Etiket: Aile

  • AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    Aile terapisi, danışanlarının durumuna göre grup ve bireysel danışmalardan ayrılırlar. Örneğin; bireysel
    danışmanlık genellikle danışanların kişisel sorunlarına ve onların çözümüne yani bireylerin içsel
    dinamiklerine (intrapersonal) odaklanır. odaklanır. Grup danışmanlığı ise birden fazla bireyin bir araya
    geldiği ve daha kişilerarası (interpersonal) ilişkilerin olduğu bir süreçtir. vardır. Bununla birlikte grup
    elemanları ortak problemleri ile birlikte danışmaya girerler. Öte yandan, aile terapisi değişiklikler yapmak
    için yaşamın bütününe(total life sistem) odaklanır, ailenin yapısını değiştirmeyi amaçlayarak ailenin
    bütününe etki eder. Yani aile terapisinde kullanılan yaklaşımlar; hem bireyin içsel dinamiklerine, hem
    kişilerarası ilişkilere ve sistemlere odaklanır. Aile terapisi aynı zamanda yeni yol ve yöntemler sağlayan,
    zihinsel sağlık çalışanlarının üretkenliğinden ve yenilikçiliğinden etkilenir. Aile terapisi, terapiste geniş
    hareket alanı sağlayarak, sorunların belirlenmesinde özgün yollar bulmasına izin verir.

    Bazı aile terapisi teorileri benzer olsa da çoğu farklı farklıdır.

    Aile terapisinin gerekçelerinden biri, hayatla ilgili artan zorlukların kökeninde ailenin yattığına
    inanılmasıdır. Bu nedenle, aile üyeleri birbiriyle ilişkilidir ve aile üyelerinin durumları diğer aile bireylerini
    ve ailenin bütününü de olumlu ya da olumsuz etkileyebilir.

    Terapötik olarak ailelerle çalışmanın tedavide etkililiği kanıtlanmıştır. Araştırmalar, çeşitli aile terapisi
    modellerinin/yaklaşımlarının, psikoterapinin diğer biçimleri kadar etkili olduğunu göstermektedir.
    Danışanlar arasında yapılan araştırmalar da, danışanların evlilik ve aile terapistlerinden aldıkları
    hizmetlerden çok fazla memnun olduklarını ve aile terapisinin madde kullanımı, alkolizm gibi
    rahatsızlıkların tedavisinde de etkili olduğunu belirtmektedirler. Başka bir deyişle, danışanlar umdukları
    yardımı görmektedirler. Fakat bunun yanında aile terapisi, bipolar bozukluk gibi şiddetli ve kronik akıl
    rahatsızlıklarının tedavisinde yeterli ve etkili değildir.

    BİREYLERLE ÇALIŞMANIN YERİNE AİLELERLE ÇALIŞMANIN NEDENLERİ

    Aile terapisinin avantajlarından biri; terapistin aileyle çalışarak neden-sonuç ilişkilerini ve sorunları daha
    geniş bir çerçeveden bakarak bütün karışıklığı görmesinin kolaylaşmasıdır.

    Aile terapisi, danışanın yaşamındaki önemli kişileri, sürecin içine alır. Terapist, sorunun içinde olan,
    sorunu paylaşan insanlarla direkt çalışır.

    Aile terapisinde tek bir ileti, aynı anda bütün aileyle paylaşılabilir.. Böyle yapılmasının amac; aile
    üyelerinin birlikte bu sorun dahilinde çalışmalarını sağlamaktır. Ayrıca aile terapisi aile de gizli kalmış
    bilgileri ortaya çıkararak aile içinde açık iletişimi sağlamayı amaçlar.

    Aile terapisinin önemli avantajlarından bireysel psikolojik danışmadan daha kısa sürede etkili olarak
    amacını yerine getirmesidir. aile terapistlerinin bildirdikleri raporlar da , bir aileyle yalnızca birkaç oturum
    çalıştıkları görülmüştür.

    Aile terapisinde, durumlara göre bazı yaklaşımların etkili olduğu belirlenmiştir. Çoğu araştırmaya
    baktığımız da, aile terapisinin, ailelerin ve aile üyelerinin hepsini kapsayan değişiklikleri gösterdiğini
    görmekteyiz. Diğer terapistlerin bu konu da iddialı olmadıkları söylenebilir.

    AİLE TERAPİSİNDE ETİK KONULAR

    Aile terapisinde profesyonel meseleler en çok etik, yasa ve kimlikle ilgilidir. Aileye yardım etme
    sürecinde, profesyonel meseleleri göz önünde tutma ve tedavi prosedürünü seçme arasında bağlantı
    vardır. Terapötik yorumlamaların temelinde etik ve yasal faktörler vardır. Ancak, profesyonel konular
    terapötik konulardan daha az dikkat çeker. Çünkü profesyonel konular daha temeldir. Profesyonel
    konular daha mekanik olarak tartışılırlar ve tedavide ilginç bulduklarımızla alakalı olan şeylerden daha az
    caziptirler. Etik rehberler, yasal standartlar ve kurumsal kararnameler aslında düzyazıdır ve okumak için
    çekici ve açık değillerdir. Şimdiye kadar bu kodlar, rehberler, dernekler profesyonel aile terapisinin kalbini
    oluşturmuştur. Bu meseleler çevresindeki aile terapisinin kritiği halk ve klinisyenler tarafından pekiyi
    anlaşıldı.

    Aile terapistleri yasal, etik ve profesyonel kimlik meseleleri konusundaki bilgiler ve onların takiplerinde
    uyanık olmalıdırlar. Eğer olmazlarsa, sonuç iyi niyetli ancak zararlı klinik ya da kişisel hareketler olabilir.
    Aile bir sistemdir, öyleyse aile terapisi de bu sistemin alanındadır. Aile terapistleri sağlıklı kalabilmek için,
    onlar ve meslektaşları, yüksek standartlar için uygun pratiklere ve yasal durumlara, etik kodlara
    uymalıdırlar. Onların aile terapistleri gibi güçlü kimlikleri vardır. Onları profesyonel olarak zenginleştiren
    ve besleyen kurumlarda bir üyeliklerinin olması gereklidir. Meslektaşların hatırları ve kendileri için, aile
    terapistleri profesyonel meselelerle baş edebilirler.

    AİLE TERAPİSİ VE AİLE ETİĞİNE GENEL BAKIŞ

    İnsan deneyimleri ahlaklı girişimlerdir. Etik ilkeler (ethics), bireyler ve ailelerden gelen hakların
    gerçekleşmesi için karar veren ahlaki prensiplerdir. Aileler ve toplum ilişki etik ilkeleri (relationship ethics)
    tarafından yönetilir. Bu etiğin temelinde 2 temel prensip vardır;

    Adalet (equitability) “herkes kendi ilgilerini çok kültürlü bir bakış açısından adil bir şekilde hakkını
    kazanmaya çalışır” önerisidir.
    İlgi (caring) veya ahlaki gelişim ve prensipler, sosyal ilişkilerin ve dayanışmanın merkezinde yer aldığı
    fikri.
    Aile terapisi ilk olarak uygulayıcıların, teorilerin ve uygulamaların aileleri içermesinin değersiz olduklarına
    inandıkları bir atmosferde gelişmiştir. Sonuçta oluşan tarafsızlık (neutrality) durumu, ailelerle çalışmanın
    etik prensibinin aile terapistleri tarafından resmi ya da resmi olmayan temellerde 1960ların ortalarına
    kadar seyrek olarak tartışıldığı anlamına gelir. Daha sonra aile terapisinin feminist kritikleri, özellikle aile
    şiddetinin sorumlulukları bakımından bu alanı değerler ve etik konusunda sallamıştır. Uygulayıcılar kesin
    ya da doğalarla ilgili her durumun değerlerle ilgili olduğunu anlamaya başlamış, yani, terapötik kararlar
    etik olarak nötr olmadı, olamazda.

    Bilinen değerler ve etikler, ana fikre yardımcı olmakla ilgililerdir.(????) Aile terapisi yaparken etik karar
    verme hakkında hala pek çok belirsizlik vardır. Çünkü etik karar vermek kolay değildir. Terapist ne
    zaman etik ikilemle yüzleşirse, genellikle “2 veya daha fazla akılcı kararı yapmak için 2 ya da daha fazla
    iyi nedene” sahiptir. Eğer bu ikilemler karışıksa, klinisyenler tamamen eminse, onlar seçtikleri yolda
    dikkatsizce büyük bir hata yapıyorlardır.

    Tarihsel çatışmalar ve şimdiki gerçekliğe rağmen, etiğin alanı; aile tedavisinin çatısının temel bölümüdür.
    Bu, terapinin bütün çeşitlerinde, özünde bir etik boyutu olduğu için dikkatlice düşünülmelidir. Meseleleri
    daha fazla zorlaştırmak için, aile terapistleri her çeşit terapistin muhtemel etik çatışmalarıyla yüzleşirler.
    Örneğin, aile terapisinde, aile üyelerinin arasındaki ilişki genellikle danışan için dikkate alınır. Elbetteki,
    ilişkide bir kişiden fazla kişi vardır ve terapide ilerlemek için terapist, bazılarının çoğunluktan farklı olarak
    çatışmalı duygu ve davranışları ve ayrı ihtiyaçları olan bireylerin bilgilendirilmiş rıza (informed consent)
    olmalıdır.

    Etik ve etkili olan aile terapistleri, ailelere hizmet verirken teoriler içinde değerlerin farkında olmalıdırlar.
    Aile terapistleri profesyonel olmak için güncel etik kodları bilmelidirler ve süreçte kodları gözden
    geçirerek öneri getirmekle aktif olarak uğraşmalıdırlar. Klinisyenler bunu yaparken düşünceli ve esnek
    olmalıdırlar.

    ETİK VE DEĞERLER

    Etik karar vermenin temelinde değerleri fark etme ve anlama vardır. Bir değer (value) “bir dizi seçimin en
    çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru sıralanmasıdır.” Temelde 4 değer alanı vardır ve her biri
    birbirini etkiler. Bunlar; aile, kişisel, politik/sosyal ve en yüksek. Aile terapisi, kuramsal ve klinik olarak
    profesyonel olması için temelinde bilinen çeşitli değerler topluluğu olduğu kabul ediliyor.

    Etkili terapistler terapötik süreci etkileyen kişisel değerler, danışan-aile değerleri ve teorik değerlerdeki
    güçlüklerin farkında olurlar. Terapistler önce kendi değerlerini incelemelidirler. Terapistin yaşı, medeni
    durumu, cinsiyeti, etik kökeni, dini, sosyal kültürel yapısı vb. terapistin değerlerini etkiler. Örneğin; genç,
    bekâr, Katolik, Latin erkek aile bir terapistine zengin bir alt yapıdan gelen ve değişik değerlere sahip
    yaşlı, boşanmış yerli Amerikan ailesinden hayatının çoğunu fakir geçirmiş 2 yetişkin gelebilir.

    Kişisel değerleri ortaya çıkarmanın ve etik karar verme tarzını anlamanın bir yolu da etik genogramdır.
    Bu genogram çeşidi, zor etik karar vermek için aile bireylerinin köküne nasıl dikkat edileceğine
    odaklanır. Bir terapistin ebeveynleri gevşek olmuş olabilir, veya doğru ve yanlış davranış yorumunda katı
    olmuş olabilir. Böyle durumlar terapistin şu andaki etik karar vermesinde iyi ya da kötü bir şekilde rol
    oynayabilir. Aile terapistleri, kendi değerlerinin, bu değerlerin kendisine nasıl geldiğinin ve değerlerin
    nasıl farklı ve diğerlerine benzer olduğunun farkında olursa ailelerle daha etkili ve etik çalışmak için
    uygun olurlar.

    Sonra, terapist, danışan-ailelerinin değerlerine bakar. Araştırmalar, aile değerlerinde -özellikle farklı
    kültürler arasında- çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Ailelerde, üyelerin kişisel, politik ve sosyal değerleri
    çeşitli yönlere etki eder. Ailelerde, aileden miras olarak gelen değerlerin de etkisi vardır. Ailelerle
    çalışırken, onların değerleri, sistemle ilgili bir bakış açısında sınanmalıdır, yani aile üyelerinin değerlerinin
    aileyi bütün olarak nasıl etkilediğine bakılmalıdır. Böyle bir bakış açısı değerlerle ilgili konuyu karıştırır;
    ama aynı zamanda değerleri gerçekçi bir çerçeveye koyar ve bunların işleyişini dinamik bir girişime
    çevirir. Eğer terapistler ve onların danışan-aileleri savundukları çekirdek değerler bakımından birbirinden
    ayrı değerlere sahiplerse onlar arasında ya da onların yerini tutan birileri arasında görüşmeye ihtiyaç
    olabilir.

    Son olarak terapistler değerleri açıklarken teori ve süreçlerle bağlantı kurup, onların sonuçlarını kabul
    ederler. Bu son alanda, aile terapilerinin etik konuları, ailede muhafaza edilmesi gereken, vurgulanan,
    pekiştirilen ve değiştirilmesi gereken değerlerle ilişkilidir.

    Bazı aile terapistleri, tedavilerinin merkezine ailelerin semptomlarını silmeye yardım etmeyi alır. Diğerleri,
    yeni bir yapıyı veya sınırı oluşturmaya odaklanır. Bazıları ise bireylerin ailelerinin kökünden

    farklılaşmalarına veya yeni çözümler üretmelerine yardımcı olmayı amaçlar.

    Bilgisiz uygulayıcılar (terapistler) değerlerin doğasını ve hatta önemini inkar etmeye çalışır. Diğerleri
    terapiyi hoşlandıkları değerlerin yeniden gözden geçirilmesi için bir mücadele olarak kullanma çabasında
    bulunur. İki yaklaşım da kusurlar ve olası tehlikelerle doludur. Sonuç olarak, diğerlerinin değerleri için
    duyulan saygı ve değer; etik davranışın ve aile terapisinin rehberliğinin arkasındaki hakim güçtür.

    DEĞERLER ETİK UYGULAMALARI NASIL ETKİLER?

    Bütün etik konular, değerleri, karar vermek için temel alır ve sosyal haklar ve zorunluluklarla ilgili bütün
    değerler, etik kararlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

    Aile terapisinde bazı terapistler, ailenin varlığındaki bireysel terapötik yaklaşımdan hareketle ya da aile
    üyeleriyle bireysel olarak çalışırlar. Bu tip bireysel tedavi bir değer ve etik soru meydana getirir, çünkü,
    böyle bir düzenlemedeki ailenin problemleri, onların genel durumundan bir bütün olarak görülmez. Sonuç
    olarak ailenin iletişim yolunun yenilenmesi için öneriler, durumun bütün karışıklığını göz önünde
    bulundurmaz. Çünkü böyle bir yaklaşım sınırlıdır, azdır ve değeri yoktur. Bu, etik bile olmayabilir. Çünkü,
    araştırmalar evli kişiler için bireysel terapi ile evlilik ilişkisinin karışıklığı arasında bir ilişki göstermiştir.

    Aile terapistleri, etik olarak danışanlara karşı dürüst olmalıdır, danışanlar terapistin seçimleri, önyargıları
    ve profesyonel yargıları hakkında açıkça bilgilendirmelidir. Aile terapistinin kabul ettiği değerler, onların
    klinik uygulamalarını ve sonuçlarını direk olarak etkilemektedir.

    ETİK KARARLAR ALIRKEN YOL GÖSTEREN KAYNAKLAR

    Etik olmayan kararları almaya karşı tedbir almak için aile terapistleri hangi değerleriyle alakalı olduğunun
    farkına vardığı andan itibaren birkaç kaynak ve model kullanabilir. Etik kararlar almanın en yaygın ve
    yararlı olan 5 yolu vardır;

    Kurumsal Etik Kodları,
    Eğitimsel Kaynaklar,
    Profesyonel Konsültasyon,
    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim
    Meta-etik İlkelerinin Önemi.
    Etik Kodlar

    Etik kararlar alırken aile terapistlerinin kullanacağı öncelikli kaynak, kurumsal etik kodlarıdır. “Etik kodları

    olacakları değil, olabilecekleri engellemek için kurulmuştur.

    Etik kodların içerdiği konu başlıkları; gizliliği, danışan sorumluluğunu, profesyonellik becerisini,
    dürüstlüğü, değerlendirmeyi, ekonomik düzenlemeleri, araştırma ve yayını, süpervizyonu ve toplumsal
    beyanları kapsar. Bu ve diğer alanlarda aile terapistleri birçok etik ikilemle karşılaşmaktadır. Yaygın olan
    etik düşüncelerin çoğu, bütün aileyi tedavi eden, yeni tedavi gelişimleri hakkında güncel olan, bir aile
    üyesini tek başına gören ve danışanlarla değerleri paylaşanlardır.

    Etik kodlarında, maalesef, aile terapistlerinin neyi, nasıl yapacaklarını yönlendiren az sayıda belirli
    davranışsal rehberler vardır. Bunun sonucu olarak, aile terapistleri etik olmayan kararlar da verebilirler,
    çünkü terapistler “diğer uygulamacılar bunu yaptı” şeklindeki duyumlarla hareket edebilirler. Etik kodların
    sınırları, özellikle karşılıklılık üzerine kurulmamış, terapistin arkadaş ya da iş ilişkisi gibi ikinci rolleri
    üstlendiği ikili ya da çok yönlü ilişkiler (dual or multiple relationships) gibi karışık konularla ilgili çabalar
    harcandığında ortaya çıkar. Etik kodları sadece okuyarak en iyi hareket şekline karar vermek, yeni
    başlayan terapistler kadar deneyimli terapistler içinde zor olabilir.

    Eğitimsel Kaynaklar

    Aile terapistlerinin etik kararlar alırken yararlanacakları ikinci kaynak; eğitimsel araçlardır. En iyi eğitimsel
    kaynaklardan biri; aile terapisindeki ikilemlerle belirli olarak ilişkilendirilmiş vaka tarihi-vaka çalışmaları
    şeklinde bulunur. Peggy Papp(1977), Frank Dattilio(1998), ve Lary Golden(2004) aile terapistlerinin
    başvurabilecekleri olay çalışması kitapları yayınlamışlardır;

    AAMFT Etik Kodlarını Kullanıcı Rehberi ( User’s Guide to the AAMFT Code of Ethics)’nin formatı daha
    kısadır.
    Aile Rehberi: Çiftler ve Aileler için Danışma ve Terapi (The Family Journal: Counseling and Therapy for
    Couples and Families)
    Bu yayınların vaka konsültasyonları belirli bir kuramsal görüş özelliğindedir. Böyle eğitimsel vakaların
    sistematik bir temelde çalışılması gerekir. Ayrıca, aile terapistlerinin, geçmişte nasıl kararlar aldığını
    bilmek güncel uygulayıcılar için yararlı olabilir

    Vaka çalışmaları; aile terapistlerine etik olarak uygun seçimler yapmaları için adımlar konusunda da
    yardımcı olabilir. Etik karar vermede, adım adım süreçler belirlenmiş ve bu süreçler; terapistlerin
    profesyonel sorumluluklarını karşılamak ve ailenin iyiliği için sorumluluk almaları için bir alternatif
    hareketler sürekliliği oluşturmayı vurgular. Terapistler, sonra, bu alternatiflerin sonuçlarını değerlendirir
    ve ölçer. Bu süreçlerden deneme niteliğinde kararlar verirler ve eğer şüpheleri varsa bunu süpervizör ya
    da meslektaşlarıyla 2 defa kontrol ettikten sonra kararlarını uygularlar. Son basamak ise; yapılanların
    belgelendirilmesini içerir. Belgelendirme, etik ve yasal yönden savunulabilir. Belgeler, kayda değer
    görülen uygulamalar ya da geleneksel uygulamalara dayanan uygulamalar olmalıdır.

    Profesyonel Konsültasyon

    Etik kararlar alırken üçüncü kaynak da; profesyonel konsültasyondur. Profesyonel konsültasyon, birinin
    kendi yetenek ve bilgisini arttırmak için alanında uzman bir kişiyle görüşmesidir. Konsültasyon; içsel veya
    dışsal yönelimli, süreç-sonuç odaklı ve formal ve informal gibi çeşitli şekillerde alınabilir.

    İç konsültasyon (internal consultation) terapistin, bir aile ile ilgili etik mesele hakkında çalıştığı yerdeki
    uzman biriyle konuşma şeklinde alınabilir. Dış konsültasyon (outside consultation), bulunduğu
    yerin/kurumun dışındaki bir profesyonelle görüşmeyi içerir. Süreç konsültasyonu (process consultation)
    bir aileyle çalışırken kullanılan yöntemin etiği hakkında bir uzmana akıl danışmak olarak tanımlanabilir.
    Sonuç odaklı konsültasyon (outcome-focused consultation) ise ailenin ve terapistin başarmayı istedikleri
    etikleri merkeze alarak uzmanla görüşmeyi içerir. Resmi konsültasyon (formal consultation) da girdi bir
    uzman tarafından randevu ya da yapılandırılmış görüşmeyle kazanılırken; resmi olmayan konsültasyon
    (informal consultation) profesyonel terapi konferansında, uzmanla koridorda ya da daha az
    yapılandırılmış bir iletişim şeklinde olabilir.

    Ne şekilde olursa olsun, konsültasyon servisleri kanalıyla aile terapistleri; prensiplerle ve etik kodların
    belirli yönleriyle ilgili durum tarihiyle ile ilgili daha geniş bir bakış açısı kazanır. Konsültasyon
    toplantılarında terapistler, engellemeleri, aydınlatmaları ve değişimleri amaçlayan servislerin tüketicileri
    olurlar.

    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim

    Etik kararlar almadaki desteğin dördüncü kaynağı meslektaşlar ve süpervizörlerle ilgili olanı içerir. Aile
    terapistleri meslektaşlarıyla çoğu nedenden dolayı etkileşim içinde olma gereği duyabilirler ama
    özelliklede etik davranış söz konusu olduğunda meslektaşlarıyla fikir paylaşımında bulunurlar.
    Meslektaşlar, genellikle uzmanlardan ve eğitim metaryellerinden daha ulaşılabilirlerdir. Ayrıca bu
    meslektaşları kullanmanın mali değeri daha ucuz ya da bedavadır. Ek olarak, meslektaşlar birbirlerini
    yeni trendlerin profesyonelleri hakkında sıkça bilgilendirir.

    Bir çalışmanın, meslektaşı olmayan biri tarafından direk süpervizyonu özellikle kariyerlerine başlayan
    profesyoneller açısından oldukça etkilidir ve önerilir. Bireysel süpervizyondan farklı olarak aile terapisi
    süpervizyonu (family therapy supervision) sistematiktir ve içedönük konulara olduğu kadar kişiler arası
    konulara da odaklanır. Süpervizörlükle ilgili etkileşimin çeşitli şekillerini kullanarak aile terapistleri bilgiyi
    çıkararak ya da kişisel ve profesyonel konulardan kaçınarak etik hatalar yapma ihtimali daha azdır.
    Ayrıca, aile terapi süpervizyonunda canlı gözlem ve görüşme için tek yönlü aynaların kullanımına ek
    olarak video kritiğine de vurgu yapılır.

    Meta-Etik İlkeler

    Meta–etik prensiplerin yüksek düzey standartları vardır. Bu standartlar klinisyenlere karar vermeleri için
    rehberlik eder. Bu prensipler özellikle etik ve ahlaki ikilemleri çözmek için kullanışlı olur. Bütünüyle bu
    ilkelerin beşi, birbirleriyle etkileşimde düşünülür:

    Özerklik (Autonomy): Kararlar ve seçimleri yapması için bireylerin doğruluğu

    Zarar vermeme (Nonmalefience): danışana birinin hareketinden olası zarar vermeden kaçınma

    Yararlılık (Beneficence): danışanın huzurunu sağlamak ve iyilik yapmak

    Bağlılık (Fidelity): Güvenilir, sadık olmak ve birinin sözlerini tutmak

    Adalet (Justice): Eşit olarak davranmak insanlara

    Aile terapistlerinin en çok akılda tutması gereken en üst prensip; zarar vermemektir. Bu ilkeyi takip etmek
    kolay olmasa da diğer ilkelerden bazı yollarla daha az zordur. Aile terapisinde bağlılık, aile üyelerinin
    bağlı olmasıyla ve onların sahip olduğu ilişkilerle uğraşır. Bu üç alana dikkat etmek gerekiyor ve karar
    alırken akılda tutmalıdır. Buna rağmen aile terapistleri ne ile ve kim ile çalıştıklarının karmaşıklıklarını fark
    ettikleri zaman, daha dikkatli, düşünceli ve sonunda becerikli olurlar.

    Yaygın Etik Konular

    Bazı aile terapistleri etik kurallara uymayabilmektedirler. Aşağıda bazı etik kurallar açıklanmaya
    çalışılmıştır.

    Gizlilik

    Danışana etik konulara uyulacağı konuşulmalıdır. Öte yandan gizlilik yasal bir durumdur. Şayet gizlilik
    bozulursa etik olmayan bir durum ortaya çıktığı gibi terapistlerin yasal sorunlarla karşılaşmasına da
    sebep olur. Aile terapistleri bu konuda dikkatli olmalılardır.

    En iyi yöntem, aile bireyleri ile birlikte hepsiyle beraber danışma oturumunu yapmaktır. Bu durumlarda
    oturumda günah keçisi ya da problem kişi olmayacaktır. Bu süreçte karşılıklı terapist ve aile bireyleri,
    haklarını ve sorumluluklarını öğrenirler. Gizlilik içerisinde, oturumlarda konuşulanların orda kalması
    gerektiği somut olarak konuşulur ve aile bilgilendirilir. Bire bir görüşme olmaması danışanların cesaretini
    kırabilir. Bu yaklaşım sistem yaklaşımını destekler ve aileden birinin sorunu varsa diğerlerini de etkilediği
    fikrini geliştirir.

    Ara sıra terapistler gizliliğe uymayabilirler. Aile üyelerinden birinin kendine yada başkasına zarar vermesi
    yada mental rahatsızlık göstergelerinin olması durumlarında olabilir.

    Aile üyelerinin iyiliği için bunu yapması gerekebilir. Bu durum ile ayrıcalıklı iletişimi de beraberinde getirir.
    Ayrıcalıklı iletişim (privileged comminicated) danışanın haklarını koruyan danışanın yasal hakkıdır,
    kanunlarla garanti edilmiştir. Trapist ve danışan ayrıcalıklı(*) şekilde görüştüklerinde danışan normal
    oturum formatını bırakabilir Bununla birlikte aile içinde bir şeyler ortaya çıkmaya başladıysa, çocuk
    istismarı yada daha başka şeyler, terapist bunu gerekli yasal mercilere iletmelidir. Aile terapistlerini
    düzenli bir şekilde kontrol edilmeye ihtiyaçları vardır. Değişik kurumlar bunu yapmalılardır.

    Başka bir sorunda gizliliğin dikkatsizlikten dolayı bozulmasıdır. Bir vaka ile ilgili konuşurken uygunsuz ve
    dikkatsiz bir şekilde konuşmayla bu olabilir. Bu diğerlerine göre daha masum görünebilir. Elektronik
    iletişim araçları görüşme bilgilerinin başkalarının eline geçmesine yada ulaşmasını daha da kolay
    kılmaktadır. Her ne olursa olsun bu da bir etik dışı durumdur. Aile terapistleri bilgisayarda kayıt
    tutuyorlarsa dikkat etmelilerdir. Ve koruma altına almalılardır kayıtları.

    Gender Issues (Cinsiyet Konuları)

    Aile terapisinde cinsiyet öneli bir olgudur. Cinsiyet aile de kadın ve erkek ikisinin ilişkilerindeki temel
    yapıyı oluşturur terapistlerin cinsiyeti görüşmeleri etkileyebilmektedir. Aile terapilerinin ilk yıllarında erkek
    odaklı olarak çalışılıyordu. Ve kadınlar görmezden geliniyordu. 1980 den sonra cinsiyet terapisi
    genişletildi. Kadın ve erkeğe eşit şekilde muamele edilmeye başlandı. Yinede bazı terapistler yüzeysel
    değişiklikler yapmışlardır.

    Bu tavır etik kuralları göz ardı etmek demektir. Kadınları cinsiyetlerinden dolayı terapiden mahrum
    bırakabilirler ama kadınlar maliyeti ne olursa olsun bu hakkı almalılardır.

    Terapistler bütün aileler ile çalışırken şunlara dikkat etmelilerdir.

    finansal ve fiziksel olarak güç dengesini sağlamalı
    aile bireyleriyle rol ve kurallar la ilgili oyun oynaıp onların kendilerini farklı görmeleri sağlanır
    ailedeki küçük değişikliklerin ailenin bütününe etki ettiğini bilmeli.
    Terapist ile Aile Üyelerinden Birinin Cinsel İlişki Yaşaması

    En yaygın tabu aile danışmalığında, terapistin aileden biriyle ilişki yaşamasıdır. Ne yazık ki en yaygın
    sorunlardan biri terapistlerin, sağlık çalışanlarının danışanları ile ilişki yaşamasıdır. Yeni çalışanlar
    danışanlarla ilişki konusunda uyarılırlar. Ayrıca aile danışmalığı etik kodlarında bu durum men edilmiştir.
    Terapist ve danışan arasında yanlış anlaşılmalar olabilecek şekilde davranılmamalıdır.

    Teorik teknikler

    Bazı teorilerin teknikleri hala tartışmalı bir haldedir. Bu yüzden en son çare olarak düşünülmelidir. Mesela
    bilinç karmaşası ve paradoksları stratejik aile terapisi (straightforward) hiçbir şeyi gizlemeyen (apaçık)
    teoriler kadar iyi ele alamamaktadır. Benzer bir şekilde tarafsızlık konusunda tartışmalı bir tavır
    sergilemektedirler. Stratejik bakış açısına sahip terapistler ailedeki şiddeti çözüp, şiddet olmayan bir aile
    ortamı oluşturmaya çalışırlar. Sadece aile ile çalışırken aile içi dengeyi ve ailedeki değişimi yapabilir.

    Çok Kültürlü Terapi Konuları

    Etik durumların yaygın bir alanı da çoklu kültürel terapilerdir. Çoklu kültürel danışmada terapistin
    değerleri çok görkemlidir fikri olmamalıdır. Azınlık rupları ile çalışma yapar iken Pederson (1996) şu üç
    önemli etik hatayı önermiştir,

    Benzerlikleri vurgulamalıdır.
    Farklılıkları vurgulamalıdır
    Benzerlikler ve farklılıklar üzerindeki varsayımlarını vurgulamalıdır
    Aile terapistleri öneri vermeden önce ailenin bakış açısıyla onların kültürlerine bakmaya dikkat etmeliler.
    Bunu ele almak zor olabilir. Süpervizyon veya konsültasyon etik olması açısından tavsiye edilmektedir.
    Örneğin terapist genellikle danışanına dokunabilmektedir. İspanyol ve Latin kökenliler buna açıktır ve
    terapistlerini dokunarak yada sarılarak selamlayabilirler. Bu gibi durumlarda Kültürel farklılıklar etik
    kodlarda esnek tutulabiliyor.

    İnternet Yoluyla Terapi

    İnternetin terapilerde ve etik kodlar açısından sunduğu imkanlar olduğu gibi getirdiği sorunlarda olmuştur.
    İnternet terapistler tarafından kullanılmaktadır. Bazı düzenlerde danışan yaşadığı yerin bilgisini yanlış
    veriyor. E-mail sorularının cevaplarında 200 kelimeden fazla olmaması gerektiği söyleniyor.

    Fakat buna rağmen üçüncü çeşit kurulumlarda terapist aile üyeleriyle görülebilmektedir. Ve düzenli
    görüşmeler yapabilmektedir. Pratik yapmak danışanı yetiştirir bu konuda. Tedirginlikleri azalır, deneyimi
    artar.

    İnternetin kullanımı ile etik ikilemler çıkmaya başlamıştır. Güvenlikten yoksundur, gizlilik ihlal edilebilir,
    terapist olası tehlike ve zararlardan danışanını koruyamayabilir. Sözel olmayan tepkileri göremez ve
    yorumlayamaz. Danışan yanlış anlayabilir yazım hatalarını, yada yetersiz danışanlar zarar görebilirler
    yazdıklarından dolayı.

    Sorunlar karmaşık bir hal alabilir, daha da kötüsü olabilir. Ama herhangi bir kanuni bir yaptırım ya da
    koruyucu kanun söz konusu değildir aile terapisi hakkında. İnternetin kullanımı ve danışmanlıklar
    artmaktadır ve bununla birlikte görevini kötüye kullanma da artmaktadır.

    Etik Olmayan Davranışın Bildirilmesi

    Etik kodların okunması ve öğrenilmesi ile birlikte çalışanlar etik olmayan davranışlardan kaçınmaya
    başlanmıştır. Danışanlar çalışan terapistlere etik olmayan davranışları bildirebilmektedir.bterapistler bir
    durumla karşılaştıklarında etik kodlara başvurabilmektedirler. Eğer çözümleyemediği bir durum yada
    vaka varsa bunu gerekli kurumlara (ACA gibi) bildirmesi gerekmektedir. Böyle bir kurumda bir rapor
    verilmişse resmi araştırma açılacaktır

    Etik olmayan bir davranışa terapistler zor durumda kaldıklarında başvurabilmektedirler. Gizlilik sorunu
    artmaktadır. Etik kuralların ihlal edildiğini gören terapistler bunu bildirmekle yükümlüdürler.

    Şayet kesin bir şiddet varsa üç seçeneği vardır terapistin. Yetkili bir kurula dosya ile başvurması için
    danışanı teşvik etmeli, terapistin kendi şikayet etmeli yada hiçbir şey yapmamalı. Bu üç seçenekte
    danışana rahatsızlık verir, dolayısıyla terapistte bundan etkilenir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNİN ÖNEMİ

    Değerlendirme prosedürleri (assessment procedure) insanların, programların ve nesnelerin özelliklerini
    ölçmek için kullanılan her yöntemdir. Genellikle insanlardan en iyilerini yapmalarının istendiği test
    etmenin aksine, değerlendirme; tipik performansları, davranışları ve nitelikleri değerlendirir. Yani;
    değerlendirme, test ölçümlerinden daha kapsamlıdır.

    Aslında, değerlendirme, aile terapilerinin de hayati bir parçasıdır. Değerlendirme boyunca terapistler
    çalıştıkları aileleri sistemli ve uygun bir şekilde teşhis etmelerine yardım edecek bilgiyi kazanırlar. Bu
    amaçla terapist, ailenin yapısı (roller, sınırlar vs.), kontrolü (esneklik, güç gibi), kültürü (sosyal konum,
    kültürel kalıt vs.), ihtiyaçları/duyguları ve gelişimi hakkında bilgi edinir.

    Geçmişte, Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yayımlanan ve akıl sağlığı bozukluklarını temel alan
    Teşhis edici ve İstatistiksel El Kitabı’nda (Diagnostic and Statistical Manual-DSM) evlilik ve aile teşhis
    kategorilerine az dikkat çekilmiştir. Temel olarak, DSM tıbbi modelden temel alınmış ve bireysel olarak
    yönlendirme yapılmıştır. Bu nedenle, evlilik ve aile alanları teşhis süreciyle sınırlandırılmıştır; çünkü aile
    terapistleri temelde ilişki yönelimlidir. İlişkileri bir rahatsızlık sınıfıyla bağlamak yerine DSM’in yaklaşımı;
    bu zorlukları tanımlamak için V kodları (V codes)’nı veya İlişkisel İşlevselliğin Bütüncül Değerlendirilmesi
    Ölçeği (Global Assessment of Relational Functioning Scale-GARF)’ ni kullanmaktı. V kodu, durumu, akıl
    rahatsızlığına atıfta bulunmayan bir şey olarak tanımlar. GARF ve DSM-IV ün Eksen 5’i olan İşlevselliğin
    Güncel Değerlendirmesi (Global Assessment of Functioning-GAF) ölçeğinin bireysel işlevselliği
    değerlendirmesi benzerdir. SON CÜMLEYİ EKLEE!!!

    DSM-IV (the fourth edition of DSM) aile-çocuk, kardeş, partner ilişkileri ve fiziksel ve cinsel kötüye
    kullanım gibi ilişkisel problemlere daha çok odaklanır. Ancak bazı engellere rağmen aile terapistleri
    gerekli olduğunda uygun bir tedavi planı geliştirilebilir ve izlenebilir diye değerlendirme ve teşhis etme
    gereği duyarlar

    Değerlendirmenin bir diğer avantajı; ailelerin ve aile üyelerinin daha iyi ilişkileri için ilişki dinamiklerini
    anlamaya yardımcı olmak, onlara net amaçları ve farklı bakış açıları kazanmalarını sağlamaktır.

    Değerlendirmenin son olarak bir diğer önemi; sayılabilirliği ve profesyonelliği ilişkilendirmesidir. Terapi,
    hizmetlerin belgelenmesini gerektirir ve hizmetlerin arkasındaki nedenleri takdim eder. Aile terapisi de
    daha bilimsel ve kesin olmaya başlıyor ve bu da becerilerini geliştiren ve halka hizmet eden aile
    terapistlerinin değerlendirmeye gittikçe güvenmesini sağlıyor. Böyle güven, sorumlu olma meselesidir.

    AİLELERİ DEĞERLENDİRMENİN BOYUTLARI

    Ailelerle çoğu değerlendirme, sistemsel yaklaşımda temele alınır. Bu yaklaşım, her bireyin bireysel
    karakteristik/özelliklerinden ziyade bireyler arası etkileşimden/ilişkilerden yararlanmayı gerektirir. Bir ya
    da diğer bir sebepten dolayı, dikkat bir kişinin üzerinde odaklandığında bile o kişinin davranışı, sistemin
    diğer üyelerinin davranışlarını şekillendirmesi, etkileme gücü ve eko sistemi etkileyebilecek değişkenler
    bakımından analiz edilir.

    Terapistler, terapi oturumunda sorulan sorularla, demografik bilgilerden çok etkileşime ve ilişkilere
    odaklanırlar. Örneğin; “Mary, John sinirli olduğunda sen ne yaparsın?” gibi sorular sorarlar.

    Fishman’a göre terapist değerlendirmede dört-boyutu hesaba katmalıdır Bunlar:

    Aile üzerindeki çağdaş gelişimsel baskı,
    Aile tarih,
    Aile yapısı,
    Aile süreci.
    Bu dört boyutlu model, terapistlere konuları hakkında sık sık değişen bir görüş vermelidir. Bu model,
    terapistlerin, hareket eden sisteme farklı açılardan bakmalarına izin verir. Bu model, terapistler sistemin
    içinde ve dışında, bazen tarafsız gözlemciler olarak hareket ettiklerinde, belli bir aile üyesini
    desteklediklerinde ya da ailenin kontrolünü sağlayan bir üyeyi fark ettiklerinde terapistin süreçteki
    pozisyonunu göz önünde bulundurur.

    Sürecin ve terapistin bu süreç içindeki aktif yerinin vurgusu aile terapisini bir deneyim terapisi olarak
    tanımlayan şeydir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN METODLAR

    Aile terapistleri birçok ve çeşitli değerlendirme tekniklerine sahiptir. Hem formal hem informal teknikler
    kullanabilirler. Resmi olmayan değerlendirme metotları (informal assessment methods) gözlemsel verileri
    içerir, bunlar doğal veya oyun oynama durumlarıyla ilgilidir, bunlar ölçülen olabileceği gibi olmaya da bilir.
    Resmi değerlendirme metotları (formal assessment methods)genellikle alan testleri ve envanterleridir,
    bunlardan bir kaçının temeli teorik kuruluşludur, bazıları da değildir.

    Aileleri Değerlendirmede İnformal Metotlar

    Çiftleri ve aileleri informal değerlendirmede birkaç yol vardır. Örneğin; sarnoff ve sarnoff ilişkilerinde
    olumlu deneyimlerini “çiftlerin informal değerlendirmelerini” sağlayabilmek için “çiftlerin yaratıcılık

    değerlendirme görevleri(couples creativity asessment tasks C-CAT)” tasarladılar. Bu ölçme
    envanterindeki görevler; erken anılara odaklanmayı, geleceği, problem çözme yeteneği oluşturmaya
    bakış açısını ve ayrı düşünceleri içerir .Bu ölçme 40-45 dakikayı alır. Bu envanter çiftlerin hayatları
    süresince “daha olumlu, aşklı ve sağlıklı etkileşimi” getirmek içindir.

    Aile değerlendirme informal metotlardan en iyilerinden biri de “Aile Değerlendirme Formu”(Family
    Assessment Form)dur. Bu form, aile terapistlerinin yeterli kısa zamanda birçok bilgi edinmesini amaçlar.

    Aileleri informal değerlendirmede başka bir yolda direkt gözlemlemektir. Bireysel danışmanın aksine aile
    terapisi kişiler arası problematik değişimi direkt olarak gözlemlemek ve bunu bu olayların öznel tercihlerle
    karşılaştırmak için fırsatlar önerir. Bu süreç eşit olmasına rağmen bir karışıktır,çünkü bireylerden birinin
    bazı dönemlerinde düşmanlık ifadeleri olanaklıdır. Bunlar bilgi toplamak için paha biçilmez araçlardır ve
    başka envanterler bunu sağlamaz.

    Referal Kaynaklar:

    Değişmesi İstenen/Mevcut Problem (her üye açısından)
    Tekrarlayan Etkisiz/Verimsiz Davranış Dizileri (çözüm çabaları, homeostatik denge çabaları)
    Aile Yapısı (Aile haritası; fert olarak katılım veya yalıtım, esneklik veya sertlik; güç yapısı; kuşaksal
    sınırlar;eşli ilişkiler, anlaşmalar, roller vb.)
    İletişim ve Etkileşim Tarzları (direk, açık, karışık, etkili, bilişsel, pozitif, negatif, destekleyici, agresif vb.)
    Dikkate Alınan Temel Varsayımlara Bakmak
    Aile Yaşam Evresi (Erken evlilik, genç ebeveynliği, orta yaşlar, emeklilik vb.)
    Aile Soyu hakkında Uygun/gerekli Bilgi (geçmiş nesillerin pozitif ya da negatif etkileri)
    Stres ve Destekte Dışsal kaynaklar (Aile dışındakilerle ilişkiler, arkadaş, iş arkadaşı gibi)
    Ailenin Güçlü Yönleri
    Önemli Fiziksel Durumlar/İlaçlar/Rahatsızlıklar
    Diğer Bilgiler (Önceki tedavi ve test sonuçları gibi)
    Terapötik amaçlar:
    Önerilen Terapötik Müdahale

    Aileleri Değerlendirmede Resmi Metotlar

    Aile terapistleri 1000’den fazla ölçme envanterlerine sahiptir. Bu envanterler şu alanları kapsarlar; çeşitli
    yakınlık, güç, uyum ve ebeveyn. “bu envanterler kullanıldığında uygulayıcıların ve danışanların
    değerlendirme ve tedavi sürecini zenginleştirebilirler.”

    Klinisyenlerin referans çalışmalara başvurmaya ve onların durumları için uygun özel ölçekler için
    kuramlara ihtiyacı vardır. Aile terapisinde kullanılan bütün değerlendirme araçlarını, ölçeklerini not etmek
    önemlidir. Bu envanterlerin; ölçülü oluşturulan değerler, bu basamaklar ve raporlaştırılarak oluşturulan
    yardımcı basamaklar, kolay ya da zor olan skor yönelimleri ve test sonuçlarının yorumlanması, geçerlik
    ve güvenirlik hakkında olan deliller için dikkatlice incelenmiş olması önemlidir.

    Aile terapisi ölçeklerindeki eğilimlerin artışına rağmen, klinisyenler onları denemekten çekiniyorlar.. Bu
    suskunluğun sebeplerinden biri, kullanılan ölçme envanterlerinden yenilik getiren pratiğinin üstünlüğünü
    kesmeden aile terapistlerini uzaklaştırmak ve gerekli eğitime sahip olmamalarıdır. Bu aile terapistleri;
    çalıştırılan ölçme eğilimlerinin çoğunda sık sık, birey odaklı değerlendirme envanterlerini, örneğin MMPI-
    2 ve Myers-briggs type indicator kullanırlar.

    Evlilik ve Aile Terapilerinin Değerlendirme Ölçüleri

    *Evlilik Değerlendirme Ölçüleri

    -Çalışan Kadınlar Tutum Ölçeği

    -İki-Kariyer Aile Ölçeği

    -Değişim-Yönelim Envanteri

    -Evlilik Memnuniyet Envanteri

    -Evlilik İletişim Envanteri

    -Cinsel Tutum ve İnançlar Envanteri

    -Locke-Wallace Evlilik Uyum Testi

    -Myers-Briggs Tipoloji Envanteri

    -Dyadic Uyum Ölçeği

    *Ebeveyn Değerlendirme Ölçüleri

    -Ebeveyn-Ergen İletişim Envanteri

    -Ebeveyn beceri Envanteri

    * Aile Değerlendirme Ölçüleri

    -Beavers-Timberlawn Aile Değerlendirme Ölçeği

    -Çatışma Çözme Ölçeği

    -Yaşam Kalitesi Ölçeği

    -Aile Uyum ve Tutarlılık Ölçeği

    -McMaster Aile Değerlendirme Planı

  • En İyi Aile Modeli ”İşlevsel Aile ” Nasıl Olunur?

    En İyi Aile Modeli ”İşlevsel Aile ” Nasıl Olunur?

    Sizin de bildiğiniz gibi çocuk eğitimindeki sihirli değnek; anne ve baba arasında kurulan ilişki ve iletişim
    bağlarıdır.
    Çocuk; ebeveynleri arasındaki kurulan iletişim biçimlerinden zihninde kendisine ait bir şema oluşturur. Bir
    olay sonucunda annesinin babasına olan tepkileri üzerinden annesine veya babasının annesine verdiği
    tepkiler üzerinden babasına karşı bir iletişim biçimi oluşturur.

    Ruh sağlığı yerinde ve etkili iletişim kurabilen bir çocuk; muhakkak ki işlevsel aile modelinden geçer.

    Peki nedir bu işlevsel aile ?

    İçinde ;

    1-Bağlılık
    2-Roller
    3-Ritüeller
    4-Güven
    5-Sınırlar
    6-İletişim
    7- İlgi /Sevgi/Saygı bulunduran aileleri işlevsel aile olarak tanımlayabiliriz.

    Şimdi bu maddeleri açıklayalım;

    1-Partnerinize karşı güvenli ve sağlıklı bir bağlanma stiliniz var mı?
    2-İlişkinizde kendinizi tanımladığınız kimlik ile cinsel kimliğinizin özellikleri birbiri ile uyumlu mu? O
    kimliğin gerektirdiği özelliklere sahip misiniz ya da rollerini yeterince üstleniyor musunuz?
    3-Haftasonu evde mısırı kim patlatır? Pazar kahvaltısını eşinize hazırlatmak, her cumartesi gecesi
    yürüyüşe çıkmak vb. ritüeller ilişkinizde mevcut mu?
    4-Eşinize karşı oldukça dürüst müsünüz?
    5-Ev içi bazı sınırlar koyun. Kişisel telefonlar asla kurcalanmamalı ya da akşam yemeklerinde mutlaka
    evde olunmalı vb. sınırlar ilişkinizi daha ciddiye almanızı sağlayacaktır.
    6-Ben dili ile konuşun, algılayıcı ve empatik olun.
    7-İltifat edin, emir etmeyin, rica edin. Sizi mutlu eden davranışı sergilediğinde kendisini değil, davranışı
    ön plana çıkararak ödüllendirin. ”Sen böyle davranınca, kendimi dünyanın en şanslı insanı hissediyorum
    ”vb. gibi cümlerle o davranışın yapılma sıklığını artırmak sizin elinizde.

    Öte yandan aile içi ilişkilerimizde kimliğimizin bizden beklentileri de oldukça önem taşır. Bunlar;

    Mesleki Kimlik: Meslek doyumu elde eden biri miyim?
    Cinsel Kimlik: Kadınsam kadın rollere sahip miyim ya da erkek isem erkek rolleri üstleniyor muyum?
    İdeolojik Kimlik: Dünyaya karşı duruşum nedir? Bakış açım ne kadar geniş?

    Partnerinizle kimliğinizin özellikleri ne kadar uyuşuyor, çatışmaları doğru ve etkili bir iletişim biçimi ile
    halledebiliyor musunuz?

    İlişkilerinizde kadın ve erkek rolleri ne kadar yerine getirirseniz çocuğunuzda aynı şekilde sosyal
    öğrenme modeliyle sizi adeta model alacak ve ona göre bir cinsel kimlik oluşturacaktır.

    Unutmayınız ;
    Yapmadığınız bir şeyi asla çocuktan yapmasını bekleyemezsiniz; çünkü o tüm eylemleri sizden öğreniyor
    sonuçlarına göre edinimler kazanarak yapıp yapmama durumuna kendisi karar veriyor.

  • Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Özenti ve hayranlık bazı çocuklarda hiç görülmeyen eğilimler iken, bazı gençlerde bariz etkileri oluyor. Pedagojik açıdan baktığımızda bu durumu nasıl değerlendirilmeli. Yani çocuğun bu tarz eğilimleri ve istekleri bir kişilik problemine işaret eder mi?

    İlk önce bilinmesi gerekiyor ki özenti, imrenme gibi özellikler çocuk psikolojisinin bir parçasıdır ve karakterin oluşması, davranışların şekillenmesi ve ahlak gelişimi açısından çok önemlidir. Özenti ve hayranlık bir nevi taklittir ve bu beceriye sahip olabilmek normal psikososyal gelişim açısından değerlidir. Önemli olan çocuğun kimlere ve hangi özelliklerine karşı özenmeleridir. Yani çocuk iyi şeylere de imrenebildikleri gibi tam aksi kötü veya değersiz şeylere de imrenebilirler. Çocuklar taklit becerileri gelişirken ilk olarak yakın çevresindekileri (anne, baba vs) taklit etmeye başlar ve onlara hayranlık duyarlar. ‘Büyüyünce babam gibi güçlü olacağım’, ‘Ben de annem gibi güzel olacağım’ gibi sözleri veya düşünceleri çocukluk döneminde sık şahit oluruz. Daha sonra çocuk etrafını keşfettikçe ve öncelikleri değiştikçe özendikleri insanlar ve özellikler değişir. Hayranlık ve özentinin derecesi önem taşımaktadır. Yani çocuk, hayran olduğu insanı birebir taklit ediyor veya bu hayranlık çocuğun sorumluluklarını yapmasına engel teşkil ediyorsa burada hastalık boyutunda hayranlıktan söz edilebilinir. Bunun bir diğer adı fanatizmdir. Soruda da belirtildiği gibi bazı çocuklarda özenme az görülürken bazıları daha çok etkileniyor. Burada belirleyici bazı faktörler de bulunmaktadır. Çocuğun kişilik yapısı, aile ve çevresinin yönlendirmeleri, çocuğun zeka düzeyi, yargılama becerileri vs. gibi. Özellikle bağımlı kişilik özelliği gösteren çocuklarda özenti ve hayranlık hastalık boyutuna kadar ulaşabilir. Aynı zamanda anne ve babasıyla özleşemeyen çocuklar başka figürlere aşırı hayranlık duyabilirler. Yargılama ve karar verme becerileri zayıf olan çocuklarda işin kolayına kaçarak çevresindeki ünlü ve beğenilen birini taklit etme yolunu seçebilir. Hayal gücü güçlü olan veya gerçeği değerlendirme kabiliyeti zayıf olan çocuklarda risk altındadırlar. Özenti ve hayranlıkları hastalık boyutunda olan çocuklarda birçok psikiyatrik hastalık görülme sıklığı da artmaktadır.

    Erken yaşlara inmesi hatta ergenlik öncesi dönemde bile görülmesi nasıl yorumlanabilir? Teknolojik gelişmelerin, internetin vs. etkisinden söz edilebilir mi?

    Çocukların teknolojinin etkisinde kalması özenti ve hayranlığın erken gelişmesine değil başkaların özenme ve hayranlık duymaya yol açtığını düşünüyorum. Çünkü bir çocuğun taklit becerisinin gelişmesinin dış uyaranların direk etkisi altındadır. Yani taklit ettiği şeyi ne kadar sık görür ve duyarsa o kadar çok taklit eder veya imrenir. Eğer çocuklar anne ve babasıyla değil de TV veya bilgisayar diğer nesnelerle zaman geçirirse orada gördüklerini taklit eder ve hayranlık duyarlar. Maalesef birçok aile çocuklarını medya ve internetin olumsuz etkilerinden koruyamamaktadır. Bu sebeple çocuklar popüler kültürün etkisinde daha fazla kalmaktadırlar. Bu kültürün ülkemizde ve dünyadaki hayali ve gerçek temsilcilerinin hayatları, davranış ve söylemleri çocukların sağlıklı gelişimde olumsuz örnekler oluşturabilmektedir. Aynı zamanda ebeveynlerin de teknolojinin etkisinde kalarak çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmedikleri veya yanlış yaklaşımda bulundukları da bir gerçektir.

    Böylesi durumlarda ailenin tavrı ne olmalı? Hoş karşılamadıkları isteklerini çocuklarına nasıl aktarmalılar?

    Aileler çocuklarıyla sık ve yakından ilgilenmeliler. Çocuklarına iyi örnekler sunmalı kötü ve yanlış örneklerden uzak tutmalılar. Bu sebeple izledikleri ve takip ettikleri şeylerin içeriğine hakim olmalılar, sürelerini yaşına uygun sınırlamalılar ve olumsuz durumları engellemeliler. Hayran duydukları insanların olumlu yönleri öne çıkarıp olumsuz olabilecek yönlerini çocuklarına anlatmalılar. Çocuğun aşırı isteklerini karşılamamalılar çünkü bu çocuklarda doyumsuzluk oluşturabilir. Çocukların gerçek ihtiyaçlarını göstermek ve hayatta onlara hedef belirlemek ebeveynlerin en önemli görevleridir. Eğer çocuklarda hastalık boyutunda hayranlık ve özenti varsa ve aileler bununla baş edemiyorsa bir uzmana danışmaları gerekmektedir.

  • Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Davranış Bozuklukları için destek arayan aileler için psikoterapi süreci bilgilendirme kılavuzu.

    Çocukların bazı davranışları ile baş edemeyen aileler en son umudu psikoterapi almakta görürler. Ailelerin bu sürece başlamadan terapi sürecinden beklentileri hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Bir çok aile uzun süreçte çocuğunun farkında olmadan davranışında olumsuzluğa yol açabilecek hatalara yol vermiştir ve psikoterapiden beklentileri çaba harcamadan çocuklarının davranışlarında ani değişiklikler görmesidir. Oysa ki çocuklarla çalışmanın ilk altın kuralı psikoterapi saati bittikten sonra değişimin aile ile beraber başlamasıdır. Hiçbir anne baba genelde bilinçli olarak, bilerek veya isteyerek çocuğunun davranışlarını, psikolojisini bozacak davranışlar sergilemezler. Genelde de çok fazla fedakarlık yaptıkları için, kendileri yapmak isteyip yapamadıkları lüksü çocuklarına sağladıkları için çok iyi ebeveyn olduklarını düşünürler. İçsel motivasyonu değerlendirecek ve onlar açısından duruma bakacak olursak %100 haklı olduklarını görürüz. Oysa ki çocuk terbiyesi tamamen başka bir felsefeye dayanmaktadır. Genelde aileler çocuklarına iyilik yapma motivasyonu ile çocukların davranışlarında olumsuz yönde değişimlere sebebiyet verebiliyorlar. Çocuklarla çalışıldığı zaman ilk olarak aile dinamiklerini, motivasyonlarını, ve terbiye şekillerinin araştırılması taraftarıyım. Gözlemlediğim kadarıyla Türk toplumu kendilerinden daha fazla çocuklarını önemsedikleri için bu yaklaşıma genelde sıcak bakmaz ve sorunun onlarla ilgili olmadığına inanırlar. Yukarıda belirtildiği üzere psikoterapinin ilk altın kuralı ailenin belirli değişimlere uyum sağlaması ve psikoterapi sürecinde terapi içinde tutarlılık sergilemesi, net sınırlar koyması ve belirli taktiklerin kullanmasına açık olmasıdır. Haftada 1 gün 50 dakika uzun yıllar içinde kalıplaşmış davranışları değiştirmek için yeterli bir süreç değildir.

    Psikoterapi odasında terapistler yerinde davranış değiştirme, öğretme yoluna gitseler de, problemlerin çözüm noktası aile ile başlamakta ve ailede bitmektedir.

    Eğer anne-baba olarak hayatınızda hiçbir şey değiştirmek istemiyorsanız, terapi sürecine destek olamayacaksanız, yıllarca olumsuz pekiştirilen davranışların birkaç seansta sizin yardımınız olmadan psikologla çözülebileceğine inanıyorsanız terapi sürecinden tam verim alınması imkansıza yakındır.

    Çocuk Terbiyesinde 6 Altın Kural

    1. Ailenin tutarlı olması gerekir – çocuk terbiyesinin ilk altın kuralı anne ve babanın tutarlı olmasıdır. Konuşulanlarla davranışların tutarlığı çok önemlidir. Çocuğunuzu terbiye ederken ‘oğlum (kızım) şunu şöyle yapmalısın’ deyip, kendiniz farklı davranıyorsanız emin olun çocuğunuz söylediğinizi değil yaptığınızı tekrarlayacaktır. Veya ‘şu şöyle yapılmalıdır’ dediğiniz andan itibaren çocuğunuzun onu o şekilde yapması için tutarlı olmanız ve onu disiplin etmeniz çok önemlidir. Çocuğun bu kuraldan sapmayacağınıza veya duruma göre taviz vermeyeceğinize emin olması gerekiyor. Örneğin, ‘yemek saatinde annem masa başında oturuyor olmamı bekliyor, oturmazsam yemekten sonra çizgi filmine bakmama müsaade etmeyecek’ -çocuğun bu duruma net olarakemin olması gerekir. Çok katı olarak görünüyor olsa da araştırmalar tutarsızlığın çocukta olumsuzluklara yol açtığını sergiliyor. Tutarsız disiplini olan ailelerin çocukları tutarlı olanlara nazaran daha güvensiz, kafaları karışık olabiliyorlar. Örneğin, annem bazen çikolata yememe müsaade ediyor ama bazen etmiyor. Belki ağlarsam, yaygara çıkarırsam müsaade eder. Belki de etmez ve çok sinirlenir. Oysa ki, çocuk kesinlikle çikolata yenilmeyeceğine emin olsa daha güvenli ve tutarlı davranacaktır.

    2. Ailenin net sınırlar çizmesi gerekir– sınırları belirlemek ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, ailenden aileye değişen bir çizgidir. Çocuklar da aslında kırmızı çizgiyi geçip-geçmeyeceklerini bizim hayat felsefelerimizle öğreniyorlar. Aile olarak tutarlı sınırlarınızın olması ve bunu sevgiyle, şefkatle çocuğunuza aşılamanız çok önemlidir. Bu süreçte ailenin net, belirli, açık, kısa ve öz bir şekilde çocuğuyla işbirliği yaparak belirli sınırlar çizmesi bekleniyor. Bunun için kurallardan oluşan sözleşme yapılabilir ve karşılıklı imzalanabilir. Çocuk o sınırları ihlal ederse ne gibi sonuçlarla karşılaşacağını net bir şekilde anlamalı, kurallara uyabildikçe uygun bir şekilde ödüllenmeli-taktir edilmedir (örneğin: aferin çocuğuma, dün mükemmel bir şekilde davranışında değişim gösterdi ve kurallara uydu), ama bunu yaparken olumlu veya olumsuz davranışlar sonucu ‘iyi çocuksun’, ‘kötü çocuksun’ etiketini çocuğa yapıştırmamamız gerekiyor. Burada yapılan en büyük hatalardan biri de ebeveynlerden birinin iyi polis, diğerinin kötü polis rolünü üstlenmesidir. Hem anne, hem de baba çocuğun terbiyesinde tutarlı ve net çizgileri ortak belirleyen kişiler olmalılar.

    3. Çocuğunuza zaman ayırın– günümüzde çalışan anne ve babalar doğal olarak çocuklarına fazla zaman ayıramıyorlar. Avrupa’da aileler günde ortalama 7 saat çocuklarına ayırabiliyorken, bu süreç Türkiye için ortalama 3 saattir. Bu kadar zaman kısıtlamamız varken burda yapılacak en önemli şey çocuğa ayrılan zamanın kalitesini yükseltmek yönünde olacaktır. İşin en önemli noktası kişinin çocuğuyla ne kadar zaman geçirmesinden ziyade, ne kadar kaliteli zaman geçirmesidir. Çocuğunuza ayıracağınız zamanı telefonsuz, TV ‘siz, internetsiz ortamları tercih etmek bir seçenek olabilir. Onunla konuşmak, onunla oynamak, ona sevginizi hissettirmek, sorularını cevaplamak, endişelerini gidermek ona yapacağınız en büyük iyiliklerden olacaktır. Ayırabildiğiniz ortalama 3 saati dolu-dolu geçirebilmek sizin elinizdedir. Bu saatleri AVM’lerde, vicdanınızı rahatlatmak için oyuncakçılarda, kafelerde geçirmek yerine daha doğal ortamlar, birbirinizi dinleyebileceğiniz ve kaliteli zaman geçirebileceğiniz yerleri seçmek mantıklı olabilir. Aile zamanından ayırarak çocukla beraber günlük aktiviteler oluşturmalı ve bu aktiviteler hem çocuğun sevdiği hem de ebeveyninin onayladığı türden bir şeyler olmadır.

    4. Doğru davranışlar için ‘Ödüllendirme’ prensibi – Ailelerin çocuklarının davranışlarını gözlemlemelerini öneririm, bunu dedektifçilik yapmakla karıştırmamız da önemlidir. Çocuk ailesinin gözüne girmek ve taktir almak için genelde çaba harcasalar da aileler tarafından pek görülmezler. Aslında ailenin dedektör gibi ‘Doğru’ davranış için ‘Ödüllendirme’ prensibini kullanarak olumlu davranışlarını pekiştirmesi çocuğunuzun istediğiniz gibi kalıplaşmasının altyapısını geliştirecektir. Çocuk çevresi tarafından onaylandıkça olumlu bulduğunuz davranışlarını sürdürmeye devam edecektir.

    5. ‘Yanlış’ davranışlar için kurallar– çocukların davranışlarında yanlış veya doğruluk kavramı yoktur. Yanlış davranışı da, doğru davranışı da bizler belirleriz. Örneğin, burnunu karıştıran bir çocukla, mastürbasyon yapan bir çocuk düşünün. İlkine verilecek tepkiyle, ikincisine verilecek tepki aynı olur muydu? Büyük bir ihtimalle hayır. Çocuk için her ikisi vücudunun bir parçası ve çocuk belirli bölgelerin dokunulmaz olduğunu, ‘ayıpları’, olmazları ve s. çevresindeki tepkilerle öğreniyor. Mastürbasyon yaptığı için çocuğunu döven, azarlayan, cezalandıran, bağıran, akşam babası eve geldiğinde çocuğun yanında durumu babaya anlatıp tedirgin bir ortam yaratan aile ve bu olaydan etkilenecek çocuğun psikolojisini düşünün. Çocuk bu gibi durumlarda ya içine kapanarak çok ayıp bir şey yaptığını düşünür, merakla bu davranışını yalnız kaldığında devam ettirebilir, ya da aileyi nasıl sarstığını anladığı için bu durumla onları manipüle edebilir. Oysaki bu gibi durumlarda yapılması gereken şey olaya şahit olan aile bireyinin ilk olarak olayın mantığını anlaması, ‘bir çocuk için mastürbasyon yapmak ne anlama gelir?‘ -sorusuna cevap bulmaktır. Büyük bir ihtimalle mastürbasyonu yalnızlıktan sıkıldığı zaman burnunu karıştırdığı gibi cinsel organını da karıştırarak veya oyun esnasında uyarılarak öğrenmiştir ve sıkıldığı zamanlarda oyun sandığı için yapmaya devam ediyordur. Bu durumu onun için olay bir hale getirmeden, beynine özel bir anlam yüklemeden o oyundan başka bir oyuna geçirmek ve çocukla ilgilenmek en doğru seçenek olacaktır. Zaten belirli bir zaman sonra çocuk o davranışını unutacaktır. Veya arkadaşını hırpalayan bir çocuğa konuşarak davranış değişiminde bulunabilirsiniz. Çocuğa bu durumda empati hissini aşılamalı ve çocuğun ‘davranışının’ yanlış olduğunu ona anlatmalısınız. Çocuk asla yanlış yaptığı için ailesinin onu sevmediğini düşünmemelidir.

    6. Belirsizlikleri belirli hale getirmek prensibi – çocukların düşünme kapasitesi bizlerden çok farklıdır. Ve bazen karşımızdaki çocuğun yaşını ve algılama kapasitesinin sınırını unutabiliyoruz. Bizler bir şeyleri anlıyorsak onların da anlamasını bekleyebiliyoruz. Birçok olumsuz davranışın altını irdelediğimiz zaman anlıyoruz ki çocuklar bu davranışlarını belirsizlikten yapabiliyorlar. Örneğin, geceleri anne ve babasıyla yatmak isteyen bir çocuk bir belirsizlik sonucu olarak bunu yapabilir: ‘sabah uyandığımda babamı görmemekten korkuyorum’, ‘gece uyuduğumda deprem olacağından korkuyorum’, ‘onlarla uyumazsam babam annemi benden daha fazla sever’. Veya evde tartışma sonucu babanın sinirle evden gittiği bir olay olduğunu varsayalım ve o gün çocuğunuzun sabah küçük bir yaramazlık yaptığı bir olayla denk geldiğini düşünün. Çocuk bu durumda kendini suçlar ve o kavgaya onun sebep olduğunu düşünebilir. Bu gibi durumlarda ne olursa olsun çocuk için belirsizliği belirli hale getirmek ve yaşanan olayların onunla ilgili olmadığını, tartışma sonucu babasız veya annesiz kalmayacağını, gece deprem olursa onu almadan evden çıkmayacaklarını, babanın sabah işe erken gitmiş olmasının onları terk etmiş olması anlamına gelmediğini çocuğun anlayabileceği basit cümlelerle anlatmak son derece önemlidir. Dolayısı ile çocukların belirsizlik karşısında olumlu tepkiler vereceğini beklemiyoruz.

    Çocuklarda Davranış Bozukluğu ve Beslenme

    Günümüzde bir çok çocuğun DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) DEB (dikkat eksikliği bozukluğu), duygudurum bozuklukları teşhisi almasının şahidi oluyoruz. Çocuklar öfkeli ve kontrolsüz davranışlar sergiledikleri için davranış bozukluklar veya farklı psikiyatrik ve nörolojik teşhislerle ilaçlar almak zorunda kalıyorlar. Oysa ki çocuklara bu ilaçları başlatmadan önce ailelerin bazı gıdaların çocuklarda davranışsal ve ruhsal değişimlere sebep olduğunu bilmeleri ve belirli beslenme değişimine gitmeleri gerekmektedir.

    1. Süt ürünleri – aileler çocuklarının laktoz intoleransı veya alerjisi olduğunu bilmeden sağlıklı beslenmeleri ve protein almaları için süt ürünleri kullanmaya adeta zorlayabiliyorlar. Eğer çocuğunuzun laktoz intoleransı yoksa süt ürünleri kullandırmanız gerekir, aksi taktirde çocuklarınız gergin ve huzursuz hissedecekleri için davranışlarında olumsuz yönde bozukluklar hissedebilirsiniz.

    2. Renklendirici maddeler içeren gıdalar – birçok ülke bu maddelerin kullanılmasını yasaklasa da, dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Sarı No 5 (tartrazine), kırmızı No. 40, ve mavi No 1 isimli maddeleri içeren gıdalardan çocuklarınızı uzak tutmanız son derece önemlidir. Bu maddeler DEHB, anksiyete, hiperaktivite, baş ağrıları, davranış bozuklukları ve bir çok ruhsal rahatsızlıklara sebep olmaktadırlar. (Detaylı bilgi için linke tıklayarak ilgili makalemi okuyabilirsiniz, http://www.kumruserifova.com/sinsi-dusman-tartrazine/)

    3. Şeker – çocukların market raflarında ulaşabilecekleri herşey maalesef şeker içermektedir. Şekerin uzun vadede kullanılması uzun süreli sağlık sorunlarına neden olduğu kanıtlanmıştır, bunlar arasında depresyon, bilişsel gerileme ve uyku problemleri çok yaygındır.

    4. Koruyucular – şahit olduğum kadarıyla market raflarında sağlıklı olduğu düşünülerek ailelerin en fazla çocuklarına aldıkları şey meyve sularıdır. Oysaki en masum görünen meyve suları dahil bir çok gıda koruyucu maddeler (nitrates, nitrites, sodium benzoate, monosodium glutamete- MSG, ) içermektedir. Araştırmalar koruyucuların davranış değişikliklerine, ruhsal problemlere, hiperaktiviteye sebep olduğunu göstermektedir.

    Gıda alerjisi – en sık rastlanan gıda alerjileri süt ürünleri, fıstık, soya, mısır alerjileridir. Dünyada en çok yanlış DEHB teşhisi gıda alerjisi testi yaptırılmadığı için konulmaktadır. Eğer çocuğunuzda anlam veremediğiniz davranış bozuklukları varsa, DEHB teşhisi konulmadan önce gıda alerjisi ve intoleransı testi yaptırmanızda yarar vardır.

  • Ergenlik ve Aile

    Ergenlik ve Aile

    Aile içi iletişim hepimiz için önemli ve ihtiyaç duyduğumuz bir kavramdır. Anne ve babanın, bebeği ile iletişimi onu dünyaya getirmeye karar verdiği an ile başlar.

    0-6 yaş dönemin de aileye olan bağlılık çocuk tarafından en yoğun düzeydedir. Bu dönemde ve ergenlik dönemin de yaşananlar çocuğun kişisel gelişimine ve yetişkinlik dönemine en etki eden dönemlerdir . Anne-baba ile kurulan güvenli ve güvensiz bağlanma türleri bu dönemde gelişim gösterir.

    İlkokul döneminin başlaması ile , çocuk ebeveynlerinden sonra güven duyduğu ve öğretileri olduğuna inandığı öğretmenini tanır. Ailenin çocuğunu teslim ettiği öğretmene karşı bir bağlılık başlar. Bazen çocuklar, ebeveyni ve öğretmeni arasında çatışmalar yaşarlar. ” Hayır anne sen doğru anlatamadın, öğretmenim öyle değil, böyle anlatıyor ” yada ” yarın ödevimi yapmazsam, öğretmenim üzülür ” gibi söylemlerle ailesi gibi güven duyduğu öğretmenine karşı sorumluluk alır. Ergenlik döneminin başlaması ile çocuğun, sosyal çevreye karşı farkındalığı artar ve yaş ilerledikçe sosyal yaşam da güven duyacağı ilişkiler geliştirir. Bu döneme kadar yaşanan sorunlar sadece anne-baba ile paylaşılırken, daha sonra hem anne-baba ve ek olarak arkadaş çevresi ile paylaşımlar artar.

    Bu süreçlere kadar;

    Duygusal, güven ve sevgi ortamını sağlayan , çocuğunun yaşadıklarını kabul eden, , çocuğunun yaşantısına saygı gösteren,olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurarak açıklamalarda bulunan, sınırları anlatan ebeveynler bizlere ”uyumlanmış bir aile” yaklaşımını yansıtır ve maalesef ki çok azımızın uyumlanmış bir ailesi vardır.

    Kaygılı, güvensiz, hayatın zorluklarına karşılık yaşamış olduğu stresi çocuğun suçu gibi çocuğa yansıtmak, dinlememek, kalabalık önünde azarlamak, eleştirmek gibi durumlara maruz kalmış bir çocuk yaşı ilerlediğinde ,

    ” ben küçükken ailem çok meşguldü, duygusal bağımız gelişmedi ” mesajı alır…

    15 yaşındaki bir ergenin yaşamış olduğu sorunlarını sadece kendi yaşında ki akranları ile konuşması, onlardan duygusal destek alması ve etrafında güven duyulacak insanlara sahip olması tabiki çok güzeldir. Ancak insanın yaşı kaç olursa olsun duygusal desteği ve koşulsuz kabulü her zaman ailesin de arar. Bu durumu karşılayamayan, duygusal olarak bağ kuramayan ailelerin çocuklarında yanlış arkadaşlıklar,alkol ve madde kullanımı, akademik başarısızlık, depresyon, kaygı bozuklukları,yeme bozuklukları ve şizofreniye kadar gidebilecek patolojiler meydana gelebilir.

    Eğer çocuklarınıza sadece ev ödevlerini düzenli yapmasını,odasını toplu tutmasını ve ev işlerine yardım etme gibi sorumluluklar yüklemek, çocuklarınızın sizden uzaklaşarak sadece akranları ile fazla ilişki kurma, aile içi çatışma,geç saatlere kadar dışarıda kalma isteği, fazla para harcama isteği gibi patoloji belirtileri karşımıza çıkmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda:

    • Genellikle 3-4 yaşından sonra ortaya çıkan,

    • Erkeklere kıyasla kızlarda daha çok görüldüğü bilinen,

    • Özellikle ergenlikte sık karşılaşılan bir durumdur.

    Tırnak yeme davranışı bazı aileler için sorun olarak görülmemektedir. Oysaki ilerleyen zamanlarda bu davranış kronik bir hal alabilmektedir. Bu durumda çocuğun tırnak yapısı bozulmakta, kötü bir görüntüye sebep olmakta, arkadaşları ve çevresi tarafından hoş karşılanmamakta hatta alay edici sözler duymasına ve çocuğun sosyal yaşamında problemlere sebep olmaktadır.

    Tırnak yeme davranışının altındaki sebepleri anlamak çocuklara nasıl davranılacağını belirlemede ilk adımdır. Altında yatanda sebep büyük oranda psikolojik etkenlerdir. Gerginlik, öfke, ruhsal sıkıntı, kaygı, stres, dışa vurulamayan saldırganlık bunlardan bazılarıdır. Tırnak yeme davranışının olası diğer sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

    • Baskıcı anne-baba tutumları

    • Çocuğun sürekli eleştirilmesi, hor görülmesi, başkalarının örnek gösterilmesi, bakım verenleri tarafından yeterli sevgi ve ilgi görememesi

    • Baskıcı bir öğretmen tutumu

    • Ailede yaşanan tartışmalar, kavgalar

    • Kardeş kıskançlığı

    • Yaşıtlarıyla yaşadığı iletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Önemli bir yaşam olayı (taşınma, ebeveynlerin boşanması, ebeveyn veya sevdiği birinin kaybı vs.)

    Bazı durumlarda ailesinde ve çevresinde tırnak yiyen birilerinin bulunması da çocuğa yanlış model olmakta ve çocuklar bunu taklit edebilmektedir.

    Tırnak yeme davranışı çocuklar için neden zararlıdır?

    • Tırnakların yenmesi mideye zarar verir ve mide ile ilgili fizyolojik problemleri tetikler.

    • Tırnak sert bir madde olduğu için dişlerin keskinliğini azaltır.

    • Tırnaklardaki mikroplar çocuklarda çeşitli hastalıklara yol açar.

    Bazen tırnak yeme davranışının yanında diş gıcırdatma, parmak emme, saç çekme ya da saç yolma gibi davranışlar da görülebilir. Bunlar çocuktaki kaygı ve gerginlik gibi duyguların habercisidir. Bu duygular çözülmediği, altta yatan sebeplere inilmediği sürece ileride çocukların kişilik yapısında yaralanmalara yol açabilmektedir. Aileler bu davranışlar karşısında tetikte olmalı ve çocuklarının gelişim dönemlerini sağlıklı geçirebilmeleri ve ruh sağlığı için gerekli durumlarda uzmanlardan yardım almalıdır. Ailenin bu olaya yaklaşım tarzı çocuk için belirleyici olmaktadır.

    Peki anne babalar çocuğunun tırnak yediğini fark ettiğinde neler yapmalıdır?

    3-4 yaşına kadar bu durum görmezden gelinebilir. Bu yaşlardan sonra devam ettiği görülürse:

    • Öncelikle bu davranışın nedenleri araştırılmalı, altta yatan sebepler irdelenmeli ve çözümler üretilmelidir. Bu konuda uygun bir çocuk terapistinden yardım almanız sizin ve çocuğunuz için faydalı olacaktır.

    • Çocuklara baskı yapılmamalıdır. Azarlanmamalı ve ceza verilmemelidir.

    • Çocuklar huzursuz, stresli ve kaygılı ortamlardan uzak tutulmalıdır. Varsa aile içindeki problemler çocuğa yansıtılmamalıdır.

    • Çocuklarının ellerini meşgul edecek başka uğraşlar bulunmalıdır. Tırnak yediğini fark ettiklerinde dikkatini dağıtacak aktivitelere yöneltmeyi deneyebilirler.

    • Aileler çocuklarıyla tırnak yemenin neden zararlı olduğunu, hoş bir davranış olmadığını, ellerinin bakımsız ve çirkin görünebileceğini nazikçe ve onun anlayacağı şekilde anlatmalıdır. Burada önemli olan yargılayıcı bir üslup kullanmadan çocuğunuzla diyaloğa geçmektir.

    • Çocuğunuzun bu davranışı sıklıkla hangi zamanlarda yaptığını gözlemlemeye, hangi etkenlerin tetikleyici olduğunu anlamaya çalışın. Bunu fark ederseniz önlemek için de fırsatınız olmuş olur.

    Ebeveynler bu süreçte sabırlı olmalı ve çocuklarına desteklerini her zaman hissettirmelidir.

    Bu durum kalıcı bir davranış problemine dönüşmeden bir uzmandan destek almaları çocukların geleceği, ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından son derece kritiktir.

  • Çocuğum kaygılandığında nasıl tepki vermeliyim?

    Çocuğum kaygılandığında nasıl tepki vermeliyim?

    Çocuğum kaygılandığın da nasıl tepki vermeliyim?

    Kaygı hepimizin zaman zaman yaşadığı temel bir duygudur. Bizi tehlikelere karşı harekete geçirir.Bazı bireyler bu duyguyu daha yoğun ve yaşam kalitesini etkileyecek şekilde yaşarlar.

    Kaygı bozukluğu nedenleri arasında genetik neden de vardır.

    Yapılan araştırmalar kaygı bozukluklarının çocuklukta başladığını ve oluşum sürecinde genetiğin (biyolojik) ve anne baba davranışlarının (çevre) etkili olduğunu göstermiştir.

    Çocuk çevresindeki olayların olumsuz sonuçlarına aşırı odaklıdır.

    Kaygılı, endişeli çocuklar çevrelerindeki olaylara karşı aşırı hassastırlar. Karşılaştıkları sorunların olumsuz sonuçlanmasından, kötü şeyler yaşanmasından gereğinden fazla endişe duyarlar.

    Kaçınma davranışları kaygıları besler..

    Eğer aileler çocuklarının duygu yoğunluğunu fark edemezlerse, sorun karşısında çözüm üretmek yerine ondan uzak durmasını isteyebilirler. Bu şekilde aileler koruma iç güdüsü ile davrandığında bir taraftan çocuklarının öğrenme fırsatlarını elinden alırken bir taraftan da kaygının sürmesine neden olan kaçınmayı pekiştirirler. Örneğin parkta arkadaşlarının ona güldüğünü düşünen ve bu durumdan dolayı kendini dışlanmış hisseden bir çocuk ve aile hayal edelim.

    Eğer aile çocuklarına hemen uzak durmasını ve parka gitmemesini isterse aceleci ve zararlı (kaygıyı arttıran) bir çözüm önermiş olur.

    İlk adım onun duygusunu kaygısını ANLAMAKTIR..

    Onun yerine ne hissettiğine iyice kulak vermek, yaşadığı duyguya eşlik etmekle (empatik tutum) başlanmalıdır. Dışlanmasına neden olan olayı ve bu durum karşısındaki yorumunu (dışlanıyorum) test etmesini istemek ikinci adım olmalıdır. Zaten kaygısını anlatmış çocuk sakinleştikçe daha gerçekçi düşünebilecektir. Bu durumda arkadaşları ile tekrar oynamayı ve aynı şeylerin yaşayıp yaşamayacağını test etmesini istemek çocuğa öğrenme fırsatı sunacaktır. Unutmayın kaygı kaçındıkça artan bir duygudur. Çocuklarımızın kaygıyla yüzleşmesini, bu duygunun nedenlerini değerlendirmeyi öğretmek ailelerin temel görevlerindendir.

    Kalın sağlıcakla.

  • FİLİAL OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    FİLİAL OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    Çocuklarımızın, biz ebeveynleri ile duygularını paylaşmaya ihtiyaçları vardır. Ancak, günümüz
    şartlarında her sosyo- ekonomik seviyeden ebeveynler hayat standartlarını yakalayabilmek için bir
    çaba ve koşuşturma içindedirler. Yapılan araştırmalara göre, bir anne’nin çocuğu ile birebir kaliteli
    geçirebildiği zaman bir günde, 2 dk iken; bir baba’nın çocuğu ile geçirdiği süre ise bir günde sadece 50
    saniye ile sınırlıdır. Durum yazık ki bu şekilde olunca çocuklarda doyurulmayı bekleyen duygusal bir
    açlık doğuyor. Filial Terapi, ebeveynlerin oyun yoluyla çocuklarıyla ilişkilerini güçlendirmelerine yol
    gösteren bir eğitim programıdır. Allah’ın bize gönderdiği mucizelerimiz olan çocuklarımızın öfkeli,
    saldırgan, içine kapanık, güvensiz, inatçı….. gibi yapılarda olmalarına büyük ölçüde, bizim ebeveynlik
    sitillerimiz şekillendirmektedir ve yol açmaktadır.
    Filial Terapi, oyun terapisi ve aile terapisini bütünleştirerek çocuk ile ilgili aile içi sorunları çözmeyi ve
    aile ilişkisini güçlendirmeyi hedef alan psiko-eğitimsel bir yaklaşımdır. Terapist, anne babalara kendi
    çocuklarıyla yaptıkları oyun görüşmelerinde, çocuk merkezli oyun terapisi becerilerini nasıl
    uygulayacaklarını öğretir. Anne-baba ve çocuk ilişkisinde açıklığı ve güveni artırmayı hedeflediğinden
    hem önleyici, hem de sorun varsa, o sorunun çözümüne yardımcı olan bir terapi programıdır.
    Filial Terapi ile ebeveynler, çocuklarına, ben burdayım, seni duyuyorum, seni anlıyorum mesajını
    iletirler.
    Gary Landerth’ın kuramcısı olduğu, Danışan Merkezli Oyun terapisi’ nin bir parçası olan Filial Terapi
    de ailelere, çocuklarına, ‘sınır koyma’ becerilerini kazandırarak çocuğun da seçim yapabilmesine ve
    bu seçiminin sonucu ne olursa olsun sorumluluğunu alma becerisini kazandırmasına yardımcı olur.
    Gözümüzden sakındığımız varlıklarımızı, kendi güvenlik çemberimiz dahilinde tutabildiğimiz ilk
    yıllarında, tüm kötülüklerden koruyabiliriz, peki ya sonra?! Lise çağına geldiğinde, bizim gözümüzün
    görmediği anlarda!? Her an yanında olabilecek miyiz? Çocuğumuzun her hangi biri tarafından ‘gel bak
    şu tozu bir kokla çok eğlenceli.’ Gibi bir davetle karşılaşması ve deneme süresi kaç dakika sürer? Eğer
    biz kıymetli çocuklarımıza sınır ve seçeneklerle sorumluluk almayı öğretebilirsek çocuğumuz kendi iç
    kontrolü ile doğru tercihi yapabilmeyi, biz yanında yokken de yapabilir.
    Filial Oyun Terapi Yönteminin Etkili Olduğu Başlıca Problemler
    Kaygı, depresyon, davranış sorunları, tek ebeveynlik, saldırganlık, öfke patlamaları, tırnak yeme,
    enkoprezis (Dışkı kaçırma), alt ıslatma (enürezis), kardeş kıskançlığı, evlat edinme, travma, ilişki ve
    bağlanma sorunları, içe kapanıklık, özgüven problemleri vb. gibi sorunlarda aileye yardımcı olur. 40
    yılı aşkın bir süre içinde yapılan araştırmalar kısa dönemli terapötik bir yaklaşım olan filial terapinin
    çocuk ve aile üzerinde uzun dönemli etkisi olduğunu gösteriyor.
    *uygulanabilme yaşı 2-12 yaştır ancak daha etkili olduğu aralık 2-10’dur.
    Süreç:
    Oyun Terapisi 45 dk süren ve tek bir çocukla yapılan bir terapi tekniğidir. Filial Terapi Tekniği ise, tek
    oturumda, ortalama 8- 9 çocuğun ebeveynine verilebilen terapi tekniğidir. Filial Terapi’nin seans
    süresi 90dk’dır. Bu terapi tekniği Amerika’da birebir oyun terapisi alamayan yani, ekonomik seviyesi
    düşük olan ailelerin çocuklarına yönelik geliştirilmiş olan ve terapistin oyun terapisinde çocuğa
    uyguladığı tekniklerin kısmen ebeveynlere öğretildiği bir yöntemdir. Ebeveynlerle hafatada bir kez

    terapist önderliğinde toplanılır. Filial terapide ebeveyn çocuğu ile haftada bir kez 30 dk boyunca
    terapistin öğretileri doğrultusunda oyun oynar, kamera kaydına alınan bu oyun saati izlenilerek
    değerlendirmeler yapılır. Ebeveynler haftada bir kez tolanılan 10 hafta süren bu süreçte yanlışlarını
    düzeltir, kendilerini çocukları ile etkili iletişim kurma yönünde geliştirirler..
    Terapi Sürecindeki Gerekli Oyuncakların Listesi
    -oyuncak bebek ailesi
    -gerçek biberon
    -emzik
    -doktor çantası, stetoskop, yara bantı…
    -iki tane oyuncak telefon
    -oyuncak bebek evi
    -oyuncak para, bozuk para, kredi kartı (oyuncak),
    -plastik hayvanlar (inek, kelebek, kuş, köpek, kedi, kuzu..)
    -plastik agresif hayvanlar ( köpek balığı, yılan, aslan, dinazor-ağzı açık olması gerek)
    -polis aracı, otobüs, ambulans,kamyon, itfaiye, uçak, otomobil.. gerçeğine uygun olan modellerinden)
    -mutfak tabak malzemeleri,
    – oyuncak makyaj malzemesi, toka, takı, vs..
    -plastik meyve sebze,
    -çeşitli kuklalar,
    -oyuncak askerler
    -hacıyatmaz
    – maske
    – plastik polis kelepçesi
    – bir tane oyun hamuru
    -sekiz renk boya kalemi
    -Boş kağıt
    – yumuşak top
    – oyuncak tamir malzemeleri
    – dart atan bir tabanca birkaç tane olabilir

    -atlama ipi
    -plastik bıçak
    -küt uçlu makas
    -kukla sahnesi
    -80*80cm büyüklüğünde 30 cm yüksekliğinde içi kum dolu kum havuzu.
    – çocuk ebatlarında masa ve iki sandalye
    – bu oyuncakların dizilebileceği raflar.
    Not: oyuncakların olduğu odada ebeveyn her hafta 30 dk kendi çocuğu ile oyun oynayacaktır.
    Ebeveyn çocuğu ile oynarken aynı anda grup diğer başka bir odadan izlemelidir. Kamera ve tv düzeni
    kurulmalıdır.
    Terapi uygulaması malzemelerin temini ve terapi ortamınıın düzenlemesi ile başlanılabilir.

  • Aile İçi Şiddet

    Aile İçi Şiddet

    Aile içi şiddet günümüzde oldukça sık rastlanılan ve üzerinde fazlasıyla durulan bir sorun haline dönüşmüştür. Şiddeti uygulayan kişilerin şiddet uygulama nedenleri merak uyandırmış, konu üzerinde araştırma yapan kişilerce şiddet; ekonomik, psikolojik ve sosyolojik nedenlere dayandırılmış; çözümü için pek çok öneri ortaya atılmıştır. Konu üzerinde araştırma yapanların buluştukları ortak payda ise, çocuğun içinde yetiştiği aile ortamında, söz konusu çocuğun ana babasının davranış ve tutumlarının çocuğuna model olduğudur.

    Çocuğun sosyalleşmesinde, kişilik özelliklerini oluşturmasında, tutum ve davranış geliştirmesinde toplumun en önemli yapı taşı olan aile kurumunun payı oldukça büyüktür. Peki bu ailenin içinde yaşadığı toplumun sosyo-psikolojik ve ekonomik durumunun, çocuğu yetiştiren ailenin tutum ve davranışları üzerindeki etkisi nedir? İşte bu sorulması ve üzerinde durulması gereken önemli bir sorudur. Çünkü aile kurumunun içinde yaşadığı toplum dolayısıyla o toplumun bireylerinin oluşturduğu ülke, sağlıklı ve ideal bir yapıda değilse, sonucunda o toplumun en küçük yapı taşı olan aile de sağlıklı ve ideal bir yapıda olamaz. Bu durumda da söz konusu ailenin sağlıklı ve ideal nesiller yetiştirmesi beklenemez.

    Bireyin sosyalizasyon sürecini gerçekleştiren en önemli birim olan aile başta olmak üzere, okul, iş yeri, kamuya açık kurum ve kuruluşlarda sıkça karşılaştığımız şiddet, günümüzde insanların iletişim kurarken kullandıkları önemli bir araç haline dönüştü.

    Şiddetin temelini aslında saldırganlık oluşturuyor. Şiddet sadece saldırganlığın uygulamaya dökülmüş halini yansıtıyor. Şöyle de söylendiğinde yanlış olmaz aslında; şiddet; davranışı ya da sergilenen tavrı anlatırken, saldırganlık daha çok ruh halini anlatır diyebiliriz.

    Yaşadığımız ülkeyi ailemiz, aileleri de ülkenin bireyleri olarak düşünürsek; o ülkedeki yönetim anlayışının, sevgi, barış ve güven ortamında yürütülmesinin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anlarız. Bir çocuğun sağlıklı davranışlar sergilemesi için, içinde yetiştiği aile ortamı ne kadar önemliyse, ailenin de sağlıklı davranışlar sergilemesi için, içinde yaşadığı ülkenin ortamı o kadar önemlidir.

    Yapılan araştırmalardan elde edilen veriler, sivil yönetim ve politik partilerin kabulündeki uyumun, toplumdaki dolayısıyla ailedeki çatışmaları ve şiddeti önleyeceğini düşündürmektedir.
    Hoşgörü ve güvenin olmadığı, kişilerin düşüncelerine değer verilmediği, bireylerin seçimlerinin sorgulandığı ve yargılandığı, sorunların şiddet ve baskıyla çözümlenmeye çalışıldığı ortamda sağlıklı ilişkilerin yaşanması mümkün değildir. Sorunların nedenleri hep tabanda yani ailede aranmış, çözümler de hep bu yönde üretilmiştir. Oysaki nedenler bütünde aranırsa üretilecek çözümler bizi sonuca daha çok yaklaştıracak ve daha başarılı olacaktır.

    Baskıyla büyüdüyseniz, duygularınızı engellemeyi; engellendikçe de öfkelenmeyi öğrenirsiniz; öfkelendikçe cezalandırıldıysanız, ceza verecek biri olmadığında vicdanınızı unutur, öfkenizi en yakınızdakine kusarsınız. Vicdanınızı unutarak büyüdüyseniz, çevrenizdekileri engelleyerek onların duygularını bastırır; yetersiz geldiğinizde şiddete başvurursunuz. Şiddetle büyüdüyseniz, bastırılmış duygularınızı karşınızdakine saldırarak yansıtır, geçmişin intikamını alırsınız.

    Toplumda soluduğumuz duygunun bileşenleri neyse onu teneffüs ederiz. Çünkü yaşamak için o havaya uyum sağlamamız ve nefes almamız gerekir. Unutmayalım ki aldığımız her nefesle ciğerlerimize pompaladığımız oksijen kanımızı yeniler. Her doğan çocuk yeni bir umuttur toplumdaki kirli kanı temizleyecek. Yapılması gereken tek şey ise çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirmek.

    Ülkemizde tanık olduğumuz sıra dışı olaylar; özellikle kadın cinayetleri, aile içi katliamlar, suç olgusundaki artış tesadüf değildir. Bu ortamı hazırlayan çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Ancak tüm bunların temelinde bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki o da şiddetin şiddeti doğurduğudur. Şiddet, saldırganlık ve suç eğiliminin artmasının bütün toplumun geleceğini, ekonomiyi, eğitimi, siyaseti, sosyal barışı, hukuk düzenini, can güvenliğini tehdit ettiği dolayısıyla gelecekte de ülkeyi çok büyük risklerin beklediği yadsınamaz bir gerçektir. Ebeveynler olarak, yeni nesillere iyi bir dünya yaratmanın yolu çocuklarımızı sevgi, güven ve huzur ortamında yetiştirmekten geçmektedir.

  • Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Hepimizin bildiği üzere gerek artık pazarlama gerek hissettiğimiz mecburiyet sebebiyle çocuklarımızın en iyi, en etkin kurumlarda eğitim görmesini istiyoruz. Tabi ki eğitimi en etkin kurumlardan almak; bütün öğrenciler için faydalı olacaktır; ancak unutmamamız gereken bir eğitim daha var. O da aile içi eğitim. Bu yazımda aile içinde çocuklarımızın kişiliklerine ve süregelen eğitim süreçlerine nasıl pozitif destek olabileceğimizden bahsedeceğim.

    Bilindiği üzere eğitim kaynakları bize birçok şeyi yazılı, işitsel ve görsel olarak sunar. Sunulan verileri işlemek ise öğrencinin de dahil olmasıyla gelişen bir süreçtir. Aile ise farklıdır. Ailede bir şeyin nasıl yapılacağını söylemek gün boyu okulda aldığı standart eğitimden farklı bir şey sunmaz. Onun için söyleyerek değil örnek teşkil ederek ve doğru davranışları sergileyerek yani çocuğumuza neyin nasıl yapılacağını göstererek mesajımızı iletmeliyiz. Kendimizin dahi durduğu noktalar ile ilgili konuşursak çocuklarımız bu durumu er ya da geç fark edecek ve ona göre söylediklerinizi “hayalî” olarak değerlendirecektir. Bu şekilde ilerleyen süreçten sonra ebeveynler olarak söylediklerimizin değersizleşmesi kaçınılmaz olur.

    Başka bir konu ise takdirdir. Gelişme gördüğümüz ilerleme gördüğümüz her alanda takdirimizi veya aferinimizi eksik etmememiz gerekir. Yaptığım birçok görüşmede fark ettiğim üzere ebeveynler aferin demenin şımarıklığa sebep olacağını ve çocuklarının ilerlemeyeceğini bu noktada kalacağını düşünür. Aksine aferin veya takdir çocuğu daha iyisine sevk eden bir tavır olup eksikliği çocuğun mevcut noktada durmasına ve ilerleyen süreçte tekrar başladığı noktaya dönmesine sebep olur. Bunun yanı sıra çocuklarımızın güven ve özsaygısının da eksik kalmasına yol açabilir. Çünkü çocuğun emeği sözel olarak dahi ödüllendirilmemiş hatta fark edilmemiştir. Asıl konu aferin demek ya da dememek değildir, nedenini belirterek takdir etmektir. Bu durum bizim neyi onayladığımızı gösterdiği gibi çocuklarımızın emeğinin karşılığı olduğunun da işaretidir.

    Diğer bir konu ise hata yapmasına izin etmektir. Birçok ebeveyn hata yapmasına katlanamaz durumdadır ve önlem almak üzere davranışlarda bulunmaktadır. Bu durum çocukların kendi başlarına karar verme süreçlerini zorlaştıracağı gibi onun yerine düşünen ve harekete geçenlere bağımlı kalmasına yol açacaktır. Sonucu ne olursa olsun verilen sorumluluklar çocukların o işleri zamanla daha iyi yapmasını sağladığı gibi karar alma ve özgüven konularında da kendilerini geliştirmede destekçi olacaktır. Ek olarak başarısız sonuçların olması gerekir ki hata görülebilsin ve bir dahaki sefere hatanın farkında olarak ilerlenebilsin. Unutmayalım ki çocuklarımız her geçen gün yeni şeyler deneyimliyor ve yaşamda almaları gereken inisiyatifler de bu oranda hatta bu oranın katları olacak şekilde artıyor. Bu süreçte bizim yapmamız gereken işleri halletmek değil onlara işleri en sağlıklı şekilde hallettirmek olmalıdır.

    Aile içi eğitim ve iletişim süreçleri tabi ki bu kadar az değil. Bu konudaki farklı yaklaşım fikir ve görüşleri yeri geldikçe ilerleterek yazacağım. Şimdilik bir virgül koyarak yazıma son veriyorum.

    Sevgi ve saygıyla ….