Etiket: Aile

  • Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk Psikiyatrisi dünyada 1930’larda ve ülkemizde 1955’lerde adından söz ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde Prof.Dr.İhsan Şükrü AKSEL’in girişimiyle ”Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü” kurulmuştur. 1990 yılında ayrı bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir. 1997 yılında ”Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı” adı altında anabilim dalı statüsü kazanmıştır.

    Çocuk Psikiyatrisi, tıp fakültesi mezunu ve sonrasında 5 yıl uzmanlık eğitimi ile tamamlanan bir tıp doktorluğu branşıdır. ” Çocukluk çağı bilişsel ve duygusal bozuklukların tanı ve tedavisi ve önlenmesinde uzmanlaşmış doktor” olarak tanımlanmaktadır.

    Ruh sağlığı çevresinde psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve işlevleri konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmakla birlikte günümüzde mesleki sınırlar daha netleşmiş durumdadır.Fakat halen halk arasında psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve yaptığı iş konusunda ciddi karmaşalar mevcuttur.

    ” İlaç yazan doktor psikiyatrsit,konuşan doktor psikolog” gibi genel bir kanı vardır.

    Çocuk Ruh Sağlığı va Hastalıkları uzmanları çocukta gelişim süreçleri, bu süreçlerde ortaya çıkan çevresel, fizyolojik,tutumsal sorunları belirleme ve gerekli destekleri verme yetisine sahip kişilerdir.

    Çocukta bilişsel ve duygusal gelişimin normal ilerlemesi için aile destekleri, çevresel ve sosyal düzenlemeler için aile görüşmeleri ve çocuk ve ergenle görüşmeleri ve uygun olan psikoterapi tekniklerini kullanmaktadır. Bunun yanında gerekli tanılarda çocuğun yaşına uygun ilaç tedavisi uygulamaları da kullanılmaktadır.

    Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki toplumsal olarak bazı yanlış inanışlar çocuklarda ilaç tedavisi başlanmasında sorunlar oluşturabilir. Fakat Çocuk Psikşiyatri Uzmanları olarak ailelerin bu konudaki olumsuz düşüncelerinin nedeni konuşulup ve tedavinin gerekliliği, etki ve yan etki durumları açık ve net olarak anlatılmalıdır. Çocukta tespit edilen bilişsel, duygusal gelişimsel sorunlarda durumun fizyolojik olduğu durumları belirleme ve gerekli uzmanlık alanına yönlendirme gibi çok önemli bir durum söz konusudur.

    Ülkemizde Çocuk Psikiyatrisine talep her geçen gün artmaktadır. Bu durum diğer branş hekimlerinin, ailelerin,öğretmenlerin ve hatta çocuk veya gencin kendisinin farkındalılığının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu uzmanlık alanında uzmanlık veren tıp fakültelerinin sayısı artmış olsa da halen ülkemizde nüfusa yeterli olacak Çocuk Psikiyatri Uzmanı maalesef yoktur.

    Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları:

    1- FİZYOLOJİK OLMAYAN DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI: Yani konuşma organlarının anatomik bozukluğu, işitme sorunu, epilepsi, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanmayan bir dil ve konuşma sorunu ise psikiyatrik değerlendirme, aile öyküsü ve psikometrik değerlendirmeler ile tanı ve tedavi süreci belirlenir.

    2- OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI (OTİM VE DİĞERLERİ): Çocukta gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşim kısıtlı, göz kontağı yetersiz, sözel iletişimde gerilik, ilgisizlik, duygusal sinyalleri almada sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar, yaşıt ilişkilerinde sınırlılık vs gibi belirtiler var ise psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Tedavinin düzenlenmesi ve tedavi takibi konuşulmalıdır.

    3-DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Dikkatsizlik, hareketlilik, dürtüsellik ana belirtileriyle aile, okul ve sosyal yaşamda olumsuz etkiler yaratan bu bozuklukta tanı ve tedavi düzenlemesi çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalıdır.

    4-ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU: Çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun kavramları öğrenme, harfleri ve rakamları öğrenmede sorunlar, yön, zaman gelişiminde problemler var ise psikiyatrik değerlendirme, psikometrik değerlendirme ile tanı konulur ve tedavi düzenlenir ve takibe alınır.

    5-DEPRESYON: Çocukta 1 aydan fazla süreyle mutsuzluk, üzgün yüz ifadesi, öfke, davranış değişiklikleri, gerginlik, isteksizlik, yorgunluk gibi belirtiler var ise değerlendirmeler, görüşmeler yapılır. Mutlaka fizyolojik nedenler ekarte edilir. Tanılama ve tedavi takibi yapılır.

    6-KAYGI BOZUKLUKLARI: Ayrılık kaygısı, yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı belirtiler ile karşımıza çıkan bu durumlar çocuklarda da görülmektedir. Ani duygu değişimleri, endişeli hal, korkular, uyku değişiklikleri, okula gitmek istememe, yalnız kalmaktan korkma gibi belirtiler izlenebilir. Mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır ve uygun tedavi seçenekleri konuşulmalıdır.

    7-TİK BOZUKLULARI: Çocuklarda ani,tekrarlayıcı,ritmik olmayan motor ve/veya vokal kasların istem dışı kasılmasıdır. Bu tip durumlarda tiklerin gelip geçicimi yoksa kronik mi olduğu psikiyatrik değerlendirme ve takiplerle belirlenmektedir. Tedavi seçenekleri aile ve çocukla gözden geçirilebilir. Tedavi edilmediği takdirde sosyal, akademik alanlarda ve kişinin kendilik algısında sorunlara neden olabilir.

    8-YEME SORUNLARI: Küçük çocuklarda annelerin özellikle temel sorunlarından biridir. Doğru beslenme alışkanlığı ve bu konuda anne tutumları hakkında psikiyatrik değerlendirmeden sonra destekler verilmektedir.

    Beslenme ile ilgili sorun başka fizyolojik bir sorun kaynaklı ise gerekli uzmanlara yönlendirmeler yapılmaktadır. Daha ileriki yaşlarda beden algısıyla ilgili kaygıların, aile ve akran çatışmaları vs gibi nedenlerle genelde 16-20 yaş aralığında ve çoğunlukla kızlarda BULİ MİA ve ANOREKSİYA NERVOZA gibi yeme bozuklukları da görülebilir. Kapsamlı tıbbi bir değerlendirme yapıldıktan sonra uygun tedavi ile takibe alınmalıdır.

    9-YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Yetişkinlerle tartışma, öfkeli olma, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, toplum kurallarına uymada sıkıntılar,bilerek insan veya hayvanlara zarar vermek,hırsızlık,yalan söylemek gibi bir çok belirtisi bulunan davranım sorunları doğru tanı ve tedavi desteği almadığında aile,sosyal ve akademik ortamda belirgin problemler yaşanacaktır.

    10-UYKU BOZUKLUKLARI: Özellikle gelişimsel gerilik sorunu olan çocuklarda uykuya dalma ve sürdürme,uyku süresinin yetersiz olması konusunda tedaviler düzenlenir. Normal uyku ritim bozuklukları, kabus bozukluğu, gece terörü, diş gıcırdatma ve uykuda gezme gibi durumlarda psikiyatrik ve gerekirse fizyolojik olarak değerlendirilip uygun tedavi belirlenir.

    11-ZEKA GERİLİKLERİ: Zeka geriliklerinin bir çok nedeni vardır. Zeka gerilikleri, öğrenme, duygulanım, davranışları organize etme, dikkat gibi alanlarda sorunlar yaşanmasına neden olur. Zeka geriliğini tedavi etmiyoruz. Bu sorun nedeniyle oluşan problemler için gerekli tedavileri uyguluyoruz.

    12-OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK: Çocukta normal düzenlilik, kontroller, sıralı yapılan eylemler olabilir. Bunlar günlük yaşam akışını olumsuz etkilemez. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu yapılmaya ve yapılmadığında endişe, korku, heyecan gibi duygulanımlar yaratır ve bunlardan kurtulmak için tekrarlayıcı takıntılı davranışları daha sık yapma ihtiyacı doğarsa bu durum bir TAKINTI BOZUKLUĞU olarak değerlendirilebilir.

    Bu durumda Çocuk Psikiyatrisinden destek almak tanı ve tedavi için önemlidir. Özellikle erken başlayan bu tip durumlar erken tanı konulup tedavi edilmez ise yetişkinlik döneminde daha belirgin sorunlara yol açacaktır.

    13-ERGENLİK DÖNEMİ SORUNLARI: Ergenlik gelişim sürecinde normal bir dönemdir.Fakat bazen bu dönemde yaşanan yoğun kaygı,yaşam şartlarının getirdiği gelecek kaygıları,arkadaş çevresiyle ilgili sorunlar,aile ile iletişimde sorunlar,madde kullanım problemleri gibi ailenin ve ergenin baş etmekte zorlandığı durumlarda destekleyici tedaviler faydalı olmaktadır.

    14:SINAV KAYGISI: Aslında kaygı bozukluklarında bu konuda belirtilmektedir fakat yine değişen eğitim ve sınav sistemi çocuklarda ve ailelerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Bu konuda da destekleyici ve kaygı ile baş etme ve gerekirse ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

    Daha bir çok psikiyatrik durum değerlendirmesi yapılmakla birlikte ana, daha belirgin olanları yukarda belirtmek istedim. Aynı zamanda normal gelişim sürecinde çocukların tuvalet alışkanlığı, uyku alışkanlığı, yeme alışkanlığı, anne baba boşanma durumları, kardeş olması ve kardeş kıskançlığı gibi bir çok durumda psikiyatrik bozukluk düzeyinde belirtiler ile bir bozukluk olmasa da sadece baş etme de sorun yaşayan aileler ve çocuklar için görüşmeler ve bunlara yönelik danışmanlıklar verilmektedir.

  • Gerçek Ben’i Arayış ve Yetkin Kişilik Eğitimi

    Gerçek Ben’i Arayış ve Yetkin Kişilik Eğitimi

    Aile terapisinin kurucularından biri olan Virginia Satir, ailelerin yüzde doksan beşinin yetersiz, sağlıksız, tedirgin, günlük sorunlarla dahi başa çıkmaktan aciz olduğunu dile getiriyor. Sağlıksız ailelerde yetişen anne-babalar, çember kırılana kadar , bu sancılı mirası kuşaktan kuşağa aktarıyor. Bu işlevsiz hastalıklı ailenin temelinde, bireylerin ‘gerçek ben’ini kaybetmesi yatıyor. Alkoliklik, işkoliklik, ilaç bağımlılığı, kumarbazlık hasta taraftarlık gibi kişilik bozukluklarının altında yatan unsur bu.

    Dünyaya gelişimizden itibaren ihtiyaçlarımız da başlıyor. Sağlıklı bir ailede anne-baba sağlıklı yollardan gereksinimlerini karşılarlar. Çocukları için de iyi bir model olurlar.

    “Gerçek ben” ile “yalancı ben” arasındaki ayrım, sağlıklı ve sağlıksız gelişim arasındaki ayrımdır. Yalancı ben olmaya çalıştığımız; aile içinden veya dışından gelen saldırılara karşı büründüğümüz ve giderek bizim olan, ta kendimiz olan zırh. Asıl benliği hep baskılayarak mutsuz ailelerin çocukları olarak birçoğumuz için yaşamayı öğrenmek, yaşama uyum sağlamak bu!  Bir kez incindimi, gerçek benlik kendini geri çeker, saklanır ve çocuk ayakta kalabilmek için yalancı kimliğini geliştirir. Gerçek benliğin bunca baskılanması, bazen sağlıksız bir patlama şeklinde, kişilik bozukluğu diye nitelendirilen bir biçimde yüzeye çıkmayla sonuçlanır.

    İyi de, ne yapmalı? İyileşme sürecinin iki önemli sonucu var: Birincisi, bireyin KENDİNİ TANIMASI,kendini daha yaratıcı, daha tam hissetmesi, yani kendini ve hayatı sevmesi. İkincisi ise, bu güzellikleri, yaşama sevinci ve yaratıcılığını çocuklarına da geçirmesi. Kısır döngü ancak bu şekilde kırılıp daha  güzel bir dünya kurulabilecektir.

    Eğitim denince akla gelen ‘öğrenim’dir. Eğitim kurumları da görevlerini böyle anladığı için ‘eğitim’ ortada kalır. Eğitimi Recep İvedik modeline bıraktığımız için de çocuklarımıza söylenecek fazla bir şey yok.Ancak conra ağlayıp sızlanmadan ‘nerede yanlış yapıyoruz?’ sorusunu sormalıyız. Ve yanıt vermeliyiz:

    Yetkin kişilik on boyutta tanımlanabilir:

    1-Anlayışlı olmak, kavrayışlı olmak, farkındalık.

    2-Sabırlı olmak. Önünü görebilmek.

    3-Dayanıklı ve azimli olmak, kolayca pes etmemek.

    4-Sorumluluk sahibi olmak.

    5-Çalışkan olmak. Çalışmanın önemini kavramış olmak.

    6-Yanlışını kabul etmek.

    7-Hatasını düzeltmek istemek , çaba harcamak ve düzeltmek.

    8-Olaylara, kişilere ve konulara nesnel bakabilmek.

    9-Adaletli olmak.

    10-Empati kurabilmek.

            Şimdi bu on boyut her yaş diliminde kendi gelişim çizgisine uygun olarak ‘yetkinlik’ ölçütü olarak dikkate alınmalıdır. Üç yaşındaki bir çocuk da, 13 yaşındaki ergen de, 33 yaşındaki yetişkin de bu ölçütlere göre yetkindir veya değildir.

            Bu on boyut, akademik zekanın da , sosyal zekanın da işlev yaptığı yetkinleşme alanlarıdır. Elbette “ Yetkin Kişilik Eğitimi” çocuğun doğumuyla başlar. Aile, anaokulu, ilk , orta ve lise bu eğitimi nasıl bir entegre sistemle uygulayacaklarını bilmelidir ve uygulamalıdır. Sonra da, bu eğitimin neresinde olduklarını ölçmelidirler.

         Çünkü  “ YAŞAM BAŞARISI “ bu yanıtlarla doğrudan ilgilidir.

  • Ailede güven ve mutluluk

    “En çok ne isteriz ?” sorusuna çok çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak; “mutlu bir aile ortamının olması” dileği belki de en iyi bilinenidir. Mutlu ve sağlıklı bir aile ortamının sağlanabilmesi için aile kurumunun temel gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir. Aile bireylerinin, değerli olma, güvende olma, yakınlık ve dayanışma, sorumluluk gibi temel duygu ve gereksinimleri karşılanıldığından emin olunmalıdır.

    Aile içindeki etkileşim çocukları “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse, çocuk farklı yollarla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanabilir. “Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey, kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymayacaktır.

    Aile içindeki bireyler kendilerinin aile içinde emniyette olduğunu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusunu hissetmek ister. Bu duygu da aile içinde kazanılması gereken bir duygudur. Unutulmaması gereken bir konu da, çocuğun ev içinde kendini ne kadar güvende hissettiğidir. Özellikle şiddete maruz kalma açısından TV, yaşına uygun olmayan internet ortamının yaratabileceği tehlikeler düşünülerek ev ortamı yapılandırılmalıdır. TV karşısında yemek yenilmesi, ev ortamının televizyona göre dekore edilmesi, aşırı şiddete yönelik haber programları, çocuk ve gençleri özendirecek magazin programları, çocuklar için evin güvenliğini bozacak etkenler olabilmektedir. Kendisini güvende hissetmeyen çocuk, ailenin dışında bir yere yönelerek aile ile olan bağlarını koparabilir.

    Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa, aile dışında bireyin karşılaştığı stres oluşturan olumsuz olaylar çok da yıkıcı olmaz. Güven duygusunun yaşandığı aile, dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılardan kendisini koruyabilir. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bireyler yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu bireylerin öz saygı ve öz güven gelişimleri de problemli olur. Dolayısıyla ailede ve sosyal ortamda sağlıklı ilişkiler kurmakta sorun yaşarlar.

    Sorumluluk duygusu aile sistemi içindeki gelişmeyle başlar. Anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil, herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk verilmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar; kendi yaşamını biçimlendirmekte zorlanan, sürekli başkalarının yönetiminde olma ihtiyacı hisseden bireyler yetiştirirler. Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler, yaşamlarında yer alan olaylardan da sürekli başkalarını sorumlu tutarlar.

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda yetişkinler gibi kaygı yaşayabilmektedirler. Hastalık, ölüm, boşanma, taşınma, yeni kardeşin dünyaya gelişi, okul değişikliği gibi diğer yaşam değişikliklieri gibi aile problemlerine ek olarak, çocuklar kendi haklarını korumaya çalışma ve kendi özsaygısını geliştirme ile de mücadele ederler. Birçok çocuk diğerleri tarafından küçümsenme, sözel ve fiziksel şiddet ile karşılaşabilir. Çocuklar uyumlu ve başarılı  olabilmek için üzerlerinde baskı hissederler ve kendilerindeki ve başkalarındaki farklılıkları kabul etmekte zorlanmaktadırlar.

    Öfkelenmek sağlıklı da olabilmektedir. Sonuçta çoğu zaman hepimiz öfkeleniriz. Önemli olan öfkeyi uygun yollarla ifade etmeyi sağlamaktır. Bu da oldukça doğaldır. Başkasına ya da kendisine zarar vermeden öfkesini ifade edebilen çocuk doğal bir sürecini yaşamış olmaktadır. Bununla birlikte, bir çok çocuk şiddetli öfke patlamaları sergiler ya da öfkenin yanlış yada kötü bir şey olduğunu düşünerek duygularını içe atar. Bazı çocuklar sinirlenerek öfkelerini çıkarırlar, bazıları ise saldırgan davranışlarıyla terk edilmişlik, reddedilmişlik, kayıp keder, acı  gibi duygularını maskelerler. Bu çocuklar öfkelerini anlamayı ve kontrol etmeyi öğrenemezlerse, kendilerine ve başkalarına gereksiz yere zarar verirler.

    Çocuklar bazı saldırgan davranışları arkadaşlarından, filmlerden, televizyondan ve bilgisayar oyunlarından öğrenselerde ilk başta ailelerinden etkilenirler. Çocuklar aile üyelerini izleyerek duygularını nasıl ifade edeceklerini öğrenirler. Eğer aile üyeleri öfkelerini olumlu bir şekilde ifade etmezlerse, çocuklarda büyük ihtimalle farklı davranmayacaklardır.

    Aileler sabırlı olmayı öfkelerini doğrudan ve saldırgan olmayan yollarla ifade etmeyi gerçekleştirmelidirler. Çocuklar aile üyelerinin kendi aralarında yaşadığı öfke ve çatışmalara şahit olmamaları gerekmektedir. Çocuk öfkelenebileceğini ve öfkelendiği zaman bu durumu ifade edebileceğini bilmelidir. Önemli olan öfke anında kendisine ve başkasına zarar vermeden bu öfkeyi dışarı çıkartmasıdır. Ailelerin çocuğun yanında oluşu , onun öfkesini anlamaya çalışması daha sonra da onun öfkesini nasıl yönlendirebileceğini göstermesi  çocuğun yalnız olmadığını ve sağlıklı olarak öfkeyi yansıtabileceğini hissetmesini sağlayacaktır. Böylelikle çocuk kendisini ifade etmiş olacak korkulan bir durumu aile ile beraber çözebileceğini anlayacaktır. Yalnızlaşmadan aile ile beraber öfkeyi çözen çocuk, sorun çözebilen bir birey olma yolunda bir adım atmış olacaktır.

  • Çocuğa Sağlıklı Bir İletişim Ortamı Nasıl Sunulur?

    Çocuğa Sağlıklı Bir İletişim Ortamı Nasıl Sunulur?

    Her ailenin ilişki dinamikleri ve iletişim tarzları farklıdır. Aynı şekilde her çocuk da biricik ve özeldir. Dolayısıyla her çocukla da çocuğun ihtiyacına göre bir ilişki ve iletişim tarzı geliştirilmelidir. Ancak yine de aile içinde sağlıklı bir iletişim kurmak ve çocuğa sağlık bir iletişim ortamı sunmak için bazı genel durumlardan bahsetmek mümkün.

    Peki çocuğumuza nasıl sağlıklı bir iletişim ortamı sunabiliriz?

    • Yaşanılan herhangi bir sorun karşısında ailecek iletişim halinde olmak; çözüm yollarını birlikte aramak hem çocuk hem de tüm aile bireyleri için yararlıdır.

    • Her ailede sorunların yaşanması normal bir durumdur. Ancak iletişim kurarak; bu sorunların karşılıklı konuşulması, sorunları öğretici bir araç olarak görüp birlikte bazı dersler çıkarılması aile bireylerini birbirlerine daha çok bağlar. Böyle bir iletişim ortamı gören çocuk da doğru iletişim kurmayı, sorunları etkili şekilde çözebilmeyi öğrenir ve iletişim tarzı da buna göre şekillenir.

    • Çocuğunuzla daha yakın bir ilişki kurmak ve sizinle paylaşımda bulunmasını sağlamak için yapılabilecek pek çok şey var. Birkaç tane örnek vermek gerekirse; birlikte kitap okuma saatleri belirlemek, oyun oynamak, parka gitmek, uyumadan önce masal okumak gibi bazı aktiviteler çocuğunuzla daha fazla paylaşımda bulunmanızı sağlayarak size yardımcı olabilir.

    • Çocuğunuza karşı iyi bir dinleyici olmak; sadece sorunlar karşısında değil, her zaman çocuğunuzu dinlemeye açık olmanız çocuğunuzla aranızdaki iletişimi kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda çocuğun kendini ifade etme biçimini de geliştirir.

    • Çocuğunuzun sorun yaşadığı durumlar karşısında, kaygınızı çocuğa direkt olarak yansıtmak yerine “Sana nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormak ve çözüm yollarını birlikte değerlendirmek, çocuğun kendisini iyi ve değerli hissetmesine yardımcı olacaktır.

    • Unutmayın; çocukla kurulan doğru iletişim çocuğun kişilik gelişimine önemli bir katkı sağlar.

  • Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları

    Çocuklar doğdukları dönemden itibaren farklı gelişim dönemlerinde farklı özellikler gösterirler. Bu dönemlerde belli yetenek ve becerileri kazanırlar. Bu becerileri kazanırken ebeveynlerin ilgi destek ve uyarılmalarına ihtiyaç duyar, bu ilgi vedestekle bu yeteneklerini basitten karmaşığa doğru geliştirirler. Örneğin agulamaya başlayan çocuk heceleri, sonra kelimeleri, sonra da cümleleri söyler. Anne ve baba çocuğun bu dönemlerdeki özelliklerini bildiğinde ve bu özelliklere uygun davrandığında çocuğun ruhsal gelişimi sağlıklı bir şekilde devam eder. Ancak uygun destek ve yaklaşımlar olmadığında ise ruhsal gelişimde sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları sorun olduğu dönemlerde ebeveynlere sorunların çözümünde yol gösterir ve çocuğun gelişimini tekrar sağlıklı bir yola girmesini sağlar.

    Genetik ve çevresel nedenlerle çocuklarda bazı ruhsal rahatsızlıklar görülebilir. Bazen genetik yatkınlığı olan çocuklarda, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları bu ruhsal hastalıkların ortaya çıkışını tetikleyebilir. Bazen de genetik yatkınlık nedeniyle ortaya çıkan ruhsal belirtiler, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları ile şiddetlenebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, tik bozukluğu, konuşma bozuklukları, çiş- kaka kaçırma, otistik bozukluk, gelişim geriliği, depresyon, iki uçlu bozukluk, intihar, takıntılar, madde kullanımı, yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, okul fobisi, panik bozukluk), travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, uyku bozuklukları, psikotik bozukluklar… çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar olup bu bozukluklar başta çocuğun, uyumunu, ilişkilerini, akademik becerilerini aynı zamanda ailenin yaşamını olumsuz etkiler. Bu bozukluklar ortaya çıktığında çocuk psikiyatrisine başvurulduğunda, yapılan değerlendirmeler sonrasında, uygun destek, yaklaşım ve tedavi ile çocuğun okul, sosyal ve aile yaşamındaki olumsuz etkilenmesi azaltılabilir ya da düzeltilebilir. Ancak bu ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilmediğinde ise, çocuğun şimdiki ve gelecekteki yaşamını olumsuz etkiler. Bu nedenle ailelerin çocuklarındaki ruhsal belirtiler için dikkatli olması, bu belirtiler çocuğun yaşamında olumsuz sonuçlar doğurmadan psikiyatrik destek almaları önemlidir.

    Aileler çocuklarında ruhsal sorunlar olup olmadığını anlamak için yaşıtlarından farklı özelliklerinin olup olmadığına (geç konuşma, fazla hareketli olma, derslerde dikkatini sürdürememe, öğrenmede güçlük yaşama, kurallara uymakta güçlük çekme gibi) dikkat etmeleri, bunları fark etmeleri ve bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatristlerinden yardım almaları önemlidir. Yine çocuklarının her zamankinden (eskiden beri olan özelliklerinden farklı olarak) daha fazla sinirli olması, mutsuz olması, isteksiz olması, uyku sorunları yaşaması, takıntılarının, tiklerinin olması, sıkıntılı ve kaygılı olması, daha fazla hareketlenmesi, çok konuşması, enerjik olması, yeme sorunlarının olması, kilo alması, madde kullanması, kendine güvensiz olması, endişeli, korkulu olması, çiş-kaka kaçırması, tırnak yemesi, kendine ve çevresine zarar vermesi şeklindeki yakınmaları başladığında bunların ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanıyor olabileceğini fark ederek uygun psikiyatrik destek için baş vurmalıdırlar. Bu yakınmalarla baş vuran çocukların ayrıntılı değerlendirmesi yapılıp, neden olan durumlar araştırılıp uygun tedavi desteği sağlandığıda yakınmaları büyük olasılıkla azalacak yada düzelecektir. Aileler bilmelidir ki ruhsal rahatsızlıklarla çocuğun uzun zaman geçirmesi hem bu ruhsal rahatsızlığının çocuğa daha fazla zarar vermesine neden olacak hem de yeni ruhsal rahatsızlıkların gelişmesine zemin yaratacaktır. Bu nedenle aileler çocuklarında olan davranış ve duygusal değişiklikleri zamanında fark edip zaman geçirmeden psikiyatrik destek almalı, ruhsal sorunlar daha şiddetlenmeden ve yeni ruhsal rahatsızlıklar tabloya eklenmeden hızla tedavi arayışına girmelidirler.

    Çocuk ve ergenler gelişim özelliklerinde yada ruhsal nedenlerle sorun yaşadıklarında aile okul ve sosyal ilişkileri de olumsuz etkilenir. Bu sorunlarla baş etmek çocuk ve aile için güçleşir. Aileler kendilerini çaresiz, tükenmiş hissedebilir ve çocuklarıyla yoğun çatışmalar yaşayabilirler. Yine bazen anne babalar, sorunlar karşısında çocuklarına nasıl davranacakları konusunda güçlük yaşayabilirler. Aynı şekilde çocuklar da aileleriyle didişir, yoğun sorunlu bir ilişki tarzı geliştirebilirler. Bu gelişimsel ve ruhsal sorunlar bir aile çatışması, ilişki sorunu yumağı haline gelebilir. Gelişimsel ve ruhsal sorunlar hakkında ailenin bilgilendirilmesi, uygun yaklaşımlar konusunda rehberlik edilmesi, primer ruhsal sorunun çözümü, aynı zamanda ailenin çocukla-çocuğun aile ile karşılıklı yaşadığı ilişki sorunu yumağını da çözecektir. O nedenle aileler hem gelişimsel ve ruhsal sorunların aile ilişkisine olumsuz etkisinin farkına varmalı ve uygun psikiyatrik desteği almak için bir çocuk psikiyatristi uzmanına başvurmakta gecikmemelidirler.

    Çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde, çocuk ve gençlere gelişim özellikleri, gelişim sorunları ve tüm ruhsal sorunları açısından gerekli psikometrik testler ve kapsamlı ruhsal değerlendirme yapılarak uygun tedavi yaklaşımlarıyla çocuk ve gençlerin ruhsal sorunlarının azaltılmasında yada düzeltilmesinde destek sağlanacaktır.

  • Gençlerde alkol ve madde bağımlılığı ve aile

    Alkol çok eki çağlardan beri bilinen bir maddedir. Yatıştırıcı ve keyif verici maddeler olarak kullanılmıştır. Bunun yanında esrar ve afyon gibi maddelerde dünyanın bazı bölgelerinde biliniyor ve kullanılıyordu. Alkol bazı topluluklarda ayinlerde kullanılırken bazı toplumlarda yasaklanmıştır. Yasaklanma nedeni genel olarak bazı insanlarda yaptığı yıkıcı etkilerdir. Alkol bağımlılığı bazı insanların hayatını deyim yerindeyse mahvetmiştir. Alkol kullanımı çeşitli toplumlara göre değişse de az çok bütün toplumlarda kullanılmaktadır.

    Alkolizm bu yüzyılda özellikle sorun olmuş bir durumdur. Aile parçalanmaları, alkole bağlı sağlık sorunları, alkole bağlı suç işleme, kazalar toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Alkol kullanımı sosyal içicilikten bağımlılığa kadar çeşitli boyutlarda görülebilen bir durumdur. Anlık etkileri ve uzun vadeli etkileri insan hayatı için önemlidir.

    Alkol alındıktan sonra vücudun her yerine hızla yayılır. Beyinde beyin kabuğunun çalışmasını azalttığı için kişide alkol etkileri başlar. Daha rahat hareket etme, sıkıntılarını birazda olsa unutma, utangaçlığın azalması, takıntıları azalması gibi. Daha kontrolsüz davranışlar olabilir. Alkol oranı arttıkça beynin diğer bölgelerini de etkilemeye başlayacağı için uykululuk hali, denge merkezlerini etkileyince klasik sarhoş yürüyüşü gibi durumlarla karşılaşılır. En sonunda da sızma olur. Kişiler genelde alkolü rahatlama, davranışlarındaki kontrolü hafif kaldırmak için alırlar. Ama çok yüksek miktarda biranda alınan alkol uykululuk hali , bilinç kaybı hatta koma bile yapabilir. Sonuçta vücuda toksik bir maddedir.

    Alkol uzun süreli alınır ve çok miktarda alınışa sinirlilik , kaygı, toleranssız davranışlar, sosyalliğin azalması gibi davranışlarda yapabilir. Özellikle alkole alışanlarda alkol alınmayan kesilme dönemlerinde anksiyete, panik atak , depresif belirtileri çıkabilir. Bu belirtiler yani alkol etkileri kişiden kişiye onun fizyolojisine göre değişebilir.

    Alkol kullanma günleri arttıkça kişinin alkolle ilgili belirtileri daha uzun ve şiddetli yaşamasına neden olur. Kendini iyi hissetmek için alkol alarak sıkıntılarını azaltmaya çalışır. Zaman içinde alkol almadan sosyalleşemeyen belki güne başlayamayan bağımlılar haline gelirler. Genel bu bu süreci kendi fark etmez. Çevresinde ki ilişkili insanlar uyardıkça belki farkına varır. Genelde bir savunma hali içindedir. Alkolün bazen çok şiddetli kesilme belirtileri olur ve bu belirtiler için tedavi amaçlı hastaneye yatırılabilir.

    GENCİN SOSYAL YAŞAMI ALKOLE GÖRE ŞEKİLLENMEYE BAŞLAR

    Alkol bağımlılığının çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri genetiktir. Bazı alkolizm olan ailelerde gençler daha çok alkole eğilimi olabilir. Ayrıca bu gençlerin alkolle tanışması daha kolaydır. Akran gruplarında da gençler alkolle tanışabilir. İlk başta diğer gençlere uyma, sosyal grup oluşturma şeklinde başlayan alkol kullanımı daha sonra bazı gençlerde aşırı isteğe dönüşür ve vazgeçemezler. Bu da alkol bağımlılığına ilk adımdır. Öncelikle sosyal yaşamı ona göre şekillenir genetik yatkınlığı da varsa alkolizm gelişir. 25yaşından önce başlayanlarda daha çok genetik etkenlerden şüphelenilir. Dünya da alkol bağımlılığı yaklaşık % 1-2 oranında görülmektedir

    Gençlerde Alkol Bağımlılığında Aileler Nelere Dikkat Etmelidir

    Genelde alkol bağımlılığı olan gençler de görülebilecek belirtiler. Genç artık önceden yaptığı faaliyetlere katılmaması, bunlardan zevk alamaması. Eve geç gelmeler, odaya kapanması, uykulu hal, aşırı uyumak. Özellikle ülkemizde alkolle karşılaşmamış aileler alkolün etkilerini bilmiyor olabiliyorlar bu nedenle çocuğunun alkol kullandığını fark etmeyebiliyorlar. Yine gençlerde derslere ilgide azalma, okul devamsızlığı, sabah derslere geç kalma, ders başarısında azalma görülür. Bu davranış değişiklikler basit bir ergenlik problemi olarak görülmeyip dikkatli olunmalıdır.

    Aile alkol kullandığını öğrendi peki bağımlılık belirtileri nelerdir. İçkiye karşı aşırı düşkünlük ve arama davranışı. Devamlı içki içmek isteme ve sınırını bilememe, İçki kullanmayınca kesilme belirtileri çıkması ve bunları önlemek için tekrar içmesi, aşırı derecede içki içmesi ve durmadan dozu arttırması, eskisinden daha fazla alkol içebilme, sosyal yaşamının, ilişkilerinin , iş ve okulunun etkilenmesi. Yaşam kalitesinin düşmesi. Artık içki dışında bir şeyden zevk alamama ve içkiyi sınırlayamama belirtileridir.

    Ayrıca sinirlilik, uyku bozuklukları sık görülür. Panik , kaygı , telaşlı olma gibi belirtilerde olur. Ayrıyeten çarpıntı, tansiyon gibi bedensel belirtilerde görülebilir.

    ALKOL BAĞIMLILIĞINDA AİLELER NELER YAPMALIDIR

    İlk olarak bir genç ergen psikiyatristine başvurmalıdır. Daha sonra sosyal rehabilitasyon için tedaviye yardım etmelidir. Doktor altta yatan psikiyatrik bir hastalık için antidepresan veya başka bir ilaç kullanabilir. Ama ailenin yapacağı hemen sert tedbirler almadan gence olumlu yaklaşmalı ve bu durumu beraber çözeceklerine dair güvenceler vererek genci yalnız bırakmadığını hissettirmelidir,

    Gençle aile daha fazla vakit geçirerek çeşitli hobi alanları ve spor faaliyetlerini beraber yapmalıdır. Arkadaş ortamlarını yavaş yavaş tanıyarak kendinin de onayını alarak değiştirmek için çaba sarf ettirilmelidir. Özellikle alkol aldığı akşam saatlerini dolduracak faaliyetler çok önemlidir.

    Gençle psikiyatrist ve psikologlar bilişsel davranışçı terapilerle kaygılarını gidermeye çalışmalı. Alkol kullanımı ve diğer dürtü kontrol problemleri için yardım etmelidir. Bu arada ailede tedavi içine alınarak evde de tedavi devam ettirilmelidir. Genç aileye her an ulaşabilmeli dert ve kaygılarını anlatabilmelidir. Eleştirici yaklaşmamak gerekir.

    Genci alkole ulaşımının zorlaştırılması da ona yardımcı olacaktır. Ayrıca bu gençleri koruma açısından önemlidir. Bazı ülkelerde gençler satışlar yaş sınırı konularak engellenir. Ayrıca reklamlar konusunda kısıtlama gibi sosyal denetimlerde fayda sağlayabilir.

  • Genç ve aile

    Ergenlik dönemi ve onu takip eden yıllarda çocukluktan gençliğe geçerken insan davranışları büyük bir değişime uğramaktadır. Bu ara dönemde aile olan ilişkiler de değişmeye başlamaktadır. Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurularda bu ailelerdeki uyum sorunları sıkça görülen bir durumdur.

    Aileler özelikle daha önceden gençlerle ilgili bir deneyimi yoksa bu duruma nasıl adapte olacağını bilememektedir. Kendine daha fazla özgürlük alanı açmak isteyen genç aileyle çatışmaya girebilmektedir.

    Ergen psikiyatrisine gelen aileler bu durumu davranış bozukluğu, ergenin sinirliliği ve kural tanımazlığı şeklinde anlatabilir. Aslında bu gencin çevresini tanıması ve daha fazla özgürlük alanı açma çabalarıdır. Aileler koruma amaçlı baskıyı arttırabilmektedir. Genç ise buna karşı koyar, yeni şeyler denemek ister fakat ailesi izin vermez ve bu noktada gizleyerek, yalanlar söyleyerek yapmak istediklerini gerçekleştirebilir. Bir taraftan da ergen bundan suçluluk duymaktadır. Psikiyatriye gelen aileler özellikle bu yalanlardan çok şikâyetçidirler.

    Gençler hata yaparak öğrenirler fakat bu hataların onlara zarar vermemesi için iyi bir bilinçlendirme gerekir. Bu yüzden aileler gençlere yakın olmalı, onları her konuda eleştirmek yerine konuşabilmelidirler. Kendi deneyimlerini aktarabilmeleri, çocuk ve gençlere kendilerini dinletebilmelidirler.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine gelen ailelerin çoğunun gençlerle ders konusunda tartışmaktan başka konuları konuşmaya fırsatları olmamaktadır. Bu da genci dışarda arayışlara itnektedir. Ev artık onun sıkıldığı ve devamlı eleştirildiği bir yerdir. Bu nedenle ergen evde çok kalmak istemez, vaktini dışarda daha rahat olduğu ortamlarda geçirmek istemektedir. Arkadaşlarını eleştiren ailesine karşı arkadaşlarını korur, ailesini hiçbir şeyden anlamayan, geri kafalı insanlar olarak görebilir ve bu da aileden daha fazla uzaklaşmasına neden olabilir.

    Ergenlikte özellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, depresyon ve anksiyete gibi hastalıklar görülen gençler bu dönemi daha zor atlatırlar. Çocuk ve ergen psikiyatrisine gelen gençlerde ergenlikte davranış sorunları yaşayanlar da hastalık çıkma oranı daha yüksektir. Bu çocuk ve ergenlerde kötü alışkanlıklara eğilim artabilir.

    Özellikle gençlerde ani davranış değişiklikleri, arkadaş çevresinin değişmesi, içe kapanma ya da tam tersi ani dışa açılmalar, ders başarısında ani düşmeler üzerinde durulması gereken durumlardır.

    Özellikle madde kullanan gençlerde yaşam tarzında ani değişmeler olabilir, evdeki hal ve hareketleri değişebilir, okula ilgi azalabilir, eve geç gelmeye başlayabilir.

    Dikkat eksikliği olan gençlerde ise dikkat sorunları artar, onlar için okul daha sıkıcı hale gelebilir ve okuldan kaytarma eğilimleri artabilir. Ders çalışmakta çok zorlanırlar.

    Bütün bu konularda ailelerin uyanık olması ve zamanında müdahalesi önemlidir. Sakin davranıp sert önlemlerle genci düzeltmeye çalışmamalıdırlar. İlk önce sorunu çözmek için nedenini anlamaya çalışmalı, sonra müdahale etmelidirler. Gerekirse yardım almalıdırlar.

  • Okul fobisi nedir ve çocuklarımız bu fobiden nasıl kurtulur?

    Okulları açıldığı şu günlerde çocuklarda en sık karşılaştığımız sorunlardan birisi de okula gitmek istememe, anne babadan ayrılamama, okul saatleri yaklaştığında; sıkıntı artışı, ağlama, sinirlilik, baş ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık gibi şikayetler.. 6-8 yaş gibi ilkokula başlangıç döneminde görülebildiği gibi, ortaokul veya liseye başlangıç,okul değişikliğinin gündeme geldiği dönemlerde de ortaya çıkabilmektedir. Kaza, hastalık, ameliyat, okul arkadaşının gidişi, bağlı olduğu akrabanın hastalığı veya ölümü, ebeveyn boşanması, maddi sorunlar, aile içi şiddet ve kardeş doğumu gibi durumların arkasından başlayabilir. Bu çocuklar genellikle evde rahat ve huzurluyken okulda aşırı kaygılı ve huzursuzdur. Özellikle okulun kapalı olduğu zamanlarda veya okula gitmemesine karar verildiğinde yakınmalar kaybolur.

    Çocuk okula gitmeme isteğine kendince açıklama getirmeye çalışır. Durumu çoğunlukla sınav korkusu, öğretmen korkusu ve kendisine iyi davranmayan bir arkadaşının varlığı gibi okulla ilişkili sebeplere bağlar. Çalışmalar bu çocukların ebeveynlerinin de aşırı koruyucu, kollayıcı, kaygılı ve depresif mizaçlı olduğunu ve çocuklarının her istediğini yapan, net tavırlar sergileyemeyen, çocukların bireyselleşmesine, güven sağlamasına izin verebilecek ortamlar yaratmayan kişiler olduğunu göstermektedir. Bu ailelerin sıklıkla çocuklarının bedensel sağlığıyla çok ilgili oldukları ve onların sürekli gözlerinin önünde olmasından memnunluk duydukları gözlenmektedir.

    Bu tip çocukların ele alınmasında anne-baba ve öğretmenle işbirliği çok önemlidir. Çocuklar okula gitmek istemedikleri için cezalandırılmamalı, suçlanmamalı, okula gitmesinin gerekliliği konusunda tüm aile fertleri tarafından net bir tavır sergilenmeli, çocuğu okula özendirici ve destekleyici olunmalıdır. Okulun önemi çocuğun anlayacağı bir dille açıklanmalıdır.

    Okula gitmeden önce yapılan uzun vedalaşmalar çocuğun uzun süreli bir ayrılık kaygısını tetikleyeceğinden, kısa bir veda yeterlidir. Çocuğun sınıfa katılımı aşamalı olarak gerçekleştirilebilir, ancak çocuk mutlaka okula gelmelidir. Okul fobisi kendini gösterdiğinde ve ailenin çabaları sonuçsuz kaldığında, çocuk okula gitmeyi ciddi biçimde reddediyorsa, bir çocuk psikiyatrisine danışılmalıdır. Tedavi geciktirildiğinde süreç uzayabileceği gibi başka psikiyatrik sorunlar da duruma eklenebilir.

    Yapılan araştırmalar küçüklüğünde okul fobisi gösteren çocukların bir kısmının ileriki yaşlarda sosyal fobi tanısını aldıklarını göstermiştir. Erken müdahale edilmesi çocukların bu sorun nedeniyle yaşayacakları sosyal ve akademik olumsuzlukları en aza indirgeyeceğinden aile ve öğretmenlere bu konuda önemli görevler düşmektedir.

  • Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu Nedir?

    Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu Nedir?

    Okulların açılmasıyla birlikte ailelerin ilkokula yada anaokula başlayacak olan çocuğu ile ayrılma süreci başlamaktadır. Çocuk ilk defa anneden ayrılıp tek başına bir sosyal ortama gireceğinden kaygılanması normaldir. Okul çocuk için daha önce hiç deneyimlemediği bir belirsizliktir. Çocuğun belirsizlikten doğan bu kaygısının anlaşılmasına ihtiyacı vardır. Okula alışma süreci her çocuk için farklıdır. Kimi çocuk çabucak anneden ayrılırken kimisi biraz zorlanacaktır. Okula alışmada ilk 4 hafta uyum sürecidir. Bu süreçten sonra çocuk hala ayrılmakta zorlanıyor, ağlıyor, anneye yapışıyor ve ayrılamıyorsa bunun bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Sorunu ertelememek gerekir. En sık rastladığımız çözüm yolu bir anaokuluna alışamayan çocuğun başka bir anaokuluna gönderilmesidir. Bu yanlış bir çözüm arayışıdır. Çünkü okul reddi bir ayrılık anksiyetesidir. Ayrılık anksiyetesi bozukluğu çocuğun evden ya da sevdiklerinden ayrılacağında yada bununla ilgili beklenti olduğunda çocuğun gelişimsel döneminden beklenmedik düzeyde aşırı kaygı göstermesidir. Çocuk okula gitmeyi şiddetle reddeder. Özellikle sabah saatlerinde genellikle karın ağrısı, mide bulantısı gibi bedensel yakınmalarda bulunabilir. Bağlandığı kişinin başına kötü bir şey geleceği ile ilgili sürekli biçimde aşırı tasalanma gözlemlenir. Ayrılık anksiyetesi bozukluğu denilebilmesi için bu gibi belirtilerin en az 4 hafta sürmesi ve çocuğun işlevselliğini bozması gerekir.

    Aileler zor ayrılan çocuklara nasıl davranmalıdır?

    Ayrılmakta zorlanan çocuğa “bunda korkacak ne var, herkes okula gidiyor” gibi sözler söylemek çocuğun kaygısını azaltmaz. Tam tersine çocuk duygusunun anlaşılmadığını düşünür. Bunun yerine annenin “biliyorum orda yanında ben olmayacağım için biraz korkuyorsun, okula başlayan her çocuk biraz kaygılanır ama okula devam ettikçe bu kaygı azalacak” demesi çocuğu rahatlatır. İlk başta anne ve babanın çocuğu okula bırakma ve okuldan alma saatlerine dikkat etmesi de çocuğun okul hayatına alışması için önemlidir. Çocuğun okul çıkışında annenin orda kendisini beklediğini görmesi onun kaygısının azalmasını sağlar. Okul hayatına alıştırmakta aile ve okulun işbirliği yapması da önemlidir. Ailenin öğretmenle birebir iletişimde olması da yarar sağlayacaktır. Ailenin çocuğu okula göndermede çocuğa destekleyici davranmasının yanında kararlı olması ve çocuğun bunu görmesi de çok önemlidir. Tüm öğrencilere keyifli bir eğitim yılı geçirmelerini dilerim. Sevgiler.