Etiket: Akupunktur

  • Akupunktur tedavisi nedir ? Nasıl yapılır ?

    5000 YILLIK GEÇMİŞİ İLE AKUPUNKTUR GELENEKSEL AMA AYNI ZAMANDA BİLİMSEL BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ NEDİR

    BATI TIBBININ MEKANİK BİR MAKİNE GİBİ GÖRDÜĞÜ İNSAN VÜCUDUNU AKUPUNKTUR RUH İLE BİRLİKTE DÜŞÜNÜR VE GÜNCEL TEDAVİLER İLE ÇÖZÜM BULMAKTA HATTA BAZEN HASTALIĞINI ANLAMAKTA ZORLANDIĞIMIZ HASTALARA YARDIMCI OLABİLMEKTEDİR.

    VÜCUDUMUZDA ARTER VEN VE LENFATİKLERİN HARİCİNDE KANALLAR OLDUĞU RADYOİZOTOP ENJEKSİYONLARI İLE GÖSTERİLMESİ İLE AKUPUNKTURDAKİ MERİDYEN KAVRAMI DAHA NET ANLAŞILMIŞ VE AKUPUNKTURUN BİLİMSEL ALANDA ELİNİ KUVVETLENDİRMİŞTİR.

    BU KANALLAR ETKİLEDİĞİ ORGANA SPESİFİK MERİDYENLER OLARAK İSİMLENDİRİLMİŞLERDİR. VÜCUDUMUZ 6 YİN 6 YANG (BUNLAR VÜCUDUMUZDA SİMETRİK OLARAK BULUNURLAR TOPLAMDA 24 ) BİR ÖN TOPLAYICI (REN) BİR ARKA TOPLAYICI (DU ) MERİDYENİ OLMAK ÜZERE TOPLAM 26 ANA MERİDYEN BULUNMAKTADIR. BUNLARIN HARİCİNDE EXTRA MERİDYENLERDE MEVCUTTUR.

    BU MERİDYENLERDE AKUPUNKTUR FELSEFESİNE GÖRE HAYAT ENERJİİSİ OLARAK ADLANDIRILAN CHİ DOLAŞMAKTADIR VE YİNE AKUPUNKTUR FELSEFESİNE GÖRE VAR OLAN HASTALIKLARA BU MERİDYENLERDEKİ TIKANIKLIKLAR YOL AÇMAKTADIR. AKUPUNKTUR NOKTALARI İSE BU MERİDYENLERDE YER ALAN DÜŞÜK ELEKTRODERMAL REZİSTANS GÖSTEREN (ELELKTRİK İLETKENLİĞİ YÜKSEK OLAN) ALANLARDIR. AKUPUNKTURUN TEMEL PRENSİPLERİ İÇERİSİNDE ENDOKRİN, LİMBİK VE OTONOM SİNİR SİSTEMLERİNİN DENGE İÇERİSİNDE ÇALIŞTIRILMASI YER ALMAKTADIR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ NASIL YAPILIR

    STERİL TEK KULLANIMLIK ÇOK İNCE ÇELİK İĞNELER İLE MERİDYEN DE TIKANIKLIĞA SEBEP OLAN NOKTALAR ÇEŞİTLİ MUAYENE YÖNTEMLERİ İLE BULUNUR VE O NOKTALARA İĞNELENEREK HASTA SESSİZ SAKİN BİR ODADA 20-30 DAKİKA BEKLETİLİR VE ARDINDAN İĞNELER ÇIKARTILIR SONRASINDA HASTA VE HASTALIĞA BAĞLI OLARAK AKUPUNKTUR YAPAN HEKİM TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLÜRSE KULAĞA BİR HAFTAYA KADAR KALABİLEN KALICI İĞNELER TAKILIR.

    HASTAYA VE HASTALIĞINA BAĞLI DEĞİŞMEKLE BİRLİKTE AKUPUNTUR TEDAVİSİ ORTALAMA 8-10 SEANS YAPLMAKTADIR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİNİN ETKİLERİ WHO (DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ) TARAFINDAN KABUL EDİLEN BİR TAMAMLAYICI TEDAVİ ŞEKLİDİR.

    AKUPUNKTUR HANGİ HASTALIKLAR VE DURUMLARDA KULLANILIR

    KİLO VERME

    SİGARA BIRAKMA

    MİGREN

    DEPRESYON

    SİNDİRİM DÜZENSİZLİKLERİ

    UYKU BOZUKLUKLARI

    ALLERJİ

    SINAV STRESİ

    PANİK ATAK

    FASİAL PARALİZİ (YUZ FELCİ İLK ÜÇ AY)

    TİNNİTUS (KULAK ÇINLAMASI)

    ÜRTİKER EGZEMA

    ALLERJİK RİNİT

    ASTIM

    SİNÜZİT

    GEBELİK BULANTISI

    MENOPOZ SEMPTOMLARI

    KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ SONRASI (BULANTI, HALSZİLİK, BİTKİNLİK)

    LAKTASYON AZLIĞI (EMZİRME DÖNEMİNDE SÜT AZLIĞI)

    İNFERTRİLİTE(KISIRLIK ) ORGANİK SEBEBE BAĞLI OLMAYAN

  • Kulak akupunkturun etki mekanizması ve kullanıldığı rahatsızlıklar

    Akupunktur tedavisi semptoma değil nedene yönelik olmalıdır, tedavi süresince hastanın takip edilmesi bir zorunluluktur.
    Endikasyonları :
    Kulak akupunkturun bilinen en iyi etkilerinin başında ağrının giderilmesi yatar. Ağrının nedeni önemli değildir. Gerek travmaya bağlı , gerekse operasyon sonrası ortaya çıkan ve giderilmeyen ağrı olsun, enfeksiyon veya dejeneratif değişikliklerin neden olduğu ağrı olsun, akupunktur ortaya çıkan ağrıyı giderecek durumdadır. Ancak çok ilerlemiş bir artrozda ağrıyı gidermesine karşın, artrozu geriye çevirecek bir özelliğe sahip değildir.
    Analjezik etki: En çok bilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda bazı spesifik noktalar kullanılarak ağrı kesici etki sağlanır. Ağrı giderme konusunda en popüler nörolojik açıklama 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından öne sürülen Gate Kontrol Teori ile izah edilmiştir. Bu teoriye göre ağrının hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki fonksiyonel kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat akupunktur tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. Bir diğer teori ise Endorfin Sekresyon Teorisi dir. (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Endorfinler sadece akupunktur analjeziyi değil, aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.
    Sedasyon etkisi: Bazı hastalar tedavi sırasında uykuya dalarlar ve yenilenmiş, canlanmış olarak uyanırlar. Bu hastaların akupunktur tedavisi esnasında alınan EEG' lerinde delta ve theta dalga aktivitelerinde azalma tespit edilir. Tedavinin bu etkisinden uykusuzluk, anksiete, ilaç bağımlılıkları, epilepsi ve bazı ruhsal problemlerin tedavisinde yararlanılır.
    Homeostazis – Düzenleyici etki: Bunun anlamı vücudun uygun bir dengeye getirilmesidir. Normal olarak homeostazis otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik dengelerinin kurulmasını amaçlar. Buna endokrin sistem de dahildir. Bu mekanizmalar birçok hastalıkta ciddi olarak bozulur ve gerekli onarım için akupunktur çok yardımcıdır.
    İmmuniteyi yükseltme etkisi: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır,bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Burada beyaz korpusküllerin çoğaldığı, vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobülinler, antikor ve diğer substansların yükseldiği görülür. Birçok vakada antikor titrasyonunun iki-dört kat arttığı gözlenmiştir. Bu retiküloendoteliyal sistemin aktivasyonu ile ilgilidir.
    Psikolojik etki: Bu etki otosuggestionla veya hipnozla karıştırılmamalıdır. Akupunkturun psikolojik etkisi önce oluşmamakta, akupunktur tedavisini takiben ortaya çıkmaktadır. Hipnoz genel populasyonda sadece % 10-15 etkili olduğu halde akupunktur bütün insanlarda ve hayvanlarda çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Bu etki orta beynin retiküler formasyonu ve beynin diğer önemli yerlerinden sağlanır. Ölçülebilir etkiler beyin dokusunun metabolik kimyasallarının tetkikleri ile saptanmış durumdadır. Ör. Beyinde, dopamin ve seratonin seviyesi akupunktur uygulamasından sonra artmaktadır.
    Motor Tamir etkisi: Oluşmuş paraliziler de motor iyileşme akupunktur ile hızlanmaktadır. Önceleri başka tedavi metotları denenmiş hastaların akupunkturla tedavisiyle motor paraliziler de etkin sonuçlar alınmaktadır. (Motor Gate Teori, A.Jayasuriya)
    Ana endikasyonları arasında organizmada reversibl olabilecek hasar ve hastalıkların giderilmesidir. Bu organın fonksiyonel bir bozukluğu veya organın disfonksiyonu olabilir vb. Onun için tamamen hasar görmemiş olan organlardaki disfonksiyonları ve fonksiyon bozukluklarını akupunktur ile tedavi etmek ve normal fonksiyonlarını yapar hale getirmek mümkündür.. Bunlar arasında karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek, Mide, ince ve kalın bağırsak, tiroid bezi, timus , surrenal vd.sayabiliriz.
    Ayrıca allerjik hastalıklarda önemli bir etkisi söz konusudur. En yaygın olarak kullanılan ve başarı oranı yüksek olan alerjik hastalıklar arasında nezle, neurodermitis, allerjik astımı sayabiliriz.
    Psişik bozukluklarda akupunktur ile tedavi etme şansına sahibiz. Derin bir sedasyon ve sakinleştirici etkisi olduğu yukarda açıklanmıştır.
    WHO (Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan akupunkturla tedavi edilen hastalıklardan bazılarını aşağıda belirtilmiştir. Bu listeden de görüldüğü gibi akupunkturun çok geniş bir hastalık grubunun tedavisinde etkili olabileceği ortadır.
    Migren ve gerilim tipi baş ağrıları,
    Trigeminal nevralji,
    Fasial paralizi (yüz felci, erken teşhis, 3-6 ay içinde),
    Periferal neuropati,
    Parezi ve inme,
    Poliomyelitis sekeli (erken teşhis,3-6 ay içinde),
    Neurojenik mesane disfonksiyonu,
    Menier sendromu, Vertigo ve Baş dönmesi
    Nokturnal enürezis (gece işemeleri),
    İnterkostal nevralji,
    Servikobrakial sendrom,
    Omuz artrozları,
    Tennis elbow / Tenisçi dirseği ,
    Osteoartrit,
    Siyatalji,
    Kardio-özefagial spazm,
    Hıçkırık,
    Akut ve kronik gastrit,
    Gastrik hiperasidite,
    Peptik ülser,
    Akut ve kronik kolit,
    Konstipasyon,
    Diare ,
    Akut ve kronik farengit, Akut ve kronik rinit, Akut sinuzit,
    Akut bronşit, Bronşial asthma,
    Gingivit, Diş ağrısı,
    PMS (Menstrüel rahatsızlıklar),
    Spor yaralanmaları,
    Cilt hastalıkları,
    Depresyon ,
    Fonksiyonel frijidite (cinsel soğukluk),
    Fonksiyonel empotans (iktidarsızlık),
    Stres,
    Hormonal bozukluklar,
    Diabet,
    Guatr,
    İnfertilite (kısırlık),
    Cushing sendromu,
    Bağımlılık Tedavisi:
    1. Sigara bağımlılığı,
    2. Alkol bağımlılığı,
    3. Morfin bağımlılığı,
    4. Yiyecek bağımlılığı ( OBEZİTE=ŞİŞMANLIK ),
    Kontrendikasyonlar:
    Tanısı tam konulmamış akut ağrılı hastalarda akupunktur uygulanmamalıdır. Nasıl ki mide, duodenum ve ya appendis perforasyonu şüphesi olan bir hastaya morfin ve ya dolantin uygulanması yalnız teşhis kesinleştikten sonra ve operasyona hazırlık için uygulanıyorsa akupunkturda da durum aynıdır. Teşhisi kesin olmayan akut ağrılarda akupunktur uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı alarm veren bir sinyaldir. Ağrının nedeni ve etyolojisi bilinmeksizin baskı altına alınması doğru değildir.
    Bu durum semptoma yönelik yakınmalar içinde geçerlidir. Nedeni bilinmeyen bir ağrı kesinlikle bastırılmamalıdır. Bazen çok hafife aldığımız bir ağrının altında maliğn bir olay ve onun metastazlarının yatabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü tanısı bilinmeyen bir kanser hastasında yakınmalarının bastırılması, tanıyı geciktirecektir. Bu hekimlik ile bağdaşmayacağı gibi deontoloji ahlakına da ters düşecektir.
    Onun için tekrar tekrar hatırlatmaktan ve şu gerçekliğin altını çizmeden edemiyeceğim. Sağlıklı bir teşhis olmadan akupunktur tedavisine kesinlikle başlamayınız.
    Nörolojik hastalıklarda
    özellikle enfeksiyöz , dejeneratif hastalıkların neden olduğu medulla spinalis ve beyinde miyalin yıkımı ve bunun sonucunda meydana gelen beyin ve periferik sinirlerin felci ve nöropatileri. Buna örnek olarak Amyotrofik Lateral Skleroz, Multiple skleroz, polimyelitis sayılabilir.
    Psikiyatrik hastalıklarda örneğin şizofreni ve endojen depresyonlarda. Ancak depresyon ve depresyona meyilli olan hastalarda akupunktur ile hastanın yakınmalarını kontrol altına almak mümkündür.
    Kanserde; Ancak kanseri tedavi etmekten ziyade kanser teşhisi kesinleşmiş olan hastanın yakınmalarını kontrol altına alabilmek için akupunktur uygulanır.

    Dr. Hüseyin Nazlikul un Akupunktur – Tamamlayıcı Tıp Kitabından alınmıştır.

  • Akupunkturun kanıtlanmıs 9 etkisi

    Akupunktur hekimliğine başladığım günden itibaren çoğu hastamda gözlelediğim değişimler hem bir hekim olarak beni mutlu etmiş hem de olabildiğince şaşırtmıştır. Akupunktur bilinen 6000 yıldır uygulanan bir tedavi yöntemidir. Acus(iğne) ve Punctura(Batırmak) kelimelerinden ismi türemiş olan akupunkturun bilimsel olarak kanıtlanmış 9 yararından ve yazımın sonunda ise yan etkilerinden bahsedeceğim.

    Akupunkturun ana temeli ve amacı homeostazis yani insan vücudunun fiziksel ve ruhsal dengesini sağlamaktır. Homeostazis sağlanırsa insan vücudu kendini tedavi etme yetisine sahiptir. Şimdi sırayla yararlarını anlatmaya başlayalım.

    1-) Akupunktur Kronik Ağrıların Alevlenmesini Azaltır:

    Kronik ağrılar erişkin nüfusun %20 gibi bir oranında bulunmaktadır. Her yıl bu sayı %10 artış göstermektedir. Akupunktur yan etkisi en minimal olup hastalara ağrı azaltıcı etki gösteren yöntemdir.

    Bunu insan vücudunda sinir sitemi, immun sistem ve hormonları düzenleyerek yapmaktadır. Akupunktur noktalarının uyarılması doğal endorfin ve opioidleri salgılatıp ağrıları hafifletmektedir. Ancak halen akupunkturun bu maddeleri nasıl salgıladığı konusu hipotezdir ve kanıtlanamamıştır.
    Elektroakupunktur kasların üzerine uygulandığında dokunun kan dolaşımını arttırır ve kasa fonksiyonunu doğru yağması için uyarılar gönderir. Elektroakupunktur batıda yaşayan akupunkturistler tarafından daha sık kullanılmaktadır.

  • Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır .

  • Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır.

  • Astımın akupunktur ile tedavisi

    Astımın akupunktur ile tedavisi

    ASTIM NEDİR?

    Astım bronş dediğimiz akciğer içi hava yollarının müzmin iltihabi bir hastalığıdır. Bu iltihap alerjiye veya sık geçirilen enfeksiyonlara bağlı gelişebilir. Astımda: -Havayolları iltihaplı, şiş ve kızarıktır -Havayolları iltihaba bağlı daralmıştır -Havayollarında aşırı duyarlık vardır.

    Hava Yollarında Aşırı Duyarlılık nedir?

    Hava yollarında aşırı duyarlılık normal bir insanın hava yollarının karşılaştığı zaman herhangi bir kasılmaya yol açmayan sigara dumanı, parfüm, yemek ve bazı diğer kokulara karşı aşırı bir tepki vererek bronşların daralması halidir Bu temas sonucu hastalarda öksürük krizi ve nefes darlığı ortaya çıkabilir.

    Astım, tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir.

    Her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

    Astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler.

    ASTIM BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    • Hava yollarında daralma olduğunda;

    • öksürük (genellikle kuru),

    • nefes darlığı,

    • göğüste baskı hissi ve

    • hırıltı-hışıltılı solunum gibi belirtiler meydana gelir.

    Bu belirtilerden herhangi biri veya birkaçı bir arada bulunabilir. Bu belirtiler sadece astıma özgü değiştir, başka hastalıklarda da olabilir. Ancak aşağıda sayılan özelliklerle birlikte olduklarında astım açısından önem taşımaktadırlar:

    Belirtiler;

    • Tekrarlayıcı olup nöbetler halinde gelirler,

    • Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkarlar,

    • Kendiliğinden veya ilaçlar ile düzelirler,

    • Mevsimsel değişiklik gösterebilirler.

    AKUPUNKTUR İLE ASTIM TEDAVİSİ

    Akupunktur tedavisi yan etkisi olmayan bir tedavidir. Tedavide herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.Hasta iyileştikçe kullanmış olduğu steroid ve diğer ilaçları zamanla bırakmaktadır.

    Tedaviye öncelikle hastanın alerji yapan uyaranlarla temasının kesilmesi veya azaltılması ile başlanmalıdır. Hastanın ilk aşamada hangi maddeye karşı alerjisi varsa o maddeden nasıl kaçınacağını öğrenmesi ve maske gibi koruyucu önlemleri alması gerekir. Tedavinin etkili olabilmesi için en önemli kural budur. Bazı hastalarda yapılan tüm allerji testlerine rağmen herhangi bir alerjen bulunamamaktadır. Ancak tedaviye başlandıktan sonra hastalar zamanla hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu tesbit edebilmektedir.

    Son yıllarda Dünya’da ve Türkiye’de akupunktur ile astım tedavisi sıkça uygulanan tedavi yöntemleri arasına girmiştir.

    Akupunktur interferon salınımını artırarak vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmekte, dolayısıyla vücud direncini arttırmaktadır. Hastalar gerek viral gerekse bakteriyal enfeksiyonlara daha az yakalanmaktadır. Daha az enfeksiyon daha az kriz demektir. Akupunktur vücudumuzda bulunan doğal kendi ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Akupunktur iğnesi ile Kulak kepçesinde bulunan hipofizin temsili noktasında bulunan ACTH noktasının uyarılması ACTH salınımı artmakta yine böbrek üstü bezi temsili noktasında bulunan Kortikosteroid noktasının uyarılması ile de kortizon salgılanmaktadır. Kortizonun ödem çözücü etkisi vardır.Özellikle Akçiğer ve burundaki ödemin çözülmesi hastanın daha rahat nefes alıp vermesini sağlayacaktır.Ayrıca Kulakta Akçiğer temsil noktalarının uyarılması ile de Akçiğer de iyileşme süreçi hızlanmakta Solunum kapasitesi artmaktadır..

    Akupunktur serotonin ve endorfin miktarını artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar.

    Akupunktur iğnesi ile anti alerji noktaların uyarılmasıyla Alerjik reaksiyonları oluşturan salgıların azaldığı tespit edilmiştir. Alerjik reaksiyonda en önemli rolü üstlenen immünglobülin E’nin akupunktur tedavisi sonunda azaldığı tespit edilmiştir.

    Bütün bunlarla beraber akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisiyle vücudun genel dengesi düzelmekte, diğer hastalıklarla beraber alerjik rahatsızlık görülme oranı da azalmaktadır.

    Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi hastadan hastaya göre değişmekle birlikte ortalama 20 – 30 seans sürmektedir. Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi yan etkisizdir. Nadir de olsa hastalığın klinik seyrine göre tedavi senede 1 defa tekrarlanabilir.

  • Akupunkturun tarihçesi, türkiyede ve dünyada akupunktur

    Akupunkturun tarihçesi, türkiyede ve dünyada akupunktur

    AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

    Akupunktur’un tarihçesi, 5.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada ve ülkemizde de saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitap Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

    Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Zaadlı kitaba göre Akupunktur tedavisinde BİAN adı verilen taştan yapılmış iğneler kullanılmıştır. Zamanla bian taşlarının yerini balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler almaya başlamıştır. Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,altın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

    Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara kadar uzanır. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı’ya tanıtıldı.

    Yine eski Mısır tarihi Hiyelografik yazılarında (günümüzden 2500 sene önce ) Mısırlıların akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisi yaptıkları görülmüştür.

    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Akupunktur 1944 den sonra Çin devlet Başkanı Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de yayılması hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

    Akupunktur 1970 yılından itibaren de WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Gezi sırasında Amerikalı gazetecilerden biri apandisit olmuş olup apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde yapılmıştır. Bu gören Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenmeye ve eğitim almaya başlamışlardır.

    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ve çok etkin olduğunu açıklamıştır.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.

    1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi’yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca Felix Mann yazdığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

    TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

    Son 40 yıldır dünyadaki bir çok tıp fakültesinde akupunktur uygulanmaktadır. Akupunktur Ülkemizde akupunktur tedavisinin, diğer tedavi metotlarında olduğu gibi, bilimsel yöntemlerle yapılmasının esas ve usullerini düzenlemek amacıyla 29.5.1991 tarih ve 20885 sayılı Akupunktur tedavi yönetmeliği yayınlanmıştır. Böylece İlk defa 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.

    Bugün Ülkemizde devlet hastaneleri başta olmak üzere bir çok Tıp Fakültesi hastanelerinde de akupunktur uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı 13 Mart 2002 tarih 24694 Sayı ile ‘Akupunktur Tedavi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ yayınlayarak Akupunktur yönetmenliğinde düzenlemeler yapmıştır.

    1991 yılında yayınlanan Akupunktur yönetmeliğinden sonra ilk defa 1994 yılında Trakya Üniversitesi Edirne tıp fakültesinde Akupunktur dernekleri tarafından Akupunktur sertifika eğitimi verilmiştir. Bu eğitimler Akupunktur dernekleri tarafından kurs, sempozyum ve kongreler şeklinde verilmeye devam etmiştir. İlk defa sağlık bakanlığının izni ile 2002 yılında Gazi üniversitesi Tıp fakültesince verilmeye başlanan Akupunktur eğitimleri çeşitli üniversitelercede halen verilmeye devam etmektedir.

  • Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları Akupunktur noktasına iğne batırıldığı zaman, objektif ve subjektif etkiler gözlenir.

    1. Subjektif etkiler : Akupunktur noktasına batırılan iğne deride bölgesel olarak gerginlik, baskı, ısınma ve acı hissine yol açmaktadır. Buna Çin literatüründe “Deqi” denir (10). Akupunktur iğnesi batırıldığı zaman, noktanın çevresinde eritem oluşur. Bunun sebebi zarar gören hücrelerden salınan histamin, bradikinin ve benzeri maddelerdir.

    2. Objektif etkiler

    a. Sinir sistemi üzerine etkileri

    b. İmmün sistem üzerine etkileri

    c. Metabolizma üzerine etkileri

    d. Gastrointestinal sistem üzerine etkileri

    Akupunktur noktaya iğneyi batırdığımız zaman sinir ucu (Reseptör) uyarılır ve bu uyarı sinir yoluyla omuriliğine ve oradan da beyindeki ilgili merkezlere ulaşır. Bunun sonucu olarak vücudumuzda çeşitli kimyasal maddeler değişik alanlarda salgılanır ve dolaşım yoluyla salgılanan kimyasal maddeler hastalıklı olan bölgeye ulaşırlar ve etkisini gösterirler.

    Akupunktur tedavi etkisi 6 grupta toplanır:

    1. Analjezik etki

    2. Sedasyon etkisi

    3. Homeostatik etkisi

    4. İmmun stimulan etkisi (Bağaşıklık sistemi güçlendiren etki)

    5. Psikolojik etkisi

    6. Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi.

    1.Analjezik etki: Analjezik (Ağrı kesici) etki salgılanan Endorfin ve Enkefalinler ile elde edilir.(Endorfin ve Enkefalinler çok güçlü ağrı kesici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir). Akupunkturun analjezik etkisi hemen tedaviden sonra görülür ki bu da artrozların, baş ağrılarının, bel ve boyun ağrılarının ve buna benzer ağrılı sendromların tedavisinde etkilidir. Bu salgılanan endorfin ve enkafalinler Ağrı eşiğinin yükselmesini de sağlayarak analjezik etkiyi artırırlar.

    2.Sedasyon etkisi: Akupunkturun beyinde Dopamin, Serotonin, Endorfin, GABA (gama-amino-buterik-asid) salınımında artış sağladığı tesbit edilmiştir. Bu maddelerden Serotonin ve Dopamin insanda sedasyon sağlayan maddeler olup hastayı rahatlatır. Serotonin ve Dopamin artışı depresyon’da, insomnia’da, anksiyete’de, histeri’de, ilaç bağımlılıkları ve davranış bozukluklarında sedasyon etkisini artırdıkları tespit edilmiştir.Sedasyon etkisi Raphe sistem, Bazal ganglionlar, Retiküler formatio gibi bazı beyin bölgelerinin aktivasyonu ile sağlandığı tespit edilmiştir.

    3.Homeostatik etkisi: Akupunktur Sempatik ve Parasempatik sinir sistemini dengeye sokarak homeostatik etki sağlar.

    4.İmmun stimulan etkisi: Akupunktur vücut direncini artırır. Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek bakteri ve virüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan korur. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır.Akupunktur tedavisinden sonra,lökositlerin (Beyaz kan hücreleri) arttığı,vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobulinlerin,antikor ve substanslarının kandaki seviyelerinin arttığı tesbit edilmiştir.

    Akupunkturun immün sistem üzerine etkisinin,endojen opioidlerden beta endorfin (BE), LE ve metionin enkefalinin bu sisteme yaptığı etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Elekroakupunktur uygulamasının dalakta BE salgılanmasını yükselttiği ve bunun sonucu NK hücre aktivitesini ve interferon gamma düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. TNF-alfa, interferon gama, interlökin-1 alfa,interlökin-2 B hücre proliferasyonunu artırırken,interferon gama ve interlökin-2 de antikor yapımını artırmaktadır.

    Endorfin ve enkefalinlerin NK hücre aktivitesi,sitotoksik T lenfosit generasyonu, monositkemotaksi, interferon gama, interlökin-1, interlökin-2, interlökin-4 ve interlökin-6’nın üretimini artırdığı tespit edilmiştir. Alfa, beta ve gamma endorfinlerin değişik immün fonksiyonlara sahip olduğu belirlenmiştir. Kanda ki lökosit, antikor ve gama-globülinlerin değerini artırarak bu etkiyi yapar ve böylece enfeksiyona karşı vücut direncini artırır.

    5.Psikolojik etki: Akupunktur uygulaması ile merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen endojen opioidlerden enkefalinlerin ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir. Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunkturun endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyini artırdığı gözlenmiştir.

    Serotonin, ‘’mutluluk hormonu’’ adıyla bilinen ve ruh halimizi çok etkileyen bir hormondur. Serotoninin ,Sakinleştirici ve trankilizan etkisi vardır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite, insülin direnci, fibromiyalji ve hiperaktivite gibi birçok hastalığın temelinde serotonin eksikliğinin olduğu düşünülmektedir.

    serotoninin, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı isteklerle iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden olabilir. Mide ve bağırsak bölgesindeki kas sisteminin hareketlerini yönetir, ağrı algılama sisteminizi düzenler ve dinlendirici bir uyku sağlar. Serotonin düzeyi düştüğünde ise keyfimiz ve genel ruh halimiz etkilenir. Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir. Beyindeki bir serotonin eksikliği endojen depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite veya anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına yol açabilir, ayrıca uykusuzluktan sorumlu olabilir. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu ve bu kişilerin idrarında daha çok serotonin atıldığı tespit edilmiştir. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir. Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır,ruh sağlığımız düzelir,enerjimiz artar.Vücudumuzda bu kadar etkili olan bu hormonun düzensizliğinde birçok hastalık ortaya çıkar

    6.Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi: Akupunktur uygulaması ile motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi görülmüş ve bundan dolayı hemipleji (Felç) rehabilitasyonunda ve fasial paralizi( Yüz felci) vakalarında tatbik edilmiştir. Akupunktur uygulaması sinir sistemini etkilemekte ve nöronlarda K+ , Na+ , Ca+ konsantrasyonlarında, merkezi sinir sisteminde beta endorfin ve lösin enkefalin gibi nöropeptidlerin ve aspartat gibi nörotransmitterlerin miktarlarında değişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Araştırmacılar, akupunkturun etkilerinin beyin tarafından düzenlendiği görüşünde ağırlıklı olarak durmaktadırlar ve EA uygulamasının sinir hücresi aksiyon potansiyelinde güçlü bir değişmeye neden olduğunu belirtmektedirler. Paralizi olgularında geç safhalarda bile akupunkturla cevap alınabilmektedir.

    Akupunktur,Kas, tendon ve kemik yapısını kuvvetlendirdiği tespit edilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda çalışma gücünü artırdığı tespit edildiğinden dolayı Sporcularda doping amacıyla kullanılmaktadır.

  • Akupunktur ve tarihcesi

    Akupunktur ve tarihcesi

    Akupunktur’un tarihçesi, 5.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada ve ülkemizde de saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitap Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

    Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Za adlı kitaba göre Akupunktur tedavisinde BİAN adı verilen taştan yapılmış iğneler kullanılmıştır. Zamanla bian taşlarının yerini balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler almaya başlamıştır. Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,altın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

    Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara kadar uzanır. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı’ya tanıtıldı.

    Yine eski Mısır tarihi Hiyelografik yazılarında (günümüzden 2500 sene önce ) Mısırlıların akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisi yaptıkları görülmüştür.

    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Akupunktur 1944 den sonra Çin devlet Başkanı Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de yayılması hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

    Akupunktur 1970 yılından itibaren de WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Gezi sırasında Amerikalı gazetecilerden biri apandisit olmuş olup apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde yapılmıştır. Bu gören Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenmeye ve eğitim almaya başlamışlardır.

    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ve çok etkin olduğunu açıklamıştır.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.

    1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi’yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca Felix Mann yazdığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

    TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

    Son 40 yıldır dünyadaki bir çok tıp fakültesinde akupunktur uygulanmaktadır. Akupunktur Ülkemizde akupunktur tedavisinin, diğer tedavi metotlarında olduğu gibi, bilimsel yöntemlerle yapılmasının esas ve usullerini düzenlemek amacıyla 29.5.1991 tarih ve 20885 sayılı Akupunktur tedavi yönetmeliği yayınlanmıştır. Böylece İlk defa 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.

    Bugün Ülkemizde devlet hastaneleri başta olmak üzere bir çok Tıp Fakültesi hastanelerinde de akupunktur uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı 13 Mart 2002 tarih 24694 Sayı ile ‘Akupunktur Tedavi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ yayınlayarak Akupunktur yönetmenliğinde düzenlemeler yapmıştır.

    1991 yılında yayınlanan Akupunktur yönetmeliğinden sonra ilk defa 1994 yılında Trakya Üniversitesi Edirne tıp fakültesinde Akupunktur dernekleri tarafından Akupunktur sertifika eğitimi verilmiştir. Bu eğitimler Akupunktur dernekleri tarafından kurs, sempozyum ve kongreler şeklinde verilmeye devam etmiştir. İlk defa sağlık bakanlığının izni ile 2002 yılında Gazi üniversitesi Tıp fakültesince verilmeye başlanan Akupunktur eğitimleri çeşitli üniversitelercede halen verilmeye devam etmektedir.

  • Akupunktur ile tedavi yöntemleri

    Akupunktur ile tedavi yöntemleri

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Öncelikle hasta akupunkturist doktor tarafından muayene edildikten sonra (gerekli laboratuar ve radyolojik tahlillerden sonra ) tanı konur. Hasta muayene masasına hastalığın yeri ve hastanın durumuna göre yüz üstü veya sırtüstü uzandırılır. İsterse oturtulur. Akupunkturda çok çeşitli iğneler vardır. Bunlardan en çok kullanılanı çelik iğnelerdir. Bu iğneler hemen hemen kıl inceliğinde çok sivridirler. Akupunkturist tarafından çok özel bir yöntemle hiç acı duymadan cilt altı veya kas içine batırılarak uygulanır. Bu noktalar bazen 20–30 saniye uyarılıp çıkarılabilir. Tedavi süresi 15 ila 45 dakika arasındadır.

    İğnelerin uzunluğu 0,5–8 cm arasındadır. Kalınlıkları (Çapı) ise 0,18 ila 0,5 mm arasında değişir. İğneler genellikle disposable (tek kullanımlık) kullanılır veya otoklav (sterilizasyonla) ile steril edilerek kullanılır.

    Akupunkturda seansların sayısı hastalığın tanısına, süresi ve hastanın yaşına göre farklılık gösterir. Bu 3 ila 30 seans hatta daha uzadığı durumlarda olabilir. Genellikle 7–12 seans bir kür olarak kabul edilir. Her kür arasında 5 ila 10 gün ara verilir. Hastalığın seyrine göre kürlerin uzunluğu ayarlanır.
    Bazı durumlarda kulaklara 5 ila 15 gün kalıcı iğne (raptiye biçiminde iğne) uygulanabilir.

    İntra-dermal iğne adını verdiğimiz cilt altı iğneler uygulanıp burada 1 hafta bırakılabilir. Ayrıca akupunktur noktalarına Lazer tedavisi de uygulanabilir. (Özellikle çocuk, çok yaşlı hastalarda ve iğne fobisi olanlarda) Akupunktur noktalarına elektro-akupunkturda (noktalara alternatif akım, düşük voltaj ve amperli) uygulanabilir. Hastalığın durumuna göre frekansı 2 ila 2000 Hz (saniyede verilen elektrik stimülasyonu ) arasında değişir. Elektro-akupunktur ilk defa 1958 de Çin’de bademcik ameliyatı sırasında ağrı azaltıcı olarak uygulandı. Ayrıca azda olsa akupunktur noktalarına sono (ses) dalgaları da uygulanmaktadır. Amaç; hangi yöntem olursa olsun, akupunktur noktasını uyarmaktır. Aslında bu noktaları masaj yaparak uyarıyoruz.