Etiket: Alerjen

  • Allerjik deri testleri

    Allerji deri testleri, allerjene karşı duyarlılığı belirlemede gerek güvenilirlik gerekse uygulama kolaylığı nedeniyle kliniklerde en önemli teşhis aracıdır.

    Atopi, alerjiye yatkınlık anlamında kullanılan bir kavramdır. Çevresel alerjenlere karşı oluşan IgE üretimine, deri ve mukozaların çevresel ajanlara aşırı duyarlı olmasını ifade eder. Atopi genellikle ailesel özellikte olup, genetik geçiş kuşaktan kuşağa düzensizdir. Gelişmiş ülkelerde toplumdaki sıklığı %30-40 olmasına rağmen, aşikar hastalık görülme oranları %5-10 ‘civarındadır. Atopik kişilerde total IgE düzeyi artmıştır. Bu durum, solunum sisteminde alerjik rinit, deride ekzema, mide-barsak sisteminde enterit, gözde alerjik konjoktivit yapabilir.

    Deri testleri, alerjik duyarlılığın belirlenmesinde kullanılan testlerdir. Allerjenlerin tesbiti, tedavilerde önemlidir. Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı düzenli olarak belirlenmekle birlikte, ülkemizde bu konuda sadece yerel raporlar mevcuttur. Ağaç polenleri, erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanır. Ot polenleri yaz başında yaygındır ve yaz sonunda sonlanır. Hububat ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Ev tozu akarları ve mantar sporları tüm yıl ortamda bulunabilir. Özellikle nemli bölgelerde ev tozu akarlarının yoğunluğu artar.Bu durumlar göz önünde bulundurularak, test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir.

    Test yapılmadan önce hastanın kullandığı özellikle test sonucunu etkileyecek ilaçlar ayrıntılı sorgulanmalıdır. Hastaların şikayetleri ile ilgili alerjenler seçilmelidir. Acil ve anaflaksi durumunda hastaya müdahale edebilecek ortam ve deneyimli personel tarfından uygulanmalıdır.

    Yama testi: Allerjik kontakt dermatit (Allerjik ekzema) tanısında kullanılan bu test, standart seri ve özel yama testi (dental, kozmetik, ilaç, giyim) serileri ile uygulanır. Sırta yapıştırılan alerjen emdirilmiş bantlar 48 saat sonra çıkarılarak değerlendirilir. Geç alerjik reaksiyonlar oluşabileceği için 72. Veya 96. Saatte test yeniden değerlendirilir. Test bantları yapıştırıldıktan sonra hasta banyo yapmamalı, bantların ayrılmasına yol açacak fiziksel etmenlerden uzak durmalıdır.Yama testi ile nikel, kobalt vb metaller, fragrance mix, peru balsamı, lanolin , colophony, paraben mix vb gibi özellikle kozmetik ürünlerde bulunan maddeler, formaldehit gibi tekstil, deri sektöründe kullanılan maddeler, lastik endüstrisinde kullanılan maddeler tesbit edilir. Hastalık sebebi net olarak anlaşıldığından, tedavisi ve korunma yolları daha net belirlenir.

    Fotoyama testi: Fotoallerjik dermatit denen, güneş gören bölgelerde bazı ilaç ve maddelerin UV hassasiyeti ile oluşan ekzamalarda uygulanır. Allerjenler sırta simetrik uygulanarak bir taraftaki bant 48 saat sonra kaldırılır. Daha sonra 5-15 J/ cm2 UVA uygulanıp siyah bir bant kapatılır. 2 gün sonra sırttaki tüm materyaller kaldırılıp , değerlendirme yapılır.

    Prick test: Bu test genellikle ön kol iç yüze ( nisbeten kılsız bölge) ve sırta , allerjen solüsyonları damlatılarak, lanset vb delicilerle deriyi delerek uygulanır. Bu test sırasında mutlaka pozitif ve negatif kontrol uygulanarak, testin doğruluğu ve başarısı değerlendirilir. Prick test ile mevsimsel hapşırma, burun akıntısı, göz yaşarması olan kişilerde, Ağaç, hububat, ot polenleri, ev tozu akarları, mantar sporları, kedi köpek tüyü, latex, kahve, kırmızı ve karabiber, yumurta akı ve sarısı, meyvalar, ceviz, soya, kakao, dometes vb gıdalarla olan alerjiler saptanır. Halk arasında sıklıkla bilinen testtir. Bu test sonrası tesbit edilen alerjen maddelere karşı, aşılama ve tedaviler uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde farklı sektörlerde sanayileşme atağı yaşayan ,yeşillikleri ve doğası ile göz dolduran birçok şehir mevcut. . Araba, metal, kimyevi maddeler, tekstil ve boya, gıda üretim ve depolama sanayi çalışanlarında sıklıkla kontakt dermatit hastalıklarını görmekteyiz. İş güvenliği mekanizmaları yerinde ve dikkatle uygulandığında , teması engelleyerek bu sıklığı azaltmak mümkündür. Ekzamalar mesleki hastalık olarak da kabul edilmektedir. Yine ev hanımlarının ellerinde görülen el ekzamaları, kullanılan deterjan, su vb hatta kullanılan ilaç ve nemlendiricilerde bile bulunan maddelere karşı irritasyon ve alerji yapabilir.

    Doğa özellikleri ile ağaç ve ot polen alerjileri, nemli ortamda artan ev akarları ve mantar sporlarının alerjileri alerjik rinit, konjoktivit hatta astım tabloları ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Allerji fikrimce zor bir tablodur. Kişinin kendi yaşam şartları ve korunma yolları tedaviyi birinci derecede etkiler. Aşırı bilinç ve sabır gerektiren bir durum olduğu için, bu testler teşhis açısından son derece önemlidir. Nedeni bilmek tedavinin en az yarısını oluşturacağından, bu şikayetleri olan kişilerin alerji testlerini yaptırmalarını bir dermatolog olarak öneririm.

  • Alerjik rinit

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Bu makalede alerjik rinit hakkında tüm yönleriyle bilgi verilecektir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT ( SAMAN NEZLESİ ) NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjen dediğimiz alerjiye yol açan maddelerin burun içindeki harabiyetini bağlı olarak burun akıntısı , kaşıntısı, tıkanıklık ve arka arkaya 5 den fazla hapşırma ile kendini gösteren burunun alerjik iltihabına alerjik rinit veya saman nezlesi adını veriyoruz. Alerjik rinit genelde alerjenlerin diğer organlarda yapmış olduğu harabiyetlerle birlikte Alerjik konjonktivit (göz nezlesi), Alerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Sık mı Görülür ?

    Alerjik rinit alerjik hastalıklar arasında özellikle yetişkinlerde en sık görülen alerjik hastalıktır. Türkiye’de ortalama olarak % 10 ile % 20 arasında bölgesel olarak değişmekle birlikte her 5 yetişkinden birinde görülmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir ?

    Alerjik rinit özellikle sabah kalktığında veya bahar mevsiminde açık alana çıktığında kendini peş peşe hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklinde göstermektedir.

    Özellikle polen alerjisi olan hastaların bahar geldiğinde hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklindeki şikayetleri her sene giderek artan bir şekilde tekrarlar.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Önemli bir hastalık mı?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit nelere yol açabilir.

    Alerjik rinit bilindiği gibi diğer organlarında etkilenmesine bağlı olarak gözlerde kaşıntı, sinüzit, burunda et ( nazal polip ) oluşumu, orta kulak iltihabı, duyma kusuru ve astım gibi başka hastalıklara yol açar. Alerjik rinit şikayetlerinin yanına zamanla diğer organlarda oluşan hasarlara bağlı şikayetler eklenir.

    Alerjik rinit sadece burunda kaşıntı tıkanıklık akıntısı ve hapşırma şikayetleri dışında uzun süre bu şikayetlerinin devam etmesine bağlı olarak kişinin iş ve okul konsantrasyonunu, uyku düzenini bozar.

    Çalışma hayatında kişilerin iş başarısını, kişiler ile olan diyaloğunu olumsuz etkiler. Özellikle çocukluk yıllarında okul ve sınıf başarısını olumsuz etkiler.

    Uyku düzeni bozulan hastaların dikkat gerektiren işlerde konsantrasyon kaybı oluşur ayrıca dikkat gerektiren trafikte kazalara yol açabilir.

    Sonuç olarak;

    Alerjik rinit çeşitli alerjenler nedeniyle burun mukozasında oluşan hasar sonucu burun akıntısı kaşınması tıkanıklık ve hapşırmaya yol açan alerjik bir hastalıktır.

    Alerjik rinit diğer organlarda oluşan hasarlarla birlikte ciddi bir sağlık sorunudur.

    Önemli Bilgi

    Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Yetişkin Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    YETİŞKİNLERDE NELER ALERJİ RİNİT OLUŞTURUR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit nasıl ve hangi nedenlerle oluşmaktadır. Bu makalede bu soruları cevaplamaya çalışacağız

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit (Alerjik nezle) Nasıl Gelişir?

    Alerjik rinitte diğer alerjik hastalarda olduğu gibi kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla bozulmuş bağışıklık yanıta bağlı ortaya çıkar. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Alerjenler alerjik hastalıklara yol açan yabancı maddelerdir. Alerjenler çoğu insan için zararsızdır. Ailesinde alerjik hastalıklar olan, kalıtımsal olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olan atopik kişilerde ise hastalıklara yol açarlar. Alerjik hastalıklarda alerjenle karşılaşma ve yakınmaların ortaya çıkışı arasında çoğu kez hastanın da fark ettiği sebep sonuç ilişkisi vardır. Hasta duyarlı olduğu alerjenle karşılaştığı zaman yakınmaları başlar. Örneğin saman nezlesi ve alerjik konjuktiviti olanlarda bahar aylarında polenlerle karşılaştığında gözlerde sulanma, burunda kaşınma, akıntı, hapşırık gibi yakınmaları oluşur. Hayatımız boyunca karşılaştığımız alerjenlerden en önemlisi solunan havada bulunan ev tozu akarı, polen, küf sporları ve hayvan tüyleridir

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit’in En Önemli Nedeni nedir?

    Alerjik rinitin en önemli nedeni genetiktir. Anne, baba veya kardeşinde veya çocuklarında herhangi bir alerjik hastalık olan yetişkinlerin hayatlarının bir döneminde alerjik rinit gelişme olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle özellikle ailesinde alerjik hastalık olan yetişkinlerin burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı veya hapşırma gibi belirtileri varsa alerjik rinit teşhisi için incelenmesi gerekir.

    Yetişkinlerde Hangi Alerjenler Alerjik Rinite Neden Oluyor

    Hayatımız boyunca sayısız alerjenle karşılaşmamıza rağmen bunların içinde alerjik rinite yol açan başlıca alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, kedi, kopek gibi evcil hayvanların alerjenleri, hamam böcekleri alerjenleridir. Bu alerjenlerle çevremizde sık sık karşılaşmamız alerjik rinite neden olmaktadır.

    Yetişkinlerde Astım varsa Alerjik Rinit olabilir mi?

    Astımlı yetişkinlerde alerjik rinit birlikteliği % 60-% 80’ lere kadar çıkmaktadır. Bu nedenle astımlı yetişkin hastaların öncesinde bir alerjik rinit hikayesi vardır. Astım tanısı ile izlenen hastaların mutlaka alerjik rinit olup olmadığı sorgulanmalıdır.

    Yetişkinlerin Sigara Dumanına Maruziyet Alerjik Riniti nasıl etkiler ?

    Sigara hayatımızda birçok soruna yol açar. Sigara dumanına maruz kalma hem alerjik hastalığın şiddetini hem de alerjene karşı duyarlanmayı arttırır. Bilimsel çalışmaların bazıları annenin sigara içiciliğinin sadece ailesinde alerjik hastalık bulunan çocuklardaki alerjen duyarlılığı gelişme riskini arttırdığı gösterilebilmiştir. Özellikle doğumdan sonra ilk bir yıl evde sigara içilmişse ve çocuk sigara dumanına maruz bırakılmışsa alerjik rinit gelişme olasılığı yüksektir. Bu çocukların ileriki yıllarda arinit ve astım gelişme riski ne yazık ki daha yüksektir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Sonuç Olarak;

    -Alerjik rinitin en önemli nedeni ailede alerjik hastalık olmasıdır.

    -Alerjik rinit nedenleri alerjenlere maruziyet, , sigara dumanına maruziyet, çocuk yıllarında astım veya egzama olmasıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT (SAMAN NEZLERİ ) BELİRTİLERİ NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit sadece bu belirtilerle mi kendine gösterir başka belirtileri var mı bu makalede alerjik rinitin tüm belirtilerini açıklamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Alerjik rinitin herkes tarafından bilinen başlıca belirtileri 5 veya daha fazla hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanmasıdır.

    Alerjik rinitin bunun dışında yaptığı birçok şikayet daha vardır. Özellikle uzun yıllar alerjik riniti olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak diğer şikayetler karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit öğrenme ve konsantrasyonu Etkiliyor

    Alerjik rinitli yetişkin hastalar burun tıkanıklığı, akıntısı kaşıntısı ve arka arkaya devam eden hapşırma nedeniyle genelde rahat uyuyamazlar. Gece uykudan uyanmak zorunda kalırlar bazı hastalar horlama şikayetleri nedeniyle gece sıçrayarak uyanır sonrasında tekrar uykuya dalarlar. Gece uykusunu tam alamayan alerjik rinitli hastalar bunun sonucu da sabah geç kalkarlar öğrenme güçlüğü ve iş hayatlarında da konsantrasyon güçlüğü yaşarlar.

    Alerjik Rinit mi Grip mi sıklıkla karışabilir

    Alerjik rinit sıklıkla kış aylarında grip belirtileri ile karışmaktadır. İki hastalığı birbirinden ayırmak zordur. Yetişkin hastalar Alerjik rinit olmasına rağmen birçok kez üst sonlunum yolu enfeksiyonu olarak değerlendirilip yanlış ilaçlar hatta gereksiz yere antibiyotik kullanmak zorunda kalabilirler. Sıklıkla karıştırılan alerjik rinit ve grip aslında alerji uzmanları tarafından kolaylıkla ayrılabilir ve gereksiz ilaç kullanımı engellenmiş olur.

    Alerjik Rinit Belirtileri mevsimlere göre değişebilir mi?

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit veya saman nezlesi polenlere bağlı olarak polenlerin yoğun olduğu bahar aylarında belirtileri artmaktadır. Bunun yanında ev tozu alerjisi yıl boyu şikayete yol açmasına rağmen özellikle ilkbahar ve sonbaharda mevsim geçiş aylarında alerjik rinit şikayetlerinde artışa yol açabilir.

    Alerjik rinit uykuda nefes durmasına ( uyku apnesine ) yol açar mı?

    Yetişkinlerde alerjik rinit, uyku bozuklukları veya duygusal problemler ve sosyal aktivitelerde sorunlar yol açabilir. Gece horlama sıklığı alerjik rinitte artar. Alerjik rinitli yetişkin hastalarda horlama daha ileride, obstrüktif uyku apnesi sendromu için risk faktörüdür ve polisomnografik ölçümler ile yapılan çalışmalarda hastalarda artmış uykuda nefes durması ( apne-hipopne ) indeksiyle ilişkili bulunmuştur

    Sonuç Olarak;

    Yetişkinlerde Alerjik rinit belirtileri sadece hapşırma, burun akıntısı, burun kaşınması ve burun tıkanması yanında özellikle ilerledikçe daha ciddi olabilen farklı belirtiler ile de karşımıza çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE NE ZAMAN ALERJİK RİNİT AKLIMAZA GELMEDİDİR

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit çoğu kez şikayetleri devam eden hastaların akılarına gelir peki hangi durumlarda alerjik rinit olabileceğimizi düşünmeliyiz ?

    Hangi Durumda ALERJİ aklımıza gelmelidir ?

    1. Şikayetler çoğu kez belirli zamanlarda veya iş yeri, ev, park, bahçede gibi ortamlarda alerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor olması

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntı ve akıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi şeffaf ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda tek taraflı bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7. Şikayetlerine ateşin eşlik etmiyor olması. Bazen hafif ısı artışı olabilir ama 38.5 derece ateş olmaz

    8.Şikayetlerin genellikle haftanın birkaç günü devam eden ve uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte çocukluk yıllarında veya aynı anda besin alerjisi, ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailede ve akrabalar arasında , özellikle kardeş anne ve baba gibi aile içinde veya akrabalarda benzer yakınmaları olan kişilerin olması.

    11. Sık tekrarlayan sinüzit ve bronşit ile birlikte uzun süreli öksürük ataklarının olması

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT BELİRTİLERİ VARSA NE YAPMALIDIR ?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit bunun dışında geniz akıntısı horlama uykuda nefes durması ağız kokusu koku ve tat kaybı gözlerde boğazda kaşıntı şeklinde de kendini gösterebilir. Sık sık tekrarlayan Sinüzit, kulak iltihabı ( otit ) farenjit ve astım ile birlikte ortaya çıkabilir. Alerjik rinit belirtiler varsa ne yapmaları ve nereye gitmeleri konusunda bilgilendirmeye çalıştık.

    Yetişkinde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Alerjik rinitin en sık belirtileri burunda kaşınma, akıntı, tıkanıklık ve arka arkaya hapşırmadır. Bunun dışında eşlik eden bir çok belirtileri vardır.

    Sizin Alerjik Rinit Belirtileriniz Varsa Ne Yapmalısınız?

    Alerjik rinit belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Alerjik rinit belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan alerjik rinit diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile alerjik rinit belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    Alerjik rinit belirtileriniz varsa alerji uzmanına gitmenizde fayda vardır.

    – Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    -Yetişkinlerde alerji testinin yapılması ve değerlendirilmesinde eğitim alan tek uzman yetişkin alerji uzmanıdır.

    -Alerji testinin yapılması, değerlendirilmesi ve alerji aşısı gerekip gerekmediği kararını yetişkin alerji uzmanları almalı ve tedavisini planlamalıdır. Aksi taktirde uzun sürebilecek yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir.

    Sonuç Olarak;

    Sık sık tekrarlayan sinüzit, farenjit, otit geçiriyorsanız alerjik rinit uyumlu belirtileriniz varsa alerjik rinit teşhisi için yetişkin alerji uzmanlarına gitmenizde fayda vardır.

    Alerjik Rinit belirtileriniz varsa Doktora Giderken Nasıl Hazırlık Yapmalıyım?

    Burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Alerjik rinit ile uyumlu şikayetlerininiz teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Alerjik Rinit için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte alerjik rinit teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik Rinit için Doktora Giderken Yapılmış Tetkiklerinizi Getirin

    Alerjik rinit belirtisi için alerji uzmanına giderken mutlaka daha önce yapılmış tetkiklerinizi çekilmiş röntgenlerinizi götürmenizde fayda var. Çünkü daha önce yapılmış olan tetkiklerin boşu boşuna yeniden yapılması engellenmiş olur.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Alerjik rinit için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Alerjik rinit teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Alerjik rinit teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit teşhisi için doktora gitmeye karar vermişseniz daha önceki tetkikleri ve röntgenleri yanınızda getirin. Kullandığınız ilaçları yanınızda getiriniz

    -Doktora gitmeye karar vermişseniz 1 hafta öncesinde alerji ilaçlarını, soğuk algınlığı ilaçlarını ve antidepresanlar ilaçlarınızı doktorunuza sorarak kesmeniz gerekir.

    -Açlık gerekmediği için aç veya tok gelebilirsiniz.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TANISI NASIL KONULUR?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hemde sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Alerjik rinit beliritileri olan yetişkinlerde alerjik rinit teşhisi konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için alerjik rinit teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi niçin Önemlidir

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman alerjik rinit olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Alerjik rinit teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle alerjik rinit teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinitin hikayesi ve ilerleyişi nasıldır

    Yetişkin hastalarda Alerjik rinit teşhisi için öncelikle detaylı bir öykü alınır. Yetişkin hastalarda burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve sık hapşırma şikayetleri başladıktan sonra genellikle ileriki dönemde burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir ve ağız dan nefes almaya başlanır. Hastanın ağızdan nefes alması ile birlikte ileride sinüzit farentit ve kulak iltihabı kulakta dolgunluk hissi gibi şikayetleri eklenir ve zamanla geçmeyen bir geniz akıntısı ile birlikte öksürük şikayetleri başlar. Alerjik rinit tedavi edilmezse bundan sonra artık nefes darlığı hırıltı nefes alma öksürük şikayetleri ile birlikte astım oluşmaya başlar. Genelde burun şikayetleri ile başlayan hikaye ileride astım ile sonlanır. Bu yüzden erken dönemde alerjik rinit tanısı koymak çok önemlidir.

    Yetişkinlerin Alerjik Rinit Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinit ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinitle birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte alerjik rinit teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir. Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Alerjik rinit şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Alerjik rinit belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Alerjik rinit teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    Sonuç Olarak;

    -Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için mutlaka dikkatli hikaye sonrasında muayene ve başta alerji testleri olmak üzere testler yapılmalıdır.

    -Alerjik rinit teşhisi için yapılan testler sonrasında tedavi mutlaka deneyli alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ileri ki yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getiren bir hastalıktır. Alerjik rinit teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik rinit tedavisinde de korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için Alerjik rinit korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır. Örneğin en sıklıkla karşımıza çıkan ev tozu akarı alerjisi varsa ev tozlarına karşı korunma önlemleri alınır. Hayatımızda ev tozlarını azaltacak önlemler alınmalıdır. Ev tozlarının yaşayacağı alanlar azaltmak için çarşaflar 60 derecede yıkanmalı, yattığınız odada halılar kaldırılmalıdır. Ev toz tutabilecek eşyalar azaltılmalıdır. Kedi köpek gibi hayvan epiteline alerjisi varsa bu hayvanlarla temas azaltılmalıdır. Alerjik rinitten sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Alerjik rinitli yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Alerjik rinitli yetişkin hastaların hayatların kokusuz detarjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Alerjik rinitin ilaç tedavisinde alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Alerjik rinit için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Alerjik rinit için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Alerjik rinit bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Alerjik rinitte ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Alerjik rinit tedavisi için şuanda aelimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Tamamlayıcı Tedaviler nelerdir.

    Alerjik rinit ciddi bir sağlık soru olması yanında aynı zamanda sosyal hayatı da büyük ölçüde etkilemektedir. Hastalar bu yüzden bir çok kez diğer tedavi yöntemlerine başvurabiliyor. Alerjik rinit tedavisi için tamamlayıcı tedaviler de zaman zaman kullanılmaktadır. Ancak akapunktur, biorezinans, homeopati, bitkisel tedavi gibi tedavilerin henüz bilimsel olarak çok faydalı olduğunu gösteren kanıtlar yoktur. Bitkisel ürünlerin bazen faydadan çok zarar verebileceği de göz önüne alınmalıdır. Bazen polen alerjisi olan hastaların içtiği bitki çayları ciddi sorunlara yol açabilir. Polen alerjisi olanlarda polenlere maruz kalındığında burunların suyla yıkanması, gözlerine kaşımak yerine yıkaması veya eve geldiğinde duş alması faydalı olabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Alerjik rinit tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Alerjik rinit tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Alerjik rinit tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Alerjik rinit tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok parçadan oluşmaktadır.

    -Alerji aşıları alerjik rinit tedavisinde en etkili tedavi yöntemidir

    -Alerji aşıları astım gelişmesini engelleyecek tedavi yöntemidir.

  • Alerjik rinit 2014

    Alerjik rinit 2014

    Tanım

    Alerjik rinit (AR), burun içi dokuda hava kaynaklı alerjenlere (aeroalerjen) karşı gelişen iltihabi aşırı duyarlılık reaksiyonuna bağlı meydana gelen bulgulardan oluşur.

    Epidemiyoloji

    AR, Türkiye’de en sık karşılaşılan kronik hastalıktır. Toplumun %10-30’ unda; çocuklarınsa neredeyse % 20-40’ ında AR’ ye rastlanmaktadır. AR, çok ağır bir hastalık olmasa da ciddi milktarda sosyo-ekonomik kayıp yaratmaktadır; tabiri caiz ise “öldürmeyen ancak süründüren bir hastalık” tır. Birinci basamak sağlık hizmeti sunan aile hekimlerine yapılan başvurularda en önemli nedenlerden biridir. İş gücü, okul performansını ve sosyalizasyonu sınırlar. Bunun yanında AR’ ye eşlik eden hastalıklar (göz nezlesi, sinüzit, orta kulakta sıvı birikmesi, nazal polip, astım, uyku bozuklukları ve ürtiker plakları gibi) da son derece önemli olup, sıklıkla hastanın doktora başvurmasına neden olmaktadır. AR ve eşlik eden durumları, bu durumlarda uygulanacak tedavinin yanıtını tam olarak anlamanın yolu hastalığın oluşum mekanizmalarını (patofizyoloji) iyi bilmekten geçer.

    Patofizyoloji

    Alerjenler

    Hava Kaynaklı Alerjenler

    Solunum yolu alerjik hastalıkları, hava kaynaklı alerjenlere karşı gelişen aşırı duyarlılık reaksiyonuyla oluşur. Polenler ve küf mantarları mevsimsel AR (MAR) oluştururken; ev tozu akarları, hayvansal proteinlerden oluşan ev içi alerjenler perenial (yıl boyu süren) AR (PAR) oluşturur. Herhangi bir bölgede bir polenin bulgulara neden olduğunu söylemek için bu polenin havada uzun süre ve büyük miktarlarda kalmış olması gerekir. Bu polenlerin hemen hemen hepsi bitki döllenmesi için rüzgarı kullanırlar. Böceklerle taşınarak döllenme sağlayan polenler (çiçek polenleri) havaya bağımlı olmadıkları için solunamazlar ve bu nedenle de immün yanıtta neden olmazlar. Türkiye’ de ağaç polenleri (Mart-Nisan), çimen polenleri (Mayıs-Haziran) ve yabani ot polenleri (Ağustos ortası-Ekim) en önemli MAR nedenleridir. Polenlere ek olarak Alternaria, Aspergillus ve Cladosporium gibi küf mantarları da bulgulardan sorumludur. Küflerin sporlanma mevsimi çok değişkendir. Özellikle hava şartlarına göre belirlenir. Mart ve Ekim ayları arasında herhangi bir dönemde en fazla sporlanma olur. Son yıllarda oluşan iklim değişiklikleri bu dönemlerin uzunluğu ve bölgesini etkilemiştir.

    PAR, tüm yıl boyu devam etse de, mevsimsel özellik göstermeyen rinitler de bu tanımlamaya girmektedir. En önemli nedenleri şöyledir: ev içi mantarlar (büyümeleri nemle ilişkilidir); hayvansal kaynaklı alerjenler [kedi (en belirgin) ve kemirgenler (fare, hamster, sıçan, dağ gelinciği, tavşanlar, köpekler, kuşlar)]; özellikle Ağustos’tan Aralık ayına kadar etkin olan, halı, yataklar, koltuklar ve yastıklarda üreyen Dermatophagodies genusundan ev tozu akarları; böcekler (en iyi bilinen hamam böceğidir; ancak, güveler, gelincik böceği, cır cır böceği, uğur böcekleri, örümcekler de etkilidir). Ev tozu akarları ve kediler en önemli alerjen kaynağını oluşturmaktadır. Ev tozu akarları nem oranı %55’den daha fazla olan yerlerde iyi büyümektedir. Bu nedenle ev tozu akarı alerjisi Türkiye’ nin batı ve güney sahil bölgeleri ve Marmara gibi deniz kenarı bölgelerinde yaygındır. Ev tozu aklarları yılın 6 ayından fazlasında nemli kalan tüm bölgelerde bulunabilirler.

    İmmünglobülin E/Mast Hücreleri/Bazofil Aktivasyonu

    Patofizyolojik açıdan AR, geleneksel olarak şöyle tanımlanır: mast hücrelerinin yüzeyinde bulunan ve alerjene özgü olarak daha önceden yapılmış IgE molekülerinin aeroalerjenlerle çapraz bağlanması sonucu, bu mast hücrelerinin granüllerinin patlaması (degranüle olmas) ardından ortama salınan moleküllerle ortaya çıkan hastalıktır. Alerjik hastalıklar dışındaki diğer bütün antikor bağımlı immün yanıtlarda yabancı moleküllere (antijene) ilk maruziyet sonrasında B lenfositlerden düşük tutunma özellikli (afiniteli) IgM tipinde antikorlar yapılır ve ortama salınır. Ancak genetik olarak yatkın kişilerde (atopik bireylerde); alerjene tekrarlayan maruziyet, immün yanıtın IgE tipindeki antikorlara kaymasına neden olur. Bunun sonucunda dolaşıma IgE antikorları salınır. IgE tipindeki bu antikorlar mast hücreleri ve bazofil hücreleri gibi hücrelerin yüzeyinde bulunan kendilerine özel bölgelere (reseptörlere) gidip, otururlar. Ardından tekrar eden alerjen maruziyeti sonucunda bu antikorlar alerjenle çapraz olarak bağlanır (en az iki IgE antikoru alerjen tarafından bağlanır) ve bu hücrelerin içindeki granüller boşalırlar. Granüllerin içinden ortama yayılan bir takım kimyasal moleküller (ki en önemlisi “histamin”dir) alerjik etkilerden sorumludur. Bulgulara sebep olabilecek bir AR gelişmesi için bu işlemin en az 3-4 kez tekrar etmesi gereklidir. Yani, alerjene özgül IgE molekülünün degranülasyona neden olabilecek kadar mast hücre yüzeyinde yoğunlaşması için birden fazla alerji mevsiminde hastanın alerjene maruz kalmış olması gerekir. Dolayısıyla bulgu yaratan MAR gelişimi açısından en az 3-4 mevsim aynı polenlere maruziyet gereklidir. Bu nedenle MAR genel olarak bebeklerde görülmez, dolayısıyla bir insan yaşamında bu hastalığa ait bulgular, en erken 4 yaş civarında ortaya çıkabilir. Benzer şekilde erişkinlerin de yer değişikliği sonucu maruz kalınan lokal alerjenlere bağlı bulgu gösterebilmesi için yaklaşık 4 yıl o bölgede yaşamaları gereklidir.

    Alerjen maruziyetinden sonra yüzeylerindeki IgE’ leri bağlanmış mast hücreleri yeni sentezlenmiş ve depolanmış bir takım kimyasal molekülleri (mediyatörleri) ortama salarlar. Bu mediyatörler içinde histamin, proteazlar (triptaz, kimaz), lökotrienler, prostaglandinler ve sitokinler bulunur. Bu mediyatörlerden bazıları AR’ in erken dönem bulgularını oluşturur. Erken faz bulguları burun akıntısı, burunda kaşıntı, hapşırma ve burun tıkanıklığından oluşmaktadır. Diğer mediyatörlerse burun içi mukozaya iltihabi (inflamatuvar) hücrelerin gelmesine ve yerleşmesine neden olurlar. Bu inflamatuvar hücreler; bazofil, eozinofil, mast hücresi gibi hücrelerden oluşur. İnflamatuvar hücrelerin bu alana gelmesi inflamasyonda ikinci bir dalgaya neden olur. Bu hücreler kendilerine ait yeni mediyatörler salgılarlar ve AR’ in geç faz reaksiyonlarından sorumludurlar. Yavaş gelişen bu infalamatuvar yanıt, öncelikle burun içi ödemle (nazal konjesyonla) karakterizedir. Kronik alerjen uyarısıyla mast hücrelerindeki IgE reseptörleri ve yüzeye bağlı IgE sayısı yanında sinyal iletimi de artar; bu sayede mast hücreleri olayın başlatılmasının güçlenmesinde de rol alır. Bu sebeledir ki alerjik mevsimler ilerledikçe mast hücre degranülasyonu için daha az miktarda alerjene ihtiyaç duyulur.

    Antijen Sunan Hücre/Yardımcı T Hücre Aktivasyonu

    Alerjenler mast hücrelerini uyarmanın dışında, yabancı olarak algılanırlar ve antijen sunan hücrelerce, yardımcı T (Th) hücrelere sunulurlar. Antijen sunan hücrelerin (mononükleer hücre, fagositik hücre, dendritik hücre ve B lenfosit) uyarımı sonucunda bu hücrelerden bazı sitokinler (hücre-hücre arası haberciler) salınır. Bu sitokinler arasında; IL-1, IL-6, TNF-α sayılabilir ve bunlar doğal immüniteden sorumlu önemli sitokinlerdir. Alerjik inflamasyonun gelişimiyle B hücrelerinin yüzeyindeki immünglobülin ve dendritik hücrelerin yüzeyindeki yüksek afiniteli IgE reseptör sayısında artış ortaya çıkar. Bu antikorlar, aslında alerjen reseptörü olarak görev yapıp antijeni yakalar ve antijenin işlenmesinde rol alırlar. Alerjik hastalarda yardımcı T lenfosit aktivasyonu Th2 yönünde gelişir ve bu hücrelerden de IL-4, IL-5, IL-9, IL-13, GM-CSF gibi sitokinler salınır. Bu sitokinler AR’ deki inflamatuvar yanıtın başrol oyuncularıdır. Ayrıca bu sitokinler eozinofillerin, mast hücrelerinin, bazofillerin çoğalmasında, aktivasyonunda, alerji bölgesine toplanmasında görevlidirler. IL-4 ve IL-13, IgE üretiminden sorumlu en önemli sitokinlerdir. Dolayısıyla bu sitokinler alerjenlere özgül IgE oluşumunun en önemli uyaranlarıdır.

    Alerjene maruziyet sonrasında gelişen inflamatuvar süreç ortamdaki mast hücreleriyle başlatılan eozinofil, bazofil, mononükleer hücre ve yardımcı T hücrelerce devam ettirilen bir süreçtir. AR’ deki hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı şikâyetleri daha çok histamin gibi moleküllerin salınımıyla olur. MAR ve PAR devam ettikçe, o bölgedeki hücrelerden salınan sitokinler ve diğer moleküller daha fazla mukus salınımına, doku ödemine, mukus salgılayan hücrelerin büyümesine ve doku hasarına neden olur. Bunlar da alerjik hastalardaki bulguların ana kaynağını oluşturur. AR ilerledikçe histaminin rolü azaldığı için antihistaminiklerin etkinliği de azalır.

    Eozinofiller PAR’ daki inflamasyonun önemli nedenlerinden biridir; ayrıca da MAR’ daki ilerlemeye de sebep olurlar. Eozinofiller çok çeşitli iltihap başlatıcı (proinfamatuvar) molekül (sisteinil lökotrien, LT-C4, LT-D4, LT-E4; ECP, eozinofil peroksi- daz, MBP, IL-3, IL-5, GM-CSF, PAF gibi) salgılarlar. Eozinofil kaynaklı bu mediyatörler kronik alerjik yanıttaki ana bileşenleri oluşturur ayrıca burun içi ödem gibi AR bulgularından da sorumludurlar. MAR’ da klasik hikâye devam eden alerjen maruziyeti ile haftalar içinde bulguların şiddetlenmesidir. Genellikle polen sayısı tavan yapmadan semptomlar şiddetlenmez, ancak polen sayısı azaldıktan sonra da bir süre devam eder. Eozinofillerin burun mukozasına yerleşmesiyle bulguların gelişimi ve ilerlemesi arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Özet olarak AR; mast hücre aracılı, antihistaminiklere yanıt veren “akut form” ve kronik inflamatuar süreç ile ilişkili, eozinofil aracılı, antihistaminiklere daha az yanıt veren “kronik form” olarak sınıflanabilir.

    Klinik Belirtiler

    AR tanısında hastalık hikâyesi yardımcıdır. Hastanın hapşırma, burun akıntısı (sulu gibi akıntı), burun tıkanıklığı, burunda ve damakta kaşıntı gibi şikâyetleri vardır. Bu şikâyetlere sıklıkla gözde kaşınma, sulanma ve batma şikâyetlerinin olduğu alerjik konjunktivit (göz nezlesi) de eşlik eder. PAR’ da ağır konjunktivit, MAR’ ın aksine daha nadir görülür. Çünkü havadan uçuşarak gelen polenler gözü de etkilemektedir. Fakat oda içi alerjenlerin göze ulaşması ise hava daha durağan olduğu için zordur. Kapalı ortamdaki bu alerjenler buruna daha çok solunarak alınır.

    AR dolaşımdaki aktive olmuş T lenfositlerin ve fagositer, monositik hücrelerin de eşlik ettiği sistemik bir hastalıktır. Bu hücrelerin aktivasyonu IL-1, TNF-α, IL-6 gibi üretilen sitokinler, AR’ deki halsizlik, yorgunluk, eklem ve kas ağrısı gibi bulgulardan sorumludurlar. AR ayrıca okul çocuklarında, erişkinlerde bilişsel fonksiyonlarda da bozukluk yapmaktadır. Aslında sistemik bu bulgular genellikle alerji hastalarının ana şikâyetlerini oluşturur. Hastalarda yaşam kalitesi oldukça bozuktur; işe, okula gitmek gibi normal aktiviteleri yapmakta güçlük çekerler.

    AR tanısı; bulguların gözden geçirilmesi ve bu bulguların alerjen maruziyeti sonrası ortaya çıkıp çıkmadığına dair öyküden yola çıkılarak konulur. Hastalık genetik olarak nesilden nesile aktarıldığı için mutlaka aile hikayesi de sorgulanmalıdır. Ancak bazı hastalar ailedeki ilk vaka da olabilir.

    Muayenede burun mukozası soluk, bazen morumsu siyanotik ve şiştir. Burun içinde su gibi akıntı bulguları vardır. Çocuklarda daha muayene başlamadan, burun üzerinde sıkça burunun elle yukarı doğru sıvazlanarak kaşınmasına bağlı yatay bir çizgilenme dikkati çekebilir; Bunun dışında, yüksek damak, ağızdan solunum, dişlerde pozisyon bozukluğu görülebilir. Göz çevresinde ve özellikle göz altlarında toplar damarların genişlemesine bağlı olarak morluk dikkati çekebilir.

    AR’ nin kesin tanısı, alerjen ya da alerjenlere özgül IgE antikorlarının gösterilmesi ile konulur. Tanı yanında alerjenlere özgül IgE bulunması kesin tedavi ve korunma yöntemleri hakkında belirleyici olmaktadır. Deri testi; ilgili alerjenin tespitinde kullanılan güvenli, hızlı, özgül tanısal bir testtir. Ancak mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarınca yapılmalı ve yorumlanmalıdır. İntradermal (cilt içine alerjen uygulanması) testler ise bir immünoloji ve alerji uzmanının kararı ile uygulanmalıdır; çünkü nadiren genel reaksiyona neden olabilir ve hayati tehlike taşıyabilir. Hastada dermografizm gibi hassas bir cilt yapısının olması veya antihistaminik, antiemetik (bulantı giderici), antipsikotik, antidepresan kullanımı nedeniyle test yapılamayan durumlarda kandan alerjen veya alerjenlere özgül IgE testleri bakılmalıdır. Bu testleri de bir immünoloji ve alerji uzmanının istemesi gereksiz masraf ve maliyet yükünü ortadan kaldıracaktır. Fakat; bu testler deri testlerinden daha az duyarlıdır. Bulgularla uyumluluk gösteren pozitif sonuçlar, AR tanısı koymayı ve çevresel faktörlerin düzenlenmesini sağlar; ama radikal çözüm açısından kullanılacak immünoterapi (aşı) içeriği seçimi için kullanılamazlar. Bu tetkiklerin bulguları belirgin olarak var olan bir hastada negatif yada negatife yakın değerlerde çıkması bizi hastalık tanısından uzaklaştırmaz. Bu tür vakalarda daha fazla araştırma yapmamız gerektiğini gösterirler.

    Ayırıcı Tanı

    Virüs enfeksiyonları ile ortaya çıkan (viral) riniti, MAR’ den ayırmak zor olabilir. Viral rinit, mast hücre mediatörlerinden bağımsız gelişir. Soğuk algınlığı olan hastaların burun akıntılarının incelemesinde esas olarak elde edilen ana molekül (mediyatör) “kinin”dir. Lökotrien ve prostaglandinlerse baskın olmayan diğer mediyatörlerdir. Birçok alerjik hasta şikâyetlerini gözlemleyerek, soğuk algınlığı ve alerjen maruziyetine bağlı olan bulgular arasındaki farkı anlayabilir. Burun kaşıntısı, aksırma/hapşırma atakları, su gibi burun akıntısı ve her yıl aynı mevsimde tekrarlama hikâyesiyle AR, viral rinitten ayrılır. Viral rinitte daha koyu, renkli ve akıntı içeriğindeki hücre olarak nötrofilden (iltihap hücrelerinden) zengin bir akıntı bulunur. Göz bulguları genellikle belirgin değildir, fizik muayenede burun mukozası ödemli, şiş ve kırmızımsıdır.

    Tiroid hormon yetersizliği (hipotiroidi), doğum kontrol ilaçlarının kullanımı, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişikliler burun içinde ödem nedeni olabilir. Burun içi ödemi alan ve tıkanıklığı geçici olarak açan (nazal dekonjestan) ilaçların uzun süreli kullanımına bağlı oluşan; kronik refleks damar genişlemesi (vazodilatasyon); maalesef ciddi burun tıkanıklığı ile giden ve “medikomentöz rinit” denilen tablonun sebebidir. Ayrıca ülkemizde çok görülmese de kokain kullanımı yurtdışında medikamantöz rinitin en sık sebeblerinden biridir. Burun orta hattında (nazal septumda) kırık veya yamukluk, polipler, tümörler, yabancı cisimler kronik burun tıkanıklığının diğer nedenlerindendir. Devamlı ve tek taraflı burun tıkanıklığı olan hastalar mutlaka rinoskopi aleti ve bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmelidirler. Nazal septum deviyasyonu bazen çift taraflı burun tıkanıklığına bile neden olabilir; ancak bunun düzeltilmesi için uygulanan ameliyatın bulguları düzeltici etkisi oldukça kısıtılıdır.

    İrritanlara (soğuk hava, kirlilik, sigara dumanı, keskin kokular, parfüm, alkol, besinler) karşı gelişen anormal nörojenik yanıt “vazomotor rinit” denilen bir başka burun hastalığının ana özelliğidir. Bu hastalıkta otonom sinir sistemi anormal çalışmaktadır. Hastalarda genellikle hava değişimi, sıcak-soğuk değişimi gibi durumlarda özellikle burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi bulgular olabilmektedir. Ancak; burunda kaşıntı, aksırma, burun akıntısı, konjunktivit ve sisitemik şikâyetler yoktur. Bu hastaların alerji testleri negatiftir ve burun sıvısında eozinofiller yoktur. Azelastin içeren burun spreyleri, kortizonlu burun spreyleri, atropin (ipratropium içeren burun spreyleri) sıklıkla etkili tedavi sağlar.

    Nazal poliplerin eşlik ettiği ya da etmediği kronik sinüzitte bulgular; burun akıntısı, koyu ve renkli geniz akıntısından oluşur. Sinüzit tanısı koymak için genellikle bilgisayarlı tomografi gereklidir.

    Atrofik rinit denilen hastalıkta muayenede burun epitelinin atrofisi, burun içinde ödem ve ve burun içinde kötü bir koku tespit edilmektedir. Atrofik rinit daha çok yaşlı bireylerde görülür; ancak, atrofik rinitin en sık nedeni; burun travması ve ameliyatlar sebebiyle oluşan damar kayıpları dır (devaskularizasyon).

    Eozinofilik hücre birikiminin olduğu fakat alerjik bir durumun olmadığı inflamasyon, “AR’ nin olmadığı eozinofilik sendrom (NARES)” olarak tanımlanır. Bu hastalarda da ilerleyen dönemlerde kronik sinüzit ve nazal polipler gelişir. Bu hastaların bulguları vazomotor rinit hastalarınınkine benzer. NARES’ te tanı burun içi sürüntünün eozinofiller açısından incelenmesi ile ile konulur. Vazomotor rinite oranla NARES burun içi uygulanan kromolin ve kortikosteroidlere daha iyi yanıt verir. Bazı alerji ve immünoloji uzmanları bu hastalık için artık “lokal AR” tanımını kullanmaktadırlar. Lokal AR denilen bu durumda kan ya da deri testi ile alerjenlere özgül bir IgE saptamak mümkün olmasa da araştırma amaçlı yapılan burun içine alerjen püskürtme (provokasyon) testlerinden pozitif yanıt alınmaktadır. Ancak burada saptanan alerjen duyarlılığının klasik AR tedavisinde olduğu gibi radikal tedavileri belirlemedeki rolü yoktur.

    Allerjik Rinitin Sistemik Göstergeleri

    AR’ deki inflamasyon nedeniyle sinüslerin burun içindeki ağızları kapanabilir ve bu da akut (bakteriyel) sinüzite neden olabilir. Kistik fibrozis, immotil silia sendromu, immün yetmezlikler, spesifik olmayan inflamasyon, kolonize mantarlara karşı gelişen hipersensitivite (alerjik fungal sinüzit), aspirinle alevlenen solunum yolu hastalıkları (Sampter sendromu) ve kronik hiperplastik eozinofilik sinüzitte (CHES) kronik bakteriyel inflamasyonlarla oluşan kronik sinüzit karşımıza çıkmaktadır. Kistik fibrozis ve immün yetmezlik olmadığında, kronik sinizütin kaynağı genellikle enfeksiyon değildir. Kronik sinüzitli hastaların yarısı CHES hastasıdır. Bu hastalarda altta yatan alerjik mekanizmalara odaklanılmaktadır. Kişide birden çok alerjene ve perenial alerjenlere (ev tozu akarı gibi) hassasiyet olması CHES gelişimi açısından risk oluşturur. PAR’ lı hastaların %50’ sinden fazlasında sinüslere ait anormal radyolojik bulgular saptanmaktadır. Sağlıklı bireylerde alerjenlerin sinüs boşluklarına ulaşması beklenmez (nefes almayla alerjenler sinüslere ulaşmaz). Sinüzitte de boşluluklar tıkandığı için alerjenlerin sinüslere ulaşması beklenmez. Radio-aktif madde ile işaretli ragweed (Amerikan nezle otu) ile yapılan çalışmalarda partiküllerin sinüslere ulaşılamadığı gösterilmiştir. Dalayısıyla AR ve sinüzit arsındaki ilişki sistemik inflamatuvar yanıt ile sağlanır. Ayrıca; MAR’ ın alevlenmeleri sırasında hassas bireylerde yapılan burun içine alerjen püskürtme (provokasyon) testi ile bu kişilerin radyolojik incelemeleri sonucu, sinüslerinde eozinofil toplanması olduğu ve CHES durumunun daha da kötüleştiği gösterilmiştir.

    Astımın eşlik ettiği MAR’ lı hastalarda yapılan burun içine alerjen provokasyon testinde alerjenlerin akciğerlere ulaşmadığı saptanmıştır. Fakat bu testle, akciğerlere ait bir çok parametrede alerji ve immünolojik göstergeler (adezyon molekülerinin sunumunda ve eozinofil birikiminde artış ve bronsial hiperaktivetede artış gibi) adına bozulmalar saptanmıştır. Alerjen maruziyetti sonucunda burun ve burunla ilişkili lenfatik dokularda yardımcı T lenfosit, dendirtik, mononükleer, mast hücreleri ve eozinofilin öncü hücreleri gibi immün hücreler aktive olur. Aktive olan yardımcı T hücrelerinden bazıları kemik iliğine göç eder ve kemik iliğinde alerjik iltihaplanmada rol oynayacak olan bazofil, eozinofil, mast hücre öncülerinin yapımını uyarır. Sonuçta yeni oluşan inflamatuvar hücreler dolaşıma karışır ve CHES’li hastalarda seçilerek sinüslere; astımlı hastalarda da akciğerlere ulaşır.

    Tüm bu bulgulara baktığımızda, AR sadece burun mukozasına sınırlı bir hastalık değildir. Sistemik inflamasyonla ilişkilidir; bu nedenle AR’ ye sıklıkla astım, sekratuvar otitis medya ve CHES gibi hastalıklar eşlik eder.

    Korunma ve Çevre Kontrolü

    Alerjen kaynağı ile temas engellenebilirse, AR hastaları için bir tedavi seçeneği oluşur. AR’ de, astımın tersine, alerjenden korunma ile ilgili yeterli veri yoktur. Ayrıca belirtileri geriletmek için korunulması gereken alerjen miktarı bilinmemektedir. Astımda yapılan çalışmalar, korunma tedavisinin bronşial aşırı duyarlılığı, belirtilerin ağırlığı ve kurtarıcı (β agonist) ilaç ihtiyacını azatlığını göstermektedir.

    Ev tozu akarlarından korunmada 4 temel yol vardır:

    1) Akar üremesi için ortam oluşturan maddelerin kaldırılması (yatak ve yastıkların alerjen geçirmeyen örtülerle kaplanması, halıların ve kumaş kaplı mobilyaların yatak odasından çıkarılması).

    2) Nemin %50’ nin altında tutulması.

    3) Yatak örtülerinin sıcak suyla (55 °C veya daha sıcak) yıkanması. Çünkü soğuk suyla yıkama ve kurutma akarları öldürmez.

    4) Evde toz kalktığı an ve 10 dakika sonrasına kadar maske takılması; büyük alerjen moleküllerinden korunmayı sağlar.

    Nemin azaltılması aynı zamanda mantarlara karşı da etki gösterir. Pencereler ve duş perdeleri mantarların üremesi için uygun yerlerdir. Bu mantarlar mantar öldürücülerle (seyreltilmiş çamaşır suyu) kolaylıkla temizlenir.

    Bazı evlerde özellikle büyük kentlerdeki apartman dairelerinde çok sayıda hamam böceği bulunur ve hamam böceği alerjenlerine karşı duyarlılığa sıklıkla rastlanılır. Daireyi hamam böceklerinden, böcekleri öldürerek temizlemek zor olsa da kimyasal spreylerin ve tuzakların kullanımı faydalı olur. Kimyasal sprey astım hastalarını rahatsız edebileceğinden kullanımlarında dikkatli olunmalıdır.

    Pencerelerin kapatılıp havalandırmanın kullanılması mevsimsel alerjen maruziyetini azaltır. Ayrıca havalandırma ile hava kurutulduğundan, akarların ve mantarların üremesi için uygun ortam bozulmuş olur.

    Kedi gibi ev hayvanları; AR’ de uzaklaştırılabilen en önemli alerjenlerin kaynağını oluşturur. Ev hayvanlarının deri döküntüleri birikir ve evcil hayvan (kedi, köpek, kemirgen) uzaklaştırıldıktan uzun bir süre sonrasına kadar (6 ay kadar) etkileri devam eder. Köpeklerin evin dışında tutulması, sık sık yıkanması, ara sıra eve alınması genellikle problemi çözer. Ancak kediler büyük miktarda alerjen depoladıkları için kedi alerjisi daha ciddi bir durumdur. Kedi sahipleri de kediyle bulundukları zamanda alerjen depolayıp okulda ve diğer çevrelerindeki alerjik meslektaşlarında belirtilere neden olabilirler. Kemirgen alerjenlerinin en önemli kaynağı kemirgenin idrarıdır, kediler gibi kemirgenler de evlerde büyük miktarda alerjen depolanmasına neden olurlar.

    Tedavi

    Alerjik hastalıklarda korunma yöntemleri alerjen maruziyetini azaltıp belirtilerde azalma sağlasa da bu yöntem tek başına yeterli olmaz; sıklıkla ilaç ya da daha başka tedavi yöntemleri gerekmektedir.

    Kanıta Dayalı Tedavi

    Antihistaminikler

    Antihistaminikler alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan en eski ilaçlardandır ve AR tedavisinde ilk basmağı oluştururlar. Antihistaminikler aksırma, kaşınma, burun akıntısı ve konjunktivite neden olan histamin denilen alerjik hastalık bulgularını ortaya çıkaran başrol oyuncusunun etkilerini göstermek üzere yapışacağı H1 reseptörlerine (algaçlarına) bağlanırlar. Bu ilaçlar genel olarak geçici de olsa AR’ ye bağlı bulguları düzeltirler. Fakat; antihistaminikler burun tıkanıklığı bulgusunda yeterli etkiye sahip değildirler. Bazı antihistaminikler histamin reseptörlerini bloke etme dışında mast hücre parçalanmasını (degranülasyonunu) da azaltırlar. Bu tür antihistaminiklere dual (ikili) etkili antihistaminik denilmektedir. Bu ilaçların kullanımı sonrasında hastalarda hem kanda serbest dolaşan histamin hem de diğer mast hücre kaynaklı mediyatörlerde (sisteinil lökotrienler) azalma saptanmaktadır. Antihistaminik ilaçların en eski formları olan birinci kuşak antihistaminikler kan beyin bariyerini geçerek beyine rahatça ulaşabilirler ve bu nedenle uyku hali, dikkat dağınıklığı, unutkanlık vb. bulgular yaratabilirler. Uyku haline neden olduğu için okul başarısını düşürebilir; iş, araba sürme, makine kullanımı gibi aktiviteleri engellerler. Klinik olarak tüm hastaların ancak %10-15 kadarı bu yan etkilerden şikayet eder. Oysa araştırma bazında hastaların tümünde birinci kuşak antihistaminiklerle (klorfeniramin, difenhidramin, klemastin) azalmış motor aktivite, azalmış araba sürme yeteneği ve yavaşlamış elektroensefalografik (EEG) yanıt tespit edilir. Bu nedenle bu ilaçların uzun süre kullanımı uygun değildir. Bu yan etkilerin çoğundan arındırılmış ikinci kuşak antihistaminiklerin etki süresi daha uzundur ve kan beyin bariyerini genellikle aşamadıklarından birinci kuşak antihistaminiklerle ortaya çıkan istenmeyen etkileri göstermedikleri belirtilmektedir. Ancak klinik olarak uyku hali, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu gibi yan etkiler hiç de az olmamakla birlikte karşımıza çıkmaktadır. İkinci kuşak antihistaminikler arasında loratadin, deskarboksiloratadin, feksofenadin ve setirizin bulunur. Bu grup ilaçların tam anlamıyla birbirlerine etki ya da yan etki açısından pek de bir üstünlükleri yoktur.

    Burun içi antihistaminik; azelastinin kullanımı ağız yoluyla kullanılan antihistaminiklerden daha hızlı yanıt oluşturmasa da, hem uyku vb. gibi yan etkileri daha azdır hem de alerjik olmayan rinitlerde ilginç bir şekilde anti-ödem etki oluşturmaktadır.

    Makalemde daha önce de belirttiğim gibi alerji sezonu ilerledikçe histaminin rolü azalmaktadır. Bunun yanında PAR’ da da histaminin rolü azalmıştır. Bu durum antihistaminiklerden yeterli etkinlik alamamıza neden olmaktadır. Ayrıca uzun süreli kullanılan antihistaminik ilaçlara karşı hızla ilaç duyarsızlığı (taşifilaksi) gelişmektedir. Dolayısıyla atihistaminikler mast hücre kaynaklı histaminin neden olduğu akut alerjik reaksiyonlarda oldukça etkilidir ve bu durumlarda kullanılmalıdırlar.

    Dekonjestanlar (ödem gidericiler)

    Psödoefedrin gibi dekonjestanlar hafif etkili, burun tıkanıklığını çözen ilaçlardır. Bu ilaçlar, sıklıkla AR hastalarının tüm şikayetlerini gidermek için antihistaminiklerle birlikte kullanılır. Ancak; antihistaminiklerin ve dekonjestanların kullanımı orta ve ağır derecedeki AR’ li hastalarda genellikle iyileşme sağlamaz.

    Lökotrien Bloke Edici İlaçlar

    Lökotrien denilen molekülleri engelleyen ilaçların (zileuton, zafirlukast, montelukast) bazı durumlarda antihistaminiklere göre kanıtlanmış belirgin etkinlikleri bulunmaktadır. Bu etkinlik AR patofizyolojisinin oluşumunda proinlamatuvar ve vazoaktif mediyatörlerin önemini yansıtmaktadır. Bazı çalışma ve gözlemlerde zafirlukast’ ın MAR’ lı hastalarda aksırma, burun akıntısı ve özellikle burun tıkanıklığını antihistaminiklere göre daha iyi kontrol ettiği belirtilmektedir. Benzer şekilde montelukast; MAR ve PAR’ lı hastalarda burun, göz ile ilgili belirtilerde ve yaşam kalitesinde iyileşme sağlar.

    Nazal (Burun İçi) Kromolin

    Kromolin temel olarak mast hücrelerini stabilize eder ve degranüle olmalarını engeller. Ayrıca, makrofajlar ve T lenfositler üzerine anti-inflamatuvar etki gösterir. Kromolin burun içi kortikosteroidler kadar etkin olmasa da belirtileri hafif ve orta olan hastalarda iyileşme sağlar. İnatçı belirtileri olan hastalarda kortikosteroidlerle birlikte kullanılabilirler. En önemli sorun ilacın buruna günde 3-4 kez sıkılması gerekliliğidir. %30-40 hastada da etkinlik göstermez. Kromolin (3-4 saatte bir her burun deliğine 1-2 defa) özellikle koruyucu (örneğin kedi maruziyetinden hemen önce ya da alerjik sezondan 1-2 hafta önce) olarak kullanılır.

    Göze damla olarak uygulanan kromolin alerjik konjunktivitin tedavisinde kullanılır.

    Kromolin kullanımı ile ilgili herhangi bir yan etki gözlenmemiştir.

    Nazal (Burun İçi) Kortikosteroid

    Lokal kullanımda kortikosteroidlerin etkili ilcalar olduğu gösterilmiştir. İlaca ek olarak lokal antihistaminik kullanımınınsa, kayda değer ek bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir. Lokal kortikosteroid kullanımıyla belirtilerde %50-90 azalma sağlandığı gösterilmiştir (lokal antihistaminiklerde bu oran %20-30 civarındadır). Aksırma, kaşıntı, burun akıntısı, burun içi ödem ve konjunktivite de (bazı çalışmalarda) etkilidir. Birkaç çalışmada AR hastalarında kortikosteroid kullanımıyla ana şikayetlerindeki azalma yanında yaşam kalitesinde artışlar olduğu gözlenmiştir. Kortikosteroid tedavisinin etkili olması için en az 1 hafta kullanılması gerekir. İdeal olarak alerji mevsiminden ve alerjen maruziyetinden önce başlanmalıdır. En fazla etkinliği sürekli kullanımda gösterseler de ihtiyaç olduğu sürece, 2-4 hafta kadar kullanımı da faydalıdır.

    AR gelişimindeki ana iki mekanizma (IgE sentezi ve mast hücre degranülasyonu) lokal kortikosteroid tedavisiyle engellenemez. Ancak kortikosteroidler T hücre çoğalmasını engeller; kemokin ve sitokin üretiminde, araşidonat metabolizmasında, eozinofil ve bazofillerin toplanmasında, mukus salgılanmasında, damar geçirgenliğinde azalma sağlar. Bu nedenle burun içi kortikosteroid kullanımı burunda eozinofil, mast hücre sayısında ve sitokin üretiminde azalma sağlar. Burun içi kortikosteroidlerin AR’ de bu kadar etkin olması patofizyolojide histamin dışı mekanizmaların da etkin olduğunun bir başka göstergesidir.

    Piyasada birkaç burun içi kortikosteroid preperatı mevcuttur. Bunlar; doza, kullanım yaşına ve püskürtücüye göre değişkenlik gösterir. Yapılan çalışmalarda burun içi kortikosteroid çeşitlerinin birbirlerine üstünlüğü saptanmamıştır. Astımdaki klinik deneyimlerimize göre, eğer hasta bir burun içi kortikosteroide direnç gösterirse, daha güçlü bir kortikosteroide geçilebileceği öngörülür. Steroid preparatlarının hepsi etkili olan ilaçlardır; önemli olan hastaların bu ilacı uygun şekilde kullanmasıdır. İlaç seçimleri öncelikle hastaların tercihlerine göre yapılmalıdır.

    Burun içi kortikosteroidlerin kullanımıyla oluşan yan etkiler ve ilacın sistemik emilimi hakkında, yeterli klinik veri yoktur. Burun içi kortikosteroidlerin biyoyararlanımıyla ilgili birkaç çalışma vardır. Hidrofobik özellik, lokal metabolizma, akciğer dokusundan emilimin olmaması nedeniyle, bu ilaçların burun mukozasından sistemik dolaşıma geçmeleri ve ciddi bir yan etki göstermeleri beklenmez.

    Burun içi steroidler, orta-ağır klinik bulguları olan MAR ve PAR hastalarında ilk tedavi seçeneğini oluştururlar. Antihistaminik ve kortikosteroid kullanımı ile yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda serum ve idrar kortizon seviyelerinde azalma ve ACTH stimülasyon testinde bozulma olmaz. Dolayısıyla ciddi bir kortizon yan etkisinden bahsetmek mümkün değildir. Burun içi kortikosteroidler lokal tahriş, ağızda acı tat, burunda kuruluk, burun kanaması gibi yan etkilere neden olabilirler. Yan etkiler ilacın formülasyonuna göre değişir. Sulu formlar aerosol formlara göre daha az yan etkilere neden olmaktadırlar.

    İmmünoterapi

    Çimen poleni, yabani ot poleni, kedi alerjeni, ev tozu akarlarının neden olduğu AR’ de uygulanan immünoterapi etkinliği üzerine sayısız kontrollü çalışma yapılmıştır. Şu an için modern tıbbi yöntemler arasında hastalığın kökenine yönelik ve kür sağlamaya (hastalığın altını kazımaya) aday tek tedavi modeli immünoterapidir. İmmünoterapi ile AR’ nin şiddeti ve hastanın ilaçlara olan ihtiyacı azalmaktadır. Hastanın yaşam kalitesinde iyileşme saptanır. AR’ li hastalarda alerjik astım gelişme riskini azalttığı gösterilmiştir; ayrıca yeni alerjen duyarlanma riskini de ortadan kaladırdığı bildirilmiştir. Ağır AR ve konjunktivitli, burun içi kortikosteroidlere cevap vermeyen hastalarda immünoterapi ile alerjen duyarlılığı 10 kat azaltılır. Böylece bu hastalarda belirtilerde ve ilaç kullanım miktarında azalma gerçekleşir. Yine alerjik astımlı hastalarda yapılan çalışmalarda immünoterapinin, belirtileri ve β agonist ilaç kullanım ihtiyacını azalttığı tespit edilmiştir. İmmünoterapinin etkinliği yeterli dozda alerjenin (~ 10-15 μg) yeterli süre uygulanmasına bağlıdır. Şu an klinik uygulamalarda kullanılan doz geçmişte kullanılana oranla çok daha fazladır.

    İmmünoterapi öncelikle inatçı rinitli ve standart ilaçlarla karşı ciddi yan etki gösteren hastalara uygulanır. Burun içi kortikosteroidler tüm vücutta etkili olmadıkları ve belirtilerde tam iyileşme sağlayamadıkları için immünoterapi seçenek haline gelir. Burun içi kortikosteroidler güvenli olsa da bazı hastalar bu ilaçları kullanmak istememektedir. Hastaya immünoterapi uygulama kararı vermeden önce hastanın bir polen mevsiminde tam olarak polenlere maruz kalması gerekir. İmmünoterapi uzun süreli olarak bağışıklık sisteminde modülasyon sağlayan tek tedavidir, bu da immünoterapi için ayrı bir endikasyon oluşturur. Alerjenlerden korunma ve ilaç ile tedavi yöntemleri uygulandıkları sürece etkilidir. İmmünoterapinin etkinliği ise 3-5 yıl uygulandıktan sonra yaşam boyu devam eder.

    5 yıl uygulanan immünoterapi ile ömür boyu uygulanan ilaç tedavisi karşılaştırılınca maddi avantajları ortaya çıkar. Bazı hastalar immünoterapiyi uzun dönemli bağışıklık sistemi modülasyonu sağladığı, belirtileri gerilettiği, günlük ilaç kullanımından kurtardığı için tercih ederler.

    İmmünoterapi, ölümcül anafilaksi açısından küçük bir riske sahiptir (ABD’de 2 milyon immünoterapi tedavisi gören hasta içinde 3 ölümcül reaksiyon/yıl). Ölümcül anafilaktik reaksiyon riski nedeniyle immünoterapi deneyimli kişilerce (alerji ve immünoloji uzmanlarınca) acil müdahale olanaklarının bulunduğu kliniklerde uygulanmalıdır.

    Bazı hastaların birden çok alerjene karşı hassasiyeti olabilir ve bu hastalara uygulanan eski immünoterapi protokollerine göre çoklu alerjenin, tekli alerjenler kadar etkili olamayacağı le ilgili görüşler vardı. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar ve kullanılan immünoterapi materyallerinde konsantrasyon ve standardizasyon problemleri ortadan kaladırıldığı için çoklu alerjen immünoterapinin en az tekli alerjen immünoterapi kadar etkili olduğu bildirilmektedir. Maalesef immünoterapi mantarlar gibi antijenlere yeterli etkinlik göstermeyebilir.

    Alerjik inflamasyonu azaltmak için bağışıklık sistemi yanıtı ile alakalı yeni tedavi yöntemleri araştırılmalıdır. Astım için antisitokin tedavilerinin de olduğu birçok deneysel tedavi geliştirilmiştir ve bu tedaviler AR için de etkili olabilmektedir.

    Genelde AR hastaları için mevcut tedaviler yeterli olmaktadır. Burun belirtilerinin devam etmesi ve ilaçla tedavinin AR için yeterli olmadığı durumlarda rinitin diğer formları için ayırıcı tanı yapılmalı ya da sinüzit veya atipik migren varlığı araştırılmalıdır.

    Sağlıklı Günler Dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Alerjik hastalıklarda bağışıklık sistemini değiştiren (immünomodülatuvar) tedaviler

    Alerjik hastalıklar, sıklıkla karşılaşılan çevresel antijenlere (alerjen) verilen anormal immün yanıt ile karakterize hastalıklardır. Bu hastalıkların immünopatogenezinde (oluşum mekanizmalarında) en önemli rölü alerjen spesifik olarak gelişen yardımcı T (Th) hücreleri üstlenirler. Bahsi geçen Th hücreleri birçok inflamatuvar (iltihabi) hücrenin aktive olması ve mediyatör salgılaması ile ortaya çıkan alerjinin akut (erken) fazından tutun da kronik inflamasyon ile sonuçlanan süreçlere etkilidirler. Güncel tedavi yaklaşımları da inflamasyonun baskılanması ve semptomların (bulguların) ilaçlarla kontrolünü hedefleyen tedavilerdir. Bu tedavinin yararlı olduğu bilinse de maalesef immün patolojik süreçleri baskılamadıkça küratif (köklü çözüm) değildir. Bu nedenle günümüzde alerjik inflamatuvar süreçlerin immün mekanizmalarını değiştiren daha etkili tedavi yaklaşımları üzerinde durulmaktadır. Bu gün için immün modülasyon tedavilerden en çok kullandığımız alerjen spesifik immünoterapi (aşı tedavisi)dir. Son zamanlarda ise alerjik astımlı hastalarda alerjide rol oynayan antikorlar olan IgE’ yi bloke eden anti-IgE tedavi kullanılmaktadır. Bunlar dışında bu gün için Th2 tipinde immünolojik olayları baskılayan mikrobiyal ajanların kullanımı, alerjik sitokinlerin, kemokinlerin yahut diğer Th2 kaynaklı mediyatörlerin baskılanmasını sağlayan moleküllerin kullanımı inceleme aşamasındaki immünomodülatuvar tedavi yöntemleridir.

    Alerjik hastalıklar endüstriyelleşmiş ülkelerde yaklaşık toplumun %20′ sini etkilemektedir. Ağır solunumsal rahatsızlıklar ve hayatı tehtit eden anaflaktik şok gibi durumları içeren geniş bir hastalık spektrumuna sebep olmaktadır. Geçtiğimiz 40 yılda alerjik hastalıkların görülme sıklığı artmıştır. Özellikle astımın ortalama sakat bırakma ve ölcül sonuçları son on yılda ikiye katlanmıştır. Şu an için geliştirilmiş anti alerjik ilaçlar maalesef hastalığın kalıcı kürünü sağlamada etkili değildir. Antihistaminikler, lökotrien antagonistleri ve kortikosteroidler gibi güncel ilaç rejimleri, alerjik patogenezi anlamlı bir şekilde etkilemeden, birincil olarak semptomların kontrolünü ve/veya inflamasyonun baskılanmasını hedef alırlar. Bu tedavi rejimleri uzun süre kullanılamamaktadır ve etkileri hasta ilacı aldıkça devam eder. Şu an ki akademik ve endüstriyel araştırmalar ise akut alerjik reaksiyon ve kronik inflamasyonun gelişmesini sağlayan immün mekanizma anormalliklerinin değiştirilmesini hedef almaktadır. Bu hedefleri daha iyi tanımlayabilmek adına alerjik hastalıkların immünopatogenezini iyi bir şekilde anlamak gerekir.

    ALERJİ: ZARARSIZ ÇEVRESEL PROTEİNLERE ANORMAL İMMUN YANIT

    Alerjik hastalıklar polenler, ev tozu akarları, küf mantarı sporları, hayvansal alerjenler, gıda, böcek venomları gibi genellikle zararsız çevresel proteinlere (alerjenler) verilen anormal immun yanıt ile karakterizedir. Hepimiz bahsi geçen bu alerjenlere maruz kalırız. Ancak sağlıklı kişilerde bu tür alerjenlere immün tolerans gösterilir ve etkili bir cevap oluşturulmaz. Ancak alerjik kişilerde alerjene karşı aktif bir immün cevap gelişmekte ve tolerans gelişimi olamamaktadır. Alerjik hastalıklarda alerjen immün yanıt patogenezinde orkestra şefi alerjen spesifik CD4+ T hücrelerdir. Bu hücreler yalnızca alerjen duyarlılanması için değil bunun yanında alerjik hastalıkların bütün inflamatuvar süreçlerinin ortaya çıkışı için gereklidir. Aktive olmuş özgül T hücreleri alerjik hastaların damarlarında dolaşan kanında çok yüksek oranda bulunurlar. Ancak bunun yanında esasen burun, akciğerler, deri ve barsaklar gibi hedef organlarda çok yoğun bir şekilde bulunurlar (1-3). Alerjik duyarlanma oluşturulmuş hayvan modellerinde bloke edici antikorlarla bu T hücrelerin etkisizleştirilmesi veya uzaklaştırılması hastalık gelişimini baskılamıştır (4,5). Alerjene özgül CD4+ T hücreler IL-4, IL-5, IL-9 ve IL-13 gibi Th2 tipinde sitokin profili ile alerjik inflamasyonu düzenler (1-7). İmmün çevrede bu tür Th2 tipinde sitokinlerin yüksek düzeyde bulunması patogenezin alerjik hastalığa doğru kaymasını sağlar (1,2,8). Örneğin; IL-4 ve IL-13, B hücrelerinden alerjide sorumlu antikor olan IgE tipinde antikor üretimi sağlarlar, IL-5 alerjik iltihapta en önemli hücrelerden biri olan eozinofil çoğalmasından ve olgunlaşmasından, inflamasyon bölgesine eozinofil toplanmasından sorumludur; IL-9 ise yine alerjide sorumlu histamin gibi bir çok mediyatörün kaynağı olan mast hücreleri ve bazofillerin aktive olmasını tetikler (8,9). Tüm bunlara ek olarak bazı Th2 tip sitokinler hava yolu aşırı cevaplılığı, mukus aşırı salgılanması gibi hastalık özgül bulguların direk meydana gelmesini sağlayabilirler (3,10).

    Kemik iliğinden kaynaklanan Th hücrelerin Th2 tipinde bir hücreye dönüşmesi ve Th2 sitokinlerin salgılanması bir takım hücre içi sinyal moleküllerinin karmaşık ağı tarafından düzenlenir. Th2 tipindeki sitokin üretiminin başlatılması için alerjik rinit (saman nezlesi)’te örneğin burunda bölgesel olarak önceden IL-4 varlığı mutlaka gereklidir (11). IL-4 reseptörünün uyarılması ile hücre içi bazı moleküller aktive olurlar böylece Th hücresinin çekirdeğinde Th2 sitokin üretimi için gerekli genlerin uyarılması oluşur (11,12). Bu moleküllerden STAT6′ nın aktivasyonu etkin bir IL-4 oluşumu ve Th2 dönüşümü için çok önemlidir (12,13). STAT6 geni silinmiş farelerde Th2 hücre gelişimi yetersizdir bu nedenle IL-4 üretiminde de yetersizlik vardır (13). STAT6 aktivasyonundan sonra Th2 hücrelerde GATA-3 gibi faktörlerinin artışı sağlanır. Th hücrelerde GATA-3 ile Th2 tipinde gelişim sağlanır (14).

    Th2 tipinde bir cevabın gelişmesi alerjene özgül IgE yapımının artışı sonucunda alerjik bulguların meydana gelmesini sağlar. Yüksek düzeyde IgE’ nin bulunması hem akut alerjik reaksiyon hem de kronik inflamasyonun oluşması için gereklidir (15). Alerjene özgül IgE esasen dokulardaki mast hücreleri ve dolaşan bazofillerdeki IgE resptörüne (FcεRI) bağlanır. Hücre yüzeyindeki IgE’ lerin spesifik alerjenle çapraz bağlanması sonucunda bu hücrelerin granüllerinden histamin, lökotrien, prostaglandin ve PAF gibi iltihabi mediyatörler salınır. Ardından dakikalar içerisinde bazı sitokinler açığa çıkar. Bunlar sonucunda düz kas kasılması, mukus üretimi ve damar dışına sıvı kaçışı gibi akut alerjik reaksiyon cevapları oluşur (15). Bunun ardından alerjik bu mediyatörler aracılığı ile alerjen maruziyet bölgesine Th2 hücreleri, eozinofil, bazofil ve monosit hücresi gibi hücrelerin toplanması ile uzamış alerjik iltihabi durum tetiklenir (15). Bu bölgeye toplanan hücrelerden salınan yeni mediyatörler ile de erken faz reaksiyonun abartılı semptomları ve lokal dokuda hasarlanma meydana gelir. Alerjen maruziyeti devamlılık arz ederse inflamatuvar değişiklikler ciddi ve geri dönüşümü zor faza geçer. Bu durumda çok ciddi doku hasarları ve hedef organ anormallikleri meydana gelir. Alerjenlerin kronik alerjik inflamasyondaki rolleri çok iyi tanımlanmıştır. Ancak non-alerjik uyaranların da bu olayda rolleri vardır (16). Örneğin, infeksiyonlar yalnızca alerjik semptomların geçici olarak alevlenmesi yanı sıra hastalığın ilerlemesi ve doku hasarının artmasına neden olan inflamasyonun artışına da neden olur (16). Non-spesifik irritanlar, alerjenle çapraz reaksiyon veren intrinsik proteinler, inflamatuvar hücrelerin kendi kendine uyarılması ve epitel hücrelerindeki hasralar da inflamasyonun devamlılığına neden olmaktadırlar (16,17). Alerjik inflamasyonun kronik formu son derece karmaşık bir immün mekanizma ile meydana gelir. Burada Th2 hücreler yanında Th1 tip hücrelerinin sitokinlerinin de saptanabileceği, hatta CD8+ T lenfositlerinde bulunabileceği bilinmektedir (17,18).

    Alerjen maruziyeti sonrasında bu bölgeye hücrelerin toplanması bölgesel immün çevredeki bir takım kemokinler ve yapışma molekülleri ile kontrol edilmektedir. Duyarlı kişilerde alerjen maruziyeti sonrası bir takım kemokinler (eotaxin, RANTES, MCP-3, MCP-5 ve MDC gibi) hızla ortama salınmaktadır ve bunlar alerjik hücreleri bu alana çekme görevi görmektedir (9,19). Salgılanan bu kemokinler kan damarlarında bazı hücre yapışma moleküllerinin ortaya çıkmasını arttırmakta bunun da ardından beyaz kan hücreleri (lökositler) dokulara geçmektedir (20). Kemokin dediğimiz bu moleküller yalnızca kendilerine ait özel algılayıcı (reseptör) taşıyan hücreler için etkilidir. Bu sayede kemokinler hangi tip inflamasyonun oluşacağını belirlemektedirler (19-21). Th1 ve Th2 hücreler ayrı ayrı kemokin reseptörü taşımaktadırlar. Bu nedenle inflamasyon bölgesinin ayrı bölgelerine lokalize olmaktadırlar (22,23). Alerjik inflamasyonun olduğu bölgede açığa çıkan CCL11, CCL22, CCL17 kemokinlerine selektif olarak bağlanan CCR3, CCR4, CCR8 reseptörler Th2 hücrelerinde ortaya çıkmaktadır; dolayısıyla bu bölgelere tercihen Th2 hücreleri toplanmaktadır (23). Alerjik inflamasyonda rol oynayan bu kemokin-kemokin reseptör sistemleri içinde en çok bilinen eotaxin sistemidir (24). CCR2 ve CCR3 gibi eotaxin reseptör eksikliği olan hayvan modellerinde alerjen uyarısına rağmen ne akciğerlerde ne de deride eozinofilik infiltrasyon görülmemiş, klinik olarak da hava yolu aşırı cevabı sağlanamamıştır (24).

    Alerjik kişilerden farklı olarak sağlıklı kişilerde alerjene tolerans oluşması nedeniyle sistemik ya da lokal bir reaksiyon gelişmez. Hayvanlarda yapılan çalışmalarda solunumsal ya da gastrointestinal alerjen uyarımı sonunucunda T hücre yok olması, T hücre cevapsızlığı ve T hücre baskılanması gibi bazı immün tolerans mekanizmalarının hızla aktive olduğu görülmüştür (25,26). Bu mekanizmalar sonucunda alerjik inflamasyonun gelişiminden korunulmuş olur. Sağlıklı kişilerde alerjen maruziyeti sonrası periferik kanda az miktarda alerjen spesifik Th1 hücresi bulunmaktadır; ancak, esas hücre alerjen spesifik düzenleyici T (Treg) hücre olarak karşımıza çıkmaktadır (27). Alerjen spesifik Treg hücreleri çok yoğun miktarda IL-10 üretmektedir ve bu sitokin immün baskılayıcı güce sahip bir sitokindir (28). Alerjisi olan kişilerde bu tür hücrelerin sayı ve fonksiyonlarının arttırılması sonucunda alerjinin üstesinden gelindiği gözlenmiştir (29). Alerjik kişiler araştırıldığında da bu kişilerin damarından alınan kanlarında çok az sayıda alerjene özgül Treg hücresi olduğu gözlenmiştir (29). Değişik dozlarda alerjen maruziyeti sonrasında alerjene özgül Th2 hücre gelişimi veya immün baskılayıcı Treg gelişimi sağlandığı ve alerjik inflamasyon veya sağlıklı durumun geliştiği gözlenmiştir. Doğal olarak uyarılabilen Treg hücreleri, alerjene tolerans gelişiminin sağlanmasında ve alerjik hastalıkların engellenmesinde oldukça önemli olarak görülmektedir (29). Tolerans uyarımı esasında periferal T hücrelerinden başkaca lokal immün düzenleyici mekanizmalar mevcuttur. Örneğin, lokal epitelyum, organ spesifik hücreler (akciğerlerde alveoler makrofajlar gibi), lokal immün baskılayıcı sitokinler (TGF-beta gibi) immün düzenlenme ve dengenin sağlanmasında yardımcıdır (30).

    KLİNİK PRATİKTE KULLANILAN İMMÜNMODÜLATUVAR TEDAVİLER:

    Alerjen İmmünoterapi

    Alerjenlerle yapılan immünoterapinin hedefi alerjik semptomları yok etmek ve klinik olarak alerjene cevapsızlığa ulaşmaktır. Alerjene cevapsızlık (desensitizasyon), devamlı olarak artan dozlarda esasen alerjen olan maddelerden yapılmış ekstrelerin verilmesiyle sağlanır. Cilt altı (subkütan) alerjen immünoterapisi (SCIT) klinik pratikte yaklaşık olarak 100 yıldır kullanılmaktadır ve yaygın olarak kullanılan tek tedavidir. Bu tedavi IgE aracılı alerjisi olan ve sınırlı sayıda alerjene hassasiyeti olan bireylerde daha etkindir (örneğin: mevsimsel alerjik rinit, astma ya da venom hipersensitivitesi gibi). SCIT, alerjik yanıtın erken ve geç faz dönemlerini etkiler ve tedavi bırakıldıktan yıllar sonrada etkinliği devam eder (31). SCIT’ nin alerjenlere immün yanıtı değiştirerek etkinlik sağladığı gösteren bilimsel kanıtlar mevcuttur (31,32). Başarılı bir SCIT tedavisi alerjene özgül bloke edici antikor olan IgG’de artışa (özellikle IgG4 alt tipinde) ve IgE aracılı immün aktivitede azalmaya neden olur (33). Bu durumda IgG antikorları, bazofil ve mast hücrelerinin yüzeylerinde alerjen bağlamak için IgE ile yarışır (33). Ek olarak SCIT alerjen spesifik Th2 yanıtın baskılanmasına ve toleran T hücre oluşumunu sağlar (32,33). Ayrıca geleneksel ve hızlı başlanan SCIT protokollerinden sonra IL-10 üreten Treg hücrelerin periferal kanda ve lokal dokularda sayısı artar (34). Bunun yanında bazı araştırmacılar SCIT’ nin alerjen aracılı immün yanıtı Th1 yönüne kaydırdığına inanmaktadır.
    Etkinliğine rağmen SCIT tedavisinde bazı problemler vardır. Belirli alerjenlere hassasiyeti olan hastalarda kullanılmaktadır. Uzun sürdüğü için hastaların tedaviye katılımları da önemli bir problem yaratır. Ek olarak dil altı (sublingual) ve ağızdan (oral) alerjen immünoterapileri klinik pratikte bulunmaktadır. Değerlendirme sonuçlarına göre sublingual immünoterapinin SCIT’ den daha güvenli olduğu, alerjik rinit ve astım tedavisinde SCIT kadar etkiye sahip olmadığı söylenebilir. Sublingual yolla faydalı sonuçlar almak için daha yüksek dozlarda alerjen verilmelidir (35). Alerjen ekstrelerinin alerjenik etkisini azaltmak (IgE reaktivitesini) ve faydalı etkiyi oluşturmak, ayrıca da daha az doz uygulamak için ekstrelerde kimyasal ve fiziksel modifikasyonlar yapılmıştır (örn: absorbsiyonun uzatılması). Alerjenler aluminyum hidroksit, kalsiyum fosfat, tirosine, liposoma absorbe edilerek veya polietlen glikolle (PEG) kimyasal modifikasyon ya da formaldehit, gluteraldehit, alginik tuzla polimerizasyon (allergoid) aracılığı ile çeşitli sonuçlar elde edilmiştir (31,36). Başka bir yöntem de yakın zamanda keşfedilmiş olan rekombinan teknoloji ile IgE bağlanma kapasitesi az olan alerjenitesi az, ancak T hücrelerini iyi uyarabilen alerjen deriveleri oluşturmaktır (37). Rekombinan alerjenlerin diğer bir avantajı ise yeni IgE antikorları oluşturmamalarıdır (37). Tüm bunlara rağmen rekombinan alerjenlerle immünoterapinin etkinliği hala araştırma gerektirmektedir.

    Anti IgE

    IgE alerjinin patogenezinde anahtar antikor olduğundan yıllardır IgE’ nin aktivitesini bloke edecek güvenli bir molekül geliştirilmeye çalışılmaktadır. Son zamanlarda insan rekombinan monoklonal antikoru olan omalizumab bulunmuştur; IgE’ ye karşı etkilidir ve FcεRI reseptörüne IgE’ nin bağlanmasını önler (38). İlk olarak alerjik astımlı hastalarda denenmiştir. Çalışmalar, orta ve ağır astımda omalizumab’ ın iyi tolere edildiğini göstermektedir (38,39). Astım semptomlarını azatlığı ve akciğer fonksiyonlarında iyileşme sağladığı gösterilmiştir (39). Omalizumab tedavisinden sonra görülen iyileşme, serbest IgE seviyesinde ve FCεRI ekspresyonunda azalmayla birlikte aereoalerjen maruziyetini takip eden erken ve geç alerjik aktivitenin azalması şeklindedir (40). Önemli bir diğer husus; tedavi maliyetidir. Atopik egzema, alerjik rinit, besin alerjisi gibi diğer alerjik hastalıklarda kullanımıyla ilgili çalışmalılara da ihtiyaç vardır. Tüm bunlar dışında bizim kendi uygulamalarımız ve diğer bazı klinik çalışmalarda diğer tedavilere dirençli kurdeşen (ürtiker) tedavisinde iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Değerlendirme Döneminde Olan İmmün Modülatuvar Yöntemler

    Th hücrelerin alerjik fizyopatolojideki merkezi rolünün anlaşılması anti-T hücre tedavi stratejilerin geliştirilmesini gündeme getirmiştir. Deneysel çalışmalar sonucunda astımlı hastalarda kimerik anti-CD4 monoklonal antikorun alerjik Th hücre yanıtını inhibe ettiği bildirilmiştir (3). Deneysel çalışmalarda CD4+ hücre miktarında, astım semptomlarında azalma, zirve akımında artma olduğu; ancak, FEV1′ de değişme olmadığı saptanmıştır (41). Son dönemde tüm T hücrelerini baskılamanın yan etkilerinden kaçınmak için Th2 yanıtını hedef alan çalışmalar sürdürülmektedir. Bunun yanında Th2 hücre oluşumunu sağlayan stimulatuvar yolakları inhibe etme yönüne de çalışmalar vardır (42). CD28′ in antijen sunan hücrelerin yüzeyindeki CD86 ile etkileşiminin Th2 oluşumunu tetiklediği bilinmektedir (43). Fare deneylerinde CD28′ in CD80/CD86′ ya bağlanmasını bloke eden antikorlar verilmesinin Th2 sitokin seviyesini azatlığı, akciğer inflamasyonunu ve hava yolu aşırı cevap oluşumunu azatlığı gösterilmiştir (44). ICOS solunumsal alerjenlere karşı gelişen Th2 yanıtında etkili diğer bir kostimulatuvar moleküldür. Bazı yayınlarda ICOS’ un ligandına bağlanmasının önlenmesi deneysel alerjik reaksiyonların oluşumunu azalttığı görülmektedir (42-45). OX40, CD30 4-1BB gibi kostimülatuvar ve CTLA-4 gibi negatif kostimulatörler alerji tedavisinde potansiyel diğer hedeflerdir (42).

    Mikrobiyal Ajanlarla İmmün Yön Değiştirme (Deviyasyon)

    Th1 hücrelerin antagonistik etkileri ile Th2 hücrelerin proliferasyonunu ve fonksiyonlarını inhibe ettiklerinin bilinmesi nedeniyle Th1 immün sistemin uyarılmasıyla alerjik hastalarda koruyucu bir etki sağlanabilir fikri akla yatkındır. Bu nedenle Th2 yanıtı, Th1 yönüne çevirmek için birçok deneysel model geliştirilmiştir. Th1 tipinde immün yanıtı aktive etmenin en etkili yolu mikroplardır. Bu amaç için atenüe mikropların tek başına ya da alerjen immünoterapisi ile birlikte kullanımı söz konusu olmuştur (46). Deneysel çalışmalarda ısıyla öldürülmüş Listeria ve atenüe mikobakterilerin (BCG aşısı ya da Mycobacterium vaccae) doğru zamanda kullanımının farelerde alerjik reaksiyonları önlediği gösterilmiştir (47-49). Ancak bu yöntemlerin alerji tedavisinde ve önlenmesindeki yerini değerlendirmek için klinik deneyimlere ihtiyaç vardır. Viral aşılarda kullanılan ve lipopolisakkarit derivesi olan 3 deasile monofosforil lipid A (MPL) sayesinde mikrobiyal ürünlerin bu konuda etkisi ile ilgili birçok bilgi sağlanmıştır (46). MPL ve çim poleni kombinasyonuyla yapılan ilk çalışmalarda alerjik rinit semptomlarında ve ilaç skorlarında azalma tespit edilmiştir (46). Th2 modifiye edici mikrobiyal adjuvanlar, IL-12 ve IFN sentezini stimüle ederek Th1 yanıtı arttırırlar. Bunun yanında bu ajanlar Treg hücreleri aktive derek IL-10 ve/veya TGF-β salgılamasını da tetiklerler (32,46). Th1/Treg hücreleri uyarmanın güvenli bir yolu da immünostimülatuvar DNA sekansları kullanmaktadır (50). Bu sekanslar tekrar eden sitozin-guanin dinükleotid (CpG) motifleri taşır. Bu sekanslar mikrobiyal DNA’ da bulunup memeli DNA’ sında bulunmazlar. CpG motifleri bütün omurgalılarda doğal immün sistemin üyesi olan toll like reseptörlerle tanınır ve koruyucu immün yanıt oluşturur (50). Astımlı fare modellerinde unmetile CpG içeren sentetik oligodeoksinükleotidlerin (ISS-ODNs) kullanılması ile alerjenle indüklenmiş Th2 tip yanıtın önlendiği ve geri çevirildiği gösterilmiştir (51,52). Alerjenle konjuge edilmiş olan ISS-ODNs’ in alerjen spesifik Th2 yanıtı hem farelerde hem de insanlarda etkili olarak baskıladığı gösterilmiştir (52). Bunun yanında ragweed-ISS-ODNs konjugatlarının konvansiyonel ragweed immünoterapisinden 100 kat daha az alerjenik olduğu bildirilmiştir (53). Erken faz klinik çalışmalarda elde edilen bu başarı alerjinin önlenmesinde DNA aşıların geliştirilmesi konusunda hevesleri arttırmaktadır.

    Alerjik İnflamasyonda Görevli Sitokin Ağının Baskılanması (İnhibisyonu)

    Bazı sitokinler T ve B hücrelerin alerjik yanıt oluşturmasında ve sonuç olarak alerjik inflamasyonun oluşmasında görevlidirler. Bu nedenle IL-4, IL-13 ve/veya IL-5 gibi anahtar sitokinlerin bloke edilmesi sadece alerjen spesifik immün yanıtın fenotipini değil aynı zamanda hastalığın gidişini de etkileyebilir. Bu hipotezi araştırmak için anti-sitokin antikorlar, sitokin reseptör antikorları ve solubl sitokin reseptörleri geliştirilmiştir (11,54,55). İlk çalışmalarda, insan kaynaklı anti-IL-4 monoklonal antikoruyla (pascolizimab) ve rekombinan solubl IL-4 reseptörüyle IL-4 aktivitesi inhibe edilmiştir. Sonuçlar Th2, IgE inhibisyonu açısından yüz güldürücü olsa da klinik olarak faydalı olmamıştır (56). Mepolizumab bir anti-IL-5 monoklonal antikoru olup bu antikorla yapılan çalışmalarda astım tedavisiyle ilgili karmaşık sonuçlar elde edilmiştir (57). Ancak, hipereosinofilik sendrom gibi eosinofil kaynaklı hastalıklarda ise anti-IL-5 tedavi mükemmel sonuçlar ortaya çıkarmıştır (57). IL-13Ra2- IgGFc füzyon proteini gibi IL-13 tarafından tetiklenen yolakları inhibe eden ajanlar ise hala geliştirilme sürecindedir (58). STAT6 veya GATA3 aktivitesinin baskılanması ile de alerjik inflamasyonda iyi sonuçlar elde edilebilir (59).

    İnflamatuvar Hücre Göçünün Baskılanması

    Alerjik inflamasyonu tedavi etmenin bir başka yöntemi de alerjen maruziyetinin olduğu bölgelere aberan lökosit birikiminin önlenmesidir. Bu durum, kemokinler ve adezyon molekülerine müdahale edilmesi ile Th2, eozinofil, bazofil ve mast hücre trafiğinin düzenlenmesiyle sağlanır. Örneğin; LFA1 ya da ligandı ICAM-1′ in bloke edilmesi ile hayvanlarda alerjik erken ve geç faz yanıtları yanında inflamasyon da azaltılmaktadır (60). Yapılan ilk çalışmalarda anti-LFA-1/CD11 monoklonal antikorunun kullanımı (efelizumab) ile bahsi geçen sonuçlar elde edilmiştir (60).

    SONUÇ

    İmmünomodülatuvar stratejiler alerjik hastaların rutin tedavilerine bir alternatif oluşturacaktır. Ancak bu yöntemler klinikte kullanılmadan önce değerlendirilmesi gereken birçok konu vardır; örneğin, tedavilerin etkinliği, güvenliği, sürdürülebilirliği, uygulanma yöntemi ve maksimum yarar sağlamak için tedaviye başlanma zamanı gibi. Erken dönemde başlanan tedaviyle hastalığın patogenezinde değişim sağlamak mümkün olabilir; ayrıca, hastalığın evresindeki ilerleme de önlenebilir. Yüksek riskli atopik çocuklar için profilaktik immünoterapi formları oluşturabilir. Alerjik vakalarda, yoğun, çoklu stratejilerin denenmesi ile alerjik inflamasyonda rol alan immün yolakların inhibe edilmesi daha iyi yanıtlar elde etmemize yardımcı olabilir.

    Kaynaklar:

    1. ROMAGNANI, S. 2000. The role of lymphocytes in allergic disease. J. Allergy Clin. Immunol. 105: 399–408.
    2. KAY, A.B. 2001. Allergy and allergic diseases. First of two parts. N. Engl. J. Med. 344: 30–37.
    3. LARCHE, M., D.S. ROBINSON & A.B. KAY. 2003. The role of T lymphocytes in the pathogenesis of asthma. J. Allergy Clin. Immunol. 111: 450–463.
    4. LAMBERT, L.E., J.S. BERLING & E.M. KUDLACZ. 1996. Characterization of the antigen-presenting cell and T cell requirements for induction of pulmonary eosinophilia in a murine model of asthma. Clin. Immunol. Immunopathol. 81: 307–311.
    5. DE SANCTIS, G.T. et al. 1997. T-lymphocytes regulate genetically determined airway hyperresponsiveness in mice. Nat. Med. 3: 460–462.
    6. CORRY,D.B. et al. 1998. Requirements for allergen-induced airway hyperreactivity in T and B cell-deficient mice. Mol. Med. 4: 344–355.
    7. UMETSU, D.T. & R.H. DEKRUYFF. 1997. TH1 and TH2 CD4+ cells in human allergic diseases. J. Allergy Clin. Immunol. 100: 1–6.
    8. BROIDE, D.H. 2001. Molecular and cellular mechanisms of allergic disease. J. Allergy Clin. Immunol. 108: S65–S71.
    9. ROMAGNANI, S. 2002. Cytokines and chemoattractants in allergic inflammation. Mol. Immunol. 38: 881–885.
    10. HERRICK, C.A. & K. BOTTOMLY. 2003. To respond or not to respond: T cells in allergic asthma. Nat. Rev. Immunol. 3: 405–412.
    11. LI-WEBER, M. & P.H. KRAMMER. 2003. Regulation of IL4 gene expression by T cells and therapeutic perspectives. Nat. Rev. Immunol. 3: 534–543.
    12. PERNIS, A.B. & P.B. ROTHMAN. 2002. JAK-STAT signaling in asthma. J. Clin. Invest. 109: 1279–1283.
    13. TAKEDA, K., T. KISHIMOTO & S. AKIRA. 1997. STAT6: its role in interleukin 4- mediated biological functions. J. Mol. Med. 75: 317–326.
    14. ZHOU, M. & W. OUYANG. 2003. The function role of GATA-3 in Th1 and Th2 differentiation. Immunol Res. 28: 25–37.
    15. PLATTS-MILLS, T.A. 2001.The role of immunoglobulin E in allergy and asthma. Am. J. Respir. Crit. Care Med. 164: S1–S5.
    16. EL BIAZE, M. et al. 2003. T cell activation, from atopy to asthma: more a paradox than a paradigm. Allergy 58: 844–853.
    17. HOLGATE, S.T. 2002. Airway inflammation and remodeling in asthma: current concepts. Mol. Biotechnol. 22: 179–189.
    18. GIROLOMONI, G. et al. 2001. T-cell subpopulations in the development of atopic and contact allergy. Curr. Opin. Immunol. 13: 733–737.
    19. BISSET, L.R. & P. SCHMID-GRENDELMEIER. 2005. Chemokines and their receptors in the pathogenesis of allergic asthma: progress and perspective. Curr. Opin. Pulm. Med. 11: 35–42.
    20. ONO, S.J. et al. 2003. Chemokines: roles in leukocyte development, trafficking, and effector function. J. Allergy. Clin. Immunol. 111: 1185–1199.
    21. LUKACS, N.W. 2001. Role of chemokines in the pathogenesis of asthma. Nat. Rev. Immunol. 1: 108–116.
    22. SALLUSTO, F. & A. LANZAVECCHIA. 2000. Understanding dendritic cell and T lymphocyte traffic through the analysis of chemokine receptor expression. Immunol. Rev. 177: 134–140.
    23. COSMI, L. et al. 2001. Chemoattractant receptors expressed on type 2 T cells and their role in disease. Int. Arch. Allergy Immunol. 125: 273–279.
    24. AMERIO, P. et al. 2003. Eotaxins and CCR3 receptor in inflammatory and allergic skin diseases: therapeutical implications. Curr. Drug Targets Inflamm. Allergy 2: 81–94.
    25. VAN PARIJS, L., V.L. PEREZ & A.K. ABBAS. 1998. Mechanisms of peripheral T cell tolerance. Novartis Found. Symp. 215: 5–14.
    26. TSITOURA,D.C. et al. 1999. Intranasal exposure to protein antigen induces immunological tolerance mediated by functionally disabled CD4+ T cells. J. Immunol. 163: 2592–2600.
    27. AKBARI, O. et al. 2003. Mucosal tolerance and immunity: regulating the development of allergic disease and asthma. Int. Arch. Allergy Immunol. 130: 108–118.
    28. AKDIS, M., K. BLASER & C.A. AKDIS. 2005. T regulatory cells in allergy: novel concepts in the pathogenesis, prevention, and treatment of allergic diseases. J. Allergy Clin. Immunol. 116: 961–968.
    29. ROBINSON, D.S., M. LARCHE & S.R. DURHAM. 2004. Tregs and allergic disease. J. Clin. Invest. 114: 1389–1397.
    30. BLUMENTHAL, R.L. et al. 2001. Human alveolar macrophages induce functional inactivation in antigen-specific CD4 T cells. J Allergy Clin. Immunol. 107: 258–264.
    31. NELSON, H.S. 2004. Advances in upper airway diseases and allergen immunotherapy. J. Allergy Clin. Immunol. 113: 635–642.
    32. TILL, S.J. et al. 2004. Mechanisms of immunotherapy. J. Allergy Clin. Immunol. 113: 1025–1034.
    33. WACHHOLZ, P.A. & S.R. DURHAM. 2004. Mechanisms of immunotherapy: IgG Rvisited. Curr. Opin. Allergy Clin. Immunol. 4: 313–318.
    34. AKDIS, C.A., K. BLASER & M. AKDIS. 2006. Mechanisms of allergen-specific immunotherapy. Chem. Immunol Allergy. 91: 195–203.
    35. PASSALACQUA, G., C.LOMBARDI&G.W.CANONICA. 2004. Sublingual immunotherapy: an update. Curr. Opin. Allergy Clin. Immunol. 4: 31–36.
    36. WHEELER, A.W. & S.R.WORONIECKI. 2004. Allergy vaccines—new approaches to an old concept. Expert Opin. Biol. Ther. 4: 1473–1481.
    37. LINHART, B. & R. VALENTA. 2005. Molecular design of allergy vaccines. Curr. Opin. Immunol. 17: 646–655.
    38. BROWNELL, J. & T.B. CASALE. 2004. Anti-IgE therapy. Immunol. Allergy Clin. North Am. 24: 551–568.
    39. BUHL, R. 2005. Anti-IgE antibodies for the treatment of asthma. Curr. Opin. Pulm. Med. 11: 27–34.
    40. INFUHR, D. et al. 2005. Molecular and cellular targets of anti-IgE antibodies. Allergy. 60: 977–985.
    41. KON,O.M. et al. 2001. The effects of an anti-CD4 monoclonal antibody, keliximab, on peripheral blood CD4+ T-cells in asthma. Eur. Respir J. 18: 45–52.
    42. KROCZEK, R. & E. HAMELMANN. 2005. T-cell costimulatory molecules: optimal targets for the treatment of allergic airway disease with monoclonal antibodies. J. Allergy Clin. Immunol. 116: 906–909.
    43. LARCHE,M. et al. 1998. Costimulation through CD86 is involved in airway antigenpresenting cell and T cell responses to allergen in atopic asthmatics. J. Immunol. 161: 6375–6382.
    44. CHEN, Y.Q. & H.Z. SHI. 2006. CD28/CTLA-4-CD80/CD86 and ICOS-B7RP-1 costimulatory pathway in bronchial asthma. Allergy. 61: 15–26.
    45. GONZALO, J.A. et al. 2001. ICOS is critical for T helper cell-mediated lung mucosal inflammatory responses. Nat. Immunol. 2: 597–604.
    46. FRANCIS, J.N. & S.R. DURHAM. 2004. Adjuvants for allergen immunotherapy: experimental results and clinical perspectives. Curr. Opin. Allergy Clin. Immunol. 4: 543–548.
    47. HANSEN, G. et al. 2000. Vaccination with heat-killed Listeria as adjuvant reverses established allergen-induced airway hyperreactivity and inflammation: role of CD8+ T cells and IL-18. J. Immunol. 164: 223–230.
    48. LI, X.M. et al. 2003. Engineered recombinant peanut protein and heat-killed Listeria monocytogenes coadministration protects against peanut-induced anaphylaxis in a murine model. J. Immunol. 170: 3289–3295.
    49. ZUANY-AMORIM, C. et al. 2002. Long-term protective and antigen-specific effect of heat-killed Mycobacterium vaccae in a murine model of allergic pulmonary inflammation. J. Immunol. 169: 1492–1499.
    50. CHU, R.S. et al. 1997. CpG oligodeoxynucleotides act as adjuvants that switch on T helper 1 (Th1) immunity. J. Exp. Med. 186: 1623–1631.
    51. HORNER, A.A. & E. RAZ. 2002. Immunostimulatory sequence oligodeoxynucleotide-based vaccination and immunomodulation: two unique but complementary strategies for the treatment of allergic diseases. J. Allergy Clin. Immunol. 110: 706–712.
    52. HUSSAIN, I. & J.N. KLINE. 2003. CpG oligodeoxynucleotides: a novel therapeutic approach for atopic disorders. Curr. Drug Targets Inflamm. Allergy. 2: 199–205.
    53. BROIDE, D.H. 2005. Immunostimulatory sequences of DNA and conjugates in the treatment of allergic rhinitis. Curr. Allergy Asthma Rep. 5: 182–185.
    54. FOSTER, P.S. et al. 2002. Interleukins-4, -5, and -13: emerging therapeutic targets in allergic disease. Pharmacol. Ther. 94: 253–264.
    55. CHUNG, K.F. 2003. Individual cytokines contributing to asthma pathophysiology: valid targets for asthma therapy? Curr. Opin. Investig. Drugs. 4: 1320–1326.
    56. STEINKE, J.W. 2004. Anti-interleukin-4 therapy. Immunol Allergy Clin. North Am. 24: 599–614.
    57. KAY, A.B. & A.D. KLION. 2004. Anti-interleukin-5 therapy for asthma and hypereosinophilic syndrome. Immunol. Allergy Clin. North Am. 24: 645–666.
    58. YANG, G. et al. 2004. Anti-IL-13 monoclonal antibody inhibits airway hyperresponsiveness, inflammation and airway remodeling. Cytokine 28: 224–232.
    59. NAKAMURA, Y. & M. HOSHINO. 2005. TH2 cytokines and associated transcription factors as therapeutic targets in asthma. Curr. Drug Targets Inflamm Allergy. 4: 267–270.
    60. GAUVREAU, G.M. et al. 2003. The effects of an anti-CD11a mAb, efalizumab, on allergen-induced airway responses and airway inflammation in subjects with atopic asthma. J. Allergy Clin. Immunol. 112: 331–338.

    Sağlıklı günler dileğiyle,

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Alerjik hastalıklar ve otoimmün hastalıklar : birlikte mi, ayrı mı?

    İmmün sistem (bağışıklık sistemi) anormalliklerinde genel olarak üç durum karşımıza çıkar: immün yetmezlik sendromları, alerjiler ve otoimmün hastalıklar. Aslında immün yetmezlik sendromları ile otoimmün hastalıklar arasında birliktelikler (örn: selektif IgA eksikliği veya sık değişken immün yetmezlik tabloları ile birlikte giden otoimmün hastalıklar gibi) uzun zamandır bilinmektedir. Ancak alerjik hastalıklar ile otoimmün hastalıkların ilişkili olabileceğine dair bilgiler yenilerde dikkat çekmektedir.

    Alerji asıl itibari ile basit olarak dış kaynaklı zararsız proteinlere (antijen/antijenlere) verilen anormal ve abartılı immün cevap olarak tanımlanabilir. Otoimmünite ise iç kaynaklı antijen/antijenlere verilen anormal cevaplardan kaynaklanmaktadır. Ancak; alerjik hastalıklar ile otoimmün hastalıklar arasında net bir sınır çizmek de çok mümkün değildir. Örneğin; deneysel olarak romatoid artrit de, alerjik ansefalomyelit de dış kaynaklı antijenlerle oluşturulabilir; bunun yanında kronik alerjik hastalıklar esnasında zamanla otoantijenlere (iç kaynaklı, yani kişinin kendine ait antijenlerine) de duyarlanma gözlenebilir ve otoimmün komponent de orijinal duruma eklenebilmektedir.

    Hem alerjiler hem de otoimmün hastalıklar hipersensitivite (aşırı duyarlılık) ya da immünopatolojik (immünolojik anormal) durumlar olarak sınıflandırılabilirler. Sonuç itibari ile iki durumda da içsel ya da dışsal herhangi bir antijen ile başlayan aşırı verilmiş bir immün cevap ve ardından doku ya da organ hasarı mevcuttur.

    Her iki durum da doğumsal genetik etkiler ve eklenen çevresel faktörler (enfeksiyonlar, ilaçlar, kimyasallar, gıdalar, UV radyasyon vb.) ile oluşmaktadır. İkisi arasındaki önemli olabilecek belki de tek doğal fark; otoimmün hastalıklarda antijen elimine edilememektedir ve hastalık kronik bir durumda devam etmektedir. Ancak alerjik hastalıklarda ise orijinal antijenden uzak durulsa da hastalık kronik bir hal alabilir (kronik bronşiyal astım, kronik atopik dermatit ve kronik ürtiker gibi).

    Bir çok hastalığın oluşum mekanizmalarının basitçe anlaşılabilmesi için Th1/Th2 immün cevap hipotezleri kullanılmaktadır. İki immün cevap arasında karşılıklı ve ters bir ilişki olduğu bilinmektedir. Örneğin; Th2 immün cevapla ilişkili bir hastalığı olan kişide, Th1 immün cevap ile ilişkili başkaca bir hastalığın daha nadir görüldüğü bilinmektedir. Otoimmün hastalığı olanlarda bazı atopik (alerjik) hastalıkların daha az görüldüğünü gösteren ve bu hipotezi destekleyen bazı araştırmalar vardır (1,2). Bu bulguların tersine bazı durumlarda her iki hastalığın paralel bir şekilde gittiğini gösteren araştırmalar da vardır (3). Ek olarak; çocuklarda var olan bazı alerjik hastalık durumlarında tiroid peroksidaz enzimine karşı artmış bir otoantikor (anti-TPO) görülme sıklığı (4) ve yüksek düzeylerde antikardiyolipin antikor (ACA) varlığı (5) gözlemlenmiştir.

    Dolayısıyla alerjiler ve otoimmüniteler hem paralel hem de aynı zamanda görülebilen durumlar olabileceği gibi bazı farkları da bulunmaktadır.

    Bu makalede alerjik hastalıklar ve otoimmün hastalıklar arasındaki benzerlikler, farklılıklar ve ikisi arasındaki ilişkilerden bahsedeceğim.

    Alerjik veya otoimmün hastalığın gelişiminde rol oynayan faktörler:

    Her iki durumda da genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğu mekanizmalar sorumludur.

    İçsel faktörler:

    İmmunopatolojik hastalıkların ortaya çıkışını etkileyen esas faktörler HLA (doku tipi) genleri, sitokin (hücre-hücre arasında haber taşıyan küçük proteinler) kodlayan genler ve hormanal faktörlerdir. Ancak; net olarak hem alerjik hem de otoimmün hastalığın belli bir genetik temel üzerinde birlikte oluştuğuna dair yeterli veri yoktur.

    Genetik etkiler:

    Alerjik ve otoimmün hastalıklarda genetik faktörlerin rolü, bu hastalıkların tek yumurta ikizlerinde daha yüksek sıklıkta (%25-80) olmasıyla ortaya konulmuştur. Bunun yanında ebeveynlerinde atopik hastalık olan çocuklarda alerjik hastalık riski de artmıştır. Ebeveynlerin her ikisinde alerjik hastalık varsa çocukta risk %75’ e kadar çıkar.

    İnsan genom çalışmalarında çeşitli hastalıkların kaynağıyla ilgili bütün kromozomlarda çok sayıda gen oldugu gösterilmiştir (6). Belli genler, belli hastalıklar için karakteristiktir (örn: ankilozan spondilit için HLA B27; astım için ADAM33).

    HLA Sistemi

    Özgül immün cevap, vücudun kendisine ait ya da yabancı antijenin HLA molekülleri ile T lenfositlere sunumu ile başlar. HLA genleri insan genomunun en çok değişkenlik gösteren bölümünü oluşturur. Daha önceki çalışmalarda otoimmün ve alerjik hastalıklarda kişisel gen değişkenliği sıklığı yoğun olarak çalışılmıştır. Bazı HLA ile ilişkili hastalıklar yalnızca allel ile ilişkilidir (ankilozan spondilit ve HLAB27’ de olduğu gibi); oysa bazıları da HLA sınıf 1 ve 2’ nin bir çok gen allelinin polimorfizmiyle ilişkilidir (Tip 1 DM ve MS’ de olduğu gibi) (6). Bunun yanında bazı alleller immünopatolojik yanıtın başlangıcında bir risk oluştururken bazı alleller de koruyucudur (7). Diğer taraftan aynı allelin bir hastalık için risk oluştururken, diğer hastalıklar için koruyucu olduğu gösterilmiştir. Örneğin; HLADR B1-07 alerjik rinit (8), astım (9) ve atopik egzema (10) ile birliktedir. Yine aynı allel mite alerjisinin ortaya çıkışında ve arı alerjisi gelişmesinde önemli bir rol oynarken, Basedow Graves ve immün trombositopeni gibi otoimmün hastalıkların gelişmesini önleyicidir (11,12).

    Sitokinleri Kodlayan Genler ve Onların Reseptörleri

    Sitokinler hem fizyolojik hem de patolojik bir immün reaksiyonun düzenlenmesinde anahtar rol oynarlar. Sitokinler ve reseptörlerine ait genler tüm genomik yapı içine dağılmıştır. Sitokin genlerinin fonksiyonel değişkenliği belli bir sitokinde eksik, yetersiz veya fazla üretime neden olabilir. Bu durumda Th1/Th2 dengesinde değişiklikler oluşur. Sitokin gen değişkenliği ile Th1/Th2 aracılıklı hastalıklar arasında birliktelikler olduğu birçok çalışmada iddia edilmiştir. Ancak buna rağmen; Th1/Th2 paradigmasının tüm otoimmün ve alerjik hastalıkların patogenezinde sorumlu olmadığı da iyi bilinmektedir (7). Son dönemlerde regülatuvar T (Treg = düzenleyici T) lenfositler ve Th17 hücreleri de tanımlanmıştır; bu hücreler de otoimmün ve alerjik hastalık oluşması ile ilgili değişik roller almaktadırlar.

    Sitokin ve reseptörlerinin genlerine ait değişkenlikler anormal immün reaksiyonların gelişimi için kritik genetik faktörler olarak görülmektedirler; alerjik ve otoimmün hastalıkların sıklığı ile ilişkilidir.

    Eksternal (Dışsal) Faktörler:

    Alerjik bulgular, belli bir alerjenin tetiklediği imunopatolojik reaksiyonun sonucu ortaya çıkar. Alerjenden tamamen kaçınma ya da maruziyetin bitmesinden sonra klinik semptomlar genellikle kaybolur. Ancak bazı alerjenlerden uzak durmak mümkün değildir; bu yüzden bazı atopik hastalıklar kroniktir. Öte yandan atopiye genetik yatkınlığı olan kişiler çoklu alerjiler geliştirebilir. Alerjen dışındaki eksternal faktörler de belli antijenlere karşı duyarlılığın hızla gelişmesine yol açabilirler (örn: enfeksiyöz hastalıklar ve toksik ajanlar ile mükoz membranların harabiyeti sonucu alerjenlerin vücuda girişinde artış ile).

    Otoimmün hastalıklar ve alerjide enfeksiyon, iki farklı şekilde rol oynar: Hem bir tetikleyici olarak, hem de koruyucu faktör olarak. Alerjik hastalıklardaki bir çok epidemiyolojik ve deneysel çalışma sonucu ortaya çıkan “hijyen teorisi” burada örnek gösterilebilir. Diğer taraftan alerjik hastalıklarda bir enfeksiyon ya da itihabın oluşması alerjik bulgulara yol açabilir veya var olan bulguların kötüleşmesine yol açabilir.

    Otoimmün hastalıklarda da infeksiyonlar tetikleyici mekanizma olarak çok önemli eksternal faktörlerdendir. Dolayısıyla, enfeksiyonlar otoimmün bir hastalığın oluşumuna yol açabilir. Enfeksiyon hastalıklarından bir süre sonra otoimmün hastalığın klinik bulguları ortaya çıkabilir. Bunun yanında aynen alerjilerde olduğu gibi hijyen teorisine göre bazı enfeksiyonlar otoimmün hastalık gelişimine karşı koruyucu olabilir.

    İlaçlar, kimyasallar, UV ışınları otoimmün hastalık sıklığını arttırabilir. Bu durum içsel antijenlerin modifikasyonu (değiştirilmesi) ve düzenleyici mekanizmaların harabiyetinden dolayı olabilir. Aynı şekilde ilaçlar ya da bazı kimyasallara aşırı duyarlılık, alerji bulguları ortaya çıkarabilir. Tüm bunlara ek olarak; nadir de olsa, otoimmün hastalıklar, alerji tedavisi sırasında da oluşabilir. Örneğin: Alerjen spesifik immünoterapi sonrası Sjögren sendromu gelişimi rapor edilmiştir (13).

    OTOİMMUN VE ALERJİK HASTALIKLARDA DOKU YIKIMININ ORTAK MEKANİZMALARI

    Tip 1 İmmünopatolojik Reaksiyon:

    Alerjik hastalıkların çoğunun temeli Coombs ve Gel’ sınıflamasındaki tip 1 immünolojik anormal reaksiyondur. Bu tip reaksiyonda alerjenlere karşı IgE denilen antikor üretilir; bu antikorun alerjenle bazı hücre yüzeylerinde birleşmesi sonucu zararlı enzimler ve prıteinler salgılanması ile reaksiyon başlar. İmmün yanıtın bu tipi doku harabiyetine yol açabilirse de otoimmün hastalıklarda henüz bu tip bir yanıt sadece deney hayvanlarında gösterilebilmiştir (14). Bunun yanında bazı çalışmalarda otoimmün hastalıklarda IgE artışının var olduğu gösterilmiştir (15)

    Tip 2 İmmünopatolojik Reaksiyon:

    IgG ve IgM tipi antikorlar aracılığıyla oluşan bir durumdur. IgM antikorları koplemanı aktive ederek antikor aracılı hücresel toksisite (ADCC)’ ye yol açar. İlaç alerjileri ve birçok otoimmün hastalık bu tip reaksiyonlara bağlı olarak gelişir.

    Tip 3 İmmünopatolojik Reaksiyon:

    Antikor-antijen birleşmesi sonucu oluşan immün kopleksler aracılığı ile oluşur. Oluşan immün kompleksler fagositler ile uzaklaştırılamaz ve damar duvarı, böbreklerde glomerüller, eklem sinovyası gibi dokularda depolanır. İmmün kopleksler fagositlerin Fc reseptörlerine bağlanır veya komplemanı tetikleyerek reaksiyona neden olur. Bu da iltihapla sonuçlanır (SLE, RA, PAN, glomerülopatiler, serum hastalığı, alerjik alveolit gibi).

    Tip 4 İmmünopatolojik Reaksiyon:

    Geçikmiş tip aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak adlandırılır. Antijenle karşılaşmayı takiben 48 saatte gelişir. Th1 lenfosit, monosit ve makrofaj sistemine bağlı olarak oluşur. Granülom oluşumu, sarkoidoz ve mikobakteriyel enfeksiyonlarda (Tüberküloz gibi) olduğu gibi meydana gelir. Alerjik temas dermatiti, Tip 1 Diyabet, multipl skleroz bu tip immün reaksiyonlar sonucu oluşurlar.

    ALERJİK VE OTOİMMUN HASTALIKLARDA TEDAVİ UYGULAMALARI

    Alerjik hastalıklarda altın standart alerjenden uzak durmaktır. Halbu ki Çöliak hariç otoimmün hastalıklarda bu pek mümkün değildir. Çünkü antijen içsel proteinlerdir. Buna rağmen genel anlamda bakılırsa, hem alerjik hastalıklarda hem de otoimmün hastalıklarda kullanılan tedavi, kortikosteroid (kortizon) ve immünosüpresyon (bağışıklık sistemi baskılanması) yanında monoklonal antikorlar içeren biyolojik ajanlardır.

    Ancak; alerjik ve otoimmün hastalıklarda temel tedavi stratejileri farklı olabilir. Alerjik hastalıklarda; mümkünse alerjenden kaçınma ve alerjen immünoterapisi (alerji aşısı) ana tedavidir. Bunun yanında alerjik hastalıkların hafif ve ağır tiplerinde immünosüpresif (bağışıklık sistemini baskılayıcı) ilaç kullanılabilir. Otoimmün hastalıklarda ise temel olarak kortikosteroid ve immünosüpresifler tedavide ilk seçenektirler. Otoantijen immünoterapisi de diğer olası tedavi stratejileri arasındadır.

    SONUÇ

    1. Alerjik hastalıklar, eksternal (dış kaynaklı) bir antijene (alerjen) verilen aşırı immün yanıt sonucu oluşurlar. Otoimmün hastalıklar ise genel olarak internal (iç kaynaklı) bir antijene karşı oluşur. Otoimmün hastalıkta antijenin eksternal uygulanması ile de meydana gelebilir.

    2. İmmün sistemin düzenlenmesinde ortaya çıkan bir çok anormallik her iki patolojik durumun oluşmasında etkili olabilir.

    3. Her iki immünopatolojinin benzer klinik bulguları olabilir ve ayırıcı tanıda zorluklar olabilir. Alerji, otoimmün hastalığı taklit edebilir.

    4. Hem alerjik hastalık hem de otoimmünite aynı hastada ortaya çıkabilir.

    5. Benzer tedaviler her iki patolojik durumda da kullanılabilir.

    Kaynaklar:

    1- Meerwaldt R, Odink RJ, Landaeta R, Aarts F, Brunekreef B, Gerritsen J, et al. A lower prevalence of atopy symptoms in children with type 1 diabetes mellitus. Clin Exp Allergy 2002;32:254-5.

    2- Hartung AD, Bohnert A, Hackstein H, Ohly A, Schmidt KL, Bein G. Th2-mediated atopic disease protection in Th1-mediated rheumatoid arthritis. Clin Exp Rheumatol 2003;21:481-4.

    3- Edwards LJ,Constantinescu CS. Aprospective study of conditions associated withmultiple sclerosis in a cohort of 658 consecutive outpatients attending a multiple sclerosis clinic. Mult Scler 2004;10:575-81.

    4- Lindberg B, Ericsson UB, Fredriksson B, Nilsson P, Olsson CM, Svenonius E, et al. The coexistence of thyroid autoimmunity in children and adolescents with various allergic diseases. Acta Paediatr 1998;87:371-4.

    5- Ricci G, Maldini MC, Patrizi A, Pagliara L, Bellini F, Masi M. Anticardiolipin antibodies in children with atopic dermatitis. J Autoimmun 2005;24:221-5.

    6- Shiina T, Inoko H, Kulski JK. An update of the HLA genomic region, locus information and disease associations: 2004. Tissue Antigens 2004;64: 631-49.

    7- Bart??ková JŠA, Kayserová J. Alergie a autoimunita-jin a jang imunopatologie. Alergie 2006;2:107-16.

    8- Yang L, Zhang Q, Zhang P. Analysis of HLA-DRB1 allele polymorphism for patients with allergic rhinitis. Zhonghua Er Bi Yan Hou Ke Za Zhi 1999;34:147-9.

    9- Moffatt MF, James A, Ryan G, Musk AW, CooksonWO. Extended tumour necrosis factor/HLA-DR haplotypes and asthma in an Australian population sample. Thorax 1999;54:757-61.

    10- Saeki H, Kuwata S, Nakagawa H, Etoh T, Yanagisawa M, Miyamoto M, et al. HLA and atopic dermatitis with high serum IgE levels. J Allergy Clin Immunol 1994;94:575-83.

    11- Inaba H, MartinW, De Groot AS, Qin S, De Groot LJ. Thyrotropin receptor epitopes and their relation to histocompatibility leukocyte antigen-DR molecules in Graves’ disease. J Clin Endocrinol Metab 2006;91: 2286-94.

    12- El Neanaey WA, Barakat SS, Ahmed MA, El Nabie WM, Ahmed ME. The relation between HLA-DRB1 alleles and the outcome of therapy in children with idiopathic thrombocytopenic purpura. Egypt J Immunol 2005;12:29-38.

    13- Turkcapar N, Kinikli G, Sak SD, Duman M. Specific immunotherapy induced Sjogren’s syndrome. Rheumatol Int 2005;26:182-4.

    14- Charles N, Hardwick D, Daugas E, Illei GG, Rivera J. Basophils and the T helper 2 environment can promote the development of lupus nephritis. Nat Med. 2010;16:701-7.

    15- Rebhun J, Quismorio F Jr, Dubois E, Heiner DC. Systemic lupus erythematosus activity and IgE. Ann Allergy. 1983;50:34-6.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Söyleşi tadında alerjik hastalıklar!

    – Alerji denilen hastalığı kısaca anlatır mısınız?

    – Alerji, genetik olarak yatkın kişilerde alerjen denilen protein yapısındaki bazı yabancı maddelere karşı bağışıklık sisteminin aşırı cevap vermesi ve bunun sonucunda da vücuda zararlı olan bir takım maddelerin ortaya çıktığı hastalıklar grubudur. Alerjen denilen protein yapıdaki yabancı maddeler aslında normalde vücudumuzun bağışıklık sistemi tarafından büyük reaksiyonlar olmadan bertaraf edilirler. Ancak alerjik kişilerde bu tür proteinlere karşı immünglobülin E tipinde antikor yanıtı olur. Bu antikorların alerjenle daha sonra karşılaşma sonucu girdiği reaksiyon sonucu bazı hücrelerden özellikle histamin gibi bazı maddeler açığa çıkar. Yine alerjenle karşılaşılan alana başta eozinofil dediğimiz hücreler gelirler. Bu hücreler ve ortaya çıkan maddeler, kişinin kendi dokularına zarar vermeye başlar. Sonuç olarak hapşurma, burun akıntısı gibi bulgularla karakterize saman nezlesi; nefes darlığı, solunum güçlüğü gibi bulgularla karakterize astım ve benzeri diğer hastalıklar ortaya çıkar.

    – Alerji için neden çağımızın hastalığı deniyor? Günümüzde alerjilerde artış yaşanmasının sebepleri nelerdir? Dünyada en sık ratlanan hastalıklar arasında ilk sıralarda olduğu ve türlerinin de arttığı söyleniyor. Doğru mu?

    – Gerçekten son dönemde alerjik hastalıklarda artış görülmektedir. Çağımız modern yaşamın getirisi olarak özellikle hijyen kurallarının sıkıca uygulamaktayız. Bunun yanında antibiyotik tedavileri gibi tedavilerle enfeksiyonların çok iyi kontrol etmekteyiz. Bu sebeplerle vücudun bağışıklık sistemi tabir yerindeyse güçlenemez. Bu hastalıklar için “hijyen hipotezi” denilen bir düşünce yıllar önce ortaya atılmıştır. Bu hipoteze göre özellikle sosyo-ekonomik olarak yüksek düzeyde yaşayan ve hijyen kurallarına çok sıkı dikkat edilen ülkelerin vatandaşlarında alerjik hastalıklar sıkça görülmektedir. Tersine maalesef daha kötü koşullarda yaşayan toplumlarda alerjik hastalıklar daha az görülmektedir. Bu hipotez bir çok toplumsal çalışma ile de kanıtlanmıştır. Bu durumun sebebi kısaca şöyle açıklanabilir: Bağışıklık sistemimizin yönlendiricisi olan özellikli iki yardımcı T lenfosit tipi hücre vardır. Bunlardan 1. tip yardımcı T lenfosit enfeksiyonlarla savaşır, 2. tip olan ise antikor üretimi ve de alerjik hastalıkların oluşumunda önemli roller oynar. İki hücre esasen birbirini baskılar. Yani yaşamın erken dönemlerinde enfeksiyon geçiren kişilerde 1. tip yardımcı T lenfositler güçlenmekte ve 2. tiptekileri baskılamaktadırlar. Böylece alerjik hastalık gelişme riski düşmektedir.

    Tüm bunlara ek olarak, sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan hava kirliliği; yine modern yaşamın getirdiği hazır gıda sektörü ve bu sektörde kullanılan katkı ve koruyucu maddelerle temasımızın artması; ayrıca aktif ve pasif sigara içiciliği alerjik hastalıklara olan meyilimizi arttırmaktadır. Başkaca benzer sebeplerin de katkısı ile alerjik hastalık görülme sıklığı gerçekten giderek artmaktadır.

    Dünyada en sık rastlanan ilk sıralardaki hastalık demekten ziyade belki de alerjik hastalıklar şu an için toplumda en sık rastlanan ilk sıradaki hastalıklardır. Çünkü topluca bakıldığında sıklığının % 30’ u aştığı söylenebilir. Yani toplumdaki üç kişiden biri hayatının bir döneminde alerjik bir hastalık göstermektedir.

    – Günümüzde alerjilerde artış yaşanmasının sebepleri nelerdir? Enfeksiyon hastalıklarında azalma oldukça alerjiler de artış olduğu doğru mu?

    – Daha önce de bahsettiğim gibi bu gerçekten doğrudur. Alerjik hastalık mekanizması ile enfeksiyonlara karşı koyan bağışıklık sistemi mekanizması birbirine ters olarak çalışmaktadır. Bu da enfeksiyon hastalıklarının azalması ile bağışıklık sisteminde 2. tip yardımcı T lenfositlere kayma ile sonuçlanır. Bu sebeple maalesef alerjik hastalıklarda artış ortaya çıkmaktadır.

    – Alerji türleri nelerdir? Bunlar arasında en yaygın olanları hangileridir? Hangi alerjiler, daha çok kimlerde görülüyor Cinsiyete göre, kadın-erkek-çocuk, ya da yaşa göre gruplama yapılabilir mi?

    – Alerjik hastalıklar kabaca, solunum yolunun alerjik hastalıkları, gıda alerjileri, böcek alerjileri ve ilaç alerjileri olarak sınıflanabilir. Bu alerjilerin bir kısmında cilde ve mide barsak sistemine ait bulgular da görülebilir. Bunun dışında özellikle arı sokması alerjisi gibi olayalarda maalesef tüm vücut ve özellikle solunum ve dolaşım sistemi etkilenerek ölümler ortaya çıkabilir. Solunum yolunun alerjik hastalıklarını saman nezlesi (alerjik rinokonjunktivit) ve alerjik astım olarak inceliyoruz. Bu hastalıklar toplumda gerçekten sıkça görülmektedir. Ülkemizde saman nezlesi bazı bölelerimizde neredeyse % 20 oranında görülmektedir. Bu da gerçekten son derece sık görüldüğünü göstermektedir. Alerjik astım ise yaşa göre değişmekle birlikte yaklaşık % 2-8 civıranda görülmektedir.

    Bebekilk döneminde daha çok derinin alerjik hastalıkları karşımıza çıkmaktadır. Bunların bir çoğu da gıdalara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Yaş biraz ilerledikçe saman nezlesi ve alerjik astım sıklık açısından atak yapmakta ve öne geçmektedir. Ergenlikte ve genç erişkinlikte de en sık saman nezlesi ve astımı görmekteyiz. Bunun dışındaki alerjiler genel olarak her çağda görülebilmektedir. Kadın erkek ayrımı tam olarak yapılmasa da kadınlarda alerjik hastalıkların erkeklerden daha sık görüldüğü aşikar bir durumdur.

    – Teşhis ve tanı nasıl konuluyor? Belirtiler neler, kişiye göre değişir mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılır?

    – Doğru teşhis mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı hekim tarafından konulabilir. Bunun yolu da iyi bir hastalık hikayesi, muayene bulguları ve doğru ve yerinde uygulanan alerji testleri ile konulabilir. Bu vesile ile üzerine basa basa belirtmeliyim ki alerji testleri mutlaka bir alerji ve immünoloji ihtisası yapmış uzman tarafından yapılmalı ve değerlendirilmelidir. Belitiler, saman nezlesinde hapşurma, burun akıntısı, sulu burun akıntısı, burunda kaşıntı, gözlerde yanma, sulanma, kaşıntı gibi karşımıza çıkmaktadır. Alerjik astımda da öksürük, nefes darlığı, hırıltılı ya da hışıltılı solunum şeklinde bulgular olabilir. Gıda alerjileri daha çok mide barsak bulguları ve deride kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık gibi bulgular vermektedir. İlaç ve böcek alerjileri ise ölüme kadar giden ağır bulgularla karşımıza çıkmaktadır. Bulgular tabiidir ki kişiden kişiye fark göstermektedir.

    Alerji testleri kanda yapılabildiği gibi daha değerli olan deride yapılan alerjen uygulamaları ile yapılır. Bizler pratikde en çok “alerji prick testi” dediğimiz testleri kullanıyoruz. Bu testler uygulaması kolay, can yakmayan ve son derece güvenilir sonuçları olan testlerdir. Testin sonucunun hastanın kliniği ile örtüştürülmesinde alerji ve immünoloji uzmanlarının sanatı işin içine girmektedir. Test sonuçları çok küçük nüanslar gösterebilir. Bunların klinik anlamları ve hangisinin kıymetli olduğu da bir alerji ve immünoloji uzmanı tarafından yorumlanır. Hasta ona göre yönlendirilir. Maalesef halen tıbbi pratik uygulamalarda testin kolay uygulanabilmesi nedeni ile profesyonel olmayan kişilerce uygulandığına ve hastaların son derece yanlış yönlendirildiğine şahit olmaktayız. Bu vesile ile hastalarımızı tekrar uyarmak istiyorum; alerji deri testlerinizi mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanına yaptırınız ve yorumlatınız. Önemli olan testin, alerjenleri damlatarak kolların bir iğne ya da aplikatörle delinmesi sonucu elde edilen sonuçlar değil; ortaya çıkan bu deri testi pozitifliklerinin kinikle örtüştürülmesi ve sorumlu alerjen ya da alerjenlerin saptanmasıdır. Bunun için çok ciddi bir alerji ve immünoloji tecrübesi gereklidir. Çünkü; buradan elde edilecek sonuçlar hastanın radikal (köklü) tedavisi için hem hastaya hem de hekime fikir verecektir. Bu sonuçların yorumlanması ile hastanın köklü bir şekilde hastalığından kurtulması ve bekli de ölümcül sonuçlar doğuracak durumların (astım ve anafilaksi gibi) önüne geçmek mümkün olacaktır.

    – Alerjiye yol açan etkenler neler?

    – Alerjiye yol açan etkenlere daha önce belirttiğim gibi “alerjen” diyoruz. Ev tozu içinde bulunan akar dediğimiz küçük böcekçiklerin çıkartıları, polenler, küf mantarları, hayvan tüyleri ve havyasal bir takım çıkartılarda bulunan protein yapıdaki maddeler, gıdalarda bulunan protein özellikli maddeler ve bazı ilaç molekülleri alerjik etkili olabilirler.

    – Alerjilerin tedavisi mümkün mü?

    – Alerjilerin tedavisi tabii ki mümkündür. Ancak bu tedaviyi bir alerji ve immünoloji uzmanı üstlenmelidir. Bazı hastalıklarda bir takım ilaçlar kullanılabildiği gibi, özellikle arı sokması alerjilerinde ve solunum yolunun alerjik hastalıklarında alerji ve immünoloji hekimi tarafından karar verilmesi gerekli olan aşı tedavisi uygulanabilir. Aşı tedavisi doğru, zamanında ve yerinde uygulandığından son derece başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

    – Alerjenlerden nasıl korunulur?

    – Alerjik rinit, alerjik astım hakkında da biraz bilgi verebilir misiniz? Bunlar geçici midir? Alerjik hastalıklar genetik midir?

    – Bu sorunun da cevabı sitemizde yer almakta. Lütfen okuyunuz ve durumunuzu belirleyiniz…

    – Ülkemizde alerjik hastalıklar konusunda ne aşamadayız?

    – Ülkemiz alerjik hastalıkların hiç de azımsanmayacak sıklıkta görüldüğü bir coğrafyadır. Bu konu ile ilgili olarak az sayıda uzman olmasına rağmen verilen hizmet dünya standartlarındadır. Alerji ve immünoloji uzmanlarımız her yıl ulusal ve uluslar arası toplantılara katılmakta ve tıbbi literatür ve uygulamaları yakından takip etmekte ve hatta uluslar arası bu uygulamalara yön veren kuruluşlarda görev almaktadırlar. Bu nedenle ülkemiz alerji ve immünoloji uzmanları son derece yetkin durumdadırlar.

    Ben de kliniğimde çok yoğun bir şekilde alerji pratiği ile uğraşmaktayım. Bunun dışında üniversite ortamında yaptığımız çalışma ve araştırmalar ile hem ulusal hem de uluslar arası saygın tıp dergilerinde yayın yapmaktayız. Hastalığın hem klinik bulguları, hem oluşum mekanizmaları hem tedavi modelleri çalışma alanlarımızın odak noktalarını oluşturmaktadır. Hastalığın sadece vücut fonksiyonları değil kişinin yaşam kalitesini de bozduğu bir gerçektir. Bu konuda da çalışmalarımız vardır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Alerjik rinit ( saman nezlesi )

    Rinit, burun içi mukozanın iltihabi bir rahatsızlığı olup çeşitli sebeplere bağlı olabilir. Enfeksiyöz, non-enfeksiyöz, alerjik ve non-alerjik rinit olarak incelenebilir. Alerjik rinit (AR=saman nezlesi) en sık görülen tipi (%10-25) olup; diğer alerjik hastalıklar gibi giderek artan sıklıkta karşımıza çıkmaktadır. Saman nezlesi, klinik olarak mevsimsel, yıl boyu süren ve yıl boyu sürüp mevsimsel artışlar gösteren klinik bulguları nedeniyle üç grupta incelenebilir.

    Bu sınıflamanın yanı sıra günümüzde bulguların devamlılığı, ciddiyeti ve yaşam kalitesi parametrelerini baz alan intermitan (aralıklı) veya persistan (devamlı); hafif ya da orta/ağır sınıflamaları da kullanılmaktadır. Saman nezlesi, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, hapşurma, burun kaşıntısı bulgularının en az ikisi veya daha fazlası ile karakterizedir. Bulgular günde bir saatten fazla sürmelidir. Hastalıktan sorumlu alerjenler; polenler, küf mantarı sporları, ev tozu akarları, havyan kaynaklı proteinler ve hamam böceği çıkartılarıdır. Nadiren gıda alerjenleri de saman nezlesi gibi solunum yolu alerjilerine neden olabilir. Saman nezlesinde tanı, bu hastalığa ait özel bazı sorularla alınan ayrıntılı bir hastalık hikayesi; burun, sinüsler, boğaz bölgesi ve akciğerlerin ayrıntılı muayenesi ile birlikte genel bir fizik muayene ile beraber laboratuar testleri yardımı ile konulabilir.

    Hastadan şikayetler öğrenilirken kapalı uçlu sorular (Burun tıkanıklığı var mı? Burunda su gibi akıntı var mı? Burunda kaşıntı var mı? Hapşurma var mı? gibi) sorularak durum netleştirilebilir. Bunun yanında hastada olabilecek göz, kulak, boğaz ve sinüslere ait bulgular sorulmalıdır. Üst hava yolunun böylece sorgulanmasından sonra, alerjik astım için de büyük risk altında olan bu hasta grubunda öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, astım nöbeti gibi astıma ait bulguların da sorgulanması mutlaka gereklidir. Hastaların soygeçmişleri de yol gösterici olabilir. Ailede başka bireylerde alerjinin var olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Saman nezlesi olan bir hastanın ailesinde de genellikle alerjik hastalık (rinit, astma, atopik dermatit gibi) olabilir. Mevsimsel özellikli saman nezlesi olan hastalarda burunda su gibi akıntı ve hapşurma en önde giden bulgulardır; buna rağmen yıl boyu alerjik nezlesi olan vakalrda ise daha sıklıkla burun tıkanıklığı bulgusu görülür. Hastaların bulgularının oluşma dönemleri de önemlidir. Polenler saman nezlesinin en önemli nedenidirler. Bu nedenle polen alerjisine daha hastalık hikayesi alınırken tanı konulabilir.

    Ülkeden ülkeye, bitki örtüsü ve iklim çeşitliliğine göre farklılıklar göstermekle birlikte çoğunlukla polenler kış haricinde diğer mevsimlerde mevs,msel saman nezlesine neden olabilmektedir. Ülkemizde ağaç polenleri en erken polenizasyona ve bulgulara neden olan alerjenlerdir. Ağaç polenlerinin Şubat ayının ortasından başlayıp Nisan ayı sonuna kadar polenizasyon yaptığı bilinmektedir. Çayır otu polenleri ise Mayıs ayı ortasından Ağustos ayı başına kadar polenizasyon yaparlar. Son baharda (Temmuz ayı ortalarından Ekim ayına kadar) ise yabani ot polenleri bulguların oluşmasından sorumlu alerjenlerdir. Mantar sporları da önemli bir alerjik nezle etkeni olup yıl boyu önemli alerjen kaynağı olabilirler. Ancak; daha çok Mayıs ve Ekim ayları arasında en çok karşılaşılırlar. Muayenede burunla birlikte diğer üst solunum yolu da dikkatlice gözden geçirilmelidir.

    Baş boyun, göğüs ve komşu bölgelerin de muayenesi yapılmalıdır. Alerjik nezle tanısı; hikaye ve iyi bir muayene ardından yapılacak testlerle desteklenmelidir. Bugün için birçok alerjen deri testlerinde uygulanmak üzere standardize edilmiş halde hazırlanmıştır. Bu test materyalleri ile uygulanabilecek en güvenilir test deri prick testidir. Ancak test mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanınca yapılmalı ve yorumlanmalıdır. Testin duyarlılığı ve özgüllüğü oldukça yüksek olup kolayca tekrar edilebilir olması en önemli avantajlarıdır. Hastalar en az 1 hafta-10 gün önce eğer alıyorlarsa antihistaminik (alerji ilaçları), antidepresan, grip ilaçları gibi tedavilerini kesmelidirler. Test esnasında pozitif ve negatif kontrol mutlaka uygulanmalıdır. İntradermal testler nadiren gerekli olabilir. Bunlar dışında kanda eozinofili (alerjik reaksiyonlardaki hücreler) ve total IgE (alerji antikoru) araştırmaları çok sınırlı yararları olan testlerdir. Hastalarda tarama testi olarak multi-RAST ya da phadiotop yöntemi denilen yöntemlerle sık rastlanan alerjenlere özgül IgE antikorlarının araştırılması kullanılabilir. Deri prick testinden korkan küçük çocuklar, antihistaminik tedavisini kesemeyen, birlikte lezyonlu deri hastalığı olanlar veya dermografizmi olan hastalar için alerjene özgül IgE’ ler bir miktar kan alınarak araştırılır.

    Bu amaçla ELISA, FAST ve RAST gibi testler kullanılır. Ancak bu testlerin duyarlılığı deri testlerine göre daha azdır. Burun akıntısından alınan sürüntü materyalinin eozinofili açısından incelenmesi de destekleyici olabilir. Non-spesifik ya da alerjenle uygulanan nazal provakasyon testi (burun uyarı testi) de son derece duyarlı bir test olup; hastalığın gidişini takip etmek amacıyla da kullanılabilir. Spesifik nazal alerjen provakasyon testleri son derece kıymetlidir; ancak, pahalı ekipmanlar gerektirmesi ve zaman alması açısından günümüzde halen daha çok araştırmalar için kullanılmaktadır ve rutin uygulaması kısıtlıdır. Özellikle mesleksel rinitin tanısında da faydalı olabilir. Radyolojik incilemeler nadiren gerekli olabilir. Bunlar dışında astım açısından solunum fonksiyon testi ve gerekli ise akciğer provakasyon testleri uygulanabilir. Sağlıklı günler dileğiyle… Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Alerjik nezle, saman nezlesi

    Rinit (nezle) çok sık gördüğümüz ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olan bir hastalıktır. Burun işlevlerindeki bozulmaya bağlı olarak kişilerin okul performansları düşmekte, iş güçlerinde kayıplar olmakta ve ayrıca sosyal yaşamları da olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun yanında rinit bir çok hastalığı (astım, rinosinüzit ve orta kulak iltihabı) olumsuz yönde etkileyebilir veya ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.

    Rinitler alerjik ve alerjik olmayan başlıklar halinde incelenmektedir.

    Alerjik Rinitli hastalarda alerjenlere karşı IgE yanıtı oluşmaktadır. Bağışıklık sitemimiz zararsız, fakat yabancı maddelere karşı IgG tipinde antikor oluşturur. Ancak bazı kişiler nedenini tam olarak bilemediğimiz oldukça karmaşık mekanizmalar ile bu maddelere karşı IgE tipinde antikorlar üretir. IgE yanıtı verilen bu maddeleri artık alerjen, bu kişileri de alerjik birey olarak tanımlıyoruz. Alerjen olarak tanımladığımız bu maddeler vücudumuza her hangi bir yol ile tekrar girdiğinde IgE-Alerjen etkileşimi olur. Bu etkileşim ile mast hücrelerinden histamin ve birçok mediyatör olarak adlandırdığımız kimyasal maddeler salınır ve organa göre (burun, göz, akciğerler, cilt vb) tipik alerji semptomları ortaya çıkar.

    Alerjik rinit mevsimsel (saman nezlesi) olabilir. Mevsimsel alerjik rinit’te en sık polenlere bağlı olarak bulgular ortaya çıkar. Belirli dönemlerde duyarlı olunan alerjenler havada varsa semptomlar görülür. Diğer zamanlarda şikayetleri yoktur. Semptomlar polenlere bağlı olduğu için bölgeler arasında da farklılıklar gözlenebilir.

    Bazı hastaların ise şikayetleri çok uzun sürelidir. Perennial (yıl boyu) alerjik riniti olan hastalar daha çok ev içi alerjenlerine duyarlıdır. Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri, mantar sporları gibi ev içinde bulunan alerjenler önlem alınmadığı takdirde yıl boyu semptomlara neden olurlar.

    Alerjik riniti olan hastalarda sıklıkla konjuktivit bulguları da görülür. Astım ve alerjik rinit tek hava yolu ve tek hastalık olarak kabul edilmektedir. Alerjik rinitli hastalarda astım sık görülmektedir. Rinit varlığında astımın kontrolü zorlaşır. Mutlaka her ikisi birlikte tedavi edilmelidir.

    Alerjik riniti olan hastalar alerjenlerden başka sigara dumanı, keskin kokulara maruz kaldıklarında ya da aşırı sıcak ve nemli ortamlarda da şikayetleri olabilir.

    Riniti olan hastaların üçte biri alerjik değildir. Bulguları alerjik nezleye benzerlik gösterir. Alerjik olmayan rinitli hastaların burun mukozaları şiş ve devamlı burun akıntıları olabilir. Daha çok erişkinlerde görülür. Alerjenlere IgE yanıtı olmadığı için deri prik testleri negatiftir ve serumda alerjene özgü IgE saptanamaz.

    Bazı kişilerde ısı veya nem değişikliği olduğunda nezle şikayetleri başlar. Vazomotor Nezle olarak adlandırılan bu durumda burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı görülür. Bu belirtiler aynı zamanda sigara dumanına ve keskin kokulara (parfüm dahil) maruz kalındığında ve duygusal bozukluk durumunda da ortaya çıkabilir. Vazomotor nezlenin nedeni alerji değildir. Ancak alerjik nezlesi olan kişilerde de meydana gelebilir.

    Uzun süre dekonjestan içeren burun spreyi kullanıldığında veya kokain kullananlarda da rinit bulguları görülebilir. Bu durum rinitis medicamentosa olarak adlandırılır. Dekonjestan içeren burun spreyleri sadece kısa süreli kullanım için uygundur. Aşırı kullanımları tam tersi etki yapıp burun tıkanıklığına neden olabilir. Bu şekilde yan etki oluşan hastaların doktoru ile temasa geçerek burun spreylerini yavaş yavaş azaltmaları gerekir.

    Bazı kişilerde hormonal nedenler ile rinit semptomları ortaya çıkabilir. Bu tür nezle hormonlardaki değişiklikler ile birlikte görülür. Bu durum genellikle gebelik sırasında, ergenlikte, adet dönemlerinde veya hipotiroidi durumlarında ortaya çıkar. En önemli belirtili ciddi burun tıkanıklığıdır.

    Rinit Belirti ve Bulgular

    Burunda, damakta, boğazda ve gözlerde kaşıntı

    Burun tıkanıklığı

    Burun akıntısı

    Burunda kaşıntı

    Hapşırık

    Göz altlarında morluk

    Gözlerde sulanma

    Rinit Tanı

    Rinit tanısının konulmasında hastanın öyküsü çok önemlidir. Semptomların özellikleri, mevsimsel özellikleri, ortaya çıkmasına neden olan faktörler ve ailesel öykü tanı ve tetikleyicilerin belirlenmesi açısından yol göstericidir. Tanı için burun akıntısında eozinofil aranabilir. Tetikleyicilerin belirlenmesi amacıyla deri prik testleri yapılır. Hastanın durumuna göre ayırıcı tanı için endoskopi ve sinüs tomografisi çekilebilir. Alerjik rinit semptomlarınız varsa alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gerekmektedir.

    Rinit Tedavi

    Eğer alerjik rinitiniz varsa ve tetikleyiciler belirlenmiş ise bunlardan korunmak tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Ev içi alerjenler ya da polenlere karşı korunma önlemleri için tıklayınız.

    Rinit tedavisinde antihistaminler (ağızdan ve sprey), kortizonlu (kortikosteroid) spreyler ve tuzlu su kullanılır. Burunda tıkanıklık fazla ise ilk başta dekonjestanlar kısa süreli (dört günden az) kullanılabilir. Akıntı çok fazla ise ipratropium burun spreyleri faydalı olabilir. Alerjik reaksiyona bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığında kortizonlu spreyler oldukça etkilidir.

    Alerjik riniti mevsimsel olanlarda bu ilaçlar oldukça etkilidir. Bu hastalarda mevsim öncesi tedavi başlanması ile semptomları önlenebilir ya da mevsimi daha hafif şikayetler ile geçirmesi sağlanabilir.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi) alerjik rinit tedavisinde kullanılabilir. İyi seçilmiş hastalarda immünoterapi hem hastalığın tedavisinde hem de gelişebilecek astım gibi hastalıkların önlenmesinde etkili olabilir. İmmünoterapi enjeksiyon yolu ile yapılabildiği gibi son zamanlarda oral yol ile yapılan aşılar da bulunmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki immünoterapi yapılacak hasta seçimi tedavinin başarısı için son derece önemlidir. Uzun bir sürece (3-5 yıl) başlarken immünoterapiye alerji ve immünoloji uzmanı ile birlikte karar verilmelidir.

  • Alerjik şok

    Anafilaksi, yaşamı tehdit eden sistemik bir reaksiyondur. Çoğunlukla bağışıklık sistemimizin aracılık ettiği mekanizmalar ile mast hücreleri ve bazofillerden salgılanan başlıca histamin ve bazı maddelere bağlı olarak gelişir.

    Yaşamı tehdit eden reaksiyonlar olduğu için tedavisi süratle yapılmalıdır. Bu nedenle hastanın kendisi ya da çevresindeki kişiler (anne/baba, arkadaşlar) hastalığın tedavisi konusunda bilgi sahibi olmalıdır. En çok besinler, ilaçlar ve arı sokmasına bağlı olarak anafilaksi gelişir.

    Anafilaksiye neden olan alerjenlerden uzak durmak yanında tedavinin en önemli basamağı olan “adrenalin” ilk önce yapılmalıdır. Bu nedenle hastalar ya da yakınları yanlarında mutlaka adrenalin oto-enjektör taşımaları gereklidir. Anafilaksi geçiren hastalar kolayca tanınması ve hızlı tedavi imkanı sağlaması açısından üzerinde tanımlayıcı işaretler (kolye, bileklik vb) taşıması çok önemlidir.

    Çevremizdeki bir çok alerjen anafilaksiye neden olabilir.

    Besinler (inek sütü, yumurta, kuruyemişler, balık, kabuklu deniz ürünleri vb)

    İlaçlar

    Böcek sokmaları (bal arısı, yaban arısı vb)

    Latex

    Alerjenlere ek olarak fiziksel aktivitelerde anafilâksiye neden olabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği anafilaksi olarak tanımlanır. Anafilaksiye neden olan faktörler tanımlanamadığında sebebi bilinmeyen (idiyopatik) anafilaksi tanımı kullanılmaktadır. Anafilaksiye neden olan çevresel faktörler alerji ve immünoloji uzmanı olan doktorunuz tarafından mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

    Anafilaksinin Belirti ve Bulguları Nelerdir?

    Anafilaksi çok hızlı gelişir. Sorumlu alerjene maruz kalındıktan sonra dakikalar içerisinde anafilaksi tablosu ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda anafilaksi tablosunun klinik bulguları daha geç yani saatler içerisinde de ortaya çıkmaktadır.

    Klinik bulgular

    Cilt bulguları en sık görülmektedir.

    Kızarıklık, kaşıntı, deride kabarıklık ve sıcaklık hissetme

    Solunum sisteminde

    Burun akıntısı, hapşırık, nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissi ve hışıltı, ağır durumlarda morarma (siyanoz) görülebilir.

    Dolaşım sisteminde

    Tansiyon düşmesi, çarpıntı, nabız sayısında azalma ya da artış, baş dönmesi, halsizlik ve ağır durumlarda şok gelişebilir.

    Sindirim sisteminde,

    Ağız ve boğazda şişme, yutma zorluğu, Kusma, ishal, mide krampları görülebilir.

    Anafilaksi Sebepleri Nelerdir?

    Anafilaksi, çoğunlukla alerjenlerle karşılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaşma ağızdan alınan besinler, kas içi ya da damar içine verilen ilaçlar, arı ve böcek sokmaları, deri ve solunum yolu ile alınan alerjenler ile oluşmaktadır.

    Anafilaksi neden olan faktörler;

    Besinler

    İlaçlar

    Böcek sokmaları

    Latex

    Egzersiz

    Radyokontrast meddeler,

    Nedeni bilinmeyen

    Bazen anafilaksi tablosu bazı faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Örneğin sorunsuz şekilde alerjik olduğu besini tüketen hastalar, ardından egzersiz yaptığı zaman anafilaksi gelişmektedir. Bu durum az görülmekle beraber ergenlik dönemi ve kızlarda daha sık görülmektedir. Diğer bir deyişle egzersiz yapmadığı zaman alerjik olduğu besini bu hastalar rahatça tüketmektedir. Egzersizin tetiklediği besinlerle ilişkili anafilaksi olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi Tedavisi

    Tedavinin en önemli basamağı ve ilk kullanılacak ilaç ADRENALİN’dir. Yaşam kurtarıcı olan adrenalin kas içine yapılmalıdır.

    Anafilaksi ani gelişen ve yaşamı tehdit eden reaksiyon olduğu için tedavisinde zamana karşı yarışılmalıdır. Adrenalin süratle kas içine yapılmalıdır. Sağlık ekibini bekleyecek ya da sağlık kurumuna gidecek kadar süreniz olmayabilir. Bu uygulama sizi yaşama bağlayan en önemli aşamadır. Bu nedenle hastaların herhangi birine ihtiyaç duymadan kendi kendine yapabileceği adrenalin içeren otomatik özel enjektörler (adrenalin oto enjektör) yapılmıştır. Her hasta ya da hasta yakını mutlaka bu adrenalin oto-enjektörü yanında bulundurmalıdır. Tek kullanımlık olan bu enjektörler hasta tarafından uyluk bölgesine (elbise üzerinden de olabilir) yapılmalıdır. Ardından en yakın sağlık kuruluşuna tedavisinin devam etmesi için de başvurmalıdır.

    Anafilaksi geçiren hastalara tıbbi tedavi yapılmasının yanında daha da önemlisi hastanın tekrar aynı duruma düşmemesini sağlamak gerekiyor. Bu aşama hastalar için çok önemlidir.

    Önlemler;

    Alerjenlerden kaçınma;

    Anafilaksiye neden olan alerjenler alerji ve immünoloji uzmanı tarafından tanımlanmalıdır. Hastaların da bu alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. İlaç alerjisi olan hastalar hekime gittiğinde mutlaka alerjisi olduğu ilacı hekimine söylemelidir. Arı sokmasına bağlı anafilaksi geçiren hastalar aşı tedavisi ve adrenalin oto-enjektör taşıması yanında arı sokmalarına karşı gerekli önlemleri almalıdırlar.

    Etiket okuma

    Bu konuda karşılaşılan en önemli sorun besin alerjisi olan hastalarda yaşanmaktadır. Alerjisi olduğu besinden korunma açısından hasta ve hasta yakınları çok iyi bilgilendirilmelidir. Diğer yandan marketlerde satılan gıdalar çok farklı katkı maddeleri içermektedir. Bu hastalar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Yasal düzenlemeler ile bu durum kontrol edilmesine rağmen etiket içeriği hasta ve hasta yakınları tarafından çok dikkatli okunmalıdır.

    Ev dışında alerjenlere maruz kalabilirsiniz!

    Besin alerjilerinde diğer önemli sorunlardan biri ise dışarıda (restaurant, kafe vb) hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Çocuğun okulunda da benzer sorunlar yaşanabilir. Dolayısıyla çok geniş kapsamlı bilgilendirme eğitim ile sorunlar en aza indirgenebilir.

    Anafilaksi geçiren hastalara daha hızlı tanı konulabilmesi için üzerlerinde belirteç (kolye, bileklik) taşımaları gereklidir. Ayrıca yazılı eylem planı ile reaksiyon geçirenlerin neler yapabileceği konusunda rehberlik edebilecek dokümanlar hekim tarafından sağlanmalıdır.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi)

    Arı sokmalarına bağlı anafilaksi geçiren hastalar mutlaka aşı programına alınmalıdır. Bu yöntem ile oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Anafilaksi benzeri durumlar

    Yabancı bir madde ile karşılaşma sonucunda da anafilaksi tablosuna benzer reaksiyonlar (anafilaktoid reaksiyon) gelişebilir. Bu reaksiyonlar IgE aracılıklı değildir ve önceden hastanın duyarlılaşması gerekmemesidir. Anafilaksi benzeri reaksiyonlar öyküsü olmayan insanlarda da gelişebilir (radyo kontrast maddeler vb).

    Adrenalin Oto Enjektör Kullanımı

    Adrenalin oto-enjektörü, anafilaksi geçiren ve geçirme riski olan hastaların (arı alerjisi, gıda alerjisi vb) beklenmeyen anafilaktik reaksiyonlarının gelişmesi durumunda acil tedavisi için (hastaneye ulaşıncaya kadar) geliştirilmiş bir otomatik şırıngadır. Hasta tarafından kendi kendine uygulanabilecek şekilde yapılmıştır.

    Sadece hekimler tarafından reçete edildikten sonra alınmalıdır.

    Adrenalin Oto-enjektörü, Sadece Doktor Tarafından Hastaya Uygun Dozlarda Reçete Edildikten Sonra Kullanılmalıdır.

    Oto-enjektörün kullanımı ile ilgili hekiminden mutlaka eğitim almalısınız. Yine de zamanla bazı konuları unutabileceğinizi düşünerek bilgilerinizi güncellemeyi ihmal etmemeniz gerekmektedir.

  • Alerji bulguları

    Herhangi bir alerjene karşı duyarlılığı olan bireylerde alerjen ile karşılaşıldığında mast hücrelerinden salınan histamin ve diğer maddelerin etkisiyle çeşitli bulgular ortaya çıkar. Bu alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular kişiler arasında ve aynı kişide organlar arasında farklılıklar gösterebilir. Yani bir alerjen bir kişide alerjik rinit semptomlarına neden olurken diğer kişide astıma neden olabilir. Semptomların şiddeti de keza farklılıklar gösterebilir.

    Alerjik hastalıkların en sık görüldüğü organlar burun, sinüsler, göz ve akciğerlerdir. Ancak sindirim sistemi, deri ve damarlar da alerjik hastalıklardan etkilenebilir.

    Alerji bulgusunun türü ve şiddeti hastanın genetik yapısına, alerjenin tipine ve yoğunluğuna bağlı olarak ortaya çıkar.

    Alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular aşağıda özetlenmiştir.

    Burun akıntısı, kaşıntı, hapşırma

    Öksürük, hışıltı, nefes darlığı

    Ciltte kaşıntı ve kızarıklık (kurdeşen)

    Dudak ve göz çevresinde şişlik

    Gözlerde kaşıntı ve kızarıklık

    Dudaklarda, ağız içerisinde ve boğazda kaşıntı

    Bulantı, kusma ve ishal

    Bu bulguların hafif olabileceği gibi ölümcül sonuçlanabilecek anafilaksi gibi de ağır seyredebileceği unutulmamalıdır.

    Unutmayın!

    Alerjik hastalık algısı oldukça yaygındır. Bir çok alerji benzeri semptom ve bulgu (özellikle cilt bulguları) yanlış olarak alerjik hastalıklara yorumlanmaktadır. Bu durum gereksiz tetkiklerin yapılmasına ve tedavilere neden olmaktadır. Alerji ve immünoloji uzmanı tarafınızdan klinik ve laboratuvar olarak değerlendirilmeniz ile bu durumu açıklığa kavuşturabilirsiniz.