Etiket: Aile

  • Çocuklarda yaşlara göre beslenme

    1-3 yaş çocuk beslenmesi

    Kalsiyum ihtiyacı nedeniyle çocuğa her gün yarım litre süt verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır. Her gün et ve baklagillerden bir-ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara yumurta gün aşırı verilebilir. Günde bir ya da iki kez sebze ve meyve yedirilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Taze meyve suları da meyvenin yerine geçer. Günde bir-iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.öğretilmelidir. Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma ve abur cuburlar sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir. Çay ve kahve, içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

    3-5 yaş çocuk beslenmesi

    Okul öncesi 3-5 yaş grubu çocuklara aile yaşamına daha çok katılan bireyler gözüyle bakılmalıdır. Bu yaşta yemek alışkanlığının gelişmesinde aile önemli rol üstlenir; çocuklar genellikle aile içi bireyleri taklit ederek öğrenirler. Bu dönemde çocuk, aile sofrasını, bir taraftan dengeli beslenme modeli olarak, diğer taraftan ise aile büyüklerinin bir arada bulundukları keyifli bir sosyal olay olarak algılamalıdır. Bu yaşta televizyon ve oyun, çok çekici olduğundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur. Ayrıca yemek seçme de sıktır; haftalarca hep aynı şeyleri yemek istemesi birçok çocukta görülür. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan gıdalara alışmamasına özen gösterin. Ayrıca yemek saatlerinin düzenli olması çok önemlidir.

  • İştahsız çocuklar için beslenme önerileri

    Çocukların sağlıklı büyümesi, dengeli ve yeterli beslenmesiyle mümkündür. “Hiçbir şey yemiyor, yaşıtlarına göre çok zayıf.” gibi söylemler birçok anneye tanıdık gelir. . Aslında çocuğun kilosu boyuna, yaşına göre normalse ve sağlıklıysa hiçbir problem yoktur. Unutmamak gerekir ki onların mideleri küçüktür ve dolayısıyla da çabuk doyarlar. Bu yüzden sağlıklı yiyeceklerden yiyebileceği miktarda alması en doğrusudur.

    Çocuk beslenmesi

    Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir. İlk 6 ayda anne sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. 6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unuyla hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Devamında menüye yumurta, mercimek, et ekleyin. Sebze yemeklerini taze olarak pişirin, içine pirinç ve yağ ekleyerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirin. Çocuğa verilecek yemeklere 1 yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat asla atmayın

    Onu kendi haline bırakın!

    Çocuğu ısrarla reddettiği yemekleri yedirmek için zorlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocuk yemek yiyeceği zaman serbest bırakıldığında, yemek yemesi daha kolay ve zevkli hale gelir. Çocuğun açlık hissine kulak verin, ihtiyacından fazlasını yemesinde ısrar etmeyin. Çocuklar yemek yemek istemediklerinde sofrayı kaldırın ve bir dahaki öğüne kadar bir şey yenmeyeceğini ona belirtin ve bu konuda taviz vermeyin. Çocukların başka çocuklarla yemek konusunda kıyaslanması kesinlikle yanlıştır. Her çocuğun enerji ihtiyacı, sevip sevmediği gıdalar, vücut yapısı, harcayacağı enerji ve metabolizma hızı farklıdır. Çocuğu zorlamak yerine, onun kendi tercihine kulak verin, yemek istemediği yiyecekleri farklı sunum ve tatlarla değiştirerek tüketmesini sağlayın. Mesela süt sevmeyen çocuğa yoğurt, ayran, muhallebi ve ev yapımı meyveli yoğurt vermek gibi… Çocuğun beslenme tercihlerinde aile bireylerinin rolü büyüktür. Annenin veya babanın yemediği bir yiyeceği çocuktan yemesi beklenemez. Yemek sırasında sevilmeyen yemeklerden asla bahsetmeyin, bilakis yemek sırasında yediğiniz yemeğin faydalarını anlatır şekilde sohbet edin. Yemeklerin ailece neşe içinde yenmesi gerekir. Aile kavgalarının yemek saatlerinde yapılması veya çocuğun yaptığı hataların yemek masasında anlatılması yemek yemeyi zorlaştırır.

    Yemekleri bulamaç yapmayın

    Özellikle 1 yaş altı çocuklara çok çeşitli meyve, kuruyemiş, sebze, bisküvi, peynir, süt ve pekmez gibi besinlerin karıştırılarak verilmesi, daha sonrası için çocuğun tekli tatlara alışmasını zorlaştırır. Çocuk 2-4 yaş arasında aile fertleriyle yemeğe başlamalıdır. Böylelikle yetişkinleri izleyerek yemek yeme davranışlarını taklit eder ve görgü kurallarını da öğrenmiş olur. Aile bireyleriyle aynı masada yemek yemek çocuğa ailenin bir ferdi olma duygusunu yerleştirir ve birey olduğunu anlamasına kolaylık sağlar. Yemek yemeyi kesinlikle disiplin, ödül, sevgi gösterme şekli ve çocuğun davranışlarını kontrol etmede kullanmak doğru değildir. Anne-baba hiçbir zaman beslenmeyi bir pazarlık konusu haline getirmemelidir.

  • Hepatit b antijeni (hbsag) pozitif aile bireyleriyle yaşamak

    Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün (HBV) karaciğerde iltihap yapması sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablodur.

    Hepatit B virüsü AIDS virüsünden 100 kat daha bulaşıcı olup, tüm dünyada en yaygın kronik enfeksiyon hastalığına neden olmaktadır.

    Hepatit B virüsü ile karşılaşıldığında;

    Akut hepatit B enfeksiyonu gelişir. Genellikle sarılıkla seyreder ve 6 ay sürebilen bu tablonun sonunda virüs vücuttan atılır.

    Eğer virüs vücuttan atılamamışsa bu durumda kronik hepatit gelişir. Zaman içinde kronik hepatitli vakaların bir kısmı siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilir.

    Hepatit B geçiren vakaların %5’i taşıyıcı olmaktadır. Taşıyıcılar enfeksiyonun yayılmasında önemli rol oynarlar. Hepatit B taşıyıcılarında virüs vücutlarında aylar yıllar ve hatta yaşam boyu kalabilmektedir.

    Taşıyıcılarda hiçbir şikayet ve belirti olmayabilir. Bu vakalar çoğu kez rutin olarak yapılan incelemelerde tanımlanır. Taşıyıcıların bulaştırıcılık özelliği yüksektir.

    Hepatit B virüsü esas olarak kan ve vücut salgıları ile bulaşmaktadır.

    Kan

    Vajina salgısı

    Semen

    Vücut salgıları

    Tükürük esas bulaşım kaynaklarıdır.

    Kan ve vücut salgıları ile bulaşan her türlü kullanım materyali bulaşmada önemlidir. Müşterek kullanılan;

    Diş fırçası

    Cerrahi aletler

    Traş bıçağı

    Manikür, pedikür aletleri

    Dövme yapılması enfeksiyonun yayılmasında rol oynar.

    2

    Hepatit B virüs taşıyıcıları da ( HBs Antijeni pozitif ) uyarıcı bir belirti olmadığından dolayı tablonun kendileri ve aile fertleri için ne denli önemli olduğunu tanımlayamazlar.

    Taşıyıcı ailelerde enfeksiyonun kardeşten kardeşe, babadan oğula daha yüksek oranda geçtiği görülmüştür. Annelere geçişin daha az olduğu saptanmıştır.

    Çocuk bakıcılarının hepatit B pozitif olduğu durumlarda ise bu durum daha vahim bir hal almaktadır. Ülkemizde çalışan bakıcıların bir grubu hepatit B enfeksiyonun yaygın olduğu Uzakdoğu ülkelerinden gelmektedir. Bu ülkelerde gelen bakıcılarda taşıyıcılığında aynı oranda yüksek olması beklenmektedir.

    Özellikle çocuk bakıcılarının işe başlatılmadan önce hepatit yönünden incelenmesi önemlidir. Tanı konulan vakalarda enfeksiyonun taşıyıcılar kadar yakınları içinde önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Koruyucu yöntemler konusunda bilgilendirme yapılmalı

    Aile bireylerine hepatit B incelenmesi yapılmalı

    Antijen pozitif vakalar takibe alınmalı

    Antijen ve antikor negatif vakalar ivedilikle aşılanmalı

    Gereken vakalarda hepatit B immunoglobulin(HBIG) uygulanmalıdır.

    Aile bireyi veya bakıcıda HBs antijeni pozitif ise;

    Çocuk bir yaşından küçük ise bu durumda koruyucu tedavi gerekir. Eğer çocuğun HB aşıları 3 veya 2 doz olarak yapılmış ise HBIG uygulamasına gerek yoktur.

    Çocuğa 1 doz hepatit B aşısı uygulanmışsa bu durumda 2 doz aşı süratle uygulanır ve/ veya HBIG uygulanması da söz konusudur.

    Çocuk aşılı değilse HBIG uygulanır ve aşı 3 doz olarak planlanır.

    3

    Hangi aileler hepatit B antijeni yönünden taranmalıdır.

    Hepatit B taşıyıcı olan şahısların aileleri

    Kronik HBV enfeksiyonu olanlar

    HB antijeni pozitif karaciğer kanseri ( hepatoselüler karsinom) aile fertleri hepatit serolojisi(kan tahlili) yönünden incelenmelidir.

    Taşıyıcıların aile fertlerine yapılan aşı ve gereken vakalarda uygulanan hepatit B immunoglobulini korunmada etkili olmakta mıdır?

    Bu vakaların takiplerinde antikor (koruyucu ) düzeyin yeterli olduğu gösterilmiştir.

    Yaşam boyu koruyucu antikor düzeyi yeterli midir? Sorusunun yanıtı henüz cevaplanamamıştır. Hepatit B aşısının en az 10 – 15 yıl koruduğu bilinmektedir.

    Hepatit B antijeni pozitif aile fertlerin takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

    Takip edilen grupta antikor düzeyi yetersiz ise bu durumda pekiştirme dozu diye tanımlanan aşı dozu yapılmalıdır.

    Hepatit B aşısının etkisi tartışılmaz. Hepatit B aşının yetersiz ve yan etkisi olduğu konusundaki bilgiler gerçek dışıdır.

    Hepatit B virüs enfeksiyonu halen ülkemizdeki önemli sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Aşılamanın yaygınlaştırılması ile birlikte bu sorunun çözümleneceği aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi
  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.
  • Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    1-42 ay arası bebek ve küçük çocukların gelişimini takip amacıyla kullanılan bir ölçektir. Bir zeka testi değildir. Zihinsel,alıcı dil, ifade edici dil, ince motor ve kaba motor olarak beş gelişim alanını içermektedir. Sosyal gelişimi takip amaçlı kullanılan sosyal adaptif ölçeği de bulunmaktadır. Ölçeğin her bölümü tek başına kullanılabileceği gibi, bütün olarak değerlendirme yapılıp her bir gelişim alanının karşılaştırılmasına da fırsat vermektedir. Bebeklerin ve küçük çocukların yaşına göre değerlendirilmesi, takibinde, doğru yönlendirilmesinde ve koordineli çalışmada uzmanlara kolaylık sağlamaktadır.

    Bireysel Psikoterapi ve Aile Terapisi

    Gelişimsel geriliği olan ya da risk faktörleri nedeniyle takip edilen bebeklerin ve çocukların ailelerine psikoterapi desteği sağlanmaktadır. Birkaç nedenle psikoterapi desteği alınması gerekmektedir:

    * Aile bir sistemdir ve bu sisteme her bir birey eklendiğinde ailedeki ilişkisellik değişmektedir. iki kişinin ilişkisi üçken (sen,ben ve ilişkimiz), bebek doğunca ilişki sayısı iki katına çıkmaktadır. Bu yeni bir durumdur.

    * Sistemin parçalarından birinde sorun olursa (örneğin yoğun bakım süreci, gelişimsel risk faktörleri, vb..)sistem etkilenmektedir. Sistemde kaygı düzeyi yüksekse bunun düşürülmesi gerekir. Ailenin bireylerine bir bütün olarak ya da tek tek bakılmasında yarar vardır.

    * Yapılan çalışmalar özellikle annelerin depresyon düzeylerinin/puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç neden annelerin bireysel olarak psikoterapiye başvurduklarını da açıklamaktadır.

    * Özel gereksinimli bireylerin takipleri uzun dönemli olmalıdır. Genellikle psikolojik problemler es geçilmekte bu da uyum sorunlarına, mutsuzluğa,depresyona yol açmaktadır. Özel gereksinimli bireyler; gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde daha çok psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadır.

    * Uykuda düzensizlik (çok az ya da çok uyuma, dinlenmemiş olarak uyanma), iştah bozulmaları (ani kilo alma, kilo verme), cinsel problemler bedensel uyumun bozulduğunu haber vermektedir. Her birey bu durumların biri ya da bir kaçında problem olduğunda psikoterapi desteği almayı düşünmelidir.

  • Erken müdahalede fizyoterapi uygulamaları

    Erken müdahalede fizyoterapi uygulamaları

    Erken müdahele sürecinde riskli olarak tanımlanan bebeklerin, kaba ve ince motor hareketleri, psikososyal gelişimleri değerlendirilir. Bu değerlendirmeler; gelişimdeki gerilikleri tanımlamak, çocuğa özgü terapi uygulamalarını belirlemek ve ilerlemelerini gözlemlemek için önemlidir. Erken müdahale programına karar verirken klinik tecrübelerden faydalanılır. Erken müdahale kapsamında, Bobath Nörogelişimsel Tedavi(NGT/Bobath) yöntemi geniş yer tutmaktadır.

    NGT/Bobath; kişisel olarak çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenen her bebeğin özel problemlerine yönelik bir yaklaşımdır. Değerlendirmede gözlem ve anamnez bilgileri önem taşımaktadır.

    Gözlem; bebeğin ilk geldiği anda,ebeveynin kucağında başlar.

    -Anne ile bebeğin ilişkisi -Bebeğin taşınma ve tutuluş şekilleri

    -Aile günlük yaşam aktivitelerini nasıl gerçekleştiriyor (giyinip soyunma,beslenme gibi) -Bebeğin spontan hareketleri kronolojik ayı ile uyumlu mu?

    -Postürü nasıl? Asimetri var mı?

    -Kas tonusu nasıl? Gevşek mi kasılı mı?

    -Görsel ve işitsel problemleri var mı?

    -Destek noktalarını kullanıyor mu?

    -Kollar ve bacaklar arasında fark var mı? Gibi birçok alanlara bakılır.

    Bu değerlendirmenin sonucunda bebeğe uygun tedavi programı belirlenir ve aileye kullanması gereken terapi yaklaşımı ve destekleyici aparatlar önerilir.

    Erken Müdahale Kapsamında Neler Yapılır: -Pozisyonlamalar -Özel tutuş şekilleri -Duyusal girdiği artırmaya yönelik dokunmalar -Myofasiyal gevşetmeler -Günlük yaşam adaptasyonları -Fonksiyonal aktiviteler -Fasilitasyonlar -Stimülasyon -İletişim – Aile eğitimi

    POZİSYONLAMA -Sırt üstü,yüz üstü ve yan yatışta yapılır. -Kas tonusunu düzenleyerek stabilizazyonu artırır. -Orta hat oryantasyonunu sağlar. -Postür organizasyonunu geliştirir. -Duyu girdisini artırır. -Solunum ve beslenme problemlerini en aza indirger.

    ÖZEL TUTUŞ ŞEKİLLERİ : Bebeğin vücudunun yerçekimine göre adaptasyonunu sağlayarak hareketi kolaylaştırıcı, açığa çıkarıcı tutuş şekilleridir.Bir hareketten diğerine geçerken hareketin akıclığını sağlamaktadır.

    DOKUNMA : Duyu girdisini artırmak için derin dokunmalar masaj ve sıvazlamalar önemlidir. Bebekler dokunmaya karşı aşırı hassas olabilirler.Özellikle ağız bölgesi,avuç içi ve ayak tabanında hassaslık görülebilir.Çabuk irite olan bebeklerde hafif ritmik sallama,yüz ve vücuda dokunma önerilebilinir.

    GÜNLÜK YAŞAM ADAPTASYONU : Terapi esnasında verilen hareketler çocuğun günlük yaşamında kullandıklarını desteklemelidir. Giyinip soyunması altının değiştirilmesi,beslenmesi,uyuması gibi aktiviteleri içermektedir.

    FONKSİYONEL AKTİVİTELER: Çocuk=Oyun demektir. Bebekler doğdukları andan itibaren görerek, duyarak dokunarak öğrenirler. Bebekle her oyun oynandığında beyindeki hücreler arasında bağlantılar oluşur, güçlenir ve bebeğin gelişimine büyük katkı sağlar. Bu bağlantıların ileriki yaşlarda oluşması daha zordur. Ayına uygun oyun ve oyuncaklar aileye önerilir.

    FASİLİTASYON : Hareketin kolaylaştırılmasıdır. Kas ve eklemlerin fonksiyonel hareket içerisinde hareketi kolaylaştırmak hedeflenir.Çocuğun vücudunu algılaması sağlanır.

    STİMÜLASYON : Taktil,vestibüler,vibrasyon,proproseptif uyarı,ses aracılığı ile bebeğin ihtiyacına göre uyarıların verilmesi sağlanır.

    İLETİŞİM : Çocuk ve aile ile olan tüm iletişim yollarını kapsar. Terapi esnasında aileye model olunduğu unutulmamalıdır.Bebekle dialoğa geçerken ses ve mimikleri gerektiği kadar kullanmak gerekir.

    AİLE EĞİTİMİ : Erken müdahele sürecinde ailenin katılımı ve işbirliği çok önemlidir. Erken müdahele sürecindeki tüm bebekler için ideal olarak bebeğin bakımını yürüten herkesin programa katılması istenir. İsteyen aileler seans sırasında evde uygulaması gerekenleri video kaydına alabilirler. Sürecin etkin şekilde faydalı olabilmesi için uygulamaların günlük yaşama doğru bir şekilde adapte edilmesi gerekir.Terapilerimiz aile ve çocuk merkezlidir. Terapi sırasında verilen hareketler günlük yaşamda kullanılmalıdır.Hareketler yumuşak ve yavaş yapılmalıdır.Hareketlerin ne amaçla yapıldığını açıklamak ailenin tedavi programına daha bilinçli katılmasını sağlamaktadır. Süreç içinde ailenin tüm sorularına cevap verilir. Düşünülen olası problemler var ise aile bilgilendirilir ve izlemeleri gereken yol anlatılır. Sorunlarla ya da kaygıları ile başa çıkabilmeleri için isteyen aileler en baştan itibaren aile terapistinden destek alabilir. Uygulanan terapi sıklığı, bebeğin gelişimine göre değişiklik göstermektedir. Problemin şiddetine göre aile bilgilendirilir,günlük yaşamda dikkat edilmesi ve evde yapılması gereken hususlar konusunda aile eğitimi verilerek riskli bebek takip programına alınır.

  • Özgüven

    Özgüven

    Özgüven, artık günümüzde çok sık kullanılan terimlerden birisidir. Özgüven kavramına detaylı olarak girmeden, kısa ve öz bir tanımını yapmak sanırım yararlı olacaktır.Özgüven: “Bireyin kendinden memnun ve kendisiyle barışık olmasıdır.”

    Çocukların özgüven kazanmalarında, aile yaşamının çok önemli bir rolü vardır. Aile içerisinde yaşananlar çoğu zaman dışarı yansımaz. Aile içinde âdeta mutluluk oyunu oynanır. Aslında çocuklarına en fazla zarar veren aileler, yüzeysel anlamda mutlu ve hatasız görünmeye çalışan ailelerdir.Bu tip aileler “Bütün çocuklarımızı sever ve onlara karşı hiçbir ayrım yapmayız” derler. Ancak aile içinde çocuğu günah keçisi gibi belirleyip, hata ve kusuru o çocukta ararlar. Aile yaşamının görünen tarafı değil, görünmeyen tarafı ilişkileri belirlemekte çocuğun özgüven gelişimini desteklemekte ya da engellemektedir. Bunun için her aile içinde değer sistemi açıklanmalı, böylelikle çocuklar neyin“doğru” neyin“yanlış” olduğunu anlamalı, ailenin koyduğu kurallar kolayca tanımlanabilmeli ve gerektiğinde tartışılabilmelidir.Aynı çatı altında güvenli ve uyumlu bir yaşam sürebilmek için, her ailenin bazı kuralları olması gerekir.

    Çoğu çocuk, aile içindeki bir kuralın varlığından, ilk kez bu kuralı çiğnediği zaman haberdar olur. Bazen, ana ve babanın evdeki konulan kurallarla ilgili çatışması, çocuğu duygusal açıdan çok olumsuz etkiler. Çünkü çocuk, anne ve babanın birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalışmasının, kendi gereksinimlerinden daha önemli olduğu duygusuna kapılabilecektir. Günümüz aile yapısı içerisinde, özgüven oluşumunu etkileyen en önemli etkenlerden birisi de iletişimdir. Aile bireyleri farklı kuşaklardan oluştuğu için, iletişim konusunun sık sık sorunlara neden olması kaçınılmazdır. Ayrıca her ailenin ve bu ailedeki her bir bireyin iletişim şekli bir diğerininkine benzemez.Çocuğumuzun özgüven kazanması için aile içinde sohbetlere zaman ayırmalıyız.Aile bireyleri günümüzde âdeta televizyonun esiri durumundadır. Aile bireyleri âdeta reklam aralarında birkaç tepkide bulunabilmektedirler. Oysa bırakın sadece sözel mesaj vermek sözel olmayan mesajları da almak önemlidir.

    Günümüzde pek çok ailede hem annenin hem de babanın çalışması, iş yaşamlarının çok karmaşık ve stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan da ailenin toplumsal çevreden kopuk olmaması çok önemlidir. Aile çocuğa toplumla dostluk ve iş birliği içinde yaşama konusunda, yeterli ve iyi bir model oluşturmalıdır. Ayrıca aile bireyleri evin dışında yeterince vakit geçirmeli, kendisini sosyal ölüme hapsetmemelidir.

    Çocuğun gelişimini etkileyen en önemli şey sevilip sevilmeme duygusudur.Ana babası tarafından sevilen bir çocuk, kendini sevmeyi öğrenir.Ancak yaptığım grup psikoterapilerinde yetişkinlerin çocukluk yaşantıları ile ilgili, sevme ile ilgili psikolojik armağandan nasibini almadıklarını hep gördüm. Bizim toplumumuzda sevgiyi çok kolay gösteremiyoruz. Oysa sevginin gerektiği gibi ifade edilmemesini kaçırılmış bir fırsat olarak görüyorum.Çocuklarımızı içten sevme kavramının arkasına sığınarak, sevgimizi onlara açıkça göstermememizin hiçbir anlamı yoktur.Çocuğun, özgüven duygusunu oluşturmak için onu sadece sevdiğimizi tekrarlamak yeterli değildir. Onu neden sevdiğimizi açıklamamız da çok önemlidir. Zaman zaman çocuğumuz bizi üzer bizi kızdırır. Ona karşı içimizde kızgınlıklar birikebilir ama yinede ebeveyn olarak onu her zaman çok sevdiğimizi bilmesi gerekir.Ona olan sevgimizin birtakım koşullara bağlı olduğunu düşünmemesi gerekir.Çocuklara, varlıklarının yaşamımızın niteliği üzerinde ne kadar önemli bir etki yaptığını anlatmamız önemlidir. Oysa bugün çoğu ana baba, çocuklarından bahsederken annelerine çektirdiklerinden aile bütçesine getirdikleri yükten, zaten stresli olan babanın sıkıntısını daha da artırdıklarından bahsetmekte, bunu da çocuğa hissettirmektedirler. Çocuklar içinde yaşadıkları kültür nedeniyle benlik saygılarını kaybetmeye başlarlar.Bu durumda çocuğa destek olabilmek, duygularını ifade etmelerini sağlamak çok önemlidir.

    Özgüveni oluşturmada aile içi iletişimin çok önemli olduğunu vurgulamıştık. İletişimin en önemli ögelerinden birisi de dinlemektir.Çocuk bir sorununu ya da endişesini dile getirirken onun duygularını, şüphelerini ve ikilemlerini sadece dinleyerek de anlayış gösterebiliriz.Çocuğun konuşmasını tamamlamadan teselli etmemiz ya da gereksiz önerilerde bulunmamız, çocuğa hatalı olduğu mesajını verecektir.Oysa onu sadece dinlemek ve sonrada sarılmak onu çok daha fazla rahatlatacaktır.Çocuğa aile yaşamı içerisinde zaman ayırmak çok önemlidir. Ayrılan zamanın süresi değil, niteliği çok önemlidir. Bazen aile bireyleri aynı ortamı paylaşırlar ama aralarında hiçbir duygusal alışveriş yoktur.Çünkü bu beraberlik nitelikli değildir.

  • İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülmektedir. İnternet bağımlılığı da bunlardan biridir. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlamaktadır.

    Kişinin okul, iş ya da aile yaşamını bozacak kadar uzun süre internet başında zaman geçirmesi ve zarar gördüğünün farkında olmasına karşın bu davranıştan vazgeçememesi internet bağımlılığı olarak adlandırılır.

    Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırdığı kadar beklenmedik güçlükleri de beraberinde getirmektedir. İnternet bağımlılığı için sohbet etmek, oyun oynamak, alış veriş yapmak, dizi film izlemek en faydalanılan tarafları ayrıca en çok bağımlılık yapan taraflarıdır.

    Bağımlılığın her birey için bir anlamı vardır. İnternet bağımlılığı çocuğun ya da ergenin hayatında neyin boşluğunu dolduruyor? Hayatındaki anlamı ne? Onu hangi tehlikeden koruyor? İnternet bağımlılığı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Örneğin anne ve babası çalışan bir çocuk eve geldiğinde yalnız kalıyorsa ve bu yalnızlık onun için katlanılması zor bir durum ise çocuk kendini mutsuz hisseder. İlk başta keyif veren internet zamanla zamanla bağımlılık haline dönüşebilir. Ya da ders konusunda kendine güvenmeyen çocuk ders çalışmamak için internet kullanmaya başlar, ders çalışmamak için etkili bir bağımlılık geliştirmiş olur, interneti kullanmadığında ise öfke çıkar.

    Ergenlik döneminde durum şöyle gözlenebilir, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen ergen sohbet programlarında kendini değerli hissedebilir, yaşadığı başarısızlık duygularını ve çatışmalarını oynadığı oyunlardan telafi edebilir, sanal ortamlarda kendini daha kolay ifade edebilir.

    İnternet bağımlılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasındadır. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabilmektedir. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülmektedir.

    Belirtileri;

    • İnternet ile ilgili yoğun zihinsel meşguliyet,

    • Doyum sağlamak için internet başında geçirilen sürenin giderek artması,

    • İnternet kullanımını kontrol altına almak için başarısız çabalar,

    • İnternete ulaşamadığında yorgun, depresif veya yetersiz hissetmek,

    • İnternet başında planladığından çok fazla zaman geçirmek,

    • Önemli bir ilişkiyi, mesleki, eğitimsel veya kariyeri ilgilendiren durumu riske atacak derecede internete zaman ayırmak,

    • İnternet kullanımı hakkında çevresine veya terapistine yalan söylemek,

    • Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için internette zaman geçirmek.

    Çözüm için neler yapılabilir;

    Tedavide esas amaç bir yandan kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmektir.

    • Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin ve kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemlidir. Bu sebeple tüm ailenin tedaviye katılımı gerekmektedir. Anne ve babanın ortak hareket etmesi ve kararlı olması çok önemlidir.

    • Aile bilgisayarı ortak kullanılan bir odada bulundurabilir. Bu sayede aile çocuğun internet kullanım süresini, kullanım şeklini daha kolay denetleyebilir. Bir yandan ailesinin yaptıkları dikkatini çekerken, kendini denetleyebilmesi için bir fırsat olabilir

    • Anne baba internet kullanımının verdiği zararı gerekçe göstererek, evde bulunan bilgisayarı bir süreliğine kaldırabilir. Bu süre sonra çocuğa koşullu olarak yeniden internet kullanma şansı verilebilir.

    • Aşırı internet kullanımı hangi çocuğun ya da ergenin hayatında hangi boşluğu dolduruyor tespit edilmeli ve bu konuda ihtiyaç duyulan destek sağlanmalıdır. Çocuk ya da ergen duygularını ifade edemiyorsa, kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturulmalı, eleştirilmeden dinlenmelidir.

    • Arkadaşı olmadığından ya da sosyal aktivite şansı olmadığından internet kullanımı ortaya çıkmış ise şartlar değiştirilmelidir. Kendi istediği bir aktiviteye kaydı yapılmalı ve desteklenmelidir. (spor, satranç ,resim,dans vb.)

    • Anne ve babaya tepki olarak geliştirilen bir bağımlılık ise aile ilişkileri aile toplantılarında konuşulmalı, olumsuz yaşantıların konuşulmasına fırsat verilmelidir.

    • Sert ve katı kurallar ile yaklaşılmamalı, inat meselesine dönüştürülmemelidir.

    • Aile içinde huzur sağlanmalı, bağımlılığa itici bir sebep ortadan kalkmalıdır.

    • İnternet kullanım süresi sınırlamaları yapılırken çocuk ya da ergen de söz sahibi olmalı, çünkü kendi verdikleri kararların sorumlulukları onlara ait olacaktır.

  • ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    Okullar bitiyor. Tatil yaklaştıkça öğrencinin de ailenin de ortak heyecanı karnenin nasıl olacağıdır. Karne üzerine konuşmalar; ödüller,cezalar,korkular,heyecanlar, stres, karneyi saklama isteği… Hepsi tek tek gündem olur.

    Öncelikle okul karnesinin tanımını yapmak lazım. Dönem sonunda okul yönetimi tarafından verilen her dersin başarı durumu ile devam, yetenek ve genel bir gidiş halini gösteren belgeye karne denir. Karne çocuğun, ailenin ve eğitim sisteminin notlandırılmasıdır. Bu sebeple iyi ya da zayıf nottan çocuk, aile ve okul birlikte sorumludur.

    Çocuklar, aileler ve okullar farklı farklıdır;

    Çocuğun kişisel özellikleri; zeka türü, anlama anlamlandırma düzeyi, adapte olma düzeyi farklıdır. Kavrayış özelliklerinin farkı zeka seviyesinin az ya da çok olmasıyla ilgili değildir aksine her çocuğun en iyi kavrayacağı bir sistem vardır. Ders başarısının yüksek olması öğrenciye uygun eğitim sistemiyle mümkündür. Başarısız diye adlandırdığımız çocuklar doğru ders çalışma teknikleriyle ders çalışmayan çocuklardır aslında.

    Aileler de farklı farklıdır. Bazı aileler çocuğuyla konuşabilen onun duygularını anlamaya çalışan bir yapıya sahipken bazıları korkutarak başarıya ulaşmaya çalışmaktadır. Unutmayın çocuk ders çalışmak istemiyorsa, çalışmıyorsa, hedefi yoksa, sürekli bilgisayar başındaysa, karnesinde notları çok zayıfsa ‘direnç’ gösteriyor demektir. Bu da şu anlama gelir; duygusal olarak anlaşılmamış çocuklar bilinçdışı tepki olarak tüm beklentilerin tam aksi davranırlar.

    Okulun sitemi ve öğretmenin eğitim yaklaşımı çok kritiktir. Her öğrenci her konuyu kavrayabilir, uygun yöntemi bulmak öğrenciyi tanımak çok önemlidir.

    Ve Karne…

    En kötüsünden başlayalım. Anne babalar çocukları kötü karne getirdiklerinde yapabilecekleri ile ilgili tehditler savurmaktadır. Zaten belli olan karne ile ilgili olarak çocukları korkutmak bir şeye fayda etmediği gibi çocukların alternatif yöntemler bulmasına ya da korkudan ailelerinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocuğun aileden korkması, hissettiklerini paylaşamamasına, içine kapanmasına ve kendini iyi hissedeceği zararlı alışkanlıklar edinmesine sebep olabilir.

    Çok ödüllendirilen çocuklar da vardır. 3.sınıftadır çocuk en iyi bilgisayar, en iyi telefon, en iyi ayakkabı, en iyiler çoktan ödül olarak alınmıştır. Bu durumda her seferinde daha fazlasını alma ihtiyacı doğacaktır. Zamanla ödülün başarıyı pekiştiren tarafı kaybolur ve aile ne yapacağını bilemez hale gelebilir.

    Umursanmayan çocuklar. İyi, kötü,çok iyi ne olduğunun önemi yoktur. Aile hiçbir şekilde çocuğunun karnesini görmez, umursamaz. Karne herkesin gündemiyken görülmeyen bu çocuklara baktığınızda zamanla kendilerini göstermek için farklı alışkanlıklar geliştireceklerini görebilirsiniz.

    Başarılı karne ve sürekli başarıya teşvik edilen çocuklarla ilgili olarak ise şu çok önemlidir. Bu çocuklar başarısız sonuçlar elde ettiklerinde ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemedikleri için çok ciddi kırılma, içe kapanma, ders çalışmama isteği ve özgüven kaybı yaşayabilirler.

    Nasıl yaklaşmalıyız?

    Başarısız bir karne söz konusuysa; başarısızlığın neden kaynaklandığı bulunmalıdır. Okul aile ve öğrenci işbirliği halinde olunmalıdır. Anne ve baba çocukla onu anlamak için konuşmalıdır. Konuşmanın şekli ve içeri kızmadan, öfkelenmeden, ceza ya da ödülden bahsetmeden olmalıdır. ‘Karnen nasıl olursa olsun biz seni seviyoruz ve önemsiyoruz, senin geleceğini de önemsediğimiz için okul başarısının senin hedeflerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz’ diyerek çocuğa konuşma hakkı vermek gerekir. İlerde ne olmak istediği, hedefine ulaştığında nasıl hissedeceği, nasıl mutlu olacağı gündem olduğunda çocuk anlaşıldığını hissetmeye başlayacaktır. Aile içinde olan iletişim bozuklukları ve anne babanın çocuğa yaklaşımı da çocuğun ders çalışmasına direnç oluşturabilir.

    • Anlayan ve dinleyen anne baba olarak, çocuğun kendini ifade etmek için başarısızlığı tercih etmesini engelleyebilirsiniz.

    • Sürekli başarılı olan, başarısız olmayan çocuklar için başarısız bir sonuç yaşama durumunda ciddi kırılma yaşamamaları için ‘dünyanın sonu olmadığı’ ‘tekrar tekrar deneyebileceği’ güveni verilmelidir.

    • Çocuğunuz başarılı olmasa da sizin tarafınızdan sevileceğini ve onaylanacağını bilsin, başarılı olmak ikinci basamakta kalsın.

    • Ödül verirken abartıya kaçmamak önemlidir. Çocuğun ihtiyacı olan ve çıtayı yükseltmeden, sadece başarısını pekiştirmek için ödül verilmedir. Çocuk ödül için başarılı olmamalıdır, başarılı olduğu için ödüllendirilmelidir.

    • Çocuğunuzu önemseyin ve görün; siz onları onaylamadıkça onaylanmak için başka başka alışkanlıklar edinecekler. Oldukları gibi kabul edin ki, onaylayın ki sevildiklerini hissetsinler.

    • Çocuğunuzu her şeye rağmen sevin, karne iyi de olsa kötü de olsa önce çocuğunuz yanınızda onu fark edin, sonra karneyi konuşun.

    • Bol zayıflı bir karne düzenlenebilir, çocuğunuzun içindeki duygusal sorunların düzelmesi biraz daha fazla zaman alabilir. Psikolojik ve fiziksel sağlık önceliğiniz olmalıdır.

    • Çocuğunuzun başarılı olduğu alanlar vardır, bu alanlardaki başarılarını takdir ederek aynı başarıyı diğer alanlarda da elde edebileceğine dair güven oluşturun.