Etiket: Aile

  • SINIR-KURALLAR

    SINIR-KURALLAR

    Çocuk psikoterapisi alanında yapılan araştırmalar gösteriyor ki merkezlere başvuran danışanların çoğunluğu “sınır-kurallara uymama” problemi ile yardım almak istemektedirler.

    Günümüzde çocuklarda sınır-kurallara uymama çok sık karşılaştığımız bir problemdir. Problemin temeli ise aile tutum ve davranışları oluşturmaktadır. Çünkü öğrenme ailede başlar ve yaşam boyu karakter özelliklerimizi belirleyerek devam eder. Gelişen teknoloji, ağırlaşan yaşam şartları, iş hayatındaki yoğun tempo vb. gibi birçok çevresel etken çocuğumuzla kaliteli vakit geçirmemizi güçleştirmektedir. Vakit geçiremediğimiz çocuğumuz ise yalnız kalarak ya teknolojik aletlere bağımlılık sağlamakta ya da halk arasında yaramazlık diye tabir edilen sınır-kurallara uymama davranışlarını geliştirmektedir. Bu noktadan sonra aileler çocukları ile baş edemez hale gelmektedir. Artık çocukları, her şeye bağıran, inatlaşan, kavga eden, insanlara ve eşyalara zarar veren, kendini yerden yere atan, tüm kurallara karşı çıkan ya da tablet ve bilgisayar başından kalkmayan, yemek yemeyen, uyumakta ısrarı davranan bir çocuk haline gelmiştir. Bu noktadan sonra ise aileler psikolojik desteğin şart olduğunu düşünüp psikolojik destek almaya karar verirler.

    Sınır kurallarla ilgili tedavi aşamasında ailede terapinin önemli bir parçasıdır. Çünkü ailenin tutum ve davranışları değiştiği sürece çocuğunda davranışları değişecek ve istenmeyen davranışlar giderilip yerine beklenen davranış tutumları gelecektir.

    Eğer bu tarz problemler yaşıyorsanız ve çocuğunuzun davranışları her geçen gün daha olumsuz bir hal alıyorsa, çocuğunuzun geleceği ve kendi ruhsal sağlığınızı korumanız açısından vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almalısınız.

    Uzm. Klinik Psk.

    Nazlı Merve Küçükali

  • Filial terapi nedir

    FİLİAL TERAPİ NEDİR

    Filial terapi, oyun ve aile terapisinin birleştiği psiko-eğitimsel bir yaklaşımdır.

    Merkezimizde uygulanan Filial Terapide, aileler ile çocukların beraber oyun oynayarak iletişimlerini güçlendirmeleri amaçlanmaktadır.

    Filial terapi, 3-11 yaş arasındaki çocuklara ve ailelerine yardımcı olan gelişimsel bir oyun terapisi yaklaşımıdır.

    Duygusal, davranışsal ve gelişimsel güçlükleri olan çocuklar ile kullanılır.
    Çocuklar için anne babaları çok önemlidir. Anne babalar terapi sürecine katılım gösterdikleri zaman, değişimler genellikle daha etkili ve uzun dönemlidir. Aileler, Filial terapide çocuklarını anlamada oyunu nasıl kullanacaklarını anlarlar. Bu bilgi, onlara çocuklarına nasıl davranabilecekleri konusunda yol göstericidir.

    Filial terapi anne-baba ve çocuk ilişkisini doğrudan güçlendiren bir yaklaşımdır ve ailenin tüm üyeleri bu yaklaşımdan yararlanır.

    Çocukların duygularını ortaya koyma ve sorunlarını çözme sürecinde oyunu kullanmak aile içindeki her üye için rahatlatıcı ve değişimi sağlayan bir etkendir.

    Bu keyif verici süreç, evlilikleri de olumlu yönde etkileyebilir. Anne baba olarak, çocuklarla yaşanılan problemler ve bu problemleri çözmek için yoğun bir enerji harcayan ebeveynler yorulur ve bu durum eşler arasındaki iletişimi olumsuz etkileyebilir. Ailenin çocuğuyla yaşadığı problemlerin azalması hem birbirleriyle geçirecekleri kaliteli zamanı artıracak hem de iletişimi güçlendirecektir. Etkili iletişim becerilerinin inşa edilmesiyle daha önce yaşanılan iletişim engelleri belirlenir. Aile içi iletişim güçlenir. Tüm bu süreç içerisinde ve sonrasında aileler çocuklarını değiştirmede kendilerindeki potansiyeli görür ve bu potansiyeli tüm yaşamları boyunca kullanma imkanı bulurlar.

  • Çocuğuma otizm tanısı kondu ne yapmalıyım

    ÇOCUĞUMA OTİZM TANISI KONDU NE YAPMALIYIM

    Sorunu Kabullenmeye çalışın:

    Otizmde çocuğun fiziksel gelişimi genellikle normal olduğu için ebeveynlerde çoğu zaman durumu kabullenmeme sorunu görüyoruz. Durumu ne kadar erken kabullenirseniz, çocuğunuz için bir şeyler yapmaya o kadar erken başlarsınız.

    Kendinizi ya da eşinizi Suçlamayın:

    Bu tanıdan ötürü kendinizi ya da başka herhangi bir kişiyi suçlamayın, Her yaşta, her kültür düzeyinde ve dünyanın her yerindeki insanların otistik bir çocuğu olabilir.

    Otizm henüz, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor. Çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizin çocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur.

    Pes Etmeyin- Vazgeçmeyin:

    Anne – baba olarak en zor anlardan birini yaşadınız belki de . Ancak doğru aile yaklaşımı ile çoğu otistik çocuğumuzda ciddi ilerlemeler görüyoruz. Çocuğunuzun kapasitesinin ne olduğunu bilemezsiniz, doktorunuzun ve özel eğitim uzmanınızın önerdiği aktiviteleri uygulamanız sonucunda sürpriz gelişmeler olduğunu görebilirsiniz. Otistik çocuğa doğru yaklaşım ve davranış değiştirme yöntemleriyle ilgili uzman bir psikologdan yardım alın.

    Gerekirse anne baba olarak psikolojik destek alın:

    Gerekirse psikolojik ya da psikiyatrik bir destek almaktan çekinmeyin. Sizin sağlıklı olmanız, çocuğunuza sağlıklı yaklaşmanız demektir.

    Çocuğunuza özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde eğitim aldırın:

    Öncelikle çocuğumuzun tanısına uygun bir eğitimden faydalanabilmesi için hastaneden aldığınız rapor ile birlikte bağlı bulunduğunuz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Rehberlik ve Araştırma Merkezinden değerlendirme için bir gün almanız gerekiyor. Orada yapılacak değerlendirme sonunda uygun görülürse verecekleri ve üzerinde “özel eğitim alması uygundur” ibaresi bulunan rapor ile herhangi bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden ücretsiz faydalanabilirsiniz. Bu merkezlerde alan mezunu öğretmenler ve meslek elemanları çocuğunuz için gerekli bireysel ve grup eğitim hizmetini sunmaktadır. Özel eğitimle konuşmaya başlayan, okuma yazmayı öğrenen ve iletişimde olumlu gelişmeler gözlemlediğimiz çocuklarımız bulunmaktadır.

    Aile Olarak Siz De Eğitim Sürecine Katılın:

    Ailenin çocuğa nasıl yaklaşması gerektiği, okulda ya da rehabilitasyon merkezinde kazandırılmaya çalışılan davranışların evde nasıl genelleştirilebileceği, problem davranışlarla uygun baş etme yöntemleri konusunda aile eğitim almalıdır. Aileleri de eğitime katılan ailelerin çocuklarında çok daha hızlı ilerlemeler görülmektedir.

  • Aldatan, sünepe erkek tipi

    Aldatma ile ilgili çok söylem, çok makale, çok dedikodu, çok tartışma, çok konuşma yapılmıştır ve yapılmaya da devam edecektir. Aldatma, aldatılmışlık hissini yaşayan için çok rahatsız edici bir duygudur. Çünkü siz onun için birşeyler yapmaya devam ederken; o, sizin kuyunuzu kazmakla meşguldür.

    İlişki, emek vermek demektir. Kendinizden birşeyler mutlaka vereceksiniz ki karşı tarafla birlikte bir şeyleri paylaşmaya devam edesiniz. Hiç bir şey vermezseniz, ne ilişki başlar, ne de devam edebilir. Ki karşı taraf sizde mutlaka birşeyler buluyor ki evliliğini devam ettiriyor.

    O zaman neden aldatıyor? Eşiniz evin düzeninde çocukların bakımında, eğitiminde, sağlığında hiç bir şeyi aksatmadan yürütüyor. Size yansıyan bir problem yok. Çünkü o, güçlü bir kadın.. Belki de yıllarca ezilmekten kendine göre bir çıkış yolu bulmuş. Çocukları onun için en önemli varlık; kendini onlara adamış..

    Hergün baklava börek yenir mi? Bıkar insan…İşte aldatma da aldatılan taraf illa ki kendinde olumsuzluk, bir kusur aramamalıdır. Ya da çevre böyle düşünmemelidir.

    Evet; erkeğe gelelim, her düzen sağlanmış durumda, bir sıkıntısı yok. Evde çamaşırı yıkanıyor, zamanında yemeği hazırlanıyor, sorunlar yansıtılmıyor. Bu erkek ne yapmalı? Eğer, kişiliği, karakteri bozuksa ki toplumda ”karaktersiz” nitelemesi alır, böyle kişiler… Hemen gönlü için, gönlünü eğlendirecek, sadece ve sadece canı için kadın ve kadınlar bulmalıdır.

    Çocuğu, çocukları onun için hiç önemli değildir. Yalnızca yaşamalıdır. Bu günü yaşamalıdır, gelecekte ne olacak? Ne olmalıdır? Çocuklarının geleceği nasıl olmalıdır? Bu sorular ve bu soruların cevabı onun için çok uzaktır.. Fersah fersah uzaktır, masallardaki dağların ardı gibi çok uzaklardadır. Evdeki kadın her türlü ihtiyacı karşılasa da onun gönlü daha çok eğlenmelidir, bu dünyaya sadece keyfini yaşamak üzere gelmemiş midir? O zaman herşey mübahtır. Tüm maddi varlığını tüketinceye kadar dünya nimetlerinden! Yararlanmalıdır..

    Böyle kişiler, öyle bir maske takarlar ki artık maske olma özelliğini yitirip, kendisiyle bütünleşmiş hale gelir. İyi bir aile babası özelliği ile arz-ı endam ederler. Çevre, konu-komşu onu vaktinde evine gelen, saat gibi işleyen aile düzeni ile tanır. Hafta sonunda birlikte dışarı çıkılır, haftalık alış-veriş yapılır, arabanın kapısı eşe açılır, karşıdan gören kaç yıllık eşe davranışa imrenerek bakar.

    Eş, ise bunları hakettiğini, nazik bir adamla evli olduğunu düşünür. Problemler erkeğe yansıtılmadığı ve sünger gibi emildiği için kadın mutlu ve gururludur. Ailesi için sonsuz bir çaba gösterdiği farkedilmekte ve işleyen düzendeki etkisi yadsınmamaktadır.

    Adam sessiz, içine kapanık ve asosyal olarak kendini nitelese de kadın yıllarca özveri içinde yuvasını yaşatmak için çabalamaktadır. Ailesi ve çocukları çok önemlidir, çünkü.. O da kendini toplumdan çekmek zorunda hissetmiş, görünmeyen manevi baskıdan nasibini almıştır.

    Sessizlik ve kadın tarafından ezilmiş bir görüntüyü yaşam biçimi haline getirerek; kendini çevreye acınacak halde lanse eder. Toplumda mazlumun yanında olmak gibi insansı değerlerden yararlanmak için başka bir kılığa bürünmek, artistlik ! Yapmak, kendine yeni bir dünya yaratmak hep onun için olmazsa olmazlardandır. Bunun nimetlerinden yararlanmak vardır, sonunda…İyi niyetli, kendisine güvenen ve acıyan aileyi sömürmek en önemli hedeftir onun için.. Güven sağlamalıdır, kendini saklamalıdır. İşte tehlike buradadır. Saman altından su yürütmelidir. Yürütebildiği yere kadar..Eşin nimetlerinden yararlanmalıdır. Evliliğine neden devam etsin? Demek ki feda edemiyor. Ama (aldattığı) bir hayat da ona farklı bir renk! Katıyor..

    En önemli nimet! de kendini acındırarak, çocuklarının gözünde ANNE yi silmektir. Oyuna gelen evlatların vay haline…

    Bu kişiler, çeşit çeşit kadınlarla paralarını yer, kumar oynar, omuzunu kaldırarak ” param yok” , ”benim bir dikili ağacım yok” diyerek, sünepe halleri ile çevrelerine kendilerini acındırmaya devam ederler.

    Bu tehlikeli, içten pazarlıklı, ALDATAN, SÜNEPE ERKEK TİPİ ne DİKKAT!

    Öznur Simav

    Aile danışmanı- psikolojik danışman

  • İLİŞKİLER VE BAŞKALARI NE DER?

    “Mahmud ile Yezida birbirine düşman Müslüman ve Yezidi köylerinin gençleridir ve birbirlerine sevdalıdırlar. İki genç evlenmek için umutsuzca çareler ararlar. Mahmud dilek ağacının yanında, Yezida’nın saçlarına kırk gün boyunca birer tane örgü yapar; kırkıncı gün kırkıncı örgü tamamlanır. Yezida ile Mahmud kaçmaya karar verirler. Bu arada, köyün ağası Havvas Ağa Mahmud’un, köyün ileri gelenlerinden biri olan Teyfo Ağanın kızıyla evlenmesini ister. Teyfo Ağa’nın kızı Güllüşah, Mahmud’a deli gibi âşıktır, uğruna kendini asmaya bile kalkmıştır fakat Mahmud bu evliliği kabul etmez. Mahmud dilek ağacına yeşil mendil bağlarken Yezidi köyünde görülmüştür. Yezidiler tarafından öldürülmüş, ağaca yeşil mendil bağlayan eli kesilmiş, köye hudut yapılmıştır. Irmağın kenarında dolaşırken Yezida, sevgilisinin kesik eliyle karşılaşır. Çıldırır, kendini parçalar. Ölüm dairesini çizer ve kendini hapseder. Günlerce kimseyle konuşmaz Yezida, ta ki Mahmud’un anası Eyşan Ana gelene kadar. Yezida cesedinin Mahmud’un yanına gömülmesini istemektedir ama buna bile izin yoktur. Diğer dokuz kardeşi hala namuslarını temizlemekten bahsetmektedirler. Babası Miro Ağa kızını görmeye bile gelmemiştir. Yezida her gün saçının bir örüğünü çözer, kırk gün sonunda kırkıncı örüğünü de çözer ve kendini ölüme teslim eder. Oyun biter.”(Mungan, 1995).

    Etrafımıza, yaşama baktığımızda Murathan Mungan’ın bu mitolojik hikayesine ne kadar rastlıyoruz? Kıyısından köşesinden de olsa, hepimizin bir şekilde böyle bir yaşam hikayesine denk gelmişliği, duymuşluğu vardır sanıyorum. Bir şekilde toplumsal baskının duygusal/ romantik ilişkiler üzerindeki etkisine…

    Bu hikaye akıllara şu soruyu getiriyor… Bizler duygusal ilişkilerimizi yaşarken ya da evlilik kararı alırken ne kadar kendi irademiz ve kendi isteklerimiz doğrultusunda ne kadar aile ve arkadaşlarımızın etkisi altında kalarak kararlar veriyoruz? Verdiğimiz kararın, ailemizin, arkadaşlarımızın, sevdiklerimizin görüşlerinden bağımsız olması mümkün müdür?

    Aslında yüzyıllardır, romantik ilişkileri ailenin desteklemesi veya karşı çıkması diye bir gündem bulunmakta. 

    Aile, arkadaşlar çocuğunun romantik ilişkisine karşı çıkarsa bu ilişki zamana az mı dayanır yoksa çok mu? Ya da aile, arkadaşlar bu ilişkiyi onaylarsa, ilişkiden alınan doyumun artması ve ilişkinin süreklilik kazanması olası mıdır?

    Literatürde yapılan çalışmalar, ilişkilerin sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmadığını göstermektedir. Romantik ilişkilerin devam ve kalıcılığında, partnerin ailesinin kişinin kendisinden hoşlanmasının, kişinin ailesinin partnerden hoşlanmasının ve çiftlerin birbirlerinin ailelerinden hoşlanıyor olmalarının yanı sıra kardeşlerin ilişkiyi nasıl değerlendirdiklerinin etkisi olduğu görülmektedir (Can, 2009). 

    Duygusal ilişkiler konusunda yapılan araştırmalar, ilişkilerin nasıl başladığı, geliştiği ve sonlandığı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bununla birlikte, incelenen literatürde sosyal bağlamın etkisini dikkate alarak yapılan çalışmaların oldukça az sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Bu az sayıda çalışmanın da gösterdiği gibi ilişkiler sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmamaktadır. 

    Yıllar önce Ridley ve Avery (1979) sosyal bağlamın etkilerinin dikkate alınmaması durumunu “kavramsal körlük” olarak tanımlamışlardır. Bugün hala yakın ilişkilerde sosyal ağ etkilerinin göz ardı edildiği yönünde tartışmalar devam etmektedir (örneğin, Parks ve Eggert, 1991; Surra, 1988).

    Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ailenin, arkadaşların, toplumun ilişkiye yönelik yorumları, görüşleri karşısında, ilişki zamana az mı dayanır çok mu?

  • Bebeklik ve erken çocukluk döneminde sınır koyma- disiplin

    Bebeklik dönemi ailenin istenmeyen davranışlar daha başlamadan bunları önlemek, başladığında ise erken ve etkili çözüm getirmek için hazırlanabileceği çok önemli bir dönemdir. Aileler sıklıkla çocuklarını olumlu olarak algılarlar. Ancak çok sevilen, üzerine titrenen çocuğun da aile tarafından olumsuz algılanan davranışları olabilir.

    Aileler çocuğun davranışlarına tepkiyi kişisel, toplumsal beklentilere bazen de o andaki ruh halleri doğrultusunda verirler. Örneğin tüm gün ev işleriyle boğuşmuş bir annenin sabahki sabrı ile akşamki sabrı bir olmayabilir. Çocuğun amacı istenmeyen bir davranışı yapmak olmayabilir. Sıklıkla bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocukların amacı merak ettiğini, istediğini elde etmektir, ya da davranışın altında yatan heyecan, öfke gibi bir duygu vardır. Aile ise davranışa odaklandığından bu duygu ve düşünceleri fark etmeyebilir. Kullanılacak yöntem ne olursa olsun ailenin çocuğun duygu ve düşüncelerini daha iyi anlaması gerekir. Çünkü çözüm ancak bu şekilde gelecektir.

    Temel ilkeler;

    1. Çocukla genel anlamda ilişkiyi iletişimi ve olumlu geri bildirimleri arttırmak. Uygulanacak tüm yöntemler bu temel üzerine oturtulmalıdır. Pek çok istenmeyen davranışın altında çocuğun ilişkiye girmek için dikkat çekmek istemesi yatar. Örneğin annesinin dikkatini başka türlü çekemeyen çocuk huzursuzluklar çıkararak bunu yapabilir. Çocuklar için olumsuz ilişki bile ilişki olmamasından daha iyidir. Çocuğun bakış açısını anlamak çok önemli, bunu yapabilmenin en iyi yolu ona daha fazla zaman, dikkat ve şefkat vermek. Sevilen, kişiliğine saygı duyulan çocuk başkalarını sever ve onlara saygı duyar.

    2. Önce istenmeyen davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğunu bulmaya ve sıklığını belirlemeye çalışmalıyız. Bazen çaresizlikle yaptığımız tutarsız davranışlarla, örneğin önce tepinince ona çok ilgi göstermek, eline vermek istemediğimizi sonunda vermek gibi, çocukları şaşırtıyor olabiliriz. Davranışın bir öncesi ve bir sonrası vardır. Öncesi başlamasına sebep olur, sonrasında elde edilen ise tekrarlanıp tekrarlanmayacağını belirler.

    3. Çocuklar en kolay taklit ederek öğrenirler, neyin olumlu neyin olumsuz olmadığını da bilemeyebilirler. Olumlu davranışı siz göstererek ona örnek olun. Çocuklar sıklıkla duyduklarını değil gördüklerini yaşadıklarını öğrenirler. Çocuklar hep öğrenme durumundadır. Onlardan büyük beklentilerin olmaması çok önemli. Kurallarınız az sayıda, mantıklı, kolay olsun onlara siz de uyun ve sık sık tekrarlayın.

    Kaynak: Ertem İÖ, Gelişimsel Pediatri 2005 Çocuk Hastalıkları Araştırma Vakfı

  • Ergenlikte erkek çocuk psikolojisi, nasıl bir yaklaşım izlenmelidir ?

    Ergenlik dönemi, yaşamın belli kritik dönemlerindendir. Bu dönemde, fiziksel değişiklikler, bir hayli önemli boyuttadır. Bu dönemde yaşanan bedensel değişiklikler, gencin yaşı, kavrama ve farkındalık düzeyi yüksek olması nedeniyle iz bırakan değişikliklerdir. Bu değişikliklerin psikolojik yönden etkilemesi de yüksektir. Fiziksel değişikliklerden olan hormon değişiklikleri, doğrudan ya da dolaylı olarak gencin psikolojisini de etkilemektedir.

    Genel anlamda genç kız ve genç erkeklerde bedensel değişiklikler, bu değişiklikleri kabullenememe, arkadaşlarıyla karşılaştırma, vücuduna özen gösterme, ya da özen göstermek istememe gibi durumlara sıkça rastlarız. Burada psikolojik duruma yansıyanlar ; gençlerde asabiyet, özellikle anne-babalara, öğretmenlere karşı tavır ve davranışlarda negatiflik öne çıkan özelliklerdir. Bu davranışlar karşısında yetişkinler de güç anlar yaşamaktadırlar.

    Olumsuz davranışlar karşısında yetişkinler, genç erkeklerden daha fazla etkilenmektedirler. Ses tonu kullanımı, enerjinin ve şiddetin aktif olarak gösterilmesi, eşyalara, kendine ve çevreye zarar verebilme durumlarının yaşanması, iletişimi neredeyse koparma noktasına getirmektedir. Süreçten, gençler ve aileleri olumsuz etkilenmektedir.
    Aileler daha çok erkek ergenlerde yaşanan asabi, sinirli durumlar karşısında nasıl bir tutum sergilemelidir?

    Aileler, iyi, huzurlu bir aile ortamı sağlamalıdır. Kararlar birlikte alınmalıdır. Genç ne aşırı korumacı ne de aşırı baskılayıcı tutumla karşı karşıya kalmalıdır. Ancak, sınırlar iyi belirlenmelidir.

    Erkek ergenlerde içe kapanma durumu sıkça yaşanır. Duygu ve düşünceler kendine saklanır. Özellikle aile bireyleri bu konulardan oldukça uzak tutulur. İçte yaşanan gerginlikler gencin odasında yaşanır, taşkınlıklar ise oda dışındadır, genellikle…
    Aileler, gerektiğinde uzmanlardan yardım almalı, aralarındaki ilişkiyi bozmamalı ve iletişimlerini sağlamlaştırılmalıdırlar.

    Aileler, ev ortamının erkek ergen tarafından tercih edilebilecek özellikler taşımasına dikkat etmeli, spor için gerekli destek verilmeli ve uygun arkadaş çevresi oluşturmaya yardımcı olunmalıdır. Arkadaşların olumsuz yönleri ortaya konmamalıdır. Anne-baba empati yaparak, sabırlı olmaya çalışmalıdır. Gencin yanlış yapabilmesine hak tanınmalı, onların deneyerek öğrenmelerine engel olunmamalıdır. Denge iyi oturtulmalı, büyük olabilecek yanlışlar için uzlaşma sağlanmalıdır.

    Ailede gence önem verildiği, gencin kendisinin önemli olduğu hissettirilmelidir. Bununla birlikte ailede HER BİREYİN özel ve önemli olduğu hissettirilmelidir.
    Ailede ilişkiler, küçük yaşlardan itibaren sıcak, anne-baba tutumlarının dengeli olacak şekilde sağlandığı, tutarlı, ilgili, destek, yardımsever tarzda olmalı ve devam ettirilmelidir.Gençten beklentiler aşırı olmamalıdır.
    Aile ortamında, kadın ve erkeğe verilen değer demokratik olmalı, erkeğe artı bir değer, çok özel bir konumlama yaratılmamalıdır. Bu konuda, anne ve baba ilişkileri ile model olmalıdır.
    Çay, kahve, kola tüketimi azaltılarak, ıhlamur, su, ayran gibi içecekler tercih edilmesi yönünde fikir birliğine varılmalıdır. Hiç değilse evde yavaş yavaş bu tür içecekler öne çıkarılabilir.
    Bilgisayar oyunları, internet kullanımı yine fikir birliği ile gece uykusundan uzunca zaman önce terkedilmiş olmalıdır.
    Akşam saatlerinde ılık bir duş alınarak rahatlama sağlanmalı, rahatlatıcı, hafif bir müzik sesiyle uykuya geçilebilmelidir.
    Gencin taşkın, sinirli olduğu zaman yetişkinler diyaloğa girmemeli; rahat bırakmalı, daha sonra konu ÖZEN göstererek ele alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Teknoloji bağımlılığının yol açtığı : hikikomori hastalığı

    DİKKAT !!! HİKİKOMORİ GELİYOR…

    Hikikomori, Japonca da “elini, ayağını çekmek” anlamına geliyor. Bu terim teknolojinin merkezi diyebileceğimiz Japonya dan yayılmış ve 21. Yüzyılın hastalığı olarak tanımlanıyor. Japonlar, geleneksel yaklaşımlarından dolayı, özellikle erkek çocuklarının her türlü hizmetini ayağına kadar getirdikleri için bu hastalık yaygınlaşmış durumda. Dünyada ve Türkiye de de tehlikeli bir seyir izliyor. Erken teşhis edilmeli, en güzeli de Hikikomori ye neden olabilecek durumlar kontrol altına alınmalıdır.

    Bu hastalık, her ne kadar teknolojinin yarattığı bir hastalık olarak görülse de temelde başka nedenlere dayanıyor. Kişi, teknoloji ile ilgilenerek kendisini sosyal çevreye kapatıyor. Bilgisayar ekranı ile sanal alemde iletişim kuruyor. Bu iletişim, öyle boyutlara geliyor ki artık kişi tüm temel ihtiyaçlarını odasında karşılıyor. Yemeğini ailesi ile yemiyor, odasında yemek, uyumak dahil tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Hatta, o kadar büyük boyutlara kadar gelebiliyor ki tuvalet ihtiyacını bile odasında giderenler olabiliyor.
    Hikikomori hastalığı, büyük oranda erkeklerde ve 15 yaşlarında görülüyor. Bu kişiler, sanal bir dünyada olmanın rahatlığını yaşıyorlar, herşeyi kendi istedikleri şekilde yönetebiliyorlar, karşı çıkan olmuyor. Kişi kendi kendisine yaşıyor, aileden kişilerle bile iletişim kurmak istemiyor. Belki, ayda bir, yakın bir yere,birşey almaya gidiyor. Asosyal olma durumu pek farkedilmiyor. Kişinin kendi tercihi olarak düşünülüyor. Günümüzde, çocuk odalarının içe dönük kullanılması, sadece çocuğa özel olarak düşünülmesi, evlerde ısıtma alanının ve kullanım alanının geniş olması bireyler arasındaki iletişimi ister istemez azaltıyor.

    Hikikomori hastalığı, başlangıçta bilgisayar, internet düşkünlüğü ya da bağımlılığı olarak tanımlanıyor. Aileler, önceleri, çocuklarının dışarıda kendilerinin bilmediği bir yerde zaman geçireceğine, evde olmalarını tercih ediyorlar. Ancak, durum bakıyorlar ki hikikomori haline gelmiş. Hikikomori, bu tür kişileri tanımlamak anlamında da kullanılıyor, isim olarak ta kullanılıyor.

    13-14 yaşlarında başlayan hikikomoride önergenlikte olan erkek çocuklar, odalarında ders çalışıyor diye düşünülmemeli, teknolojik araçların kontrol altında kullanılmasına izin verilmelidir. Bunun yanında çocukların derslerde aşırıya kaçmamaları, günün planlı kullanımı da önemlidir. Kız çocuklar da dikkatle izlenmeli, iletişim sağlıklı şekilde devam etmelidir.

    Bilgisayarlar, ortak kullanım alanında, örneğin, salonda kullanılmalı, aileler kendilerini teknolojik alanda geliştirmeye önem vermeli ki takip edebilsinler; çocuklar, odalarında ders çalışırken, tamamen kontrolsüz bırakılmamalı, mümkünse oda kapısı kapatılmamalı, çocuğun odasına zaman zaman girerek, aileden kopuk bir durum yaratılmamalıdır.

    Altta yatan nedenin iyi gitmeyen gönül ilişkileri de olabileceği düşünülerek, çocuk ve gençler aile desteğinden yoksun bırakılıp, kendi içlerine kapanmalarına neden olabilecek durumlar yaratılmaktan kaçınılmalıdır. Gence kendini iyi ifade edebilecek ortam evde her zaman için sağlanmış olmalıdır. Çocuk ve gençler, sosyal ilişkilere yönlendirilmeli, açık hava oyunlarına ve arkadaşlık ilişkilerine ortam hazırlanmalıdır. Bilgisayar ve internet, oyun ağırlıklı değil; gerçek ihtiyaca yönelik olarak kullanılmalıdır. Burada anne- babanın örnek olduğunu da belirtmeden geçemeyiz.

    Kaybedilmiş kuşaklar yaratmak istemiyorsak elimizde ve evimizdeki tehlikenin farkına varmalı, geç kalmadan önlemlerimizi almalı, gerekirse uzmanlardan yardım alabilmeliyiz.
    Aileler, olabildiğince sabah kahvaltılarında ve akşam yemeklerinde bir arada olmalı, aile bireyleri günü, konuşarak değerlendirebilmelidir. Herkes günü nasıl geçirdiğini anlatabilmelidir. Çocuk ve gençler, daha çok dinlenmeli, etkin dinleme yapılmalıdır.
    Çocukların eğitiminde, otokontrol sahibi olabilmeleri amaçlanmalıdır. Teknolojik araçların en verimli şekilde nasıl kullanılabileceği, zamanın ne kadar önemli olduğu üzerinde durularak, bilgiler tartışılmalıdır. Aile ile çocuk-genç arasındaki bağlar kuvvetlendirilmeli, ortak paylaşımlar çoğaltılmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    AİLE DANIŞMANI-KURUCU-PEDAGOG

  • Çocuklarımız kimlere emanet

    Çocuklarımız, öncelikle aile içinde anneye emanet oluyor. Günlük yaşam içinde, yurdumuz koşullarında ve alışıldığı şekliyle… Anneler, bebeklerini dünyaya getirdikten sonra, kendileri ile özdeş bir şekilde büyütürler… Sanki, ikisi bir bütündür. Onunla birlikteliğini, onu anlamayı, ihtiyaçlarını bilmeyi hormonlarınında etkisiyle başarmaya çalışır. Ağlıyorsa, neden ağladığını, neye ihtiyacının olduğunu en iyi anne keşfeder. Anne ağlamadaki nüans farklılıklarından karnı ağrıdığı için mi ağlıyor, yoksa acıktığı için mi ağlıyor bilir. Uyumayan bebeğine eşlik ederken, çözüm yolu ararken sabaha kadar uykusuz kalan, hastalıklarında birkaç gece uykusuz geceler geçiren yine annedir. Toplumda genel anlayışta bebeği ile öncelikle ilgilenmesi gereken kişidir, anne.

    Babalar ise olağanüstü durumlarda belki anneye yardımcı olabilirler. Genellikle baba evin geçimini sağlıyor gerekçesi ile o, bu işlerden muaftır. Yani ayrıcalıklı bir yeri vardır ve bunu kullanır. Pekçok baba yarın işe gideceğim gerekçesi ile bebeğin sesinin bir an önce kısılmasını ( ! )bekler, anneden.

    Maddi koşulları uygun olanlar, gece bakıcısı ile çözüm yoluna gidebilirler. Bu durumda anne kendisine dinlenme için uygun zaman yaratabilir. Genellikle gece bakıcısı denetim altındadır. Evde aile bireyleri bulunur. Gece işlerinde çalışan, vardiya sistemi ile çalışanlar için; bebeğin ya da çocuğun belli bir uyku düzeni sağlanmışsa pek sorun yaşanmayabilir. Ama gece uyku düzeni olmayan bebekler için, bakıcının fedakarlık yapması ve kendi uykusuna galip gelebilmesi problem olabilir. Pekçok gece çalışılan iş kolu olmasına rağmen bebekle birebir olmak ve onun ağlamalarını anlayıp, çözüm bulabilmek ve sessizliğe kavuşturmak çok kolay değildir. Yapılan yanlışlar, bebeğin hayatını ilgilendiriyor boyutlarında bile olabilir.

    Bebek bakımında, annelik sabrını yaşamış olmak, kendi yaşamında psikolojik sıkıntılar yaşayan bir aileden gelmemiş olmak, genel beden sağlığının dayanıklı ve mücadeleci bir yapıya sahip olması çok önemlidir. Ayrıca vicdani yapısının gelişmiş olması, ahlaki değer yargılarını benimsiyor olmak ve bu değer yargıları ile büyümüş olmak ve bunları içine sindirmiş olmak, üzerinde hassasiyetle durulması gereken hususlardır.

    Bebek bakım işi profesyonelce yapılan bir iş olsada içinde mutlaka duygusallık vardır. Cansız bir işle çalışıyor olmaktan çok farklıdır. Bakıcının kişilik özellikleri, karakter yapısı dikkat edilecek özelliklerdendir ve mümkünse yakın tanıdıklardan referans alınmalıdır. Bakıcı deneyimli olmalı ve hastalık vb. durumlarda uyanık olmalıdır. İlkyardım bilgisi olması tercih nedeni olmalıdır. Evde alınması gereken güvenlik tedbirleri tamamlanmış olmalı , ancak bakıcı tarafından da bu güvenlik tedbirlerinin devamlı olması ve kontrollerin yaplıyor olması gereklidir.

    Bebek bakıcısı temiz ve hijyenik olmalı, bebek içinde gereken temizlik önlemlerini uyguluyor olmalıdır. Kendiside sağlık kontrolünden geçmeli, röntgeni çekilmeli ve bu şekilde işe alınmalıdır. Bakıcı eve misafir kabul etmemelidir. Yaptığı işi severek yapıyor olmalıdır ve en önemli özelliklerden bir tanesidir. İşi severek yapıyor olmak, gönlünü ortaya koyarak yapıyor demektir ve bu da en az hata ile iş yapmak demektir. Sorumluluk sahibi olmak, zamanında işe geliyor olmak ve yaptığı işin önemini kavramış olmak çok önemlidir.

    Gece bakıcısı, gündüz bakıcısı ve bakıcıya götürmek farklı dikkat gerektiren konulardır. Bakıcıya götürülen bebekler için, bakıcının ev ortamı nasıldır, evde hangi aile bireyleri bulunmaktadır, bebeğimize yeteri kadar ilgi gösterilebilecek mi, evde bulunan kişilerin ruh sağlıkları yerinde mi, bebeği kıskanan çocuklar olabilir mi, evde bebek sesine tahammülsüz bir aile bireyi var mı- bu genellikle baba ve genç yetişkinler olabilir. Bakıcının evinde güvenlik önlemleri nasıl, açıkta ilaç, deterjan vb. Bulunuyor mu, merdiven, yataktan düşme, kesici cisimlerle yaralanma durumları olabilir mi, elektrik prizleri kapalı mı, ütü, soba, elektrikli soba, katalitik, tüplü soba kullanımı durumu nedir dikkate alınmalıdır. Evde doğalgaz kullanımı ve alınması gereken tedbirler uygulanıyormu, gaz sızıntısı olabilir mi, çaydanlık , çay servisi, sıcak içecekler güvenli şekilde tüketiliyor mu, evde köşeleri sivri, batıcı, delici cisimler mevcut mu, ele geçebilecek durumdalar mı , içi su dolu kovalar, küvetler kullanılıyor mu, böcek ilaçları vb. Bulunuyor mu… Tüm bu ayrıntılar, bebeğimizin ayları ve yaşları ile ilişkili olarak dikkate alınmalıdır. Emekleyen, yürüyen, en meraklı, hareketli yaşlarını yaşayan çocukların özelliklerine göre düzenlenmelidir.

    Çocuk, kendini ifade edemeyecek yaştayken emanet edilecek kişinin özellikleri, cinsel sapkınlıklarının olup olmadığı çok önemlidir. Genellikle yakın aile çevresinden tahmin edilmeyecek kişilerden bu vakalara rastlanır. Bu kişiler, aile çevresinde güvenilen ve güvensizlik durumu akla pek gelmeyecek kişilerdir. Cinsel istismar çok dikkat edilmesi gereken bir konudur ve hayati önemi vardır.

    Çocuk, anaokulu çağlarındayken genellikle okulöncesi kurumlarına yönlendirilir. Çocuğun arkadaş ihtiyacını karşılamak ve sosyalleşmesi için ortam sağlamak günümüzde okulöncesi kurumlara ilgiyi artırmıştır. Çalışan anneler için öncelikle tercih edilen bu kurumların çocuğun gelişimindeki katkıları gözlendikçe ve yararları anlaşıldıkça neredeyse çocuklar için olanaklar dahilinde sanki zorunlu birer kurum haline gelmişlerdir. Çocukların bu kurumlarla bağları kurulurken dikkat edilecek pekçok husus sözkonusudur. Ulaşımdan, verilen eğitime, beslenmeye ve kurumla kurulan iletişimin gücüne ve güvenirliğine kadar bir dizi dikkat edilecek durum vardır.

    İlköğretimde ise günün ne kadarını okulda geçecektir, evde onu kim karşılayacaktır, anne çalışan bir anne midir? Okulda etüd olanağı varmıdır? Yoksa başka bir etüd kurumu mu gündeme gelecektir? Tüm bu soruların yanıtlarını aramak gerekir. Bulunulan çevre neresidir? Kırsal kesim ise yeterli güvenlik koşulları uygun şekilde sağlanmış mıdır? Şehir ve büyük şehir ortamında yine alınması gereken önlemler farklılık göstermektedir. Çocuk, okulda herkesin bulunduğu ortamlarda bulunmalı, sessiz ve kuytu bölümlerde bulunmamalıdır.

    Okulun, özel yada devlet okulu olmasınında farklılıkları olacaktır. Kapılar, çerçeveler sağlam mı? Gözden kaçan tehlikeli durumlar var mı? Okulda ilkyardım tedbirlerinin alınabileceği hemşire, doktor gibi sağlık personeli yada bilgili kişiler var mı? Gereken hassasiyet gösteriliyor mu? tüm bunlar özel olarak düşünülmelidir.

    Çocuklar yada gençler okulda şiddete karşı korunuyorlar mı? Yeterli şekilde bilinçlendirme yapılıp, gereken önlemler ve yönlendirmeler yapılıyor mu? spor, müzik gibi etkinliklerle enerji boşalımı için ortam hazırlanıyor mu? Yanlarında silah, bıçak vs. taşıyorlar mı? Bunların kontrolü sık sık yapılıyor mu? çocuklar ve gençler bilinçlendiriliyor mu? Duygusal problemi olanlar dikkatle takip edilip, uzmanlara gereken yönlendirmeler yapılıyor mu?

    Akran zorbalığına karşı okulun tutumu nasıl? Duymazlıktan mı geliniyor, gerçekten gereken önlemler alınıyor mu? Çocuk ve gençlere gereken ilgi ve samimiyetin gösterilmesi gerekmekte. Tüm bunlar aile ile iyi bir işbirliği içinde mümkün olmakta. Çocuk ve gençler arasında bireysel farklılıkların dikkate alınması ve ailelere tutumlar hakkında bilinç kazandırılması önem kazanmaktadır. Çünkü, okulda verilen eğitim aile ile birlikte olmalıdır ki kalıcı olsun ve uygulanır olsun. Okullarda yalnızca öğretime değil; eğitime ve değerlerede önem verilmeli ve çocuğa kazandırmada çaba gösterilmelidir.

    SONUÇ olarak, çocuğumuzu emanet edeceğimiz kişi ve kurumlara gereken önem verilmeli ve gençlerimizin duygusal problemlerine sessiz kalmayıp, başkalarına ve kendilerine zarar vermelerinin önüne geçmeliyiz ve yardım almayı ertelememeliyiz. Herşey için GEÇ OLMADAN çözüm bulmalıyız.

    Pedagog ÖZNUR SİMAV
    Aile Danışmanı-KURUCU

  • Boşanma nedenlerinin, çocuğun özelliklerine göre etkileri

    BOŞANMA VE ÇOCUĞA ETKİLERİ

    Herşey iyi günde ve kötü günde beraber olmak vaatleriyle başlar. Atılan imza yaşamınızın imzasıdır ve yaşamınızı bir diğerinin ellerine emanet ediyorsunuzdur. ‘’Yetişkin insanlar nasıl kendini başkasına emanet eder? ‘’ denilebilir. Artık, bağımsız değilsiniz, herşeyi iki kişilik düşünmek zorundasınız. O da bunu ister mi? Beğenir mi? Zor gelir mi? Kıskanır mı? Ailesi ne der? Gibi gibi.. Tüm bunun gibi soruların cevabını vererek birlikte yaşamaya, hayatı paylaşmaya başlarsınız. Önceleri genellikle herşey yolunda gider, ilk aylar halk arasındada ‘’cicim ayları’’ olarak anılır. Tarafların gözü birbirinden başkasını görmez. Aşk gözlerini kör etmiştir. Hatalar olsa da hep iyi niyet söz konusudur. ‘’Canım şöyle demek istemiştir, yok ben yanlış düşünüyorum, alınganlık yapıyorum’’ denilerek kişi sorunu kendinde arama çabasındadır. Karşı taraf haklıdır. ‘’Benim alınganlıklarıma karşı, ne kadar da iyi bir insan sesini bile çıkarmıyor’’ diyerek kendimizi suçlarız. Bu arada yeni arayışlara girilir ve bir bebeğin yaşamı renklendireceği fikriyle ya da bir sürprizle üç kişilik bir yaşama başlarsınız.

    Bebek doğduğunda aslında problemler başlamıştır. Aileler, bebek doğumunda gizliden ya da açıktan sorun olarak gündeme gelmişlerdir. ‘’Senin annen bebek için şunu dedi, benimki de böyle söyledi’’, kucağına aldı, kucağa alıştı, ‘’bebek öpülmez, yok bizde öpülür’’ tarzında söylemler yaşanır. Hamilelik döneminde kayınvalidenin sıkıcı önerileri kadını bunaltmaya başlamışta olabilir. ‘’Annene söyle, yeter artık, bıktım’’ sözleri erkeği annesi ile eşi arasında bırakmıştır.

    Bu tür problemler zaman içinde aşılır ya da aşılamaz. Aşıldığında zaman içinde aileyi genişletmek mümkün olabilir. Yaşam devam eder, bazen keyifli bazen sorunlu gitsede eşler çözme gayreti içindedir. Ancak, yaşam bir noktaya gelirki işte o son noktadır. Boşanma kaçınılmazdır.

    Çocuğun olması boşanma durumunu daha güçleştirir. Karar alırken çocuk faktörü öne geçer ve eşler genellikle kendilerini çocuklarına karşı sorumlu hissederler. Olması gerekende zaten böylesidir. Çocukların maddi yönden ihtiyaçlarının karşılanması, annede mi babada mı kalacaklarının kararı, okula gidiyorlarsa okul şartlarının gözden geçirilmesi, daha küçük yaşlardaysa hangi ebeveynle duygusal bağlarının kuvvetli olduğu, bebeklik dönemindeyse anne sütü alma ve anneye daha fazla ihtiyaç duyulması durumu, ebeveynlerden birinin yabancı uyruklu olması ve çocuğun nerede yaşamaktan mutlu olacağı ve kendini iyi hissedeceği, boşanmanın hangi nedenle gerçekleştiği, boşanmayı gerektiren durumlar, ailede şiddet, ebeveynlerden hangisinin boşanmayı istediği ve sebebin geçerli olup olmadığı ve çocuk tarafından durumun değerlendirilişi, Çocuğun ya da çocukların cinsiyeti, ergenlik döneminde olma, aldatma, gelirini ailesi dışındaki kimselere harcama ve dolayısı ile kendi ailesi ve çocuklarına maddi yönden sıkıntı yaşatma, evlilikte herşey yolunda gittiği imajı yansıtılarak birden bire ortadan kaybolma, sahtekarlık ve eşini dolandırma, yüz kızartıcı suç işleme gibi durumlar çocuğun psikolojisini etkiler.

    ‘’Boşanma evlilik kadar doğal bir durumdur’’ ifadesi ağızdan kolay çıkar. Ancak, çocuk faktörü varsa o kadarda basit değildir. Aile birliği mümkün olduğunca devam ettirilmeye çalışılmalı; çok zorlanılıyorsa günlük yaşamın kalitesi düşüyorsa ve çocuklara zarar verir duruma geldiyse eşler boşanma kararı almalıdır. Boşanma kararı önemli bir karardır ve eşler kararı birlikte almalıdır. Çocuk ya da çocuklara uygun şekilde anlatılmalıdır. Zaten şiddetli geçimsizlik durumu varsa çocuğun anlaması ve kabul etmesi kolaylaşmış olacaktır.

    Ancak, eşlerden birinin aldatması ile boşanma durumu gerçekleşiyorsa aldatan eş partnerini değil; ailesini yani çocuğunu da aldatmış olur ki bu çocuğun psikolojisinde deprem etkisi yaratır. Ailesinde kendini güven içinde hisseden çocuk, aldatılma psikolojisi ile tüm insanlara karşı güven duygusunu yitirir. Ağır krizler yaşayabilir, gerekiyorsa ilaç tedavisi yapılır. Ayrıca bu çocuklara pedagog desteği alarak yıkılan hayalleri ve güven duygusunun yeniden inşaası için zaman ve emek harcanmalıdır. Çocuk, aldatan ebeveyni reddedebilir, görmek istemeyebilir.

    Böyle durumda çocuğun haklarına ve duygularına saygı gösterilmeli ve asla baskı uygulanmamalıdır. Çocuk, duyguları olmayan paket değildir. Çocuğun hissettikleri dikkate alınarak anne ya da baba ile diyalog düzenlenmelidir. Çocuk ve ergenin karşı cinse olan duyguları ve güvenide etkilenir ve ileride kendisinin de terkedileceğini düşünüp, evlenmeye olumsuz bakabilir.

    Bir danışanım, çocuğunun babasının ‘’yurtdışına işe gidiyorum’’ diyerek çocuğu ile vedalaşıp, geri dönmeyerek ortadan kaybolduğunu ve boşanma davası açtığını 15 yaşındaki oğlunun ağlama krizleri yaşayıp, ne yapacağını şaşırdığını söyleyerek yardım istedi. Çocuğun ergenlik döneminde olması, güvendiği babasının yalanla böyle bir durumu yaşatması ekstra bir durumdu. Eşler, çocuklarını yok sayarak egolarına göre hareket etmemelidir.

    Yine çocuğun güvendiği anne-baba figürü sahtekarlık yaparak, karşı tarafı borç batağına sokup, ailesini güç durumda bırakıyorsa, çocukta kapanmayacak izler bırakması çok olasıdır.

    Toplumumuzda 4-5 çocuğunu bırakıp, yasak aşk yaşayan annelerinde olduğunu biliyoruz. Televizyonlarda ‘’kayıp’’ adı altında aranıyor, ancak gerçek, zaman içinde ortaya çıkıyor. Böyle durumlarda baba, daha önce ev ile ilgili sorumlulukları, yemek yapma, çamaşır, bulaşık vs. üstlenmediyse çok sorun yaşayabilir. İş sorumluluklarıyla ev- çocuk sorumluluğunu dengede götürmeye çalışmak çok güçlük yaşanmasına sebep olur. Ayrıca da artık çocuk, sorunlu hale gelmiştir. Onunla da ayrıca hassasiyetle ilgilenmesi gerekmektedir.

    Çocuk, boşanma durumunda ikilemde kalabilir. Anne ve babasını üzmemek için her iki tarafın aleyhte söylenen konuşmalarını içinde saklamaya çalışabilir. Bu durum da çocuğa ağır bir sorumluluk yükler, çocuk içine kapanır.
    Yabancı uyruklu ebeveyn çocuğu olmakta güçtür. Her ne kadar günümüzde ulaşım çok sorun olmasa da maddi boyutlar, ilişkileri zora sokabilir. Çocuğun hangi ebeveynde kalacağının kararı aynı zamanda hangi kültürü seçeceğini de belirler. Kültüre uyumda ayrı bir özel durumdur.

    Alkol, kumar nedeniyle boşanmalarda ailenin genellikle maddi olanakları tükenmiştir. Çocuklara karşı ilgisizlik, sorumsuzluk, aile birliğinin değerini bilmeme gibi durumlara rastlamak mümkündür. Kadına şiddet ve bu şiddete şahit olan çocuklar mevcuttur. Hergün yüzü, gözü morarmış bir annenin çocuğu olarak okuluna gider. Kavga, gürültü sesleri kulağından eksik olmaz, öğretmeninin sesini duymaz bile… Çocuğun zaten ailede yaşam sürerken birçok sıkıntısı vardır. Çok sevdiği, hayatının anlamı annesi, ‘’baba’’ dediği kişi tarafından mağdur edilmektedir. Çocuk, babasına karşı dayanılmaz bir hırs besler ve bu hırsını büyüdüğü zamana, geleceğe bırakarak, kendine saklayarak büyür.

    Bluğ çağında olmak ve boşanma da ayrı bir hassasiyet gerektiren bir durumdur. Çocuk, kendi kimliğini oluşturma ve kendini ortaya koyma çabası içindedir. Toplumla uzlaşmada sorunlar yaşayabilir. Kendini desteksiz hissedebilir. Çatışmalarla dolu olan bu dönem, ailenin desteğini hep yanında hissetmesi gereken bir dönemdir. Ergen her ne kadar dışarıya açılsa da aile bütünlüğü içinde kendini rahat ve huzurlu hisseder.
    Boşanma ile birlikte çocuğun hayatı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Yaşama maddi kaygılar eklenir. Eğer baba terkedip gittiyse, anne ayakta kalma çabası içine girecektir. Kendisine ve/bebeğine/ çocuğuna / çocuklarına/ engelli çocuk olup olmadığına /engelinin türüne /ikizlerine/ergene/kız /erkek bakmak için elinden ne gelirse yapma çabası içinde olacaktır. Yaşadığı yer ve konum özellikleri de önem taşımaktadır. Kadın, çocuklarına bakarken çevreden kendisi hakkındaki düşüncelerle de mücadele etmek durumunda kalacaktır. Slash ile özellikle ayırmam, herbirinin ayrı önemli özelliklere sahip olmasındandır. Burada belki kadın yıllarca çalışmamış, çalıştırılmamış, engellenmiş, kariyer hedefleri hiçe sayılmış, evliliğini sürdürmek için susmak zorunda kalmış olabilir. Yaşamının alt üst olması ile geçte olsa çalışmak zorunda kalacaktır. Tabii iş bulabilirse… Zaman içinde yaşı ilerlemiş, dünyanın düzeni değişmiş, iş becerileri körelmiş olacaktır.

    Boşanmadan sonra çocuk, kendine göre savunma mekanizmaları geliştirebilir. Çevreden kaçma, uzaklaşma, pollyannacılık, bastırma, derslerden uzaklaşma, başarıda düşme, insanlara güvensizlik, şiddet, içe kapanıklık, suçluluk, utanma,karamsarlık, depresyon, yeme ve uyku bozuklukları,suç işlemeye eğilim,üzüntü, acı, tikler,dikkat dağınıklığı, alt ıslatma ve dışkı kaçırma, terkedilişlik, geleceğe yönelik kaygı, korku, saldırganlık, çocuğun gelişimsel çağına göre önceki gelişim dönemine dönme, öfke, düşmanlık, yalnızlık, diş gıcırdatma gibi davranış ve duygular yaşayabilir. Alkol, madde bağımlılığına yatkınlık gibi durumlar yaşayabilir.

    Boşanma her aile için özel bir durumdur ve aile dinamiklerine dikkat ederek yaklaşım gerekir. Yardım alınması çocuk ve aile açısından yaşamı yoluna koyma ve zaman kaybetmeme açısından önem kazanmaktadır.

    ÖZNUR SİMAV
    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI-kurucu-PEDAGOG
    KADIKÖY-İSTANBUL