Etiket: Aile

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • Çoçuk sağlığının önemi

    Çocuklarımız geleceğimiz ve gözbebeğimizdir, onların sağlıklı olması, bizlerin, ailelerin ve ülkenin sağlıklı olması demektir. Bir ülkenin en önemli gelişmişlik göstergesi bebek ölüm hızı ve çocuk ölüm hızının düşük olmasıdır.

    Sağlık herkes için fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali demektir. Çocuklarda özellikle sağlığın desteklenmesi ve geliştirilmesi önemlidir.

    Çocuk sağlığını izlemenin amaçları; hastalık ve sakatlıkları önlemek, hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak ve çocukların yetişmesi konusunda aileye destek vermektir.

    1. Hastalıkların önlenmesi için; büyüme ve gelişmensin izlenmesi, yaşa uygun beslenmenin sağlanması, aşılama ve sağlık eğitimidir.

    2. Hastalıkların erken tanısı ve tedavisinde ailenin verdiği öykü, çocuğun ayrıntılı fizik muayenesi ve sağlıkla ilgili taramalar önemlidir.

    3. Çocuğun sağlıklı yetişmesi konusunda aileye destek, sağlık eğitimi, çocuk yetiştirilmesi konusunda danışmanlık yapmak ve aile planlaması konusunda danışmanlık yaparak ve bakımın sürekli olması sağlanarak yapılır.

    Çocuk sağlığı izleme basamaklarında neler yapılmaktadır ;görüşme ve öykü, aile, çevre, çocuk ilişkisi gözlemi, fizik muayene, gelişimin değerlendirilmesi, taramalar, aşı, sağlık eğitimi ve danışmanlık, annenin soruları ve özetleme ve randevu belirlenerek aile bir sonraki görüşmeye davet edilir.

    1. Görüşme ve öykü aşamasında; ayrıntılı prenatal, natal ve soy geçmiş öyküsü, motor-mental gelişim, boy ve kilo artışındaki takipler, beslenme, aşı, uyku, gelişim

    basamakları ve ev ortamı önemlidir. Ayrıca son başvurudan itibaren yaşanan gelişmelerin öyküsü önemlidir.

    2. Gözlem aşamasında; anne, baba ya da çocuğa bakan kişi ve çevre ile ilişkisi, emzirme durumu, biberon, emzik ve kundaklama gibi yanlış uygulamalar, bakımsız bebek, ilgisiz anne, bebeğe sert tavırlar veya şüpheli lezyonlar gibi çocuk ihmali yada istismarı değerlendirilir ve çocuğun genel durumu değerlendirilir.

    3. Fizik inceleme aşamasında; her ziyarette ayrıntılı, tam bir fizik muayene, her kontrolde boy, ağırlık ve en az iki yaşına kadar baş çevresi takibi ve büyümenin değerlendirilmesi, bir yaşından başlanarak kan basıncı ölçümü yapılır. Konjenital anomaliler, büyüme gelişme geriliği, gelişimsel kalça displazisi, kalp anomalileri, inmemiş testis, umbilikal ya da inguinal herni, gibi hastalıkların erken dönemde tanısının konulması açısından dikkatli ve ayrıntılı bir fizik inceleme şarttır. Bu açıdan hekimlerin ayrıntılı incelemesini sabırla beklemek gerekir.

    4. Değerlendirme aşamasında; Çocuğun sağlık durumu, fiziksel ve nöromotor gelişimi, psikososyal sağlığı değerlendirilerek dosyaya kayıt edilir.

    5. Taramalar aşamasında; Rutin taramalar olarak yapılan öykü, gözlem, fizik muayene, laboratuvar tetkikleri, görme ve işitme değerlendirmesi yapıldıktan sonra, aile öyküsü, etnik köken, yaşadığı coğrafik koşullar göz önünde tutularak ek taramalar yapılmalıdır.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda masturbasyon varlığı

    ÇOCUKLARDA MASTÜRBASYON GÖRÜLÜRSE YAPILMASI GEREKENLER

    Çoğunlukla cinsel organı ile oynama şeklinde görülen mastürbasyon, ailede endişe ve panik yaratan bir davranıştır. Küçük çocuk tesadüfen keşfettiği bu davranıştan zevk aldığını görünce, bunu sürdürür. Eğer çocuk aileden tepki görmezse, bu davranış zaman içinde kaybolur veya azalma gösterir. Eğer ailenin tepkisi büyük olursa, çocuk bu davranışı gizlice sürdürme yoluna gider. Gizli yaptığı bu davranış bir yandan ona zevk verirken, öte yandan onda korku ve suçluluk duygusunun doğmasına neden olur.

    Mastürbasyon hiçbir sorunu olmayan çocuklarda görülebildiği gibi, sıkıntılı, ürkek, güvensiz ve endişeli çocuklarda sıklıkla görülebilir. Bazı çocuklarda da yalnızlık, üzüntü hallerinde tekrarlanan bir davranış olarak görülebilir. Araştırma bulguları mastürbasyonun, yalnız büyüyen çocuklarda, sevgi ve ilgiden yoksun büyüyenlerde, aşırı disiplinin egemen olduğu evlerde, ailenin cinsel konulara aşırı duyarlı olduğu evlerde daha çok görüldüğünü ortaya koymuştur. Bazı çocuklarda sadece uykuya dalmadan önce mastürbasyon yaparken, bazıları masal dinlerken veya televizyon seyrederken, bu davranışı yaparlar, bazıları da özellikle sıkıntılı oldukları anlarda ve gerilimlerini gidermek için bu davranışa başvururlar.
    Erkek çocuklarda kızlardan daha çok görülen bu davranışı yok etmek amacıyla çocuğu azarlamak veya dövmek, onunla alay etmek, cinsel organının kopacağını söyleyerek korkutmak, hastalanacağını anlatarak ürkütmek, cinsel organını kesmekle tehdit etmek, kaçınılması gereken hatalarıdır. Bu hatalar zaten endişeli olan çocuğun daha huzursuz olmasına yol açar ve kendisinde var olan suçluluk duygusunu pekiştirir.

    Öneriler:

    Çocuğu tanımaya çalışmak
    Çocuğun ev, aile ve okul içindeki yerini belirlemek ve sosyal uyaranları gözden geçirmek
    Bu davranışın altındaki gerçek nedeni (ör: yoksunluk, uyaran eksikliği) keşfetmek
    Çocukla iyi bir diyalog kurmak, ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilgiyi göstermek
    Çocuğun kendini ifade etmesine ve sorunlarını dile getirmesine olanak tanımak
    Çocuğa yaratıcı etkinlikler ve dramatizasyon oyunları için gerekli malzemeleri (Ör: hamur, kil, kum, su oyunları, sanat faaliyetleri vs.) sunmak

  • 7 Maddede Aile İçi İletişim

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    İletişimduygu ve düşüncelerin yazılı, sözlü ya da görsel olarak insanların birbirlerine aktarımda bulunmasıdır. Toplumun en küçük birimi olan ailede ise bu durum daha çok sözlü ve görsel ögelerin kullanılmasıyla ön plana çıkmaktadır.Sağlıklı bir aileyaşantısının temelini iletişimin kalitesi belirler. İletişim aile içerisinde ne kadar kaliteli olursa aile ilişkisi de o kadar sağlam, tutarlı ve sağlıklı olur.

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    1 –Aileüyeleri birbirleriyle konuşurken net ve anlaşılır ifadeler kullanmalıdır. Birbirlerinden olan taleplerini ya da beklentilerini ima yoluyla veya iğneleyici sözlerle dile getirmemelidir.

    2 –Etkin Dinleme; Karşılıklı yapılan görüşmelerde dinlemiş olmak için dinlemek yerine diğer kişiyi gerçekten anlamak için dinlemek ve bu durumu diğer aile üyelerine hissettirmek gerekir.

    3 –“Ben” Dili;İletişimde “sen” dili karşı tarafı yargılayıcı ve suçlayıcı anlam taşıyabilir bu yüzden bireylerin talep ya da beklentilerini “ben” dili ile ifade etmesi gerekir. Örneğin; “Sen böyle davrandığın için mutsuz oluyoruz.” İfadesi yerine daha yapıcı olan “Aramızdaki bu problem beni çok mutsuz ediyor.” Denildiğinde karşı taraftaki kişi kendisini yargılanmış ya da suçlanmış hissetmez ve iletişime daha açık hale gelir.

    4 – Bireyler birbirlerini sahiplenmek yerine her üyenin ayrı ayrı bir birey olduğunu kabul etmeli ve bireysel yaşam alanlarına fazla müdahale etmemeli. Örneğin: “O arkadaşından hoşlanmadım, onunla görüşme”, “Şu kıyafeti giyinme” vs. gibi emredici cümlelerle bireysel yaşam alanlarına müdahale edilmemelidir.

    5-Aile üyeleribirbirlerine mutlaka zaman ayırmalıdır. Birlikte geçirilen bu zamanın kaliteli bir şekilde kullanılmasına dikkat edilmelidir.

    6 – Eleştirilere açık olmakla birlikte eleştiriyi yapan aile üyesi incitici ifadeler kullanmaktan kaçınmalıdır.

    7 – Aşırı davranışlardan kaçının. Olası tartışmalarda yüksek sesle konuşmamaya dikkat edin.

  • Yetişkin Olmaktan Suçluluk Duyan Çocuklar

    Yetişkin Olmaktan Suçluluk Duyan Çocuklar

    Yaklaşık iki yıllık evliyiz, nerdeyse haftanın 4 günü annemlerdeyiz. Her sabah onu aramadan güne başlayamıyorum. Gün içinde en az 3 kez telefonlaşıyoruz. Bir süre sonra fark ettim ki eşimle aramızda geçen her şeyi sanki bir canlı yayındaymışız gibi anneme anlatır oldum.
    “ İş çıkışı yorgun olursun kızım, sana yemek yaptım gel al” diyordu annem . Önceleri bu çok hoşuma gidiyordu, hem de kolayıma geliyordu.İş çıkışı eşim de geliyordu, bazen uykumuz gelince eve gitmiyor orda kalıyorduk.
    Son birkaç aydır , eşimle çok kavga eder olduk, aramızda cinsel soğukluk da başladı, kavgalarımızın çoğunda eşim annemi suçluyor. Her kavga ettiğimizde de annem “ çık gel, boşan kızım” diyor. İki kez evi terk ettim, bu sefer de “ komşular ne der, kızları bir evliliği beceremedi demezler mi? “ diyor.
    Artık ne yapacağımı bilmiyorum. Annemi mi, eşimi mi mutlu etmeliyim?Ben ne yapacağım doktor hanım?

    Çocuklarınızı Kendi Çıkmazlarınıza Mahkum Etmeyin !!!

    Her ailenin kendine özgü dengeleri vardır. Aile bireyleri kendilerine biçilen rolleri oynadıkları sürece bir sorun yaşanmaz. Ancak birbirine bağımlı bir şekilde yaşayan , sorunlu olan aile bireyinin saklandığı, bir tarafın , zavallı ve acı çeken , kurban rolünde kaldığı, diğer tarafın bencil ve soğuk veya zulüm eden olduğu ailelerde maalesef ki çocukların yetişkinliğe terfi etmesi neredeyse imkansız oluyor.Özellikle de eşi tarafından duygusal ya da cinsel açlık içinde olan kadınların ilk çocuğu erkek ise kendilerine eş rolünde yoldaş, ilk çocuğu kız ise kendilerine arkadaş rolünde kaderdaş seçiyorlar. Bu rolü üstlenmiş olan çocuğun bir gün evden taşınmayı ya da evlenmeyi isteyerek kendi ailelerini kurmak istemeleri ise bağımlı ailelerin dengelerini bozuyor.

    Bu durumda sürekli çocukları üzerinde gizli bir baskı kurarak suçluluk duygusu oluşturuyorlar. Suçluluk duygusu altında ezilen çocuk , bu duyguya karşı kendilerini koruyabilmek için ya tüm anlaşmazlıklarda anne babalarının haklı olmalarına izin veriyorlar ya da bu duygudan kaçmak için alkol veya uyuşturucunun arkasına saklanıyorlar .En kötüsü de bağımlı bir ilişkiden kaçayım derken başka bir bağımlı ilişkiye doğru geçiş yaşıyorlar.

    Çocuklarınızın artık bir yetişkin olduğunu, kendi hayatlarını , kendi ailelerini kurabilecek kadar büyüdüklerini kabul edin, sizin ne hissettiğiniz değil, onların ne hissettiği önemli olsun, kendi çıkmazlarınıza çocuklarınızı mahkum etmeyin! Bırakın özgürce kendi hayatlarını suçluluk duymadan yaşasınlar…

  • ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    Çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak tanımlanan ergenlik, fizyolojik, psikolojik, sosyal alanlarda büyüme ve olgunlaşmayla ilgili en yoğun değişimleri içeren yaşam dönemlerinden biridir. Ergen bireyin yaşadığı değişimlere uyum sağlarken aynı zamanda gerçekleştirmesi gereken bazı gelişim evreleri de bulunmaktadır. Böylece bunların başarıyla tamamlanmasıyla kendine ait özel bir kimlik kazanarak yetişkinlik dönemine geçebilir. Ergenlik dönemi 15-25 yaş dilimleri arasında yaşanan bir süreçtir; kızlarda ortalama 10-12, erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Bu dönemde kazanılması gereken en önemli yeti, bireyin ailesinden duygusal olarak bağımsız olması, ayrışıp bireyselleşebilmesi, kendi seçimlerini kendisi yapabilecek hale gelerek bağımsızlığını kazanabilmelidir. Ergenlik döneminde birey artık ne çocuktur ne de yetişkindir. “Ben kimim” sorusuna cevap aramaktadır, bu sebeple de kendisine en uygun olan kimliği edinebilmek için birçok kimlik ve rolü dener. Bu dönemde kimlik arayışı sırasında farklı kişiliklerle özdeşim kurmaya yönelme sıkça görülür. Ergen, ailesinin değerlerinden uzaklaşarak kendi değerlerini ve yaşam felsefesini oluşturmaya çalışır. Artık ergen birey için aile ve onun önceliğinden ziyade arkadaşlar ve gruplar öncelik kazanır. Ergenin bedeninde olduğu kadar duygularında ve isteklerinde de hızlı değişimler görülür. Bu süreçte ergenin istekleri ile ailenin tutumları ve toplumun değerleri ve beklentileride çatışabilir. Kimlik karmaşasının ağır ve bunalımlı olması durumunda ergen olumsuz kimlik denemelerinde de bulunabilir; onun için hiçbir şey olmamaya karşın kötü bir şey olmak da söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda uyum bozuklukları, aşırı uçlara sapmalar, depresif duygudurum, panik bozukluk ve yetersizlik gözlenebilir.

    ERGENLİKTE DAVRANIŞ PROBLEMLERİ

    Ergenlik döneminde bağımsızlığa duyulan ihtiyaç artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklanan bireysel ve toplumsal uyum sürecinde problemler yaşanması olası bir dönemdir. Ancak bu dönemde yaşanan problemler şiddetli, süreklilik kazanmış ve ergenin başarılı bir kimlik oluşturmasına engel olacak nitelikte ise bu noktada davranış bozukluklarından söz edilebilir. Ergen birey hem yaşadığı değişikliklere uyum sağlamaya çalışmakta hem de yeni ilgilere yönelmekte, toplumun değer yargıları ve ailesinin tutumu arasında bir sorgulama sürecinden geçmekte ve bulduğu cevaplara göre kendi bağımsız kimliğini oluşturma çabasındadır. Ergenin bağımsızlık isteği ve kendi kararlarını alıp, bu kararların sonuçlarını kabul etme isteği, bir ucu saldırganlığa, diğer ucu bağımlı bir kişilik yapısına kadar gidebilen bir dağılım gösterebilmektedir. Saldırganlık, karşıt olmak ve yalan söylemek gibi kabul edilemeyen davranışlar devamlılık kazandığında, bu durum geçici bir ergenlik dönemi krizi değil, daha kalıcı bir yapılanma kazanmış demektir. Ergenlik dönemindeki davranış bozuklukları kendini en belirgin şekilde okul ortamında uyum problemleriyle göstermektedir;dersleri ve okulu asma, okuldan kaçma, kuralları çiğneme, eşyalara ve diğerlerine zarar verme, kavga çıkarma, öğretmenlerine ve okul yönetimine karşı çıkma, disiplin suçları işleme gibi durumları tekrarlama. Özelliklede ebeveynlerin aşırı derecede otoriter bir tutum içerisinde olmaları ya da aksi yönde çok ilgisiz ve ihmalkâr tutumları bu uyum sorunlarını madde kullanımı, kaygı, depresyon ya da fobi gibi ruhsal problemler, öğrenme güçlükleri,dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, suça yönelik davranışlar, evden kaçma ve intihar gibi sorunlara kadar ulaşabilmektedir. Bu dönemdeki davranışsal problemler erken fark edilip gerekli önlemler alınmazsa yetişkinlik döneminde kişilik bozukluğu olarak ortaya çıkabilmektedir.

    BU DÖNEMDE NELER YAPILMALI

    Ebeveynler çocuklarının içinde bulunduğu döneme karşı daha bilinçli ve daha anlayışlı yaklaşmalıdır.

    Ergenin bağımsız olma ve kendine ait bir kimlik kazanma çabasına saygı duyulmalı ve desteklenmelidir.

    Kendi kimliğini bulmada kızlar annelerini, erkekler babalarını model alırlar; bu nedenle çocuğunuz için güzel örnek teşkil edin.

    Tutarlı ve demokratik ebeveyn tutumuna sahip olmakçok önemlidir.

    Tamamen farklı görüşte olsanız dahi, çocuğunuzu her koşulda dinleyin.

    Yorumlarınızı ergen çocuğunuzun kişiliğine yönelik olarak değil, davranışlarına odaklanarak yapın.

    Bu dönemde ergenin görünümü ya da davranışları sizi rahatsız edebilir, sürekli olarak onu eleştirmekten kaçının.

    Düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi açıklayarak ifade edin.

    Sizinle aynı görüşte olmasını beklemeyin, onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyun.

    Sürekli olarak nutuk çekmekten ve öğüt vermekten kaçının.

    Ergen birey için arkadaşlar çok önemlidir. Arkadaşları eleştirilmemeli, ebeveyn bu konuda ergenin arkadaşlarını tanıma yoluna gitmelidir, tanımadan eleştirmek, ergenin, ebeveynini haksız bulup suçlamasına yol açar.

    Takdir edin, ilgilenin ve sevginizi her koşulda uygun biçimde gösterin. Bu dönemde ergenin dikkat çekme, fark edilmeve takdir edilme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacını aile içinde karşılayamayan ergen, farklı arkadaş gruplarında bu ihtiyacını gidermeye çalışabilir.

    Ergenin yalnız kalma isteği bu dönemde artar. Odasına çekilmek ve yalnız kalmak istediğini söylediğinde, ciddi bir sorunu olduğu düşünüp kaygılanmayın.

    Ergenlik dönemi eğer çatışmalı, gergin ve sorunlu davranış problemleriyle geçiyorsa mutlaka bir uzmandan destek alın.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Son yıllarda daha fazla duyduğumuz ve bir çok öğrencinin (özellikle üniversiteye giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin) yaşadığı kaygı türü; Sınav Kaygısı. Hemen hemen her öğrencinin yaşadığı bu kaygı nedir, oluşmasına ne sebep olur, faydası nedir, nelere engel olur, faydası var mıdır, belirtileri nelerdir ve çözüm yolları nelerdir birlikte inceleyelim.

    Sınav Kaygısı nedir?

    Kişinin bilgi ve becerilerinin belli ölçütlerle incelenip değerlendirildiği durumlarda yaşanan ve başarının düşmesine yol açacak kadar yoğun olan kaygı türüdür.

    Sınav Kaygısı nasıl oluşur?

    “Başarılı olamayacağım”, “Konuları anlamıyorum,aptal olmalıyım”, “Hazırlanacak zamanım yok”, “Sınavahazır değilim”, “Çok fazla konu var yetişmeyecek”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” sıklıkla gözlenen olumsuz otomatik düşüncelerdir. Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak kaygı oluşmasında en önemli süreçlerdir. Mükemmeliyetçi ve rekabetçi kişilik yapısı olan kişilerde daha sık görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı da önemli bir etkendir. Yanlış ders çalışma alışkanlıkları ve zamanı etkin kullanamama da sınav kaygısı oluşumunda öneme sahiptir.

    Sınav Kaygısının belirtileri nelerdir?

    Zihinsel,dugusal ve davranışsal belirtiler olarak üçe ayrılır.

    • Unutkanlık, olumsuz yorum içerikli düşünceler, dikkat toplamada güçlük gibi belirtiler zihinsel belirtileri oluşturur.

    • Heyecan, sinirlilik, korku hali, panik ve karamsarlık gibi durumlar ise duygusal belirtileri oluşturur.

    • Sınavı tamamlamama, ders başından kalkma, kaçma, ders çalışmayı erteleme, sınava girmeme gibi durumlar ise davranışsal belirtileri oluşturur.

    Olumlu yanı nedir?

    Sınav kaygısı aşırı ve yüksek düzeyde değil ise faydalıdır. Öğrenmeye ve hedef belirlemeye motive eder. Yüksek kaygının başarısızlığa sebep olduğu gibi çok düşük olanı da istenilen kaygı düzeyi değildir. Faydası olacak olan kaygı orta düzey kaygıdır.

    Olumsuz yanı nedir?

    Öğrenilmiş olan bilginin yararlı kullanılmasını engeller, karar verme süresini dengesizleştirir, bilgiye olan güveni düşürür, söz konusu olan sınava hazırlanmayı engeller ve rahatsız hissettirir.

    Sınav kaygısı ile başetme yolları nelerdir?

    • Söz konusu sınava planlı ve programlı çalışmak zamanı verimli kullanma açısından ve konuların sıkıştırılmaması açısından öneme sahiptir.

    • Sınavdan bir gün önce çalışmayı bırakmak daha verimli olacaktır. Son gün ders çalışıldığı zaman öğrenilenler karışabilir.

    • Olumsuz düşünceler (ya başarısız olursam? Ailem beni sevmez, dünyanın sonu olur, başarısız olma şansım yok vb.) yerine olumlu düşünceler (ailemin sevgisi ile sonucun bir bağlantısı yok, sınav için kendimi yeterli ve hazır hissediyorum, başarılı olacağım vb.) oluşturmaya çalışmanın faydası olacaktır.

    • Sınav gecesi yeterince uyumak ve dinlenmek sınavına olumlu yansıyacaktır. Rahatsız edecek yiyeceklerden de uzak durmak önemlidir.

    • Sınav öncesinde gergin hissedildiğinde arkaya yaslanılarak derin nefes alınmalıdır.Alınan nefes 3-5 saniye içerde tutulmalı ve sonrasında tümünün dışarıya verilmelidir. Derin nefes alış-verişinin 3-4 kez tekrarlanması gerginliğin azalmasına katkı sağlayacaktır.

    • Söz konusu sınavda yapılamayan soruda çok zaman harcanmaması ve sona bırakılması sınav içinde kaygı seviyesinin artmamasına ve zamanı iyi kullanmaya yarayacaktır.

    Sınav sonrası için;

    Keyif veren aktivitelerde bulunmak, kendini ödüllendirmek ve eksikler üzerine düşülerek geleceğe yönelik yeni planların yapılmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir.

    Ailelere öneriler;

    Aileler sınırlarını bilmelidirler. Çocuklarına güvenle beraber sorumluluk vermeli, önemsediklerini hissettirmeli ve olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Sınavla ilgili konuşmalarda gerçekçi olunmalı, özen gösterilmeli ve en önemlisi akranlarıyla karşılaştırmaktan uzak durulmalıdır. Duyguların ve düşüncelerin paylaşımı önemlidir. Sınavı ölüm kalım meselesi yapmama ve cesaretlendirici davranma önerilmektedir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalıdır. Uygun aile ortamının sağlaması çocukların başarısına katkı sağlayacaktır. Son olarak ise çocukların koşulsuz sevilmesi gerektiği bilinmelidir.

  • Çocuk nörolojisi uzmanı kime denir? Hangi durumlarda başvurulur, sizi ve çocuğunuzu neler bekliyor?

    Çocuk Nörolojisi, yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve çocuklarda görülen nöroloji ile ilişkili hastalık ve belirtilerle ilgilenir. Çocuk sinir sistemi, erişkinden bazı önemli farklılıklar gösterir, bunlardan en önemlisi bebek ve çocuklardaki beyin ve diğer sinir sitemi organlarının henüz tam gelişmemiş olması ve gelişmesinin devam etmesidir. Bu nedenle erişkin beynine göre hastalıkları ve hastalık belirtileri de farklılıklar gösterir.

    Çocuk nörolojisini ilgilendiren başlıca belirti ve işaretler şunlardır: Bebek ve çocuklardaki gelişme gerilikleri, özellikle riskli bebek olarak kabul edilen erken doğum ve düşük doğum ağırlığı ile doğmuş, çoğul gebelikten doğmuş veya zor doğum yaşamış bebeklerin takibi, hareketlerin kısıtlı veya az olması, yürüme ve diğer motor gelişmelerde gecikmeler,kaslarda belirgin yumuşaklık veya sertlik, istem dışı el, kol, bacak hareketleri olması, şuur kaybı veya dalmalar, ateşli veya ateşsiz nöbetler, yıllar içerisinde ortaya çıkan yürüme bozuklukları, konuşma ve dil bozuklukları, migren ve diğer başağrıları, ciltte lekelerle birlikte görülen nörolojik hastalıklar, omurilik felci, doğumda zorlanmaya bağlı omuz felci, yüz felçleri, ailevi geçişli nörolojik hastalıklar, Down snedromu vb. nörolojik bulgulu genetik bozukluklar şeklindedir.

    Çocuk nöroloğu, bu hastalıklar yönünden başvuran bebek veya çocuğu ailesi ile birlikte değerlendrimeye alır. Çocuğun muayeneye getirilirken eğer bebek ise karnının doyurulmuş ve altının temiz olması görüşme ve muayenenin sağlıklı olması açısından önemlidir.

    Çocuk nöroloğu, aileden hastalık veya belirtilerle ilgili hikayeyi dinleyerek bazı kendince önemli konularda sorular sorar. Daha sonra gelişimsel ve nörolojik muayenesi yapılır. Bulgulardan yola çıkarak bazen bir takım testler istenir. Bu testlerden çıkacak sonuçlarla aile ile tekrar görüşülüp belirtilerin bir sebebi olup olmadığı, bir tanısı varsa hastalık veya sendrom adı paylaşılır. En son olarak nasıl bir tedavi veya yol izleneceği aile ile paylaşılır, ailenin soruları varsa onlara cevap verilir. Sıklıkla hasta izlemeye alınır ve konrollerle takip edilir.Çocuk nörolojisinde sinir sisteminin daha gelişmsel evresini tamamlamamış olmasından dolayı, tanı bazen kolaylıkla konabilirken bazende hemen tanı konamayabilir. Bazı durumlarda çocuk gelişimsel izleme açısından takibe alınır, bazı testler, gelişim testleri, nörometabolik veya kimyasal testler, bilgisayarlı beyin aktivitesi kayıtlama (EEG) , sinir ve kaslarını ölçme (EMG) veya beyin görüntüleme (kafa ultrason, beyin MR veya BT) istenebilir. Çocuk nörolojisini ilgilendiren hastalıkların bir kısmı uzun yılar takip gerektiren ve tedaviler gerektiren durumlar olabilir; örneğin Spastik çocuk, epilepsi veya kas hastalığı gibi.

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.

  • Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Günlük hayatın koşuşturması, hem evde hem de işte üzerimize düşen sorumlulukların fazlalığı bazen aile içi iletişimimizin azalmasına sebep olabiliyor. Bu iletişim kopukluğu uzun vadede tartışmalar, anlaşmazlıklar ya da uzlaşamama gibi problemlere sebep olabiliyor.

    Aile mutluluğu ve huzurunu tehdit eden bu problemler ile yüz yüze gelmemek için aile içi iletişime özel bir özen göstermek hayati önem taşıyor. Aile için iletişimi güçlendirmenin 10 yolunu bu yazımızda öğrenebilir, aileniz için en uygun olanları uygulayabilirsiniz.

    1. Aile üyelerinin tüm dikkatinin üzerinizde olduğundan emin olun. İletişim kurarken göz kontağı kurmaya dikkat edin. İlgisinin televizyon, bilgisayar ya da mobil cihazlarda değil siz de olduğuna emin olun. Sizinle konuşurken siz de tüm dikkatinizi ona yöneltmeye gayret edin.

    2. Önemli ve ciddi bir konu üzerinde konuşacağınız zaman konuya ilk önce pozitif yönlerle başlayın. Söz konusu olayda karşınızdaki aile üyesinin sizin için olumlu yönlerini övün. Ardından rahatsız olduğunuz konuları dile getirin.

    3. Asla saldırı halinde olmayın. “Sen hep böylesin!”, “Sen asla şöyle düşünmezsin!” gibi net ve saldırgan ifadelerden kaçının.

    4. Abartmayın. Çok üzgün olduğumuzda duygularımız bizi içinde olduğumuz durumu ya da karşımızdakinin davranışlarını abartmaya itse de bu güdüye karşı koyun ve daha adil bir noktadan yaklaşın.

    5. Karşınızdakinin zihnini okumaya kalkmayın. Aile bireylerini çok iyi tanıdığınızı ve aklından geçenleri bildiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak bu yaklaşım hem siz de bir ön yargı oluşturabilir hem de karşınızdakinin öfkesine neden olabilir.

    6. Prensiplere değil önceliklere odaklanın. Bazen karşımızdaki kişinin hislerinden ve önceliklerinden çok kendi prensiplerimize önem verebiliriz. Bu durum bizi asla kazanamayacağımız bir tartışmaya sürükleyebilir. Bunun yerine karşımızdaki kişinin önceliklerini ve hislerini anlamaya çalışmak daha faydalı olabilir.

    7. Hislerinizin sebeplerini açıklayın. Bazen hislerimizin evrensel olduğunu düşünürüz. “Bu kimin başına gelirse gelsin aynı benim gibi hissederdi” deriz. Ancak bu bizi yanlış bir noktaya sürükler. Çünkü herkesin her durumda aynı hissetmesi neredeyse imkansızdır. Doğru iletişim kurmak için bize neyin ve neden böyle hissettirdiğini açıklamak daha sağlıklı olacaktır.

    8. İhtiyaçlarınızı net bir şekilde ifade edin. Aile içerisinde bazı durum ve davranışlar sizi rahatsız ediyorsa bunu yüksek sesle dile getirmeniz ve bunun hangi şekilde yapılırsa sizi rahatsız etmeyeceğini anlatmanız ilişkilerinizi düzeltmek için faydalı olacaktır.

    9. Konuşma konularını bir ya da iki adetle sınırlayın. Aynı anda birden çok konuyu konuşmaya çalışmak çıkış yolu bulmanızı zorlaştırır. Bu nedenle bir aile üyesi ile bir konu üzerinde konuşurken diğer konuları gündeme getirmemeye gayret edin.

    10. Karşınızdakinin soru sormasına izin verin. Efektif bir iletişim için konuşmanızı bitirdikten sonra karşınızdaki aile üyelerinin soru sormasına izin verin. Bu sorular sayesinde karşılıklı olarak birbirinizi daha iyi anlayabilirsiniz..