Etiket: Aile

  • Ergenlik Dönemi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ergenlik Dönemi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ergenlik bir geçiş dönemdir. Biz yetişkinlerin de bir dönem yaşadığı. Bir aile olarak çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını, güzel davranışlar kazanmasını ve iyi bir geleceğinin olmasını isteriz.

    Peki onlar biz yetişkinlerden neler ister. Kendilerine nasıl davranılmasını ister. Hiç düşündünüz mü?

    Takdir edin

    Ergen çocuğunuzun yaptıklarına ilgi gösterin. Onu gerçekten takdir edebileceğiniz fırsatları da görmeye çalışın. Her çocuk farklı bir bireydir ve kendi özelliklerinden dolayı takdir görmelidir.

    Mukayese etmeyin

    Kardeşleri, akrabaları ile asla mukayese etmeyin. Her çocuk farklı bir bireydir ve kendi özelliklerinden dolayı takdir görmelidir.

    Sürekli söylenmeyin

    Sürekli nutuk çekip, söylenmeyin. “Ben senin yaşındayken.” ile başlayan akıl vermelerden kaçının. Büyük olasılıkla onun yaşındayken onunla ortak yönünüz düşündüğünüzden çok daha fazlaydı!

    Davranışlarınıza dikkat edin

    Özellikle aile dışında bireyler yanında ergen çocuğunuzu küçük düşürmeyin, hakaret etmeyin. Tehditlerde bulunmayın. Sabırlı davranın.

    Eleştirilmeye hazırlıklı olun

    Eleştirilerin hedefi olmaya, yani yaşadığı tüm sorunların, zorlukların nedeni olduğunuz, büyümesine ve eğlenmesine izin vermediğiniz gibi eleştiriler yöneltmesine hazırlıklı olun.

    Çocuğunuzdan vazgeçmeyin

    Bu eleştirilerin çoğu yüreğinize işlemesin. Ve çocuğunuzdan vazgeçmeyin. Ergenler aslında düşündüğünüzden çok daha fazlasını izler, dinler ve öğrenirler. Sizin için önemli olduğunu bilmesini sağlayın.

    Ruh durumu sürekli değişebilir

    Bu yaşlarda, kısmen hormonal değişimlerden dolayı, kısmen de bu dönemde çok sık yaşanan kaygılara bir tepki olarak ruh durumunda hızlı ve bazen aşırı değişimler olması son derece normaldir. Bunları anlayışla karşılamaya çalışın.

    Davranış ile çocuğu birbirinden ayırın

    Sizi rahatsız eden şey ile onu yapan kişiyi birbirine karıştırmayın. Ergen çocuğunuzun davranışlarından dolayı öfkelendiğiniz veya üzüldüğünüz zamanlar olacaktır. Ancak bu sevginizin bittiği anlamına gelmez. Hatta büyük olasılıkla tam tersi bir anlam taşır: Ona önem veriyor olmanız. Öfkenizi çocuğunuzun tüm kişi olarak varlığına değil davranışları üzerinde odaklamaya gayret edin.

    Zaman geçirin

    Birlikte zaman geçirmeye özen gösterin. Zamanınızın olmadığını düşünüyorsanız herhangi bir konuda kısa sohbetlerde bulunun. Birlikte çocuğunuzun sevdiği bir şeyi yapmak için zaman ayırın. Ailesi ile zaman geçiren ergenler ailelerine daha çok bağlanır ve güvenirler. Aileleri ile zaman geçirmeyi seven çocuklar herhangi bir sorunları ilk olarak her zaman ailelerine anlatırlar.

    Onu dinleyin

    Size bir şey söylemek istediğinde önemsizde olsa dikkatlice dinleyin. Babana anlat, annene anlat gibi ifadelerle eşlerin birbirine yönlendirmesi ergenin moralini bozacağı gibi bir daha bir sorununu anlatmamasına neden olabilir. Konuşmak için zaman ayırın. Çocuğunuza, gün içinde istediğinde size erişebileceği bir saat belirtin.

    Çocuğunuz size bir şey söylemeye çalışırken veya sorduğunuz bir soruyu yanıtlarken, yargılayıcı, savunmacı veya olumsuz davranmamaya gayret edin. Sözünü kesmeyin, cümlesini düzeltmeyin ve o anda başka bir iş daha yapmaya çalışmayın. Tüm bunlar Aslında gerçekten ilgilenmediğiniz sinyalini verir. Birbirinize güvenin ve saygı gösterin. Tüm aile bireylerinin birbirine saygı göstermesini teşvik edin.

    Şefkat gösterin

    Ergen çocuğunuzun kendisine sarılmanızı istemediğini varsaymayın. Kendini ne şekilde rahat hissettiğini sorun ve sözleriniz, ses tonunuz ve beden dilinizle onu sevmeye devam ettiğinizi gösterin. Çocuklarınızın onları ne kadar sevdiğinizi bildiklerini varsaymayın, bunu onlara söyleyin.

    Bencil Davranmayın

    Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, en önemli göreviniz sıcak, cömert ve başkalarının duygularını anlayan ve buna önem veren bir ebeveyn olmaktır. Bencil davranmayan ve cömert bir aile içinde yaşayan çocuklarda dünyanın temel olarak güvenli bir yer olduğu hissi gelişir. Bu çocuklar tehdit görmez. İlgi, şefkat ve özen dolu bir ortam sağlarsanız, bencil olmayan kişilik yapısı da doğal bir şekilde gelişir.

    Örnek olun

    Davranışlarınızla örnek olmalısınız. Çocuğunuza karşı her zaman tutarlı olun. Çocuklarınızın yanında eşler olarak tartışmayın. Birbirinizi kötülemeyin. Öfkeli davranmayın.

    Arkadaşlarını tanıyın

    Anne baba olarak en temel görevlerimizden birisi çocuğumuzun kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmektir. Zaman zaman okuluna gidin ve öğretmenleri ile görüşün. Arkadaşlarını ve onların ailelerini tanımaya çalışın. Gerekirse aileler olarak tanışın, birbiriniz tanıyın.

    Umutsuzluğa kapılmayın

    Elinizden geleni gösterdiğinizi düşündüğünüz halde yeteri kadar iletişim kuramıyorum diye umutsuzluğa kapılmayın. Bazen davranışlar hemen değişmez, zaman alır.

    Disiplin

    Disiplin uygulamak kesinlikle çocuğun cezalandırılması anlamına gelmez. Cezalandırmak, ergenlik dönemindeki çocuğun gelecekte ne yapması gerektiği konusunda değil, o anda yaptığı yanlış üzerinde odaklanır.

    Disiplin ise gelecekte ne yapması gerektiği üzerinde odaklanır. Cezalandırmak, sıklıkla hatalı davranışla hiçbir bağlantısı olmayan cezaları veya kısıtlamaları içerir.

    Disiplin ise yanlış davranışla bağlantılıdır ve ergene davranışı veya eylemleri konusunda daha sorumlu olmayı öğretir. Cezalandırmak, yanlış davranmanın sorumluluğunu ergenden ziyade anne-babaya yükler. Disiplin ergenin kendi kurallarını geliştirmesine ve özellikle de anne-babanın olmadığı zamanlarda daha sorumlu davranmayı öğrenmesine yardımcı olur.

    Cezalandırma ergene, yaptığı yanlışın “bedelini ödetmekle” ilgilidir. Disiplin ise ergene yanlış davranışının doğal veya mantıksal sonuçlarını kabul etmeyi öğretmekle ilgilidir. Sınırlarınızı, kurallarınızı ve beklentilerinizi anlatın. Bunların net olmasına özen gösterin. Zaman zaman ergen çocuğunuza kuralı hatırlatmanız gerekebilir.

  • Ergenlerde Madde Kullanımı

    Ergenlerde Madde Kullanımı

    Ergenlik dönemi çocuk olmaktan yetişkin olmaya geçilen, kimlik kazanımı yolunda rol karmaşasının yaşandığı merakın yanında kaygıyla dolu bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar ailelerinden uzaklaşırken kendi sosyal ortamlarını kurmaya ve orada istenen kişi olmaya çabalarlar. Madde kullanımının başlangıcı çok büyük oranda bu sosyal ortamlarda olmaktadır. Araştırmalara göre ilk defa madde kullananların çoğunluğunu 18 yaşın altındaki gençler oluşturuyor. Uzmanlar, gençleri madde kullanımını denemeye iten başlıca nedenleri şöyle sıralıyorlar:

    • Merak,

    • Sosyal ortamda kabul edilme arzusu,

    • Stres,

    • Yaşamındaki duygusal zorluklar,

    • Kaçma arzusu.

    Uyuşturucu maddeler beyni doğrudan etkileyerek bağımlılık oluştururlar. Bu fiziksel bağımlılığa çoğu zaman yukarıdaki faktörler eşlik eder ve birinci denemeden sonra rahatlama yaşayan genç için ikinciyi denemek kaçınılmaz hale gelir. Bağımlılık düzeyi arttıkça, uyuşturucuya ulaşamadığı dönemlerde krizler yaşamaya başlar kişi ve depresyon, kaygı bozukluğu, saldırganlık, uyku bozuklukları, yeme sorunları gibi bütün sistemini etkileyen yan sorunlar geliştirmeye başlar. Dahası, genç yaşta başlanan madde kullanımının, müdahale edilmediğinde, yetişkinlikte bir bağımlılık olarak devam etme ihtimali hayli yüksektir.

    Yeşilay’ın 2016 raporuna göre Türkiye’de madde kullanımı giderek artıyor, özellikle de gençlerde. İyi yanından bakmaya çalışırsak, tedavi talebi de aynı şekilde artıyor. Dolayısıyla, tespit edildiğinde düzeltilme şansı oldukça yüksek. Raporda, madde kullanımının tespiti için şu işaretlere dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor;

    • Notların çok düşmesi,

    • Kanlanmış gözler,

    • Sebepsiz yere kahkahalar,

    • Çevreye olan ilgisinin azalması,

    • Özbakımında azalma,

    • Göz temasından kaçınma,

    • Sürekli olarak acıkma hali,

    • Nefesinin veya kıyafetlerinin duman kokması,

    • Sürekli olarak birşeyler gizlemesi,

    • Normalin dışında yorgunluk hali,

    • Evden kaçma.

    Elbette ki bu faktörler tek başına veya birlikte, madde kullanımının kesin kanıtı olarak alınmamalılar fakat ailelerin biraz daha dikkatli olması ve çocuklarıyla iletişimlerini arttırmaları için önemli işaretler olarak görülüyorlar. Bunu anlamanın en iyi yolu çocuğunuzla doğrudan ve yakından bir iletişim içinde bulunmaktır.

    Ergenlik dönemi, bir özne olarak görülme, saygı duyulma ve anlaşılma ihtiyacının en yoğun olduğu dönemlerden biridir. Çocukluktan çıkıp yetişkin olmaya çalışan birey, artık çocuk olmadığını, kendi duyguları düşünceleri olduğunu ve bir yetişkin kadar söz sahibi olduğunu göstermek ister. Fakat aileler açısından, o henüz kendi kararlarını verebilecek olgunlukta olmayan bir çocuktur çünkü fiziksel olarak öyle görünmektedir. Ergenler ile ailelerinin çatışmaları çoğunlukla buradan doğar. Bir özne olarak görülmeyen ergen, bunu sosyal ortamında göstermek için riskli davranışlarda bulunmaya meyil eder. Ailesi buna dair yasak koyduğunda da bu onun kendi kararını vermesi için bir şans gibi görülür ve o yasağı çiğneyerek, örneğin evden kaçarak, onlardan ayrı bir kişi olduğunu gösterir ailesine. Buna mahal vermemek için ailelerin yapması gereken şey çocuklarıyla anlayışa ve saygıya dayalı bir iletişim sürdürmektir. Gözünüze ne kadar küçük görünürse görünsün, çocuğunuz küçük hissetmiyor olabilir, sözlerinin ve kararlarının ciddiye alınması onun için önemli olabilir ki ergenlik dönemindeki biri için şüphesiz önemlidir. Onun duygularını, belirli bir konudaki düşüncelerini ilgiyle merak ettiğinizi göstermek, çocuğunuzun kendisini göstermek için başka ortamlar aramasının önüne geçecektir.

    Bunun için geç kalınmış gibi görünen zamanlarda bile denemek önemli olabilir. Yukarıda belirtildiği gibi, madde kullanımı kadar tedavi talebi de gençler arasında artış göstermektedir. Dolayısıyla çocuğunuzun madde kullanımından şüphelendiğiniz noktada yapılabilecek en iyi şey ona destekleyici ve anlayışlı bir biçimde sormaktır. Zira sosyal destek madde kullanımı tedavisinde en önemli araçtır.

    Tespit edildiğinde bunun için fiziksel ihtiyacı önlemek adına uygulanan ilaç tedavisinin yanı sıra çeşitli psikolojik tedavi teknikleri de takip edilebilir. Çocuklara kendi istekleri doğrultusunda bireysel terapi uygulanabileceği gibi aile üyelerinin tümünün dahil edildiği aile terapisi de izlenebilir. Bireysel terapide de çocuk yalnız değildir elbette, ailelere düşen rol büyüktür. Gençlere sorunlarıyla baş etmekte daha fonksiyonel teknikler bulmada yardımcı olunurken, ailelere de psiko-eğitim verilip, etkin iletişim kurma, dürüst, destekleyici ve anlayışlı bir tutumda olmaları ile ilgili veya tedavi sonrasında yeniden tekrarlanmaması için dikkat etmeleri gereken noktaların belirtildiği bir süreç izlenmektedir. Aile terapilerinde ise aile içi çatışmalar ve iletişim sorunları ile çevreden kaynaklı sorunlar doğrudan ele alınmaktadır.

  • Ergen Ebeveyn Çatışmaları

    Ergen Ebeveyn Çatışmaları

    Öyle değilmiş gibi görünseler de ergenlik dönemindeki çocuklar için ebeveyn-çocuk ilişkisi en önemli ilişkilerdendir. Ergenlik dönemindeki sorunların derinine inildiğinde, kökende önemli bir faktör olarak anne-baba ile iletişim kopukluğu ve/veya çatışma olduğu göze çarpmaktadır.

    Ergenlik, bir çocuğun hızlı biçimde fiziksel, zihinsel, ve nörolojik değişimlerden geçtiği ve bu hızlı geçişin, çocuğun psikososyal gelişiminde, karakter oluşumunda ve ilişkilerinde belirgin izler bıraktığı bir dönemdir. Ergenlik dönemi süresince, büyüdüğünü hisseden ve büyükler gibi olmaya çalışan ergen ile ebeveyn arasındaki ilişki hiyerarşik boyutunu kaybederek daha eşitler arası, daha birbirine bağlı ve karşılıklı bir boyut kazanır. Bu değişim elbette ki ergen ile ebeveynleri arasındaki ilişkinin geçici olarak kötüleşmesini ve çatışmaların artmasını getirir. Çünkü ebeveyn kendi konumunu korumaya çalışırken, ergen de fikirlerine önem verilen, özgül bir varlığa sahip olan bir özne olmaya çalışmaktadır. Aileler içinse, özellikle ilk çocuklarında, daha önce hep küçük olarak gördükleri ve onların sözlerinden çıkmayan çocuklarının bu durumlarıyla baş etmek zorlayıcı olabilmektedir.

    Uzmanlara göre, ergenlerdeki ebeveynlerinden bağımsız olmak ve kendi başına bir birey olmak için bu uğraş ergenlik dönemi ile gelen hormonal değişiklikler sonucu ortaya çıkar ve ebeveyn ile çatışmaları doğurur. Beklenti- değer teorisine göre bu çatışmaların kaynağı ergenler ile ebeveynlerinin, otorite, otonomi ve sorumluluk alma anlamında karşılıklı beklentilerinin uyuşmaması; ergenlerde bağımsız olma ihtiyacı ve aile kontrolünden çıkma çabası, sorumluluk alma ve kendilerini düzenleyebilme becerisinden daha hızlı geliştiği için aileler çocuklarına istedikleri otonomiyi vermekte endişe etmektedirler.

    Pickhardt (2009) bu süreci üç aşamada tarif ediyor: Ayrılma, Farklılaşma ve Karşıt olma. Ayrılma dönemindeki ergen, yavaşça aileden çekilerek kendi bağımsız sosyal çevresini oluşturma çabasına giriyor. Ailesiyle eskiden olduğu kadar vakit geçirmek yerine arkadaşlarına yöneliyor. Kendi kişiselliğini korumak adına ailesiyle bütün özel bilgilerini paylaşmayı reddediyor. İlk çatışmalar da buradan doğuyor.

    Farklılaşma aşamasında kişi kendisine olmak istediği profili arıyor ve çevresinde ideal olarak gördüğü kişilerin özelliklerini kendi üstüne almaya çalışıyor. Arkadaşları gibi giyinme, onların dinlediği müzikleri dinleme, onlar gibi konuşma, davranma, dolayısıyla hem onlardan biri olma hem de kendisi olmaya çabalıyor. Bu çabadaki ergen, ailenin normlarından biraz daha uzaklaşabiliyor. Örneğin küçükken rengarenk giyinmeyi severken, bu dönemde yalnızca siyah kıyafetler giymeye ve bu yüzden ailesinin tepkisini çekmeye başlayabiliyor. Daha tehlikeli olarak bu dönemde ergenler, grubun dışına itilmemek için, kötü alışkanlıkları denemeye çekilebiliyorlar.

    Son aşama olan karşıt olmada ise ergen, hem aktif hem de pasif yollardan ebeveynin otoritesi ile mücadele içine girer; bu sayede kendi benliğini kararlarını kendi başına verebilen, bağımsız biri olarak kurmuş olacaktır. Bu yüzden de en çok çatışmanın olduğu dönem bu dönem olur, ebeveynin talepleri reddedilir, istekleri ertelenir veya kuralları çiğnenir.

    Bu çatışmalarda, ebeveyn olarak amacınız, çocuğunuz üzerinde kontrol kazanmak ise çoktan kaybettiniz denilebilir. Ergenlik dönemindeki çocuğunuz için karar verme mekanizması tamamen onun kontrolündedir ve bunun üzerine bir savaşa girmek, onu gücün kimde olduğunu göstermeye ve riskli davranışlar sergilemeye itebilir. Güç çatışmasının yanında ebeveynler bu yolla çocuklarını anlama ve birliktelik kurma şansını da kaybedebilirler.

    Bunun yerine çatışma oluşturan konuya onun açısından bakmak ve kendi kaygılarınızı açık ve doğrudan biçimde çocuğunuza açıklamak her iki tarafın da karşıyı daha iyi anlamasını ve daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Dahası, sorunların konuşulabilir olduğunu ve ebeveyninin onu anlamak için çaba gösterdiğini gören ergen, farklı bir sorunu olduğunda çatışmak yerine konuşma yoluna gidecek ve ergen ile ebeveynin ilişkisi karşılıklı güven duygusu ile güçlenecektir. Birey olmaya çalışan ergen için aktif dinleme, empati kurma ve açıklama yoluyla iletişim kurmak kurallar, tehditler ve cezalar ile disipline etmeye çalışmaktan çok daha etkili olacaktır, zira bunlar onun benliğine saygı duyduğunuzu gösterir. Onun davranışını onaylamıyor olsanız dahi, bu rahatsızlığınızı ilk yoldan gösterirseniz, onun kişiliğine zarar vermemiş olmanız bir yana, onun bu davranışı terk etme ihtimali çok daha yüksek olacaktır. Aile ve çift terapisinde de terapistler etkili iletişim yoluyla ebeveynler ile çocukları arasında anlayış kazandırmayı amaçlar.

    Ergenler ile ebeveynleri arasındaki çatışmanın kaynağında, aileler tarafından uygulanan ebeveynlik tipi de önemli rol oynar. Örneğin otoriter ebeveynler, kurallarının sorgulanmadan uygulanmasını talep ederler ve çatışmalarının sonunda amaç kontrolü kazanmak olur. Öte yandan işbirlikçi- demokratik ebeveynler çocuklarına kurallar uygularken sevgi göstermeyi ve çocuklarının duygu ve düşüncelerine saygı göstermeyi de ihmal etmezler. Elbette ki uzmanlar tarafından en çok desteklenen ebeveynlik tipi demokratik olandır.

    Uzmanlar ayrıca ailelere suçlamadan da kaçınmalarını öğütlemektedir. Sorunu çözmemesi bir yana, suçlama, ayrılma eğilimindeki ergenin aileden bütünüyle kopmasını getirebilir. Çatışmanın çözümünde ön koşul bu çatışmanın tek taraflı olarak oluşmadığını kabul etmektir.

    Ergenler ile ebeveynleri arasındaki çatışmaların çözümünde şu yöntemler en etkin olanları gibi görünmekte;

    • Konuya, onun üzerine hakimiyet kurmak üzere değil onu anlamak üzere yaklaşmak,

    • Çatışma oluşturan konuya onun açısından bakıp empati kurarak duygularını önemsediğinizi göstermek,

    • Ona katılmamanızın onu sevmediğiniz anlamına gelmediğini vurgulayarak iki durumu birbirinden ayırmak,

    • Yargılayıcı olmaktan kaçınmak,

    • Kurallar koymak ama kuralların çocuğunuzdan daha önemli olmadığını ona yansıtmak.

    Sonuç olarak, ergenler ile ebeveynlerinin çatışmasında büyük rol, daha olgun konumdaki ailelerine düşmektedir. Ebeveynleri çocuklarını bir birey olarak görmeye ve onları anlamak için uğraş göstermeye başladıkları noktada çatışmaları çok daha çabuk ve sağlıklı yoldan çözülecektir.

  • Akran Zorbalığı

    Akran Zorbalığı

    • Akran zorbalığı; çocuk veya ergenle aynı yaş grubundaki kişilerin birbirlerine veya tek bir kişiye karşı geliştirdikleri sözel, davranışsal veya fiziksel olarak zarar verici, örseleyici davranışlarda bulunmalarıdır.

    • Akran zorbalığının içerisinde yaş düzeyi olarak aynı grupta olan çocuk veya ergenlerin diğer akranlarına karşı uyguladıkları orantısız güç kullanımı da mevcuttur. Akran grubu içerisinde gerçekleşen negatif bir tutum veya eylemden sonra en sık yapılan açıklama ‘’şaka yaptık’’ ifadesidir. Ancak akran zorbalığını ayırt edebilmek için dikkat edilmesi gereken nokta negatif davranış veya tutumların aynı kişi veya kişiler tarafından tekrarlayıcı bir şekilde devam edip etmediğidir.

    • Akranları tarafından zorbalık deneyimine maruz kalan çocuğun bu durumu anlaması veya güvendiği bir yetişkin ile paylaşması zaman alabilmektedir. Çünkü çocuğun duymuş olduğu korkunun temelinde ‘’Öğretmenim-ailem bana inanmayacak’’ ‘’Duyarlarsa benimle dalga geçmeye devam edecekler’’ ‘’Beni daha fazla üzecekler’’ gibi düşünceler vardır. Bu nedenle akran zorbalığından şüphelenilen durumlarda okul, okul psikoloğu ve ailenin üçlü diyalog, gözlem ve iletişimi oldukça önemlidir.

    Akran Zorbalığı Konusunda Ailelere Öneriler

    • Çocuğu akran zorbalığına maruz kalmış bir ailenin öncelikle yargısız bir şekilde çocuğunu bölmeden ve sakin bir şekilde dinlemesi lazımdır. Ardından konu ile ilgili okul yetkilileri ile iletişim kurması gerekmektedir.

    • Ebeveynlerin çocukları ile kaliteli zaman geçirmeleri oldukça önemli bir diğer noktadır. Ebeveynler çocuklarının sadece fiziksel ihtiyaçlarını değil duygusal ihtiyaçlarını da karşılamalıdırlar.

    • Ailelerin çocuklarını yetiştirirken sadece kendi duygu ve düşüncelerine değil akranlarının da duygu ve düşüncelerine saygı duymasını aşılamalı ve her daim olaylar karşısında çocuğunun yaş seviyesine uygun bir dille empati kazandırmalıdırlar.

    Akran Zorbalığı Yapan Çocukların Ailelerine Öneriler

    • Ailelerin çocuğun ev ve çevre yaşantısını dikkatle incelemesi gerekmektedir. Bu sorunu yaşayan çocuklar için yapılacaklar mutlaka aile ve okulun iş birliğini gerektirmektedir. Ebeveynler çocuklarının olumsuz davranışlarına göz yummamalı ve çocuklarına onaylanmayan davranışlarına yönelik geri bildirim vermeli, aynı zamanda doğru rol model olmalıdırlar. Örneğin akran zorbalığının yanlışlığını anlatan bir ebeveynin o anda çocuğuna bağırması, agresif ve çok sert bir tutum sergilemesi elbette ki doğru bir modelleme olmayacaktır.

    • Olumlu bir pekiştirme, olumsuz bir cezadan çok daha işlevsel bir yöntemdir. Ebeveynler çocuklarını dikkatle gözlemlemeli ve çocuklarını iyi hallerde ve davranışlarda bulunduklarında ödüllendirmelidirler.

    • Ebeveynlerin çocuklarına yetişme sürelerince ‘’öfkeyle başa çıkmak, arkadaş ilişkileri, sınırlarımızı bilmek’’ gibi konular ile ilgili ev ortamında oyunlar geliştirmeleri oldukça önemlidir.

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve çift terapisi, yakın ve duygusal ilişki içerisinde olan çiftlere ( flört, nişanlılık, evlilik ) yaşadığı çatışmaları azaltmaya, ilişkiyi daha sağlıklı ve doyumlu hale getirmeye yönelik uygulanan bir terapi yöntemidir.

    İnsanların yakın ilişki içerisindeki duygusal doyumu ruh sağlıkları açısından çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle yakın ilişkilerinden biri olan evliliklerdeki çatışma ve anlaşmazlıklar kişileri çok fazla yıpratarak yaşam kalitelerinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Bu durum tüm aile bireyleri, iş ve sosyal hayat gibi çok kapsamlı bir alana negatif olarak yansımaktadır.

    Aile ve çift terapisinde amaç, aile içinde ve çiftler arasında yaşanan zorlu ve sıkıntılı süreçlerin ele alınarak çatışmaların çözülebilmesi ve tüm aile üyelerinin sağlıklı yönde değişiminin ve gelişiminin sağlanmasıdır. Hem aile içi ilişkileri düzenlenmesi hem de diğer insanlar ve durumlar ile ilişkilerin düzenlenmesi hedeflenmektedir.

    Çift ve Aile terapisi aynı zamanda bir ilişki terapisidir. Aile dışındaki diğer yakın ilişkilerle de ilgilenmektedir. Bireysel terapiden farklıdır. İlişki odaklıdır. Çiftlerin ilişki içindeki kendiliklerine ve ilişki paternlerine odaklanılır.

    Çift terapisinde döngüsellik kavramı merkeze alınır. DÖNGÜSELLİK anlayışına göre çiftler ilişkiyi birlikte oluştururlar. Buna göre ilişkinin yolunda gitmesinde veya gitmemesinde her iki tarafında rolü vardır. Bu yüzden ilişkide hiçbir taraf edilgen yada etken olarak kabul edilmez. Her iki kişinin hiçbir şey yapmaması da bir şey yapmak olarak kabul edilir. Örneğin çiftlerden biri ilişkide baskın ve yönlendirici olarak gözlemlenebilir. Ancak edilgen olan taraf da buna izin vererek ve kabullenici davranarak ilişkinin belli bir döngü içerisinde olmasına etken olmuş olur.

    Aile ve çift terapisinde terapistin rolü, ilişkinin sağlıklı hale gelmesi için yapıcı yollar bulmalarına yardım etmektir. Her bir bireyin sıkıntısı aile sisteminin içerisinde değerlendirilerek, yeniden çerçevelendirilir. Çift terapisi çözüm odaklıdır. Terapiye gelen çiftler kendileri, eşleri ya da diğer aile üyeleri hakkında daha fazla şey öğrenirler. Bunun yanında yenide oluşturdukları “sağlıklı iletişim” yöntemlerini sonraki hayatlarına da genelleyerek zor durumların üstesinden gelebilecek içsel kaynaklara ulaşırlar.

    Aile ve çift terapisi birçok psikolojik rahatsızlıklarla birlikte de uygulanır. Uygulama alanlarından bazıları şunlardır:

    Çift ilişkileri, evlilik problemleri, cinsel problemler, boşanma, çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı, çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri, yeme bozuklukları, alkol ve madde kullanımı, kronik fiziksel rahatsızlıklarla, yas, kayıp ve travmalar, duygusal istismar, ihmal ve şiddet, aile yaşamında değişiklikler (iş değişikliği, taşınma vb.) anksiyete ve depresyonu da içeren duygusal bozukluklar, ebeveynlik becerileri, Psikoseksüel zorluklar, evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri, kendine zarar verici davranış, travma sonrası çocuklara, gençlere ve yetişkinlere destek, iş stresi, ekonomik problemler…

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Ülkemizde olduğu gibi geleneksel toplumlarda “bir ömür boyu beraber yaşlanmak‟ düşüncesi ile evlilikler sürdürülmeye çalışılırken, bireyselleşmenin ve tüketimin arttığı günümüzde boşanmalar hızla artış göstermektedir. Aynı artış tek ebeveynle büyüyen çocuk sayısında da gözlenmektedir. Bu sürece girmiş çiftlerin uzman psikolog yardımıyla süreci sonlandırmaları önerilmektedir.

    Değineceğimiz kavramları açıklamak gerekirse aileden başlamak faydalı olacaktır.

    Aile, İki yetişkinin birlikte yaşayarak oluşturduğu, eşlerin yaşamlarını paylaştığı ve dünyaya gelen çocukların duygusal, fiziksel, sosyal ihtiyaçlarının ortaklaşa karşılandığı bir birimdir. Aile içinde dünyaya gelen çocukların gerek bakım ve sorumlulukları gerekse ahlaki ve toplumsal değerleri edindirilmesi ve mutlu, huzurlu bireylerin yetiştirilmesi birbirleriyle uyumlu ebeveynler aracılığıyla olur. (Alyanak, 2008)

    Bir diğer kavram ise boşanmadır. Türkiye Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre; boşanmaların % 39,3‟ü evliliğin ilk beş yılı içerisinde gerçekleşmektedir.

    Boşanma, eşlerin birlikte yaşamaktan vazgeçerek yasal olarak karı koca olmadıklarını tanımladıkları bir ayrılık durumudur. Ayrılıkla beraber ailedeki roller, ilişkiler, ekonomik sorumluluklar da etkilendiğinden; boşanma aile fonksiyonlarının bütünüyle değiştiği dinamik bir süreçtir.

    Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğu olumsuz etkilediğinden bahsedilmektedir. Bu durumun çocukta davranış problemleri gösterdiği belirlenmiştir. Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler uyum içindeyse, o ölçüde çocuğun iyilik halinde ve davranımında olumlu gelişmeler olduğu görülmüştür.

    Çocukların hangi gelişim aşamasında olduğu ve mizaç özellikleri boşanmanın etkilerini saptamada önemlidir. Seanslarımız sırasında başlangıçta önem arz eden kısım burasıdır.

    1. 0-5 yaş

    2. Okul çağı dönemi

    3. Ergenlik dönemi

    Çoğu çocuk ya da genç başlangıçta şaşkınlık, üzüntü, terk edilme korkusu gibi acı verici duygular deneyimler. Bu duyguları öfke, suçluluk, yas ve çatışmalar izler. Pek çok çocuk evden bir ebeveynin ayrılmasıyla birlikte kayıp duygusu yaşarken bazı çocuklar ev içi şiddet ya da istismar nedeniyle rahatlama hisseder. Ama hemen tüm çocuklarda ortak olan bir deneyim ise, kendilerine ne olacağı ile ilgili kafa karışıklığıdır.

    Çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri, davranım bozukluğuna sahip olmaları ya da psikolojik uyumları, kendilik algısı ve uzun dönem sağlık durumlarında değişkenler olabileceği gibi bunların araştırılması ve sorgulanması gerekmektedir. Bu süreçler uzman psikolog tarafından terapi seanslarının içerisine dahil edilerek yapılmaktadır.

    Araştırmalar ısrarla boşanmanın akademik başarı üzerine olan negatif etkisi üzerinde durmaktadır. Evli aile çocukları ile karşılaştırıldığında okul performansı, okula devam gibi pek çok parametrede, boşanmış aile çocukları daha düşük skorlar almaktadırlar. Bu çalışmalar günümüzde göz ardı edilemez boyuttadır.

    Süreç sürdürülürken uzman psikolog tarafından aktarılacak olan atılacak adımlardan ebeveynlere düşen görevlerden biraz bahsetmek gerekirse;

    Velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun ilişkisi şöyle aktarılabilir,

    a. Ebeveyn çocuğu ile problemleri hakkında konuşur.

    b. Duygusal destek sağlar.

    c. Ev ödevlerine ya da günlük problemlerini çözmede yardımcı olur.

    d. Kurallar koyar ve çocuğunun davranışlarını takip eder.

    Elbette tüm bunları yapabilmesi için nadir değil sık görüşmeleri gerekmektedir. Bu adımdan önce tabi ki ebeveynler arası ilişkinin kooperatif ve çözüme odaklı olmasıdır. Bu da şöyle yapılabilir,

    a. Ebeveynler düzenli aralıklarla iletişim kurmak.

    b. Çocuğun yaşam alanlarında çocuk için çizilen ortak sınırlar ve koyulan kurallar konusunda ortak paydada buluşmak.

    c. Velayeti alan ebeveyn velayeti almayan ebeveynin otoritesi ve ebeveynlik rolünü desteklemesi.

    Buna benzer çözümlerin Terapi seanslarında çalışılması ve uygulanması uzman psikolog tarafından yapılmaktadır.

  • Aile Danışmanlığı Nedir?

    Aile Danışmanlığı Nedir?

    Aile Danışmanlığı, aile bireyleri arasında sağlıklı iletişim ortamının yaşatılması için aile bireylerine yapılan psikolojik bir destektir. Aile danışmanlığında sadece aile ve çiftlerle değil, bireysel olarak sorunlar yaşayan kişilere yönelik de destek sağlanır. Çocuk, ergen, yetişkin, çift fark etmeksizin etkileşimde olan tüm bireylere yöneliktir. Burada önem arz eden şey; bireyin ailenin herhangi bir üyesi oluyor oluşudur. Tüm aile bireylerinin yaşadıkları durumlara karşı; sunduğu problem, probleme bakış açısı ve problemin çözümünde aile üyelerinin hangi bakış açısıyla baktığıdır.. Çiftlerde de aynı şekilde birbirleri ile olan etkileşimlerinde kendi aile sistemlerinin, ilişkilerine yansıyan perspektifiyle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.

    Her insan bir ailenin içine doğar. Her ailenin kendine özgü bir yaşantısı, yaşadıkları, kültürü, aile tarihi, kültür tarihi mevcuttur ve yaşantısı bunları algılayış biçiminden bağımsız değildir. Kişinin kendi içinde yaşadığı çatışmalar ve bu çatışmalara verilen tepkiler, duygular, içinde yetiştiğimiz ailenin tepkisi, mimikleri, bakış açıları yani kişinin hissettiği tüm duygular ailenin etkisinden bağımsız değildir ve ailemizin de verdiği tepkiler onlarında kendi yetiştiği ailenin etkisinden de bağımsız değildir. Her birey bunların içerisinde büyümeye başlar. Tüm bunlar ise ailenin sistemini oluşturur. Bir nevi işin özü tüm duygularımız ve tepkilerimiz kuşaklararası bir geçişkenliği mevcuttur.

    Aile danışmanı aileyi bir bütün olarak ele alır. Sağladığı rahat ortamda bireylerin iletişim çatışmalarının kaynağını görebilmelerine ve çatışmalara sebep olan etkenlerden uzaklaşıp iletişimi geliştirecek yollar benimsemlerine yardımcı olur. Aile içinde her bireyin farklı yanlarını kabul edip, beraber ortak yaşantının dengesini kurmaya yardımcı olunur . Bu durumda ilgilenilen şey birey değil, bireyin bağlı olduğu aile sistemi içerisindeki ilişkilerdir.

    Özetle Aile Danışmanlığı’ndaki amaç; her bireyin kendine özgü yaşantısından ortaya çıkan çatışmaları ailenin sistemleri ile çalışılarak, kişinin problemleri ile baş edebilmelerini sağlamaktır. Aile üyelerinin güçlü ve zayıf yanlarının desteklenmesi ve bunun sonucunda sağlıklı bireyler oluşturmayı hedeflemektir.

  • Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven, bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirilmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir deyişle “Kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması” demektir. Özgüven ve kendini beğenmişlik, kibirlilik demek değildir.

    Büyükleri tarafından;

    1 – Sevgi gören

    2 – Gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan

    3 – Fikirlerine değer verilen ve önemsenen

    4 – Güven duyulan

    5 – Yaşına uygun sorumluluklar verilen

    6 – İyi yaptığı şeyler için övülen

    7 – Gurur duyulan

    8 – Yaptıklarında hataya yer verilen

    9 – Olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

    *Artık kendini besleyecek becerilerde olduğu halde, onu beslemeye devam ettiğimizde,

    *Ters olsa bile ayakkabılarını kendi giymeye heveslendiğinde, düzelterek biz giydirdiğimizde,

    *Yemekten sonra ellerini yıkayabildiği halde, sabunlu bezlerle ağzını sildiğimizde,

    *Bacağını pantolonunun bir paçasına sokarken ufak yardımlarla fırsat vermek yerine, tamamen biz giydirdiğimizde,

    *Merdiveni kendisi çıkmak istediğinde, kucağımıza alıp yukarı çıkardığımızda,

    *Eşyalara artık uzanıp dokunabildiğinde, onları toplayıp dolapların içine kaldırdığımızda,

    *Lokantada: “Küçük bey siz ne yersiniz?” sorusuna, biz: “O ızgara yer.” dediğimizde,

    *Kafadan bacaklı adam çizdiğinde: “Öyle adam mı çizilir?” diyerek, 30 yaş becerimizle bir adam çizip etkili bir model olduğumuzu sandığımızda,

    *Çalan telefonu açmak için hevesle koştuğunda, telefonu elinden aldığımızda, vb. durumlarda, çocuğumuzun büyümesinin ve sağlıklı gelişmesinin en somut ifadelerini görmezlikten geliyoruz demektir.

    Özgüvenin yeteri kadar gelişememesinde çocuğa destek vermeyen aileler kadar aşırı korumacı ailelerin de olumsuz etkileri olur. Böyle durumlarda aile çocuğun yapması gerekenleri yapar.

    Çocuk adına karar verir.

    Çocuk adına düşünür .”Hava çok soğuk , hırkanı giyinmelisin” .Üşüyüp, üşemediğinin kendisi hissetmesi bir anlamda engel olunur.

    Aile bu tutumu çocuklarına yardımcı olabilmek için yaptıklarını düşünürler.

    Çocuk sorumluluk almalıdır.

    Eğer alamazsa kendi sorunlarını çözme becerisi kazanamaz.

    Bu tür çocuklarda Ben yapamam, Ben beceriksizim duygusu oluşabilir.

    Bu duygu, çocuğun özgüveninin gelişmesini engeller. Hatta bu durum devam ederse çocuk artık annesine sormadan hiçbir işi yapamaz hale gelebilir. İleriki yaşantısında sürekli olarak onay almadan karar verme güçlüğü oluşturabilmektedir.

    Özgüveni azaltan şeylerden biri de kıyaslanmaktır.

    Başkalarıyla, kardeşleriyle, komşu çocuklarıyla kıyaslanmamalıdır.

    Sizin çocuğunuzun da diğer yaşıtlarından güzel başarılı yaptığı pek çok iş vardır.

    Aile olarak siz çocuklarınızın özelliklerini tanır ve onlara değer verirseniz o da kendi varlığına değer verir.

    Çocuklarınıza diğer çocukları örnek göstermeyin.

    Kendi başarıyla yaptığı bir başka işi örnek gösterin.

    “Geçen sene şiir okurken ne kadar çok alkış almıştın” gibi başarılı olduğu anları ona hatırlatabilirsiniz.

    Yapabildiği hatta iyi yapabildiği konulardan örnekler verin.

    Çocuklarınızı iyi ve doğru tanımaya çalışın.

    Hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi biçimde görmeye çalışın.

    İyi oldukları konuları anlatın. Deneme yapması için ona uygun ortamlar yaratın.

    Sizin, onun yaptığı diğer olumlu ve güzel şeyleri görüyor, fark ediyor olmanız çok önemlidir. Onun kendi gücüne inanmasını sağlayın.

    Kendisine inanmalıdır.

    Zevk aldığı, iyi yaptığı alanları birlikte tespit edin.

    Çocuğunuzu gözlemleyin, onunla uzun sohbetler yapın.

    Öğretmenleriyle konuşun, rehber öğretmeninin fikrini alın.

    Onunla planlar yapın.

    Küçük adımlar atın. Rahatlıkla altından kalkacağı hedefler belirleyin.

    Ona daima destek verin. Sizin yanında olduğunuzu her zaman bilsin.

    Çözüm odaklı olun. Konuları ve sorunları geçiştirmeyin “.Geçer , boşvermelisin,önemli değil “demek yerine duygu ve düşüncelerini ciddiye alınarak dinlenilebilinmelidir.

    Ona her konuda başarıyı elde etmesi için emek vermesi gerektiğini anlatın.

    Kendi hayatınızdan örnekler gösterin.

    Size yardımcı olan kişiler ve destekleri ona da sunup sunmadığınızı gözden geçirin.

    Ona ufaktan başlayarak sorumluluk verin. Onu izleyin, yardım edin. Destek verin.

    Takdir edin ve sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlayın.

    Evde ve okulun dışında da farklı sosyal aktivitelere, ortamlara girmesini destekleyin. Birkaç arkadaşıyla kampa gitmesini destekleyin. Böyle ortamlarda sorumluluk almayı daha kolay öğrenecektir. Yanında olduğunuzu hep hissettirin.

    En zor durumlarda bile sorunlarını size açabilsin.

  • Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Okula başlangıç süreci içerisinde aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazı aileler çocuklar kendinden ayrıldığı için, suçluluk duygusu yaşayabilirler ve bu durumdan dolayı kendilerini kötü hissedebilirler. Ebeveynler tarafından çocuğa hissettirilen bu duygular, çocuğun kaygısını arttırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle ailenin kararlılığı ve iç rahatlığı çocuğun uyum sürecini kolaylaştırıcı bir faktör olması açısından çok önemlidir.
    * Çocuğun okula başlama sürecinde, çocuğun olduğu kadar ailenin de bu sürece duygusal olarak hazır olması gereklidir. Çocuğun evden çıkarken, anne ve babanın üzüntü ve kaygısını hissetmesi uyum sürecini zorlaştırmaktadır.
    * Okula uyum sürecindeki tepkiler, bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı çocuklar okula geldikleri ilk üç gün ya da bir hafta, ilgili ve istekli olur. Okul onun için arkadaş bulabileceği yeni şeyler öğrenebileceği Ancak zamanla annesi ile birlikte olma isteği artar, sürekli okula gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir. Bazı çocuklar ise en baştan itibaren anneden ayrılmak istemez . Annesinin sınıfa gelmesini, yanında annesinin yedirmesini ister ve doğal olarak da ağlama davranışı gözlenir.
    *Okula uyum sürecinde yaşanan sorun yalnızca anneden ayrılma zorluğu değildir. Evlerinde bakıcı bulunan birçok çocuk daha önceden anne ile ayrılığı yaşamıştır fakat ayrılığı güvenli, kendi oyuncaklarının olduğu kendi evinde yaşamıştır. Okula başladığında bu güvenli ve tanıdık ortamı bulamaz. (Örneğin,aynı sırayı başkasıyla paylaşmak onun için oldukça zordur. Özellikle ben merkezci olduğu bu dönemde.)
    UYUM SÜRECİNDE AİLENİN YAPABİLECEKLERİ
    *Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, başladığı eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.
    *Okul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve okulu tanıtmak, uyum sürecini kolaylaştırır. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi; uyumu için aile çocukla birlikte okula gitmeli, okulun her tarafını gezmeli, çocuğu öğretmen ve idarecilerle tanıştırmalıdır.
    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken ,eğitim, arkadaş yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.
    *Özellikle ortalama üç gün olan oryantasyon süreci geçildiğinde; çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı ve vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Vedalaşmada çocuk ağlamaya başlasa bile ayrılma konusunda kararlı davranılmalıdır.

    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.

    * Onu öpüp ‘Ben şimdi gidiyorum’ deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman olacağını onun anlayacağı terimler çerçevesinde ifade edin. Sonra elinizi sallayın ve yolunuza devam edin. İyi olduğunu kontrol etmek için durup arkaya göz atmayın. Bu davranışlar uyum sürecini zorlaştıracak ve zaten hassas olan çocuğunuz sizin hassasiyetinizi de fark ettiğinde, bunu kendisinin istediği şekilde kullanmaya başlayacaktır.
    *Çocuk okula geldiğinde ebeveyninin yanında ağlıyorsa ve onun gitmesine izin vermiyorsa, okula bağımlı olmadığı bir kişi tarafından getirilmesi sağlanmaya çalışılmalıdır. Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı davranılmalıdır.
    *İlk günlerde fazla soru sormak neler öğrendiği ya da birçok detayla ilgili çocuğa soru sormak uyum sürecini bozabilir. Sadece ‘Günün nasıl geçti?’ diye sorarak kendisinin anlatması beklenilmelidir. (Okulla ilgili alınması gereken detay bilgiler kurumla birebir irtibata geçerek alınmalıdır.)
    *Okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içerisinde olmalıdır.
    *Aile çocuğa okula mutlu olacağını, güvenli olacağını, orada onunla ilgilenecek bir öğretmeni olacağını, isteklerini öğretmeni ile paylaşabileceğini söyleyerek çocuğun öğretmenine karşı güven duymasını sağlamalıdır.
    *Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru aşağı bir ivme gösterecektir. Ancak hafta sonu araya girdikten sonra bu ivme tavan yapabilir. Bunun normal bir süreç olduğu ve SABIR-SAKİNLİK-KARARLILIK’ın bu süreci kolaylaştırıcı faktörler olduğu unutulmamalıdır.

  • Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    İlk olarak sorumluluk kendi görevlerimizi zamanında yerine getirebilme becerisidir. Sorumluluk görevinde ki en etkili rol anne-baba faktörüdür. Öncelikle aile ortamında oluşur ve de çocukların sosyal ortamına kadar devam eden bir süreçtir.

    Çocukların sorumluluk duygularına gelecek olursak; Her yaşta çocuğun alması gereken sorumluluk bilinci farklıdır. Gerek okul, gerek sosyal çevre gerekse aile ortamında çeşitli sorumlulukları vardır. Burada aileye düşen rol ise; arkadaşça yaklaşmak, empati kurmak, ses tonu yumuşaklığı ve baskı kurmamak gibi çeşitli durumlar söz konusudur. Kaygılı ve baskıcı bir ailede yetişme durumunda, çocuğun kaygılı olma durumu daha yüksektir ve de her zaman en kötü olma durumuna kendini alıştırabilir.

    Sorumluluk duygusu sonradan kazanılan ve öğretilen bir durumdur ve de en önemlisi kişiye farkındalık bilinci sağlar. Özellikle ev ortamında hiçbir sorumluluk almayan çocuklar genel itibariyle okulda eşyalarını unuturlar ya da özgüvenleri gelişmez ve içe kapanık bir hayat sürebilirler. Özüne bakacak olursak çocuğun bebeklik döneminde annenin ihtiyaçlarını istediği anında karşılanması, ihtiyaç halinde annenin yanında olması çocukta güven duygusunun zeminini hazırlamaktadır. Bu da çocuğun kaygılarını azaltmakta ve zemin hazırlamaktadır. Çocukluk döneminde ise anne ve babaya birçok rol düşmektedir.

    Aile çocuğa gerek okul hayatında gerek normal yaşantısında güven ve teşvik edici olmalıdır. Çocuktan beklentisi çocuğun beklentisiyle paralel olmalıdır. Çocuğun anne ve babası tarafından sevilmesi, sözel olarak desteklenmesi, korunması ve ilgi görmesi onun duygusal ihtiyaçlarını oluşturmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması veya karşılanmasındaki aksaklıklar, dengesizlikler, duygusal örselenmelere neden olmaktadır. Bu da kaygı durumunun oluşmasına zemin hazırlar. Bu yüzden aileye birtakım görevler düşmektedir. Öncelikle stres yaratan unsurlardan çocuğu uzaklaştırmalı. Bir olay karşısında yanınızda olduğunuzu kelimelerle ifade edin ve o hissi oluşturun ve ya çocuğunuza nelerden kaygılandığını yazmasını yani liste yapmasını isteyin. Bu onun kaygılarını birazda olsa hafifletecektir.

    Sorumluluğa gelecek olursak; bazen ister istemez rol çatışmaları aile içinde olmaktadır. Bu da çocuk üzerinde önemli bir sorumluluk açışından etkili bir nedendir. Çocuklara en öncelikle hayır demesini öğretmelisiniz ve her istediklerini gerçekleştirmemeli ve zamanla çok istedikleri bir şeyi sabrederek ulaşmasını sağlamalısınız. Sürekli şefkatinizi de göstermemelisiniz. Anne-baba çocuğa ilk başta örnek olarak; mesela verdikleri sözlerin arkasında olun ve tutun. Çocuğa neyi nerde ne zaman nasıl yapması gerektiğini öğretin. Çocuğa da yeri geldiği zaman söz hakkı verilmeli onun adına kararlar alınmaktan kaçınılmalı.