Etiket: Aile

  • Modern Yalnızlık

    Modern Yalnızlık

    Yalnız olmakla yalnızlaşmak arasında ki fark

    Aslında aralarında ayrıştırma yapılması gereken iki kavram yalnızlık ve tek başınalıktır. Tek başına olmak bir seçimdir. Kişi diğer şeyler ya da insanlarla birlikte olmak yerine bir başına bir şey yapmayı ya da bir başına kalmayı kişisel bir tercih olarak gerçekleştirdiğinde tek başına kalmış olur. Ancak bu tek başınalığını istediği zaman sonlandırıp diğer şeyler ya da insanlarla birlikte olmayı seçebilir. İşin özü bunun bir seçim ya da tercih olmasıdır. Örneğin bir ev arkadaşı ile birlikte yaşama olasılığınız varken bunu tercih etmeyip tek başınıza bir evde yaşamayı tercih ettiğiniz taktirde tek başına olmayı seçmiş olursunuz. Başka bir örnek olarak hayatınıza bir karşı cinsi almamak ya da evlenmemek sizin tercihinizse bu tek başına olmayı seçmek demektir.

    Yalnızlık ise yalın olmaktan, diğer şeylerden ve insanlardan yalıtılmış kalmakla ilgilidir bu bir seçim olmaktan öte bir eksiklik, becerememe ya da mahrum olma durumudur. Siz diğer şeyler veya insanlarla birlikte olmak istediğiniz halde yanınızda olacak birilerini bulamıyorsanız yalnız kalmış olursunuz. Aynı evi paylaşmak istediğiniz bir ev arkadaşı ararsınız ancak uygun birini bulamazsanız bu yalnızlığa dönüşmüş olur. Yine ilişkilerden örnek verecek olursak kendinize uygun bir eş adayı aradığınız halde aradığınız özelliklere uygun birini bulamıyorsanız yalnız kalmış olursunuz. Özetle tek başınalık bir tercihken, yalnızlık bir zorunluluktur.

    Batı dünyasında ki modernleşme bir çok yönüyle ülkemizde de yansımalar buluyor ancak bu ortalama 10-15 yıllık bir farkla gerçekleşiyor. Temel fark batı toplumlarının daha bireysel toplumlar olmasına dayanıyor. Türk kültürü ise 30 yıl öncesine kadar kollektif (kalabalık ailede yaşam) kültüre sahipken son 30 yılda bireyselleşme yönünde bir değişime maruz kaldı ancak belirttiğim gibi 10-15 yıl geriden gittiğimiz için şuan için ne bireysel ne de kollektif bir toplumuz. Türk insanı ikisi arasında bir geçiş ailesi ve geçiş bireyi olarak ne tam olarak yalnız ne de aile bağları eskisi kadar güçlü bir durumda. Çekirdek aileler ya da yalnız yaşayan bir çok insan var ancak sık sık ailelerine gidip yemeği ailelerinin evinde yiyip yatmaya evlerine gidiyorlar. Ya da maddi sorunlar yaşadıklarından hala ailelerinden karşılıksız para alıyorlar.

    İşin yalnızlık boyutuna değinecek olursak batı toplumlarında yalnız yaşamayı seçen bireylerin tatil kültürleri, kitap okuma alışkanlıkları, sinema ya da tiyatroya gitme, genelde hafta sonu dışarı çıkıp arkadaşlarıyla buluşma alışkanlıkları var. Ülkemizde ise yalnız yaşayanların büyük bölümü evde tv izlemekte, çok az bir kısmının ise az sayıda hobileri vardır. Yani tek başına olmak kaliteli bir şekilde yaşandığında daha keyifli ve tercih edilebilir bir şeye dönüşürken, bizim kültürümüzde sosyalleşmek yerine ağırlıklı olarak evde zaman geçirmek yalnızlığa ve daha çorak bir hayata yol açmaktadır.

    Aslında belkide günümüzdeki yalnızlaşmanın en büyük nedeni kitle iletişim araçlarıdır. Özellikle tv (ki Türkiye tv izleme süresi bakımından dünya da 2. sırada yer almaktadır) internet, akıllı telefonlar, sosyal paylaşım siteleri kişileri diğer insanlarla uzaklaştırmakta ve yalnızlaşmanın temelini oluşturmaktadır. Bir anlamda tv, bilgisayar ya da telefon ekranında zihni oyalanan ve uyuşturulan birey sahte bir mutlulukla gerçek bir ilişkiye ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilmektedir. Bunu şu şekilde de düşünebiliriz; abur cubur yiyerek karnınızı doyurabilirsiniz. Evet karnınızın doyduğunu hissedersiniz ancak vücudunuz sağlıklı beslenmediği için uzun dönemde farklı sağlık sorunları yaşarsınız.

    Sağlıklı bir insanın en temel özelliklerinden biri de diğer insanlarla kurduğu sosyal ve duygusal ilişkilerdir. Başta da belirttiğim gibi tek başınıza kaldığınız zamanlarla, diğer insanlarla geçirdiğiniz kaliteli zamanın dengesini sağladığınız sürece bir sorun yok. Mountein ‘’yalnızlık insanın arka bahçesidir, bir gün herkes ve her şey gidebilir ve kişi yalnız kalabilir. Bu nedenle kişi günde bir kaç saatini tek başına kalmaya alıştırmalı’’ der.

    Psikolojik sağlığı en fazla etkileyen şeylerden biri de sosyal destek sistemidir. Eğer yakın çevrenizde eğleneceğiniz, sıkıntılarınızı paylaşabileceğiniz, ihtiyaç duyduğunuzda yanı başınızda olacak insanlar varsa bu sizi psikolojik anlamda daha güçlü kılar. Yalnızlaşan insanlarda depresyon, kaygı bozuklukları ve sosyal beceri eksikliği gibi sorunların görülme sıklığı daha fazladır.

  • Çocuklarda yeme sorunları

    Bu makalede çocuklar ile aileleri arasında sıklıkla bir savaş alanı haline gelen yemek masasında yeme sorunları ile ilgili olarak yapılması ve yapılmaması gerekenlere ulaşabilirsiniz. Ankara’da bulunan pek çok psikiyatri kliniği gibi bizlerinde sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birisi olan yeme sorunları aslında düşünüldüğünün aksine sık olarak karşılaşılan bir durumdur.

    Başlangıçta yeme sorunları ve psikiyatrik açıdan yeme bozukluklarının ayrımını yapmak gerekecektir. Ankarada pek çok psikiyatri kliniğinde yeme bozukluğundan ziyade çocuklarda yeme sorunlarının ele alındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Psikiyatrik açıdan yeme bozuklukları dediğimiz rahatsızlıklar anoreksia nevroza, blumia nervosa, pika (çocuğun yemek olmayan şeyleri yemesi) gibi farklı bozukluklarken, bu makalede bahsedilecek konular yemek yemeyi red etme, iştahsızlık, yemeklerde aşırı seçici davranmak gibi yeme sorunlarıdır.

    Yapılan çalışmalar yeme sorunlarının çocukluk döneminde oldukça sık olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre bu oran her üç çocuktan bir tanesini içermektedir. Bu kadar sıklıkla görülen bir sorun olmasına rağmen pek çok aile tarafından yeterli bir şekilde yönetilemeyen bir durum olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Sıklıkla bu sorun ile karşılaşıldığında yemek masası artık aile ve çocuğun savaş alanı haline gelecektir.

    Yeme sorunları neden oluşur?

    Çocukların sıklıkla ilk 1 yaşına kadar çevresel farkındalıklarının ve gelişimlerinin göreceli olarak sınırlıdır, en azından aileler açısından. Sıklıkla ailelerin kendi ebeveynliklerinin kalitesini test ettikleri alan ise bakım kaliteleri ile sınırlıdır. Bu süreçte bakım ile ilgili ortaya çıkan aksaklıklarda (yemek yemek, uyku, oyun oynamak vb.) sıklıkla ebeveynler kendi ebeveynliklerin sorgulayarak kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu yaşantılar sonucunda ise zorla uyutmak, zorla yemek yedirmeye çalışmak gibi farklı davranışlar geliştirme eğiliminde olacaktırlar. Diğer yönden çocuğun kendisi ile ilgili nadir kontrol altına alabildiği alan olan yemek yemenin çocuğun ancak istemi ile olabileceği gerçeğinde de giderek uzaklaşırlar. Kendisini ebeveynlerin bir yandan ifade etmeye çalışan çocuk ve kendi yeterliliğini yemek yemek üzerinden ispat etmeye başlayan annenin savaşı bu şekilde başlamış olacaktır.

    Yeme sorunun gerçekçi bir kaygımı ?

    Yapılan bir çalışmada obezite sorunu annelerin sıklıkla çocuklarına daha çok besin verme eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle çocuğunuzun az yemek yediğini düşünmeniz sizin algınız olabilir. Çocuklarında yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları bellidir. Ortalama bir hesap ile kilo x 100 bir çocuğun ortalama günlük kalori ihtiyacını ortaya koyacakyır (bu konuda net hesaplamalar için diyetisyen desteği alınmasında fayda vardır). Örneğin 10 kg ağırlığında bir bebek 1000 kalori alırsa (bu da yaklaşık 2 tas çorbaya denk gelen bir orandır) kilo kaybı olmayacak ve yeterli gelişimi gösterecektir. Eğer aile 10 kilogramlık bir çocuğa 3 tas çorba verirse Türkiye deki çocukların yüzde 10nundan fazlasında görülen obezite sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle bu kaygılarınızın gerçekçiliği ile ilişkili endişeleriniz varsa bir beslnme uzmanı ile iletişime geçmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

    Yemek Yemeyen Çocukla Mücadele Rehberi

    Değişime izin verin. Yemek masasını bir savaş alanı olmaktan çıkarın. Şimdiye kadar yaptığınız şeyler işe yaramış olsaydı sanırım bu makaleyi okumazdınız. Bu nedenle eski bir sözü hatırlamanızda fayda var “eski kapılar yeni yerlere açılmaz”. Yaşamınızda birşeyleri değiştirmek için davranışlarınızı değiştirerek başlayın.

    Niçin yemeğin yenmediğini aklınızdan çıkarmayın: çocuklar kendilerini ifade etmek ve sizi cezalandırmak amacı ile sıklıkla yemek yemeyi kullanırlar. Bunun anlamı şudur: siz bu konuyu önemsediğiniz sürece sorunlarınız devam edecektir. Yemek sorunlarınızı evin ve kendi merkezinizden uzaklaştırın.

    Yemek yemenin kurallarını unutmayın: pek çok ailenin temelde yaptığı hata yemek yeme kurallarına uyulmamasıdır. Bu kurallar çok nettir ve değiştirilemez, esnetilemez. Bu konuda başlangıçta sizin bir model oluşturmanız fayda gösterecektir.

    Yemek masada yenilir, kanepede ayakta vb gibi yerde değil. Mutlaka bu konuda net olunmalıdır. Farklı bir ortamda yemek yemek konusunda ısrarcı olunması durumunda hiçbir koşulda buna izin verilmemelidir.

    Yemek yenirken mutlaka TV kapalı olmalıdır. Bu sıkla yetişkinler tarafında da yapılan hatalardan birisidir. Yemeklerin TV karşısında yenilmesinin yaratacağı en büyük sorun başlangıçta tüm aile bireylerinin aynı anca bulunabildiği nadir ortamlardan birisi olan yemek masasında sohbet olmamasıdır. Diğer sorun ise kişinin yemek yerken tokluk hissi ile ilgili yaşayacağı sorundur. Bu durum ileri dönemlerde obeziteye neden olabilir.

    Çocuğumun yemeği 1 saate kadar uzuyor ne yapmalıyız? Normal yemek yeme süresi yaklaşık 30 dakikadır. Çocuğunuz her seferinde bunu aşma eğilimindeyse sınır çizmekte fayda vardır. Çocukların zaman algısı tam olarak oluşmadığı için bu sürenin bitimine 10 dakika kala kurulacak basit bir çalar saat çocuğun öngörmesi açısından fayda sağlayabilir.

    Yemeğini yemedi ne yapmalıyım? 30 dakika masada zaman geçirmesine izin verin. Sonrasında masadan yemeği kaldırın. Bir sonraki öğüne kadar ek hiçbir yiyecek maddesi vermeyin.

    Yemek masasında önüne koyduğum yemeği yere fırlattı ne yapmalıyım? Yemek süresinin bitmesini beklemeden yemeği kaldırarak bir sonraki öğüne kadar yemek vermeyiniz.​

    Ben bunu yemem ben makarna istiyorum diyor ne yapmalıyım? Net bir dille bunun mümkün olmadığını, tabağındaki yemeği yiyebileceğini ancak istemezse yemek zorunda olmadığını anlatınız. Yemek yenmemesi durumunda bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda maddesi vermeyiniz.Tabağının yarısını yiyor ne yapmalıyım? Yemeğe devam edip etmeyeceğini sorarak bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda vermeyiniz. Hiçbir koşulda çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğine müdahale etmeyiniz.

    Dr Genco USTA

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Şehirli çocuklar

    Son yüzyılda sanayi ve teknoloji devrimiyle insanların yaşam şekilleri de adeta bir devrim niteliğinde bir değişime uğramış ve sonucunda sosyolojik bir kargaşaya neden olmuştur. Avrupa ülkelerinde bu dönüşüm çok daha önce başlamıştır. Türkiye gibi ülkelerde ise hala sürmektedir.

    Özellikle altmışlar ve yetmişlerden sonra köylerden kentlere bir akın olmuştur. Köyde geleneksel aile modelleri şehirde değiştiği gibi çeşitli yerlerden gelen insanlar arasında aynı mahallelerde kültürel çatışmalar başlamış ve halen devam etmektedir. Bir örnek verecek olursak aynı okulda okuyan çocuğunun arkadaşının ailesi için, “Bizim gibi değil onlar “ diyerek arkadaşlık etmesini istemeyen birçok aile görmekteyiz.

    Köy ve mahalle ortamında bir çocuk, kalabalık çocuk gruplarında büyür. Öğrenmesi gereken çoğu şeyi bu grupta öğrenir. Ayrıca aileler geniştir. Aile dede büyükanne amcalar kuzenler bir kalabalık halinde beraber yaşarlar. Yeni anne baba olanlar çocuğun yetiştirilmesinde yalnız değildir. Ayrıca ailenin eskiden birikmiş çocuk yetiştirme geleneği vardır. Güvenli bir aile ortamıdır ve kimse çok fazla gelecek kaygısı yaşamaz.

    Şehre gelen bu aileler birlikteliklerini sürdürmek kaydı ile aynı apartmanlara yerleşmiştir. Sonuç; Aile apartmanı… Ancak çevresinde artık farklı insanlar vardır. Yavaş yavaş bu aileler çözülmüş ve çekirdek aileye dönüş olmuştur. Ayrıca çocuk sayısı azalmış çocuklar evlerde yalnız büyümeye mahkum olmuşlardır.

    Evde yalnız büyütülen ve anne baba tecrübesi olmayan bu ebeveynler nasıl bir çocuk büyüteceklerini bilemezler. Çocuğa sınırlarını öğreten kalabalık bir çocuk grubu yoktur artık. Bu durumda çocuklar sınırlarını bilmeyen şımarık çocuklar olmuşlardır. Devamlı isteyen hiçbir şey için bedel ödemeyen çocuklar okul döneminde akranlarıyla sorunları başlamıştır. Yalnız içe kapanık çocuklar bu dönemde artmıştır.

    Apartman çocuğu kavramı da bu dönemde çıkmıştır. Eski Türk filmlerinde kırılgan, kendini koruyamayan, anne baba kuzusu diğer çocukların dalga geçtikleri bir çocuk modelidir.

    Bu durumun aşılması için anaokulları açılmaya başlamıştır. Ana okulları çocukların birazda olsa sosyalleştiği bir alan olmuştur. Bazı hırslı ana babalar bu anaokullarını ilkokul gibi algılayıp her türlü bilgiyi öğretmeye çalışıp çocuğu okuldan soğutmuşlardır. Aslen çocuğun sosyalleşmesi ve oynaması için yapılmış sosyal eğitim alanlarıdır. Yine de çocuk biraz olsun apartmandan çıkmıştır.

    Yine şehirlerde çalışan anne babanın, çocuklara ayıracak çok vakti olmayınca tv ve bilgisayar karşısında dekor gibi duran çocuklar ortaya çıkmıştır. Hatta bazı anne babalar çocuklarının bilgisayar oyun yetenekleriyle övünür olmuştur.. Ama bu çocuklar hızla bilgisayar bağımlısı olmuştur. Dersten ve sosyal hayattan soğumuşlardır. Bu nedenle okulunu bırakan birçok çocuk olmuştur.

    Yine şehirde ailelerin çocuklarından beklentileri artmıştır. Köyde büyüyen çocukların ne olacağı, ne zaman aile kuracakları nasıl yaşayacakları belliydi. Hepsi çiftçi ya da zanaatkar olurdu. Şimdi yaşam tarzları, parasal durumları insanlar arasında çok fark etmeye başlamıştı. Ailelerde çocuklarına güzel paralı bir gelecek sağlamak için iyi okullarda okutmaya çalışacaklardır. Buda çocuklarda okul baskısı yaratmıştır. Aileler adeta çocuklarının okul başarısı üzerinden kendi aralarında yarışmaya başlamışlardır. Ağır sınav şartları ve aile baskısı isyankar bir çocuk grubu yaratmıştır.

    Çocuklarının yeteneklerini fark etmeyen aileler kapasitelerinin üstünde taleplerle çocukları bunaltmıştır. Bu yüzden çocukların yeteneklerini iyi ölçüp buna göre aileyi ve okulu yönlendirmek gerekir.

    Bütün bunlara bakacak olursak şehirde çocuk yetiştirmede eksik olan şey anne baba eğitimidir. Anne babaların kendilerini bu konuda iyi eğitebilmesi için yardım almaları gerekmektedir. Ayrıca okullarda çocukların sadece öğretimini değil sosyal ve psikolojik gelişimlerini de önemsemeleri gerekir. Bu çocukların ilerde güçlü psikolojik olarak sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlayacaktır.

  • Çocuklarda otizm belirtileri ve tedavisi

    Otizm; çocukta üç yaşında önce başlayan yaygın gelişimsel bozukluktur. Yani çocuğun psikolojik gelişim alanlarının hemen hepsini etkiler. En büyük sorun iletişim ve etkileşim alanlarındadır. Aileler bu konuda çok sıkıntı çekerler. Ailelerin fark etmesi daha çok konuşma dönemine denk gelir. Konuşma başlamayınca aile şüphelenebilir. Bir başka belirtide göz iletişimi kurması zordur yani göz göze bakamaz. Anne arama davranışı çok olmaz; yani annesinin çevrede olmamasına tepki vermez. Bu belirtiler görüldüğünde doktorun görmesi gerekir.

    Gelişim alanlarının tek tek incelenip bu alanları geliştirmek için tedavilere başlanmalıdır. Konuşma, iletişim ve etkileşimin geliştirilmesi gerekir. Bu çocuklar büyüdükçe yaşıtlarıyla iletişim kurmakta zorlanırlar. Sosyal ortamlar oluşturup, buralarda yaşıt çocuklarla iletişim ve etkileşim kurması sağlanmalıdır.

    Bir şeyleri biriktirme, renkli, parlak eşyalara aşırı ilgi toplama gibi. Dönen şeylere ilgi vardır; çamaşır makinesi gibi. Suyla çok oynarlar, oyuncaklarla amacına uygun oynayamaz, mesela arabayı sürmek yerine sadece tekerlerini döndürür. Annesi seslense bile bakmayabilir. Odada ki insanın olup olmaması sanki umurunda değildir. Ona tepki vermez. Konuşma hiç başlamayabilir. Başlasa bile gramer hataları ve tonlama hataları olur. Konuşma çok sığ ve kısa cümlelerden oluşur.

    Sosyal uyumu çok bozan bir hastalıktır. Kendine bakımı öğretmek bile çok sorun olabilir. Tuvalet alışkanlıklarını öğretmek diğer çocuklara göre çok zordur. Kişisel bakımı, temizliği, giyip çıkarması çok zor öğretilir. Diğer çocukların çok kolay öğrendiği şeyleri çok zor öğrenir.

    Bu çocuklara özel bir eğitim uygulanması gerekir. Sabırla özel eğitim teknikleri dediğimiz eğitim yöntemlerini kullanarak, adım adım yeteneklerini geliştirmek gerekir.

    Bu süreç anne-baba, doktor ve eğitimcinin beraber çalışması gereken bir süreçtir. Hep beraber eksiklikleri tespit edip ortak hareket edilmelidir.

    Otistik çocuklar bazen sosyal açıdan çok uyumsuz olabilir. Kreşte, okulda saldırgan davranışları olabilir. Yine otizm yanında, hiperaktivite dediğimiz aşırı hareketlilik, sınıfta oturamama olabilir. Bu durumlarda ilaç tedavileri kullanılabilir. Yaşadığı sorunlar nedeniyle depresyon gelişebilir bu konunun da atlanmaması gerekir.

    Yine otistik çocuklar yeni ortam ve durumlara çok zor alıştıklarını unutmamak gerekir. Bazen evdeki ufak bir eşyanın yerinin değişmesi bile onun için çok zor olabilir ve aşırı tepkiler verebilir. Sınıfının değişmesi, evinin değişmesi onun için hep zor şeylerdir. İnsanlara zor alışır; alıştığı insanların mesela öğretmenin değişmesine bile çok agresif tepkiler verebilir.

    Hastalığın nedenleri çok karmaşıktır. Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Beynin nörokimyasal sisteminde bozukluklar vardır. Halen bu konuda araştırmalar devam etmektedir.

    Aileler için çok zor bir durumdur. Otistik çocukla beraber ailenin de eğitilmesi gerekmektedir. Anne babayı da tedavi altına alıp, motivasyonlarını çok yüksek tutmak gerekir. Tedavi çocuk ve ailenin yaşam kalitesini arttıracaktır.

  • Şehirli gençler

    Şehirli gençler; gelişen teknoloji, erken yaşta cinsel ilişki, uyuşturucu, internetten dünyaya açılma, fazla özgürlük ve bunun getirdiği yalnızlık, gençler bu ikilemler arasında şehirde bir savaş veriyorlar.

    Bu çelişkiler arasında aileler çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunda endişe içindeler. Önceden çocukken olan hakimiyetleri ergenlik yaşında artık yavaş yavaş kaybolmakta çevresel etkilerin baskısı gitgide artmaktadır. Anne babanın öğretileri çevre ve internet bilgileriyle gitgide inandırıcılığını yitirmekte. Bu duruma çözüm bulmakta aile için çok zor.

    Aileler ipleri ellerinde tutmak istiyorlar fakat yapamıyorlar. Anne babaların kendi yetiştikleri çevrede mutlak bir aile ve mahalle hakimiyeti varken günümüzde bu neredeyse imkansız durumdadır. Eskiye göre gençler daha cesaretli ve her şeyi denemek istiyorlar.

    Ailelerin en büyük yanılgısı gençleri korkutarak kendilerince zararlı alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışmaktır. Gençler çevre ve internetten edindikleri bilgilerle bu korkularını kolaylıkla aşmaktadırlar. Bunun sonucu olarak aileler inandırıcılığını kaybetmektedir. Yani gençler artık içeceğine ilaç koyarlar deyince çok korkmamaktalar.

    Peki aile ne yapması gerekir. Gençlerle normal insanlar gibi hiçbir şeyi saklamadan konuşmalıdır. Olayın risklerini gencin fikirlerini alarak konuşmalıdır. Gençler bu tür maddelerin tehlikelerini bile bile kullanırlar. Bu yüzden korkutmak çok işe yaramaz. Genel olarak korumacı değil kendi sorumluluklarını kendine verdiğimiz, fikirlerine değer verilen çocuklar, genç yaşlarda çok sorun yaşamazlar. Madde kullanımı konusunda da kendini korumayı bilecektir. Tabi çeşitli psikiyatrik hastalıklarda hastalığın tedavisini de yapmak gerekir.

    Geleneksel ailelerde yetişmiş gençler farklı çevrelerde daha modern ailelerin gençleriyle karşılaşınca bu etkileşimden doğan sorunlar yaşayabilir. En bariz örneği geleneksel bir aileden genç bir kızın sevgilisi olması hoş karşılanmaz, ailesi tarafından bu konuda baskı görür.. Bazen özgürlükleri kısıtlanır , bu yüzden okuldan alınan gençler bile olur.

    Daha modern ailelerde bu sorun olarak yaşanmayabilir. Bu kültürel geçiş döneminde ailelerin eli kolu bağlıdır. Gençlere verilen kötü arkadaş öğütleri çok işe yaramaz aksine daha fazla arkadaşlarına bağlanırlar. Bu sorunlar sadece bizim ülkemize özgü değil bütün şehirleşen toplumların özelliğidir. Şehirlerin büyümesi ile ailelerin gençler üzerindeki otoritesi azalmaya başlamış. Gençler daha dik kafalı olmuşlardır. Buda aileleri daha endişeli hale getirmiştir.

    Şehirler büyüdükçe gençleri kontrol etmek zorlaşmıştır. Aileler çocukluk dönemlerinde ilerinin gençlerini çeşitli hobilere , olumlu alışkanlıklara, spora yönlendirmelidir. Ergenlik döneminin getirdiği boşluk ve kimlik arayışını bunlarla doldurması sağlanabilir. Anne babanın artık ergene bir çocuk gibi değil, bir birey gibi davranması gerekir.

    Ergenlik döneminde gençler radikal fikirlere kayabilir. Buda tamiri imkansız problemlere neden olabilir. Tahmin edilebileceği gibi kişilikleri oluşurken bu radikal örgüt ve düşünceler kişiliklerinde ki boşlukları dolduracaktır. Dünyanın çeşitli yerlerinde aşırı radikal örgütlerin eleman topladığı ülkelere bakarsak gençlerinin hep arayış içinde olduğunu görürsünüz.

    Bu örgütlerdeki gençler bireyselleşememiş kişilerdir, bu eksiklerini bir örgütün altında daha ulu değerler için mücadele ederek kapatmaya çalışırlar.

    Yeni şehirli aile modelinde köyde kasabada olan geniş aile modelleri yoktur artık. Anne baba bir nevi yalnızdır. Bu nedenle toplumun eğitim ve öğretim mekanizmaları çalışması gerekir. Özellikle anne baba eğitimleri devletin yapması gereken bir görev olmalıdır. Okulların artık öğretim dışında çocukların eğitiminden de sorumlu olmalıdırlar. Bizim ülkemizde okullar ne yazık ki bu konuda kendilerini çok sorumlu hissetmezler. Aileler ve okullar çocukların okul başarısına kitlenmiş dururdadırlar. Okullarda psikolojik problem ya da uyumsuzluk yaşayan gençleri tespit etmek için güçlü rehberlik servisleri şarttır. Ayrıca öğretmenler bu konularda devamlı mesleki eğitim görmeleri gerekir.

    İyi bir toplum iyi yetiştirilmiş gençlerden geçer. Bu nedenle gençlerin yetiştirilmesi bütün toplumun ortak görevi olduğu bilinmesi gerekir. İlerdeki toplumsal sorunları önlemenin en kolay yoludur.

  • Ergen Terapisi

    Ergen Terapisi

    Ergenlik insan yaşamının en önemli gelişimsel geçiş dönemlerinden biridir. Bu dönem, bireylerin iç dünyalarında, dış görünümlerinde, duygu durumlarında önemli değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Bu hızlı değişime bağlı olarak bu dönem, ergenin anlaşılmaz tutum ve davranışlarının çoğalabildiği, depresif duygu durum bozukluklarının yaşandığı, akademik alanda güçlüklerin olabildiğince arttığı bir dönemdir.

    Ergenlik Döneminde Bazı Duygusal Özellikleri
     

    Ergenler duygu durumlarını iki uçlu olarak yaşarlar. Bir an çok mutlu, bir an odasında depresif bir müzik eşliğinde ağlıyor olabilirler.

    Aşkı, öfkeyi, umutsuzluğu, hayal kırıklığını yoğun yaşar ve uygulanması imkansız ani  kararlar alırlar.

    Arkadaşlık ilişkilerinde beklenti düzeyleri karşılanmayacak kadar yüksektir, bundan dolayı arkadaşlık ilişkilerinde güven problemi yaşarlar.

    Ulaşılması ve gerçekleşmesi zor hayallerin kolaylıkla gerçekleşme potansiyeli olduğunu düşünür ve yoğun hayaller kurarlar. Bu hayaller bazen gerçeği görmelerini engeller.

    Ergen zaman zaman kendi konforlu alanına sığınır ve orda yalnız kalmayı tercih eder. Ama çoğunlukla arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi, bütün eğlencelerine arkadaşlarını dahil etmeyi sever. Aile ve arkadaş arasındaki dengede aileden uzaklaşıp, arkadaşlarına yakınlaşır.

    Fiziksel görünüm, ergen için çok önemlidir. Zayıf ve fit görünme, sivilcesiz olma, bakımlı olma, güzel görünme ve beğenilme sosyal medyanın da etkisiyle ergenlerin meşgul olduğu alandır.

    Fiziksel, duyusal ve akademik anlamda beğenilme, takdir görme, onaylanma ihtiyaçları vardır. Aile ve yakın çevresi onaylanma, takdir edilme ihtiyacını gidermezse aile ile bağı yavaş yavaş kopar. Onaylanma ihtiyacını giderecek çevre arayışında olur.
     

    Ergenlikte Sık Yaşanan Problemler

    Ergenlik dönemi bireyselleşmenin, toplum içinde birey olarak yaşamanın, sorumluluk yüklenmenin, kaygıyla baş etmenin, yetişkin döneminde karşılaşılacak sorunlarla baş etmeyi bilmenin hazırlık aşamasıdır. Bu dönem iyi yönetilmezse muhtemelen yetişkin döneminde uyum problemi yaşayacak yanlış tutum ve davranışların olumsuz etkisini yaşayacaktır.

    Ergenlik döneminde sıkça yaşanan ve ergen terapisine ihtiyaç duyulan bazı sorunlar şunlardır.

    Özgüven eksikliği,

    Öfke patlamaları

    Aile içi iletişim problemleri

    Yeme Bozuklukları,

    Duygusal ilişki problemleri

    Motivasyon eksikliği

    Akademik problemler

    Sınav kaygısı

    Stresle baş etme

    Duygu durum problemleri, depresyon

    Kaygı bozuklukları

    Uyku problemleri

    Sosyal fobi, arkadaş ilişkilerinde problemler,

    Bağımlılık

  • Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Biyolojik olarak anne baba olmak kolaydır ama önemli olan ruhsal ve toplumsal anne baba olmaktır.

    Biyolojik olarak anne bana olmak için vücudun belirli bir olgunluğa gelmesi yeterlidir. Ama ruhsal ve toplumsal anne baba olmak için yeterli midir?

    Ruhsal ve toplumsal anne baba olmak demek ebeveynin çocuğunun bu yönde gereksinimlerini karşılaması ve yine ebeveynin bunu yaptığı için mutluluk duyması anlamına gelir. Peki çocuğumuzun ruhsal ve toplumsal olarak yetiştirmek için ne yapmalıyız?

    Öncelikle çocuğun ailesinin çok sağlam temelleri atılmış olup anne , baba , kardeş ..vb rolleri iyi bilmesi ,benimsemesi ve ona uygun davranması çocukta bir ” aile” kavramının oluşmasını sağlar ve böylelikle çocuğun ilk toplumsallaştığı grup olan kendi ailesinde bu adım sağlam atılmış olur. Aileden aldığı bu sağlam adımda ruhsal olarak ; sevgi , saygı,şefkat,güven duygusu , kendini bir birey olarak görmesi ,örnek alınabilecek anne baba örneğinin sunulması,sıcak bir yuva …gibi gereksinimleri vardır. Bunların sağlanması ile çocuk kendine güvenli bir kişilik ve sağlıklı kişilik özellikleri geliştirir.

    Çocuğun toplumsal gereksinimleri arasında sağlıklı bir aile kurumunda yaşamak ,ailenin bir bireyi olduğunu kavramak, toplumun değerlerini tanımak , toplumsallaşmak, diğer insanlarla ve özellikle yaşıtları ile iletişim kurmak,arkadaşları arasında değerli bir üye olmak,diğer insanların arasında belirli bir konumda olmak sayılabilir . Bu özellikleri ayrı ayrı yazmış olsak da bu özelliklerin hepsi tümüyle bir çocuğun ruhsal, bedensel ve toplumsal olarak sağlıklı bir şekilde gelişmesinde rolü vardır.

    Günümüzde anne babaların çocuklarının gelişiminde daha çok çocukların biyolojik gereksinimlerine özen gösterdiğini görüyoruz .Aynı şekilde saydığımız ruhsal ve toplumsl özelliklere de özen gösterilip çocuğun yetişmesinde onları da olmazsa olmaz bir faktör olarak düşündüğünde çocuklar tamamıyla tüm gereksinimleri karşılanmış olarak büyümeye hazır hale gelirler. Anne babalığın çocuk yetiştirmesinde öğrenme ile ilgisi vardır. Her anne baba önce kendi ailesinde anne babalığı öğrenir. Bu öğrenmeler örnek olarak her zaman çok uygun olmayabilir. Sonraki yıllarda çocuğumuzu yetiştirirken bu davranışları düzeltmeye hatta değiştirmeye çalışırız ve çocuklarımıza öyle uygularız. Anne baba öğrenmelerinde toplumsallaşma da bize yol gösterir.

    Topmlumun anne baba beklentilerini öğreniriz ve çevremizdeki anne babaların davranışlarını gözlemleriz. Tüm bunların sonucunda çevremizde anne babalıkla ilgili bir imge oluşur. Toplumumuzda anne babalar iyi anne babalığın çocuğun her istediğine olumlu cevap vermek, yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek,anne babasının kendisi için yapamadıklarını kendi çocukları için yapmak, saçını süpürge etmek olduğunu düşünür. Mesela çocuğun istediği ayakkabıyı almak için bazı zorunlu harcamalardan kısıntıya gidebilir ve hatta borca girebilir. Bunlar daha çok biyolojik ve kısmen de olsa toplumsal anne babalıkla alakalı bir durumdur. Bunları yapan anne babalar diğer çocuklarla kendi çocuğunu kıyaslayıp aşağılayabilir , değersizleştirebilir,duygu ve düşüncelerine değer vermeyebilir, çocuğu için yaptıklarını başına kalkar, güvenmeyebilir,şiddet (sözel, fiziksel,duygusal) uygulayabilir,iyi örnek olmayabilir.

    Günümüzde aileler artık “çocukerkil aile” niteliğine bürünmüştür.Yani artık ailenin merkezi çocuk ve çocuğun istekleridir.Ailenin toplumsal ilişkileri onun derslerine sınavlarına ve hatta çocuğun kaprisine göre ayarlanır.Bazı anne babalar çocuğun istediklerini ne kadar yerine getirirse o kadar iyi anne baba olduklarını sanırlar. Böyle bir ilişki çerçevesinde ve aile ortamında çocuklar nereye koşuyor?Anne-babalar çocukerkil aileye alışmış gibi görünmektedir, fakat bir yandan da bundan pek hoşnut olmadıkları anlaşılmaktadır. Çözüm için anne-babalara, topluma ve toplumun değer yargılarının korunmasına gerek vardır. Unutmayalım ki çocuklarımız bir fırında işleme alınmamış hamur gibidir anne babalar isteseler ondan çok güzel pastalar börekler çörekler çıkartırlar isterseler de hamuru bozarlar, bozulmuş hamur olarak fırında pişmeye hazır hale gelirler.

  • Takıntılar- obsesif kompulsif bozukluk

    Obsesyon nedir?(saplantılar-takıntılar)

    Kendi isteği kontrolu dışında aklına gelen, şahsı tedirgin eden, sıkıntı ve stres oluşturan, irade ve bilinçle uzaklaştırılamayan, kovulmayan yineleyici düşüncelerdir.

    Kompulsiyon nedir? (zorlantılar)

    Çoğunlukla obsesif düşünceleri kovmak veya bu düşüncelerin oluşturduğu sıkıntıları azaltmak için yapılan ve istenmeden yinelenen hareketlerdir. Kompulsiyonlar amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur, abartılıdırlar.

    Bir yere dokundum mikrop bulaşır mı? Ocağı kapıyı açık unutmuş olabilir miyim? Terlikler, eşyalarım simetrik olmazsa işlerim kötü gider mi? Bu hareketi 3 kere yapmazsam işlerim ters gider mi’ gibi Ya sevdiklerimin başına bir şey gelirse? Bu ve benzeri düşünceler;

    İstemeden aklınıza geliyorsa,

    Yaşamınızda belli bir sıkıntıya neden oluyorsa,

    Saçma olduklarını düşündüğünüz halde kafanızdan atamıyorsanız

    Bu düşünceleri baskılamak veya etkisiz hale getirmek için;

    Katı biçimde uyulması gereken

    Yapmaktan kendinizi alıkoyamadığınız

    Sürekli tekrarlanan davranışlarınız oluyorsa, Ve

    Bu düşünceler ya da davranışlar nedeniyle hayatımızın alt üst olduğunu, çekilmez hale geldiğini düşünüyorsanız obsesif-kompulsif bozukluğunuz (takıntı hastalığı) var demektir Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere sürekli ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur.

    Zihnimizin bize oynadığı bir oyun olan takıntılar, zamanla tüm yaşamımızı etkilemeye başlar. Bu da hem bizim hem de çevremizin hayatını alt üst eder. Çocuklara ilişkin takıntılar, yani bilimsel adı ile obsesif kompulsif bozukluk (OKB) sıklıkla gözden kaçabiliyor. Çocuklarında bu tür bir rahatsızlık olmayacağını düşünen aileler, takıntıları çocukların ‘tutturmaları’ olarak nitelendiriyorlar. Oysa OKB önemli ve tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Çocukluk döneminde genellikle sinsi başlayan bir durum olması, çocukların olayı çok iyi tanımlayamaması ve belirtilerin çocukluk dönemi özellikleriyle karışabilir olması tanıyı zorlaştırır. Başlangıç sinsi ve uzun süreli olmasına karşın, bazen önemli bir olay tetikleyici olduğundan sanki aniden başlamış gibi algılanabilir. Tedavi olmadığı takdirde erişkin dönemde bulguları artar, hayatın tamamını etkileyen bir rahatsızlığa dönüşebilir.

    Çocuklarda en çok görülen obsesyonlar

    Kirlilik, hastalık bulaşacağı düşüncesi, kötü bir şey olacak düşüncesi, birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu, simetri, cinsel içerikli düşünceler, yasak veya şiddet içeren düşünceler, anlatma sorma onaylatma ihtiyacı’ olduğu göze çarpmaktadır.

    Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise; Yıkama, kontrol etme, düzenleme, sıralama, sayma, dokunma, tekrarlama, biriktirme, tekrar tekrar düşünme olarak sıralanmaktadır.

    Temizlik Takıntısı: en sık mikrop ve pislik bulaşma takıntısı görülür. Bu tip bir takıntısı olan kişi her hangi bir şeye dokunmaktan kaçınır. Temiz olduğundan emin olmak onun için en önemli şeydir. Obsesyonların en sık görülen türlerinden biridir ve ‘Temizlik Hastalığı’ olarak da bilinir. Bu nedenle sürekli el yıkamak, yıkanmak, kıyafet değiştirmek veya temizlik yapmak zorunda kalırlar. Tuvalette veya banyoda temizlenmediği düşüncesi ile saatlerce kalabilir.

    Sayma Takıntısı: Bazı şeyleri belli sayıda yapmazsa veya saymazsa kötü bir şey olacağını, kendisinin veya ailesinin başına kötü bir şey geleceğini, işlerinin ters gideceğini düşünür ve sıkıntı yaşar. Bu takıntı türünde yaşadığı sıkıntıyı gidermek için kişi gördüğü ya da düşündüğü her şeyi saymaya çalışır. Araç plakalarını, bina numaralarını, yerdeki parkeleri, kişileri vb Bu işlem sırasında da ciddi olarak yorulur. Bazı sayılar uğurluyken bazı sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayıları aklından uzaklaştırmaya çalışırken uğurlu sayıları düşünmeye veya yaptığı hareketleri bu sayıda tekrar etmeye çalışır. Örneğin uğurlu sayısı 2 ise kapıya iki kez dokunur, pek çok hareketi iki kez yapar..

    Kontrol etme, kuşku takıntısı: Bu obsesyon türünde kişi yaptıkları işten emin olamazlar ve yapıp yapmadıklarını defalarca kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Işığı söndürmüş olmasına rağmen tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalır, kapıyı kapatmasına rağmen tekrar tekrar kontrol eder.

    Simetri, Düzen Takıntısı: olayların ya da nesnelerin tam istedikleri düzende, mükemmel yada kesin bir simetri olmaları gerektiği obsesyonuna sahiptir. Ayrıntılarla aşırı ilgilenmeleri obsesyonel yavaşlığa ve işlerinin çok uzun sürede bitmesine sebep olur. Kişi her şeyi çok dikkatli düzenler ve kurduğu düzenin bozulmaması için inanılmaz çaba harcar. Eşyalarının karıştırılmasına hatta dokunulmasına karşı şiddetli tepki verebilir. Simetri ya da “tam ayarında olma” takıntısı nedeniyle işlerini bitirmekte zorluk yaşarlar ve sıklıkla geç kalabilirler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, okula gitmeden önce hazırlanmaları saatler alabilir. Örn. Evdeki terliklerin, masasının üstünün, eşyaların simetrik durması için çok çaba harcayabilir, ancak diğer şeylerde de çok dağınık düzensiz olabilir.

    Zarar verme ya da saldırganlık takıntısı: Kendi çocuğuna, arkadaşına, annesine ya da yakınlarına zarar verme düşüncesidir. Aslında başkasına zarar vermeyeceklerini bilmelerine karşın çocuklarına ya da sevdiklerine zarar verme düşüncelerini, buna bağlı olarak da korkularını yenemezler. Endişelendikleri şeyi gerçekten yapmak istemez, bunu isteyebilecekleri düşüncesinden rahatsız olurlar. Bu korkuyla mücadele etmek için başka takıntılar geliştirirler; endişe ettikleri şeyi gerçekten yapmayacakları konusunda güvence almak için anlatma veya sorma gereksinimi duyarlar. herhangi bir şeyi belli sayıda yapmak gibi. Örneğin pencereyi üç kez açmak, kapıyı iki kez kapamak gibi.

    Dini Takıntılar: Hiç istemediği halde Allah’a ya da dini değerlere küfür etme, hakaret etme düşünceleridir. Bu duygu durumundan kurtulmaya çalışan kişi okuduğu duayı defalarca tekrarlamak zorunda kalır. Özellikle ergenlik çağında bu düşünceler ile kendini suçlu günahkar hisseder, böyle şeyler düşündüğü için kötü bir çocuk olduğunu, başına kötü şeyler geleceğini düşünür yoğun sıkıntı yaşar. Sıkıntısını hafifletmek ve dikkatini başka yere çekmek amacıyla belli bir düzende sayıları ileriye ya da geriye doğru saymaya çalışır. Aileden birisine genellikle de anneye ‘böyle düşündüm bir şey olmaz değil mi?’ diye sorma ve onaylatma ihtiyacı hisseder. Bir şey olmaz diye onaylatmadan rahat edemez.

    Cinsel içerikli takıntılar: Tekrarlayan cinsel imgeler ya da duygular kişiyi rahatsız eder. Kendilerine ters gelen cinsel ve saldırgan eylemlere gireceklerinden korkarlar. Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda sık görülür. Bunları düşündüğü için kendini suçlu hisseder, yoğun sıkıntı yaratır. Sıkıntı hissini gidermek için belli hareketleri yapmak, ‘bunu düşündüm bir şey olmaz değil mi? ‘ Diye onaylatmak sormak ihtiyacı hissederler.

    Ne Zaman Başlıyor?

    Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmekle birlikte daha sık olabileceği düşünülmektedir. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. OKB’nin biyolojik temelleri olan nöropsikiyatrik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Hastaların birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir rahatsızlığa rastlanabiliyor. Tedavi edilmediğinde başka bir hastalığa dönüşmüyor ama kişinin tüm hayatını etkiliyor; kişinin arkadaş, iş, aile ilişkileri zarar görüyor.

    Takıntılar neden ve nasıl ortaya çıkar?

    Takıntıların sebepleri arasında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler, yakın aile bireylerinde obsesyon olması ve yatkın kişilik özellikleri gibi etkenler olduğu varsayılır ancak kesin nedeni henüz saptanamamıştır.

    Takıntıların başlıca nedeni kalıtsal etmenlerdir. Tek yumurta ikizlerinde takıntı bozukluğunun birlikte görülme oranı %85’tir. Aile de takıntı rahatsızlığının olması riski normal popülasyona göre 5-10 kat artırır.

    Psikolojik; okul başarısızlığı, sınav kaygısı, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, cinsel kimliği kabul ile ilgili sorunlar, ergenlik dönemi sorunları, boşanma vb yaşam olayı sorunları

    Çevresel faktörler; ailede takıntıların olması hem biyolojik hem de model olma açısından çevresel bir faktördür. Çocuklar anne babalarını taklit ederek de semptomları öğrenmiş olabilir. Bununla birlikte, hastaların semptomları ile ailedeki diğer bireylerin semptomları genellikle birbirinden farklıdır. Örn: kontrol etme takıntısı olan bir annenin çocuğunda el yıkama takıntısı gelişebilir.

    Kimlerde daha çok görülür?

    “Sorumluluk duygusu yüksek olan, genellikle başarılı, hırslı, çabuk endişeye kapılan, gergin, kaygılı, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı kişilik yapısına sahip insanlar hastalığa daha yatkındır. Çocuklarını çok sık eleştiren, suçlayan, onlardan kusursuz olmalarını isteyen ya da ayıp ve günah gibi kavramları abartılı biçimde aşılayan ailelerde takıntı hastalığına sık rastlanıyor.

    Araştırmalarda hastalığın aniden başladığını gösteriyor. % 50-70 hastada yakınmalar gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başlıyor. Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar da gösteriyor. Alevlenmelerde stresin de etkisi var. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir. Takıntıların hastalık sınıfına girmesi için takıntılara günde en az 1 saat ayrılması gerekiyor.

    OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü, ancak çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarının gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne-baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmalarını sağlayabilirlerse, çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda rahat davranacaklardır.

    Çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması, ellerinin kirli olduğunu, mikrop kapacağını düşünüp sürekli elini yıkaması gibi. Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Çocukluk çağındaki törensel davranışlar nelerdir?

    Çocukluk dönemindeki bazı özellikler, hastalık belirtileriyle benzerlikler gösterir. Özellikle küçük çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin yatmadan önce yapılan birtakım davranışlar küçük yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompulsiyonlara dönüşebilir. Küçük çocuklar yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyarlar. Giyinme, masal anlatımı, belli bir yerde yatma gibi. Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama sekiz-dokuz yaşından sonra bu düzen değişir. Ancak bu durum, hastalık belirtisi olduğunda devam eder ve herhangi biri olmadığında aşırı kaygı, olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyundur. Erişkin dönemde ise bu bir kompulsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüeller bir çeşit sosyalleşmeyi artırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynarken, kompulsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır. Eğer ritüeller sıkıcı, kaygı verici ve yaşamı etkileyen hale geldiyse hastalık boyutuna ulaşmış demektir. Tanı konulurken dikkat edilmesi gereken şeylerden biri ailenin verdiği öykü ve tanımlamalardır. Aileler genellikle kompulsiyonları ‘tik’ olarak tarif eder. Özellikle de bir yere dokunma ya da belli hareketi tekrarlama olduğunda bu anlatım gözlenir. Oysa tik kasların istemsiz kasılmasıdır ve birbirlerinden farklı hastalıklardır. Çocukların bazı şeyleri aktarımındaki güçlükler nedeniyle de tanı için başka hastalıkların değerlendirilmesi gerekir.

    Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar. Bazen çocukluk çağı psikozları OKB şeklinde başlayabilir. Bu nedenle çocuğun bir hekim tarafından tedavi edilmesi büyük önem taşır.

    Dr Deniz Tirit Karaca

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

  • Çocuklarda düşük ders başarısının nedenleri

    ~~Çocuklarda Düşük Ders Başarısı Nedenleri
    Çocuklarda ve ergenlerde görülen ders başarısızlığı en çok karşılaşılan problemlerden birisidir. Özellikle günümüz eğitim sisteminin getirdiği zorluklar aileleri ve çocukları okul yaşantısının başlangıcından itibaren hem maddi hem manevi sıkıntıya sokmaktadır. Son yıllarda çocuk psikiyatri kliniklerine en sık başvurular arasında yer alan ders başarısızlığı nedenleri araştırılması gereken bir durumdur.Ders başarısındaki düşüklük eğitim hayatının başlangıcından itibaren görülebildiği gibi çok iyi olan derslerin sonradan düşüşe geçmesi ile de karşımıza çıkabilir.
    Sanılanın aksine ders başarısızlığı sadece zeka düzeyinin düşük olması ile ilgili değildir. Ders başarısını etkileyen zekadan bağımsız birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, öğrenme bozuklukları, okul korkusu, depresyon olarak sayılabilir.
    Okul başarısını etkileyen faktörler sadece psikiyatrik bozukluklar değildir. Okulla ilgili problemler, aile içinde yaşanan sorunlar, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ders başarısını etkileyebilen faktörlerdir. Özellikle günümüzdeki eğitim sisteminin bir gereği olarak 5 yaş civarında büyük bir maratona başlayan çocuklar hiç durmadan ve dinlenmeden koşmakta ve anne babalar da bu maratona çocuklardan daha fazla iştirak ederek, bazen çocukların üzerindeki ağır yüke ortak olarak kendileri de sıkıntı yaşayabilmektedirler. Aileler bu ağır yük altında ezilirek çıkış yolunu bulmakta zorluk çekmektedirler. Bu durum okul ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyebildiği gibi aile içi ilişkileri ve çevresel ilişkileri de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ailelerin, okul başarısızlığının altında yatan nedenleri araştırmadan çocuğu yargılamamaları gerekir.
    Okul başarısını etkileyen en önemli psikiyatrik sorunların başında ise dikkat eksikliği ve özel öğrenme bozukluğu (disleksi) gelmektedir. Dikkat eksikliği tek başına veya hiperaktivite ile birlikte bulunabilir. Öğrenme bozukluğu ise çocuğun zeka düzeyinin normal sınırlarda olmasına rağmen aritmetik, okuma ve yazma alanlarının bazılarında veya tümünde bir başarısızlık görülmesidir. Bu durum zeka geriliği ile karışır ancak uzman gözü ile ayırtedilip tedavi edilmediği takdirde çocuğun eğitim hayatını yarıda kesmesine bile neden olabilir.
    Okul başarısızlığının bir önemli nedeni de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur. Beraberinde hiperaktivite bulunduğunda daha kolay tanınabilmesine rağmen sadece dikkat eksikliği bulunan çocuklardaki durum kolay fark edilmeyebilir. Bu çocuklar çevrelerinde tembel, sorumsuz, uyuşuk ,ders çalışmayı sevmeyen çocuklar olarak adlandırılıp bu durumlarının bir rahatsızlıktan kaynaklandığı akla gelmez. Özellikle dikkat eksikliği bulunan çocuklar ilkokul 4. sınıfa geldiklerinde derslerinde belirgin bir düşme ile karşılaşırlar. Bu durumun erken fark edilip tedaviye başlanması çocuğun eğitim hayatında önemli rol oynar. Ailelerin böyle bir sorunu fark ettikleri anda çocuk psikiyatri uzmanına başvurmaları gerekmektedir. Gerekli değerlendirme ve testler yapıldıktan sonra uygun tedavilerin başlanması bir çok çocuğun akademik yaşantısını doğrudan etkileyecektir.

  • Boşanmanın Çocuklar Üzerine Etkisi

    Boşanmanın Çocuklar Üzerine Etkisi

    Boşanmayı bir nevi aile çözülmesi olarak tanımlayabiliriz ve günümüzde sıklığının arttığını gösteren birçok araştırma vardır. Boşanmanın artmasında kuşkusuz birçok neden vardır. Bu hafta sizlerle boşanmanın  nedenlerinden daha çok çocuklar üzerine olan etkisini paylaşmak istiyorum. Çünkü boşanma karı-kocanın her türlü ilişkisinin sona erdiği anlamına gelmez. Özellikle de çocuklar varsa. Çünkü eşler ayrılmış olsalar dahi yaşamları boyunca çocuklarının ebeveynleri olma durumunu sürdürmek zorundadırlar. Ancak bu durumu sürdürürken boşanmış ebeveynlerin bazı tutumları çocukları olumsuz etkilemekte ve yaşamları boyunca da etkilemeye devam etmektedir.

    Bir çocuğun hayattaki en önemli ihtiyacı tam ve işlevsel ailedir. Tam aileyi anne, baba ve çocuklardan oluşan, üyeleri arasında karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan topluluk olarak tanımlayabiliriz. İşlevselselliği de aile olmanın  görev ve sorumluluklarını yerinde ve zamanında karşılayabilen aile üyeleri olarak ifade edebiliriz. Buradan anlaşılacağı gibi ailenin sadece tam olması sağlıklı psikososyal gelişim için yeterli değildir. Aynı zamanda işlevsel de olması gereklidir. Çünkü yine yapılan araştırmalar işlevsel ilişkiden yoksun, aile üyeleri arasında karşılıklı saygı, sevgi ve dayanışmanın olmadığı ancak hala fiziksel olarak devam eden evliliklerde ve bu şekildeki bir aile ortamında büyüyen çocukların; anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmalı olarak boşanmış ancak ebevenlikle ilgili işlevsel ilişkilerini ayrı da olsa sağlıklı bir şekilde devam ettiren anne-baba ile yetişen çocuklara göre daha olumsuz etkilendiklerini göstermektedir. Boşanmış ailelerde, çocuk temel ihtiyacı olan tam aileden yoksun kalmış olur. Boşanmanın çocukları nitelik veya nicelik yönünden etkilemesi birçok etmene bağlıdır. Kişilik özellikleri, yaş, cinsiyet, boşanmaya neden olan ailesel sorunun niteliği ve çocukların bu sorunu algılayış şekli, boşanma öncesi içinde bulunduğu ve boşanma sonrası içinde bulunacağı ortam gibi. Boşanmadan hiç zarar görmeden çıkan çocuklar da olabilir. Buna belki de saydığım bu etmenlerin uygun şekilde bir araya gelmesi neden olmuş olabilir. Hatta bazen boşanma, çocuk için rahatlatıcı bile olabilir. Özellikle, boşanma öncesindeki ortamda aile içi huzursuzluklar yoğun, tahammül edilemeyecek düzeydeyse ve boşandıktan sonra çocuk daha istikrarlı, güven verici ve sakin bir ortama kavuşmuşsa. Boşanmanın çocukları nasıl etkileyeceği yönünde genellemeler yapılamasa da, yaşın önemli olduğu söylenebilir. 1-2 yaşlarındaki süt çocuğunun boşanmadan fazla zarar görmediğini söyleyebiliriz. Bu dönemdeki çocuk daha çok annesine bağımlı olarak hayatını sürdürmektedir ve anne-baba arasındaki tartışmaları anlayıp, yorumlayamayacağı için tartışmalardan ve gerginliklerden daha uzaktır. Ancak okul öncesi dönemde bizzat anne-baba arasındaki sorunlara, tartışma ve gerginliklere bunların çözümlenemediğine ve yıkıcı tutumlara maruz kalmış aynı zamanda boşanmadan dolayı aşırı derecede olumsuz etkilenen anne-babayı da gözlemlemişse, bu çocuklarda, korku, inatçılık, beslenme güçlükleri, uyku bozuklukları, alt ıslatma, kekemelik, agresif davranışlar veya içe kapanıklık gibi durumlar ortaya çıkabilir. Çocukların boşanmadan en çok okul döneminde etkilendikleri söylenebilir. Çünkü bu dönemde çocuk  anne-baba arasındaki anlaşmazlığı anlamaya ve ikisi arasında taraf tutmaya başlamıştır. Aynı zamanda çocuğun anne-babasıyla olan güven ilişkisi de zedelenmiştir. Bu dönemdeki çocuklarda, okulda başarısızlık, dersi dinlememe, derste uyuma, okuldan kaçma, yalan söyleme, çalma, cinsel sapkın davranışlar görülmekle birlikte ergenlik dönemine geçişle bu durumu daha kabullenici bir tutumda göstermesi mümkündür. Ancak yine de uygun olmayan arkadaşlar edinme, sigara ve alkol kullanma, kendine zarar verme gibi davranışlar gösteren ergenler de vardır. Bu durumlarla baş etmek için neler yapabileceğimizi bir sonraki yazımda paylaşacağım.