Etiket: Ağrı

  • Çocuk başağrıları

    ÇOCUK BAŞAĞRILARI
    Çocukluk çağında başağrısı, nadir olmayan bir şikayettir. Çocuğun yaşına göre değişik belirtiler verir. Görüldüğü yaşa göre başlıca:

    Erken çocukluk dönemi başağrıları (1-2 yaş)

    Oyun çocuğu dönemi başağrıları (2-5 yaş)

    Okul çağı çocuğu başağrıları (6-12 yaş)

    Ergenlik dönemi başağrıları (13-18 yaş) olarak ayrı kategorilerde değerlendirilebilir.

    Erken çocukluk dönemi başağrıları: Burada kastedilen 2- 3 yaş grubu olup, genellikle başağrısı net ifade edilemez. Bu başağrılarının bir kısmı çocukta kendisini huzursuzluk, ağlama, mide bulantısı, karın ağrısı olarak gösterebilir. Nadiren eğer çocuk kendisini ifade etmeye başlamışsa bu yaşlarda başının ağrıdığını işaret edebilir veya eliyle başını gösterir. Ağrı genellikle belirgin bir lokalizasyon göstermez. Bu tip başağrıları sıklıkla bir ateşli hastalıkla birlikte olabilir. Kulak, boğaz , üst solunum yolları ile birlikte olan ateşle birlikte başağrısı görülebilir. Bazı başağrıları ise tekrarlayıcı özelliktedir. Haftanın değişik günlerinde ortaya çıkar.
    Beraberinde ateş olmayan basit tip ağrılar genellikle çocukla ilgilenip, rahat bir ortamda uyutulursa geçer. Nadiren yaş grubuna uygun ateş düşürücü ilaçların kullanılması gerekir. (Ateş düşürücü ilaçların çoğunda aynı zamanda ağrı kesici özellik de bulunmaktadır.) Bazı durumlarda çok erken yaşlarda başlayan migren tipi tekrarlayıcı başağrıları da görülebilir. Burada ağrının meydana geliş, tekrarlayış gibi özellikleri ile tanıya gidilir.
    Başağrısı, ani başlayıp beraberinde bulantı, kusma, göz bebeğinde değişiklikler veya çocuğun şuurunda bozulma meydana getiriyorsa bunlar bir sağlık kuruluşuna başvurmak için yeterince uyarıcı özelliklerdir. Başağrılarında tanı için gerekirse kafa içi görüntüleme (MR), nadir durumlarda da beyin elektrosu (EEG)gibi daha ileri spesifik tetkiklere başvurulabilir.
    Daha büyük, oyun çağına gelmiş 3-6 yaş çocuklar genellikle başağrısını iyi tarif edebilirler. Burada da ağrının özellikleri dikkate alınır. Bu yaş grubunda da benzer ateşli durumlar ağrıya neden olabileceği gibi migren tipi başağrıları ile ebeveynlerden öğrenilmiş başaağrısı tipleri görülebilir.
    Okul çağı çocuklarında başağrıları genellikle günlük faaliyetler ile değişkenlik gösteren özelliktedir. Örneğin sabah servisle okuluna gidememiş, erken saatte kalktığı için yeterli kahvaltı edemeyen, akşamları geç yatıp sabah erken kalkan ve tüm gün okulda dikkatini vemeye çalışan bir çocukta bu günlük faaliyetin herhangi bir safhasında başağrısı görülebilir. Bu başağrıları tekrarlayıcı olabilir. Bunların çoğu dinlenme ve uyku ile geçer. Migren tipi başağrıları bu yaşlarda da görülebilir. Gene başağrılarının özellikleri, beraberinde bulantı kusma şuur değişiklikleri olup olmaması, basit dediğimiz ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlara verdiği yanıt da başağrısının ciddiyeti konusunda fikir verir. Bu tip başağrılarında da gerekirse kafa içi görüntüleme dahil ileri tetkikler yapmak gerekebilir.Bu yaş gurubu başağrılarını tedavi ederken öncelikle ağrının tipi ve ortaya çıkarıcı faktörler ele alınır, gerekirse yaşam tarzı değişiklikler önerilir. Ağrı esnasında basit ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlar denenebilir. Bazı olgularda tekrarlayan migren tipi başağrıları için önleyici ilaç kullanımı seçenekleri de konunun uzmanının değerlendirmesi sonrası uygulanabilir.
    Özetle, çocuk da başağrısı hiç de nadir görülen bir durum olmayıp, küçük yaştaki çocuklardan ileri ergenlik dönemine kadar çocukluğun her evresinde görülebilir. Bu başağrılarının çok azının nedeni kafa içinde yer kaplayıcı lezyon gibi ciddi bir durumdur. Buna rağmen başağrısı tarif eden bir çocukta takibini yapan aile doktoru veya çocuk doktorunun gerekli görmesi halinde bir çocuk nörolojisi uzmanınca değerlendirilmesi ve sebebe yönelik ileri tetkik gerekebilir. Tedavileri ağrıya neden olan, başlatan sebeplerin ortadan kaldırılması, önleyici önlemler, yaşam tarzı değişiklikleri ve telkin, yaşına uygun ağrı kesici veya diğer bu durumlarda endike ilaçlar gibi değişik seçenekler içerir.
    O ana kadar normal olan bir çocukta ( özellikle kendi ifade edebiliyorsa), ani başlangıçlı ve beraberinde kusmanın, şuur bulanıklığının da eşlik ettiği ve basit ağrı kesicilerle geçmeyen başağrıları daha ciddi kabul edilmelidir.

  • Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar, fiziksel ağrı ve yakınmaların bulunduğu, ancak yapılan kontroller ve tetkikler sonucunda, sıkıntının kaynağına işaret eden herhangi bir hastalığın teşhisi konulamadığı, bir grup psikiyatrik rahatsızlıktır.
    Somatoform bozukluk yaşayan hastalar çeşitli bölgelerinde (sıklıkla sırt, karın, baş ve eklemler) ağrıların yanı sıra baş dönmesi, mide bulantısı, şişkinlik, solunum problemleri ve cinsel problemler ile doktorlara başvururlar. Yapılan tüm muayenelere rağmen bu tip bir ağrıya ya da rahatsızlığa neden olabilecek herhangi bir fiziksel bulguya rastlanmaz. Yaşadıkları problemlerin çok büyük bir hastalığın habercisi olduğuna o kadar eminlerdir ki, doktorun teşhis koyamadığını düşünerek hastane hastane gezerler, çoğu zaman da doktorlara olan inançlarını yitirip bir hastalığın varlığını kabullenip kendilerini o hastalığa göre tedavi etmeye çalışırlar.
    Somatoform rahatsızlıklar, kadınlarda erkeklerin iki katı kadar rastlanır. Her 100 kişiden 12’si hayatı süresince bir somatoform bozukluk yaşar.
    Somatoform bozukluklar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. En sık görülen iki tipi Somatizasyon bozukluğu (Briquet Sendromu) ve Hipokondryazis bozukluğu ya da halk arasındaki adı ile “hastalık hastalığı”dır.
    Somatizasyon bozukluğunda en az dört farklı uzuvda ağrı, uyuşma ya da işlev kaybı (sırt, bel, baş, boyun vs.) iki sindirim sistemi bozukluğu (bulantı, kusma, ishal, kabızlık, şişkinlik vs.) bir cinsel problem (cinsel isteksizlik, işlev bozukluğu, adet görme sıklığında bozukluk vs.) ve bir sahte nörolojik reaksiyon (dengede bozukluk, görme kaybı ya da çift görme, işitmede eksiklik, ses kaybı vs.) bulunmaktadır. Bu problemlerin hiç birinin fiziksel bir sebebi bulunamıyorsa bu kişinin somatizasyon bozukluğu yaşadığı düşünmelidir. 
    Örneğin bir kişi sıklıkla baş ağrılarından şikayet ediyor, aynı zamanda bel, omuz ve sırt bölgelerinde sıklıkla tutulmalar yaşıyorsa, adet görmesi vaktinden geç oluyorsa, mide bulantısı ve baş dönmesi yaşıyorsa ve ara ara dengesini kaybettiğinden yakınıyorsa bu kişiye somatizasyon bozukluğu teşhisi gerekliği tetkikler yapıldıktan sonra konulmalı ve tedavisi bir psikiyatrist ve psikoterapist eşliğinde sürdürülmelidir. 
    Hipokondriyazis bozukluk, kişinin kendi vücudu ile alakalı yaşadığı yoğun kaygı ve korkuların sonucu olarak ortaya çıkar. Kendi vücudunda hissettiği aslen çok da üstünde durulmayacak belirtileri çok ciddi ve acilen tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görürler. En basitinden rüzgarlı bir havada baş ağrısı yaşayan kişi, bu ağrının beynindeki tümor yüzünden olduğu korkusuna kapılır. Ya da yediği çok bahartlı bir yemekten ötürü mide yanması yaşayan kişi mide kanaması geçirdiği endişesi ile kendisini hastanede bulabilir. 
    Hipokondriyak kişiler her ne kadar bu korkuların anlamsız olduğunu bilseler de davranışlarını ve düşüncelerini kontrol etmekte sorun yaşarlar. 
    Bu kişiler bazen yakın çevresinde birisinin bir yaşadığı hastalığı, bazense sadece medyada duydukları gördükleri yeni bir hastalığı kendilerine yorarlar. 
    Somatoform bozuklukların nedenleri tam olarak bilinemese de iki görüş üzerinde durulmaktadır. 
    Birinci görüşe göre somatoform bozuklukların stres temelli olduğu düşünülmektedir. Yaşanılan fiziksel sıkıntıların, beynin stresten korunmak için ürettiği bir savunma mekanizması olarak düşünülür. Bireylerin depresyon ya da anksiyete benzeri ruhsal problemler yaşamamak için fiziksel semptomlar geliştirdiği düşünülür.
    Bir diğer görüş ise kişilerin vücutlarına karşı bir şekilde fazlasıyla hassasiyet göstermesi ile alakalıdır. Bu kişiler çevresel faktörlerle ya da belli travmalar ile fiziksel sağlığa çok önem verirler. Normalde farkedilmesi bile beklenmeyen en ufak ağrıları bile takip eder sebebi hakkında uzun uzadıya düşünürler. “Erken teşhis çok önemlidir” mottosu ile birlikte de kendilerine tüm ölümcül rahatsızlıkları yakıştırır ve önceden önlem almaya çalışırlar.
    Somatoform Rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi faydalı olmaktadır. Kişiye kendisi ile alakalı iç görü kazandırmak yaşadıkları durumu daha doğru yorumlamalarına olanak sağlayacaktır. İlaç tedavisi bazı durumlarda terapiye ek olarak kullanılmaktadır.
    Somatoform hastalarda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, hastaların gerçekten bir fiziksel sıkıntı içinde olduklarıdır. Bedensel yakınmalara herhangi bir organik neden teşhis edilememesi hastanın sağlıklı olduğu ve numara yaptığı anlamına gelmez. Hasta yakınlarının bu durumu sürekli akıllarında tutması gerekmektedir. Zira somatoform bozukluk sahibi hastalar zaten büyük ihtimalle stres kaynaklı olan bir sorun yaşarlarken, en yakınlarındaki kişilerin de sürekli olarak kendilerini eleştirmesi, durumlarını ciddiye almaması ile birlikte büyük bir üzüntü ve stres durumunda kalacaklardır, bu durum da yaşanılan rahatsızlıkların olumsuz yönde ilerlemesine neden olacaktır.

  • Çocuklarda göğüs ağrısı

    Çocuklarda Göğüs Ağrısı

    Prof. Dr. Gülendam Koçak

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Göğüs ağrısı çocuklarda sık görülen ve çoğu zaman ailede endişeye yol açan bir durumdur. Bunun nedeni göğüs ağrısının yetişkinlerde ani ölüme yol açabilen ciddi kalp hastalıklarının bir işareti olmasıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı nedeniyle polikliniğe getirilen hasta çocuk pediatrik kardiyolojiye yönlendirilir. Aslında çocukluk çağı göğüs ağrılarının nedenleri araştırıldığında kalp hastalıklarının nispeten az bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Buna rağmen ağrıların en ciddi nedeninin kalp hastalıkları olması nedeniyle hastanın titiz bir şekilde değerlendirilmesi ve göğüs ağrısına yol açabilecek tüm hastalıkların araştırılması gerekir.

    Göğüs ağrısı, göğüs kafesinde bulunan tüm organlardan köken alabilir. Bunlar arasında başlıca kalp, akciğerler, göğüs kafesini oluşturan kaslar ve kemik yapılar, eklemler ve yemek borusu sayılabilir. Bunların yanı sıra psikolojik nedenlerle oluşan göğüs ağrıları da nadir değildir.

    Göğüs ağrısı kız ve erkek çocuklarda eşit sıklıkta görülür. Genellikle 12-14 yaşlarında sık olmakla birlikte, 4 yaşında bile yakınması olan çocuklar olabilir. On iki yaş altındaki çocuklarda kalp-akciğer hastalıkları, 12 yaşın üzerinde ise psikolojik nedenler ön plana çıkar. Kız çocuklarda psikolojik nedenler, erkek çocuklarda ise spor yaralanmalarına bağlı göğüs kafesi zedelenmeleri daha sık görülür.

    Çocuklarda göğüs ağrısı genellikle uzun süreli ve tekrarlayıcıdır. Hastaların % 45-70’inde ağrının uzun süredir olduğu, yaklaşık % 20’sinde ise ağrının en az üç yıldır devam ettiği görülmüştür.

    Göğüs ağrısı olan çocuğu değerlendirirken şu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Göğüs ağrısının ne zamandır olduğu, hangi sıklıkta ortaya çıktığı, hangi durumlarda arttığı-azaldığı, süresi, yeri, yayılımı, ağrının özelliği ve şiddeti önemlidir. Bu sorular ağrının nereden kaynaklandığını bulmamızda yol göstericidir. Yemek yemekle, vücut pozisyonuyla ve egzersizle ilişkisi de önemli ipuçları verir. Göğüs ağrısına eşlik eden bulgular, ağrının çocuğun günlük hayatına ve aktivitesine ne ölçüde etki ettiği önemlidir. Aile öyküsü özellikle yakın akrabalarda ani ölüm, erken yaşta geçirilen kalp krizi yönünden araştırılmalıdır. Çocukta psikolojik bozukluğa yol açabilecek anne-baba ayrılığı, taşınma, okul başarısızlığı, olumsuz arkadaşlık ilişkileri öğrenilmelidir. Çocuğun katıldığı sportif aktiviteler, oyunlar ve geçirilmiş fiziksel kazalar ağrılara yol açmış olabilir. Öykü alındıktan sonra kalp-akciğer sistemi başta olmak üzere dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır.

    Öykü ve fizik incelemeden edinilen bilgilere göre ağrının hangi sistemden kaynaklandığına dair ön fikir edinilebilir.

    Kalp-Damar Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Çocuklarda göğüs ağrılarının yaklaşık % 4-6’sını kalp-damar hastalıkları oluşturur. Nadir olmasına rağmen kalp hastalıkları kötü seyirli olabilecekleri için çok önemlidir. Bilinen bir kalp hastalığı olan çocuklarda, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrılarında, göğsün ortasında olup ezici tarzda ve boyuna/sol kola yayılan göğüs ağrılarında, çarpıntı, bayılma, baş dönmesi, çabuk yorulma yakınmaları olan çocuklarda kalp hastalıklarından şüphe edilmelidir. Fizik incelemesinde ritim bozukluğu, çarpıntı, hipotansiyon, hipertansiyon, anormal kalp sesi, üfürüm saptanan hastalarda kalp hastalıkları üzerinde durulmalıdır. Sendromik (Down, Marfan, Turner..) bir görüntüsü olan hastada kardiyak bir neden olasıdır.

    Kalp hastalıklarında genellikle kalpte bir üfürüm duyulur. Kalp hastalığına bağlı üfürümlerin masum üfürümlerden ayırtedilmesi son derece önemlidir. Çünkü masum üfürümler sağlıklı çocukların yaklaşık % 40’ında duyulan, kalp hastalığından kaynaklanmayan üfürümlerdir. Kalp hastalığı düşünülen çocuklarda EKG ve akciğer grafisi değerlendirilmelidir. Pediatrik kardiyoloji konsültasyonu bu grup hastalarda tanının kesinleştirilmesi ve takibin yapılabilmesi açısından gereklidir.

    Akciğer Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrılarının özellikle 12 yaşından küçük çocuklarda en sık nedenlerinden biri akciğer hastalıklarıdır (% 12-21). Akciğer hastalıklarında dinleme bulguları ve akciğer grafisi tanıda çok yardımcıdır. Astım, egzema, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrısı-nefes darlığı-öksürük-hışıltı yakınmaları olan hastalarda alerjik hava yolları araştırılmalıdır. Akciğer enfeksiyonlarında (zatürre vb) göğüs ağrısı görülebilir. Bu hastalarda ateş, öksürük yakınmaları çoğu zaman göğüs ağrısına eşlik eder. Öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum, balgam, morarma olan hastalarda akciğer hastalıkları üzerinde durulmalıdır.

    Sindirim Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrısı ile başvuran çocukların % 4-7’sinde göğüs ağrısının nedeni sindirim sistemi hastalıklarıdır. Özellikle gastrit ve reflü hastalığına bağlı ağrılar çocuk tarafından göğüs ağrısı gibi algılanabilir. Bu durumlarda ağrı yemekle ilişkilidir; bazı durumlarda yemekle birlikte ortaya çıkar, bazı durumlarda ise açlık sonucu gelişir. Yine yemek sonrası sırtüstü yatınca ortaya çıkan ağrı reflüyü düşündürmelidir. Mide ülseri, gastrit ve reflü durumlarında antiasit tedavi ile yakınmalar düzelebilir. Yemekten sonra ağrı, sırt üstü yatarken artan ağrı, karın ağrısı öyküsü bulunan hastalarda sindirim sistemi rahatsızlıkları düşünülmelidir.

    Kas-İskelet Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs kafesi kemiklerinin ön göğüs kemiği ile birleşim yerinde ağrı (kostokondrit) özellikle kız çocuklarında görülür. Ağrı genellikle göğüs kemiğinin üst kısımlarındadır. Çoğu zaman tek taraflıdır ve ağrılı bölgeye bastırmakla ağrı artar. Ağrı keskin, batıcı karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Birkaç saniye-dakika sürebilir. Kazalar (çarpma, düşme) veya sportif faaliyetler sırasında göğüs duvarında oluşan zedelenmeler göğüs ağrısına yol açabilir, bu gibi durumlarda öykü tanıda çok yardımcıdır. Özellikle iyi ısınma hareketleri yapmadan başlanan oyun ve egzersizlerde kas iskelet sisteminde zedelenme sıklıkla görülür.

    Psikiyatrik nedenler

    Çocuklarda göğüs ağrılarının % 5-17’sini psikolojik nedenler oluşturur. Genellikle çocukta strese yol açan anne-baba ayrılığı, yakınlardan birinin ölümü, okul başarısızlığı, arkadaş baskısı gibi bir neden söz konusudur. Sıklıkla birlikte depresyon bulguları vardır. Aile veya yakınlardan birinin kalp krizi geçirmesi de çocuklarda psikolojik kökenli göğüs ağrılarına yol açabilir. Çocuk istismarının da çocukta psikolojik göğüs ağrılarının bir nedeni olduğu unutulmamalıdır. Bu gibi durumlarda çocuk psikiyatrisinden destek alınmalıdır.

    Nedeni Bilinemeyen Ağrılar

    Çocuklarda görülen göğüs ağrılarının bir kısmında en ileri tetkikler yapılsa bile ağrının nedeni bulunamaz. Bu hastalarda neden gösterilemezse bile büyük olasılıkla kas-iskelet sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu ağrılar keskin karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Hasta ağrı geçinceye kadar derin nefes almaktan kaçınır. Çocuk ağrıyı iğne batması veya bıçak girmesi şeklinde tarif eder. Ağrı birkaç saniye-dakika sürebilir. Ağrının yerleşimi genellikle göğsün ortasında veya sol meme başının altındadır. Bu ağrılar çoğu zaman çocuk büyüdükçe azalır veya kaybolur. Çok kısa süreli oldukları için ağrı kesici kullanılmasına gerek yoktur.

    Tetkik Gerekir mi?

    Çoğu zaman iyi bir öykü ve fizik inceleme ile ciddi bir hastalık olup olmadığı anlaşılabilir. Pek çok hastada EKG ve akciğer grafisi dışında ek tetkik gerekmez. Şüphe edilen durumlarda ekokardiyografi ve ileri tetkiklerle kalp-damar hastalıkları araştırılmalıdır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Göğüs ağrısında ağrıya yol açan hastalık tespit edilerek tedavi edilir. Kas iskelet sistemine ait göğüs ağrılarında tedavi edilebilir bir neden yoksa aileye bilgi verilmesi yeterli olabilir. Gerekirse hafif ağrı kesiciler önerilebilir ama genellikle ağrı hafif ve kısa süreli olduğu için buna gerek kalmaz. Kalp, akciğer, sindirim sistemi ve psikolojik nedenlerden kaynaklanan ağrılarda hasta çocuk mutlaka uzman hekim tarafından takip ve tedavi edilmelidir.

  • Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak paramyxovirus’ların neden olduğu vücuttaki bezler ve sinir sistemini tutan bulaşıcı bir hastalıktır.
    Virus solunum yoluyla ve doğrudan temas sonrası bulaşır.Çocukluk döneminde herhangi bir yaşta ortaya çıkan bu hastalık,erişkinlerde daha ağır seyretmektedir.

    Kuluçka süresi ortalama 16-18 gündür.bu süreç 12-25 gün arasında değişebilir.En bulaştırıcı dönem tükürük bezinin şişmesinden 1-2 gün önce başlamakta ve bezin şişmesinden 5 gün sonrasına kadar devam etmektedir.

    Hastalık ateş,baş ağrısı ,iştahsızlık,halsizlik ve kulak ağrısı ile başlar.Çiğneme hareketleri ağrılıdır.Parotis bezinde şişlik görülür.Ateş 1-6 gün sürer ateşin düşmesi ile birlikte genellikle şişlik kaybolur.Bezdeki şişlik başlangıçta tek taraflıdır.Aynı anda her iki parotis bezinde şişlik görülebilir.Diğer tükürük bezlerinde şişlik olabilir.Orşit,Meningoensefalit pankreatit görülebilir.

    Orşit (erkek çocuklarında yumurtaların (testis) iltihabı) kabakulakta tükürük bezi iltihabından sonra en sık görülen klinik tablodur.Tek veya iki taraflı olabilir.Özellikle ergenlik döneminde geçirilen kabakulak enfeksiyonlarında görülür. Genellikle ilk haftada ortaya çıkar. Ateş, titreme, bulantı,kusma,baş ağrısı ve karnın alt kısmında ağrı vardır.Testisler ağrılı ve şiştir.Ateş klinik tabloya eşlik eder.Testis atrofisi görülebilir.Kabakulağa bağlı korkulan bir komplikasyon olan orşit,empotans ve sterilite nadiren yol açar.

    Her kabakulak vakasında hastalık klasik bulguları göstermeyebilir.Vakaların yaklaşık %30-40 da enfeksiyon belirtisiz enfeksiyon şeklinde görülebilir.

    Tanı serolojik testler ve virusun izolasyonu ile konur.Her vakada laboratuvar testinin yapılması önerilmez.Hastanın öyküsünde kabakulakla temas varsa tükürük bezlerinde tutulum ve aseptik menenjit bulguları gözleniyorsa tanı klinik olarak konulmaktadır.Bu durumda laboratuvar testlerinin yapılması önerilmez.Eğer enfeksiyon belirsiz enfeksiyon şeklinde seyrederse laboratuvar tanısına başvurulur.Virus izolasyonu,serolojik testler,kan amilaz düzeyi değerlendirilebilir.

    Korunmada aşılama önemlidir.Tek doz aşılama ile tam bir korunma sağlanamaz.Hastalık salgınlara neden olabilir. Ergenlik dönemindeki gençlerde özellikle kabakulak geçirme öyküsü mevcut değil ve aşılama güvenilir değilse,bağışıklama önerilmektedir.
    Unutulmaması gereken en önemli nokta tükürük bezlerindeki her şişme kabakulak virusuna bağlı değildir.Enteroviruslar ve sitomegalovirus aynı klinik tabloya yol açar.Diğer taraftan Parotis bezinin tek taraflı şiştiği durumlarda,tükürük bezi kanalında tıkanma,tümör veya bazı bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonla düşünülmelidir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Anksiyete ya da Türkçe ifadesiyle bunaltı veya kaygı bedenimizde oluşan ağrının ruhsal benzeridir. Bedenimizde ağrı olduğu zaman nasıl yaklaşılıyorsa şiddetli ve ataklar (nöbetler) halinde gelen bir bunaltı bozukluğu olan panik bozukluğuna da öyle yaklaşılmalıdır. Bedenimizde ağrı olduğu zaman tıbben yapılması gerekenler şunlardır: 

    • Ağrının kaynağını bulmak
    • Ağrıya neden olan alta yatan hastalığı düzeltmeye çalışmak
    • Ağrıyı geçirmek veya dindirmeye çalışmak
    • Hastayı mümkün olduğu kadar normal (ağrı öncesi) yaşamına döndürmek

    Ruhumuzda nöbetler halinde gelen şiddetli ağrı benzeri olan panik anksiyetesinde de yapılacaklar hemen hemen aynıdır (Belki de tek fark panik ataklarından sonra kişi eskisinden de iyi bir konuma gelebilir): Önce bu bunaltının ruhsal durumdaki hangi denge bozucu etkiden kaynaklandığını bulmak, mümkün olduğu kadar düzeltmek ve bunaltıyı dindirmek. Panik bozukluğunda bu amaçlar doğrultusunda: İlaç tedavileri (Kimyasal etki ve her ne kadar önemi yeterince anlaşılmasa da plasebo etkiyi birlikte içerir.) Psikoterapiler (Genel tıptaki cerrahi tedavilerin, reanimasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinin psikiyatrideki versiyonu gibi görülebilir.) İlaç tedavileri altta yatan denge bozucu durumları gerçek anlamda tedavi edemese de epeyce yatıştırabilir. Ağrı kesici benzeri anksiyete giderici etkileri de söz konusudur. Panik bozukluğunda antidepresan Özellikle SSRI diye adlandırılan serotonin geri alımını baskılayan antidepresanlar ve başta alprozolam olmak üzere benzodiyazepin grubu anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Panik bozukluğunda her iki ilacın birlikte kullanılması daha bütüncül bir etki yapar. Antidepresan ilaç diş ağrısındaki antibiyotik, anksiyolitik ilaç da ağrı kesici gibi iş görür. Nasıl ki diş ağrısında sadece ilaçlar yeterli olmuyorsa panik tedavisinde de cerrahi müdahaleyi andıran psikoterapi de mutlaka yer almalı ve sıklıkla birlikte uygulanmalıdır. İlaçların rahatlatmasının psikoterapiye de katkısı vardır. Altta yatan ve ruhsal ağrıya neden olan dengesizliklerin giderilmesindepsikoterapi ilaçtan çok daha önemli bir yer tutar.Panik bozukluğu ve eşlik eden agorafobi tedavisinde günümüzde en etkili tedavi yöntemi olarak yapılandırılmış bir formatta sunulan bilişsel-davranışçı psikoterapiler önerilmektedir. Kısmen yapılandırılmış psikodinamik tedavilerde giderek daha fazla tedavide yerini almaktadır. Genelde uygulanan ise bu tedavilerin bütüncül veya eklektik biçimde tedaviye katılmasıdır. Hipnoz gibi diğer yöntemleri de kullananlar vardır.Benim uyguladığım tedaviler bu tedavi yaklaşımlarının Jungçu bir temelde ve bütüncül bir anlayışla yapılandırılmış tedavilerdir. Aşırı derecede kimyasallaşan tıbbın ve çağımızın hızlı ve pragmatik imajlarının etkisiyle küreselleşen tüm toplumlarda hap benzeri yapılandırılmış terapilere daha olumlu bakılmaktadır. JYKDT (Jungçu Yönelimli Kısa Destekleyici Terapi)adını verdiğim uygulamamda hem bilişsel hem de psikodinamik yaklaşımlar yapılandırılmış ve bütüncül bir biçimde hız ve etkinliği arttıracak ve özgün bir nitelikte bir araya getirilmiştir. Hem bilişsel davranışçı, hem de psikodinamik eğitim temelim olmasına ve her iki tedavi yöntemlerini de daha önce denememe rağmen en hızlı ve efektif yaklaşımları JYKDT uygulamalarımda aldığımı sübjektif de olsa ifade etmek isterim. Bu farkı ise psikiyatrinin üç büyük kurucusundan biri olan ve bir İsviçreli olsa da görüşleri Türk ve Doğu kültürüne oldukça yakın olan Jungçu temele borçluyum.Jung diğer psikiyatri akımlarının tersine psikiyatrik rahatsızlıklara gebelik benzeri olumlu bir anlam da atfeder. Ona göre ruhsal hastalıklar büyük oranda içsel bir gelişimi de ihtiva eder ve tıpkı gebelik gibi ruhun yeniden ve daha güçlü bir biçimde olgunlaşıp doğumunu da gerçekleştirmeye çalışmasının da bir sonucudur. Kendi benzetmemle ifade etmeye çalışırsam Jung’a göre psikiyatrik hastalıklar bu anlamda gebelikte görülen sıkıntılara, bu hastalıklarda görülen bunaltı ise kemiklerin sağlıklı büyümesi sırasında oluşan büyüme ağrıları gibi olumlu durumların geçici sıkıntılarına benzetilebilir. Özellikle panik bozukluğu buna tipik bir örnektir. Bilinçdışımızda bulunan ve tıpkı bir bilge gibi işlev gören koruyucu sistemler, ruhumuzu bir deprem dede gibi deprem simülasyon evine sokarak ruhumuzu olası depremlerden korumak için kentsel dönüşüme sokmaya çalışmaktadır. Panik atakları tıpkı simülasyon evi deneyimi gibi bizi öldürmeden ve delirmeden yalnızca korku vererek ciddi ruhsal depremlere hazır ol uyarısı verme amaçlı gözükmektedir.Özetle başta panik bozukluğu olmak üzere tüm psikiyatrik rahatsızlıklara bu gözle bakıldığında ve danışana da terapide bu yönde bir navigasyon hizmeti verildiğinde ve kişi kendi özgün kişilik özelliklerine doğru yönlendirildiğinde tedavi çok daha olumlu etkilenmektedir. (Not: Jung hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu sitede Jungçu terapiler üzerine yazdığım yazıdan da yararlanabilirsiniz.)

  • Kabakulak hastalığı

    Kabakulak viral bir hastalıktır. Rubulavirüs diye bir virus nedeniyle olur.

    Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer.Belirtileri 10 gün kadar surer.

    Tükürük bezlerinde şişme ve ağrıya neden olur. Genellikle parotis bezi etkilenir.İki yanak da oldukça şiş görünür.Ateş 39-40 derecelere varabilir.Başağrısı,kulak ağrısı,yutarken ya da ağzı açarken ağrı duyulabilir.Özellikle portakal suyu gibi ekşi şeyler yemek ya da içmek ağrıya neden olabilir.Kaslarda ve eklemlerde ağrı ve yorgunluk bitkinlik hissedilebilir.Nadiren memenjit,orşit (testislerde iltihap) pankreatit gibi ağır tablolara neden olabilir.

    Bazı çocuklar hiç belirti vermeden de hastalık geçirebilirler.Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir.,

    Hastalığın kuluçka dönemi 16-18 gündür.25 güne kadar uzayabilir.

    Semptomların başlamasından 2 gün önceden başlayarak ,hastalığın 5-9 uncu gününe kadar hastalık bulaştırılabilir.

    Aşı

    Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı olarak verilir.İlk dozu 12-15 ay ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır.

    Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir.Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.

    Aşıya rağmen kabakulak görülebilmekte ancak şiddeti genellikle daha az olmaktadır.

    Çocuklarınız 4 yaşın üstünde ve ikinci aşılarını olmadılarsa bir an evvel olmalarında fayda var.

  • FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Özellikle sabahları olan ağrı, fibromiyaljinin en tipik belirtisi. Ağrı boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebiliyor. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya kaslarda yoğun yanmalar, seyirmeler ve katılık hissi eşlik edebiliyor.

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Fibromiyalji sendromu, şiddetli kas ağrıları, uyku bozuklukları, yorgunluk ve endişe hali, depresyon hali gibi semptomlar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle yirmi ile kırk yaşları arasında gözlemlenmekte olan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı ise, erkek bireylere oranla yedi kat daha fazladır. Fibromiyalji sendromuna neden olan unsurlar arasında ise uzun süreli stres, yoğun baskı altında kalma, fiziki ve/veya psikiyatrik, psikolojik travma unsurları sıralanabilmektedir. Fibromiyalji sendromu ile ortaya çıkan ağrılar, genellikle kendilerini vücuttaki lifli dokular üzerinde göstermektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Bulunan Bireylerin Şikayetleri

    Fibromiyalji sendromuna, günümüzde hala tam ve net olarak neyin ya da nelerin sebep olduğu bilinemese de, pek çok olumsuzluğun kaynağı olan yoğun stresin yanı sıra, fiziksel olarak bireyin kaslarını zorlaması, fiziksel bir burkulma ya da kırılma gibi etkenler fibromiyajli belirtilerinin şiddetini arttırabilir ve sendromu olumsuz bir şekilde güçlendirebilir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerin şikayetleri arasında sıklıkla baş ve alın, omuz, boyun ve ense, omuzlarda ve dirseklerde, kaburgalarda, karın ve sırt bölgeleri ile birlikte kalça ağrılarından, dokunmaya karşı hassasiyet durumundan ve sertlikler gibi unsurlar bulunmaktadır. Sendromdan kaynaklı ağrıların, bedenin geniş bir yüzdesine, yani belgesine vurabileceği gibi, kimi hastalar da ağrıların belirli bir bölgede yoğunlaştığını ya da şiddetini arttırdığını belirtmektedirler. El, ayak, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi olumsuzlukların yanı sıra uyku düzensizliği ve uyuyamama hali de fibromiyalji sendromunun sık rastlanan belirtilerinden sayılabilmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Oluşur

    Genellikle fiziksel yaralanmalar ile birlikte, çeşitli ve farklı toksinlere maruz kalma, vücudun iç ya da dış bölgelerinde meydana gelen enfeksiyon benzeri faktörler fibromiyajli sendromunun başlamasına neden olan unsurlar olarak, net olmasa da büyük ölçüde kabul edilmektedir. Ancak, tam olarak fibromiyalji sendromunun başlangıcının sebebi kanıtlanamamıştır. Fibromiyalji sendromu, diğer pek çok olumsuzluk gibi, sadece fiziksel bir tahribata neden olmamakta, ek olarak hasta bireyin psikolojisini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerde, değişken ruh hali, aşırı kaygılanma, güçlü bir öfke, nefret ya da yoğun bir üzüntü hali durumları da gözlemlenebilmektedir. Ancak, bu belirtilen psikolojik olumsuzlar, fibromiyalji sendromu yüzünden mi meydana çıkmakta yoksa bahsi geçen bu olumsuzluklar yüzünden ortaya fibromiyalji sendromu mu çıkmakta kanıtlanamamıştır. Yine de, bu sendromdan şikayetçi olan bireylerin psikolojik ve psikiyatrik alanda profesyonel bir destek alması kesinlikle tavsiye edilmekte, hatta sıklıkla hekimler tarafından şart koşulmaktadır.

    Fibromiyalji Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

    Fibromiyalji sendromu teşhisinin konulması, zorlu ve uzun bir süreci kapsamaktadır. Zira belirtilen rahatsızlığı teşhis etmek adına geliştirilmiş ya da üretilmiş hususi bir test ya da tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır. Fibromiyalji teşhisi, “romatoloji” bölümü ve doktorları ile birlikte, rehabilitasyon ve fiziksel tıp uzmanlarına ek olarak dahiliye uzmanlarının birlikte incelemesi sonucu konulabilmektedir. Fibromiyalji sendromunu andıran Lupus hastalığı veya Artrit gibi benzer hastalık ve rahatsızlıkların da elenmesi gerekmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Fibromiyalji sendromu tanısı konulan bireylerin, fizik tedavi bölümü yani rehabilitasyon uzmanları ve romatoloji doktorlarının dahiliye uzmanları ile birlikte yürüttüğü tedavi sürecinden faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, Fibromiyalji sendromunun neden olduğu, ya da fibromiyalji sendromuna neden olduğu düşünülmekte olan psikolojik ve psikiyatrik olumsuzlukların ve rahatsızlıkların da giderilmesi açısından, tedavi süreci öncesinde, tedavi süreci boyunca ve de tedavi süreci sonrasında psikoloji ve psikiyatri alanında uzman hekimlerden profesyonel bir yardım ve rehberlik almak, iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuklardaki kasık fıtığı genetik olabilir!

    Çocuklardaki kasık fıtığı; oluşumu, tipi ve tedavi tekniği olarak yetişkinlerdeki kasık fıtığından farklılık gösterir. Çocuklarda görülen kasık fıtığının oluşumu, erişkinlerdeki gibi kendini zorlamak sebebiyle oluşmaz, daha çok genetiktir. Çocukluk çağında kasıkta fark edilen ve zaman zaman ortaya çıkıp kaybolan şişlik, akla öncelikle kasık fıtığını getirmelidir. Genellikle ağlama, öksürme ve ıkınma gibi hareketlerle kasık bölgesinde ortaya çıkan ve elle itildiğinde kaybolan bir şişlik şeklinde belirti verir. Bazen kesede, bağırsak ve gazın sıkışmasıyla ağrı, huzursuzluk ve kusmaya neden olabilir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa da boğulmuş fıtık denir. Sıkışan bağırsağın veya yumurtalığın kanlanması durup, kangrene neden olabilir. Bu durumda karın ağrısı, karında şişkinlik, dışarı çıkamama ve kusma gibi sorunlar ortaya çıkar bu da çocuğun genel durumunu bozar. Boğulmuş fıtık, çocuğun hayati tehlikesini arttıran ve acilen cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.

    En kısa sürede ameliyat şart

    Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi olmayıp, korse ve fıtık bağı gibi araçların da çocuk fıtığı tedavisine yararı yoktur. Kasık fıtığı, kanaldan geçen organların sıkışarak boğulması ve kangren olma riski nedeni ile tanı konulduktan sonra uygun olan en kısa zamanda cerrahi müdahale gerektirir. Aksi takdirde fıtığın içine giren bağırsak boğulma riski nedeniyle acil ameliyat gerektirebilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde acil ameliyatların riski normal şartlarda yapılan ameliyatların riskinden çok daha fazladır.

    Kasık fıtığı ameliyatı olan çocuk aynı gün taburcu edilebilir

    Kasık fıtığı, acil bir durum olmadan, tanı konulduktan hemen sonra uygun şartlar altında, deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilirse tekrar oluşma olasılığı çok düşüktür. Fıtık ameliyatı “günübirlik cerrahi” olarak uygulandığı için çocuğun hastanede yatmasına gerek olmayıp, aynı gün taburcu edilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kasık kanalının kapatılarak karın içiyle olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili ağrı kesiciler yapıldığı için ameliyat sonrasında çocuğu rahatsız edecek kadar ağrı olmaz. Ameliyat sonrasında aşırı şişlik, kızarıklık, ağrı, ateş, bulantı ve kusma gibi belirtiler varsa; yaradan kan, iltihap geliyorsa mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • A p a n d i s i t

    Apandisit, appendiks denen organın enfeksiyonu ya da inflamasyonudur. Apendiks kalınbağırsağın başlangıcında kör bir bağırsak çıkıntısıdır. Karın muayenesindeki izdüşümü “sağ alt kadran”dır.

    Apandisit, bu organın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Ortalama olarak çocukların %10’unda karşımıza çıkabilen çocukluk döneminin en önemli “akut batın ( acil cerrahi gerektiren karın hastalığı ) ” nedenidir.

    Çocukluk çağında daha fazla görülmesinin en önemli nedeni, çocuklarda lenf bezi sistemi ve bağışıklığın daha aktif olmasıdır. Apandiksin başındaki lenf bezlerinin şişmesi ile apendiksin şişmesi apandisite yol açabilir. Bu nedenle üst solunum yolları enfeksiyonu ya da ishal sonrasında ya da sırasında apandisit gelişebilir. Apendiks iç çapı, dar olan bir organdır, bu yüzden kolaylıkla tıkanabilir. Sertleşmiş kaka parçacığı ( fekalit ), barsak parazitleri, meyvelerin çekirdekleri, tıkanmaya en sık yol açan nedenlerdir.

    Apendiks tıkanmaya başladığında hastalık “akut” aşamasındadır. Ancak tıkanmayla birlikte apendiksin içinde irin toplanmaya ve dolaşımı bozulmaya başlar. Bu aşamada “apandisit” aslında çok komplike bir hastalık değildir. Ancak dolaşımın bozulup apendiksin delinmesi ile irin karın içine yayılmaya başlarsa gerçekten apandisit kişinin hayatını tehdit eden, tüm hayatını boyunca onu etkileyebilecek sonuçlara yol açan bir hastalık haline döner. En temel amaç bu aşamaya gelmeden apandisitin akut aşamada ortadan kaldırılmasıdır.

    Apandisit, klasik bulgularla nadiren karşımıza çıkar. Çocuklardaki muayene zorluğu da buna eklenirse genellikle tanıda gecikmelere çocukluk çağında rastlanır. En temel bulgular, karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateş olmasıdır. Ancak hiçbir hastada muayene bulguları tam olarak birbirini tutmayabilir. Apandisit en önemli tanı aracı muayene eden kişinin tecrübesi ve muayene bulgularıdır.

    Karın ağrısı ilk olarak önceleri göbek etrafında başlar ve tam olarak lokalize edilemez, ancak hastalık ilerledikçe ağrı sağ alt kadrana yerleşir. Ağrı karakter olarak artma eğiliminde ve devamlı olan bir ağrıdır. Ancak bu klasik ağrı öyküsüdür, hastaların çoğunda ağrılar bu klasik ağrı karakterine uymaz, sadece ishal, sadece kusma ya da ateş ile başlayan apandisitlerlede sıklıkla karşılaşır.

    Tanısal aşamada, en önemli inceleme şikayetlerin dinlenmesi ve karın muayenesidir. Muayenede karın bölgesinde hassasiyet, ağrıyı arttıran hareketlerin uygulanması çocuk cerrahını yönlendirir. Muayene bulguları dışında laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler ancak tanı koymaya yardım eden ve olası diğer hastalıklara tanı koymaya yarayan yan parametrelerdir. Muayene bulgusu olmayan ancak ultrasonografide “apandisit” tanısı alan bir hasta opere edilmez. Zamanında tanı konamazsa çocuklar bu hastalık yüzünden zarar görebilirler, geç tanı olası yan etkileri arttırır ancak hemen operasyona karar verebilen durumlarda da ailelerde genellikle “gereksiz operasyon kaygısı” vardır. Burada gerçekten “tecrübeli bir çocuk cerrahı” kesin çözümdür.

    Tek ve kesin tedavi enfeksiyon karna ve vücuda yayılmadan önce, enfekte organın hızlı bir şekilde karın dışına alınmalıdır. Ameliyat açık veya kapalı yöntemle (laparoskopik olarak) yapılabilir.

    Apandisit günümüzde korkulması gereken bir hastalık değildir. Ancak çocukların kendini ifade edememesi, muayenenin korkutularak yapılması, gereksiz antibiotik ve ağrı kesici kullanımı nedeni ile hastalık bulgularının ilerlemesine yol açmak yüzünden, hala çocuklarda tehlike oluşturabilen ve ciddi sakatlık ya da ölüme yol açabilen bir hastalıktır.

    Karın ağrısı ve yazılan bulguların olduğu durumlarda ilaç kullanmadan mutlaka çocuk cerrahisi olan bir merkeze başvurmak hızlı tanı ya da gereksiz ameliyattan korunmak adına çok önemlidir.

  • Çocuklarda apandisit, nedenleri ve belirtileri

    APANDİSİT ÇOCUKLARDA DAHA SİNSİ SEYREDER

    Karın ağrısı, bulantı ve kusma.bu üç belirtinin ilk akla getirdiği hastalıklardan biri; apandisit.

    Genel de yetişkinler de görüldüğü düşünülen apandisit,sanıldığının aksine çocukluk döneminde daha sık görülüyor.araştırmalar her bin çocuktan 4’ünün apandisit ameliyatı geçirdiğini gösteriyor.üstelik erkek çocukların riski kızlara göre daha çok.

    Apandisit çocuk yaş grubunda yetişkinlerdeki gibi en sık acil cerrahi girişim gerektiren hastalıklar dan biri.

    APANDİSİT NEDİR?

    Apandisit, bir hastalık adı. Bu hastalığın oluştuğu organın adı ise apendiks.

    Apendiksi basit olarak, kalın barsağın kör barsak diye isimlendirilen ucunda,çıkmaz sokak şeklinde bir ucu kapalı diğer ucu bağırsağa açık solucanımsı bir uzantı olarak tarif edebiliriz.bu barsak uzantısının sindirim fonksiyonu yönünde işlevi bitmiştir.sadece bağışıklık yönünden fonksiyon görmektedir.

    Bir ucu açık olduğu için normalde herhangi bir hastalık çıkartmayan bu solucanımsı uzantı , açık olan ucun her hangi bir nedenle tıkanması durumunda farklılaşır. İçindeki bakteriden son derece zengin olan barsak muhtevası hızlı bir şekilde çoğalmaya ve apendiks şişmeye başlar.

    Nedenleri

    Apendiksin tıkanması ve dolayısı ile apendisite sebep olabilecek çeşitli etkenler olabilir. Örneğin en sık nedenler arasında , barsak duvarının içindeki lenfoid dokunun geçirilen herhangi bir enfeksiyon nedeniyle şişmesi apendiksin içindeki kanalı tıkaması sayılabilir.

    Seyrek de olsa bir çekirdeğin veya taşlaşmış kaka parçası da aynı sonucu ortaya çıkarabilir.

    BELİRTİLER NEDİR?

    Önce iştahsızlık görülür ve karın ağrısından şikayet eder.bu ağrıyı genellikle mide bulantısı ve kusma takip eder.ağlama çığlık atma bacaklarını karnına çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

    Karnımızın iç yüzü ve karın içindeki organlarımızın yüzeyi periton adı verilen bir zar ile kaplıdır.bu zar gerilmeye karşı son derece hassas olduğundan gerildiğinde ağrı ortaya çıkar.apendiksin gerilip şişmesi onun üzerini kaplayan peritonun da gerilmesine dolayısı ile ağrının hissedilmesine neden olur.apendiks genelde karın sağ kadranında yerleşmiştir.

    İltihaplanmış ve şişmiş apendiks karın zarına değdikçe bildiğimiz ağrılar oluşur.

    TEŞHİS NASIL KONUR?

    Karnı ağrıyan çocuk,muayenesinde sağ kadranda ve ilerleyici ağrı oluşmaktadır.

    Yardımcı tanı yöntemlerinde ultrasonografi ve kan idrar tahlilleri ayrıca son yıllarda bilgisayarlı tomografi sayılabilir.apendisit şüphesi olan hastalara hiçbir şekilde ağrı kesici ve antibiyotik verilmez.

    AMELİYATTAN SONRAKİ BAKIM

    Apandisit ameliyatı genellikle 30-45 dakika sürer.ancak ameliyat sonrası bakım ameliyat kadar önemlidir.enfeksiyona karşı antibiyotik kullanılır.çocuk ameliyattan 3-5 gün sonra taburcu olur,normal hayatına dönmesi genel de 10 gün sonradır.

    APANDİSİT HAKKINDA MERAK EDİLENLER?

    Apandisit,çocuklarda niçin daha sık görülür?

    Apendiks duvarı lenfoid doku denilen bir yapıya sahiptir.bu dokunun şişmesine bağlı bu süreç başlar.buna sebep vücudun herhangi bir yerindeki enfeksiyon olabilir.

    YENİ DOĞAN BEBEKLERDE ÇOK NADİRDE OLSA GÖRÜLÜR

    APANDİSİT İLTİHABİ VE İLERLEYİCİ BİR OLAYDIR BAŞLAR İLERLER SONRA PATLAR.

    ÇOCUKLARDA APANDİSİT PATLADIKTAN SONRA KAN ZEHİRLENMESİ GÖRÜLDÜĞÜ İÇİN ÇOK ACİLEN AMELİYAT EDİLMESİ GEREKİR.

    APANDİKSİN ALINMASININ İLERİ YAŞLARDA ÖNEMLİ BİR PROBLEM YARATMAZ.

    ÇOCUKLARDA APANDİSİT AMELİYATINI KİMLER GERÇEKLEŞTİRMELİDİR?

    Tabii ki,çocuklar cerrahına ulaşabiliyorsa çocuk cerrahı, şayet yoksa genel cerrah tarafından ameliyat gerçekleştirilmelidir.

    Op.Dr.Emir İmani