Çocuklarda da baş ağrısı olabilir. En sık neden soğuk algınlığı, sinüzit, farenjit gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır.
Baş ağrısı tehlikeli midir?
Baş ağrısının tehlikeli olabildiği durumlar söz konusudur. Eğer çocuk 3 yaşın altındaysa, baş ağrısına şiddetli kusma eşlik ediyorsa, ağrının şiddeti giderek artıyorsa ya da hayatındaki en şiddetli baş ağrısı olduğunu söylüyorsa, eşlik eden başka bir bulgu varsa (görme kaybı, gözlerde kayma, ateş, havale, felç gibi) en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Çocuklarda migrene bağlı baş ağrısı olur mu?
Çocukluk çağında da migrene bağlı baş ağrıları olabilir. Migren ağrıları tekrarlayıcı ağrılardır. Çocuklarda tek taraflı olabileceği gibi çoğunlukla her iki yanda ya da alında olur. Atak sırasında bulantı kusma eşlik edebilir. Sese ve ışığa duyarlılık gelişir.
Baş dönmesi ile baş ağrısı ilişkili midir?
Çocuklarda bazen baş ağrısı yerine baş dönmesi görülebilir. Baş dönmesi çocuklarda migren eş değeri durumlardan birisidir.
Migrenin tedavisi var mıdır?
Migren tedavisi iki türlüdür. Birincisi atak tedavisidir; ağrıyı geçirmek üzere yapılır. Çok sık ağrı kesici kullanmak önerilmez. İkincisi de koruyucu tedavidir. Ağrılar çok sıksa, hastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa koruyucu tedaviler önerilir. Hangi tedavinin uygun olduğunu doktorunuza danışınız.
Bebekler diş çıkarmadan önce bazı belirtiler görülebilir.
Salya akıtmak:Çoğu bebek iki üç aylıkdan başlayarak salya akıtır. Bu bebekler için doğaldır. Diş çıkarmaya başladığında daha fazla salya akıtacaktır
Ağrı: Bebeğin çıkan dişi etine baskı uyguladığı için ağrılar oluşabilir.En çok ağrıya sebep olan azı dişleridir.
Huysuzluk: ağrının artması ve çıkan dişin daha yüzeye yaklaşmasıyla birlikte huysuzluk başlayabilir.
Yanak ve Çene Bölgesinde Kızarıklık: Bebekler diş çıkartırken salya akıttıkları için bir çoğu salyaya bağlı çenede kızarıklık ve çatlaklık oluşabilir.
Uykusuzluk: Diş çıkartırken ağrıya bağlı gece uykusuzluk çekebilirler
İştahsızlık: Bebekler verilen katı gıdaları red edebilirler. Diş çıktıktan sonra iştahı yeniden gelecek.
Isırma: Bu dönem bir çok bebekte görülür. Dişlerde kaşınmalar gözükebilir. Bu sebeple rahatlamak için her şeyi ısırabilirler.
Ateş: Bazı bebeklerde görülmeyebilir. Ateş başka hastalıkların belirtisi sayıldığı için mutlaka hekim kontrolüne götürülmelidir.
Kulak Kaşıma ve Çekiştirme: Diş çıkarken hissettiği ağrıdan kaynaklı kulaklarında ağrı hissedebilir ve kaşıyabilir. Ancak bu belirtiler kulakta iltihap başlangıcı da olabilir.Bu sebeple doktora götürülmesi, kontrol edilmesi gerekebilir.
Bebekler Diş Çıkartırken Nasıl Rahatlatılabilir?
Soğuk gıdalar verilebilir
Daha sulu ve su gibi içecekler verilebilir.
Diş etinde oluşan ağrıyı geçirmek için soğuk ve sert meyveler verilebilir.
Dişlerini kaşımaları için diş kaşıyıcısı alınabilir.
Her bebekte aynı sorunlar görülmeyebilir.Ancak salya akıtma huzursuzluk ateş kaşınma genel problemlerdir.
Her bebeğin diş çıkarma ayı değişebilse de genel olarak dişler hangi sırayla çıkar?
Ortalama oalrak ilk diş 6 ve 7. aylarda belirir. Ancak bazen ilk diş 3. ayda belirirken bazen de 12. ay hatta sonrasına sarkabilir. İlk olarak santral kesici dişler sonra lateral kesici, kanin(köpek diş), birinci azı ve ikinci azı son süt dişi olarak çıkar.
Dişin tipine göre çıkış süresi ve sorunları değişir mi? Genelde aynıdır
Çocukluk çağında baş ağrısı sık görülen şikayetlerden olup 7 yaş civarında %40 ergenlikte %70-80’lere ulaşır. Baş ağrısının akut ya da kronik olması tanısal yaklaşım için önemlidir. Akut baş ağrıları genellikle altında yatan bir sebebe ikincil olarak ortaya çıkar. Ani başlayan baş ağrısı ile birlikte ateşin olması eşlik eden bir enfeksiyon varlığını düşündürebileceği gibi, geceleri uykudan uyandıran özellikle sabahları kusmaların eşlik ettiği başağrılarında kafa içi basınç artışına sebep olabilecek tümör gibi oluşumlar düşünülmelidir. Bunun dışında baş ağrısı ile ortaya çıkan bilinç kaybı, nöbet ya da motor fonksiyon kayıpları kanama ya da inme gibi durumları düşündürebilir.
Kronik başağrılarında baş ağrısının süresi, ağrının şekli ve şiddeti, eşlik eden diğer bulguların varlığı gene primer ve sekonder baş ağrılarını ayırd etmek de önemlidir. Mesela baş ağrısına eşlik eden tansiyon yüksekliği hipertansiyon işareti iken, görme bozuklukları da özellikle başağrısına sebep olabilir.
Birincil baş ağrılarının en çok iki sebebi migren ve gerilim tipi başağrısıdır. Migrende değişen yoğunlukta ve şiddette sıklıkla zonklayıcı şekilde başağrısıdır. Genellikle bu ataklara fotofobi(ışıktan sakınma), fonofobi (gürültüden sakınma), bulantı kusma eşlik eder. Ataklar arasında tamamen ağrısız geçen dönemler vardır. Ailede migren tanlı birilerinin olması önemlidir. Gerilim tipi baş ağrısında ise iki taraflı sıkıştırıcı tarzda ağrı olur. Psikiyatrik rahatsızlıklar, depresyon gibi eşlik edebilir.
Eğer hastanın muayene bulguları ve öyküsünden sekonder başağrısı nedenleri düşünülüyorsa beyin görüntülemesi yapılabilir. Her hastaya EEG çekilmesi gerekli değildir ancak epilepsi ile karışan bazı durumlar da EEG çekimi önerilir.
Vajina girişinin 1/3 lük dış bölümünde vajina çevresini saran kaslarda inatçı, uzun süren, istemsiz tekrarlayan kasılmaların olduğu bir cinsel ağrı bozukluğudur. Bu kasılmalara tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi, girişin olamayacağı inancı eşlik eder. Ülkemizde psikolog başvuruların %50’si vajinismus problemi üzerinedir.
Giriş denendiğinde ağrı beklentisi, koşullanmış korku yanıtı haline dönüşür ve vajinal kasların kasılmasına neden olur. Böylece beden, cinsel birleşmeye izin vermez ya da birleşme kısmen gerçekleşir ya da ağrılı bir birliktelikle sonuçlanır.
Cinsel terapide amaç, kasların gevşemesini sağlamak değil; ağrı korkusu ve kaygısını ortadan kaldırmaktır.
Vajinismus Hastalarının Ortak Özellikleri
Erişkin kadın olmaya dirençli olabilirler
Öfkelerini ifade etmekte zorlanırlar
Onaylanmaya ihtiyaç duyarlar
Kızlık zarının parçalanacağına inanırlar
Cinsel organların iğrenç ve utanç verici olduğunu düşünebilirler
Cinsel organlarını tanımazlar
Kızlık zarını kutsal ve korunması gerekir görürler
Cinsel şiddet ya da taciz, tecavüz öyküsü bulunabilir geçmişte
Katı din eğitiminden geçmiş ya da gelişimlerinde dini kurallar hakim olabilir
Bekaret kavramına aşırı önem verirler
Vajinismusa Eşlik Eden Otomatik Düşünceler
“Vajina çok dar”
“Vajina girişinde duvar gibi bir engel var”
“Penis girişi sırasında çok kanama olacak”
“Penis girişi sırasında vajinanın içi yırtılacak”
“Penis içeri girerse çıkamaz; birleşik halde kalır”
“Cinsellik günah, kötü ve ahlaksızca”
“Kızlık zarı değerli ve korunması gerekendir”
“İlk ilişki, erkeğin kadının bekaretini test edeceği bir sınavdır”
Vajinismusun Nedenleri
İlk denemelerde acı duyma
Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan bir aile
Baskıcı/otoriter baba
Zayıf/güçsüz anne
Baba-kız ilişkisinde güçlükler
Cinsel şiddet, taciz, tecavüz öyküsü
Zorla evlendirilme
Eşini sevmeme
Eşcinsel özdeşleşme
Başarısızlık korkusu
Kızlık zarını yitirme korkusu
Cinsel tabular, yanlış bilgiler
Ağrı eşiğinin düşük olması
Vajinal kayganlıkla ilgili problemler
Cinsel organın anatomisini bilmeme
Çocuklukta-ergenlikte “bacağını kapa”, “eteğini ört” gibi uyarılar
Bilinçdışı çatışmalar
Ağrılı jinekolojik muayene
Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe ya da travma
Çocuklukta çok fazla makattan fitil kullanımı
Vajinismus Tedavisi
Vajinismus tedavisi, çiftlerle yürütülen bir değerlendirme sürecinin ardından, terapi kuralları belirtilerek, cinsel fizyoloji ve anatomi konularında verilecek psikoeğitimle beraber başlar. Her seansta çiftlerimize verilecek ev ödevleri vardır. Bu ödevler bazen bazı formları doldurmaya yönelik bazen de uygulamaya yönelik, danışanları zorlamayacak aşama aşama belirleyeceğimiz ev çalışmalarından oluşmaktadır.
Bu tedavide görüşme sıklık ve zamanları çalışmanın gidişatına göre belirlenir. Görüşmeler, alışkın olunan haftada 1 ya da 2 seans aralığı şeklinde olmaktan ziyade her bir seansın sonunda verilen ödev, danışan tarafından yerine getirildiğinde haberleşerek belirlenir. Yani her seans bir önceki seansın tamamlanması ve o adımın gerekliliklerinin yerine getirilmesi ile bir diğer adıma ulaşır.
İdrar yollarından taş ve kum rahatsızlığı geçiren herkes bu dönemin çok ağrılı olabildiğini bilir.1980 li yıllara kadar idrar yolları taşları önemli bir sağlık problemi oluşturmuştur. Hastaların büyük bir kısmı cerrahi işlemlere tabi tutulmuş ve böbrek kayıpları olmuştur. Teknolojik gelişmeler bu hastalığın önemli bir sağlık problemi olmaktan çıkmıştır.
Taş hastalığının tedavisi ve takibi ürologlar tarafından yapılması önemlidir
Böbrekte taşlar nasıl oluşur ?
Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalarda taşın kimyasal ve fiziksel yapısı hakkında yeterli bilgiler sağlanmış, fakat teknolojideki bütün ilerlemelere rağmen sebebi bugün bile tam olarak aydınlatılamamıştır.
Böbrek taşlarına, normal olarak idrarın içinde bulunan tuz ve minerallerin dengesinin bozulması neden olur Taşlar böbrek içerisinde oluşan çok küçük kristallerin bir araya gelip birbirine tutunmaları sonucunda şekillenir. Bu küçük kristal parçalarının oluşabilmesi içinde taşların yapısında bulunan maddelerin idrarda yeterince bulunması ve çökmesi gereklidir. Esas olarak böbrek taşı, idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluşur. Normalde idrar içinde bu kristalleşmeyi ve çökmeyi engelleyen ve İnhibitör denilen maddeler vardır. Bu inhibitörler her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve buda taş oluşumuna yol açar. Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan bu kristaller ve kumlar yeteri kadar küçükse idrar yollarına takılmadan ve de herhangi bir probleme yol açmadan düşerler.
Böbrek taşları kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin bileşiminden oluşmuştur. En çok görülen taş tipi kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır. Bu maddeler bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar.
Bunların dışında başka taş oluşturan maddelerde mevcuttur.(Ürik ait, sistin ve enfeksiyon taşları vs.). Böbrek boşluklarında oluşan ve büyüyen bu taşlar orada kalıp büyümeye devam edebileceği gibi, böbrekten çıkıp idrar kanalına da(üreter) girebilir. Bu kanalda 3 adet fizyolojik darlık mevcuttur, taşlar büyüklüklerine göre bu darlıklara takılabilir veya idrar torbasına atılabilir. 0.5 cm.nin altındaki taşların %90 nı kendiliğinden düşer 0.5 cm üzerindeki taşların idrar kanalını geçmesi ve atılması güçtür.
Taş kimlerde oluşur?
Böbrek taşları erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla oluşur. Böbrek taşı olan hastalar 5 yıl içinde başka bir taş oluşma riski %50’dir.
Beslenme taş hastalığı oluşumunda önemlidir. Taş hastalığının dünyada artmasının protein ve karbonhidrattan zengin, liften fakir beslenme ile olduğu düşünülmektedir. Hayvani proteinden zengin gıdalarla beslenenler idrarla normalden fazla kalsiyum atmaktadırlar, idrardaki sitrat miktarı azalmaktadır buda taş oluşumunu artırmaktadır.
Alınan su miktarı önemlidir, miktar artıkça taş oluşum riski azalmaktadır. Yine alınan yiyecek ve içeceklerin de taş oluşumu üzerinde önemli etkileri mevcut olup, bazı gıdalar taş oluşumuna yol açtığı gibi mevcut taşların da büyümesine yol açmaktadır. Taşların oluşumuna neden olan başka önemli faktörler de mevcuttur.
Taşların kimlerde oluştuğu ve neden oluştuğu sorusunun cevabı oldukça karmaşıktır. Birçok faktörün bir araya gelmesi ile idrarda bazı kimyasal maddeler artmakta ve özellikle azalan idrar miktarı ile bu maddeler çökerek küçük kristallerin oluşmasına yol açmaktadır. Bu kristallerde şekillendikten sonra hızla birleşerek taşları oluşturmaktadır. Bu manada en önemli faktör alına sıvı miktarıdır. Eğer bünyesi taş oluşturmaya yatkın kişiler yeteri kadar su içmez ise (günde en az 2-3 lt.), idrar miktarı azalacak, idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki maddeler çökerek daha kolay ve sık taş oluşacaktır. Tam tersi olarak, yeterince sıvı alan ve idrar çıkaran şahıslarda bu maddeler çökmeden atılacak ve taş oluşum riski azalacaktır. Sıvı alımı dışında, diyet,idrar yolu enfeksiyonları, hastalıklar vs. faktörlerde taş oluşunda önemli rol oynamaktadır.
-Diüretik, antiasit ve troid ilaçlarının kullanımı,kalsiyum ve D ve C vitamini kullanımı
-Tek böbreğe sahip olmak,
-Az miktarda lif, çok miktarda et tüketimi,
-Yeterli sıvı tüketmemek,
-Sıcak ya da soğuk yerlerde çalışmak,
-Hareketsiz bir yaşam tarzına sahip olmak ya da yatalak hasta olmak,
-Crohn hastalığı nedeniyle ileostomi ameliyatı geçirmek,
Taş hastalığının belirtileri nelerdir ?
-Özellikle yan bölgelerde olmak üzere çok şiddetli, kıvrandırıcı ağrılar
-Ağrı ile beraber bulantı ve kusma
-İdrarda kanama
-Sık tekrar eden idrar yolu enfeksiyonları
-Ailenizde taş hastalığının bulunması
-Çocuklarda karın ağrısı, iştahsızlık, idrar yolu enfeksiyonları
Böbrekte bulunan taşların en önemli belirtisi değişen derecelerde yan boşluk ağrısıdır. Ağrının karakteri sıklıkla çok şiddetli, bıçak keser tarzda olmaktadır. Özellikle böbrekten çıkıp idrar kanalına (üreter) giren taşların bu kanalda ilerlemesi sonucunda günlük aktiviteleri de engelleyen çok şiddetli ağrı gelişebilmektedir. Bu tip ağrıların sebebi taşların idrar kanalını tıkayıp, idrar akımını engelleyip, böbrek içi basıncı artırmasıdır. Ağrının şiddeti zaman, zaman artıp azalabilir. Sıklıkla sağ veya sol yan bel bölgesinde oluşan ağrılar taş(ların) bulunduğu yere göre (idrar kanalı, idrar torbası vs.) karın alt kısmına veya kasıklara doğru yayılabilmektedir. Ağrının yanı sıra idrarda taze kanama diğer önemli bir belirti olup, özellikle ağrı ile birlikte olması anlamlıdır. Yine ağrıya bulantı hissi ve zaman, zaman kusmanın eşlik etmesi de mümkündür. Taşlar idrar yollarında sıklıkla enfeksiyon sebebi de olabilmektedir.
Nasıl teşhis edilir ?
Teşhiste hastanın şikayetleri yol gösterici olsa da, taşların belirlenmesinde günümüzde en sık uygulanan inceleme yöntemi ultrasonografidir. Hastalara herhangi bir uygulama zorluğu oluşturmayan, basit ve pratik bu uygulama ile idrar yollarındaki taşların çoğu tespit edilebilmektedir. Bazen hastaların şikayetleri karın ağrısı, mide ağrısı, kasık ağrısı şeklinde olabilir, bu durum başka hastalıklarla da karıştırılabilir. Tüm karın ağrılarının ayırıcı tanısında idrar yolları taşlarını akılda tutmak gerekir. Gerekli olduğu takdirde ilaçlı böbrek filmi (IVP) çektirilerek taşlar ve idrar yollarının boşlukları da görülebilmektedir. Son yıllarda yine pratik, hızlı ve konforlu bir yöntem olarak devreye giren spiral tomografi tüm taşları çok kolay teşhis edebilmektedir. Hastalara ayrıca idrar tahlili yaptırmak suretiyle idrardaki kristalleri, kanama ve enfeksiyon durumunu değerlendirmekte gereklidir.
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Taşların oldukça önemli bir kısmı (özellikle 0.5 cm.den küçük çaptaki) kendiliğinden düşmektedir. Tedavi planı taşların bulundukları yere (böbrek, idrar kanalı, idrar torbası) sayısına veya çapına bağlı olarak değişmektedir. Yakın zamanlara kadar açık ameliyatlar çok yaygın olarak uygulanırken, teknolojideki gelişmeler sayesinde taş kırma işleminin yanı sıra modern kapalı ameliyatlar (hastanın vücudunda herhangi bir kesi yapmadan) uygulamaya girmiş ve taşların tedavisi kolaylaşarak, hastalar için zor olmaktan çıkmıştır. Hastalar daha kısa sürede hastanede yatarak, hızla günlük aktivitelerine dönebilmektedir.
Taş kırma yöntemi (ESWL)
ESWL tıptaki en büyük yeniliklerden birisidir. Son 25 yıla kadar taşın büyüklüğü ne olursa olsun açık ameliyatla tedavi edilmekteydi.1980 yılında ilk uygulama başlamış ve günümüzde artık taşların tedavisinde uygulanan en kolay ve en az invaziv yöntem olarak yerini almıştır. Vücut dışında bir kaynaktan elde edilen ses dalgalarının şok dalgaları haline getirilip, taşa gönderilmek süretiyle taşın parçalanmasıdır.
Üreteroskopi
Böbrek ile idrar torbası arasında yer alan üreteri(idrar kanalı) 3 bölüme ayırabiliriz.Üst üreter kısmında kalan taşlar genellikle ESWL ile kırılırlar,nadiren başka cerrahi girişim gerektirirler.Orta ve özellikle alt üreter taşlarının tedavisinde ESWL nin kırma başarısı düşüktür.Buralara takılan taşların hemen hemen hepsi endoskopik yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Herhangi bir kesi yapmadan genel veya lokal anestezi altında ince fiberoptik veya metal bir özel cihazla (ureteroskop) mesaneden idrar yoluna girilir ve taşın yeri saptanır. Sonra taş küçükse özel bir cihazla yakalanıp alınır ya da taş büyükse şok dalgaları veya lazerle kırılarak parçalar dışarı alınır.
Perkütan taş cerrahisi
Modern yöntemler devreye girmeden önce böbreklerin içerisinde yer alan taşlar açık ameliyatlar yapılarak alınmaktaydı.
Teknolojik gelişmeler ve modern yaklaşımlar sayesinde, günümüzde artık böbrek taşlarının çok az bir kısmı (% 1) açık ameliyat yöntemi ile alınmaktadır. Taş kırma yöntemi ile tedavi edilemeyen veya kırılsa da taş yükü çok fazla olan ve çok fazla ESWL seansı gerektiren, ESWLye dirençli olan taşların çoğunda hastalara açık ameliyat yapmadan, böbreğe endoskopik olarak tek bir kanaldan girilerek (kapalı yoldan) tedavi yapılabilmektedir.
Perkütan yoldan taşın cerrahi tedavisi olarak ta isimlendirilen bu işlem sırasında ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek, böbrek içinde ki taşlar gözle görülebilmekte, sayısı ve büyüklükleri net bir şekilde değerlendirebilmektedir.
Açık ameliyatlar :
Yukarıda sözü edilen modern, pratik ve hastaya çok az zarar veren yöntemlerin devreye girmesi ile günümüzde idrar yollarında yer alan taşların çok az bir kısmı (% 1) kadarında açık cerrahi (vücuda kesi yaparak) girişimler gerekli olmaktadır. Teknik donanım ve deneyimin olduğu merkezlerde bu tür girişimler hemen, hemen terk edilmiş durumdadır. Taşın çapının çok büyük olup böbreğin hemen tüm boşluklarını doldurduğu hastalarda bu yöntem tercih edilmektedir.
Taş hastaları neler yapmalıdır ?
-Mutlak surette her gün yeteri kadar sıvı alınması (2-3 lt, 10-15 bardak)
-Sık tekrar eden taş hastalığı durumunda yiyeceklerin düzenlenmesi
-Yeterince hareketli bir hayat (düzenli yürüyüşler, eksersizler)
-Stresten uzak bir yaşam tarzının sağlanabilmesi
-6 ayda bir idrar analizi ile ultrasonografi incelemesinin tekrarı
-Vücutta taş oluşumuna yol açan sebeplerin aydınlatılması amacıyla kan ve idrar örneklerinin incelenmesi ve gereken tedavinin başlatılması
-Mevcut taşların büyümeden gereken önlemlerin alınması ve taşların uygun yöntemler ile temizlenmesi
-Düşürülen taşların analiz amacıyla biriktirilmesi ve inceleme amacıyla bu konu ile ilgilenen deneyimli merkezlere başvurulması
Sevgili okurlarım bu yazımda ağrı, hastalık ve diğer bedensel durumlarla; insan psikolojisi ve psikopatolojisi arasındaki ilişkiyi farketmenizi hedefliyorum. Bu farkındalık sayesinde kişi daha sağlıklı bir bedene sahip olabilir, bedenden gelen sinyallere anlam verebilir; ruhsal ve fiziksel hastalıklardan korunabilir.
İnsanın en kötü alışkanlıklarından bir tanesi zihinle bedeni sürekli ayrıştırmasıdır; yani sanki sonsuza kadar yaşayabilecek bir zihin ve sürekli yaşlanan, hastalanan, acı kaynağı, tuvalete giden zavallı bir varlık gibi algılanır beden. Aslında beden zihinle aynı varoluşun uzantısıdır. Yani düşünceler, inançlar ve algı biçimi bedeni etkiler ve beden bu duruma tepki verir. Örneğin sürekli negatif ve acıklı düşüncelere odaklandığınızda ancak aynı zamanda güçlü durmaya çalıştığınızda boğazda ve burunda “doluluk ya da ağrı” bunun ifadesi olarak ortaya çıkar. Hayatta sizi boğan birileri ya da boğucu bir işiniz varsa; beden bunu zor nefes alarak ifade eder ve siz bu şikayetle göğüs hastalıları uzmanına başvurabilirsiniz. Kişisel sınırlarınıza istemediğiniz müdahaleler olduğunda beden; çeşitli cilt problemleri yaratarak bunu ifade eder. Uzun süre tutulan öfke vb duygular, bağırsak hastalıkları (ülseratif kolit, Chron, tümör vs) olarak “vücut bulabilirler”. Fibromyalji ya da diğer kas ve kemik ağrıları yaşamda taşınan aşırı yük ya da sevdiklerinize verdiğiniz fazla desteğin bir ifadesi olarak ortaya çıkabilir. Sizi üzen birine cevap verememek bulantı yapabilir ve siz bu belirtiyle doktor doktor gezip reflü tanısıyla idare etmek zorunda kalabilirsiniz. Panik atak çeşitli kişilik özellikleri nedeniyle ve taşınan aşırı manevi yüklere bir isyan sonucu ortaya çıkar. Yani kalbiniz çarptı ve nefesiniz daraldı ve bunun sonucunda mecbur kalıp tüm gereksiz yükleri attınız, o zaman beden acaba bizden daha bilge ve aslında bizim iyiliğimiz için belirti ve hastalık organize ediyor olabilirmi?
İşte size söylediklerimi test etmek için bir beden çalışması; bedeninizde ağrıyan bölgeye elinizi koyun ve sadece ağrıya odaklanın, düşünmeden sadece ağrıya odaklanın; ağrının sınırları yayıldığı diğer bölgeleri takip edin; “ağrıya odaklandığınızda ağrı nerelere yayılıyor?, aklınıza hangi düşünceler(yük, öfke vs) geliyor? Hangi duyguyu farketmeye başladınız?
Yazımı “beden size ihanet etmez siz kendinize ihanet ettiğinizde bunu ifade eder” diyerek bitirmek istiyorum.
Karın ağrısı çocuklarda en sık görülen, anne babayı endişelendiren yakınmalardan biridir. Ani başlangıçlı ( akut ) veya uzun süreli ( kronik ) olabilir. Genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkabilir.
Karın Ağrısına Sık Neden Olan Hastalıklar
Bebeklerde en sık karın ağrısı nedenleri:
Kolik (Gaz sancısı)
Gastroözofageal reflü hastalığı
Süt protein allerjisi
Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi
Karın içindeki organlara ait (karaciğer, safra kesesi, pankreas, ince ve kalın barsaklar, böbrekler gibi) yapısal ve iltihabi hastalıklar
Süt ve okul çocukluğu döneminde karın ağrısı nedenleri:
Sindirim ve beslenme bozuklukları
Kabızlık
İshal
Gastroözofageal reflü hastalığı
Gastrit
Ülser
Bazı besin allerjileri
Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar
İdrar yolu enfeksiyonu
Kurşun zehirlenmesi
Solunum yolu enfeksiyonları
Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi
Apandisit
Ergenlik döneminde karın ağrısı nedenleri
Sindirim ve beslenme bozuklukları
Kabızlık
İshal
Gastrit
Ülser
Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar
İltihabi barsak hastalıkları
Apandisit
Jinekolojik nedenler
Testislere ait sorunlar
İlaç kullanımı
Psikolojik nedenler
Bazı kanser türleri
Gastrit: Karın üst bölgesinde ortaya çıkan ağrı vardır. Genellikle yemek yemekle azalır. Bulantı ve bazen de kusma eşlik edebilir. Üç ayı geçen ve başka neden saptanamayan ağrılarda mutlaka akla gelmelidir. Ülser : Mide bölgesinde yanıcı bir ağrı olur. Yemek öncesi, sabah ve gece ağrı daha şiddetlidir. Kanlı gaita görülebilir. Ailede ülser öyküsünün oluşu tanıya yardımcıdır.
Reflü: Çocuklarda karın ağrısı nedenlerinden biridir. Özellikle küçük çocuklarda sık kusma eşlik ederken büyük çocuklarda daha çok ağıza acı su gelme, göğüs bölgesinde ağrı, aşırı gaz gibi bulgular eşlik eder. Bebeklerde ve çocuklarda iştahsızlık ve yutma güçlüğünün bir nedeni olabilir.
Akut Gastroenterit : Çocukta en sık karın ağrısı nedenlerinden biri rotavirüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide barsak enfeksiyonlarıdır. Karın ağrısıyla birlikte ishal, kusma, ateş görülür.
Apandisit : Çocukta önce göbek çevresinde başlayan karın ağrısı, saatler geçtikçe karnın sağ alt tarafına yerleşir. Çocuk bir şey yiyemez, kusmaya başlar. Yürüyemez, iki büklüm yatıp kalır.
Kabızlık: Çocuklarda sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Gaz sancısı : Çocuk karında yer değiştiren keskin bir ağrı tarifler. Beraberinde kusma, ishal yoktur.
Gıda zehirlenmesi : Balık, tavuk, mayonez gibi şüpheli bir gıdanın alımından birkaç saat sonra karında kramp tarzı ağrılar, kusma, ardından da ishal başlar.
Barsak tıkanıklığı : Karın ağrısına yol açan acil durumlardan biridir. Şiddetli karın ağrısı, sarı- yeşil, safralı kusmalar olur. Çocuk gaz, gaita çıkaramaz.
Fonksiyonel karın ağrısı : Beraberinde ishal, kusma, kabızlık, kilo kaybı yoktur. Göbek çevresinde hafif bir ağrı tarifler. Tam nedeni bilinmemektedir. Çocuğa endişe veren, ilgi görmek istediği durumlarda ortaya çıkabilir.
İdrar Yolu Enfeksiyonu : Karnın alt tarafında ağrı, idrar yaparken acıma, sık idrara çıkma, ateş gibi bulgular görülür.
Hepatit : Karaciğer iltihabına genellikle virüsler neden olur. Çocukta halsizlik, bulantı, kusma, karnın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık görülür.
Jinekolojik nedenler : Genç kızlarda adet sancısı da sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Karın Ağrısı Olan Çocuğa Yaklaşım
Kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin.
Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın.
Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin.
Doktora gitmeden karın ağrısıyla birlikte olan bulguları ( ishal, kabızlık, ateş …gibi), ağrının yerini, azaltan veya arttıran faktörleri not ederseniz tanı konmasına yardımcı olacağınızı unutmayın.
Fonksiyonel karın ağrısında da çocuğun rol yapmadığını, gerçekten ağrı hissettiğini bilin ve onu suçlamayın.
Karın Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir?
Eğer karın ağrısı 12-24 saatte geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa
Karın ağrısı, göbek çevresi dışında başka bir bölgedeyse ( Özellikle karnın sağ alt tarafında olan karın ağrılarında apandisit olasılığını göz ardı etmemek gerekir !)
Çocuğun genel durumu kötü görünüyorsa ( Anne baba kendi hislerine güvenip hareket etmeliler, kimse çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz )
Uzamış kusma varsa ( 12-24 saati geçen kusmalar )
Sarı- yeşil, safralı kusmalar varsa
Kanlı kusma varsa
Kanlı ishal varsa
İdrar yapmada ağrı, sık idrara çıkma varsa çocuk doktoruna başvurmalısınız.
Doktor Ne Yapar?
Doktor çocuğu ayrıntılı bir muayeneden geçirir. Bazen muayene bulguları ve sizin verdiğiniz bilgiler tanıya ulaşmada yeterli olur. Bazen de karın filmi, ultrason, gaita incelemesi, idrar testi, bazı kan testlerinin görülmesi gerekebilir. Eğer, ilk muayenede karın bulguları belirgin değilse, doktor çocuğu takibe alıp birkaç saat içinde muayenesini tekrarlamak isteyebilir. Testlerde (kan, idrar, ultrason gibi) herhengi bir neden saptanamayan üç ayı geçen kronik karın ağrıları durumunda, ani başlayan, şiddetli, tetkiklerinde neden saptanamayan ve cerrahi hastalık ekarte edilen hastalarda mutlaka bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafında hasta görülüp endoskopi yapılmalı ve sonuca göre tedavi başlanmaklıdır. Bazen cerrahi bir nedenden şüphelenirse, hatayı bir çocuk cerrahının görmesi gerekir.
Ağrı Kesici Vermeyin!
Çocuğun eğer karnı ağrıyorsa yapılması gereken en önemli şey ağrı kesici vermemektir. Çünkü karnı ağrıyor diye ağrı kesici verilirse durum maskelenmiş olur ve tanıda geç kalınmış olur. Bu hata ne yazık ki sık sık yapılmaktadır. Tanıda olabilecek bir gecikme tedavisi çok zor olan çok ciddi durumlar yaratabilir. Her türlü bağırsak tıkanıklığı, karın şişliği, kusma ve kaka yapamama gibi bulguların yanında çocuğun ayrıca karın ağrısı yakınması da olabilir. Bağırsak düğümlenmesi gibi durumlarda da bir an evvel ameliyatla durumun düzeltilmesi gerekir. Geç kalınırsa bağırsaklarda gangren, delinme ve peritonit gibi daha ciddi durumlar ortaya çıkmaktadır.
Boğulmuş kasık fıtıklarında da karın ağrısı olabilir. Kasık fıtığı ihmal edilmeden bir an evvel ameliyat edilmelidir. Aksi takdirde fıtık boğulur ve karın ağrısına neden olabilir. Fıtığın belirtisi kasıkta şişmedir. Tek başına olan fıtık bazen ağrı yapabilir ancak bu ağrı daha çok kasık bölgesindedir. Karın ağrısı yine testislerin kendi etrafında dönmesi olarak tanımlanan torsiyon dediğimiz durumlarla da olabilir. Bu testisler eğer inmemiş ise, karın içindeyse kısırlık olabileceğinden indirmek gerekir. Ayrıca karında kitle yapan durumlarda ve karın içi organlara bası durumlarında da karın ağrısı ek bir bulgu olarak kendini gösterebilir.
Kısaca vajinal kasların kişinin iradesinin dışında olarak cinsel birleşme esnasında istemsiz bir şekilde kasılarak cinsel birleşmeyi imkansız hale getiren cinsel bir problemdir. Bunu gözümüze bir şey sokmak istesek ani bir şekilde vücudumuz tepki verir ve gözlerimiz kapanır, aynı durum vajina da da söz konusudur. Vajinal kaslar ile kişinin bedenide senkronize olur ve penis girişini bir tehlike korku yada acı duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi engeller. Ülkemizde kadınlarda görülen en yaygın cinsel işlev bozukluklardan biridir. Cinsel terapiye sürecinde de %99 çözülen bir sorundur. Ortalama 8-12 seansta çözülür.
Vajinusmusta cinsel terapi sürecinde önce çiftler sonra ayrı ayrı bir değerlendirme sürecine girilir, daha sonra bir tedavi planı oluşturulur bu tedavi sürecinde genelde bilişsel cinsel düzenlemeler, cinsel egsersizler, aşk oyunları vb. davranışsal ödevler verilir. Bu süreçte en sağlıklı çözüm terapiye çiftlerin beraber katılmasıdır.
Cinsel terapi ile çiftler sadece vajınusmusu çözmezler sağlıklı ve güzel bir cinselliği yaşamayı, aşk oyunlarını kendi bedenlerini tanımayı, partnerinin bedenini tanımak için önemli bir süreçtir.
Zamanı az olan danışanlar için yoğunlaştırılmış cinsel terapi ile 3-4 gün de bu sorun çözülebilir.
Eğer vajinusmusu çiftler sağlıksız bir şekilde çözerse ilerde bir çok kadının yaşadığı gibi cinsel isteksizliğe neden olabilmektedir.
Ülkemiz dışındaki cinsel terapi litaratürünü incelediğimizde vajinismus şu şekilde tanımlanmaktadır; vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin ağrılı ve acılı yada birleşmenin imkânsız olarak algılanmasına vajinismus denir.
Aslında Türk toplumunda kadınların vajinusmus olması kadar doğal bir şey yoktur. Düşünün ki küçüklüğünüzden itibaren size “sürekli bacağını kapat, açma, ört, ilke gece acıyacak, kanayacak, çok canın yanar, kanlar seller götürecek” yanında ki erkek çocuğuna bak bu çok canlar yakacak vb. dünya kadar efsane ile büyüyen bir kadın olun, düğün yapılıyor damat ve gelin orta da herkes sizin az sonra ne yapacağınızı biliyor ve konuşuyorlar, erkek tarafı acaba yapabilecek mi kalkacak mı iner mi? Bir sürü soru işareti ve bu panikle hemen yapmak isteyen bir koca, çünkü inecek korkusu var, kızın vajinası hazır değil kuru bir yere sokulmaya çalışılan bir penis hemen kızın kafasında ki efsaneler canlanıyor evet acıyacak, kanayacak, yırtılıacak korkuları devreye giriyor ve beyin haklı olarak tüm sistemi kapatıyor ve vajinayı korumaya alıyor. bir de kız tarafı acaba bakire mi kan gelecek mi korkuları ekleniyor. Bu kadar sağlıksız cinsel bilgilendirme ile vajinusmusta olunur, erken de boşalınır, ereksiyon sorunları da olur, cinsel isteksizlikte olur. Ve maalesef evlilikler de yıkılır.
VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ
Belirtiler çoğunlukla ilk deneyim ile kendini göstermektedir.
İlişki öncesinde duyulan yoğun heyecan belirtileri endişe, korku, kaygı, tedirginlik vb duygular. Acıyacak, zarar görecek, yırtılacak, kanayacak ve durmayacak düşünceleri… İlişki esnasında yaşanan aşırı heyecan, titreme, kasılma gibi fiziksel ve duygusal bir takım tepkiler. Bütün bedeni eşe karşı kapatma ve eşi itme davranışı (çiftler tarafından kilitlenme diye adlandırılır) İlişki sonrasında ise cinsel istek ve duygusal tatminde görülen azalma, Suçluluk, kişinin kendine beslemeye başladığı nefret duygusu, hayal kırıklığı…
VAJİNİSMUSUN SINIFLANDIRILMASI
DSM-IV’ te ( Amerikan Psikiyatri kurumunun kabul ettiği psikolojik hastalıklar ile alakalı tanı ölçütleri kitabı ) vajinismus bir cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır ve cinsel ağrı bozukluklarının alt kategorisine dahil edilmiştir.
-Ana tanı kriteri; “vajinanın dış üçte birindeki kaslarda, tekrarlayan yada sürekli, istem dışı ve cinsel ilişkiye engel olan spazmın” olmasıdır.
-Vajinal kas spazmı, kolaylıkla gözlemlenebilir ve bazı vakalarda ağrıya sebep olacak kadar şiddetli yada uzun süreli olarak tanımlanır.
-Vajinismus her ne kadar bir cinsel ağrı bozukluğu olarak kabul ediliyor olsa da, tanısı için ağrının gerçekleşmesi gerekli değildir.
–Uluslararası Ağrı – Ağrı Sınıflandırma Çalışmaları Birliği; vajinismusu boyutsal ağrı bozuklukları kategorisine dahil etmektedir.
GÖRÜLME SIKLIĞI
Yurt dışında yapılan klinik çalışma ve vaka raporlamaların bu durumun görülme sıklığının %12 ile % 17 arasında değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Ülkelerde görülme sıklığı kültürel ve bireylerin psikososyal yaşantılarıyla alakalıdır.
Ülkemizde ise görülme sıklığı oldukça yüksektir. Cinsel terapi hizmeti veren özel ve resmi kurumlara başvuran kadınların %60 ının vajinismus şikayeti ile başvurduğu görülmektedir. Bu duruma tedavi arayışına girmeyen kadınlarıda dahil edebiliriz. vajinismusun bir diger özelliği ise bir kaçınma ve erteleme problemi olmasıdır. Genel itibari ile tedaviden kaçınılmaktadır. Neden olarak ise cinsellik kavramının ve cinsel sorunların konuşulması ayıp, günah, yasak, utanç verici olarak değerlendirilmesidir.
VAJİNİSMUSUN ÇEŞİTLERİ
Vajinismusun Primer,sekonder ve atipik olmak üzere iki tiplemesi vardır.
Primer: Kısaca vajinismusu çoğu zaman psişik kökenli cinsel birleşme esnasında kişinin iradesinde bağımsız vajinal kasların kasılarak birleşmenin imkansız olması durumu diye tanımlanır. İstem dışı yaşanılan bu durum ilk seferde hafif ve orta düzeyde yaşanır ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı ve acılıdır. Bu durum Primer Vajinismus diye adlandırılır. Bu durumda kişi hayatında hiçbir şekilde cinsel deneyim yaşamamıştır. En büyük neden psikolojik kökenli kaygı ve korkulardır.
Seconder: Daha öncesinde hiç vajinismus belirtileri yaşamamış daha sonra bir takım travmatik yaşantılar neticesine ( doğum, düşük, kürtaj, travmatik jinekolojik muayne vb) bağlı geliştirilen ve nadir görülen duruma ise Sekonder Vajinismus denilmektedir.
Atipik vajinismus ise nedeni tam olarak bilinmeyen psişik ve organik nedenlerin hiçbirini barındırmayan vajinismus tiplemesidir. Vaka öyküsüne bakıldığında aile ve kültürel dinamiklerde herhangi bir tuhaflık yoktur. Bireyin eğitim düzeyim son derece yüksektir. Kişinin samimi söylemlerine dayanarak alınan öyküsünde vajinismus karşımıza bilinmeyen bir nedenden ötürü çıkmaktadır.
VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ
Herkesin bir öyküsü vardır sözünden yola çıkarak düşündüğümüzde vaka örneklemeleri bize şunu gösterir ki her vajinismus vakası kendine özgü bir takım nedenlere sahiptir. Alınan vaka öykülerinde ve örneklemelerinde aşağıda sıraladığımız yaygın nedenler görülmektedir.
En büyük neden cinsel bilgi ve cinsel eğitim eksikliği ve bunun getirisi olarak yanlış öğrenme ve bilişsel çarpıtmalar. Psişik yani psikolojik kökenli kaygılar Abartılmış ilk gece hikayeleri: Genel olarak akran gruplarının ya da abla, hala, teyze gibi otoritelerin kendi aralarında yapmış oldukları cinsel yaşantılara konuşmalara kişinin direkt ya da dolaylı şekilde muhatap olması şeklinde olur. İlk geceye dahil bu konuşmaların içeriği genellikle kulaktan dolma ve yanlış abartılmış bilgilerdir.(çok acırmış, sabaha kadar kanama durmamış, zor yetiştirmişler, hastaneye kilitlenmiş vaziyette götürmüşler vb şeklinde) bilinç ve bilinç dışının en direkt olarak bilgiye maruz kalması ve koşulsuz kabullenmesi sonucunca geliştirilen bir takım psikoanatomik tepkiler. Kültürel alt kodların beslemiş olduğu kızlık zarı algısı. Kızlık zarının korunması gereken çok değerli bir şey olduğu ve bunun neticesi olarak zarın aşırı önemsenip kutsallaştırılması. Bu problemin ortaya çıkmasında etkin olan nedenlerden biridir. Baskıcı ve otoriter bir aile yapısı. Cinsellik kavramının konuşulmadığı ötelendiği, ayıp ve yasaklandığı ortamlarda yetişme. Cinselliğin kötü ve pis olduğu öğretilen bir ortamda yetişmek Travmatik cinsel yaşantılar ( taciz, tecavüz, cinsel şiddet, ensest vb.)
Ödipal çatışma yada ödipal kompleks İlk geceye dair geliştirilmiş korkular Takıntılı (obsesif) borderline kişilik yapılanmaları Hamile kalma korkusu Pasif, bağımlı, aşırı tolere edici ve anlaşışlı bir eş tiplemesi Çocukluk döneminde kişiyi yanlış bilişsel yapılandırılmaya ve öğrenmeye maruz kılan en direkt telkinler ( Doğru otur, bacaklarını kapat, eteğini ört vb ) Cinsel mitler ( cinsellik hakkında bilinen tecrübeye dayanmayan kulaktan dolma yanlış bilgiler ) Ağrılı ve acılı deney imlenen jinekolojik muayene Aşırı katı dini ve ahlak kuralların yaygın olduğu toplumsal yaşantı. Bazı enfeksiyonik durum ve anormalliklerde vajinismusa yol açmaktadır.
Yukarıda ki nedenlere baktığımızda vajinismusa neden olan faktörlerin psiko, sosyokültürel nedenlere alakalı olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni cinsellik kavramının sürekli toplumumuzda ayıplanması ötelenmesi, yadsınmış, tabu haline getirilmiş olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkemizde cinsellik kavramının yeterli, sağlıklı aynı zamanda bilgilendirici bir cinsel eğitimin verilmemesi var olan cinsel eğitimin ise okullarda fen ve biyoloji kitaplarında yazan birkaç yüzeysel bilgiden ibaret olması cinsel problemlerin gün geçtikce daha da arttığını yapılan vaka çalışmaları bizlere göstermektedir.
İLK DENEYİM, İLKE GECE
Vajinismuslu kadınlar öncesinde herhangi bir cinsel birleşme yaşamadığı için genel itibarıyla bu sorunla yüzleşme, düğün sonrası yaşanan: halk arasında gerdek gecesi yada ilk gece diye bilinen zamanda yaşanır. İlk gecede yaşanılan başarısız deneyimin bir takım faktörlerden kaynaklandığı düşünülür: düğün stresi, yorgunluk, deneyimsizlik, heyecan vb. ve sorun daha sonrasında kendiliğinden çözüleceği düşünülerek ertelenir. Fakat bu durum süreklilik kazanmaya ve olduğu yerde saymaya başlayınca, evde eşi ile bu sorunu sürekli tartışmaya başlar. kadın partnerde kendisinde bir eksiklik olduğu düşüncesi oluşmaya başlar. üzüntü, sıkıntı, gerginlik, suçluluk, değersizlik, her şeyin daha da kötüye gideceği düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek Partnerde ise durum farklı değildir. Eşinin kendini istemediği, sevilmediği, reddedildiği, becereksiz bir şey yapamadığı düşüncesi yaygın olarak görülmektedir. Buna bağlı olarak da erkek öfke ve kırılganlık, kızgınlık duyguları yaşamaya başlar. Eşler arasında doğal olarak kavgalar sorunlar artmaya başlar.
Migren ataklarla gelen tekrarlayıcı baş ağrısıdır. Ataklar en az birkaç saat sürer, nadiren üç güne kadar devam edebilir. Her hasta için atak sıklığı farklı olup aynı hastada bile yaşamın değişik dönemlerinde atak sıklığı değişkenlik gösterebilir.
Çocuklarda migren görülür mü?
Toplumda genellikle migrenin erişkin çağının bir hastalığı olduğu konusunda yanlış bir inanış vardır. Oysa ki migren çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. İki yaş civarında bile migreni ortaya çıkan çocuklar bulunmaktadır. Küçük yaşlarda migrenin tanınması daha güçtür.
Çocuklarda migren belirtileri nelerdir ?
Zonklayıcı tipte olan, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ışıktan veya sesten rahatsızlığın eşlik ettiği şiddetli başağrılarında migren akla gelmelidir. Erişkinlerde tek taraflı başağrısı görülürken çocuklarda ağrı başın her iki tarafında olabilir. Ağrı sırasında renkte solma, halsizleşme görülebilir. Migrenin bir tipi olan auralı migrende ise bunlara ek olarak bulanık görme, yanıp sönen ışıklar/zigzag çizgiler görme vb görsel yakınmalar, yüz, kol bacaklarda uyuşma veya baş dönmesi gibi yakınmalar vardır. Ağrı atakları sırasında çocuklar genellikle sessiz bir ortamda uyumak istemekte, çoğunlukla da uykudan sonra baş ağrısı kaybolmaktadır. Çocuklarda taşıt tutması, bir nedene bağlı olmayan tekrarlayan baş dönmesi atakları ve bir nedene bağlanamayan kusma ve karın ağrısı atakları migren ile birlikte olabilir veya bu belirtiler çocuklarda migrenin öncül belirtisi olabilirler.
Migrenin tetikleyicileri nelerdir?
Migrende her bireyin farklı bir duyarlılığı sözkonusudur. Açlık, baharatlı yiyecekler, peynirler, güneş, lodos, gürültü, sıcak-soğuk, sıkıntı, stres, uykusuzluk/fazla uyku, bazı kokular, egzersiz gibiçeşitli etmenler migren ağrısını tetikleyebilir. Ama bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir.
Migren kalıtsal mıdır?
Migrende genellikle ailevi bir yatkınlık görülür. Migren hastalarının yaklaşık % 70′ inde ailede migren öyküsü vardır.
Migren tanısı nasıl konulur?
Tekrarlayıcı başağrıları olan çocukların öncelikle bir çocuk nöroloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir. Migren klinik bir tanı olup tamamen hastanın yaşadığı ağrıların özelliklerine bağlı olarak öykü ile konur. Bazen, çocuk nöroloğunuz diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla beyin manyetik rezonans görüntülemesine (MR) veya elektroensefalografiye (EEG) gereksinim duyabilir.
Çocuklarda migren tedavisi nasıl yapılır?
Tedavi üç basamakta değerlendirilir:
1- Hastanın düzenli bir yaşamının (düzenli uyku, öğünlerin atlanmaması vb) olması önerilir. Öncelikle o birey için migren atağını tetikleyen nedenler bulunmaya ve mümkünse bu etmenler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bunların saptanması için başağrısı günlüğü denilen bir not defterinin tutlması oldukça yararlıdır. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra birçok hastada migren ataklarının azaldığı görülür.
2- Eğer ataklar ayda 2-3 kez veya daha az ise genellikle sadece atak tedavisi planlanır. Bunun için hastaya ağrının başlangıcında basit ağrı kesici alması ve mümkünse bir süre dinlenmesi önerilir.
3. Eğer çocuk haftada bir veya daha fazla migren atağı geçiriyorsa atakları önleyici tedavi uygulanabilir. Bu tedavi için çeşitli ilaç seçenekleri bulunmakta olup hastanın diğer bulgularına göre çocuk nöroloğu hekim tarafından ilaç seçimi yapılır. Bu tedavi şeklinde genellikle altı ay-bir yıl gibi bir süre ile ilaç kullanımı söz konusu olup atakların en aza indirilmesi amaçlanır.
Çocuklarda göğüs ağrıları, baş ve karın ağrılarından sonra en sık ağrı tipidir. Erişkinlerde göğüs ağrılarının çoğunda bir kalp hastalığı bulunurken, erişkinlerin tersine, çocuklarda göğüs ağrısı nadiren kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Bununla birlikte bu tip ağrılar çoğunlukla kronikleşmekte, ailede ve çocukta şiddetli endişeye yol açarak çocuğun ve ailenin günlük yaşamlarını oldukça bozmaktadır.
Nedenleri
Göğüs ve Göğüs duvarı deri, kas ve iskelet sistemleri, solunum, kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemlerden oluşmaktadır. Göğüs ağrılarında bunlara ait nedenlerin yanı sıra psikojenik etkenler de göğüs ağrısına neden olabilmektedirler.
Çocuklarda ağrının zamanlaması, süresi ve kaybolma süreci, eşlik eden diğer bulgular (öksürük, bayılma gibi) ağrının nedenini belirlemede yardımcı olurlar. Egsersiz sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen ağrı kalp hastalıklarını düşündürürken, hareketle ortaya çıkan ve değişen ağrılar kas iskelet sisteminden kaynaklanırlar. Somatik yakınmalarla birlikte olan göğüs ağrılarında psikojenik etkenler ön plandayken, yemeklere olan ağrılarda gastrointestinal sistem hastalıkları ön plana çıkmaktadır.
·göğüs duvarının vurma, çarpma gibi travma ile zedelenmesi
·kaburga kırıkları, çıkıkları (özellikle spor yapan çocuklarda)
·spor sonrası kaslarda spazm
·Kostokondrit dediğimiz kaburgaların birleşim yerinin iltihabına baplı ağrılar
·Prekordial catch sendromu; nedeni bilinmeyen, iyi huylu bir hastalıktır. Çoğunlukla ergenlik döneminde görülür. Sırtta veya göğüste aniden ortaya çıkan, keskin ağrı ile karakterizedir. Ağrı nefes alma ile artış gösterir. Ağrı birkaç dakikada kendiliğinden iyileşme eğilimindedir. Ağrı derin ve güçlü bir nefes alma ile de kesilebilir. Gün içerisinde birkaç kez tekrarlayabilir
·Akciğere ait nedenler
·Mide- sindirim yoluna ait nedenler
·Psikolojik nedenler
·Kalbe ait nedenler;
Eğer göğüs ağrısına bu bulgular eşlik ediyorsa göğüs ağrısı çok ciddiye alınmalı ve tüm tetkikler yapılmalıdır ;
·göğüs ağrısının egzersizle beraber olması (terleme, solukluk, fenalaşma hissi)
· ağrı ile beraber çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi ve bayılmanın olması
·daha önce kalp cerrahisi uygulanmış olması
·ailede ani ölüm ve/veya kalp kası kalınlığı olan hasta hikayesinin bulunması
Göğüs ağrısı olan bir çocukta bu konuda uzman bir hekimin iyi bir öykü alması ve iyi bir muayene ile ayırıcı tanı genellikle yapılabilir. Kalp hastalığı şüphelenilen olgularda EKG, Tele, Ekokardiyografi, efor testi vb bir çok tetkik aşamalı olarak yapılabilir.
Tedavi
Göğüs ağrısının kalp hastalığından kaynaklandığı kuşkusu, hasta ve ailesinde endişe ve strese neden olmaktadır. Bu da çocuklarda ağrıyı ve psikolojik yakınmaları daha da artırmaktadır. Bu nedenle tedavide öncelikle hasta ve ailesinin ikna edilmesi, nedenlerin açıklanması ve gerekirse hastanın izlenmesi uygun olur. Nedene yönelik tedavi uygulanmalı, göğüs duvarına ait patolojiler de ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Kalp kökenli ağrılarda hastaların pediyatrik kardiyoloji bölümlerinde tetkik ve izlenmeleri planlanmalıdır.
İdiyopatik yani neden bulunamayan göğüs ağrılarının izlemlerinde, herhangi bir tedavi almamalarına karşın ağrı sıklığının giderek azaldığı gözlemlenmektedir.
Prof. Dr. Ertürk Levent
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyolojisi BD Öğretim Üyesi