Etiket: Ağrı

  • Sjögren sendromu’nda tedavi

    Sjögren sendromu’nda tedavi

    Göz Şikayetleri

    Gözden yanma, batma, kuruma, rahatsızlık hissi, kızarıklık, hassasiyet varsa:

    Gün içinde birçok kez kullanılacak, suni gözyaşı damlaları

    Günde 6 defadan daha fazla kullanmaya ihtiyaç duyuyorsanız koruyucu-katkı maddesi içermeyen damlalar kullanmaya dikkat ediniz, zira bu maddelerin kendileri de rahatsızlık hissi, kuruluk ve hassasiyet yaratabilirler.

    Gözlerde kuruluk çok fazla ve ileri düzeydeyse gece yatarken merhem kullanmanız gerekebilir.

    Göz salgılarında koyulaşma-yoğunlaşma nedeniyle yapışıklık varsa:

    Mukus salgısını inceltip sulandıran göz damlaları rahatlama sağlayabilir.

    Gece boyu gözlerde kuruma ve sabah uyanınca rahatsızlık varsa parafin bazlı göz merhemleri kullanılabilir.

    Bazı durumlarda göz hekimi, punktal tıkama uygulanmasını önerebilir. Bu, şu demektir: alt göz kapaklarının burna yakın iç bölümlerinde gözyaşının boşaltılmasını sağlayan kanallar ve bu kanalların delikleri yer alır. Bu delikleri tıkamayı sağlayan küçük ince tıkaçların uygulanması veya benzer görevi görecek gözyaşının akışını azaltan ilaç uygulamaları yapılmasıdır. Genellikle başta geçici tıkaçlar denenir ve bunlar işe yarıyorsa kalıcı tıkaç uygulaması yapılabilir. Eğer halen kuruluk varsa, kalıcı olarak punktum koterizasyonu uygulanabilir.

    Ağız Boğaz Şikayetleri

    Ağız kuruluğu için:

    Yapay tükürük preparatları işe yarayabilir, ancak ne yazık ki bu ürünleri Türkiye’de temin etmek genelde mümkün olmamaktadır.

    Dişlere zarar vermeyecek ağız spreyleri kullanılabilir.

    Azalmış olmakla birlikte halen tükürük salgısı var ise, tükürük bezlerini uyararak etki eden ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar yan etki olarak, terleme, ateş basması, barsak alışkanlıklarında değişiklik ve sık idrara çıkma ihtiyacı doğurabilir. Zamanla yan etkiler azalır ancak başlangıçta düşük dozla başlayıp zamanla ilacın dozunu arttırmak da yan etkileri azaltan bir başka seçenektir. Ancak yine de olası yan etkileri nedeniyle ancak ciddi ağız kuruluğu durumlarında gündeme gelir.

    Ağız kuruluğu ciddi derecede ise ve kuru öksürük, mantar enfeksiyonu gibi başka sorunlara yol açıyorsa mantar tedavisi için ilaç kullanımı da gerekebilir.

    Alkol barındırmayan ağız çalkalama preparatları, şekersiz sakız vb diğer yardımcı preparatlar da ağız kuruluğuna bağlı artmış çürük riskini azaltabilirler.

    Ağız ülserleri için:

    Doktorunuzun reçete edeceği ülserlere yönelik merhem, ağız yıkama solüsyonları veya spreyleri kullanılabilir.

    Alternatif olarak bir çay kaşığı tuz, bir çay kaşığı bikarbonat ve 1 litre suyu karıştırıp elde edeceğiniz sıvı, gargara olarak kullanılabilir.

    Eğer tükürük bezlerinizde ağrı varsa, doktorunuza mutlaka haber verin, enfeksiyon açısından değerlendirmesi gerekebilir. Ağrı var ancak enfeksiyon yoksa kortizon bazlı ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Diğer şikayetler:

    Eklem ağrısı, hassas veya acıyan alanlar varsa: Basit ağrı kesiciler işe yarayabilir. Ancak eklemlerde iltihabi süreç varsa kas içine kortizon uygulaması veya ağız yoluyla benzer ilaçların kullanımı kısa sürede rahatlık sağlayabilecektir. 6 ay veya daha uzun süreli tedaviler ise mutlaka romatoloji uzmanınca etraflıca düzenlenmelidir.

    Aşırı yorgunluk, bitkinlik, uykuya meyil, konsantrasyon güçlüğü varsa: tiroid bezinizin çalışması ve olası Çölyak Hastalığı’nın değerlendirilmesi için kan tahlili gerekebilir. Kinin grubundan bir ilaç olan “Hidroksiklorokin” yorgunluk ve eklem ağrısına iyi gelebilir. Egzersiz ve günlük yaşam düzenlemeleri ek fayda sağlayabilir.

    Ateş: doktorunuz, tiroid sorunları, enfeksiyon, lenfoma gibi daha ciddi sorunları araştırmak isteyebilir.

    Raynaud Fenomeni: yine kan damarlarının genişlemesini sağlayan ve kan akımını bu yolla arttıran ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Migren benzeri baş ağrıları: ağrı kesici ve migrene özel ilaçlar oldukça faydalıdır.

    Karın ağrısı, hassas kolon sendromu: spazm çözücü ilaçlar işe yarabilir, barsak alışkanlığını düzenleyebilir.

    Menapoz şikayetlerinde artış: hormon yerine koyma tedavisi kullanılabilir ancak önemli yan etkileri mutlaka göz önüne almak gerekir.

    * Hastalığa bağlı başka daha ciddi şikayetler varsa veya periferik sinir sistemi etkilenmiş ise diğer ilaçların da zaman zaman gündeme gelmesi olasıdır.

    Ciddi, ilerleyici hastalığı olan kişilerde yüksek doz kortizon ve siklofosfamid gibi bağışıklık baskılayıcı (immunsupresif) ilaçlar gündeme gelebilir. Sinir kökenli ağrılar için gabapentin veya pregabalin grubu ilaçların kullanılmasına ihtiyaç doğabilir.

    Bağışıklık sistemindeki B hücrelerini hedef alan rituximab, bağışıklık baskılayıcı azathioprine veya mycophenolate gibi ilaçlar da kimi Sjögren Sendrom’lu hastada yarar sağlayabilir. Ancak hastalık genelde ağız ve gözlerle sınırlı kaldığından çoğu hastada bu ilaçlara hiç gerek kalmamaktadır.

    Hafif düzeyli karaciğer bozukluğu sık değildir ve yüksek olasılıkla bir tedaviye gerek duyulmaz ancak düzenli kontroller ihmal edilmemelidir. Eğer karaciğerde safra yollarını etkileyen “primer bilier siroz” adı verilen bir tablo gelişecek olursa, bu durumda özel tedavi gerekebilir.

    Primer Sjögren Sendromu olan hastalarda Çölyak Hastalığı (gluten intoleransı) ve hipotiroidizm (tiroid hormonlarının yetmemesi) sıklıkla gelişebilir dolayısıyla bu açıdan da kontrol edilmeleri gerekir.

    Nadiren, akciğerlerde fibrosis denen bir durum gelişebilir ve bu durum kendisini, nefes açlığı, nefes darlığı, kuru öksürük ve göğüs ağrısı olarak gösterebilir. Fibrosis durumunun uzman hekimce değerlendirilmesi şarttır.

  • Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren Sendromu (SS), bir hastalıktır. Normalde bağışıklık sistemi, vücuda yabancı bakteriler, mikroplar ve diğer etkenlere karşı harekete geçip saldırırken, otoimmün bir hastalık olan SS’nda kendi dokularına saldırmaya başlar. Bu dokular arasında en başta tükürük bezleri ve gözyaşı bezleri yer alır. Böylece kuru göz ve kuru ağız şikayetleri ortaya çıkar. Vücudun diğer bölgeleri de bu saldırıdan etkilenebilir. Sonuç olarak etkilenen bölgeye bağlı olacak şekilde cilt kuruluğu, burun, ağız ve solunum yolları kuruluğu, göz kuruluğu, vajina kuruluğu, sindirim sistemi kuruluğu ortaya çıkar.

    Sjögren Sendromu tek başına bir hastalık olarak görülebilir (bu durumda primer-birincil Sjögren Sendromu adını alır) veya diğer romatolojik hastalıklara eşlik edebilir (bu durumda da sekonder-ikincil Sjögren Sendromu denir). Sıklıkla eşlik edebildiği romatolojik hastalıklar arasında Romatoid Artrit, Lupus veya Skleroderma sayılabilir.

    En sık görülen semptomlar ağız kuruluğu ve/veya göz kuruluğu, yorgunluk ve ağrıdır. Çoğu hastada başka semptom görülmez. Ancak semptomların çeşitliliği ve şiddeti, kişiden kişiye oldukça fazla farklılık gösterebilir.

    Göz Sorunları:

    Gözlerinizde yanma, batma, kuruluk, hassasiyet hissedebilirsiniz. Kimi hastalar kuvvetli ışıkta rahatsızlık duyabilirler. Bazılarında ise gözlerde yapışkan bir his varmışçasına bir şikayet yaşanabilir.

    Ağız ve Boğaz Sorunları:

    Ağız kuruluğu ve buna bağlı ağız yaraları-ülserleri olabilir. Kuruluk kendisi ağızda-boğazda yapışkan bir duygu olarak hissettirebilir. Yutkunma zorluğu yaşanabilir ve kimi hastalarda tat algısında değişiklik olabilir. Ses kısıklığı, konuşma süresi uzadıkça ses çıkarmada zorlanma yani seste yorulma, kuru öksürük de bulunabilir.

    Nadiren ağız ve boğaz kuruluğu mantar enfeksiyonlarına, kötü kokulu nefese, ağızda kötü tat varlığına ve artmış diş çürüklerine sebep olabilir. Tükürük bezlerinde büyüme ve ağrı eşlik edebilir.

    Aşırı Yorgunluk-Tükenmişlik:

    Aşırı yorgunluk sıklıkla bulunan şikayetlerdendir ve iyi bir gece uykusundan sonra geçen bir yorgunluk değildir. Bazı hastalarda çökkünlük ve hatta depresyon gözlenebilir.

    Ağrı ve Acılar:

    Eklemlerde iltihabi sürece bağlı şişme ve ağrı bulunabilir. Bazı hastalarda ise yaygın bir ağrı duygusu veya vücudun belli bölgelerinde hassasiyet şeklinde şikayetler olabilir. Ancak eklem problemleri örneğin bir Romatoid Artrit hastalığı gibi hastalıklara kıyasla çok daha hafiftir.

    Diğer şikayetler:

    Vücudun diğer bölgeleri de normale göre daha kuru olabilir. Örneğin:

    Sindirim kanalında kuruluk lokmaları yutmada zorluğa yol açabilir

    Barsaklarda kuruluk “hassas barsak sendromu”na benzer şikayetlere örneğin karın ağrısına sebep olabilir.

    Vajinal kuruluk cinsel ilişki sırasında acı hissetmeye yol açabilir

    Cilt kuruluğu kendisini kaşıntı veya güçlü güneş ışığına hassasiyet olarak gösterebilir.

    Hava yollarındaki kurulukta duman ve toza karşı artmış aşırı hassasiyet gözlenebilir.

    Sjögren Sendromu ile ilgisi olabilecek diğer şikayetler:

    Ateş

    Soğukta moraran parmaklar (Raynaud Fenomeni)

    Migren benzeri baş ağrıları

    Boyun, koltukaltı ve kasıkta lenf bezlerinde büyüme

    Menapozal şikayetlerde artma, alevlenme

    Sinir sistemi şikayetleri örneğin güçsüzlük, hissizlik, keçeleşme

    Damarlarda iltihabi durum (vaskülit)

    Bacakların alt bölümlerinde mor renkli deri döküntüleri (purpura)

    Göğüs ağrısı (plörezi kaynaklı), nefes darlığı, nefes açlığı

    Karaciğer ve böbrek sorunları

  • Her yerim ağrıyor, sakın bende fibromiyalji olmasın??

    Her yerim ağrıyor, sakın bende fibromiyalji olmasın??

    Her gün sırtınızda, kol ve bacaklarınızda, tüm kaslarınızda gün boyu süren ağrılar; bir türlü geçmeyen halsizlik ve isteksizlik, sık sık tekrar eden baş ağrısı ve karın şişkinlikleriniz mi var? Daha da kötüsü gittiğiniz doktorlarda yapılan tahlillerde herhangi bir sorun saptanmadığı söylenip, bunun psikolojik nedenlerle olabileceği mi söyleniyor? Artık çevrenizi rahatsız etmek endişesiyle bu rahatsızlıklarınızdan söz etmekten bile kaçınır hale gelip, bu durumu “başa gelen çekilir” diyerek görmezden gelmeye mi çalışıyorsunuz? Bu soruların çoğuna yanıtınız “evet” ise sizde büyük ihtimalle “FİBROMİYALJİ SENDROMU” var.

    Öncelikle vurgulanması gereken ilk nokta “AĞRILARINIZ GERÇEK !!”. Şikayetleriniz her ne kadar stres, üzüntü, moral bozukluğu gibi nedenlerle artsa da, “her yerim ağrıyor” dediğinizde bunun naz yapma, ilgi çekme yolu olmadığını biliyoruz. Özel görüntüleme yöntemleri ile yapılan tetkiklerde beyinde ağrı merkezlerinin belirgin aktif olduğu, yani ağrının gerçek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.

    Ancak esas önemli bilgi “ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ”. Bu rahatsızlığın tedavisiyle ilgilenen pek çok doktorun kaçındığı, görmek istemediği bir durum Fibromiyalji. Çünkü tedavi zaman ve emek harcanmasını; tek bir yöntemle değil de pek çok tedavi yönteminin bir arada uygulanmasını, yani multidisipliner yaklaşımı gerektiriyor.

    İlaç tedavisi ne yazık ki genelde beklenen iyileşmeyi sağlayamadığı gibi yan etkileri ile kişileri yıpratabiliyor. Düşük dozda verilen bazı depresyon ve epilepsi ilaçları ve farklı türden ağrı kesiciler bazı kişilerde kısmi rahatlama sağlasa da kalıcı etki göstermiyor.

    Tedavide kişiye özel yaşam biçimi düzenlemeleri yapılması gerekli. Tedavinin başlıca 3 önemli unsuru var:

    1. Uyku alanının düzenlenmesi, sağlıklı uykunun sağlanması. Tam karanlık ortamın sağlanacağı ve cep telefonu, televizyon gibi elektromanyetik alanların olabildiğince uzaklaştırıldığı sağlıklı uyku alanı önemli.

    2. Beslenme mutlaka düzenlenmeli. Katkı maddeleri içeren gıdalar, rafine şeker ve buğdaydan uzak durulmalı; organik gıdalar, sebze ve meyveler tercih edilmeli. Besin alerjileri ve duyarlılıklarının da tespit ve tedavisi şart

    3. Egzersiz ve tamamlayıcı metotlar tedaviye katılmalı. Seviyesi yavaşça artırılan aerobik egzersiz, Pilates, Yoga ve Tai-Chi’nin faydaları bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmış. Bir tamamlayıcı tıp metodu olan “Biorezonans” ile de gerek besin alerjilerinin tespit ve tedavisi, gerekse de bağışıklık sistemini zorlayan yüklerin uzaklaştırılıp bağışıklığın da desteklenmesi yoluyla kalıcı ve çok iyi sonuçlar elde etmek mümkün. Biorezonans, Avrupa ve Asya’da oldukça bilinen, 30 yıldır uygulanan, Almanya kökenli, tıbbi cihazla uygulanan bir terapi metodu. Uygulama sırasında hasta herhangi bir ağrı hissetmiyor. Yöntemin temelleri kuantum fiziği, vücudun sağlıklı frekanslarının güçlendirilmesi ve hastalık yapıcı etkenlere ait frekansların silinmesine, geleneksel Çin tıbbı ve akupunktura dayanıyor.

  • Polikistik böbrek hastalığı

    POLİKİSTİK BÖBREK HASTALIĞI

    Nefroloji ve Hipertansiyon Uzmanı Doktor Kadir Gökhan ATILGAN Nefrolojinin en sık görülen kalıtımsal böbrek hastalığı olan “Polikistik Böbrek Hastalığı” hakkında bilgilendiriyor.

    Polikistik böbrek hastalığı kalıtımsal geçişli bir hastalıktır. Görülme sıklığı 1/400 ile 1/1000 gibi bir sıklıkta görülmektedir ve %2,5 gibi bir sıklıkta son dönem böbrek yetmezliği gelişimi olur. Kalıtımsal geçiş dolayısı ile ailede bir veya daha fazla jenerasyonda böbrek yetmezliği ve diyalize girme hikayesi vardır. Bölgelere göre görülme sıklığında bir değişim yoktur. Erkek ya da kadın cinsiyette görülme sıklığı aynıdır. Böbrek hastalıklarının sessiz bir kliniği olduğunu da göze alırsak hastaların büyük çoğunluğu son dönem böbrek yetmezliği ile gelirler. Bu hastaların büyük bir çoğunluğunun da yine ailesinde polikistik böbrek hastalığına bağlı diyalize girme öyküsü vardır. Otozomal dominant geçiş vardır, yani sizde ya da eşinizde polikistik böbrek yetmezliği varsa kız olsun erkek olsun çocuğunuzda görülme olasılığı %50'dir. Son dönem böbrek yetmezliği dediğimiz diyaliz ya da böbrek nakli gereken hastaların %5-10'u gibi bir oranı oluşturmaktadırlar.

    Polikistik böbrek hastalığı olan kişiler hangi şikayetlerle karşılaşır veya nefroloji polikliniğe gelmesi gerekir dersek ;

    1- HİPERTANSİYON: Hastalığın ilk döneminden itibaren gözlenebilir. Semptomatik ya da asemptomatik olabilir. Hipertansiyonun tedavisi ve kontrol altında olması önemlidir. Çünkü hastalık seyrinde ciddi etkisi olmaktadır.

    2-HEMATÜRİ: İdrarda kan görülmesi demektir. Kist rüptürleri, ya da hepimizde olabilecek idrar yolu taşları, idrar yolu enfeksiyonları gibi nedenlerle görülebilir. Mutlaka idrarda görünür bir kan değil, mikroskop seviyesinde yani basit idrar tahlilinde fark edilebilecek düzeyde olabilir. Her ne seviyede olursa olsun mutlaka görüntüleme yöntemleri ile araştırılması gereken bir durumdur.

    3-YAN AĞRISI: Sıklıkla çok sayıda kisti olan veya ileri derecede büyümüş kistleri olan hastalarda karşılaşılır. Böbreğin çevresinde bulunan, kapsül dediğimiz yağ dokusundan oluşan yapı temasa bağlı ağrıya duyarlıdır. Kistler kapsülü germeye başlarsa ağrı duyusu oluşabilir. Bel ağrısı gibi de yansıyabilir. Ayrıca hastalıkta karaciğer gibi pankreas gibi organlarımızda da benzer kistler oluşabilir. Bu organları saran zar dediğimiz yapınların gerilmeside ilaveten karın ağrısı tablosu oluşturabilir.

    4-İDRAR YOLU ENFEKSİYONU: Böbrekte oluşan kistlerin orijini tübül dediğimiz ilk oluşan idrarı taşıyan sistemden oluşması dolayısı ile büyüyen her kist idrar yoluna bası ya da tıkaç oluşturarak idrar yolunda enfeksiyon gelişimi için uygun ortam sağlamaktadır. Bu durum idrar yolu ya da böbrek taşı oluşumunu da tetikleyebilmektedir. Esas korkulan ise nadir görülen bir durum olmakla birlikte kist içi enfeksiyonlardır. Su tüketiminin artırılması ve idrar yolu hijyeninin sağlanması bu hastalıkta bir kat daha önem arz etmektedir.

    Polikistik böbrek hastalığında böbrek harici organ tutulumları da görülmektedir. Biraz evvel bahsettiğimiz gibi karaciğer ve pankreasta kist oluşumlarının yanı sıra kalp kapakçığı kusurları (Mitral kapak prolapsusu), beyin damarlarında anevrizma dediğimiz genişleme ile seyreden ölümcül olabilen durumlar olabilmektedir. Karaciğer daha sık olmakla birlikte pankreasta bir-iki, nadiren daha çok sayıda kistler olabilmektedir. İlgili organda fonksiyon bozukluğuna neden olduğu görülmemekle birlikte, aile öyküsü olmayan yeni tanı hastada görüntülemede tanısal amaçlı olarak önemlidir. Kist enfeksiyonu, kist yırtılması gibi durumlar açısından takibi önemlidir. Beyin damarları anevrizması denen durum çok sık rastlanmaz.

    Hastalıkta tanı koymak görüntüleme yöntemlerimiz olan ultrasonografi, tomografi ve MR ile oldukça mümkündür. Bunların haricinde kan örneği alınarak gen analizi ile polikistik böbrek hastalığı gelişme olasılığını görmek mümkündür. Gen analizi özellikle istediğimiz tek durum; polikistik böbrek hastalığına bağlı böbrek nakli olmak zorunda olan hastada verici olan kardeşi ya da dördüncü dereceye kadar olan akrabada hastalığın bulunma riskinin değerlendirilmesi içindir. Bunun dışında gen analizi istemi tamamen hastanın isteğine bağlıdır.

    Bir önemli nokta da polikistik böbrek hastalığında herkes mutlaka kronik böbrek yetmezliği ile diyalize girmek zorunda kalmamaktadır. Bunun nedeni de etkilenen genetik değişim bölgesi farklılıklarındandır.

    Ama tüm polikistik böbrek hastaları için önerilerimiz aynıdır. Bunlar:

    1- Tuz kullanımını azaltın. Tuz tüketimi özellikle hipertansiyona eğilimli olunması dolayısı ile önemlidir. Tansiyon gelişimi ve böbrek etkilenimini bozan “renin-angiotensin-aldosteron kaskatını aktive etmesi açısından önemlidir. Kist gelişimi ve büyümesinde etkili olan Anti-Diüretik Hormon (ADH) salınımını uyaracaktır.

    2- Su tüketiminizi artırın. Bu uyarımız üre kreatinin değerleri, idrar protein atılımı olmayan hastalar için idamede özellikle önemlidir.

    3-Fazla kilolarınız varsa zayıflamaya bakın. Kilo her kronik böbrek hastalığı sürecinde önem arz etmektedir.

    4- Sigara, kahve, demli çay tüketimi gibi alışkanlıklar diğer böbrek hastalıklarına olan böbreğe olan etkileri, tansiyona olan etkileri ve kısmen kist gelişimi üzerine olan etkileri nedeni ile bırakılması önerilir.

    5-Şakalaşma ile bile olsa spor amaçlı bile olsa darbelerden sırt ve karın bölgenizi koruyun. Kistlerin etkilenimi hayatiyet arz edecek duruma kadar ilerleyebilir.

    6- Ağrı kesici olarak zorunlu hallede paracetamol grubu tercih edin. Diğer ağrı kesicileri mümkün olduğunca tercih etmeyin.

    7-Her türlü ilaç kullanımında nefroloji doktorunuzla irtibatta olun. Kist gelişimi ve böbrek yetmezliğinde ilerlemeye neden olabilecek ilaçlar konusunda uyanık olmak önemlidir.

    8- Fitness gibi yürüyüş gibi hafif sporları tercih edin. Karın bölgesine ya da sırta çarpma, darbe alma riskiniz olan sporlarıve izotonik egzzersiz dediğimiz ağır sporları tercih etmeyin

    Polikistik böbrek hastalığı düzenli takiplerle, ilaç ve diyet önerileri ile sağlıklı bir yaşamı uzun süre sağlayabilirler. Kesin çözüm oluşturacak yani kist gelişimini engelleyen ve böbrek fonksiyon testlerinde artışı durduracak bir ilaç halen tüm çalışmalara rağmen kullanılamamaktadır. Ama çalışmaları devam etmektedir.

  • Romatizmadan kurtulabilir miyiz? Kalıcı tedavisi var mıdır?

    Biz immunoterapi uzmanlarının klasik tıp mensuplarından en büyük farkı iltihaplı eklem romatizması gibi tedavisi henüz kesinleşmemiş hastalıklarda ortaya çıkmaktadır.

    Evet iltihaplı eklem romatizmalarından (her tipinden) sonsuza dek kurtulabiliriz. Kalıcı tedavisi mümkündür ve bu bilinenin aksine şu anda klasik tıpta uygulanan yöntemlerle asla olmayacaktır.

    Şuanda uygulanan yöntemlere öncelikle göz atacak olursak genelde bu hastalarımıza verilenb tedavileri sıralayarak yazıma başlamak istiyorum:

    1- Genelde şiddetli eklem ve yumuşak doku ağrısı ve şişliği için NSAİD dediğimiz ağır ağrı kesiciler ve yüksek doz aspirin , salazoprin ile başlanır…..

    2- Daha sonra veya yine en başta ağrı geçirmek için ağır kortizonlu tedavilere geçilir ki doktor da ağrıdan kıvranan hastayı bir an önce rahatlatma peşinde olduğu için çaresiz bu tedavileri hemen tercih eder…..

    3- Bunlar tabii ki yeterli olmaz uzun dönemde hastalığı kontrol ettiğini düşündükleri prospektüsünde ‘'bu ilaç öldürür ‘' yazan ilaçlara Metotreksat , kinin grubu ve diğer kanser ilaçlarına geçilir ve yıllar yılı hasta sürünerek ölünceye kadar hiçbir ilerleme kaydedilemeden sadece ağrılar geçirilip bir arpaboyu yol gidilip çok ilerleme kaydedildiği hastaya ve yakınlarına inandırılarak çaresiz bu tedavilere devam edilir…. Çünkü biz hekimlerin tek bildiği genelde budur.

    Oysaki birazdan anlatacağım tüm bilgiler tüm romatologlar dahil tıp mensuplarına zamanında öğretilmiş ama sonra unutulmuştur…. Bilimsel olmayan hiçbir yanı yoktur. Hepsi Tıp literatüründe mevcuttur.

    Tüm iltihaplı romatizmal hastalıklar bağışıklık sisteminin bozulması ve yanlış çalışması sonucu oluşur.

    Bu yanlış çalışma ve bozulmada barsak floramızın bozulmasının katkısı çok büyüktür. Şunu hiç unutmamak lazım gelir. Ölüm barsakta gizlidir. (Çin Atasözü) Barsağımız çok iyi duruma getirilirse bu hastalıkta en önemli adımı atmış sayılırız.

    Barsak mantarlarının varlığı özellikle romatizmayla direk ilişkilidir. Tespiti yapılıp mutlaka tedavisi yapılmalıdır.

    Vitamin seviyelerimiz, antioksidan kapasitemiz çok önemlidir.

    Özellikle D vitamin seviyemiz çok yüksek tutulmalıdır.

    Tüm romatizma hastalarında gizli şeker veya şeker hastalığı zaten mevcuttur …. Bir de bu hastalara kortizon vererek tuz biber ekmenin alemi yoktur. Şeker ve unlu mamüller mutlaka dietten çıkarılmalıdır.

    Bunlar gibi romatizmal hastalıkların tetikleyicileri vücudumuzda çok net mevcut olup tanınmaları aslında çok kolaydır. Yeter ki bağışıklık sistemimize çok iyi bakalım.

    KARACİĞER PANKREAS VE BARSAKLAR ARASI KISA DEVRE

    Organlarımızdan sadece karaciğerimiz ve barsaklarımız arasında bir kısadevre hat mevcut olup buna enterohepatik dolaşım (barsak-karaciğer arası dolaşım) adı verilmektedir. Bu çok ilginçtir. Çünkü bu dolaşım kalbi dolaşmadan sadece iki organ arasında gerçekleşmektedir ve bunun anlamı çok ama çok büyüktür.

    Karaciğer metabolizmamızın ana organıdır. Ancak direkt barsaktan etkilenir. Barsaklarda herhangibir bozulma kokuşma , kabızlık, şişkinlik, ishal gibi, durumların hepsi bu dolaşım aracılığı ile karaciğere olumsuz etkiler yollar ve karaciğer yağlanması gelişir…….Kolesterolümüz yükselir …. Pankreas etkilenir ..İnsülin direnci gelişir …Böbrekler etkilenir ve hep beraber tansiyonumuz da yükselir…veya düşer ama mutlaka etkilenir.

    Bağışıklığımız altüst olmaya başlamıştır artık….İşte biz immunoterapi uzmanları bu kısır döngüleri çok iyi bilerek hastayı bir bütün olarak görüp yaklaştığımız için bu mekanizmaları düzeltici tedaviler ile bağışıklık sisteminin kalıcı olarak düzelmesine yol açar, katkıda bulunuruz.

    Vücudumuz o kadar güzel bir bütündür ki asıl kısır döngü alanını bulup düzelttiğinizde tüm vucuttaki bir çok yansıyan sorun ve beraberinde oluşmuş hastalıkların hepsi düzeliverir.

  • Kanserde ağrı tedavisi

    Kanser olan hastalarda önemli problemlerden biri ağrı yakınmasıdır. Yeni tanı konmuş hastaların %30′ unda, ileri evre kanser olan hastaların %70′ den fazlasında ağrı söz konusudur.

    AĞRI TİPLERİ

    Üç tip ağrı tanımlanmıştır:

    Somatik ağrı

    Kutanöz veya derin dokulardaki nosiseptörlerin aktivasyonu ile ortaya çıkar. İyi lokalize edilen bir ağrıdır. Metastatik kemik ağrısı, cerrahi sonrası kesi bölgesindeki ağrı, miyofasiyal ve muskuloskletal ağrı bu grupta yer alır.

    Viseral ağrı

    Torasik, abdominal, pelvik organların infiltrasyonu, kompresyonu ve gerilmesi ile nosiseptörlerin aktivasyonundan kaynaklanır. Tipik olarak intraperitoneal metastazı olan hastalarda ortaya çıkar ve pankreatik kanserde yaygındır. İyi lokalize edilemez, baskı hissi, sıkıştırma şeklinde tanımlanır. Akut olduğu zaman bulantı, kusma gibi otonomik disfonksiyonla birliktedir.

    Nöropatik ağrı

    Periferal veya santral sinir sisteminin kompresyonu, infiltrasyonu gibi nedenlerle hasarlanması sonucu ortaya çıkar. Yine iyatrojenik olarak radyoterapi, kemoterapi ve cerrahi tedavileri komplikasyonu olarak görülebilir.

    Bu üç tipte ağrı aynı hastada tek veya kombine olarak ortaya çıkabilir. Bu ağrı tiplerinde farklı ilaç ve ilaç dışı yaklaşımlar gerekli olabilir.

    ZAMANA GÖRE AĞRI
    Akut ağrı

    Genellikle başlangıcı iyi tanımlanır ve genellikle otonomik sinir sistemi disfonksiyonuna ilişkin semptomlarla beraberdir.

    Kronik ağrı

    3 aydan fazla devam eden ağrıdır. Başlangıcı pek iyi hatırlanmaz. Genellikle ağrıya adapte olunmuştur ve beraberinde davranış, yaşam stili değişiklikleri vardır.

    AĞRININ KLİNİK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

    Dikkatli anamnez

    Hastanın psikolojik durumunun değerlendirilmesi

    Ayrıntılı sistemik ve nörolojik muayene

    Diagnostik taramalar

    Analjezi sağlanması

    Tedaviye yanıtın düzenli olarak değerlendirilmesi

    Tanısal ve tedaviye yönelik girişimlerin hasta düzeyinde kişiselleştirilmesi

    Tedavide hedefin tam olarak belirlenmesi

    Hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi

    AĞRI TEDAVİSİ

    Ağrı tedavisi multidisiplinerdir ve hastanın primer hastalığının tedavisi ile birlikte yürütülür. Analjezik ilaç tedavisi yanı sıra gerekli durumlarda anestezik, cerrahi önlemler alınmalı ve rehabilitasyon, psikiyatrik tedavi uygulanmalıdır.

    Ağrının ilaçlarla kontrol altına alınması belli düzenlemelerle yapılmaktadır. Daha çok tercih edilen WHO tarafından düzenlenmiş basamak tedavisidir. Temel olarak bu yöntemde NSAİ ajanlarla tedaviye başlanır ve ağrının kontrol altına alınıp alınmama durumuna göre opioid kullanımına giden bir süreçte tedaviye devam edilir.

    1. Basamak ağrı tedavisi

    Bu basamakta hafif derecede, ılımlı kanser ağrısı tedavi edilir. Bu grup hastalar nonopioid analjeziklerle tedavi edilmelidir. Ağrının spesifitesine göre bir adjuvant eklenebilir.

    2. Basamak ağrı tedavisi

    Bu grupta hafif yada orta derecede olup birinci basamakta kontrol edilememiş ağrı tedavi edilir. Nonopioid analjeziğe bir opioid eklenir (codeine, oxycodone). Ağrı özelliğine göre gerekirse adjuvant ilave edilmelidir.

    3. basamak ağrı tedavisi

    İkinci basamak ağrı tedavisi ile kontrol altına alınamamış ağrı tedavisi bu gruba girer. Nonopioid ile opioid (morfin) kombine edilir. Gereken olgularda adjuvant eklenmelidir.

    Adjuvant olarak kullanılan ilaçlar sıklıkla Amitriptyline, carbamazepine, Corticosteroid lerdir.

    Dikkatli bir yaklaşımla yapılan ilaçla ağrı tedavisi ile hastaların %90 ında ağrı kontrol edilebilir. %10 undan az bir kısmında daha invaziv yöntemler gerekli olabilir.

    MORFİN

    Ağrı tedavisinin en önemli komponentidir. Genellikle kanser ağrısı tedavisinde doz ağrı kontrolü sağlanıncaya kadar artırılabilir.

    Farmakokinetiği

    Ağız yolu ile alındığı zaman KC de ilk geçişte eliminasyona uğrar. Bu nedenle oral ve parenteral doz ayarlanırken dikkatli olunmalıdır.

    İntravenöz kullanımında etkisi 10-20 dakikada max olur ve kısa sürede kaybolur. Yarılanma ömrü 2-3 saattir.

    İntramusküler veya cilt altı uygulamada etki 2 dakikada başlar 45-9 dakikada max erişir. 4-6 saat etki devam eder.

    Etki mekanizması: Morfin ağrı yolaklarını hem spinal hem de supraspinal düzeyde etkiler. Spinal düzeyde medulla spinalis arka boynuzunda presinaptik opioid (delta ve kappa) reseptörlerini aktive ederek presinaptik inhibisyon yapar. Supraspinal analjeziyi ise mü reseptörleri aracılığı ile yapar.

    Morfinin etkileri:

    üAnaljezi

    üSedasyon

    üSolunum depresyonu*

    üBulantı ve kusma

    üGözde miyozis

    üHipotansiyon

    üHipotermi

    üAntitüssif etki

    üMide tonüsünü artırır, boşalmasını geciktirir, asid salgısını artırır

    üKonstipasyon

    üSafra kanalları ve oddi sfinkterinde spazm

    üMesane tonüsünü artırır, idrar retansiyonu

    üTükürük bezleri salgısını azaltır, ağız kuruluğu

    üTolerans ve bağımlılık**

    * Solunum depresyonu durumunda antidotu naloksandır.

    ** Kanserde ağrı tedavisinde bağımlık çok düşük oranlarda belki görülebilir; bu nedenle tedavinin planlanmasında kriter değildir.

  • Evet, romatizma ağrilariniz hava durumu ile ilişkili ama hava durumu ne ile ilişkili?

    Evet, romatizma ağrilariniz hava durumu ile ilişkili ama hava durumu ne ile ilişkili?

    Romatolog ve hatta doktor olmadan once de sikca duydugum birseydi, romatizmasi olan hastalarin “yagmurlu ya da kotu havalarda” agrilarinin arttigini ifade etmeleri. Romatolog olduktan sonra elbette bu sozleri daha sikca duyar oldum. Hatta bazen tanimadigim ama ne is yaptigimi soran kisilere romatolog oldugumu soyledigimde, yuzlerinde ciddi bir ifade ile ilk kurduklari cumlenin “Himmm…benim dizlerim yagmur yagacagini anlar” olmasini biraz hayretle karsiladim.
    Eminim hasta iseniz ve bu yaziyi okuyorsaniz, siz de benim neden sasirdigima “sasiriyorsunuz” dur. Gercekten de, hastalarin cephesinden olaya bakildiginda bu olay cok dogal ve biz doktorlarin bu kadar dogal bir olayi anlamakta zorluk cekmeleri pek anlasilir bir sey degil. Doktorlarin tarafindan bakildiginda ise, hava durumu ile romatizmal agrilarin iliskisi biraz tartismali bir durum.
    Benim bu konudaki kisisel gorusum (bilimsel bir temele dayanmayan) ise 2 maddede ozetlenebilir; 1-Bu kadar insan (farkli milliyet, farkli kultur, farkli sosyoekonomik gruplardan) boyle bir iddiada bulunuyor ise gercekten bir iliski olma ihtimali vardir (neden-sonuc iliskisi olmak zorunda degil), 2- Boyle bir iliski varsa bile bu durumu hastalarin lehine cevirmek icin yapabilecek cok fazla birsey yok (surekli kurak ve sicak iklimde yasamak disinda). Isin ilginc yani, bu konuyu acikliga kavusturmak icin yapilmis fazla calisma da yok.
    Arastirmacilar bu durumdan yola cikarak, Kuzey Ingiltere'de (herhalde yagmur bol olsun diye ozellikle secilmis !) romatizmal (kas-iskelet) agrilar ile hava durumunun iliskisini arastirmislar. Calisma esasen bir anket calismasi. Anket deyip gecmemeli, calisma oldukca iyi bir tasarima sahip. Arastirma belli bir bolgeye bakan 3 aile hekimligi unitesinde kayitli yaslari 25 ile 65 arasinda degisen 2761 hasta uzerinde yurutulmus. Gerekli izinler alindiktan sonra hastalara anket formu gonderilerek gecen ay icerisinde agrilari olup olmadigi ve olmus ise agrinin ozellikleri ile ilgili sorular sorulmus (agri “gunluk agri” ve de “kronik yaygin agri” olarak siniflandirilmis). Bu sorularin ardindan hastalara o gun (anket sorularini yanitladiklari gun) agrilarinin olup olmadigi sorulmus. Meteorolojiden ise ilgili anket gununun sicaklik, nem, yagis miktari, kac saat gun isigi oldugu gibi detayli hava durumu bilgileri alinmis. Ayni islemler hem birinci hem de dorduncu yilda olmak uzere 2 defa tekrarlanmis.
    Ankete katilanlarin % 41.5'u gunluk agri (kisa sureli agri), % 15.3'u ise kronik yaygin agri (KYA) yakinmalari oldugunu bildirmis. Her iki agri turunun de en cok kis mevsiminde rapor edildigi, bunu azalan siklikta sonbahar, ve bahar aylarinin takip ettigi gorulmus. Kis ile karsilastirildiginda yaz aylarinda gunluk agri'da % 27, KYA'da % 57'lik bir azalma oldugu gozlenmis.
    Yagis durumu ve hava basinci ile bir iliski gosterilememis.
    Agri ile en kuvvetli iliski, gun isigi suresi ve de hava sicakligi arasinda bulunmus. Yani ne kadar uzun sure gun isigi var ve de ne kadar sicak ise agri o kadar az. Detaya girmek gerekirse; gunde en az 6 saat gun isigi var ve de hava sicakligi 17.5 C uzerinde ise agrilarda belirgin azalma gozlenmis.
    Arastirmacilar, yukaridaki sorgulara ek olarak oldukca can alici bazi sorulara da yanit aramislar (hava durumu ile agri iliskisini aciklayacak baska nedenleri ortaya cikartabilmek, dolayisi ile bu iliskinin neden sonuc iliskisi olup olmadigini anlamak icin). Bu sorular da calismanin sonuclarinin yonunu degistirmis.
    Soyle ki,
    1-uyku kalitesi iyi ve gunluk egzersiz suresi fazla ise her iki agri miktarinin azaldigi
    2- anketi gunesli ve de sicak gunlerde dolduran kisilerin uyku kalitesi ve egzersiz surelerinin fazla oldugu gozlenmis.
    Baska bir ifade ile, hava durumu ile agrilar arasinda gozlenen iliskinin, hava durumunun kendisinden ziyade, bu durumun yol actigi uyku kalitesi ya da egzersiz suresi gibi faktorler ile iliskili olabilecegi ortaya konmus. Gecekten de bu faktorler icin duzeltme yapildiginda (bu biraz acili matematiksel bir islem), hava sicakligi ya da gun isigi suresi ile agrilar arasinda gozlenen guclu iliskinin oldukca zayifladigi gozlenmis.
    Sonuc olarak, hava durumu ile agrilar arasinda gozlenen iliskide nedensellik yok gibi. Bunun pratik anlami nedir diye soruyorsaniz, hastalarin cok sordugu bir soru ile aciklayayim durumu.
    Soru _ “ Agrilarimi azaltmak icin daha az nemli ve daha sicak iklimi olan bir sehire mi tasinsam acaba?'
    Yanit _ “ Hayir, hic tasinmaniza gerek yok, bunun yerine hava ne kadar kotu olursa olsun egzersiz yapmanin bir yolunu bulun ve doktorunuzdan uyku problemlerinin cozumu icin yardim isteyin.”

  • Ülser

    ÜLSER

    Ülser nedir?

    Ülser denildiğinde ilk aklımıza gelen midenin çıkış kısmında yani bağırsakların başlangıcındaki “duedonal ülser”dir ve bu hastalık mide asit salgısının fazlalığı ile oluşur. Mide asidi yoksa bu tip ülserde olmaz. Bu tip ülsere ise “peptik ülser” denir yani mide asidi ile gelişen ülser denir. Karın üst kısmında ağrı ile birliktedir. Mide asidi giderilirse bu ülser geçer. Kanserleşme riski yoktur. Ayrıca midenin kendisinde oluşan ülserler vardır ki bunlar tehlikeli olabilir ve kansere dönebilirler. Bu ülserler pek ağrı yapmaz ve mide asit fazlalığına bağlı oluşmazlar ve tedavileri yakın takip ister. Tamamen tedavi oluncaya kadar takip edilmelidirler. Ülserlerde helicobacter denilen mikropların da etkisi gösterilmiştir.

    Ülser hastalarının özellikleri vardır. Her yaşta oluşabilirler. Genellikle hassas, alıngan, kırılgan ve stresli insanlardır. Bahar aylarında ülser ağrıları artar.

    Ülser tedavisi, ülserin yerine göre değişir. Duedonal ülserle, mide ülserlerinin tedavileri farklıdır. Hastalığın şiddeti, mikrop olup olmaması, kanama yapıp yapmaması, ağrının geçip geçmemesi, ağrının sırta vurup vurmamasına bağlı olarak farklılık gösterir.

    Ülserler sindirim sistemi kanalı boyunca mukoza adı verilen iç tabakada yer alan yarıklardır. Peptik ülser, mide ya da oniki parmak barsağının (mideden sonra gelen ilk kısım) asidik salgılarla tahriş olması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır.

    Ülser görülme sıklığı toplumumuzda herhengi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) %2- 6'dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri, mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30- 50 yaşları arasında daha sık olup, erkeklerde kadınlara göre 2- 4 kat daha sıklıkla görülmektedir. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

    Peptik ülser nasıl ortaya çıkar?
    Midenin iç kısmında mukoza adında bir tabaka bulunur. Bu tabakadan asit ve pepsin enzimi salgılanır. Bu salgı aşırı miktarda olduğunda koruyucu faktörler bunu engellemeye yetmez. Mide ve oniki parmak barsağında yara oluşturur. Bu durumda ülser oluşumuna neden olur.

    Diğer bir neden ise Helicobacterpylori olarak isimlendirilen bakterinin enfeksiyon meydana getirmesidir. Bu enfeksiyon peptik ülserli hastaların yüzde 70-80'inde bulunmaktadır. Bu durum ortaya çıktığında antibiyotiklerle tedavi edilmezse hayat boyu görülebilir. Çünkü bu bakteriler yapısında bulunan sindirici enzimler (parçalayıcı bir yapı) ve fiziksel yetenekleriyle midenin mukoza bariyerini eritirler. Bunun sonucunda da midede bulunan güçlü asit yapısındaki sindirici sıvılar bu mukoza tabakasının altında bulunan örtü tabakasının hücrelerini sindirir. Daha ağır durumlarda bunun altındaki dokularda da hasar meydana gelebilir. Sonuçta peptik ülser oluşur.

    Bunların dışında da bazı nedenler de ülser oluşmasına sebeb olabilir. Alkol,sigara,ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar, kortizon…), stres.

    Peptik ülserin belirtileri
    Midede yanma ve ağrı. Ağrı genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötrleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Bulantı ve kusma, kilo kaybı, şişkinlik ve geğirme, daha az sayıdaki hastada ise perforasyon görülebilir.

    Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya daha iyisi üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduedenoskopi) ile konur. Peptik ülserler kronik ve tekrarlayıcıdır. Hayatı kısaltmaktan çok hayatın kalitesini azaltır. Tedavi edilemeyen bir ülserin iyileşmesi 10 – 15 yıl kadar sürer.

    Peptik ülserden korunmak için…
    – Alkol ve sigara kullanmayın,

    – Mide asidini arttıran, kahve, kola gibi mideye zarar veren kafeinli içeceklerden uzak durun,

    – Stres ülsere yol açan bir durumdur. Stresten uzak sakin bir yaşam sürmeye çalışın

    – Bal yemenizin ülserin iyileşmesine çok faydası vardır. Büyük oranda iyileşme sağlar. Ağrı ve yanma şikayetlerini yok eder. Diyabet öykünüz yoksa bir tatlı kaşığı doğal bal tüketebilirsiniz.

    – Az ama sık yemek yiyin.

    – Aspirin asidik yapıda olduğundan ülserli kişilerde rahatsızlığa yol açabilir,

    – Aniden mideniz ağrıdığında bir bardak ılık su içip rahat bir şekilde oturun,

    – Sindirimi zor olan özellikle çiğ besinlerden uzak durmak gerekir. Özellikle soğan ve sarımsak mideye zarar verir ve bu yüzden ülser hastalarına tavsiye edilmez.

    – Doğru tedavi için doğru yaklaşım gerekir…

  • Peptik ülserler ve oniki parmak ülserleri

    Peptik ülserler ve oniki parmak ülserleri

    Mide besinlerin parçalanması ve sindirilmesi için bol miktarda asit ve pepsin salgılamaktadır. Salgıladığı asit ve pepsinin midenin kendi yüzeyine zarar vermemesi için çeşitli organizmanın koruma mekanizmaları vardır. Helicobacter pylori adı verilen bulaşıcı bir bakteri yada ağrı kesici ilaçlar mide yüzeyini koruyan mekanizmalarda yetersizliğe yol açmakta ve bunun sonucunda da mide yüzeyinin bütünlüğünde bozulmalar (ülserler) ortaya çıkmaktadır. Özellikle Helicobacter Pylori infeksiyonunun yaygın olduğu ülkemizde mide ve on iki-barsak (duodenum) ülserleri oldukça sık görülmektedir. Her 10 kişiden biri hayatlarının bir döneminde peptik ülser hastalığına yakalandığı bilinmektedir.

    Peptik ülser belirtileri nelerdir ?
    Mide ve on iki-barsak ülserleri karnın üst kısmında bazen sırta doğru yayılan ağrılara neden olurlar. Bu ağrılar kimi hastalarda yanma , kimi hastalarda kazınma kimi zamanda kramp tarzında olabilir. Bazen hiç ağrı olmaksızın ekşime, midede dolgunluk hissi, kilo kaybı gibi yakınmalar görülebilir. Peptik ülserler her zaman hastada yakınmaya neden olmazlar. Bazen hiçbir yakınma yok iken hastalık, mide kanaması yada nadiren mide delinmesi gibi komplikasyonlar ile ortaya çıkabilir.

    Peptik ülser tanısı nasıl konulur ?
    Mide ve on iki-barsak ülserinin kesin tanısı gastroskopi ile konulur. Gastroskopi imkanı olmadığı durumlarda baryumlu mide duodenum grafisi de tanıya yardımcı olabilmekte ise de bu yöntem ile yüzeyel ve küçük ülserler gözden kaçabilmektedir. Ayrıca mide ve on iki-parmak ülseri olan her hastada Helicobacter Pylori infeksiyonu olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Peptik ülser tedavisi;
    Helicobacter pylori mikrobu nedeni ile ülser hastalığı olan hastalarda öncelikle 7-14 gün süre ile 2 ayrı antibiyotik ve bir mide asidini ortadan kaldıran ilaç (Omeprol, Lansor, Nexium, Pariet vb) ile üçlü tedavi yapılmalıdır. Daha sonra tedaviye mide asidini ortadan kaldıran ilaçlarla 4-8 hafta kadar devam edilmelidir. Helicobacter pylori infeksiyonu olayan hastalarda sadece mide asidini ortadan kaldıran ilaçlar ile 4-8 haftalık bir tedavi yeterli olmaktadır. Ağrı kesicil ilaçlar nedeni ile ülser oluşmuştuğu durumlarda ( Aspirin, romatizma ilaçları vb) kullanılıyor ise ülser tedavisi süresince mümkünse kesilmelidir.

    Peptik ülser ve diyet
    Eski yıllarda uygulanan katı ülser diyetlerinin ülser hastalığının tedavisine bir katkı yapmadığı artık bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Ülser hastalarının uzak durması gereken üç şey alkol, sigara ve ağrı kesici ilaçlardır (aspirin, voltaren, apranax, endol vb). Bunların ülser gelişiminde rol oynadıkları ve ülser iyileşmesini geciktirdikleri iyi bilinmektedir. Hastayı yediğinde özellikle rahatsız eden besinlerden kaçınılabilir. Bu hastalara günde 3 öğün düzenli beslenmeleri önerilmektedir.

    Peptik ülser tedavi edilmez ise neler olabilir ?
    Uygun tedavi almamış ülser hastalığı kanama, delinme, darlık gelişimi gibi komplikasyonlara neden olabilir. Ülser kanamalarının büyük bir kısmı endoskopik yolla tedavi edilebilmektedir. Ülsere bağlı darlık gelişiminde hastaların bir kısmında ilaçlarla bir kısmında endoskopik tedavi yapılabilmektedir. Ancak uzun sürmüş (kronik ) ülser darlıklarında cerrahi müdahalegerekmektedir. Ülser nedeni ile mide veya barsak duvarında delinme oluşmuş ise tek tedavi cerrahidir.

    Peptik ülser kansere dönüşebilir mi ?
    Hayır mide ve on iki-barsak ülserlerinin kansere dönüşme riski yoktur. Ancak özellikle mide kanserleri ülser yapısında da olabildiğinden baştan tanının yanlış konabilmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle mide ülseri varlığında mutlaka ülserden parça alınarak ( biopsi) patolojiye gönderilmesi ve 2 ay içinde ülserin iyileştiğinin endoskopi ile teyit edilmesi gerekmektedir. İyi huylu peptik ülser komplikasyonları arasında kanserleşme yoktur.

  • Kronik Ağrı

    Kronik Ağrı

    Hayat boyu süren kronik hastalıkların, hastaların yaşam kalitesini etkilemesi oldukça sık görülen bir olgudur. Kronik hastalık çerçevesinden bakıldığında, çoğu hasta hayatlarının önemli bir kısmında hastalıklarına depresyonun ve kaygının eşlik ettiğini belirtmektedir. Hastaların hissettiği ağrının depresyonu tetikleme ihtimali olduğu gibi, depresyon belirtileri yüzünden de ağrı şiddeti artabilmektedir.

    Duygusal durumun fiziksel hastalıklarla olan ilişkisi aşikardır. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin, bağışıklık sisteminin işleyişini sağlayan sitokinler; serotonin ile bağlantı içindedir. Depresifken bağışıklık sisteminin zayıflamasının sebebi bu şekilde açıklanabilir. Ağrılı fiziksel belirtileri olan hastalarda depresyon daha şiddetli gitmektedir.

    Epidemiyolojik çalışmalar toplumda ağrının yaşam boyu yaygınlığının %24-37 arasında

    değiştiğini göstermiştir. Literatürde gün geçtikçe artan araştırmalar, depresyon ve ağrı belirtileri

    arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu ilişki bazı araştırmacılar tarafından iki durumun genellikle birlikte görüldüğüne, benzer tedavilere yanıt verdiğine,birbirlerini alevlendirmelerine ve benzer biyolojik yolakları ve kimyasal ileticileri paylaştığına dikkat çekmek için ‘depresyon-ağrı sendromu’

    veya ‘depresyon-ağrı ikilisi’ olarak isimlendirilmektedir.

    Majör depresif bozukluk belirtileri sıklıkla bilişsel, duygusal ve davranışsal sorunlarla

    karakterize edilmekle birlikte, özellikle birinci basamağa ve psikiyatri dışı tıbbi birimlere başvuran

    hastaların birçoğunda ön planda fiziksel yakınmaların bulunduğu bildirilmiştir. Bununla

    birlikte, ağrılı fiziksel belirtileri olan hastaların sağlık durumlarını daha kötü olarak değerlendirdikleri, depresif yakınmalarının daha fazla ve şiddetli olduğu olduğu saptanmıştır.-

    Beş Avrupa ülkesini kapsayan geniş ölçekli bir çalışmada genel toplumda kronik ağrı yaşayanların

    oranı %17 iken, depresyon ölçütlerini karşılayanlarda bu oranın %43’e yükseldiği saptanmıştır.

    Bu bilgiler doğrultusunda, ağrılı kronik hastalıklardan muzdarip kişilerin, depresyonla baş edebilmeleri, fiziksel ağrılarını dindirmeye ağırlık vermeleri kadar önemlidir.