Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. Alopesi areatada ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır.
Alopesi areatanın nedeni nedir?
Alopesi areata otoimmun bir hastalıktır. Otoimmun hastalıklarda bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan lenfosit denen hücreler sitokin diye adlandırılan kimyasallar salgılarlar ve bu da saçlarda dökülmeye neden olur.
Hastalığın ailesel özelliği var mıdır? Alopesi areata ailenin bir bireyinden fazlasında görülebilir veya ailenin diğerlerinde pernisiyöz anemi ve vitiligo gibi diğer immun hastalıklar bulunabilir.
Hastalık bulaşıcı mıdır?
Alopesi areata bulaştırıcı değildir.
Alopesi areatanın nedeni nedir?
Hastalığın yenilen gıdalarla bir ilişkisi yoktur. Diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi hastalık stresli bir olaydan sonra başlayabilir, fakat bu olguların hepsinde yoktur.
Hastalık nasıl görülür?
Alopesi areata belirgin bir rahatsızlık vermediği için, genellikle berberler tarafından saptanır. Saçın büyümesi durur ve kökünden ayrılır. Alpopesi areata üç evre gösterir. İlk olarak saçlar aniden dökülür, sonra dökülen alanda genişleme olur. Son olarak da saçlar başlangıçta renkleri beyaz veya gri olarak çıkmaya başlarlar. Bu ayları hatta yılları alabilir. Yeni kıllar çıkarken diğerleri dökülebilir.
Saçların tamamı dökülebilir mi?
Etkilenen hastaların %5 ine kadar olanında tüm saçlar dökülebilir. Bu duruma alopesi totalis denilir ve çok uzun sürebilir. Hastaların %1 inden azında vücut kılları tamamiyle dökülür, bu durum alopesi üniversalis olarak bilinir.
Hastalığın başka bir zararı var mıdır?
Alopesi areata fiziksel bir rahatsızlığa neden olmaz, ama psikolojik olarak hastayı etkiler.
Tedavisi Nasıl Yapılır?
Ne yazık ki hastalıkta kesin çözüm sağlayabilecek tedavi yoktur. Hastalık yavaş bir şekilde kendiliğinden iyileşebilir. Bazen yeni gelen saçlar beyaz veya gri renktedir, daha sonra orijinal renklerine dönerler.
Saçsız alana kortizon enjekte edilmesi saçların çıkışını hızlandırabilir. Bu tedavi intralezyonel kortizon enjeksiyonu olarak bilinir. Saçlardaki yeniden büyüme sadece enjeksiyon yapılan yerde görülür. Bu tedavi yeni alanlarda saç dökülmesini engellemez. Bununla beraber saçlar çıkmaya başlarsa ilave olarak yapılan enjeksiyonlar saçların çıkmasına yardımcı olur. Hastalığın tedavisinde birçok farklı alternetif yöntem kullanılır. Fakat bu tedavilerin sonuçları değişkendir. Bazı losyonların kullanılması bazı kişilerde saçların çıkmasına neden olmaktadır. Bu amaçla kortizonlu ilaçlar veya minoksidil ve tahriş edici bir ajan olan ditranol kullanılabilir.
İmmunoterapi denen tedavide düşük bir konsantrasyonda alerjik reaksiyon oluşturabilecek bir madde dökülen alan uygulanır ve bir alerjik kontakt dermatit oluşması sağlanır. Bu amaçla sıklıkla diphenylcyclopropenone (diphencyprone) kullanılır. Ne yazık ki bu tedavi tahriş edici ve rahatsızlık vericidir, sıklıkla lenf bezlerinde büyümeye neden olur.
Yaygın saç kaybı durumunda güvenilir bir tedavi yöntemi yoktur. Kortizon içeren haplar, PUVA dediğimiz bir ışık tedavisi uygulanabilir. Fakat bu tedavilerin bir takım yan etkileri vardır.
Tüm canlılarda olduğu vücudumuzla birlikte derimizin yaşlanması ve buna bağlı ortaya çıkan değişimler kaçınılmazdır.
Seçilme ve beğenilme içgüdüsü, iş ve sosyal hayatta başarı ve çekiciliği güzellik ve genç görünümün belirlediği yönünde artan sosyal algı ile birleştiğinde kusursuz ve genç görünme isteği de artmaktadır.
Günümüzde tıp ve teknoloji alanında gelişmelere rağmen yaşlanmanın durdurulması mümkün değil gibi gözükmektedir. Ancak hızla artan çeşitliliği ile anti-aging protokolleri, lazer, medikal estetik ve cerrahi uygulamalar ile cilt yaşlanma sorunlarına hasta beklentilerine dönük mükemmel sonuçlar sağlanabilmektedir.
Derimizi biyolojik ve sosyal deri olarak 2 ye ayırarak derinin yaşlanma sürecini, estetik problemleri ve hasta beklentilerini daha iyi değerlendirebiliriz.
Biyolojik derimiz; hücreler, bağ dokusu gibi biyolojik tüm yapısal özellikleri ile zaman ve çevresel faktörlerden olumsuz etkilenmekte ve sürekli değişim içerisindedir. Biyolojik derimizde yaşlanma ile birlikte kırışıklık ve sarkmaların ortaya çıkmasında olduğu gibi değişimler çoğunlukla fizyolojik süreçte ortaya çıkmaktadır. Bunlarda estetik isteklerin dışında tıbbi bir müdahaleye gerek yoktur. Ancak yaşlanma ve dış faktörler biyolojik deride patolojik süreçleri de başlatmaktadır. Güneş kökenli deri yaşlanması ile gelişen “Aktinik keratozis” zamanla kansere dönüşebilmektedir. Kişi bunlardan estetik olarak rahatsız olmamakla birlikte bunlara tıbbi müdahaleler ve takipler gerekmektedir.
Sosyal derimiz bizi biz yapan ırksal ve kişisel özelliklerimiz ile farklılıklar göstermektedir. Kişisel algılarımıza, zamana ve kültürel yapıya göre değişebilmekle birlikte vücudun güzellik ve çekicilik gibi estetik algımızı belirleyen en geniş organımızdır. Sosyal derinin yaşlanma ve problem algı süreci doğrudan biyolojik deriden etkilenmektedir. Ancak bazı belirleyici kriterler kişiye, sosyal algıya ve kültüre göre değişebilmektedir. Biyolojik yaşlanma sürecinde 50 yaşında bir erkek hastanın alın ortası kırışıklıklarını doğal olarak kabul etmesi hatta bunlardan hoşlanmasına karşın iş hayatının artan rekabet koşulları nedeni ile bunlardan kurtulmak için istemeden de olsa alnına botox uygulaması istemesi gibi.
Derinin tüm katmanlarını etkileyen yaşlanma belirtileri içsel ve dışsal faktörlerle ortaya çıkmaktadır.
İçsel faktörlerin başında genetik yapımız gelmektedir. Her bireyin yaşlanma sürecini genetik yapısı belirler.(yaşlandıkça anne ve babamıza benzememiz gibi) Yer çekimi, mimik ve yüz ifademiz sırasında kullandığımız yüz kaslarının neden olduğu kırışıklıklar, uyku sırasında ortaya çıkan kırışıklıklar, hormonsal değişimler ve genel sağlık problemleri diğer içsel nedenler arasındadır.
Dışsal faktörler ise güneş ve yapay ışık kaynakları, sigara, hava kirliliği, rüzgar ve soğuk hava, kimyasal maddelerin cildimizle teması olarak özetlenebilir.
İçsel yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;
Deriyi oluşturan korneosit adını verdiğimiz hücrelerin birbiri arasındaki ilişkinin bozulması
Derinin en üst tabakası olan epidermiste incelme, epidermis ile derinin alt tabakası olan dermis arasındaki ilişkinin bozulması ile deride kolay hasarlanmanın olması
Doku onarılması başta olmak üzere deride bir çok görevi olan fibroblastların azalması
Deri destek dokularından kollajen ve elastinin kalitatif ve kantitatif olumsuz değişimleri ve buna bağlı olarak deride sarkma ve kırışıklıkların gelişmesi.
Deri altında yağ dokusu, kaslar ve hatta kemik dokusunun yer yer azalması. Buna bağlı olarak örneğin yüzde şakak ve elmacık kemiklerinde belirginleşme ve yüzün iskeletizasyonu.
Yağ dokusunun istenmeyen alanlarda birikimi; örneğin çene altında ve gıdıda yağ dokusu birikimi
Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin ve ter bezlerinin fonksiyonlarının azalması; deride kuruluğa neden olmakta.
Deride kıl köklerinde azalma ancak vellus olarak tanımlanan ayva tüylerinde burun gibi alanlarda artış
Saç, sakal ve vücut kıllarında grileşme
Trınaklarda zayıflama ile incelme
Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin yüzün belli alanlarında; yanaklar, burun üstü ve çene gibi büyümesi ve kabalaşması
Dışsal yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;
Deride kuruluk
Çillenme ve lekelerin gelişimi(güneş lekeleri, seboreik keratozis gibi)
Ciltte bölgesel renk azalma alanlarının gelişimi
Elastozis gelişimi ile deride daha kaba kırışıklıkların gelişimi
Kılcal damar yapısında artış
Küçük toplar damar genişlemeleri ile “venöz lake” oluşumu
Deride damar destek dokuların azalması ile deri altı kanamaların gelişimi
Deride yağ yapımını sağlayan sebaseous bezlerin belli alanlarda büyümesi, kanallarının genişleyerek tıkanması ile siyah noktaların gelişim
Deride yüzeyel kan akımının azalması ve elastozis ile derinin soluk, mat ve cansız görünmesi
Deri yaşlanma sürecinde bağ destek dokusunda değişimler yaşanmaktadır. Bunlar;
Dermis alt tabaklarında elastinin değişimi ile kalın bir materyal birimektedir. Kabalaşan elastin bağlarının yerini daha büyük kitlesel yapılar almaktadır. Buna elastozis denimektedir.
Kollajende azalma ve dejenerasyon gelişmektedir.
Dermiste üst katmanlarda hyaluronik asit azalırken dermis alt katmalanalarda hyaluronik asit bu kaba elastin bağları arasında artmakta buda su tutulumu ile derinin daha sert, yapay durmasına neden olmaktadır.
Deride elastozis Fitzpatrick tarafından sınıflandırılmıştır.
Tip 1 hafif elastozis; deride hafif yapısal değişiklikler ve hafif çizgilenmeler
Tip 2 orta elastozis; deride belirgin kabarık sarımısı renkte döküntüler var.
Tip 3 şiddetli elastozis; çok sayıda sarımsı kabarık yapılar mevcut. Deri soluk ve sarımsı görünmekte, deri üzerinde eşkenar dörtgenler oluşturan baklava şeklinde kırışıklıklar oluşmaktadır.
Yaşlanma ile yüzde yumuşak dokuların kantitatif değerlendirilmesi; yaşlanma ile yüz destek dokuların volume azalmakta, yüzey genişlemekte, destek dokular yer çekimi etkisi ile yer değiştirmektedir. Yüzde deri destek dokuların azalması; deride dermisin, deri altı kasların, ve yağ dokusunun azalması ile gerçekleşmektedir. Bu azalma doku volüm azalmasına neden olmaktadır. Deri yüzeyinin genişlemesi ile özellikle göz, yanaklar ve boyunda torbalanmalar, sarkmaların gelişmesine neden olmaktadır. Bazen göz yaşı bezi yada tükrük bezlerinin buna eşlik etmesi ile bunlar daha görünür hale gelebilmektedir. Yüzün özelikle yandan açılı değerlendirmesinde bazı konveks yapılar silinmekte yanaklar ve göz altlarında düzleşmeler oluşmaktadır.
Yaşlanma ile deri kalitesi iç ve dış faktörlerden etkilenmektedir. İç faktörler genler ile belirlenir ve değiştirilemez. Dış faktörler ise güneş, sigara içimi, alkol kullanımı, kötü beslenme gibi faktörlerdir. Bunlardan korunulabilir.
Derinin kalitatif özellikleri deri rengi, yapısı, tonusu, elastikiyeti, pigmentasyon özellikleri şeklindedir.
Yumuşak dokuların dinamiklerinin değerlendirilmesi; yumuşak doku dinamiği ile aslında yüz kaslarını tanımlamaktayız. Yüz kasları yüz dinamik çizgilenmelerinin hatta yüzde katlantıların ortaya çıkmasından sorumludur.
Yüzde yumuşak dokuların desteklerinin değerlendirilmesi; yüz kemikleri, dişler ve burunda olduğu gibi kıkıdaklar yumuşak dokunun desteklerdir. Bunların şekilleri ve volümleri destekledikleri yumuşak dokuların yaşlanma sürecine katılması ile kişinin ilerde nasıl yaşlanacağını etkilemektedir. Yaşlanma süreci bu ana yapılardaki değişimlere bağlıdır.
Birçok diş-çene kemikleri ve yüz kemikleri problemleri (yüz orta kemiklerinin yetersiz gelişimi, alt çene kemiği gelişim problemleri süt ve alr dişlerin açılanma problemleri vb) genç hastalarda yaşlı görünümü vermektedir.
Genç yada orta yaşlı kişilerde yaşlı görünüm bir yada birden fazla faktöre bağlı olarak gelişebilmektedir. Örneğin üst dudağın zamanla uzaması, sahip olduğu destek dokusunun yapısal uzunluğuna, üst çenenin kemik yapısına, üst dişlerin yapısına bağlı olarak etkilenmektedir. Örneğin aşağıdaki hastada üst çenenin kısa olması nedeni ile üst dudağın deri bölümü normalden uzun görünmektedir. Profilde üst dudak içe doğru kıvrılmıştır. Bu nedenle üst dudağın vermilion hatta silinmiştir. Profilde E çizgisi ile değerlendirildiğinde üst dudak çok geride kalmakta hatta çene çok önde görünmektedir. Gülme sırasında hastanın ön üst dişlerinin ve üst diş etlerinin görünürlüğü azalmıştır. Bu hastaya yaşına göre daha yaşlamış bir ifade vermektedir.
Genç bir yüz ile yaşlı birisinin yüzü karşılaştırıldığında aşağıdaki değişimlerin bir yada bir çoğunu görebiliriz.
Yüz yaşlandıkça daha uzamaya ve daralmaya başlamaktadır.Üçgen görünümü tersine dönmektedir.
Yüzün estetik bölülerinin bazıları kaybolmakta bazı bölüleri fazla belirgin hale gelmektedr.
Güzelliğin iki önemli bakış açısı vardır. “Güzellik, şekil ile hacim arasındaki dengedir” tanımı ile güzelliğin objektifliği vurgulanırken; “güzellik, bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan, hoşnutluk veren hususiyetidir” şeklinde de subjektifliği vurgulanmıştır. Genel tanımı ile; “güzellik, insan yüzünde ya da diğer bir objede görünüşü keyiflendiren biçim, orantı, renk gibi kalitelerin kombinasyonudur” şeklinde tanımlanabilir.
İnsanlarda görme ve gözlerin bir objeye bakması sırasında odaklanma ile ilgili yapılan fizyolojik çalışmalarda ilginç sonuçlara ulaşılmıştır. Biz bir objeye baktığımızda gözlerimiz objenin bütününden çok belli alanlarına odaklanmaktadır. Buna objenin odaklanma noktaları denilmektedir. Gözün bir objeye bakması sırasında kısa sürede ve hızlı hareketleri ile ilk olarak bir noktaya odaklandığı sonra diğerlerine odaklandığını biliyoruz. Bu noktalar objenin 2-3 alanından fazlası olmamaktadır. Yüze bakıldığında odaklanan noktaların yüzün açıları ve eğimleri olduğu bilinmektedir. Bunu yaparken yüzde alışık olmadığımız açı ve eğimleri daha önce farkedilmektedir.
Yüzde odaklanma noktaları
Yüze yandan bakıldığında ağız köşeleri, göz iç ve dış açıları yüzün köşeli noktaları daha fazla dikkati çekmektedir.
Yüze yandan bakıldığında odaklanma noktaları
Yüze önden bakıldığında dikkat çeken odaklanma noktaları
Yüze önden bakıldığında daha dikkatimizi çeken odaklanma noktaları
Yüze yandan ve oblik bakıldığında odaklanılan en belirgin konkav ve konveks eğimlerdir. Burun kökü alanı, burun- üst dudak arası alan, alt dudak-çene arasındaki labiomental alan ve çene altı-boyun arası alan en belirgin konkav eğilerken, burun ucu, dudaklar ve çene en belirgin konveks yapılardır. Yüzün estetik olarak güzel ve çekici görünmesi sağlayan bu konkav ve konveks alanların düzleşmesi yada tersine dönmesi yüzde istenmeyen estetik görüntüye neden olmaktadır.
Yüzde yan ve oblik bakıda konkav ve konveks eğimlere odaklanırız.
Yaşlanma ve doğumsal yada travma sonradan gelişen yüz deformasyonuna bağlı olarak yüzde noktalar, konveks ve konkav eğimler ile çizgiler değişmektedir. Yüze bakılırken bu değişimlere daha fazla odaklanılmakta ve dikkat çekilmektedir. Örneğin burun sırtındaki bir düzensizlik hemen fark edilmektedir.
Burun sırtında düzensizlik daha fazla dikkat çekmektedir.
Bazen yüzde olmaması gereken nokta ve eğrilerin varlığı dikkat çekici olabilmektedir. Örneğin yaşlanma ile çene konveksitesinde jowl-gıdık ortaya çıkması gibi.
İlk resimde çene kemiği kenarı düzenli ancak ikinci resimde yaşlılığa bağlı olarak jowl-gıdık gelişmiş ve bu daha dikkat çekmektedir.
Yüzde mevcut konkav yada konveksitenin açısının değişimde dikkati çekebilmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde gelişimsel alt çene geride olduğu için yüz profilden tüm eğrileri etkilenmektedir.
Çenenin doğumsal geride gelişimi; yüzün tüm konturlarını değiştirmektedir.
Yüzde olması gereken konkavite yada konveksite eğrilerinin olmaması yada düzleşmesi de görsel dikkati çekebilmektedir. Örneğin burun kökünde olması gereken konkavite olmadığında burası düzleştiğinde buna “Yunan Burnu”denilmektedir. Bu yüzün profil görüntüsünde çekici ve güzel olmayan bir görüntüye neden olmaktadır.
Burun kökünde olması gereken konkavitenin kaybolması ve düzleşmesi “Yunan Burnu” ile çekici olmayan görsel görüntüye neden olmaktadır.
Yüzde anatomik noktaların yer değişimide yüze çekici ve güzel olmayan bir görüntü vermekte ve yüze bakıldığında daha dikkat çekmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde olduğu gibi burun kökünün daha aşağıda yerleşimi burunun daha kısa gibi algılanmasına ve daha dikkat çekmesine neden olmaktadır.
Burun kökünün olması gereken alandan daha aşağıda yerleşimi burnun kısa ve estetik olarak çirkin görünmesne neden olmaktadır.
Göz baktığı objelerde simetri ve oranların tam olmasını aramaktadır. Yüze bakıldığında yüzün simetrik ve orantılı olması gerekmektedir. Simetrik ve orantılı bir yüz daha güzel ve çekici olarak algılanmaktadır.
Yüzde orta hatta özellikle burun sırtında asimetrik yapılanma
Güzellik yarışmaları, kadınları bir kaidenin üzerine oturtup onları nesneleştirerek, bir ideale dönüştürdüğü gibi, güzelliğin evrensel bir değer olduğunu ve bütün kadınların bu güzelliğin peşinde olması gerektiği mesajını iletirler. Güzellik yarışmalarının ana öğesi olan kadın, moda ile yakın ilişkiler içerisindedir. Medya aracılığı ile topluma tanıtılması, toplumdaki algılanışı yönlendiren önemli bir gösterge olmuştur.
Küreselleşmenin yoğun olarak yaşandığı günümüzde güzellik yarışmaları; toplumdaki değişen güzellik anlayışı hakkında bilgilenmemize yardımcı olmakta ve toplumsal olarak değişmeler izlenebilmektedir. Güzellik yarışmalarına yönelik yapılacak çalışmalar dönemin değişen güzellik anlayışı ve moda eğilimlerinin değerlendirilmesine de imkan sağlamaktadır.
Günümüzde Psoriasis Sedef, Vitiligo-Ala, Alopesi Saç kıran, egzama ve birçok cilt hastalıklarında Lazer ve Işık sistemleri etkin klinik sonuçları ve geniş güvenlikleri ile başarıyla kullanılmaktadır.
Cilt hastalıklarında güneş ve yapay güneş ışık kaynakları geçmişten beri kullanılmaktadır. Bu tedaviler Foto-tedavi başlığı altında sınıflandırılmıştır. Foto-tedaviler dalga boyları belirlenmiş özel lambalar ile gerçekleştirilmektedir. Klasik UVB fototerapisi, PUVA, Dar bant UVB fototerapisi gibi. Ancak bu tedavilerde hastalıklara spesifik bir ışınım dalga boyunun olmaması ve tüm vücudun ışınıma maruz kalması temel sıkıntılardı. Bu tedavileri gören hastaların uzun sureli takiplerinde deride erken yaşlanma, cilt kanserleri gelişme riskinde atışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak Hedefe Yönelik Fototerapi geliştirilmiştir. Hedefe Yönelik Fototerapi mikro-fototerapi veya seçici fototerapi olarak da isimlendirilmektedir. Bu yöntemle klasik fototerapilerde verilebilenden çok daha yüksek ultra viole-UV dozları kısa süre içinde, sadece tedavi edilmek istenen hastalıklı alana uygulanabilmektedir.
Hedefe Yönelik Foto-tedaviler içerisinde yer alan 308 nm monokromatik-tek dalga boyu son dönemde ön plana çıkmaktadır. Bunlara 308 nm MEI sistemleri denilmektedir. (MEI; monokromatik yani tek dalga boyu içeren ışık anlamına gelmektedir.) Yapılan çok sayıda klinik çalışmada, başta psoriasis ve vitiligo olmak üzere birçok dermatolojik hastalıklarda oldukça başarılı sonuçlar bildirilmektedir.
MEI Tedavi sistemlerinin Lazer ve Lazer dışı MEI olmak üzere iki farklı tipi geliştirilmiştir.
Lazer MEI tedavi sistemleri; lazer tedavilerde kullanılabilecek ideal ve tutarlı bir enerji kaynağıdır. Fiber optik bir kablo ile hastalıklı alana uygulanmaktadır. Lazer ışınımın uygulama alan boyutu kullanılan lazer modellerine göre 14 mm ile 30 mm arasında değişmektedir. Ancak bu uygulama boyutları geniş alan tutulumlu cilt hastalıkları için düşük uygulama alanı ve uzun tedavi süresi anlamına gelmektedir. Bir diğer dezavantajı ise uygulama alanının merkezindeki enerji yoğunluğunun, çevreden yaklaşık 1.3-1.8 kat fazla olmasıdır. Bu uygulama merkezinde ve atımlarla çakışan alanlarda fazla doz birikimi ile yanık ve su toplaması gibi yan etkiler anlamına gelmektedir. Lazer sistemleri pahalı sistemlerdir.
Lazer olmayan MEI tedavi sistemleri; tek dalga boyuna sahip- monokromatik ışık kaynakları kullanılarak hastalıklara spesifik ve tutarlı bu sistemler geliştirilmiştir. 308 nm dalga boyu en sık kullanılanıdır. Fleksible bir kablo ile hastalıklı alana uygulanır. Uygulama alanı 30 cm2, 2 cm2 ve 1 cm2 arasında değişmektedir. Böylece tedavilerde daha geniş alanlara hızlı uygulama kolaylığı sağlanmaktadır. Klinik karşılaştırmalı çalışmalar hastalıklardaki etkinliğinin lazere eşdeğer olduğunu göstermektedir. Tedavi maliyetleri lazer sistemlerinden daha ucuzdur.
MEI tedavi sistemlerinin klinik kullanım alanları;
* Psoriais- Sedef Hastalığı
* Vitiligo- Ala Hastalığı
* Alopesi- Saç kıran Hastalığı
* Atopik Dermatitis-Kronik egzama
* Seborek Detaititis-Yağlı egzama
* Tedavilere dirençli lokal egzamalar; özellikle el içi ve ayak tabanı egzamaları
* Cilt gençleştirme
* Güneş hasarına bağlı gelişen lentigo gibi lekeler
* Aktinik Keratozis, Seboreik Karatozis gibi prekanseröz cilt hastalıkları
* Mikozis fungoides ve lenfomatoid papilozis olarak adlandırılan cilt lenfomaları
* Oral liken planus
* Hipopigmentasyon(deri rengi azalması); Stria alba ve Guttate hipomelanosis, skar-iz, yara ve yanık sonrası deri renk azalmalarında.
* Lökoderma(deride renk kaybı); Yaralanma, travma, lazer epilasyon yada diğer lazer tedavileri sonrası deri renk kayıplarında
MEI tedavi sistemlerinin kullanılabilmesi için;
* Hasta yaş sınır bulunmamaktadır.Çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.
* Tedavilerin başlanabilmesi için hastalıkların stabil olması, yani yeni lezyonların çıkmaması ve eski lezyonlarda şikayetlerin artış göstermiyor olması gerekmektedir. Bu dönemdeki hastalara öncelikle medikal tedaviler başlanır. Hastalık stabil olduktan sonra MEI tedavilerine geçilmektedir.
* Hastalarda güneş ve yapay ışık kaynaklarına karşı aşırı duyarlılığının olmaması gerekmektedir.
* Hastada daha önce Maling Melanoma, BCC ve SCC gibi cilt kanserlerinin olmaması yada bu kanserler yönünde riskler taşımıyor olması gerekmektedir.
* Güneş ve ışığa karşı duyarlılığı arttıran; ACE inhibötörü, NSAI, amodarone, fenotiazid, ciproflaxacine, protriptilin, nalidic asit, sulfonamidler, tetrasiklin, nifedipine, thiazid, katran, psoralene, griseofulvin, halojenli salisikanilid, bazı besin boyaları ve besin katkıları kullanılmamalıdır.
* MEI tedavi sistemleri diğer lazer tedavilerinde olduğu gibi yaz döneminde kısıtlanmaz ve hastadan güneşten korunması istenmez. Tam tersine tedaviler güneş döneminde daha başarıldır.
* Gebelerde ve emziren annelerde rahat ve güvenli kullanılabilmektedir.
Tedavi nasıl uygulanmaktadır;
* Tedavi uygulamaları ve hasta değerlendirmeleri tamamen doktor tarafından yapılmaktadır.
* Hastanın tüm vücut sistemi ve tam dermatolojik değerlendirmesi ile hastalıklar yönünde muayenesi son derece önemlidir. Hastalıklı alanlar dermatolojik skorlama yöntemleri ile ölçülerek vücut yaygınlık indeksleri ve hastalık şiddeti ölçülmektedir. Hastalıklı alanlar tedavi öncesi fotoğraflanmaktadır. Tüm bilgi ve veriler bilgisayar ortamında arşivlenmektedir.
* Tedaviye başlamadan önce hastanın cilt tipi belirlenir. Başlangıç uygun dozun hesaplanması için MED (minimal erythem dose=minimal kızarıklık oluşturan doz) testi yapılmaktadır. Bunun için hastanın sağlam derisine 3 farklı noktaya cilt tipine gore uygulama yapılmaktadır. Bu uygulamadan 1-2 gün sonra test alanları değerlendirilerek hastaya spesifik dozlar ve uygulama süresi belirlenmektedir.
* Her hasta ve hastalık için spesifik değerler ve uygulanacak tedavi protokolleri belirlenmektedir.
* Kullanılan sistemin ergonomik yapısı ve uygulama başlık çaplarının çeşitliliği vücudun zor (koltuk altı, saçlı deri, genital bölge ve parmak arası gibi) ve küçük bölgelerinde bile uygulamanın kolay, konforlu ve hızlı yapılabilmesini sağlamaktadır.
* Hastalıklara spesifik dalga boyu hastalıklı tüm alanlara tek tek uygulanır.
* Uygulama sırasında hastalıksız sağlam deri özel yöntemlerle korunur.
* Tedavi sırasında hasta sadece uygulama yerinde hafif bir ısı artışı hissedebilmektedir. Yanma ve ağrı kesinlikle oluşmamaktadır.
* Hastalıklara, başlanan dozlara, hastanın sosyal konuuna gore hastaya spesifik tedavi programı çıkarılmaktadır.
* Hasta her seansta tekrar değerlendirilmekte ve fotoğraflanmaktadır.
* Uygulama süresi 30 cm2 bir anatomik alanda en fazla 1.5 dakikadır.
* Seans aralıkları haftada 1-3 arasında değişmektedir. Hastalıklarda klinik cevap alındıktan sonra seans aralıkları 1-2 ayda bir olacak şekilde uzmakatadır.
* Tedavi uygulaması sonrası hastanın günlük ve sosyal hayatında kısıtlamalar yapılmamaktadır.
* MEI tedavi sistemleri diğer medikal tedaviler ile birlikte kullanılabilmektedir.
Yan etkiler nelerdir?
* Eritem-kızarma; uygulama yerinde seanstan 12-24 saat içerisinde kızarma oluşmaktadır. Bu güneş yanığına çok benzemektedir. Bu hastalığa ve uygulamanın dozuna bağlıdır. (Örneğin vitiligo hastalarında daha fazla eritem gelişmektedir.) Bir kaç gün sonra kızarma hafif deri kuruması ve kepeklenme ile kaybolmaktadır.
* Blister(su toplaması); uygulama yerinde yanık olabilmektedir. Bu tamamen uygulamanın yanlış yapılmasından yada doktorun klinik etkinlik için yüksek dozlar seçmesinden kaynaklanmaktadır. Gelişen bu yanık iz bırakmaz ve basit tedaviler ile düzelmektedir.
* Renk koyulaşması (hipepigmentasyon); özellikle koyu tenlilerde uygulama yerinde ve çevresindeki normal deride daha belirgin olmak üzere renk koyulaşması gelişmektedir. (Bronzlaşma gibi.)
* El içi ve ayak tabanına yerleşen hastalıkların tedavisinde daha uzun süren kırmızılık, ödem ve kuruluk gelişmektedir. Bazı hastalarda bu yan etkiye kaşıntıda eklenmektedir. Nemlendirici kullanımı ile bu yan etkiler rahatlamakta ve 2-3 gün içerisinde kaybolmaktadır.
* Bu tedavilerin takiplerinde hastaların deri ve genel sistemlerin başka ciddi yan etkilere rastlanmamıştır.
Vitiligo hastalığında cerrahi tedavilerin amacı azalan ve/veya kaybolan melanositlerin hastadan alınarak cerrahi yöntemlerle hastalıklı alanlara konulması ve yeniden renklenmenin sağlanmasıdır. Bu tedaviler hastalık için uygulanan radikal bir tedaviden çok estetik yada kamuflaj amaçlı yapılan uygulamalardır. Cerrahi tedaviler vitiligoda tek başına yada diğer tedaviler ile kombine kullanılmaktadır.
Cerrahi uygulamalarda 3 yöntem kullanılmaktadır
1.Cerrahi eksizyon yöntemi; Vitiligoda cerrahi yöntemlerin ilk ve basit olanı; hastalıklı alanın basit cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır. Özel bir enstrüman ve laboratuvar gerektirmemesi en büyük avantajıdır. Bu yöntemin vitilogo boyutları küçük ve yapılacak cerrahi işlem sonrası görünür iz kalma riski düşük olan vücut alanlarında yapılabilmesi dezavantajıdır.
2.Deri doku greftleri(yamaları) ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan ve içerisinde melanositleride içeren deri dokusunun vitiligo alanına nakledilmesidir. Cerrahi eksizyon yöntemi kadar basit değildir. Uygulama sonrası klinik başarının yüksek olması avantajıdır. Özel enstrüman gerektirmektedir. Dezavantajı uygulamanın küçük vitiligo alanlarına uygulanabilmesidir.
3.Deri hücre greftleri ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan deriden epidermis ile melanositlerin ayrılarak ve çoğaltılarak tekrar aynı hastanın vitiligo alanına nakledilmesidir. Özel bir yöntemdir. Özel laboratuvar, ekip ve enstrüman gerektirmektedir. Ancak hastaya bir seansta geniş vitiligo plaklarına uygulama yapılabilmesi en büyük avantajıdır. Hatta hastanın melanosit alınacak normal derisi az bile olsa melanositler kültüre edilerek çoğaltılmakta böylece uygulanmaktadır.
Vitiligoda Cerrahi Yöntemi Kimlere Uygulanabilir?
Cerrahi tedavi öncesi hasta seçiminde kullanılan kriterler şunlarıdır;
Cerrahi tedavi uygulamaları vitiligoda ilk tedavi seçeneği değildir. Daha once uygulanmış diğer tedavilere cevap alınamadığında cerrahi tedavi yapılabilmektedir.
1. Vitiligonun tipi önmelidir. Cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar segmental yani fokal vitiligo tipinden alınmaktadır. Nonsegmental ve yaygın vitiligoda da başarılı sonuçlar alınmaktadır.
2. Vitiligoda hastalıklı alanlarda kılların rengi son derece önemlidir. Leukotrichia yani kılların beyazlaşması tedavi öncesi değerldirmede önemlidir. Kılların beyazlaşması hastalık alanında
melanositlerin çok azaldığını göstermektedir. Bu hastalarda ilk tedavi seçeneği olarak cerrahi uygulamalar düşünülebilir.
3. Daha önce yapılan tedavilerden sonra yada tedavi yapılmaksızın vitiligo alanlarında repigmentasyon(tekrar rengin normale dönmesi) olması cerrahi uygulamalarından iyi cevap alınacağını desteklemektedir.
4. Vitiligo hastalığının stabilitesi; Cerrahi tedaviler stabil vitiligoda çok daha başarılıdır. Stabil vitiligo tanımı ile ilgili tam bir uzlaşma olmamakla birlikte hastaların 1 yıllık süre boyunca yeni vitiligo lezyonları çıkarmaması, olan vitiligo lezyonlarının büyümemesi hastalığın stabil olduğunu göstermektedir.
Hastalığın stabilitesinin anlaşılmasında daha önceki yıllarda çekilmiş hasta fotoğraflarının kaşılaştırılması son derece önemlidir.
1999 yılından beri vitiligo stabilite skoru kullanılmaktadır. Buna VIDA denilmektedir. Cerrahi uygulamalarda en iyi sonuçlar 0 ve -1 VIDA skorlarında alınmaktadır.
6. Hastada Köbnerizasyonun(Köbnerizasyon sağlam deride düşme, ameliyat, kesi hatta kaşıntı vb gibi travmalar sonrası yeni vitiligo plaklarının olmuşmasına denilmektedir.) olmaması gerekmektedir.
7. Tedavi uygulanacak hastalıklı alanın genişliği; ne kadar küçük alanda tedavi yapılacak ise başarı şansı o kadar yüksektir.
8. Vitiligoda lezyonların vücutta yerleşim yerleri; cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar boyun ve göğüs ön duvarında alınmaktadır. Eklem üzerlerinde(el parmak ekleri üzeri gibi), göz kapakları, dudaklar, genital organlar, katlantı yerlerindeki vitiligonun cerrahi yöntemlere cevabı daha zayıftır.
9.Hastanın motivasyonu son derece önemlidir.
10.Hastanın yaşı; Direkt bir ilişki olmamakla birlikte çocuklarda tedavi uyumu iyi değildir.
11.Cerrahi uygulamalar öncesinde hastanın iyi sonuçlar alıp alamyacağından emin olunamıyor ise Mini Punch Greft(MPG) uygulanmaktadır. Bu test uygulamasının sonuçlarının yeterli olası pozitif anlam taşımaktadır.
Mini Punch Greft(MPG) nedir ve nasıl yapılmaktadır ?
Bunun için hastanın vitiligolu küçük bir alanına punch deri gerftleri az sayıda uygulanmaktadır. 1.5- 2 ay sonrasında cevaba göre asıl cerrahi tedaviye geçilmektedir.
Hastanın normal derisinden 4-6 adet 1-1.2 mm çaplı doku greftleri alınmaktadır. Bunlar aynı hastanın vitiligo alanına ekilmektedir. Tedavi alanları steril pansumanla 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır. Tedavi yapılan vitiligo alanına günlük 10 dakika güneş banyoları önerilmektedir. 3 ay takip sonrası cevaba bakılmaktadır. Greft çevresinde 1 mm ve 1 mm den fazla bir repigmentasyon pozitif anlamına gelmektedir.
Test sonucu bazen beklentiler dışında da gelişebilmektedir. Örneğin mikro greft test sonucu iyi ancak sonraki işlemler başarılı olmayabilir. Test yapılan alanda sonuçlar alınırken çevrede depigmente plaklar gelişebilmektedir.
Vitiligoda Cerrahi Tedaviler kimlere yapılamaz;
* Hipertrofik skar(kötü ve iz bırakan yara iyileşmesi) ve keloidal yapısı olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.
* Kanama yatkınlığı olan yada kan sulandırıcı kullanan hastalarda
* Yara iyileşmesi sonrası deri renk koyulaşması (postinflamatuar hiperpigmentasyon) gelişim öyküsünün varlığı bir çok cilt hastalığının tedavisi öncesi olumsuz bir kriterdir. Ancak bunun varlığı vitilgo carrahi tedavilerinde daha iyi sonuç alınacağını destekleyebilmektedir.
* Hepatitis C ve HIV taşıyıcılığı
Vitiligoda Cerrahi tedaviler nelerdir?
Vitiligoda cerrahi tedaviler;
1. Otolog(hastanın kendisinden alınan) doku ve hücrelerle yapılan greftleme(yamalanması) yöntemleri;
2. Greftleme yapılmaksızın uygulanan diğer cerrahi yöntemler; Otolog doku ve hücre greftlerinin vitiligo tedavisinde her ikisi içinde sonuçlar iyi olmakla birlikte doku greftleri basit uygulanması ve çok özel laboratuvar koşulu ve enstrüman gerektirmemesi ile daha fazla tercih edilmektedir.
Vitiligo cerrahi tedavisinde kullanılan doku greftleri nelerdir ve nasıl uygulanmaktadır?
Doku greftleri deriden alınma ve hazırlanma yöntemi ile deriden alınma kalınlıklarına göre şu şekilde sınıflandırılmaktadır;
1. Split thickness(ayrılmış ve farklı kalınlıklarda) deri greftleri.
2. Negatif basınçla oluşturulan bül epidermal greftler
3. Tam kalınlıkta deri greftleri
4. Mikroskin greftler
5. Flip top greftler
Split thickness deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Alınma kalınlıklarına göre aşağıda listelenmiş alt gurupları bulunmaktadır.
* Split-thickness deri greft-ultra ince (STSG-UT) (0.080.15 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-ince (STSG-T) (0.20.3 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-orta (STSG-M) (0.30.45 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-kalın (STSG-THK) (0.450.75 mm kalınlığında)
Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel cerrahi aletler ile farklı kalınlıklarda deri greftleri alınmaktadır. Bu alana donor yani verici alan denilmektedir. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.
Sıklıkla greft alınacak alanın boyutu vitiligo alan boyutu ile 1 e 1 oranında olmaktadır. Bazen vitiligo alanı geniş ise Mesh greft expander denilen bir yöntemle alınan greftin alanı genişletilebilmektedir. Bu yöntemle greft 4 katı daha geniş vitiligo alanını kaplayabilmektedir.
Greftin alındığı donor alanda 1-2 hafta sonra yara iyileşmesi ile derinin normal rengi oluşmaya başlamakta 6 ay içerisinde renk tamamen normale dönmektedir. Bazen hafif milia gelişimi dışında hiçbir iz kalmamaktadır.
Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve dermisin üst tabakları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır.Başarı şansı %95 lere kadar çıkmaktadır.
Bu greftleme yöntemi uygulanmış hastalara 2-4 hafta sonra Excimer lazer ve 308nm@MEI sistemi kullanılmaktadır. Bu tedavide cevabın daha hızlı ve başarılı olmasını sağlamaktadır.
Negatif basınçla oluşturulan Bül Epidermal Greft nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Ultra ince kalınlıkta deri gerftlerine benzemektedir. Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom kullanılmadan deri greftleri alınmaktadır. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kollarn iç kısımları tercih edilmektedir. Bu yöntemde deriye özel enstrümanlar ile negatif emme basıncı uygulanmakta derinin epidermis ve dermisinin ayrılması sağlanmaktadır. Deri yüzeyinde su toplaması şeklinde büller oluşmaktadır. Normal deride emme büllerinin oluşması için özel enstrümanlarla deriye 1-2 saat boyunca 200-500 mmHg basınç uygulamaktadır.
Daha sonra oluşan bu büller üzerinden epidermis kesilerek alınmaktadır.
Bu alan steril pansumanlar ile 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır.
Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve yüzeyel dermis tabakaları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır. Büllerden alınan epidermis greftleri bu alanlara ekilmektedir. Bu alanlarında üzeri steril pansumanlarla kapatılmaktadır.
Uygulamadan 2 hafta sonra ekilen epidermal yapıla dökülmekte ancak altlarında repigmentasyon alanları gelişmektedir.
Başarı şansı %25-65 oranlarında daha düşüktür. İnce kalınlıktaki gerftlere göre uygulama süresi, klinik sonuçları hemde yan etkileri karşılaştırıldığında daha az tercih edilmektedir.
Tam kalınlıkta deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Tam kalınlıklta deri gerftleri 2 türlüdür;
1. MPG(Mikro punch greftler); Bu yöntemde lokal anestezi altında kalça, kulak arkası ve üst kolu iç kısmından punch isimli enstrümanlar ile 1-1.2 mm çaplı greftler alınmaktadır.
Vitiligo hastalıklı alana ise 1 mm lik punchlar ile ekim alanları açılmakta. (donor alanda kullanılan punch çapı ile ekim alanda kullanılan punch çapı arasında 0.2 mm fark olmalıdır) Greft ekimi vitiligo alanına 5-10 mm aralıklarla yapılmaktadır. Greft alınan ve ekim yapılan alan ekim sonrası steril pansumanlar ile 1 hafta kapatılmaktadır. 2-4 haftada vitiligo alanlarında greftler çevresinde repigmentasyon başlamakta 3-6 ay sonra repigmentasyon maksimum olmaktadır. Başarı % 60-90 arasında değişmektedir.
Yüzde, boyunda sonuçlar maksimum iken büyük ve geniş vitiligolarda, el içi, dudaklar ve göz kapağında uygulam zor ve sonuçlar daha zayıftır.
Donor alanda iz kalabilmektedir. Vitiligo greft ekim alanlarında ise cobblestone=kaldırım taşı görünümü ortaya çıkmaktadır.
Ekim sonrası 308 nm@MEI uygulanması sonuçları daha faza arttırmaktadır. Normal ekim sonrasında greftlerin çevresinde repigmentasyon 3 mm olarak ölçülürken Excimer lazer ve 308 nm@MEI sonrası 9 repigmentasyon 9mm üzerine çıkmaktadır.
2 . HFG(kıl follikül greftler); saç ekimine benzemektedir. Özellikle kılların olduğu vitiligo alanlarında kullanılmıştır. Kaş, kirpik, saçlı deri ve sakal alanı gibi. Saçlı deri arka kısmı ve kulak arkası donor alan olarak seçilmektedir. Uygulamadan 2-8 hafta sonra kıl follikül çevresinde repigmentasyon başlamakta. 2-10 mm kadar yayılmaktadır.
Mikroskin deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Mikroskin deri gerftleri merkezimzde en sık tercih edilen kullanılan uygulamadır.
Bu uygulamada hastanın vitiligo olmayan deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel bir alet ile 0.08-0.15 mm kalınlığında ultra ince greftler alınmaktadır.
Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.
Bu kalınlıkta bir greftin alınması donor alanın daha hızlı ve sorunsuz(renk düzensizlikleri oluşmadan estetik olarak daha iyisonuçlarla) iyileşmesini sağlamaktadır.
Alınan ultra ince kalınlıkta deri gerfatleri 1 mm2 den daha küçük parçalara ayrılmaktadır. Bu parçalara Mikroskin Greft denilmektedir. Bu küçük parçaların yapılması için özel makaslar kullanılmakta idi. Ancak son yıllarda makas yerine Mincer denilen bir enstrüman kullanılmaktadır. Bu grefti 0.8 mm x 0.8 mm çapında daha küçük parçalara ayırmaktadır.
Vitiligo alanı mikrogreft ekimine hazırlanmaktadır. Bu hazırlamada amaç vitiligo üzerindeki derinin dermisin üst tabakasına kadar kaldırılması(ablazyon) ve greftlerin yerleşmesine uygun hale gelmesidir.
Bu amaçla;
* Dermabrazyon; Mekanik frezler veya ultrasonic dermabrazyon kullanılmaktadır.
* Sıvı nitrojen ile ablazyon yapılmaktadır.
* Lazer ile ablazyon yapılmaktadır. Erbium YAG yada CO2 lazer kullanılmaktadır. Merkezimizde DEKA Fraksiyonel CO2 lazer bu amaçla kullanılmaktadır.
Bu yöntem ile donor alan/vitiligo alanı oranı 1/15 olmakta yani alınan donor alanının çapnın 15 katı vitiligo alanı tedavi edilebilmektedir.
Mikrogreftin vitiligo alanına yerleştirilmesinde farlı yöntemler kullanılmaktadır.
1. Spatula ile yerleştirme; Donor alan ve vitiligo alanı boyutları aynı ise yani 1:1 ise bu yöntem tercih edilmektedir. Yerleştirme sonrası vitiligo alanı özel muslin vazelin kompreslere konularak bandajlarla kapatılmaktadır. 7-10 gün sonra bandajlar açılmaktadır.
2. Sprey aparatları ile yerleştirme; Donor alanı vitiligo alanından çok küçük ise tercih edilmektedir. 1:5-1:15 gibi. Mikrogreftler vitiligo alanı hazırlandıktan sonra özel sprey aparatlar ile ya vitiligo alanına direkt sıkılır yada muslin-vazelin üzerine sıkılarak vitiligo alanına uygulanır.
Flip-top deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Donor alandan 2-4 mm derinlikte greft alınmakta ve bu greftler mikroskin greftdeki gibi 1-2 mm lik küçük parçalara ayrılmaktadır. Vitiligo alanında ablazyon yapılmadan 4-5 mm derinlikte dermatomla flap kaldırılmaktadır. Bu flep altına bu parçalar konulmaktadır. İyileşme daha hızlıdır.
Deri hücre greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Özel çalışma laboratuvarı ve enstrüman gerektiren yöntemlerdir. Maliyetleri oldukça yüksektir. Ancak başarı şansı estetik sonuçları çok daha yüksektir.
Hücre greftleri; 2 yöntem kullanılmaktadır.
1. Kültüre epidermal hücre greft süspansiyonları; bu yöntemde 2 ye ayrılmaktadır.
* Kültüre saf melanosit greftleri (CM); Melanositeler normal deriden alınan greftlerden ayrılarak kültür ortamında çoğaltılmaktadır. (mm2 de 1000-2000 melanosit olacak şekilde) Bunlar vitiligolu alana aktarılmaktadır.
* Kültüre epitel greftleri (CE); Yöntem melanosit kültürlerine benzemektedir. Ancak burada deride alınan örnekte melanositler ayrıştırılmaz. Alınan derinin tamamı kültüre edilerek uygulanmaktadır.
2. Kültür yapılmaksızın epidermal hücre greft süspansisyonları(NCES);
Hastanın vitiligo olmayan alanından alınan deri özel enzimlere maruz bırakılmakta. Bu enzimler deriyi epidermis ve dermis seviyesinde ayırmaktadır. Daha sonra mekanik olarak dermo-epidermal hücreler kazınmaktadır. Bu kazıma sonucu elde edilen hücreler epidermal- melanosit hücreleri içermektedir. Bunlardan süspansiyonlar hazırlanmaktadır. Vitiligo alanı ablazyon için dermabrazyon yada CO2 lazer ile hazırlanmakta. Bu alanlara bu süspansiyon uygulanmaktadır. Uygulama sonrası kapalı pansuman uygulanmaktadır. 7-10 gün sonra kapalı pansuman açılmakta 3 hafta sonrada Excimer lazer yada 308 nm@MEI tedavileri başlanmaktadır. 2-4 hafta içerisinde vitiligo alanlarında repigmentasyon başlamakta 3 ay sonunda %100 yakın cevaplar alınmaktadır. Bu yöntem özellikle yaygın vitiligolarda iyi sonuçlar vermektedir. Hazırlanan süspansiyon geniş alanlarda kullanılabilmektedir. Donor alandan alınan deri örneğinin 10 katı bir vitiligo alanını tedavi edebilmektedir
Son zamanlarda bu sisteme hücre spreyi uygulamasıda denilmektedir. ReCell son yıllarda kullanılmaya başlanan 30 dakikada uygulamayı hazırlayan bir sistemdir. Ancak bu sistemler halen oldukça pahallı sistemlerdir.
Vitiligoda greft kullanmaksızın yapılan cerrahi tedaviler nelerdir?
Bunlar iki tanedir.
1. Lazer ve ışık tedavileri;
Excimer lazer
Holmium lazer
308 nm@MEI dar bant UVB tedavileri
2. Mikropigmentasyon;
Tattoo yani dövmenin vitiligoda kamuflaj amaçlı kullanımıdır.
6 mikron çapında pigment içeren partiküllerin (nonallerjen, dokuda stabil) dermis içerisine yerleştirilmesidir.
Pigment partikülleri hücre içinde yada hücre dışında durmaktadır. Hücre dışında sıklıkla kollajen fiberleri arasında hücre içide dermal mononüklear hücrelerde bulunmaktadır.
Boyalar pigment içeren pastlar şeklinde bulunmaktadır. Bunlar tek başına yada mix yapılarak renkler elde edilmektedir. Pastların içerisine 1-2 damla %80 alkol yada su konularak dilüe edilmektedir. Gliserinde damlatılabilir.
Mukozal ve mukokutanöz lezyonlarda çok tercih edilmektedir.
Vitiligo tedavisinde cerrahi uygulamaların yan etkileri nelerdir?
2 ye ayrılmaktadır.
1. Vitiligo alanında yan etkiler;
* Uygulama alanı kenarında hypopigmentation
* Gecikmiş hiperpigmentasyon
* Milia
* Inklüzyon deri kistleri
* Akromik fissür
* Kenarlarda kalınlaşma
* Sıkışmış görüntüsü
* Cobblestone; daha çok Punch greftlerde gözlenmektedir.
* Kontatk dermatitis
* İnfeksiyon
* Skar gelişimi
* Kozmetik iyi olmayan görüntü
1. Donor alanda;
Yüzeysel skar
* Hipopigmentasyon
* Hiperpigmentasyon
* Kobner gelişimi
* İnfeksiyon
Vitiligoda dışında cerrahi tedavilerin diğer kullanım alanları nelerdir?
Piebaldism; Parsiyel albinizim yada vitiligo sanılabilir. Ancak bunlarda kullanılan hiç bir tedavideb cevap alınamamkatdır. Piebaldism AD geçişli genetic bir hastalık. 14000 doğumda 1 gözlenmektedir. Kadın erkek eşit. Embriyonal gelişim sırasında melanositlerin deriye olan göçlerin problem olmakta. Vitiligoya benzer maküller. Alında forelock ile birlikte%90, gövde ön yüzde, ayaklar ve kolların orta ksımında bilateral olmaktadır. Maküller çevresinde hiperpigmente sınır var ve hiperpigmente adacıklar maküllerin içerisinde var
Waardenburg's syndrome; AD geçişli 42 000 doğumda bir. Yine melanositlerin deriye olan göçünde problem var.
4 tipi bilinmektedir. Hastada piebaldisime benzer maküller var ancak forelock yok.
Yanık sonrası leukoderma(deride renk azalması)
Lazer sonrası leukoderma; epilasyon lazerleri ve diğer medikal lazerler sonrası
Kimyasal madde leukoderma Phenol-ve hydroquinone deriveleri
Kliniğimizde saç dökülmesi tedavisinde ve saçların daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlayan ETG teknolojisi de kullanılmaktadır..
ETG teknolojisi, gelişen tıp ve teknolojinin saç dökülmesi problemine çözüm arayan herkese bir armağanıdır. Çağımızın en yaygın problemlerinden olan saç dökülmesinin durdurulması ve saçların canlanmasında son derece etkili olan son dönem tedavisi ETG teknolojisi, dermatolojik anlamda devrim sayılabilecek bir buluştur. ETG; Elektrostimülasyonla saç dökülmesini engelleme, dökülen saçların geri kazanımında kullanılabilen bir terimdir.
Elektrostimülasyon çok uzun zamandır tıpta kullanılan bir yöntemdir. Kalp ritminin normalleştirilmesi, duran kalbin elektrik şoku ile çalıştırılması, şizofrenide elktroşok tedavisi, ağrı gidermede kullanımı, fizik tedavi amaçlı, yara iyileştirmede, iontoferez ile terleme tedavisi, galvanoterapi gibi alanlarda elektrostimülasyon etkin olarak kullanılmaktadır.
ETG tedavisinin etki mekanizması, hücre içi ve hücreler arası iyon transferidir. ETG cihazı bir koltuk üzerine monte edilmiş yarı sferik bir başlık ve bu başlığın içerisinde deri ile direk teması olmayan elektrotlar ve bir kontrol panelinden oluşmaktadır. Başlık içersinde düşük yoğunluklu ve düşük tekrarlama hızı olan elektrik alan oluşur. Bu elektrik alanı, küçük doku penetrasyonu ile kafa derisini uyarmak amacıyla kullanılan düşük frekanslı ve düşük yoğunluklu minik vuruş darbeleriyle oluşturuluyor. Bu elektrik alandan deriye pasif olarak elektromanyetik akım geçişi olur. Bu enerjinin işlevi ise şudur; vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl foliküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.
British Columbia üniversitesi, tıp fakültesi dermatoloji AB’da yapılan klinik araştırmalar sonucunda, deneklerde saç dökülmesinin %96.7 oranında durduğu görülmüştür.
Ayrıca 36 hafta boyunca düzenli olarak uygulanan ETG puslu (düşük seviyeli) elektrik alanının saçın tekrar çıkması üzerindeki olumlu biyolojik etkileri görülmüştür.Bu yöntem saçlı deride büyüme faktörlerini arttırıcı, hücreler arası ve hücre içi kalsiyum ve magnezyum gibi maddelerin geçişini kolaylaştırarak saç metabolizmasını etkiler. Bu sayede saç dökülmesini önler ve hatta saçı geri kazandırır.
Tedaviye Yanıt süresi:
Haftada bir-iki, 12 dakika. Hastanın genetik geçmişi ile tedavi sırasındaki saçsızlık oranına bağlı olarak 6 ila 12 hafta içinde hasta tedaviye olumlu yanıt verir.
Endikasyonları:
– Androgenetikalopesi – Androjenik alopesi – Alopesi areata – Kanser kemoterapisi ile – Saç transplantasyonu sonrası – Saç sağlığını güçlendirme
Kontrendikasyonları:
– Hamilelik – Kalp pili kullanımı – Kranial metal protezi olanlar.
Bir tedavi şekli olarak tatminkarlığı:
Hasta tatminkarlığı: – Ağrısız olmasıdır. İşlem sırasında ETG cihazının başlığı ile kafa derisi birbirine direkt temas etmiyor ve sadece iletim yoluyla gerçekleşen tedavi hastalara hiç bir sıkıntı vermiyor.
– Hastalarda gözle görülen veya görülmeyen hiç bir yan etkisi yok. – Hasta tedaviden sonra normal hayatına devam edebilir. – Kısa süren seanslar ile hastalar fazla zamana gereksinim duymazlar. – Diğer tedavilere göre başarı oranı çok yüksektir.
Hekim tatmini: – Klinik sonuçlara dayanmaktadır. – Resmi onaylıdır. Beş resmi sertifikaya sahiptir. – Uygulama güvenlidir Bu tedavinin güvenilirliği son derece üst düzeydedir. Öyle ki 1 dakikalık cep telefonu ile konuştuğumuzda maruz kaldığımız enerjinin 50.000 de 1’inden daha az bir manyetik alan etkisinde kalınmakta dolayısı ile hiçbir yan etkisi yoktur. – Cerrahi bir girişim değildir. – Hasta konforu ön plandadır.
Zekanın ölçümlenebilmesinin bilişsel işlemlerin değerlendirilmesine dayandığı görüşünü savunan Naglieri ve Das tarafından geliştirilmiş olan CAS, bilişsel işlemleri değerlendirmek adına kullanılan bir sistemdir.
CAS; zeka değerlendirmesi, öğrenme güçlüğü, dikkat değerlendirmesi, planlama problemleri gibi alanlarda değerlendirmeler yapabilen bir sistemdir.
5-17 yaş aralığındaki bireylere uygulanır. Bireyler; Planlama, Dikkat, Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel İşlemler olmak üzere 4 temel alanda değerlendirilir.
CAS, var olan durumun nedenine atıf yaparak çalışılması gereken kısma yönelik bilgi sağlar. Özetle, bireylerin hangi alanda başarılı olduğunu ve nelerle ilgili desteklenmesi gerektiğini ortaya çıkarır. Öğrenmesi ile ilgili yaşadığı soruna ışık tutar. Bunu aşağıda bahsedildiği üzere çeşitli alanlarda ölçümlemeler yaparak sağlar. Bunlar:
Dikkati mi dağınık,
Seçici dikkati dolayısıyla mı zorlanıyor,
Kısa süreli hafızası mı desteklenmeli,
Ard arda gelen uyaranlarda mı güçlük yaşıyor,
Yönerge alırken mi zorlanıyor,
Kavram bilgisi mi zayıf,
Organize olma becerisi mi onu zorluyor,
Aynı anda gerçekleştirmesi gerek iki alanda işlem yapmakta mı güçlük çekiyor vb. şeklinde ayrıntılı pek çok bilgi sunarak hangi alanın geliştirileceğine dönük bilgi verir.
Öğrenirken yaşıtlarına göre daha geride kalıyor olduğu düşünülen bir çocuk için bu durumun nedenini ortaya koyar. Okul başarısını desteklemek adına çalışılacak alanlarla ilgili bilgi verir. Yukarıda da bahsi geçtiği üzere, seçici olarak odaklanma, stratejik düşünme becerisi, kısa süreli bellek, unutma, hatırlama, bütüne odaklanma gibi pek çok alana yönelik çeşitli bilgi vererek geliştirilmesi gereken bilişsel işlemler belirlenir. Bu değerlendirmenin ardından kişiye özgü, ihtiyacına yönelik hazırlanan çalışma programı ile birey desteklenir. Bu program testin temelinde yer alan PASS teorisine dayanarak planlanmaktadır.
CAS değerlendirmesi, ortalama 75 dakika sürmektedir bu nedenle bireyin fizyolojik ihtiyaçlarının (yemek, tuvalet vb.) karşılanmış olması önemlidir.
Bahar geldi. Her yer tazelenmeye başladı. Yılın ilk dondurmasını yerken sizinle içimden “denge” konusunu konuşmak geldi. Nedir bu denge?
Pozitif psikoterapiye göre insanın dört temel kapasitesiyle gelişmesi mümkündür. Bu alanlar fiziksel, zihinsel, sosyal ve manevi kapasitelerimizdir. Pozitif psikoterapide temel amaç bireyin kapasitelerini geliştirmeye ve günlük yaşamda dengeyi sağlamasına yardımcı olmaktır. Şimdi gözden geçirin, aşağıdaki alanların her birine 25 üzerinden kendinize kaç puan veriyorsunuz?
Her alanda puanlarınızı verdikten sonra, puanlarınız için belirlediğiniz noktaları birleştirin. Elde ettiğiniz şekil, birleştirdiğiniz haliyle kareye ne kadar yakın yani “dengeli”.
Ele almak istediğim ilk kapasite beden/duyular. Hadi şimdi şu sorulara cevap vermeye çalışın:
Fiziksel şikâyetleriniz nelerdir?
Görünümünüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bedeninizi dost veya düşman gibi mi görüyorsunuz?
Eşinizin güzel veya yakışıklı olması sizin için önemli mi?
Beş duyudan hangisi sizin için en fazla anlam taşıyor?
Kızdığınızda bedeninizin hangi bölgesiyle tepki gösterirsiniz?
Eşiniz hastalandığında siz nasıl davranırsınız?
Çok fazla mı yoksa çok az mı uykuya ihtiyaç duyarsınız?
Hastalıklar hayata bakışınızı ya da gelecek yaklaşımınızı nasıl etkiler?
Aileniz iyi görünmeye, sportif aktivitelere ve fiziksel sağlığa çok önem verir mi?
Çocukluğunuzda ailenizden kim sizi okşadı, öptü ve nazik davrandı?
Çocukken evinizde çok fazla ve çeşitli yiyeceğe önem verilir miydi? Ailenizdeki slogan neydi?
Bedeninizle oynadığınızda (örneğin, parmak emmek, mastürbasyon) aileniz ne tepki verirdi?
Çocukken bedeninizle oynadığınızda nasıl cezalandırılırdınız (dayak, aşağılama, tehdit, bağırmak, yemeğin yasaklanması, sevgi göstermemek vs.) ?
Çocukken hasta olsanız bile okula gitme zorunluluğunuz var mıydı?
Çocukken hastalandığınızda hemen yatağa mı gönderilirdiniz?
Çocukken hastalandığınızda size kim bakardı?
Cevaplarınızı ve kendinize verdiğiniz puanı gözden geçirdiğinizde bir farkındalığınız oldu mu? Beslenme, öz bakım, uyku gibi bedensel ihtiyaçlarınızı fark edebildiniz mi? Son zamanlarda hoşunuza giden bir şey izlediniz, kokladınız, tattınız, dokundunuz ya da dinlediniz mi?
Başlamak istediğiniz alan belki kendinize daha düşük puan verdiğiniz alandır, ancak enerji ve motivasyonumuzu da görece gelişmiş kapasitemizden alabiliriz.
Psikolog, Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde Psikoloji bölümünün 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamıştır. Psikologlar kişilerin duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçlerini inceleyerek bu alanlarda gözlem ile birlikte değerlendirmelerini yapan kişilerdir.Psikoloji biliminin pek çok alt dalı vardır. Klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi alt dallardan herhangi birinde yüksek lisans yaparak Uzman Psikolog ünvanını alırlar. Ör. Uzman Klinik Psikolog vb. Herhangi bir alt alanda yüksek lisans yaparak uzmanlığını almamış 4 yıllık lisans mezunu psikologlar terapi yapmaya yetkin değildirler.
Uzman Klinik Psikolog Kimdir?
Klinik Psikoloji, Psikolojinin çok özel bir ek eğitim ve uzmanlaşma gerektiren bir alt alanıdır. Ülkemizde Klinik psikolog olabilmek için 4 yıllık psikoloji lisans eğitiminin üzerine 2 yıl Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamak gerekir. Klinik Psikolog ruhsal bozukluklar, psikopatolojiyi ölçme ve değerlendirme ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları üzerine aldığı uygulama yoğunluklu eğitimlerle tanı koyma, kişisel gelişim ve tedavi üzerine deneyim kazanan, tıp merkezleri, klinikler ve hastanelerde en az 1 yıl süren yetkinliği kanıtlanmış psikologlardan klinik süpervizyon stajlarıyla aldığı teorik eğitimleri uygulama imkanı bulan uzmanlardır. Bunun yanı sıra Klinik psikologlar çalıştığı alan ve ekol aldığı terapi kuramlarıyla ilgili sertifikalı psikoterapi , test eğitim ve süpervizyonlarına katılırlar. Kendini geliştirmek isteyen bir klinik psikoloğun eğitimi, hayat boyu devam edecek olan bir süreçtir.
Psikoterapist kimdir?
Psikoterapistler terapi uygulama becerisi ve yeterliliğine sahip bu alanda özel eğitimlerini tamamlamış kişidir. Bu kişi bir psikolog ya da psikiyatr olabileceği gibi, bu alanda eğitimini tamamlamış bir ruh sağlığı çalışanı da olabilir. Psikoterapistler özellikle en az 1 terapi kuramında uzmanlaşmış olup bireylerle, gruplarla, ailelerle ya da çiftlerle çalışabilen kişilerdir.
*Okulların açılmasıyla birlikte, ebeveyn ve çocuğun birlikte karar vereceği ‘’ödev zamanı’’ uygulamasına başlanmalıdır.
*’’Ödev zamanı’’nın anlamı, niçin gerektiği, saat kaçta başlayacağı, kaçta biteceği, kaç dakika çalıştıktan sonra mola verileceği anlaşılır ve net olmalıdır.
*Çocuğun konulan kuralı anladığından emin olunmalı, bu zamana uyduğu takdirde sonucunda neler kazanacağı, uymadığı takdirde neler kaybedeceği mutlaka baştan konuşulmalıdır.
*Anne baba konulan kuralda kararlı, ısrarcı ve tutarlı olmalıdır.
‘’Ödev Zamanı’’ Tanımlanmalıdır
*Ödev zamanının süresi, mola zamanları, başlangıç saati ve bitiş saati belli olmalıdır.
*Ödev zamanı her gün aynı saatler arasında olmalı, zorunlu olmadıkça değiştirilmemelidir.(ör: her gün 17:00-18:00 arası gibi)
*Ödev zamanının ne kadar süreceği çocuğun yaşına ve dikkat süresine göre belirlenmeli ve ödev zamanı iki üç parçaya bölünmelidir.
*Çocuk dinlenmiş olmalı ve bütün ihtiyaçları ödev zamanı öncesinde karşılanmış olmalıdır.
*Ödev zamanı erken bir saat olmalı, ödev bittikten sonra çocuğun kendisine ait özel bir zamanı kalmalıdır.
*Çocuğun görebileceği bir noktada mutlaka saat olmalıdır. Böylelikle çocuk zamanını kendi kontrol edebilir.
*Ebeveynler günlük rutinlerini ödev zamanına göre ayarlanmalıdır.
Çocuk Ödevlerini Yaparken Mutlaka Ona Destek Olunmalıdır
*Ödev zamanında çocuğun ödev yapmaya başlayıp başlamadığı mutlaka kontrol edilmelidir.
*Ödev zamanında ara sıra çocuğun yanına gidilerek neler yaptığı kontrol edilmelidir. Planladığı gibi ödevler uygun bir biçimde yapılıyorsa, çocuğun çabası övülmeli, gitmiyorsa sorunun ne olduğu konuşulmalıdır.
*Ödevler zamanından erken tamamlanmış olsa bile, kalan süre akademik uğraşlarla tamamlanmalıdır.
*Ödevin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir. Ödevdeki her hatanın görülmesi, beklenti düzeyinin yüksek olması, çocuğun motivasyonunu kırıcı yaklaşımlardır. Hatalar öncelikle çocuğa sorulabilir. Eğer çocuk hataları bulmakta zorlanıyorsa ona yardımcı olunabilir. Yazısı konusunda eleştirmek,ödevlerin en ince ayrıntısıyla kontrol edilmesi,çocuğu ödev yapmaktan uzaklaştırdığı gibi,’’ödevim yok’’yalanlarına da davetiye çıkartır.Ayrıntısı ile ödev kontrolü öğretmen sorumluluğunda olmalıdır.
Çocuk İçin Uygun Çalışma Köşeleri Oluşturulmalıdır
*Çocuğun ödevini en rahat yapacağı,onayladığı ve istediği bir yer,birkaç denemeden sonra ödev alanı olarak belirlenebilir.Ödev alanı iyi aydınlanan,rahat,görsel ve işitsel uyarıcılardan arındırılmış bir ortam olmalıdır.Belirlenecek alan her çocuğa göre değişebilir.Çocuğun tercihi ve kişilik özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.Mutlaka sessiz olacak,mutlaka masa olacak gibi kesin kurallar olmamalıdır.
*Ödev alanı günlük ödev saatlerinde sadece çocuğa tahsis edilmelidir.
*Ödev alanı çocuğa özel bir hale getirilmeli,orayı sahiplenmesi sağlanmalıdır.
Ödev Savaşları Yapmaktan Kaçınılmalıdır
*Çocukla ödev savaşları yapmak yerine öncelikle ödeve başlama ile ilgili stratejiler öğretilmelidir.Ödevlerin yapılmıyor olması,eksik yapılması ya da yetiştirilememesi belki de çocuğun ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyor olmasından kaynaklanıyordur.
*Çocuğun ödevleri planlamasına yardımcı olunmalıdır.Yapılması gereken ödevler nedir?Hangileri kolay gözüküyor?Hangileri daha zor gözüküyor?Zamana yaymak gerekir mi?Hangi yardımcı araç gereçlere ihtiyaç duyuyor?Hangisini önce yapmalı?Bütün bu bakış açıları çocuğa Öğretilmelidir.Ancak bu alışkanlık haline gelmemeli,bir süre sonra çocuktan bunu kendisinin yapması beklenmektedir.
*Ebeveynler ödevlerle ilgili önerilerde bulunabilir.Öneriler ödevlerin ebeveyn tarafından yapılmasına kadar gitmemeli,yapılmayan ödevlerde çocuğun kendisinin çözüm üretilmesi beklenmelidir.
Çocuğun becerisine uygun ödevler verildiğinde,belirlenmiş ödev saatleri olduğunda,uygun ortamlar yaratıldığında aslında ödev yaptırmak hiç zor olmaz.Belki de bugünden sonra yapılması gereken ödev yapma ile ilgili kuralların konulması,çocukla bunun konuşulup ortak bir noktaya varılması olabilir.
Sınırları ve kuralları belirleyen öncelikle ebeveynlerdir.Şikayet etmek yerine önce çözümler için adım atıp,gelişmeler için beklenmelidir.Yerimizde saydıkça,adım atanın karşı taraf olması gerektiğini düşündükçe,daha uzun yıllar ödev gibi bir çok alanda çocuğumuzla ve başkalrıyla sorun yaşamaya devam ederiz.