Etiket: Aile

  • ÇİFT – AİLE TERAPİSİ

    ÇİFT – AİLE TERAPİSİ

    Toplumun en küçük birimi ve temel taşı olan aile, bireylerin psikogelişim süreçlerinin ve ruhsal

    sağlıklılık ya da sağlıksızlık hallerinin belirleyicisidir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılayabileceği doğal

    ve güvenli yer kendi ailesidir.

    Ailenin tanımı üzerinde henüz bir anlaşmaya ulaşılamamıştır. Aileye yaklaşımda en sık kullanılan

    sistemik bakış açısına göre; aile bir geçmişi paylaşan, duygusal bağı olan, bireysel aile üyelerinin

    ve ailenin bütününün ihtiyaçlarını karşılamak için stratejiler planlayan bireylerden oluşmuş

    kompleks bir yapı olarak tanımlanır.

    Aile fonksiyonlarını yerine getiren ve üyelerine doyum sağlayan ailelere sağlıklı aile denir.

    Duyguları paylaşma

    Bireysel farklılıkları kabullenme

    İlgi ve sevgi duygularının gelişimi

    İşbirliği

    Mizah duygusu

    Yaşamı sürdürmek ve güvenlik için temel ihtiyaçların karşılanması

    Problem çözme

    Geniş bir felsefi düşünce

    Taahhüt

    Takdir etme

    İletişim

    Birlikte zaman geçirme

    Maneviyat

    Başa çıkma becerileri

    Aile fonksiyonlarının birkaç farklı bölümlerinin yeterince yerine getirilememesi nedeni ile sağlıksız

    aileler oluşabilir.

    Ailenin gücünü, aile içi iletişim belirler. Günümüz koşullarında, gelişen teknoloji, sosyoekonomik

    sorunlar vs nedeni ile iletişime yeterli önem verilemeyebilmektedir.

    Humphyres (1998) sağlıklı ve sağlıksız ailenin iletişim kalıplarını tanımlamıştır.

    Aktif dinleme

    Yargılamama

    Özgür bırakma

    Empati

    Eşitleme

    Açık olma

    Hazırlıklı olma

    Tutarlılık

    Yargılama

    Denetleme

    Üstünlük taslama

    Katılık

    Nötralize etme

    Zıtlık içeren mesajlar

    Çifte mesaj

    Fazla kabullenme/fazla eleştirme

    Kişiselleştirme

    Günah keçisi yapma

    Hedef değiştirme

    Üçgenleme

    Mitler

    Sırlar

    Aile içinde krize neden olan her durum, profesyonel yardım gerektirebilir. Evliliğin ilk yılı, doğum

    sonrası dönem, çocukların ergenlik dönemi, çocukların evden ayrılma süreçleri, emeklilik dönemi

    aile içi krize aday dönemlerdir. En sık başvuru nedenlerinden biri, eşlerden birinin evlilik dışı

    ilişkisinin olması ve diğer eşin bunu öğrenmesi sonucu yaşanan krizdir. Bireyler arasında iletişimin

    bozulduğu, çatışmaların yoğunlaştığı, kişilerin kendilerini mutsuz olarak ifade etmeye başladıkları

    her durumda, dışarıdan uzman bir gözün yardımı ile ilişkiyi gözden geçirmek, ilişkinin yeniden

    yapılanmasını sağlayıp, geri dönüşsüz sonuçları engelleyebilmek mümkündür.

    Ülkemizde pek nadir olmakla birlikte, dünyada birçok ülkede, çiftler evlenmezden önce ilişkileri ile

    ilgili danışmanlık almayı ve evliliklerine daha sağlıklı adımlar atmayı sıklıkla tercih etmektedirler.

    Ya da boşanmak üzere olan bir çift, ayrılma süreçlerini değerlendirmek için danışmanlık hizmeti

    almayı isteyebilmektedir.

    Çift/aile terapisinde, bu alandaki çeşitli kuramsal yaklaşımlardan faydalanılarak, aile ile ilgili bilgi

    toplanır, aile kalıpları incelenir. Bireylerin ilişki içindeki motivasyonları, ilişkiden beklentileri, kişilik

    ve davranış özellikleri ve bunun ilişki üzerine yansımaları, iletişim kalıpları, genogramları, ilişki

    içindeki koalüsyonları üzerinde çalışılır. Zaman zaman ödevler verilerek, ilişkideki aksak alanlar

    onarılmaya çalışılır.

  • Özgüven

    Özgüven

    Çocuğunuzun toplum içinde kendini iyi ifade etmesini istiyorsanız Ona mutlaka özgüven aşılamalısınız. Akademik açıdan okul hayatında başarının sırrı özgüvende saklıdır. Hakkını arayabilen ve toplumsal duyarlılığa sahip olan kişilerin mutlaka yeterli özgüvene sahip olması gerektiği bilinmelidir. Okula başlama yaşının her geçen sene daha erkene inmesi aile beklentilerinin de aynı oranda artmasına neden olmaktadır. Yoğun hayat temposuna ayak uydurabilmesi için çocukların sağlam bir sinire ve yeterli özgüvene sahip olması gerekmektedir. Öz farkındalık olarak açıklanabilecek olan ait olma duygusu çocuklarda özgüvenin sağlanması için en temel faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ailenin Sorunlara Yaklaşma Biçimi Nasıl Olmalıdır?

    Çocuklar ilk ilişkilerini aileleri ile kurmaktadır. Bu aşamada yaşanan sorunlar çocuğun bocalamasına neden olurken her istediği yapılan bir çocuk gerçek hayatta aradığını bulmakta zorlanacaktır. Çatışma ve zorluklarla nasıl baş edebileceğini ailesini rol model alarak belirleyen çocuklar bu alanda ne kadar iyi yetiştirilirse okul ve iş yaşamında da o kadar başarı sağlayabilmektedir. Ailenin desteği ile sağlanabilecek özgüven için öncelikle çocukların şartsız sevgiye ihtiyacı olduğu bilinmelidir. Başına ‘’ Ama ‘’ eklenmemiş bir sevgi bir çocuğun sadece ailesinde bulabileceği bir özelliktir. Çocuğa güvenmek ve Ona başarabileceği sorumluluklar yüklemek zaman içinde gelişmesini sağlayacaktır. Çocuğun anlattıklarını dikkatli, kesintisiz ve sorgulamadan dinlemek Ona kendini iyi hissettirecektir.

    Uyarılarınızı Tekrar Etmekten Sakın Kaçınmayın

    Kararlı bir şekilde kurallar koymak ve gerektiği zaman bunları tekrar etmek kuralsız bir yaşama oranla çok daha büyük avantajlar getirmektedir. Çocuğun ilgi alanına göre sınırlı riskler almasını desteklemek her şartta yanında olacağınızın kesin bir göstergesi olacaktır. Risklerle beraber yaşanacak yanlışlıklarda da çocuğun yanında ve tarafında yer almak ailelerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Hiçbir konuda kıyaslamaların yaşanmadığı bir ilişki öz değerlerin yükselmesine neden olacaktır. Hislerin gösterilerek yaşanması mış gibi yapmak zorunda kalınmaması çocuğun her türlü duruma hazırlıklı olmasını sağlayacaktır. Cesaret vermek ve her aşamada çocuğu yüreklendirmek hem en iyiye hem de ileriye gitmeye yarayacaktır. Günümüzün en popüler konularından biri olan empati çocuklara özgüven aşılanması konusunda da devreye girmekte ve büyük önem taşımaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • AİLE VE ERGEN

    AİLE VE ERGEN

    Aile tüm insanların hayatında önemli olan bir kurumdur. Varlığın devamı insanın içine doğduğu ya

    da büyüdüğü aile ile şekillenir. İnsan toplulukları açısından aile sürekliliği olan ancak,

    gerçekleştirdiği değişimlerle de kendini geleceğe taşıyan, güncelleyen bir kurumdur.

    Bilinen en yaygın tanımıyla aile, biyolojik ilişkiler sonucu türünün devamını sağlayan, paylaşımın,

    toplumsallaşmanın olduğu, karşılıklı ilişkilerin kurallara bağlandığı, toplumsal değerlerin sonraki

    kuşaklara aktarıldığı biyolojik, psikolojik, sosyo-ekonomik ve hukuki yapısı olan bir gruptur. Aile

    tanımları genellikle kanbağı üzerinden yapılmış olsa da, bireylerin evlat edinme yoluyla da ana-
    baba ve çocuklardan oluşturdukları aileleri de aynı kapsamda değerlendirmek yarar sağlar

    Bu nitelikleriyle aile; sevgi, mutluluk, bağlanma, ait olma ve paylaşma gibi duyguların yaşandığı,

    yaşanan bu duyguların oluşturduğu sıcaklıktan beslenen ve devam etmesini mümkün kılan bir

    bütündür. Çocuk, içine doğduğu ailede ihtiyaçlarının karşılanması sonucunda varlığını devam

    ettirebilmeyi başarır. Bu ihtiyaçların başında, korunma, sosyalleşme, biyolojik ihtiyaçlar, duygusal

    destek, eğitim, din ve ekonomik destek gibi unsurların karşılanması gelir. Bu güvenlik unsurlarıyla

    büyüyen çocuk yaşam içindeki duruşunu da bütün bu önemli noktalarla ortaya koyar. İnsan

    hayatında, çocukluk döneminin ilk beş yılı büyük önem taşır. Yetişkin dönemde kullanacağı

    kişilik örüntüleri işte bu yıllarda oluşan temellerle şekillenir. Elbette, yaşamdaki her noktayı kontrol

    edebilmek mümkün değildir. Ancak, kontrol dışı gelişen olumsuzlukların en az hasarla

    atlatılabilmesini sağlayabilmek becerilerinin var olması, kullanılabilmelerini sağlayabilmek önemli

    bir noktadır.

    Ergenlik dönemi ise çocukluğun ikinci önemli dönemdir. Bu dönem, çocukluk aşamasında

    meydana gelmiş olumsuzlukların giderilerek yerine yeni olumlu özelliklerin geliştirilebileceği

    yeniden yapılanma ve telafi dönemidir. Bu süreç ailelerin çocuklarıyla iletişimlerinde zorlandıkları

    fırtınalı bir evredir. Hızlı büyüme temposunda olan ergenin kendisi dahi bu hıza uyum sağlamakta

    zorlanır. Değişim sık sık, ani, beklenmedik yer ve zamanda ortaya çıkabilir. Ergen bu

    değişimlerde çoğunlukla kendisine uyum sağlanmasını bekler. Ancak bugün ihtiyacı olan durum,

    yarın farklı bir ihtiyaca dönüşmüş de olabilir. Saç modeli her gün değişir, ayna karşısında geçen

    süre uzar, kendini bazen en güzel-en yakışıklı görürken bazen de en çirkin olarak algılayabilir. Bu

    dönemde bireyin kurallarla arası hiç de iyi değildir. Kendi kural koyucu olmak ister. Var olan

    kurallara karşı çıkar. Her şeyin en doğrusunu bildigini ve en doğru kararları verebildigini düşünür.

    Bu dönemde kendi cinsel kimliğini belirginleştirirken, karşı cinsi fark ederek daha fazla ilgilenme

    eğilimi başlar. Bunların yani sıra, akran ilişkilerinde sorunların yaşandığı yoğun bir dönem kendini

    hissettirir.

    Tam da bu dönem ergen ve aile çatışmalarının yaşandığı bir durumu tanımlar. Aile daha önce

    sözünden dışarı çıkmayan, uyumlu, munis, dersini çalışan, kurallara uyan çocuğunu kaybettiğini

    düşünerek korkar ve paniğe kapılır. Oysa aynı çocuk hep oradadır ve sadece ihtiyaçları

    değişmiştir.

    Aile bu dönemde çoğunlukla kendini çaresiz, yetersiz, ne yapacağını bilemez ve “Nasıl davranırsa

    en doğrusu olur?” sorusunu cevabını arar. Oysa ergenin en temel ihtiyacı, varlığının kabul

    edilmesidir. Ayrışma-bireyselleşme ihtiyacında olan ergen, onay almak, kabul görmek ister.

    Ebeveyin bu zamanda dinleme becerisini kullanabildiği oranda ilişkilerde tutarlılık kendini gösterir.

    Ergenle ilişkide, ergenin akranlarından örnek vermeden, yargılamadan, eleştirmeden kabul

    edilmesi aile bağlarının güçlenmesinde ve ilişkilerin sağlıklın devam etmesinde rol oynar. Aile

    yaşamında, her bireyin rollerinin belirgin olması, hiyerarşik yapıda anne-babanın ortak tutum

    sergiliyor olması, dengenin ve uyumun oluşmasında önem taşır. Anne-baba ergenin yaşıyla

    uyumlu kurallar belirleyerek ve bu kuralları zaman içinde ihtiyaçlara göre değiştirerek uyumlu ve

    dengeli bir aile iletişiminin devamını sağlar. Ergen kurallara uymak istemez, onun için kurallar

    gereksiz ve can sıkıcıdır. Ancak kurallar konusunda açık iletişimin olması, kurallara neden

    gereksinim duyulduğunun paylaşılması ergen tutumlarının esnekleşmesini sağlar. Ergen bu

    dönemde cesurdur, denemekten korkmaz.

    Ebeveynin bilglendirici yaklaşımı bireyin özgüvenini geliştirmesine katkı sağlar. Ergenin küçük

    hatalar yapmasına kontrollü olarak hoşgörü ile yaklaşılması, kendi doğrularını oluşturması

    açısından önem taşır. Unutulmamalıdır ki, başkalarının deneyimleri ile kendi doğrularımızı

    oluşturamayız. Bu dönemde acımasız eleştiriler ilişkilerin zarar görmesine sebep olurken, olumlu

    yönlerin görülerek ödüllendirilmesi ebeveyn-ergen ilişkilerini güçlendirir; ergenin sağlıklı

    gelişmesine katkı sağlar.

    Ergen çocuğu olan aileler, sık sık geriye bakarak, çocuklarının birer birey olduğunu kabul ederek

    empati kurmalarının kendi geçmiş duygularını anımsadıklarında, kuracakları köprüleri daha

    sağlıklı ve sağlam inşa edecekleri unutulmamalıdır.

  • İştahsız çocuk

    İştahsız çocuk

    İştahsızlık çocuklukta oldukça sık olarak görülen bir problem ve pek çok anne babanın da en büyük şikayetlerinden biri. İştahsızlık çoğu aile için bir kabusa dönüşebiliyor çocuğun büyüme süreci içinde. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki sağlık profesyonelleri de zaman zaman yanlış yönlendirerek bu kabusu daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Stres ve gerginlik zaten olayın orta yerinde. Zaman zaman hekimlerden, diyetisyenlerden gelen uyarılar ailelerin kendilerini iyice yetersiz hissetmelerine sebep olarak bu stresi arttırıyor. Yemek ve yemeğin etrafında dönen duygular oldukça karmaşık ve bir o kadar da yoğun. Bu karmaşayı nasıl biraz basite indirgeriz ve çocukta iştahsızlık olgusuna nasıl biraz sistematik yaklaşırız ona bakmak istiyorum. İştahsızlığı değerlendirirken kalıcı ya da uzun dönemli iştahsızlığı geçici iştahsızlıktan ayırmakta fayda var çünkü hem nedenler hem de yaklaşım şekli değişiyor.

    Geçici iştahsızlığın nedenleri

    1-Azalmış gereksinim
    Çocuklar dönemsel olarak büyüyorlar ve büyüme dönemleri dışında gereksinimleri azalıyor. Yine büyüme hızının azalması da iştahın azalmasına neden oluyor. 0-1 yaş arası çocuklar çok hızlı büyürken 1 yaşından sonra bu hız azalıyor ve çocukların iştahı da bir miktar azalıyor.

    2-Dikkat dağılması
    Çocuklarla yakından ilgisi olanlar bundan ne kadar etkilendiklerini bilirler. Önce 4-9 ay arasında bir dönemde ortaya çıkar (bazen daha da önce). Annesi bebeği emzirmeye çalışırken bebek her ses gelişinde ağzını memeden çeker, emmek yerine etrafa bakmak ister. Annenin bu bebeklerin dikkatini memeye çekebilmesi oldukça büyük bir çaba ister. Hatta bazen yalnızca uykuya dalarken ve uykudan uyanmak üzereyken emzirebildikleri de olur. 12-14 ay arasında da yine böyle bir dönem yaşanır ve hayattan yeni tatlar almaya başlamış süt çocuğu önüne konulan sebze çorbasındansa ortalıktaki başka bir şeyle ilgilenmeyi yeğler. Zaten bu yaşta yürümek yavaş yavaş koşuya dönüşür ve bu afacanları bir noktada sabitleyerek onları beslemek oldukça zordur. Daha ileriki yaşlarda da çocukların yanlızca etrafta daha ilginç şeyler olduğu için yemekle ilgilenmedikleri dönemler yaşanır. Dikkat dağılmasına bağlı iştah azlığı da geçici bir problemdir ancak bazen çok sabır gerektirebilir. Bu konuda yapılacak en büyük yanlış çocukları televizyona bakarak yemeğe alıştırmaktır.

    3-Ağızla ilgili problemler
    Diş çıkarma elbette bunların en sık görülenidir ve bazen bu durumlarda ağza gıda girmesi rahatsız edici olabilir. Diş çürükleri ve ağızda aft benzeri yaralar da çocukları etkileyebilir. Dişin çıkması ya da ağızdaki problemin hallolmasıyla çoğu kez iştahsızlık çözülür.

    4-Hastalıklar
    Hastalıklar da sık görülen bir geçici iştahsızlık nedenidir. Bunların en çok rastlanılanları soğuk algınlıkları, boğaz enfeksiyonları, mide bağırsak enfeksiyonlarıdır.
    Bazen önce iştahsızlık olur, sonra bakarsınız ki nezle grip, ateş gibi bir bulgu başlar.
    Elbette ciddi hastalıklar da iştahsızlık belirtisiyle başlayabilir ancak bunlar çok nadirdir ve yakın zamanda başka belirtiler de ortaya çıkar. Ciddi ve kronik hastalıklarda iştahsızlık uzun dönemli de olabilir ancak yine bunlar çok daha nadirdir.
    Soğuk algınlığı grip ya da benzeri bir sebeple oluşan iştahsızlık hastalık geçtikten bir süre sonra düzelir ve çoğu zaman da bunun sonrasında bir iştah patlaması olur.

    5-Çevre ve iklim değişikliği
    Çoğu zaman unuturuz ama ortam değiştirmek ve iklim değiştirmek çocukları çok etkiler bazen tüm dengelerini altüst eder. Tatile giden çocuklarda, taşınma ev değiştirme sonrası, mevsim geçişlerinde iştahsızlığa çok rastlanır ve buda elbette geçicidir. ( Ancak bazen hayret verecek kadar uzun sürebilir.)

    6-Duygusal Problemler
    Yine duygusal problemler de çocuklarda geçici iştah kaybına sıkça sebep olur ve nedenin ciddiyetine göre bu kalıcı da olabilir. Ailede birinin ölümü, boşanma bunun en önemli örnekleridir ancak bazen okuldaki bir sıkıntı ya da bir arkadaşı tarafından reddedilme gibi nedenleri bile olabilir. Bu tip durumlarda en iyi çözüm altta yatan nedenin bulunup çözümlenmesidir. Bazen terapi bazen anne babadan biraz daha fazla ilgi etkili olabilir.

    7-İlaçlar
    Kemoterapi ilaçlarının ya da dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu için kullanılan amfetamin türevi ilaçların iştahı etkilediği bilinir ancak antibiyotiklerden vitaminlere soğuk algınlığı ilaçlarına kadar pek çok değişik ilaç iştahı olumsuz etkileyebilmektedir. Geçici iştahsızlıkta en önemli konu anne baba ya da çocuğa bakanların iştahsızlığın sebebini anlamaları, geçici olduğunun bilmeleri ve çok endişeye kapılmamalarıdır. Zaten bir süre sonra anne örneğin her diş çıkarırken çocuğun iştahının azalacağını kanıksamaya başlarsa endişe etmez. Bu tip iştahsızlık dönemlerini çoğu kez iştahlı bir dönem takip eder. Ayrıca çocuğun yemesi gün gün değil daha uzun dönemli (örneğin hafta) değerlendirilmelidir.

    Kalıcı iştahsızlık nedenleri

    1-Yapısal
    İste bünye diyelim, ister yapı diyelim, ne dersek diyelim bazı çocuklar oldum olası iştahsızdır. Bebeklikte böyle başlar sonra da böyle gider. Aileye baktığınızda genellikle ya anne ya babada çocukken aynı durumun olduğunu görürsünüz. Bu çocuklar ailenin davranışından bağımsız olarak iştahsızdır ancak bazen bu durum ailede çok endişe edildiğinde ya da yiyecek savaşlarına girildiğinde daha da kötüleşir. Bu çocuklar genelde ‘biraz zayıf tarafta’ olmalarına rağmen normal büyür ve gelişirler ve çoğu kez iştahsızlığa bağlı sağlık problemi yaşanmaz. Mide kapasitesi çok da fazla olmayan bu çocukları sık sık az az beslemek en iyisidir.

    2-Fazla ısrar ve yiyecek savaşları
    Evet, bazı çocuklar ailenin fazla ısrarı yüzünden iştahsızdırlar. Çocuklar için çok önemli olan (bazıları için daha önemli) kontrol kavramı yemeğe odaklanır ve çocuklar yemeği reddetmeye başlarlar. Bu anne babanın dikkatini çekmek için ya da hayatında kontrol edebildiği tek alan bu olduğu için olabilir ancak bu ailelerde genellikle ısrarcı bir tutum ve zorla besleme alışkanlığı görürüz. Bazı çocuklar sofrada bir hatta iki saat kalırlar. Bazı aileler öyle bir noktaya gelirler ki çocuğun burnunu kapayarak, ya da çenesini tutarak beslenmeye çalışırlar.. Bunlar ne yazık ki yiyecek çevreninde odaklanan bir sürü olumsuz emosyona ve bazen psikolojik probleme sebep olur. Aileler çok endişelidir ve ailenin stresi de çocuğun yemek yemesini çok olumsuz etkiler. Bu aileler sağlık profesyonellerinin özellikle dikkat etmesi ve sevgi sıcaklık ve anlayışla yaklaşması gereken ailelerdir.

    3-Kronik hastalık
    Kistik fibroz, çölyak, tiroid yetmezliği, diyabet gibi hastalıklar da uzun dönemli iştahsızlığa neden olurlar ve genellikle büyüme bozukluğu da vardır. Bu çocukların erken teşhisi önemlidir. Ancak bu çocuklar çoğu kez başka sağlık problemleri de yaşarlar.

    4-Çocuk istismarı (fiziksel ya da duygusal)
    İstismara uğrayan çocuklarda iştahsızlık sıkça görülür ancak pek çok başka duygusal ve fiziksel problem de buna eşlik eder.

    5-Ailede depresyon ya da başka psikiyatrik hastalık
    Özellikle annenin depresyonu çocuğa sevgi iletimini engelleyerek iştahsızlığa sebep olabilir.

    6-Çocukta psikolojik sorunlar
    Zaman zaman çocukta depresyon veya post travmatik stres bozukluğu gibi durumlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bu yaşanan sürece göre geçici veya kalıcı olabilmektedir.

    Peki ne yapmali?

    Elbette kalıcı iştahsızlığa yaklaşım daha zor ve karmaşıktır. Yine önce sebebin belirlenmesi gereklidir. Uzun dönemli işhatsızlığı olan çocukların genellikle bir çocuk hekimi ya da başka bir sağlık profesyonelinin kontrolünden geçmelerinde fayda vardır. Özellikle büyüme gelişme problemi varsa altta yatan bir şeyi atlamamak için kan sayımı tiroid gibi tetkiklerin yapılması gerekebilir.

    Altta yatan emosyonel, psikiyatrik bir neden varsa bunun tespit edilip çözülmesi çok önemlidir. Ancak çoğu çocukta iştahsızlık bu tip faktörler olmaksızın ilk iki saydığım nedenden dolayı görülür. Bu durumlarda da sağlık profesyonellerinin ailedeki dinamiklere duyarlı ve anlayışlı yaklaşması önemlidir.

    İştahsızlık konusunda ne yapmalı? Öncelikle beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız. Çocuklarda iştahın günden güne değişmesinin çok normal ve sağlıklı olduğunu ve çocuğun değişik dönemlerde değişik iştah düzeyi olacağını unutmamak gerekir. Çocuğun bünyesini ve ihtiyaçlarını erken yaşta tanıyıp ona uyum sağlamak önemli. Çocuk bize değil biz çocuğa uyum sağlayarak beslenme macerasına başladığımızda devamı daha sağlıklı geliyor.

    Yemek için yemeli. Yemeği şeker çikolata kazanmak için yememeli. Yemek pozitif bir deneyim olmalı. Yemek sofrası çocuğun eleştirildiği bir yer olmamalı. Mümkün olduğunca eğlenceli ve keyifli olmalı. Çocuğun yemekle ilgili kontrolü olmalı. Bu konuda görev paylaşımında fayda vardır. Örneğin ne yiyeceğine anne karar verebilir, ne kadar yiyeceğine çocuk vs. Yemek pişirilmeden önce çocuk sürece katılabilir ve ne yeneceği konusunda onun da fikri sorulabilir.(Tabii her gün köfte ve makarna yenilemez) Çocuklara ısrar edilmemeli. Yalnızca hafif uyarılabilirler (tek sefer). Yarım saat sonra sofradaki yemekler kaldırılmalı. Ve elbette abur cubur yenmesi engellenmeli.

    Yiyecek savaşlarına girmemek, zaman zaman çok zor olsa da, en doğru stratejidir. Çocuk erken yaşta vücudunun gereksinimleri ve neyi ne için yemesi gerektiği konusunda da eğitilmeli. Bu anne baba için yemediğini anlamasında da faydalı olur.

    İştahsızlık pek çok anne baba için büyük bir sorun ancak çözümsüz değil. Bazen bir takım çalışması ve uğraşı gerekiyor çözümü için, ama çoğu kez anne babanın (tabı anneanne, babaanne ve dedelerin de) rahatlaması, çocukta problem olmadığını bilmesi ve yiyecek kavgalarının bitmesi bu kabusu sona erdirebiliyor.

    Sevgiyle kalın
    (Yemek seçmeye değinmedim o başlı başına başka bir yazı)

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • AİLE TERAPİSİ

    AİLE TERAPİSİ

    Aile terapisi hiç kuşkusuz çift ve evlilik terapisiyle örtüşür, ancak kökenleri biraz farklıdır. Çift terapisi , ilişki sorunları nedeniyle yardım aramaya başlayan danışanların sayısınız artması üzerine geliştirilmiştir. Aile terapisi ise bireysel tedavide genellikle kurumsal ortamlarda klinik açıdan önemli ilerleme sergileyen birçok insanda eve döndükten sonra nüksetme durumunun yaşanması üzerine geliştirilmiştir.
    Ailedeki rahatsızlıkların çözülmesine yönelik diğer bir yaklaşım da yapısal aile terapisidir(Minuchinirbirlerinin,1974). Sistemler kuramına dayanan bu yaklaşıma göre ailesel bağlam değiştirilebildiği takdirde üyelerin her birinin aile içinde yaşadığı deneyimler de değişecek ve onlar da yeni aile bağlamının değişen gereklilikleri doğrultusunda farklı davranmaya başlayacaktır. Dolayısıyla , yapısal aile terapisinin önemli hedeflerinden biri ailenin örgütlenişini değiştirerek aile üyelerinin birbirlerine karşı daha destekleyici ve daha az patojen davranmasını sağlamaktır.
    Yapısal aile terapisi mevcut etkileşimlere odaklanır ve terapistin etkin, ancak direktif olmayan bir yaklaşım benimsemesini gerektirir. Terapist ilk olarak ailenin bir üyesi gibi davranıp ailedeki etkileşimlere katılarak aile hakkında bilgi toplar ailedeki tipik etkileşim örüntülerinin yapısal haritası. Bu sayede aile sisteminin sınırlarının katı mı yoksa esnek mi olduğunu, güç yapısına kimin egemen olduğunu , işler yanlış gittiğinde kimin suçlandığını vs. görür. Tüm bunların anlaşılmasından sonra üyeler arasındaki etkileşiminin değiştirilmesi üzerinde çalışmaya başlar; genellikle birbirlerinin ilişkilerini dolanma (aşırı müdahalecilik ), aşırı koruyuculuk , katılık ve zayıf çatışma çözme becerileri vs. değiştirilmeye çalışılır.

  • Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    1-) Evliliğinizde eşinizle birlikte bütün çabalarınıza rağmen halledemediğiniz sizi ve eşinizi rahatsız eden sorunlarınız varsa bir evlilik terapistine başvurmanız çözüm için atacağınız en önemli adım olabilir. 

    2-) Evliliklerinde uyum, ayar ve iletişim sorunu yaşayan çiftlerin konuyu aralarında samimiyetle konuşmak çok önemli bir adımdır. Çoğu zaman çiftler bunu tek başlarına başaramaz. Evlilik ve aile terapileri eşlerin bütün çabalarına rağmen çözüme kavuşturamadıkları sorunlarını ortadan kaldırmak için eşlere yardım amaçlı düzenlemelerdir. 

    3-) Sorunlar çiftlerin yaşamının gündemine oturduğunda çift ilk etapta farkında olmadan evlilik sorunlarını yakın akrabalara ve ailelerine anlatmaya meyillidir. Sorunları her iki eşin kendi ailelerine anlatması sorunun daha da büyümesine hatta bazı durumlarda daimi hale gelmesine neden olur.  Aile ortamında herkes duygusal davranarak kendi çocuğunu savunup taraf tutmak zorunda kalır. Tartışmalar ve suçlayıcı konuşmalar sorunları daha da pekiştirir. Çiftlerin tarafsız bir aile ve evlilik terapistine başvurması ve onun rehberliğinde ilerlemesi çok daha sağlıklı bir yoldur. 

    4-) Çiftler aile evlilik terapistine başvurarak tarafsız bir kişinin gözetiminde ilişkilerini, ilişki içindeki pozisyonlarını sorunun meydana gelmesinde ve çözümündeki kendi katkılarını daha net olarak görme olanağını elde ederler. Aile ve evlilik terapisti sizi ve ilişkinizi tarafsız olarak görebilir, sizin de tarafsız görmenizi sağlayabilir. 

    5-) Evlilikte ortaya çıkan çatışmalar uzun süre devam ettiğinde kişilerde duygusal, sosyal sorunlara neden olur. Bir aile terapisti eşlerin sorunları nasıl algıladığını, eşlerden birinin diğerine hangi duygu ve düşüncelerle tepki verdiğini sezip her iki eşe de bu konuda bilgi verir. Terapi süresi boyunca tarafların her birinin davranışlarını ve bu davranışların karşı taraf üzerindeki etkisini anlamalarına ve her ikisinin de ilişki içinde anlaşıldığını sevildiğini ve sayıldığını hissedecekleri daha uyumsal tutum ve davranış geliştirmelerinde onlara rehber olabilir.

    6-) Bir evlilik ve aile terapisti eşlere evlilikte olan sorunların çiftlerden birinin sorunu değil çiftin ortaklaşa sorunu olduğu ve çözüm için her ikisinin de çabalamasına gereksinim olduğu konusunda çifte ışık tutabilir. 

    7-) Evlilik terapisti çiftlerin birbirlerini daha objektif anlama, gereksiz tartışma, suçlama ve anlaşmazlıklara yol açan yanlış anlama ve yanlış etkileşim kalıplarını kırarak evlilik ilişkisinin daha da kötüye gitmesini önleyebilir. 

    😎 Bir aile ve evlilik terapisti eşlerden yalnızca birinde olan travma, depresyon gibi sorunlarda çalışırken diğer eşin de desteğini alarak problemin en kısa zamanda ortadan kaldırılmasına yönelik diğer eşi de yönlendirebilir. 

    9-) Bir aile ve evlilik terapisti var olan sorunlarınızın çözümünde size rehber olarak size bir takım halinde çok iyi çalışan bir çift olduğunuzu gösterebilir. Bu da sizin ileride evlilik gemisinin çarptığı hayat olaylarında daha dayanıklı ve hazırlıklı olmanızı sağlayarak kılavuzluk yapar.

    Aile ve Evlilik Terapisi: 

    Sanayi devriminden önce boşanma yasaktı. Evlilik beklentileri buna paralel olarak düşüktü. Evlilik beklentilerinin düşük olması  aile istikrarını sağlıyor gibi görünüyordu. 

    Ortaçağın toplumsal ilişkileri ve kurumları bireyin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının çoğunu karşılar ve aileye destek verirdi. Sanayi devrimi ile birlikte bireycilik fikri hızla gelişti ve kabul gördü. Bu bireycilik fikri evlilik ilişkilerine de yansıdı. Sanayi devriminden sonra aileler kendine bel bağlayan kendi içinde kendi taleplerini karşılamaya zorlandı.  Bu değişim aile üyeleri arasında sevgi ve şefkat bağlarını artırırken eşler arasındaki ilişkisel beklentilerde de kökten değişimlere neden oldu. Artık eşler arasında romantik aşk ve arkadaşlık kavramları sanayi devriminden sonra bireyin kişisel hazzını gerçekleştirmesi bireysel otonomi ile kişisel gelişim anlarının ailenin tamamının iyiliğinin önüne geçti. Dengenin bu yöne doğru kayması evlilik beklentilerini, eşlerin birbirinden beklentilerini daha da yükseltti. Bu doğrultuda yeni evlilik fikri dünyanın gündemine oturdu. 

    Yeni evlilik fikrinde aile güvenli bir cennet, teselli edilen yer, konfor, iyi yaşam standartları yani kusursuz yaşama olanağını sunan bir mabet. Bu da kaçınılmaz olarak ailelerde ve aile bireylerinde benzer psikolojik ve duygusal taleplere neden oldu. 

    Yirminci yüzyılın kar güdümlü ekonomisi ailedeki baskının daha artmasına yol açtı. Bu beklentiler kadın ve erkeğin kapasitesini aştı. Bu da evliliklerde stresin ve hayal kırıklığının oluşmasına evlilik memnuniyetinin düşmesine yol açtı. 

    Evlilik terapisi ya da çift terapisi çiftin birbiriyle olan etkileşimleri sonucu ortaya çıkan evlilik problemlerinde uygulanır. Aile terapisi ile anne baba ve çocuklarında ya da diğer aile  üyelerinde dahil olduğu aile üyeleri etkileşimi sonucu ortaya çıkan problemler karşısında uygulanır. 

    İki kişi arasındaki çift ilişkisi canlıdır. Ona gereken bu önem verilmelidir. Çift terapisinde evlilik ilişkisi yapısal olarak ve içerik olarak iyice incelenir. Bazen çiftler 3-5 yıldır evli ya da birlikte yaşıyor olabilirler. Ama hala çift ilişkisi kurulmamış olabilir. Bu nedenle çift terapisinde çiftin nasıl tanıştıkları ve nasıl evlendiklerinden başlayarak ilişkinin kısa bir geçmişi, ilişkilerinin onları memnun etmeyen tarafları ile memnun eden tarafları, etkileşim kalıpları, evlilik hayalleri, evlilikten beklentileri bugünkü evlilik sorunlarının ne olduğu incelenir ve çözüm yoluna gidilir. 

    Evlilik problemleri karmaşıktır. Bazen kişinin bireysel dinamiklerinden, bazen evlilik beklentilerinin uyuşmamasından, bazen eşlerden birinin ya da her ikisinin arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından, bazen orijin aile yaşam deneyimlerinden,  aile yaşam krizlerinden(  hastalık, ekonomik kayıp, bebeğin doğuşu, kronik hastalık)ama en çok da çift arasındaki etkileşimden  ve ilişki içinde arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından karşılanır.  İlişkide baskın olmak ve boyun eğmek, almak ve vermek denklemleri bir ilişkinin ana bileşenleridir.  Tahterevallide sallanmak ancak hareket  halindeysek inip çıkıyorsak keyif verir. Eğer ağırlıklar arasında dengesizlik fazlaysa biri hep yukarıda diğeri de aşağıda kalıyorsa artık oyun oynamanın anlamı kalmaz ve oyun kendiliğinden biter.  Bir ilişkide eşler kendilerinin duygusal olarak beslenmesine gereksinim duyar. Kısacası bir ilişkide her iki eş zaman zaman belirleyebilmek karşı tarafı ekleyebilirliği hissine sahip olmak ister. Çift ilişkisinde eşler etkilenme ve etkileme rolleri arasında sırası ve zamanı gelince kolayca geçişler yapabilmelidir. 

    Evlilik ilişkisindeki mutluluk vermek ve almak arasındaki dengenin kurulmasına bağlıdır. Bir taraf verdiğinde tekrar dengenin kurulabilmesi için diğer tarafın da vermesi gerekir. Bu şekilde çift ilişkisi karşılıklı alma vermenin yoğunluğuna paralel olarak derinleşecektir. Eşlerden biri vermeyi ya da almayı reddettiğinde ilişkinin dengesi bozulacaktır.

  • Ergen anne babası olmak

    Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 10-11 yaşlarında arasında başlayaran dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönemde, çocuğunu iyi tanır ve bu dönem özelliklerini bilirse ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olacaktır.

    ERGENLİK NEDİR?(Adolescence)

    ERGENLİK DÖNEMİ: Erinlik ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren hızlı bedensel, zihinsel, sosyal değişiklikleri kapsayan, çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönem, doğduğu andan itibaren sürekli gelişim içinde olan bireyin en önemli ve en uzun gelişim dönemidir.

    Gençliğe adım atan bireyler ne isterler?

    * Fark edilmek
    * Özel olmak
    * Takdir edilmek
    * Saygı duyulmak
    * Hatırlanmak isterler.

    Ergenlerde hangi kaygılar görülür?

    * Sağlıkla ilgili kaygılar
    * Kişilik-benlik oluşumu ile ilgili kaygılar
    * Aile ve ev yaşamı ile ilgili kaygılar
    * Sosyal ilişkilere yönelik kaygılar
    * Okulla ilgili kaygılar
    * Meslek seçimi ile ilgili kaygılar

    Ergenlik döneminde ne gibi değişiklikler oluyor?

    * Fiziksel Değişimler
    * Zihinsel Değişimler
    * Duygusal ve Sosyal Değişimler

    Ben Merkezci Düşünce Biçimi

    * Dünyaya kendileri açısından bakar ve tepki verirler. (“Ben her şeyle başaçıkabilirim, bana bir şey olmaz” vb.)

    * Bazı yaşantıların sadece kendilerine ait olduğunu düşünürler. (“Anne, sen aşık olmanın ne demek olduğunu bilemezsin” vb.)

    * Ben merkezci düşünce özellikleri 11 yaşında başlar, 13-14 yaşlarında doruk noktasına ulaşır, 20-21 yaşlarında kaybolur.

    Kimlik Gelişimi

    * Ben kimim?
    * Nasıl bir yetişkin olacağım?
    * Toplum içindeki yerim nedir?
    * Hangi mesleği seçmeliyim?
    * Politik, dini, cinsel tercihim ne? vb. sorular sorarlar

    Ergen bu süreç boyunca, içinde bulunduğu çevre koşullarından, ailesinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve genel olarak toplumdan etkilenir. Kimliğini kazanması için ergenin başlangıçta bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. …

    Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı

    * Arkadaşlık kurma, arkadaşlığı sürdürme
    * Gruba ait olma, kabul görme
    * İletişim becerilerini kazanma
    * Kendini tanıma, farkındalık kazanma
    * Olumlu benlik algısı
    * Empati
    * Sosyal onay
    * Bağlanma

    Ergen bu dönemde ailesinden yavaş yavaş kopar ve kendisi gibi düşünen ve kendisini anlayabilen arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı sürecini yaşarken de yukarıda belirtilen kazanımları elde etmeye başlar….

    Duygusal ve Sosyal Gelişimde Hangi Özellikler Görülür?

    * Bağımsızlaşma, özerklik kurma. Topluma, özellikle yetişkinlere baş kaldırma isteği
    * Statü sahibi olmak
    * Risk alma, gizlilik, uçları yaşama, yasak olana özenme
    * Rest çekme
    * Aşırı hassasiyet ve alınganlık
    * Asabi davranışlar, çabuk sinirlenme, inatçılık, sabırsızlık
    * Aldırmazlık, boş vermişlik, dağınıklık, unutkanlık

    * Güvensizlik ve yetersizlik duyguları, kararsızlık, huzursuzluk
    * Hayal kurma, gündüz rüyaları
    * Argo konuşmalar
    * İlgilerde çeşitlenme
    * Eğer genç anne-babası, öğretmeni ve yakın çevresindeki diğer yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor ve yargılanıyorsa, “anlaşılmadığına” dair inancı pekişir ve onlardan uzaklaşır.
    * Kendini anlayış ve hoşgörü bulabileceği, kendini yakın hissettiği en yakın gruba yönelir

    Ergenliğin sonlanması

    Ergenliğin sonlarına gelinen bu dönemde, ergenin gelişim görevlerini tamamlayarak bu davranışları göstermesi beklenebilir.

    * Dengeliliğin artması
    * Problemleri karşılama yöntemleri
    * Yetişkinlerin müdahalelerinde azalma
    * Duygusal sakinliğin artması

    * Gerçekçiliğin artması
    * Topluma karşı sorumlu bir davranış kazanmayı istemek ve buna ulaşmak
    * Kişinin kendi fizik yapısını, erkek ya da kadın cinsel rolünü kabul etmesi bu role uygun davranış geliştirmesi
    * Ana babasından ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak kopup bağımsızlığını kazanması
    * Bir meslek seçebilmesi

    * Toplumsal yetişkin bir birey olabilmek için gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması
    * Duygusal bağımsızlığı kazanma ve kendisi ile ilgili önemli kararları kendi başına verebilmesi

    “DÜNYADA ERGEN OLMAKTAN DAHA ZOR BİRŞEY VARSA O DA ERGENİN ANNE BABASI OLMAKTIR.”

    Anne baba – ergen çatışması

    “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsızlık kazanma duygusal anlamda evden ve aileden bağımsızlıktır. “Bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyorsunuz” cümlesi ergenlerden sık sık işitilen yakınmadır.

    Genç gücü ele geçirmeye, ebeveyn de denetimi yitirmemeye çabaladıkça çatışma ve gerginlikler kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır. Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir.

    Ancak bağımsızlık ergenlik döneminde kazanılması gereken önemli yetkinliklerden biridir. Gencin yaşantısını bir yetişkin olarak sürdürebilmesi gerekli yaşam becerilerini kazanıp kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

    Ergenlik döneminde genç sosyal çevrenin arkadaş gruplarının etkisi altında olsa da aile en temel ve güvenilir kaynaktır. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne baba tutumları önem taşımaktadır.

    BASKICI TUTUM

    Anne baba, çocuk üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırır.

    Baskıcı tutum yöntemleri:

    * Aşırı koruma
    * Kontrol etme
    * Sürekli akıl verme
    * Bağırma
    * Tehdit etme
    * Sevgiyi esirgeme
    * Ceza
    Baskıcı tutumlar ergende korku çekinme sorumsuzluk ve bencillik gibi duygulara yol açabilir.

    TAVİZKAR TUTUM

    Çocuk, anne baba üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırmak ister.

    Çocukların kullandığı yöntemler:
    * Tutturma
    * Duygu sömürüsü
    * Şantaj
    * Anne-baba çaresiz kalıp çocuğun isteklerine boyun eğer.

    Tavizkar tutum da ergende bencillik, sorumsuzluk, doyumsuzluk gibi davranışlara yol açabilir.

    İLGİSİZ TUTUM

    Anne baba çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayar, ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmez.
    İlgisiz tutum yöntemleri:
    * Anne baba çocukla yeterli ve kaliteli iletişim kurmaz.
    * Çocuğu yetiştirirken neredeyse hiç yöntem kullanmaz.

    YETKİN TUTUM

    Bu tutumlar içinde en sağlıklı tutum yetkin tutumdur. Anne baba olumlu ve uygun iletişim ve disiplin yöntemlerini kullanarak çocuğu yetiştirir.

    Yetkin tutum yöntemleri:
    * Anne-baba-çocuk birbirleri üzerinde güç kullanmazlar.
    * Birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ilgisiz kalmazlar.
    * Anne baba gücünü çocuğu güçlendirmek ve desteklemek için kullanır.
    * Ailedeki herkesin duygu, düşünceleri dinlenir.
    * Çocuğun bir birey olduğu kabul edilir.
    * Çocuğun sorumluluk alabileceğine güvenilir.
    * Çocuk sorun çözmeyi öğrenir.
    * Kendine ve çevresine güvenir.
    * Anne-baba çocuğa uygun sınırlar koyarak çocuğu korur.
    * Çocuğa güven ve destek vererek onun kendine olan güvenini artırır.

    Ergenle iletişim

    * İletişim karşılıklı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
    * Ergenlik döneminde ebeveyn–ergen ilişkisinde iletişimi koparmamak ön koşuldur.

    İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN…..

    Etkin dinleyin:
    * Dikkatli dinleyin, dinlediğinizi belli edin. Bu şekilde kendisini önemli hissedip kabul edildiği duygusunu yaşayacaktır.
    * Empati kurmaya çalışın.
    * Açık ve net cümlelerle sorunu dile getirin ne yapması gerektiğini söylemeyin.
    * Uzun nutuklar yerine kısa konuşmaları tercih edin.
    * Dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin göz teması kurun.

    İletişimde etkin dinlemenin önemi:
    * Ergenin olumsuz duygularının kabulünü sağlar.
    * Ergenin duygularını ifade etmesine yardımcı olur.
    * Yetişkin ile ergen arasında sıcak bir ilişki kurulmasını sağlar.
    * Sorunların çözümlenmesini sağlar.
    * Ergenlerin anne babaların düşüncelerine değer vermelerine yardımcı olur.
    * Ergenin bireysel farkındalık sağlamasına yardımcı olur.

    AİLELER ERGENİ NASIL DESTEKLEYEBİLİR?

    Çocuklarının yetişkinliğe sağlıklı bir geçiş yapabilmeleri için, ailelerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar önem taşımaktadır:
    * Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ev ortamı sunmak,
    * Çocuklara yaşlarına uygun bağımsızlıklar vermek, özgürlükler tanımak,
    * Çocukların kendilerine güven duyabileceği fırsatlar yaratmak,
    * Kazanılması istenen davranışlar için çocuklara örnek ve rehber olmak,
    * Sınırlar ve özgürlükleri hakkında çocuğa bilgi vererek, disiplin anlayışı kazandırmak,
    * Çocukları ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgilendirmek,
    * Hazırlıklara erken başlamak, çocuklarını ve kendilerini ergenlik dönemine hazırlamada aileler için en iyi yoldur.

    BU DÖNEMDE ERGENE YAPILABİLECEK EN ETKİN YARDIM…….

    Onun sevildiğini,anlaşıldığını,kabul edildiğini,fark edildiğini,gerekli olduğunu,önemli olduğunu,ona bağımsızlık ve sorumluluk verildiğini fark ettirebilmektir.

  • İki çocuklu hayata hazır mısınız?

    İlk çocuğun dünyaya gelmesi ve büyümesinden sonra, anne babalar çoğu zaman ikinci çocuk planlamasına başlarlar. Bazen düşünce ikisinin bir arada büyümesidir, bazen de arada fazla yaş farkı olmadan ikinci çocuğu dünyaya getirmektir.

    İlk çocuğun büyüme evresinde, sıra ikinci çocuğa geldiğinde anne babalar için düşünceli günler başlar. Uykusuz geceler, emzirme, mama yedirme, alt değiştirme olayları yeniden ailenin gündemine girecektir. Bu kez bir farkla tabi, bu kez bir de ilk çocuğun durumunu ve psikolojisini düşünmek zorundadırlar.

    İkinci çocuğu planlama evresinde anne babalar kendileri açısından şu noktaları iyi değerlendirmelidir.

    Gerçekten ikinci bir çocuk sahibi olmayı istiyor musunuz, yoksa çevre baskısı mı sizi bu düşünceye sevk ediyor?

    İkinci çocuğu hayatınıza almaya hazır mısınız ?

    Aile bütçeniz ikinci çocuk için yeterli mi ?

    Anne ve baba olarak fiziksel ve ruhsal sağlığınız ikinci çocuk için uygun mu?

    Evlilik durumunuzda olağan dışı bir değişiklik var mı? Bazen ikinci çocuk kötü giden evliliği kurtarmak adına düşünülür ya da aile büyükleri tarafından önerilir, ama kötü giden çocuklu bir evliliğe ikinci bir çocuk ile devam etmek hem ilk çocuğa hem ikinci çocuğa hem de anne babaya büyük haksızlıktır.

    İkinci çocuk söz konusu olduğunda, anne baba ilk çocuğu da düşünerek karar almalıdır. İlk çocuğun yaşı, gelişim durumu, fiziksel sağlığı gibi bazı faktörler düşünülmesi gereken konular arasındadır.

    Eğer ikinci gebelik planlı bir gebelik olacaksa, ikinci çocuğun doğumu, ilk çocuğun hayatındaki önemli dönemlere denk getirilmemelidir. Örneğin ilk çocuk kreşe başladıktan birkaç hafta sonra kardeşinin dünyaya gelmesi, çocuğun kreşe uyum sürecini ve anne babası ile ilişkisini olumsuz etkileyebilir.

    İkinci çocuğun dünyaya gelmesi ile birlikte, anne çocuğun bakımı ile ilk aylarda daha çok meşgul olacağı için, annenin ikinci çocuğu ne kadar istediği ve bu sürece ne kadar hazır olduğu da önemlidir.

    Annenin kendini hazır hissetmediği bir gebelik ve sonrasındaki doğum, çocuğun büyüme süreci, hem anne hem baba hem de iki çocuk için zor geçebilir.

    İlk çocuğun büyümesi ile birlikte tekrar iş hayatına sosyal hayata geri dönen anne baba, ikinci çocuk ile birlikte bu yaşantılarına bir süre de olsa tekrar ara vermeye hazır olmalıdır.

    Tüm bu sebepler göz önüne alındığında, aileye ikinci bir çocuğun gelecek olması fikri, anne baba tarafından değerlendirilip karar verilmesi gereken bir durumdur.

    Bu nedenle, ilk bebeğin doğumundan sonra “Süt korur” düşüncesi ile korunmamak ve daha ilk bebeği yaşına bile girmemişken ikinci çocuğa hamile kalmak anne ve babalar için fraklı bir sürecin başlangıcı olur.

    İkinci çocuğun dünyaya gelmesi ile ilgili anne babanın daha planlı davranması gerekmektedir. Yukarıda söz edilen tüm noktalar gözden geçirilmeli ve en önemlisi anne baba ve ilk çocuk buna hazırsa, ikinci çocuk için planlama yapılmalıdır.

    Anne ve babaların yoğun çalıştığı, maddi zorlukların yaşandığı, anne babaların çocuklarına yeterli ve kaliteli zamanı ayırmakta zorlandığı günümüzde, aile planlaması daha da önem kazanmıştır.

    Kalabalık aile ve kardeş olgusu hem çocuklar hem de anne babalar için önemli bir değerdir, ancak aileye asıl mutluluk getirecek olan planlı hayattır…

  • Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    İçe kapanma, duygulanma ve sık ağlamalar, hareketlerde yavaşlama, dikkatin azalması, uyku bozukluğu, kilo değişikliği ve unutkanlık gibi bellek problemleri “yaşlılığın doğal bir sonucu” olarak kabul EDİLMEMELİ ve depresyonla ilişkili olabileceği düşünülerek gerekli incelemeler yapılmalıdır. Çünkü tanı konamayan ve dolayısıyla tedavi edilmeyen depresyon,
    Ek tıbbi durumların (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser, bunama, karaciğer ve böbrek hastalığı gibi) daha da kötüleşmesine,
    Aile içi ilişkilerin bozulması ve gerginliklerin artmasına,
    Hastanın ve ailesinin yaşam kalitesinin düşmesine,
    Beklenenden erken ölümlere,
    İntihar ile sonuçlanabilen ölümlere neden olabilir.
    Depresyon belirtilerinin varlığı danışmayı ve tıbbi yardım almayı gerektiren bir durumdur. Doğru tanımlanıp tedavi edilen hastalık %80-90 oranında iyileşmekte ve hastalar eski normal yaşantılarına geri dönmektedir.

    Nedir? Nasıl Oluşur?
    Depresyon, sık görülen ve yıkıcı sonuçları olabilen bir psikiyatrik hastalıktır. Gençlik döneminde görülebileceği gibi yaşlılık döneminde de görülebilir. Fakat, bu dönem hastalığın oluşumu, tanınması ve tedavisi noktasında birtakım farklılıklar içerebilir.
    Yaşlanmayla birlikte, beyin hücreleri ve damarlarda bozulma, nörotransmitter denilen bazı maddelerin veya hormonların artması veya azalması gibi doğal biyokimyasal değişimler veya eklenen tıbbi hastalıklar depresyonu ortaya çıkarabilir. Kişinin gençlik yıllarındaki psikiyatrik durumu, genetik faktörler (örneğin, aile üyelerinden birinde depresyon varlığı) veya çevresel olaylar (örn; bir yakınının ölümü, hastalanma, alıştığı muhitten taşınma, maddi zorluklar, emeklilik) da hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir. 

    Peki Hastalığı Nasıl Tanıyacağız? Belirtileri Nelerdir?
    Depresyon geçici bir ruh hali değildir. Yani, bir olay karşısında sıkıntı hissedilmesi veya mutsuz olunması depresyon olduğu anlamına gelmez. Depresyon hastalığı diyebilmek için, birtakım belirtilerin sürekli olarak görülüyor olması (en az 2 haftalık bir süredir) ve kişinin günlük yaşantısını ciddi bir şekilde etkiliyor olması gerekmektedir. Aşağıda, depresyon belirtileri sıralanmıştır (yaşlılığa DAHA ÖZGÜ olarak nitelendirilenler tırnak içerisinde gösterilmiştir);
    *Keder, elem, üzüntü ve mutsuzluk hali 
    *Bir şey yapmak istememe, hevessiz olma 
    *Eskiden zevk alınan şeylerden artık zevk alınamıyor olması
    *Kendini ümitsiz, değersiz ve çaresiz hissetme
    *Geçmişteki başarısızlıklar veya hatalardan dolayı kendini suçlayıp durma
    *Parasal, sağlık vb. konularda düşünüp durma, aşırı ve yersiz endişeler
    *Olağan dışı duygulanma ve sık ağlamalar
    *Gelecekten beklentinin kaybolması ve ölüm düşünceleri 
    *Düşüncelerde yavaşlama ve kararsızlıkların artması
    *Dikkatin azalması ve yoğunlaşmada güçlük
    *“Yerinde duramama ve huzursuzluk hali”
    *“Uyku bozukluğu (uykusuzluk veya aşırı uyuma)”
    *“İştah ve kilo değişiklikleri (kilo kaybı veya kilo alımı)”
    *Doktorların herhangi bir sebep bulamadığı “Bedensel yakınmalar” (Baş ağrısı veya vücutta yaygın ağrılar, uyuşmalar, kabızlık, gaz ve şişkinlik, baş dönmesi, idrar yolları ile ilgili yakınmalar, saç dökülmesi..) olarak sayılabilir.

    AİLELER Dikkatli Olmalı..
    Aileler riskli durumlar konusunda bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü yaşlılarda depresyonu en sık tetikleyen durumlardan biri tıbbi hastalıklardır. Aynı zamanda, tıbbi hastalıkların varlığı depresyonu kötüleştirebilir. 
    *Bunama=Demans (En sık sebebi olan “Alzheimer Hastalığı”) 
    *Guatr 
    *Yüksek tansiyon, 
    *Şeker hastalığı, 
    *Kalp ve solunum sistemi hastalıkları, 
    *Karaciğer ve böbrek hastalığı
    *İnme
    *Kanser riskli durumlar arasında sayılabilir.
    Bu hastalıkların varlığında yakın bir takip, gerekli önlemlerin alınması açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yeni ortaya çıkan belirtiler (örn, iştah ve uyku düzenindeki değişiklikler, unutkanlık vb. bellek problemleri, çevresindekileri tanımama, evde olmayan birini görme veya çevresindekilerden kötülük göreceği, zehirleneceği yönünde şüpheli, tuhaf inanışlar veya davranışlar, yerinde duramama ve huzursuzluk hali) dikkatle incelenmelidir. Ek olarak, hastanın aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, kullandığı ilaçları ve düzenli olarak alıp almadığı da kontrol edilerek uygun önlemler alınmalıdır. 
    Ayrıca bazen depresyon, bunama benzeri belirtilerin yoğun olması nedeniyle BUNAMA ile KARIŞABİLİR (PSÖDODEMANS) ve gereksiz tedavilerin başlanması ve zaman kayıplarına neden olabilir. 
    Yapılması Gerekenler..
    Ailede yaşlı olan kişiler, mümkün olduğunca vakit ayrılarak etkin bir şekilde dinlenmeli, konuşmaları için yeterli zaman ayrılmalı ve isteklerine olabildiğince kulak verilmelidir. Çünkü yaşlı kişiler, rahatsızlık vermek istemediği, anlaşılmayacağını düşündüğü veya sıkıntılı olmanın, hatta depresyonda olmanın bir “karakter zayıflığı veya akıl hastalığı” olduğunu düşündüğü için yakınlarına yaşadıklarını söylemekten çekinebilir veya korkabilirler. 
    Sabırlı ve hoşgörülü bir ortamda, hastanın yakından takip edilmesi anlaşıldığı, değer verildiği ve yalnız olmadığı hissine, dolayısıyla rahatlamasına ve olumsuz duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmesine sebep olacaktır. Bu tutum, ailenin depresyon belirtilerini daha iyi anlaması, uygun önlemler alması ve gerektiğinde bir doktorla görüşerek psikoterapi, ilaç ve diğer tedaviler konusunda işbirliği yapması açısından oldukça önemlidir. 
    Depresyon tanısının konması ve tedavisinin planlanması ANCAK, iyi bir klinik değerlendirme ve ilişkili tüm psikiyatrik ve tıbbi durumların detaylı bir şekilde araştırılması ile mümkün olacaktır..

  • Helikopter ebeveyn nedir

    Helikopter Anne-Babalar; çocuğun başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, çocuğun her şeyine yetişmeye çalışan, çocuğun hayatına ve kişiliğine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalardır. Bu anne babalar, eğitimli orta sınıf ailelerden gelir ve çocuktan akademik beklentileri çok yüksektir.

    Son yıllarda bu terimden çokça söz edilmekte ve bir psikolojik, sosyolojik sorun olarak ele alınmaktadır. Helikopter Anne-Babalar Türkiye’de çok yaygındır.

    Helikopter anne babalar, çocuklarının başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, her şeylerine yetişmeye çalışan, hayatlarına ve kişiliklerine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalar olarak tanımlanmaktadır.

    Günümüzde “helikopter aileler”, çocuklarının eğitim, sosyal ve özel hayatlarını çok yakından takip eden, çocuklarının üstlenmesi gereken sorumlulukları büyük bir hevesle üstlenen, her sorununu onlar adına çözmekten mutluluk duyan aileler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    “Helikopter anne babalar”, çocuklarının ödevlerini, projelerini yapıyor, yetiştiremedikleri zaman telaşlanıyor, çocukları düşük notlar aldıklarında bu konuyu öğretmenleri ile konuşabiliyorlar. Helikopter aileler, iyi niyetle yardımcı olmaya çalışsa da aslında çocuklarının yetersiz olduğu, kendi sorumluluklarını yerine getiremedikleri mesajını veriyorlar ve tüm bu nedenlerle de çocuklarına yardım ediyorlar.

    Helikopter anne babalar çocuklarının bireyselliğinin gelişmesini kendilerine tehdit görürler ve onlara bağımlı olması için elinden geleni yaparlar. Çocuklarının bağımsız kendi kendine yeten bir birey olmasını tehdit için gördükleri için çocukların değişim, gelişim çabalarına engel oluyor ve kendilerine bağımlı olmaya zorluyorlar. Tabi buda çocuğun kendine yetemeyen, değersiz, güvenilmez biri olmasına neden olduğu gibi kimlik gelişimlerini de olumsuz etkiliyor

    Aşırıcı korumacı çevrede büyüyen, her sorunu anne babası tarafından çözülen, kendi kararlarını kendi alamayan yani helikopter anne baba ile büyüyen çocuklarda bazı tipik özellikler görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    Şişirilmiş bir egoya sahip
    Düşük öz saygı ve yeterlilik duygusu
    Bastırılmış kişilik
    Sağduyudan yoksun
    Karar vermekte zorlanan
    Problem çözme becerisi gelişmemiş
    Daha iyiyi yapma ve çabalama isteği düşük
    Çok güçlü aile bağına sahip ve aileye bağımlı

    Bunlar bu çocukların sadece en belirgin özellikleri bu liste daha artırılabilinir. Çünkü aşırı koruyucu anne baba olmak, çocuğun normal gelişimine müdahale eden bir yaklaşımdır. Dolayısıyla çocukta normal olmayacaktır. Birçok becerileri eksik, psikolojik problemler yaşamaya yatkın, iş ve özel hayatında problemler ve başarısızlıklar yaşayan bir yetişkin olacaktır.

    Helikopter anne babalar şunu unutmamalıdır. Sonsuza dek çocuklarının yanında olamazlar. Çocuklarının kendilerine bağlı ve bağımlı yaşaması aslında çocuklarına yaptıkları çok büyük bir kötülüktür. Bu şekilde büyüyen çocuk hiçbir zaman bağımsızlaşamaz, kendi sorunlarını çözemez, karşılaştığı sorunlarda hep başkalarını suçlar ve kolay çıkış yolları arar.

    Şimdinin çocuklarının geleceğin yetişkinleri olduğunu düşündüğümüzde aslında gelecek adına da çok büyük bir hatadır çocukları bu şekilde büyütmek. Helikopter anne baba ile büyüyen çocuklar hep çocuk kalmayacaklar, ergenlik, yetişkinlik, iş yaşamı, evlilik gibi pek çok süreç onları bekliyor.

    Çocukları bağımsız bırakmak ve sorun çözme becerilerin gelişmesine katkı sağlamak onların gelişimi için atılacak önemli bir adımdır…