Etiket: Aile

  • ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    Türkiyede Erkeklerin %3’i Kadınların %1’i Psikopat (Antisosyal Kişilik Bozukluğu) Tanısıyla Yaşamaktadır.

    Bir kişi soğukkanlılıkla cinayet işleyebilir ve bunu birden fazla yapabiliyorsa ruh sağlığının yerinde olmadığı söylenebilir. Cinayeti işleyen Atalay Filiz’in profiline baktığımızda durumuna en uygun tanıyı ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU diyebiliriz. (Empati, vicdan, merhamet ve suçluluk duygusundan uzak, sosyal , etik ve hukuki kuralları kabule uymayan kişilik bozukluğu) Çevreye en fazla zarar verme potansiyeli olan kişilik bozuklukları arasında antisosyal kişilik bozukluğu olanlar görülür.

    Halk Diliyle Psikopat Dediğimiz Kişilik Tiplerinin Cezai Ehliyetleri Vardır

    Askerlik öncesi bu tanı konulduğunda kişi askerlikten muaf tutulur ancak işlediği suçlarda bu durum cezai ehliyetini azaltmaz

    Eğitimli Kişilerin Suçları Da Zekice Olur

    Bireyi suça iten psikososyal etkenler genel hatları ile: Çocukluk döneminde şiddet görme, cinsel taciz ve tecavüze uğrama, genellikle düşük eğitim seviyesi, sosyal yaşamda başarısızlık, işsizlik, ekonomik olanakların yetersizliği, olumsuz bir yaşam biçimi, aile içi sorunlar ve şiddet, yaşanılan çevre, öz denetim yetersizliği,alkol ve madde bağımlılığıdır.

    Akademik Başarı ve Cinayet İlişkisi

    Cinayet kişinin kişilik yapısından kaynaklanır. Antisosyal kişilik yapısı eğitime ve kariye engel olmaz. Zeka arttırkça kişiliklerini gizleme becerileri de gelişir.

    Katil Kendini Bu Güne Kadar Nasıl Gizledi?

    Atalay Filiz’ in kendini gizlemesi antisosyal kişilik özellikleri arasında başkalarıyla içli dışlı olmaması yanlız yaşamayı tercih etmesine bağlayabiliriz.

    Ailenin Şüphelenmesi Mümkün Müdür?

    Kariyer düzeyi yüksek bir aileden geldiği halde aile bunu nasıl farketmedi diye düşünülebilir. Anti sosyal kişilik bozukluklarına sahip olan kişilerin aile bağları zayıftır. Bu nedenle ailenin bunu fark etmesi mümkün olmayabilir.

    Kendilerini Haklı Göstermede Ustalaşmışlardır

    Karşısındaki insanın duyguları ve hakları olduğunu düşünmez. Kendilerini diğer insanlardan üstün görür. Bu nedenle yaptığı şeyleri vicdanen kabul edilebilir bulur ve bu da onları soğukkanlı yapar.

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu Kişilerin Çocuklukları

    Daha ergenlik döneminde bu sorun tesbit edilebilir. Aşırı soğukkanlı olmaları, hayvanlara zarar verme hatta bundan zevk alma eğilimi vardır. Yaşıtları ile geçimsizlikleri sıkça görülür. Anne babayı kullanmada üstün yetenekleri vardır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sıkça görülür.

    Toplumsal Değerlerden Uzak Yaşarlar

    Sık sık suç işleme, tutuklanma, anlık yaşama ,geleceği düşünmeme şeklindedir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler,diğer insanlarla olumlu ilişki kurmada zorluk çekerler; sosyal norm ve değerlere uymayan davranışlarda bulunma eğilimi gösterirler.Bunun dışında

    • Saldırganlık

    • Yasadışı hareketlere meyletme (cinayet-tecavüz)

    • toplumsal kurallara değer vermemek

    • Acımasızlık, bencillik ortak özellikleridir.

    • Özdenetim duygularında yoksundur.

    • Hayatta belirli bir amaçları yoktur,

    • İş performansları düşüktür. Bir işte uzun süre kalamazlar.

    • Hiç kimseye karşı bir sorumluluk ve bağlılık hissetmezler.

    • İyi bir anne ya da baba olmaları zordur.

    • Eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulayabilirler.

    • Anlık karar verirler ve hayatlarında hiç düşünmeden ani değişiklikler yapabilirler.

    • Sonuçlarıyla ilgili herhangi bir kaygı taşımama ve olası tehlikeleri düşünmeden risk alma ve heyecan arama başlıca özelliklerindendir.

    Anti Sosyal Kişilik Bozukluğunda Erken Tedavi

    11 Yaşına kadar tespit edilmiş ve tedaviye başlananlarda kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyecek düzeyde kontrol altına alması mümkün. Bununla birlikte kesin tedaviyi sağlayan eğitim ve psikolojik destek dışında bir yöntem bilinmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Altını ıslatma sorunu ve tedavisi

    Gece altını ıslatma nedir? Sıklığı ne kadardır?
    Çocukların çoğu 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. Çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların %40'ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20'ye, 6 yaşında %10'a düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır.
    Gece altını ıslatmanın kaç tipi vardır, nedenleri nelerdir?
    Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Doğumundan itibaren hiç kuru kalmamışsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilir. Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını ıslatma grubunda yer alır. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma, nedenlerine göre fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruba ayrılarak incelenmektedir. Gece altını ıslatan çocukların büyük bir grubu (%90-95'i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.
    Hangi hastalıklara eşlik eder?
    Altını ıslatan çocukların %2-3'ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanmaktadır. Olguların %5-10'unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir. Bunlar “polisemptomatik altını ıslatma” olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin alerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında “geniz eti” olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.
    Psikolojik sorunlar
    Genel olarak psikolojik olaylar daha önce söz edilen primer altını ıslatma sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur. Ayrıca kötü çocukların altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu genellikle fizyolojik altını ıslatmanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir.
    Nasıl yaklaşılmalı?
    Hemen ve önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi “Altına yapan kızını sobaya oturttu” gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.
    Altını ıslatan çocuklarda ne gibi tetkikler yapılmalı?
    Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97'sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta ” küçük mesane” ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir.
    Tedavide kullanılan yöntemler
    Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7-8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Bu program %90 oranında başarı sağlamıştır.
    Tedavide alarm kullanımı ve ilaç tedavisi
    Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Bu tedavi ile çocuklarda %70-84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır .%90'a varan oranda yineleme riski bulunmaktadır.
    Alt ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorundur ve ailelerin yanlış tutumlarının sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir.

  • Altını ıslatma

    Gece altını ıslatma nedir? Sıklığı ne kadardır?
    Çocukların çoğu 2–4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. Çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların %40'ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20'ye, 6 yaşında %10'a düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır.
    Gece altını ıslatmanın kaç tipi vardır, nedenleri nelerdir?
    Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Doğumundan itibaren hiç kuru kalmamışsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilir. Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını ıslatma grubunda yer alır. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma, nedenlerine göre fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruba ayrılarak incelenmektedir. Gece altını ıslatan çocukların büyük bir grubu (%90-95'i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.
    Hangi hastalıklara eşlik eder?
    Altını ıslatan çocukların %2-3'ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanmaktadır. Olguların %5-10'unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir. Bunlar “polisemptomatik altını ıslatma” olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin alerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında “geniz eti” olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.
    Psikolojik sorunlar
    Genel olarak psikolojik olaylar daha önce söz edilen primer altını ıslatma sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur. Ayrıca kötü çocukların altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu genellikle fizyolojik altını ıslatmanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir.
    Nasıl yaklaşılmalı?
    Hemen ve önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi “Altına yapan kızını sobaya oturttu” gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.
    Altını ıslatan çocuklarda ne gibi tetkikler yapılmalı?
    Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97'sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta ” küçük mesane” ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir.
    Tedavide kullanılan yöntemler
    Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7–8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Bu program %90 oranında başarı sağlamıştır.
    Tedavide alarm kullanımı ve ilaç tedavisi
    Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Bu tedavi ile çocuklarda %70–84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır .%90'a varan oranda yineleme riski bulunmaktadır.
    Alt ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorundur ve ailelerin yanlış tutumlarının sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir.

  • Aldatmak

    TDK sözlüğün de .

    1. Beklenmedik bir davranışla yanıltmak

    2. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak

    3. Birine verilen sözü tutmamak

    4. Yalan söylemek

    5. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek

    6. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek

    7. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek

    8. Oyalamak, avutmak anlamların da tarif edilmektedir.

    Aldatmak aldatan ve aldatılan iki tarafta da travmalar yaratmaktadır. Aldatan eş söylediği yalanların ortaya çıkması korkusuyla sürekli gergin ve tedirginken gittikçe eşten uzaklaşır sürekli olarak suçluluk duyguları ve vicdanı ile baş başadır. Aldatılan taraf ise aldatıldığını öğrendiği andan itibaren hayata karşı güvenini kaybeder. Eğer geçmişten gelen bir özgüven eksikliği ve değersizlik duygusu mevcutsa bu duygular su yüzüne çıkar ve kendini suçlayarak nedenler aramaya başlar. Kendini eksik, yetersiz, çirkin, yaşlı vs. hisseder. yapılan araştırmalara göre aileyi iki şey güvenli ortamdan çıkarır. Biri ölüm diğeri aldatmadır. Hatta aldatma aileyi ölümden daha çok hırpalar çünkü aldatma ölüm gibi doğal bir olay değildir.

    Bir an gelir ve hayatının tüm akışının değiştiğini hissedersin. Artık sen o eski sen değilsindir. Kırılmış kızgın kendini kandırılmış hissedersin ve büyük bir boşluk oluşmuştur içinde yerini dolduramadığın kocaman bir boşluk. Yalanlar tek tek ortaya çıkmaya başlamıştır tüm güvenin yok olup gitmiştir artık kime ve nasıl güveneceğini bilemezsin hayatının bir yalanın parçası olduğunu öğrendiğin andan itibaren sorgulamaya başlarsın her şeyi yıllardır aynı yastığa baş koyduğun, aynı şeylere gülüp aynı şeylere ağladığın insan artık bir yabancıdır senin için…

    Ne zamandır ,kim le, neden ….gibi arda arda sorular sorar kalbin.

    Neydi eksik olan tamamlamaya çalıştığı? Çok mu çirkinim ya da yaşlı, yetersiz miyim …?

    Yıllardır kaç kere aldatıldım?

    Oysa Ona ne kadar da güvenmiştim.

    Biz birlikte yaşlanacaktık birlikte torunlarımızı sevecektik…

    Gelecek bir anda yok olmuştur senin için. Karanlıktır yürümen gereken yol ve sen karanlıktan korkarsın. An ve an değişir duyguların

    Evet evet boşanıyorum ondan…

    Ama ben onsuz nasıl yaşarım hala çok seviyorum.

    Aptalsın işte hala nasıl sevebilirsin O seni aldattı.

    Asıl korkutan seni değişimdir. Boşanma kararı da alsan affedip devam da desen artık değişim başlamıştır evlilik için. Her iki durumda da karar sana ait olmalıdır. Affedip evliliği yeniden yapılandırma kararı verdiysen eğer ve bu sorunu her ikiniz için de kazanç haline getirmelisin. Sorunlar tüm açıklığı ile konuşulmalı ve her iki tarafta isteklerini söylemelidir karşı tarafa.

    Yok, eğer boşanma kararı aldıysan bu durumda da korkularınla yüzleşmeli ve bundan sonra ki hayatını yapılandırmak için güçlü ve güvenli adımlar atmalısın. Sadece yalnız kalma korkusu, onsuz nasıl yaşarım gibi korkularla evliliğe devam etme kararı almamalısın. Güveni yeniden inşa etmek zordur. İtiraf ve kabullenme güvenin oluşması için gerekliliktir. Ve bu güven oluştuğunda ayrılıkta beraberlik te daha kolay olacaktır.

    Aldatma ardından arkadaşlardan ve aileden nasihatler almak çoğunlukla fayda göstermez. Dertleşmek ve konuşmak isteyeceksinizdir ancak onlar size kendi hayat tecrübelerine göre yol gösterecek ve öğütler vereceklerdir. Bu sizin hayat tarzınıza uygun olmaya bilir. Bu durumda sizi yargılamadan dinleyecek tamamen objektif olacak birine ihtiyaç duyarsınız ve profesyonel yardım almak sizin ve aileniz için en doğru yaklaşım olacaktır.

    Dr.H.Selen DAĞISTAN NAMLI

    Aile Danışmanı/Hipnoterapist

  • Ritalin / concerta gibi ilaçlar ve dehb dikkat eksikliği

    RİTALİN / CONCERTA TARZI İLAÇLAR VE DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ)

    İlaç kullanımı öncesinde okul ve ailece uygulaması zorunlu bazı yöntemleri açıklayalım;
    Öğretmenler bu çocukların fizik yakınlık ve onlara müdahale konusunda özel olduğunu kabul etmelidir. Bu ayrıcalık gibi görülmesine bakmadan mutlaka bu çocuklar öğretmenin göz temasına en uygun konumda tutulmalıdır.
    Genel olarak bu çocukların “adı çıkmıştır!” Bu nedenle diğer çocukların acımasızca bir çok yanlışı onlara yükleyeceği unutulmamalıdır.

    Sınıfın genel disiplininden bu çocuklar adına geri adım atılmamalı, bu açıdan istikrar korunmalıdır.
    Okulun rehberlik ve psikolojik danışmaları ile ortak tutum saptanmalıdır.
    Çocuğun/çocukların uyumsuz/uygun olmayan davranışları ile DEHB’in içsel davranışları birbirinden ayrı tutulmalıdır.
    Aslı sorunu aileye, aile içi huzursuzluk, ailevi meseleler, boşanma, şiddet eğilimi ve benzerine yüklemek kolay seçimdir. Bu durumlar göz önüne elbette alınacaktır ancak tek sebep olmadığı bilinmelidir.

    Doktor, özel eğitim uzmanı, sosyal çalışmacı, nörotepi uzmanlarının ve psikolog/psikiyatristlerin önerilerini kendi alanına müdahale olarak görmek yanlıştır.
    Çocuk bir şekilde ilaca başlamışsa aile bu konuda çocuğun ilk uyumsuz davranışında “ilacını mı vermediniz?” tarzında eleştirilmemelidir. Bir çok tedavi yöntemi gibi ilaçlarda da 2-3 günde sonuç alamasınız. Bu nöroterapi – neurofeedback için de geçerlidir.

    Anne babalar çocuklarını koruma kaygısı ile diğer çocukların eğitsel haklarına saldırmamalıdır.
    DEHB nedeni ile okul ve yönetimle karşı karşıya gelinmek demek çocuğunuzun eğitim hakkına bizzat sizin saldırınız anlamına gelecektir.

    DEHB için genel olarak ;

    Ritalin / Concerta / Stratlera gibi metilfenidat içeren psikositimülenler kullanılır. (Strattera noradrenerjik etkili aktif maddesi atomoksetin olan bir ilaçtır.)
    Bu ilaçların yanında sıkça verilen diğer ilaç ise risperdal denen daha çok davranış bozuklukları( öfke, dürtü denetimi, duygu durum dengesi için kullanılır.)için kullanılan ilaçlar sayılabilir. Bu konuda diğer yazılarımıza göz atmanızı rica ederiz.
    Sonuç olarak A.B.D’lerinde Muitimodol Treatment Study of ADHD(MTA) çalışmasının 3 yıllık sonuçlarına göre ilaç tedavisi beklenen sonucu asla verememektedir.
    Bu konuda aile bir seçim yapmazdan önce mutlak surette nöroterapinin bu alanda nasıl etki yaptığı hususnu araştırmalıdır.

  • Ritalin/concerta tarzı ilaçlar ve dehb (dikkat eksikliği)

    İlaç kullanımı öncesinde okul ve ailece uygulaması zorunlu bazı yöntemleri açıklayalım;

    Öğretmenler bu çocukların fizik yakınlık ve onlara müdahale konusunda özel olduğunu kabul etmelidir. Bu ayrıcalık gibi görülmesine bakmadan mutlaka bu çocuklar öğretmenin göz temasına en uygun konumda tutulmalıdır.

    Genel olarak bu çocukların “adı çıkmıştır!” Bu nedenle diğer çocukların acımasızca bir çok yanlışı onlara yükleyeceği…. Unutmamalıdır.

    Sınıfın genel disiplininden bu çocuklar adına geri adım atılmamalı, bu açıdan istikrar korunmalıdır.

    Okulun rehberlik ve psikolojik danışmaları ile ortak tutum saptanmalıdır.

    Çocuğun/çocukların uyumsuz/uygun olmayan davranışları ile DEHB’in içsel davranışları birbirinden ayrı tutulmalıdır.

    Asıl sorunun aileye, aile içi huzursuzluk, ailevi meslekler, boşanma, şiddet eğilimi ve benzerine yüklemek kolay seçimdir. Bu durumlar göz önüne elbette alınacaktır ancak tek sebep olmadığı bilinmelidir.

    Doktor, özel eğitim uzmanı, sosyal çalışmacı, nörotepi uzmanlarının ve psikolog/psikiyatristlerin önerilerini kendi alanına müdahale olarak görmek yanlıştır.

    Çocuk bir şekilde ilaca başlamışsa aile bu konuda çocuğun ilk uyumsuz davranışında “ilacını mı vermediniz?” tarzında eleştirilmemelidir. Bir çok tedavi yöntemi gibi ilaçlarda da 2-3 günde sonuç alamasınız. Bu nöroterapi – neurofeedback için de geçerlidir.

    Anne babalar çocuklarını koruma kaygısı ile diğer çocukların eğitsel haklarına saldırmamalıdır.

    DEHB nedeni ile okul ve yönetimle karşı karşıya gelinmek demek çocuğunuzun eğitim hakkına bizzat sizin saldırınız anlamına gelecektir.

    DEHB için genel olarak ;

    Ritalin / Concerta / Stratlera gibi metilfenidat içeren psikositimülenler kullanılır. (Strattera noradrenerjik etkili aktif maddesi atomoksetin olan bir ilaçtır.)

    Bu ilaçların yanında sıkça verilen diğer ilaç ise risperdaldenen daha çok davranış bozuklukları( öfke, dürtü denetimi, duygu durum dengesi için kullanılır) için kullanılan ilaçlar sayılabilir. Bu konuda diğer yazılarımıza göz atmanızı rica ederiz.

    Sonuç olarak A.B.D’lerinde Muitimodol Treatment Study of ADHD(MTA) çalışmasının 3 yıllık sonuçlarına göre ilaç tedavisi beklenen sonucu asla verememektedir.

    Bu konuda aile bir seçim yapmazdan önce mutlak surette nöroterapinin bu alanda nasıl etki yaptığı hususunu araştırmalıdır.

  • Beyin tümörleri kimlerde daha çok görülür?

    Beyin tümörleri kimlerde daha çok görülür?

    Beyin tümörlerinin nasıl oluştuğu kesin olarak bilinemediği gibi neden bazı insanlarda beyin tümörü geliştiği, diğerlerinde gelişmediği henüz kesin olarak cevaplanabilmiş değildir. Ancak araştırmalar, bir takım özellikleri olan kişilerin daha yüksek risk altında olduklarını ortaya koymuştur.

    Risk faktörlerinin varlığı o kişinin hastalığa % 100 yakalanacağı anlamına gelmez. Bilinen herhangi bir risk faktörü olmadan, kanser hastalığına yakalanan birçok insan olduğu bir gerçektir. Bazı risk faktörleri vardır ki, beyin tümörü riskini arttırır:

    Erkek cinsiyet; Genellikle beyin tümörleri erkeklerde daha çok görülmesine rağmen menenjiomlar kadınlarda daha çok görülmektedir.

    Irk; Diğer bütün ırklarla karşılaştırıldığında beyin tümörleri beyaz ırkta daha fazla görülmektedir.

    Yaş; Beyin tümörlerinin çoğu 70 yaşın üstündeki kişilerde görülmekle beraber çocukluk çağında da ikinci en sık rastlanan tümörlerdir. 8 yaşın altındaki çocuklarda daha büyük çocuklara göre daha sık görülür.

    Radyasyona maruz kalmak en çok bilinen risk faktörlerinin başında gelir. Beyin tümörü tedavisi için kafaya uygulanan radyasyon, diğer kanser tedavileri içinde kullanılmakta olup tedavi edici özelliği, risk faktörü oluşundan daha ön planda olduğu için hastalarda uygulama devam etmektedir. Bir hastaya adı ne olursa olsun radyoterapi uygulanacağı zaman tanının doğruluğundan emin olup bulunduğu yerleşim yerini göz önünde bulundurarak tedavi planı yapılmalıdır. Buna uyulmaz ise radyoterapinin faydasından ziyade zararını görebiliriz.

    Bağışıklık sistemi bozuklukları olan kişilerin beyinde lenfoma riski artar. Lenfoma, hastalıklarla savaşan beyaz kan hücreleri lenfositlerde oluşur. Merkezi sinir sistemi, vücudun diğer bölgelerine göre lenfomaya en sık rastlanan bölgedir. Bağışıklık sistemindeki bozukluk doğuştan olabileceği gibi diğer kanser tedavileri nedeniyle uygulanan tedavi sonuçları olarak da görülebilir.

    Beyin kanserinde aile geçmişi nadiren de olsa önemli. Ailelerinde glioma olan kişilerde glioma gelişme olasılığı daha yüksek olduğu için ailesinde beyin tümörü öyküsü olması ailesinde beyin tümörü öyküsü olmayanlara göre daha genç yaştan itibaren beyin tümörlerinde olması muhtemel yakınmalara benzer yakınmalar var ise daha ciddi bir şekilde üzerinde durulmasını ve uygun tetkiklerin yapılmasını gerektirir. Genel olarak, ailesel faktörlere dayalı bir tümör tanısı söz konusu olduğunda, hasta genç yaşta olmaktadır.

    İşyerinde bir takım zararlılara maruz kalmış olmak; Nükleer sanayi çalışanlarında radyasyon nedeniyle beyin tümörü gelişmesi riski daha yüksektir. Patologlar gibi çok yoğun olarak formaldehite maruz kalınan mesleklerde beyin tümörü gelişmesi riski daha yüksektir. Plastik yapımında çalışan kişilerde ise vinil klorid kullanımı nedeniyle beyin tümörü gelişmesi riski artabilir. Benzer şekilde tekstil ve plastik sanayinde çalışan kişilerde akrilonitrile maruz kalabilirler ve buda beyin tümörü gelişmesi riskini arttırabilir.

    Diğer faktörler: Elektromanyetik alanlara, belli virüslerin enfeksiyonlarına maruz kalmak beyin tümörü gelişiminde olası risk faktörünü arttırıcı sebepler arasında yer almaktadır. Ancak araştırmacılar, bu faktörlerin beyin tümörüne yol açtığına dair yeterli delil elde edememişlerdir. Bu nedenle risk faktörleri ile ilgili araştırmalar devam etmektedir.

  • Gece işemesi (enurezis noktürna)

    Enuresis sık rastlanan bir sorundur. Bu sorun yalnızca çarşafları değil, birçok ailenin hayatını da bir kabusa çevirmiştir. Bugün enuresis’in hemen hemen tamamıyla önlenebileceği ileri sürülmektedir. Çocuklar niçin ve nasıl miksiyon kontrolü öğrenirler?”.
    Miksiyon Kontrolü: Enuresis miksiyon kontrolü beklenen bir yaşta, uygunsuz koşullar altında, sık sık idrar boşaltmaktır. Ömür boyu süren ıslatmaya primer enuresis adı verilir; miksiyonun kontrollü olduğu bir dönemden sonra başlayan ıslatma vakaları ise sekonder enuresis adını alır.
    Gündüzleri ıslatma ( diurnal enuresis ), geceleri ıslatmadan ( noktürnal enuresis ) daha az görülür, ama ikisi kombine olarak da görülebilir. Yalnızca noktürnal enuresis gösteren çocukların birçoğu, iki yahut üç yaşından sonra gündüzleri mesane kontrolü öğrenmişlerdir.
    Nasıl bazı sağlıklı çocuklar yürümeyi yavaş ya da çabuk öğrenirlerse, bazıları da miksiyon kontrolünü yavaş ya da çabuk öğrenirler; ve bu gibi yetenekler bir süre gelişmekte devam eder.
    Bir bebeğin böbrekleri sürekli olarak idrar salgılar, ama bebek sürekli olarak altını ıslatmaz; mesanede biriken idrarı tutma süresi gittikçe artar. Miksiyon kontrolünün birkaç yıl içinde mümkün olabilmesi için, merkezi sinir sistemindeki ( MSS) gerekli mekanizmaların gelişmesi şarttır. Bu gelişim bazen bir yaşında, daha sık olarak 2-3 yaşlarında, bazen da 4 ya da hatta 5 yaşlarında gerçekleşir. Beş yaşından sonra, gelişim gecikmesinin çok ender olarak noktürnal enuresis etkeni olabileceği düşünülmektedir, ama başka birçok etken vardır. Şu halde, miksiyon kontrolü MSS gelişimiyle birlikte ortaya çıkan bir davranıştır, ama ortaya çıkması aksayabilir.
    Miksiyon kontrolünün başlamasını etkileyen bazı faktörler:
    1.Yetişme: Yetişmenin oynadığı rol önce değişik ülkelerdeki enuresis sıklığı karşılaştırılarak gösterilebilir ( oysa bazı uluslar bu soruna daha çok önem verirler). Bulüğ çağı öncesi yaştaki çocukların %10’unun etkilendiği Afrika’nın bazı bölgeleri dışında batılı olmayan ülkeler bu yazı kapsamına alınmamıştır. Dört yaşındaki çocuklarda miksiyon kontrolü dökümü şöyledir: İsveç % 92, İngiltere % 88, A.B.D (beyaz)% 71, Avustralya % 61.
    2.Aile: Enuresis çok kere “aileden gelir”. Familyal faktörler genetik (gelişim zamanını etkileyen faktörler) yahut ortamsal (örneğin, “problemli aileler”) olabilir. Problemli bir ailede, çocuğun bir ebeveynden yoksun kalması yahut iyi bakılmaması sonucunda, enuresis’in devam etmesi ihtimali daha yüksektir. Tersine, iyi bir aile ilişkisi ortamında miksiyon kontrolünün daha erken gelişmesi mümkündür.
    3.Anksiyete: Tuvalet eğitimi baskı yapılarak uygulandığı ya da bu çabalara bir anksiyete ve gerilim ortamında girişildiği taktirde, miksiyon kontrolü gecikebilir. Huzurlu bir ev atmosferinde ise bu gelişim hızlanır. Sözgelimi 4 yaşındaki bir erkek çocukta SSS’nin yavaş gelişmesi nedeniyle mevcut enuresis’in, ailede uyandırdığı birtakım endişeler gelişim gerçekleştikten sonra bile miksiyon kontrolünü geciktirebilir. Ailede bir ölüm ya da yeni bir doğum gibi diğer anksiyete etkenleri de aynı etkiyi gösterebilir. Etken değişse de, semptom aynı kalır.
    Enuresis organik hastalığa sekonder olduğu zaman, bu genellikle “sekonder enuresis”tir, yine de şimdiye kadar en sık görülen sekonder enuresis etkeni anksietedir. Ufak mesane enuresis’in bir etkeni değildir, enuresis’e sekonderdir. MSS belirtileri olmaksızın spina bifida occulta bulgusu önem taşımaz.
    Yatağını ıslatan çocuk, geceleri fazla idrar boşaltıyor değildir. İdrar boşaltma stimulusuyla uyanamayacak kadar derin mi uyur? Bu kısmen kabul edilmekle birlikte, şimdi yeniden incelenip değerlendirilmektedir.
    Çocuğu aile ortamı bakımından incelemek ve yatak ıslatmaya sık sık bozukluk gösteren ailelerin çocuklarında rastlandığını kabul etmek önemlidir. Bir zamanlar enuresis’in başlı başına psikiyatrik bir bozukluk olduğuna inanılıyordu, sonraları bu görüşün doğruluğundan şüphe edildi. Bugün enuresis’in emosyon (duygu) yahut davranış bozukluğuyla ilgili olduğu hususunda modern deliller mevcuttur. Bazı enüretik çocuklarda sekonder bir anksiete mevcut olduğu görülmektedir. Yine de , bu çocuklardan birçoğu psikiyatrik bakımdan normaldir. Emosyonel bir bozukluk geçici de olabilir; ama öğrenme bakımından “duyarlı döneme” (yaklaşık 2-4 yaşları arasında) rastlandığı taktirde, mesane kontrolünü geciktirebilir.
    Böylece anksiete primer yahut sekonder enuresis’de, ya da görünüşte iyileştiği halde nükseden vakalarda önemli bir rol oynayabilir.
    Akupunktur; limbik sistem regulasyonu sağlayarak, anksiyeteyi giderdiği gibi MSS’de miksiyon kontrolünün gelişmesine katkıda bulunarak sorunun giderilmesini sağlar.

  • Akupunktur ile gece altını ıslatma tedavisi

    Çocukluk çağında sık rastlanan bir problemdir.İleri yaşlarda nadir olarak görülebilir. Sorun gece ve gündüz birlikte görülebilir.Fakat büyük çoğunluğu gece altını ıslatma şeklindedir.

    Çocuğun gelişim sürecinde 2-4 yaşları arasında tuvalet eğitimini tamamlaması beklenir.Bu süreç içinde, ailelerin aceleci ve baskıcı davranmamaları, çocuğun kendine özgü gelişim sürecine uyum sağlamaları gerekir.

    Tuvalet eğitiminin başlangıcında itibaren, beş yaşına geldiği halde altına kaçırma devam ediyorsa birincil enüresisten, tuvalet eğitimini kazandıktan en az 1 yıl sonra tekrar altına kaçırma başlarsa ikincil enüresisten söz edilir.Ayrıca teşhis için 6 ay boyunca, ayda en az 2 kez altına kaçırıyor olması gerekir.
    Bu vakaların çok az bir yüzdesinde organik sebep saptanabilir.Büyük çoğunluğunda organik sebep yoktur.

    Hastalığın sebepleri arasında aşağıdakiler sayılabilir;
    •Ailesel genetik yatkınlık
    •Derin uyuma özelliği
    •İçe kapanık, hassas kişilik yapısı
    •Otoriter, baskıcı aile yapısı
    •Psikolojik sorunlar(Anne Baba boşanması, yeni bir kardeşin doğumu gibi)
    •Mesane(İdrar kesesi) kapasitesinin düşük olması

    Altını ıslatma sorunu yaşayan çocuğun, sabahları yataktan ıslak kalkması çocukta ciddi bir sıkıntı ve çaresizlik duygusu yaratır.Bunun üzerine, ailenin, suçlama, cezalandırma, utandırma gibi yanlış davranışları da eklenirse, çocuktaki rahatsızlığın şiddeti artar.Bu durum hastalığın gidişini olumsuz etkiler ve olay bir kısır döngü içine girer.Bu yüzden, tedavi sırasında aileye hatalı ve doğru davranışlar konusunda bilgi verilmelidir.Ayrıca tedavinin başlangıcında çocukla iyi bir iletişim kurup güveni kazanılmalı, bu problemin birçok çocukta görülebildiği, tedavisinin olduğu ve iyileşebileceği anlatılmalıdır.

    Tedavi uygulanırken, çocuğa ve aileye aşağıdakileri yapmaları önerilir.
    •Akşam yemeğinde su içme isteğini arttıracak tuzlu gıda, kızartma gibi yiyecekler olmamalı
    •Akşam yemeğinden sonra su ve sulu gıdalar kısıtlanmalı
    •Yatmadan önce tuvalete girmeli, yattıktan 1 saat sonra kaldırılıp tekrar tuvaletini yapmalı
    •İdrarını yaparken biraz tutup biraz yapması, sfinkter kaslarının güçlenmesi açısından önerilmeli
    •Bir çizelge tutup, ıslak ve kuru kalktığı günleri işaretlemesi istenerek hastalığın gidişi gözlenmelidir.

    Eğer çocuk 7-8 kez gibi sık idrara gidiyor ve 20-30cc den az idrar yapıyorsa, idrar kesesi kapasitesi düşük olabilir.Kapasiteyi arttırmak için, birkaç bardak su içirilip, idrarını tutabildiği kadar tutması sonra da yapması öğretilir.

    Akupunktur tedavisi

    Akupunktur, sedatize edici, rahatlatıcı, etkisi yanında, boşaltım sistemindeki kasların daha güçlü çalışmasını uyararak sorunun çözülmesini sağlar.
    Ortalama 15 seans uygulama gerekir.İğneden korkan çocuklara lazer akupunktur uygulanabilir.
    Tedavi başladıktan sonra altına kaçırma birden kesilebilir veya önce seyrekleşip sonra kesilebilir.Bu süreç içinde ailenin sabırlı ve anlayışlı davranması gerekir.

  • Çift terapisi neden önemlidir?

    Evlilik ve Çift Terapisi Neden Önemlidir?

    Bireyler, sosyal, kültürel, psikolojik ve cinsel ihtiyaçları nedeni ile kendilerine bir eş seçerler. “Kültürel” derken bu kavramın toplumdan topluma değişik yaşam biçimlerini yansıttığını özellikle vurgulamak isterim. Bazı toplumlarda “evlilik birliği” olmadan çiftlerin aynı çatı altında olmaları aslı kabul görmezken; bazı toplumlarda bireyler taraflar yapılan tercihler hoşgörü ile karşılanmaktadır.

    Bireyler birlikte yaşamaya başladığında, sorumluluklarını paylaşma söz konusu olduğunda aralarında yaşadıkları çatışmaları-gerginlikleri aşamadıkları durumlarda “Çift Terapisine” ihtiyaç duyarlar.

    Sorunlar kimi zaman neden çözülemez gibi görünür? İster aile, ister çift birlikteliği olsun, bireylerin sorunlara bakış açıları doğal olarak farklı olacaktır. Burada Murray Bowen’in “Bowen Aile Terapisi” Kuramı önem taşımaktadır. “Bowen’in “Kuşaklararası Aile Terapisi” ailenin geçmişine olan vurgusuna rağmen, şimdiye de vurgu yapılmaktadır.

    Danışanlara kendilerinin aile kökeni olarak üç kuşak öteye giderek bir genogrom oluşturmakla, genetik kodların etkilerini görmeye yardımcı olunabileceği anlatılır. Ayrıca bireylerin problemlere bakış açılarının kendi yaşadıkları köken ailelerden öğrendikleri modele bağlı olarak tepki verdikleri, bu durumlarda da yaşadıkları sorunlarda çözüm bulamadıkları aşamasında nerede tıkandıklarını görebilmeleri açısından Bowen Terapisi (genogram kullanımı) önem taşımaktadır.

    Ailelerde çatışma, boşanma aşaması gibi süreçlerde, terapi seanslarında çiftlerin sorunlara bakış açısında bir farkındalık kazandırma hedeflenmektedir. Bireyler kimi zaman, aralarındaki duygusal ilişkiyi kesmeleri durumunda ilişkiler daha iyiymiş gibi görünebilir. Ancak sorunlar geçici olarak görmezden gelindiği için çözülmüş olmazlar. Terapi ortamında karşılıklı olarak yeni “iletişim becerileri kazandırılarak” söylemek istedikleri mesajı etkili bir şekilde birbirlerine iletebilme becerisi de kazanmaları sağlanır.

    Çocuklu ailelerde de bireyler arasında fiziksel olarak bir çatışma yok gibi görülse de aralarındaki psikolojik-duygusal gerginlik ve birbirlerinden uzak hissetme çocukları üzerinde de olumsuz etki yapacağından çocukların ruh sağlığı açısından zarar verici olmaktadır.

    Mutlu bir aile; mutlu çocuklar, mutlu bireyler, mutlu bir toplum için terapistten destek almak önemli bir ihtiyaçtır.