaştırılmıştır özel solüsyonlar ile yapılır. Lokal anestezikler, kas gevşeticiler için yararlıdır (fakat nadiren pozitiftir) ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağırlıklı protein maddeleri için çok duyarlıdırlar. Bu ilaçlara karşı pozitif cilt testleri, antijen spesifik IgE varlığını teyit eder ve tip I aşırı duyarlılık reaksiyonunun teşhisini destekler.

    Her şeyden önce ilaç testleri sırasında özellikle cilt içi testler sırasında alerjik reaksiyonlar oluşabileceğinden, anafilaksi tedavisinin yapılabileceği, her türlü önlemlerin alındığı bir merkezinde alerji uzmanları tarafından yapılması gereklidir. Testleri yanlış yapılması ve yorumlanması hastanın yanlış olarak alerjik olarak tanımlanmasına yol açabilir. Cilt testleri hastanın ilaca karşı duyarlılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle gerekmedikçe yapılmamalıdır. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    Sınırlı sayıda ilaç için serumda spesifik IgE testleri mevcuttur. Bununla birlikte, bu testler maliyetlidir ve cilt testlerinden genellikle daha az duyarlıdır. Ayrıca bunların çoğu için kan testleri yeterli değildir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    İlaç alerjisinin tedavisi için en etkili strateji, alerjiye yol açan ilacın saptanması sonrasında bu ilacın alımının önlenmesi veya tedaviden çıkarılmasıdır. Tedavi alerjiye yol açan ilaç grubu ile ilişkisi ve kimyasal benzerliği olmayan alternatif ilaçlarla devam edilmelidir. Alternatif ajanlar seçilirken ilaçlar arasındaki çapraz reaktivite mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    İlaç alerjisi gelişmesi riskini azaltmak için gerekmedikçe ilaç kullanılmamalıdır. İlaçların öncelikle ağız yolu ile alınan formlar tercih edilmelidir.

    Tüm kas içi ve damar yolu ile yapılacak uygulamalarının bir sağlık merkezinde yapılması, gerektiğinde sağlık merkezinde 30 dakika beklenilmesi önemidir.

    İlaç alerjilerinde oluşan reaksiyonları için tedavi büyük ölçüde destekleyici ve semptomatiktir. İlaç alerjisi sonrasında kullanılacak ilaçlar sadece şikayetlerini kontrol etmek içindir. İlaç alerjisinin tekrar oluşmasını engellemez.

    Kortikosteroid içeren kremler ve oral antihistaminiklerle ciltle ilgili şikayetleri iyileştirebilir.

    Kortikosteroidler ağızdan veya damar yolu ile uygulanabilir ve ciddi sistemik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılabilir.

    Anafilaksi durumunda, tercih edilen tedavi, intramüsküler enjeksiyon yoluyla uygulanan adrenalindir (epinefrin)

    SJS ve TEN gibi şiddetli ilaç reaksiyonlarında, ciltte oluşan lezyonlar yoğun bakım veya yanık ünitesi ortamında en iyi şekilde tedavi edilebilir.

    Alerjisi olduğu ilaca kesin bir tıbbi gereksinim olduğu ve başka alternatifinin bulunmadığı durumlarda, ilaç karşı duyarsızlaştırma tedavisi uygulanabilir. İlaca karşı uygulanan duyarsızlaştırma işlemi çok riskli ve zor bir yöntemdir. Hastaların ilaca karşı duyarsızlaştırma işleminden sonra ilaç her gün alması gereklidir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürlerinin başlatılması, ilacın artan dozlarının uygulanması yoluyla hastanın immünolojik bir yolla ilaca yanıtını geçici olarak değiştirir. İlaç toleransı genellikle sadece ilaç verildiği sürece korunur; Hasta önceden bir ilaca karşı duyarsızlaştırıldıysa ve sonra aynı ilacın tekrar kullanması gerekiyorsa, prosedürün aynı şekilde tekrarlanması gerekir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürleri sadece resüsitasyon ekipmanı bulunan merkezlerde alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır

    İlaç alerjilerinin tedavisinde en önemli parça gelecekteki reaksiyonların önlenmesi için hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesidir.

    Hastaya kaçınılması gereken ilaçlarla ilgili yazılı bilgi verilmelidir. Hastaneye gittiğinde alerjisi olduğu ilaçlar konusunda mutlaka doktorları ve sağlık personeli haberdar edilmeli ve bilgilendirilmelidir. Hastanın aile hekimi ilaç alerjisinden haberdar edilmelidir.

    Alerji uzmanları tarafından oluşturulan alerjisini belirten alerjik bilezikler / kolyeler veya kartlar hastaya verilmedir.

  • Yetişkinlerde besin alerjisi

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Besinlerin üretilmesi ve hazırlanmasında kullanılan katkı maddelerinin artmasına bağlı olarak besin ile ilgili şikayetler daha sık karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumda insanların en az %15-20’sinin alınan bir besinin alımından sonra gıdaya bağlı olarak şikayetlerin oluştuğu belirtilmektedir. Ancak gıda alerjilerinin sıklığı toplumların gıda alışkanlıklarına göre değişse de genelde çocuklarda %2-8 arasında yetişkinlerde % 1-2 civarındadır. Tüm nüfusta ise %2 oranında görülmektedir. Dünyada yapılan birçok çalışmada yıllar içerisinde besin alerjisinde artış olduğu görülmektedir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ Mİ BESİN İNTOLERANSI MI ?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besin reaksiyonlarını iki gruba ayırabiliriz: Birinci grupta aldığımız besinin içeriğinin yapısal özelliklerine bağlı olarak bağışıklık sistemi üzerinde aşırı reaksiyona yol açmadan oluşturduğu, anormal yanıtların bulunduğu “besin (gıda) intoleransı” yer alır.

    Besin intoleransı, bir gıda yada gıda bileşeni tarafından tetiklenen vücudun gösterdiği ters tepkidir. Örnek olarak laktoz intoleransı verilebilir. Bu tür reaksiyonlar laktoz içeren süt ve süt ürünleri alındığında bağışıklık sisteminin etkisinin olmadığı, laktozun vücutta parçalanamamasına bağlı olarak sindirilemeyen veya emilemeyen besin yada besin bileşenlerinden dolayı meydana gelmektedir.

    Örneğin, laktoz intoleransına sahip kişilerin sütteki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimleri bulunmamaktadır. Laktoz intoleransı dünyadaki yetişkin insanların %50’sinde görülen ve en bilinen besin intoleransıdır.

    Bazı kişiler de lezzet artırıcılar ( monosodyum glutamat ) veya koruyucular (sülfit) gibi katkı maddelerine karşı intoleransa sahiptirler. Besin intoleransı semptomları besin alerjisi ile karıştırılabilir. Bu nedenle bir besine gösterilen reaksiyonun nedenlerini belirlemek amacıyla bir alerji uzmanının değerlendirmesi önemlidir.

    İkinci grup ise besinlerle birlikte aldığımızın alerjenlere karşı bağışıklık sistemi aracılığıyla ortaya çıkan aşırı duyarlılık reaksiyonlarının bulunduğu “besin alerjisi” yer alır. Bu aşırı duyarlılık reaksiyonları, bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan immünoglobulin E (IgE) moleküllerinin başrolünü oynadığı erken ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar şeklinde veya bağışıklık sisteminde İmmunglobulin IgE moleküllerinin rol almadığı geç tip reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkabilir. Ürtiker, anjiyoödem, anafilaksi, egzama, eosinofilik gastrit, kolit, enterokolit gibi hastalıkların hepsi besin alerjileri içinde yer alır.

    Besin alerjisi, alınan besinin içinde yer alan alerjene karşı olarak bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan aşırı yanıta bağlıdır. Örneğin süt aldıktan sonra vücutta kaşıntı kızarıklık göz kapağı dudakta şişlik sonrasında nefes darlığı, gibi şikayetler sütün içinde yer alan alerjenlere karşı IgE antikorlarının oluşmasına bağlı olarak gelişir. İnek sütüne alerji tanısı konulup daha ciddi reaksiyonlara yol açmadan tedavi edilmelidir.

    Besin alerjileri ölümle sonuçlanabilecek reaksiyonlara yol açabileceği için besinlerin alımından sonra oluşan reaksiyonunun besin intoleransı mı yoksa besin alerjisi mi olduğunun ayırımı mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) İNTOLERANSI BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin intoleransı yiyeceklere tahammülsüzlük modern dünyada yaygındır ve nüfusun % 15-20’sini etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Besin intoleransı bağışıklık sistemi üzerinden etkilerini göstermez. Gıda veya gıda bileşenlerinin yapısal özelliklerine, farmakolojik etkilerine, kimyasal yapılarına veya gıdaları parçalayan enzim eksikliklerine, enzim hatalarına yanıt olarak ortaya çıkabilir.

    Gıda intoleransı olanların çoğunda sindirim sistemi ile ilgili şikayetler görülür. Fonksiyonel gastrointestinal bozuklukları olan hastalara en sık görülen irritabl bağırsak sendromunda (IBS) şikayetlerin % 50-84’ü gıda intoleransı ile ilişkili olduğunu görülmektedir.

    Sindirim sistemi ile ilgili olarak artmış gaz, karın ağrısı, şişkinlik veya ishal gibi şikayetlere yol açar.

    Migren, Baş ağrısı, Öksürük, Burun akması, Havada hissetmek gibi sindirim sistemi dışında şikayetlere de yol açabilir.

    Gıda intoleransına yol açan en sık gıdalar içinde Buğday ekmeği , Lahana, Soğan, Bezelye / fasulye, Süt, Baharatlar, Yağ / kızarmış gıdalar ayrıca kahve gibi içecekler karşımıza çıkmaktadır.

    Yetişkinlerde Gıda intoleransının nedenleri nelerdir ?

    1.Gıdaları tamamen sindirmek için enzimler gereklidir. Sindirim sisteminde gıdaları parçalamak için salgılanan enzimlerden bazıları eksik veya yetersiz çalışıyorsa doğru sindirim olmaz.

    Laktoz intoleransı olan insanlarda, süt şekerini (laktoz) daha küçük parçalara ayıran ve bağırsak yoluyla emilmesini sağlayan bir enzim olan laktaz yeterince bulunmamaktadır. Laktoz sindirim sisteminde kalırsa mide ağrısı, spazm, şişkinlik, ishal ve gaz gibi şikayetlerin oluşmasına yol açar.

    Früktozu parçalayan enzimlerin eksikliğinde özellikle meyve veya meyve sularından sonra tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve kan şeker düşüklüğü gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

    Tüm gıdaların sindirimi için bir enzim gerektirir. Früktoz intoleransı, laktoz intoleransı gibi enzim eksikliklerine bağlı şikayetleri besin alerji ile karışır. Enzim eksiklikleri gıda intoleransının bir nedenidir.

    2.Gıdalar ve içeceklerin içinde yer alan kimyasal maddeler, bazı peynirlerde bulunan aminler ve kahve, çay ve çikolata bulunan kafein çeşitli şikayetleri yol açabilir. Bazı kimseler bu kimyasallara diğerlerinden daha duyarlıdır. Örneğin kahve içtiğinde çarpıntı atakları oluşabilir.

    3.Gıdaların doğal yapıları içinde toksik etkiye sahip olan kimyasallara sahiptir ve bu da diyare, mide bulantısı ve kusmaya neden olur.

    Az pişmiş fasulye, son derece hoş olmayan sindirim problemlerine neden olabilecek aflatoksinleri içerir. Tamamen pişmiş fasulye toksin içermez. Dolayısıyla bazen fasulye yediklerinde tepki verebilirler.

    4.Düzgün depolanmamış olan balık gibi bazı gıdalar “çürüme ve bayatlaması” nedeniyle histamin birikimine neden olabilir. Gıdalar içinde biriken histamin cilt döküntüleri, karın krampları, ishal, kusma ve mide bulantısı yol açabilir. Genellikle belirtiler anaflaksiye benzer güçlü bir reaksiyona yol açar.

    5.Bazı gıdaların içinde yer alan salisilat normal kişilerde soruna yol açmazken bazı salisilat duyarlı kişilerde tepki olarak vücutta kaşıntı kızarıklık kabarıklık nefes darlığı baş dönmesi gibi şikayetler oluşur. Salisilatlar, zararlı bakterilere, mantarlara, böceklere ve hastalıklara karşı savunma mekanizması olarak bitkilerde doğal olarak üretilen salisilik asit türevleridir.

    Salisilatlar, meyve ve sebzelerin çoğunda, baharat, otlar, çay ve lezzet katkıları dahil çoğu bitki kaynaklı gıdada bulunur. Nane aroması, domates sosu, çilek ve narenciye özellikle yüksek seviyelerde salisilat içeriğine sahiptir. Tat katkılarıyla işlenmiş gıdalar genellikle yüksek düzeyde salisilatlarda içerirler.

    6.Gıdaları içine konulan katkı maddelerine intolerans son otuz yılda giderek artan bir sorun haline geldi, çünkü giderek daha fazla sayıda gıda katkı maddeleri içeriyor.

    Gıdaları içine konulan katkı maddeleri gıdaların tatlarını arttırmak, gıdaları çekici kılmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır. Özellikle içlerinde nitritler, monosodyum glutamat, sülfitler, bazı renklendirici maddelerle reaksiyonlar tarif edilmiştir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin alerjisi besinlerin alımından sonra bağışıklık sisteminin vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak ortaya çıkar. Besin alerjilerine bağlı şikayetler bağışıklık sistemi üzerinde IgE üzerinden veya IgE’ den bağımsız olarak ortaya çıkar. Çocukluk yıllarında itibaren görülen besin alerjileri hayatımız boyunca karşımıza çıkabilir ve hayatın geç döneminde ortaya çıkan besin alerjileri genellikle geçmez

    Besin alerjisi alerjik besinin çok az miktarda alımından sonra çok ciddi olabilen ve hayati tehlike oluşturabilen bir reaksiyonlara neden olabilir.

    Besin alerjileri ne gibi şikayetlerle karşımıza çıkar ?

    Besin alerjisinde, şikayetler vücudumuzun bir çok organında kendini farklı şekilde ortaya koyabilir. Besin alerjilerinde alerjik olunan besinin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, egzama belirtileri şeklinde görülebileceği gibi akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı dışkılama, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi daha ciddi hayatı tehdit eden şikayetlere neden olabilir.

    Besin alerjilerinde çıkan şikayetlerin sıklığı organlara göre bakılacak olursa cilt ve sindirim sistemini en çok etkilenen organdır fakat diğer sistemlerde de çeşitli şikayetleri yol açar

    Cilt üzerinde görülen şikayetlere bakacak olursak Ürtiker, anjiyoödem, Kaşıntı, Kızarıklık/Flushing, Atopik dermatit görülebilir

    Sindirim sisteminde görülen belirtiler :Dil dudak ve ağız içinde kaşıntı ve/veya ödem, Bulantı, Kusma Karın ağrısı, Kusma reflü, İshal sayılabilir

    Kardiyovasküler sistemde: Çarpıntı/Taşikardi, Baş dönmesi, Bilinç kaybı / bayılma, Hipotansiyon gibi ciddi hayatı tehdit eden şikayetler görülebilir.

    Solunum sisteminde: Burun tıkanıklığı, kaşıntısı, akıntısı hapşırma ve ses kısıklığı küçük dilde şişlik laringeal ödem gibi üst solunum yoluna ait şikayetler olabilir veya daha ciddi olan öksürük nefes darlığı hırıltı göğüs sıkışması gibi astım şikayetleri ile birlikte görülebilir.

    Gözlerde kaşıntı kızarıklık akıntı ile ağıda metalik, uterusda kasılma, fenalık hissi gibi şikayetlerde görülebilir.

    Besin alerjileri görüldüğü gibi birçok sistemde üzerinde çeşitli şikayetlerle kendini gösterebilir. Bazen bir ürtiker bazen de daha ciddi olan alerjik şok ile karşımıza çıkabilir.

    Besin alerjisi hangi klinik tablolarla karşımıza çıkar?

    Besin alerjilerinin ortaya çıkmasında bağışıklık sistemi üzerinde IgE ile bağlantılı erken tip (Tip I) mekanizmalar veya IgE ile bağlantılı olmayan gecikmiş tip (Tip IV) mekanizmalar son derece önemlidir ve buna bağlı çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar. Ayrıca bu iki mekanizmanın eşlik ettiği klinik tablolarda görülür

    Besin alerjisinde erken tip (Tip I) bağışık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Ürtiker ( kurdeşen ), Anjiyoödem, morbiliform rash ( cilt döküntüleri ), Oral alerji sendromu, akut gastrointestinal spazm, alerjik rinokonjuktivit, akut bronkospazm, baş dönmesi/ bayılma, gıda ile ilişkili egzersizin indüklediği anafilaksi veya anafilaktik şok sayılabilir.

    Besin alerjisinde gecikmiş tip ( TİP IV ) bağışıklık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Kontakt dermatit, dermatitis herpetiformis, besin proteininin neden olduğu kolit, proktokolit ve enteropati senromu, ayrıca çölyak ( celiac ) hastalığı ve akciğerde besin proteinlerinin yol açtığı pulmoner hemosiderosiz ( heiner sendromu ) sayılabilir.

    İki mekanizmanın birlikte yol açtığı klinik tablolar içinde

    Atopik dermatit alerjik eosinofilik özofajit, gastroenterit ve astım yer almaktadır.

    Besin alerjilerinin hangi mekanizmalarla oluştuğu ayırt etmek özellikle tanı koyarken hangi testleri yapmamız gerektiğini ve nasıl bir tedavi planı oluşturacağımız konusunda yardımcı olur.

    Yetişkinlerde besin alerjisinin nedenleri nelerdir ?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjileri hayatımız boyunca karşılaştığımız her gıdaya bağlı olarak gelişebilir. Özellikle çocukluk yıllarında ilk karşılaştığımız gıda olan inek sütü alerjisi en sık görülen besin alerjisidir.

    Çocukluk yıllarında besin alerjisine yol açan gıdalar

    -İnek sütü ve diğer hayvanların sütleri

    -Yumurta

    -Soya

    -Buğday

    -Yer fıstığı

    -Ağaç fıstıkları (Badem, ceviz, fındık gibi)

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları olarak karşımıza çıkarken

    Yetişkin yaşlarda en sık besin alerjisine yol açan gıdalar

    -Yer fıstığı

    -Fıstık

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları

    -Buğday

    -Soya

    -Yumurta

    -İnek sütü olarak karşımıza çıkar

    Besin alerjileri hayatın her döneminde görülür çocukluk yıllarında oluşan besin alerjileri ileri yıllarda kaybolurken yetişkin yaşlarda görülen besin alerjisi kaybolmaz hatta anafilaktik şok gibi ciddi hayatı tehdit eden klinik tablolara yol açar.

    Yetişkinlerdeki besin alerjisi için risk faktörleri nelerdir ?

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasında bazı risk faktörlerinin olduğu konusunda birçok çalışma vardır. Bunlar içinde en çok üzerinde durulanlar

    Cinsiyet özellikle çocukluk yıllarında erkeklerde daha sık görülür

    Irk / etnik yapı (beyaz çocuklarla karşılaştırıldığında Asya ve siyah çocuklar arasında artış göze çarpmaktadır),

    Genetik de yapı ailesinde besin alerjisi olanlarla daha sık görülmektedir.

    Atopik alerjik yapıya sahip kişilerde besin alerjisi daha sonraki yıllarda görülebilir. Alerjik astım olan özellikle ağır astım olan kişilerde daha şiddetli gıda alerjisi reaksiyonları görülür.

    D vitamini yetersizliği son yıllarda üzerinde daha fazla durulmaktadır. D vitamin yetersizliğinde besin alerjisinin daha sık görüldüğü konusunda çeşitli çalışmalar vardır. D vitamini besin alerjisine karşı koruyucu özelliği vardır.

    Tükettiğimiz gıdalardaki yağ asitleri (omega-3-çoklu doymamış yağ asitlerinin tüketiminin azalması),

    Antioksidan tüketiminin azalması,

    Mide asit azaltıcı ilaç kullanımı (alerjenlerin sindirimini azaltmak),

    Obezite

    Hijyen ortamda büyüyenlerde tüm alerjik hastalık gibi besin alerjisi riski de daha fazladır.

    Gıdalara maruz kalmanın zamanlaması ve yolu önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besinlerin alımından sonra oluşan besin reaksiyonları besin intoleransı ve besin alerjisi olarak ikiye ayrılır bu yüzden hastanın şikayetlerinin hangisine bağlı olduğunun tespit edilmesi gereklidir.

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Bu yüzden besin alerjisinin tanısını koymak çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tanısının koymak yapılması gerekenler dikkatli bir anamnez, fizik muayene ile birlikte eliminasyon diyeti, deri testler, kan testleri ve gıda provakasyon testlerinde oluşur.

    Besin alerjisi tansını koymak için en önemli basamak diğer tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi hastadan detaylı bir anamnez almaktır. Besin alerjisinde ortaya çıkan şikayetler çok çeşitli olabileceği için eğer şikayetlerini besinlerle ilişkilendiriyorsa bazı soruların sorulması ve cevaplarına göre testlerin yapılması gerekecektir.

    Besin alerjisi tanısında özellikle şu sorular çok önemlidir.

    -Alerjik reaksiyona yol açan gıda ve miktarının ne kadar olduğu

    -Alerjik reaksiyon ile gıda alımı arasındaki süre ayrıca ilk ortaya çıkan ve sonraki şikayetleri

    -Besin ile daha önce şikayetinin olup olmadığı

    -Besin alımı ile birlikte alerjinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran nedenler var mı (Alkol/Egsersiz/İlaç )

    -Astım ve Alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıklarının olup olmadığı çünkü polenler ile mevye ve sebzeler arasında çapraz reaksiyon vardır.(Oral alerji sendromu )

    – Aynı besinle karşılaştığında tekrar olup olmadığı sorulabilir.

    Hastalardan bir günlük tutmaları önemlidir. Hangi gıdaları yediğini, belirtilerin neler olduğu ve ne zaman ortaya çıktıklarını yazmaları önerilir. Hastalar tarafından oluşturulan günlüğün doktora verilmesi sonrasında hangi gıdaların istenmeyen reaksiyonlara neden olduğu ve bu gıdanın diyetten uzaklaştırılması ile şikayetlerin ortadan kalkmasına bağlı olarak besin alerjisine yol açan sorunlu gıdanın saptanabilir.

    Yetişkinlerde besin alerjisi tanısı için yapılacak testler nelerdir?

    Besin alerjisini belirtileri olan kişiler için uygulanacak ciltten gıda alerji testi, kandan gıda alerji testi, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler sadece alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    Besin alerjisi testi ciltten yapılması çok değerlidir. Besin alerjisinde cilde uygulanan alerji deri testi le erken tip oluşan reaksiyonlar görülebilir. Ciltten yapılan testler 15-20 dakika içinde sonuç verir. Daha doğru sonuç verir. Bu nedenle besin alerjisi teşhisinde genellikle tercih edilen ciltten alerji testidir.

    Kanda gıda alerji testleri cilt testlerine göre daha az duyarlılığa sahiptir daha çok cilt testi yapılamadığı durumlarda ve riskli durumlarda tercih edilir.

    Besin alerjilerinin tanısında daha az tercih edilen fakat kesin tanı koyduran test gıda provakasyon testleridir. Alerjik olduğu düşündüğümüz gıdanın hastaya verilmesinin içeren bu testler sırasında ciddi reaksiyonlar görülebileceği için gerekmedikçe yapılması önerilmez ve mutlaka alerji hekimlerinin kontrolünde yapılması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjisine bağlı şikayetleri olan hastaların tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konulduğunda tedavisinin nasıl yapılacağı da çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tedavisinde mevcut yaklaşım, alerjenin önlenmesi ve alerjik reaksiyonların derhal tedavi edilmesine dayanmaktadır. Bu tedavi ilkelerinde en önemli kısmı hasta eğitimi oluşturur.

    Besin alerjisine sebep olan gıdaları ortadan kaldırmak, gıda alerjilerinin başlıca tedavisidir, ancak bu gıdaların aşırı derecede ortadan kaldırmak bazen bebeklerde büyüme gelişme geriliğine yol açabilir.

    Gıda eliminasyonu bazen de beslenme dengesizliğine neden olabilir. Hastalar, eliminasyonundan ötürü diyetlerinde eksilttiği gıdanın yerine alerjisi olmayan besin maddeleri ile tamamlamaya yönlendirilmelidir.

    Alerjik gıdaların diyetten kaldırılması hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesini çok düşürür. Diyetisyen, yardım alarak hasta ile yaşayan alerjik olmayan aile bireyleri de göz önünde bulundurulmalı, alerjik gıdanın ortadan kaldırılması konusunda hastayı bilgilendirilmek gerekirken aynı zamanda ailenin diğer bireyleri ile birlikte nasıl yemekleri yiyebileceğinin yolları gösterilmelidir.

    Alerjik maddeler içeren işlenmiş gıdaların sebep olduğu sağlık tehlikelerini önlemek amacıyla paketlenmiş işlenmiş gıdalardaki alerjik maddeleri gösteren etiketlenmesi yapılır, fakat etiketleme de bulaş miktarda olanlar az olan gıdalar her zaman etiketlendirilmediğine dikkat edilmelidir. Hastalar, yanlışlıkla alerjisi olan gıdaları yememeleri için, yiyecek etiketlerini satın almadan önce mutlaka kontrol etmeleri gerekir.

    Bireyler birbirlerinden yaş, cinsiyet, aktivite, ailesel geçmiş ve hastalık durumları gibi çeşitli yönlerden farklılık göstermektedir. Bu yüzden genel ilkeler yanında planlanacak olan beslenme bireye özgü olmalıdır.

    Besin alerjilerin ilaç tedavisi erken reaksiyonları ortadan kaldırmak veya daha ciddi lezyonlara ilerlemesini engellemek için gereklidir.

    Besin alerjilerinde oluşan reaksiyonları ortadan kaldıran antihistaminikler hastanın sadece şikayetlerini ortadan kaldırır alerjik yapısını ortadan kaldırmaz. Antihistaminikler tedavide sadece şikayetleri olduğunda verilmelidir.

    Besin alerjilerinde alerjik reaksiyonlar bazen ölümcül hayatı tehdit edici düzeye oluşabilir. Alerjik şok tablosu acil hastanede tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Alerjik besinleri yanlışlıkla aldığında oluşabilecek böyle durumlar için hastaya mutlaka yanında taşıması gerekli olan adrenalin otoenjektörü yazılır.

    Adrenalin otoenjektörü hayat kurtarıcıdır ve hastanın kendisine ilacı nasıl ve hangi durumlarda yapacağı gösterilmelidir.