Etiket: Ağrı

  • Fibromyalji hastalığını güncel değerlendirme

    Mesleğim itibariyle iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilgilenmiş olsam da bu hastalıklarla karışan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların içerisinde Fibromyalji önemli bir yer tutmaktadır. Halk arasında kas romatizması olarak bilinen hastalık gerçekten kişinin yaşamını oldukça kötü etkilemektedir. Hastayı tükenmiş gibi hissettirdiğinden dolayıda tükenmişlik sendromu olarak da bilinmektedir.

    KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR ?

    Hastalık her cinsiyette ve geniş bir yaş aralığında görülebilir olmasına rağmen genellikle genç bayan hastalarda görülmektedir. Ancak 15 yaşında ve 85 yaşında hastalar olduğunu hatırlatmak isterim.

    SEBEBİ NEDİR ?

    Fibromyalji aslında romatizmal hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik hastalığa eşlik edebilmektedir. Ancak herhangi bir hastalığı olmayan hatta ekonomik durumu daha iyi olan insanlarda daha fazla görülmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi stress ve psikolojik durum özellikle hastalığın en başta gelen sebebidir. Bunun dışında mevsim değişikleri, psikolojik travmalarda alttaki en önemli bulgulardandır.

    HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR ?

    Hastalar yaygın ağrı ile başvururlar. Benim gördüğüm kadarıyla hastaların saçından tırnağına her tarafta ağrısı vardır. Fakat ağrı sırt kısmında biraz daha yoğunlaşmıştır. Sıklıkla hasta bu ağrısına anlam veremez. Yaygın ağrıya eşlik eden bir diğer bulgu uykusuzluk, depresif mizaç, kabızlık gibi bulgulardır. Benim gördüğüm en sık bulgu uykusuzluk. Hastaların neredeyse tamamı bu soruma evet benim aşırı uykusuzluğum var olarak cevap vermektedir.

    TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MI ?

    Evet fibromyalji tedavisinde çoğu hastanın memnun kaldığı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak fibromyaljinin esas tedavisinde benim kanaatim psikolojik destek ve zihni rahatlatıcı spor ya da başka bir faaliyette bulunmak çok büyük önem taşımaktadır. Ben bunu hastaya her zaman kendin için, sadece kendinin olduğu zaman ayır ve o zaman da kendin için bir şey yap olarak belirtiyorum. Mesela haftanın 3 günü çık yürü. Ama bunu yaz kış her zaman yap bundan vazgeçme olarak tavsiye ediyorum. Bunu yapan hastalarımda çok büyük ilerleme görüyorum. Yapmayan hastalarda da hem ilaç yanıtı hem de hastaların genel ağrı seviyelerinde azalma yetersiz olmakta.

    Sonuç olarak fibromyalji insanların en üretken olduğu zamanda sıklıkla onu yakalamakta. Günlük hayatını oldukça etkilemekte. Anlam veremediği ağrılarla beraber seyretmekte. Ancak hem ilaç hem de ilaç dışı yöntemlerle birlikte tedavi edilebilir bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Öyle bir hastalığınız olacak ki, sürekli ağrılar çekeceksiniz ancak gittiğiniz doktorlar sizi muayene ettiklerinde şikayetlerinizi açıklamakta zorlanacaklar ve yapılan tüm testler normal bulunacak. Bir süre sonra ağrılarınızı anlatma çabanıza yakınlarınız bile kuşkuyla bakacaklar. Diğer taraftan da siz, kendinizde gizli bir kanser olduğunu düşünmeye başlayacaksınız belki de. Oysa rahatsızlığınız, aslında beyin ve ilgili sinir yapısının aşırı olarak dışa vurduğu bir ağrı hissi olup, ilaveten unutkanlık, uyku bozuklukları, halsizlik ve özellikle duygusal durumunuzda iniş çıkışlarla ilişkili bir durum olan fibromiyaljidir. Şu gerçeği kabul etmeliyiz, bu insanlar gerçekten ciddi bir ağrı çekerler. Ancak bu ağrıyı bir paket yapsak ve tamamen sağlıklı bir insana iğneyle verebilsek, çok daha az bir ağrı hissedildiği görülecektir. Hastalarımız bize sıklıkla benim ağrı eşiğim aslında çok yüksektir dese de, burada ifade edilen gerçek hassasiyet eşiğinin çok fazla olduudur.

    Fibromiyalji hastasını yukarıdaki paragrafın güzelce tarif ettiğine inanıyorum aslında. İnsanoğlu her gün daha fazla imkana sahip olsa da, toplumların %8’ini etkileyen bu hastalığa hem hastanın çevresi hem de doktorlar gerçek bir hastalık gözüyle bakmadıkları için, işler daha da karışıyor. Sonuçta kişi kendini daha da anlaşılmaz bir halde buluyor ve günlük hareketler daha da fazla ağrı veriyor, uykular daha bir bozuluyor sanki.

    Fibromiyalji her yaşta görülebilir ve kadınlarda erkeklere göre belirgin olarak daha fazladır. Zengin fakir, gelişmiş gelişmemiş, kültürlü kültürsüz tüm toplumlar benzer oranlarda etkilenmektedirler. Özellikle ailesinde uzun süreli ağrı yakınması ve yine fibromiyaljisi olan bireyler, psikolojik stres ve travmaya maruz kalanlar, yıllardan beri ağrıdan yakınanlar daha da kuvvetli hasta adayıdırlar. Öte yandan eğer hastamızın romatoid artrit, lupus gibi kronik hastalıkları da varsa fibromiyalji riski 3 kat daha fazladır. Tedavisinin tamamlandığını düşündüğümüz ancak işlerin yolunda gitmediğini ve ağrısının devam ettiğini belirten hastalarımızda mutlaka aklımıza fibromiyalji gelmelidir. Uzun süredir devam eden özellikle romatizmal kökenli bu hastalıklar, kişinin psikolojik dayanma barajlarını yıkmış ve örselemiş ve içinde fırtınalar kopartmıştır.

    Hastaların önemli bir kısmında en önemli şikayet ağrıdır. Bazen derinden gelen ve tam olarak yerini tarif edemediği bir ağrı yıllardır rahatsız etmektedir. Omuz, boyun ve sırt ağrıları daha da fazla hissedilir. Ağrılı adet sancısı (dismenore) şikayeti olanlarda da fibromiyaljinin daha fazla görüldüğünü söyleyebiliriz. Farklı bölgelerimizde de anlamsız ağrılar ve yakınmalar vardır, örneğin; çene ağrıları, sürekli halsizlik, ağrılı ve sık sistit geçirme hissi gibi. Ancak benim için barsak sistemi ruhun dışa yansıyan aynalarından birisidir. Zihni duru olan kişinin tuvalet alışkanlığı da saat gibi işler ve kabızlık, gaz gibi şikayetleri olmaz. Oysa fibromiyalji hastalarının yarısında ciddi kabızlık sorunu vardır ve hastalarımız gastroenteroloji polikliniklerinde hassas barsak sendromu tanısı alırlar.

    Neden fibromiyalji hastalarının ağrı algılaması veya hissetmesi daha fazla olur, acaba bu sorunu anlasak hastaya daha fazla yardımcı olabilir miyiz? Davranışlarımız, ruh yapımız ve hayatımızdaki sosyal durumumuz bu noktada hep etkilidir. Kendini zamanın akışına bırakarak, hiçbir hadise karşısında ayakta durmaya çalışmayan, hayatındaki olaylarda sebepleri başkasında arayan, elinden geleni yapsa da şartlarını değiştiremediği için bırakan kişiler için ağrı, vücudun kendisini dışa anlattığı bir dildir aslında. Bu durumu bir numara yapmak tabiriyle açıklamaya çalışmak da hastanın etrafının yaptığı bir hatadır genellikle. Bu hastalığı oluşturan faktörlerin başında uyku bozuklukları gelir. Aslında gerçekten iyi uyku gibisi yoktur ve sabah kalktığında mutlu olan, gülümseyen ve ne güzel bir gün başlıyor diyebilen insanın bedenine aslında fibromiyalji diye bir hastalık da uğramaz. Öte yandan şişmanlık, tembellik veya aktivite azlığı veya sporsuzluk, iş hayatında tatminsizlik eklenince işte size fibromiyalji olmaya aday bir kişi ortaya çıkmıştır.

    Bizim lisanımızla bir adım atalım öyleyse…

    Neyiniz var? Her yerim ağrıyor veya dokunduğum her yerim ağrıyor, bazen kramplar giriyor

    Şikayetiniz ne zaman başladı? Uzun süredir hissediyorum

    En çok nerede hissediyorsunuz ağrınızı? Omuzlarımdan kollarıma yayılıyor sanki, boynum da çok ağrıyor ve her yerime yayılıyor, kalçalarım da ağrıyor, bacaklarıma doğru inen ağrı ve üşüme ve yanmalarım var….

    Peki başka şikayetiniz var mı? Uyuyamıyorum veya kabızlık veya gaz

    Önceleri fibromiyalji tanısı için hassas noktaların sayılması önerilirdi. Ancak aklıma hiç yatmayan bu tanı metodunu bugün terk etmiş vaziyetteyiz. Tanıda en önemli adım, hasta ile çok net bir görüşme ve ardından da iyi bir muayene yapmaktır. İşte bir dönüm noktası ve hastaya bir teşhis koyduk artık ve inanın hastamızı rahatlatan ilk en büyük hareketimiz burasıdır. Çünkü artık şikayetlerinin bir adı vardır ve gerçek olduğu anlaşılmıştır. Muayenesinde belirgin özellik olmaması, testlerinin de güzel çıkması da ayrı bir rahatlatıcı faktör olmuştur kendisi için. Bundan sonra bilinmesi gereken, daha fazla test ve araştırma yapmaya artık kesinlikle bir son verilmelidir. Eğer doktorun kendisinin fark ettiği ve ispat edilen tıbbi ipuçları varsa, zaten hekimlerimiz bunu araştırmaktadırlar.

    Fibromiyalji hastasının derdini anlatamama, kendini ifade edememe ve acaba başka birisine daha mı sorsam endişesi zamanla tıbba olan güvensizliğini artırarak onu, ne olduğu belirsiz ot-çöp tedavilerinin kucağına itecektir.

    Klinikte tedavi ettiğim 60 yaşlarında ve fibromiyalji tanısı alan bir hastamız, tedavisinin ikinci ayında şikayetlerinin yarıya yakınının azalsa da tam geçmediğini söyledi, konuşmamız boyunca bana bu soruyu 6-7 kere tekrarladı ve her defasında baştan alarak anlattığım şeyleri dinlemediğini fark ettim. Kendisine bu hastalığın tedavisinde en önemli olan şeyi (peki siz kendiniz için ne yaptınız?) sorduğumda bana kızdı. Aslında hastalarımıza belki de iyi anlatamadığımız ve bazen bizim de ihmal edebildiğimiz en önemli tedavi basamağı hastanın hayata motive edilmesidir. İyi olacağına inanan insan mücadele etmesi gerektiğini anlar. Fibromiyaljide kişinin kendi ile pozitif mücadelesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlatmaya kelimeler inanın kifayetsiz kalır. Hayata tutunmaktır aslında bu uğraşın sonucu…

    1. Mutlaka egzersiz yapmalısınız ancak bu yapacağınız egzersizler düzenli ve belli bir disiplin içinde olmalıdır. Az bile olsa devamlı olursa egzersizleriniz faydalı olacaktır. Evde yapılabilecek aerobik, plates ve aletli plates inanın sizi tahmin ettiğinizden fazla rahatlatacaktır.

    2. Davranış tedavisi olarak isimlendirilen ve küçük grupların eğitimini hedef alan bu tedaviyi aslında kendi toplumumuza uyarlamamız gerekir. Çünkü ülkemizde çoğunlukla ev hanımlarının bence etkilendiği fibromiyaljiden çıkış yollarını bulmak gerekir. Beraber kitap okuma saatleri, el örgüsü veya uğraş saatleri planlanabilir. Ev hanımları bir araya geldiklerinde zamanlarını faydalı geçirmenin yollarını aramalılar. Vücudumuzdaki her noktanın her türlü ağrı ve sızısını dikkate alarak, üşümesinin ve yanmasının ardında ne gibi hastalıklar olduğunu araştırmayı bırakmak gerekir.

    3. Tamamlayıcı tıp olarak bitkisel kökenli ilaçlar akla gelse de bunlar gerçekten etkili değillerdir. Ağrısını geçirmekte zorlandığım hastalarda akupunkturu nadiren önermekteyim ve bu konuda bilimsel veriler de artmaktadır. Hamam ve kaplıcalar, ancak egzersizin de birlikte sürdürüldüğü ve hastaya öğretildiği bir tedavi ise işe yaramaktadırlar.

    4. Kullandığımız ilaçlara gelince; tek başına ağrıyı kesmeye çalışmak başarı şansımızı azaltmaktadır. Uzun süre kullanılacağı için en düşük doz ve etkideki ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Öte yandan anti-depresanları, asıl amacın iyi bir uyku olduğunu hatırlayarak verdiğimizi belirtmek isterim. Her ne kadar hastalığın altta yatan sebeplerinden birisi kronik depresyon olsa da, sadece depresyonu tedavi ederek fibromiyaljiden kurtulma ihtimalimiz azdır. Son yıllarda gabapentin ve pregabalin içerikli ilaçlar bu alanda en çok başvurduğumuz yöntemlerdir. Ancak tüm bu tedavi seçeneklerinin özellikle iştah arttırıcı, sersemlik verici, ödem yapıcı yan etkileri nedeniyle kullanılmaları kolay değildir.

    İşin gerçeği bence gayret etmeyen, hayatına bakış açısını değiştiremeyen bir fibromiyalji hastasının iyileşme ihtimali de azdır. Şartların ortaya çıkardığı stres faktörleri ne olursa olsun, bunlaradan şikayet edeceğine, bütün gücümüzü toplayarak o engelleri aşmamız gerekir. Ruh hayatın girdabına kapılmış giderken, bedenin ona sağlıklı bir şekilde ayak uydurması imkansızdır.

  • Tendinitler ve bursitler

    Tendinitler ve bursitler

    Tendinit veya bursit, genellikle omuz, dirsek, bilek, kalça, diz ve ayak bileğini tutar. Genellikle aniden oluşur ve şiddetli ağrıya neden olabilir. Tendinit, genellikle tekrarlayan (aşırı ve hor) kötü kullanım sonucunda gelişir. Özellikle erken tedavi edildiğinde, çoğunlukla kısa sürede iyileşir; bazı kişilerde tekrarlayabilir veya (uzun süreli) kronik hal alabilir.

    Kısa Notlar:

    Tendinit ve bursit, kaslar ve kemikler çevresindeki yumuşak doku iltihabı (mikropsuz) veya dejenerasyonudur.

    Acil tedavi: Dinlenme, buz uygulama, sarma (kompresyon) ve yüksekte tutmadan oluşur.

    Ağrıların hızlı kötüleşmesi, kızarıklık ve şişme veya aniden eklemi hareket ettirememe; tehlike işaretleridir.

    Tendinit nedir?

    Resimdeki yeşil alan dizdeki ‘anserin bursa’ olarak adlandırılan bölgesidir; iltihaplanmasına bursit denir. Tendonlar (beyaz), kasların (kırmızı) incelerek bağ halini alması ve kemik üzerine tutundukları alandaki iltihabıdır (mikropsuz). Bu tutunma alanları, tendinit geliştiğinde ağrılı ve dokunmakla hassas olur.

    Bursit nedir?

    Bursit, bursa iltihabıdır (genellikle mikropsuz). Bursa, hareketli yapılar (kemik, kas, tendon veya deri) arasında bir yastık görevi gören, küçük kese şeklindeki dokudur. Kas ya da tendon tarafından bir kenara çekilen kemiğin üzerine binen yükü dağıtır. Bursa iltihaplandığında, çok ağrılıdır, hatta istirahat sırasında da ağrıya neden olur.

    Tendinit ve bursitin nedeni nedir?

    Tendinit, ani şiddetli yaralanmayla oluşabilir. En sık tendonun tekrarlanan, küçük yaralanmalarıyla oluşur. Örneğin:

    Bir klavye kullanırken uzun süreli yazma, saatler süren tavan boyama, doğrama ve kesme gibi uğraşların sonunda, tendinit veya bursitle sonuçlanabilir.

    Sıkı kenetleme-(makas, pense gibi) el aletleri kullanırken ya da uzun süreli sürüş sırasında.

    Tenis oynarken tek el “backhand” oynamak; tenisçi dirseğine neden olur.

    Uygunsuz koşu ayakkabıları giymek veya spor öncesinde uygun eğitim almamak.

    Gut, psödogut, kan veya böbrek hastalığı olan kişilerde genellikle bu hastalığın bir parçası olarak bursit gelişir. Yaşlılar tendinit ve bursite daha yatkındır.

    Nadiren bazı ilaçlar tendinit ve tendon kopmasına (spontan yırtılma) neden olabilir. Bunlar florokinolon antibiyotikler ve statinler (kolesterol düşürücü ilaçlar)’dir.

    Tendinit ve bursit nasıl teşhis edilir?

    Bu sorunların nedenini belirlemek için, öncelikle tıbbi geçmişiniz (anamnez) ve dikkatli bir fizik muayene yapılır. Tendon veya tendon kılıfı boyunca belirli bir noktadaki hassasiyet, tendiniti gösterir. Tendonun bağlı olduğu kasın bir dirence karşı hareketinde ağrı oluşur.

    Çoğu hastada erken dönmede, röntgen, manyetik rezonans görüntüleme veya ultrason taramaları gibi görüntüleme testleri gerekmez. Görüntüleme ve kan testleri, yalnızca sorun tedaviye rağmen devam ederse enfeksiyonu veya altta yatan bir hastalığı (romatoid artrit, gut gibi) incelemeye yönelik yapılabilir. Bursit enfeksiyon sonucunda gelişmişse; bursadan iltihabın direne edilmesi gerekir.

    Tendinit ve bursit nasıl tedavi edilir?

    Tedavi nedene bağlıdır. Neden aşırı kullanma veya yaralanma ise, bunu azaltmaya yönelik önlemler alınabilir. Uygun ergonomi ile güvenle çalışabilirsiniz. Bazı hastalarda eklemin korunması ve tutulan bölgenin desteklenmesi gerekebilir. Tedavi amaçlı, ultrasonik dalgalar bazı hastalarda faydalı olabilir. Ancak genel tedavi prensibi aşağıdaki gibidir.

    -İstirahat: En azından kısa bir süre için, etkilenen eklem istirahate alınmalıdır. Sorun kalça, bacak veya ayakta ise, kısa bir süre için ağırlık binmesi engellenmelidir.

    -Buz: Buz iltihabı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Gün iki kez 10-15 dakika boyunca ağrılı alanı buz uygulanabilir.

    -İlaç: Ağrı devam ederse, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ), genellikle aspirin, ibuprofen veya naproksen gibi ilaçlar gerekebilir. NSAİİ, topikal (cilde uygulanan) formları mevcuttur ve ağrı ve inflamasyonu azaltabilir. Asetaminofen da ağrı hafifletmeye yardımcı olabilir.

    -Kortikosteroid enjeksiyonları, bazı tendinitlerde kısa süreli yarar sağlayabilir. Bir enfeksiyon varsa, uygun bir antibiyotik kullanmak ve iğne ile boşaltılmak gerekir.

    -Destekler: Ekleme binen basıncı azaltmak için baston veya uygun ortezler kullanılabilir.

    -Fizik tedavi: Bazı tendon problemleri, standart tedaviye rağmen iyileşmeyebilir. Tendinit birkaç haftadan fazla sürerse, bir fizyoterapiste başvurmanız gerekebilir. Fizyoterapist size güçlendirme ve germe egzersizleri verebilir. Eğer tendinit veya bursit eklem hareketini uzun süre kısıtladıysa; eklemin hareket açıklığı da eskisi gibi olmayabilir. Örneğin, omuzda “donuk omuz” gelişmesine bağlı eskisi gibi kolunuzu yukarı-aşağı, öne-arkaya uzatamayabilirsiniz; erken tedavi ile bu sorunu önlenebilir.

    -Cerrahi: Tedaviden birkaç ay sonra hala sorun devam ediyorsa, cerrahi düşünebilirsiniz. Tendon veya bursada, enfeksiyon veya yapışıklıkları olan bazı hastalarda, kortizon enjeksiyonu veya ameliyat gerekebilir.

    Tendinite bağlı tendon kopması ciddi bir sorundur. En fazla bacağın aşağısında alt baldır bölgesindeki, Aşil tendonunda yırtılma olur; ameliyat gerektiren durumdur.

    Önleme:

    Tendinit veya bursit gelişmesini önlemeye yönelik tüm eklemleri için geçerli ipuçları:

    -Yoğun egzersiz öncesinde ısınma ve germe egzersizi yapılmalı.

    -Yavaş başlayıp, giderek egzersizin derecesi artırılmalı.

    -Egzersiz ve sporu, sadece hafta sonları değil, günlük yapmaya özen gösterin.

    -Uygun postür ve vücut mekaniğini öğrenin ve koruyun.

    -Size ve yaptığınız spora uygun, spor malzemesi kullanın.

    -Çok uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçının. Dinlenme molaları veya her 20-40 dakikada bir pozisyonunuzu değiştirin.

    -Ağrı oluştuğunda aktiviteyi durdurun, yapmak için kendinizi zorlamayın.

    -“Bu beni öldürse bile bu işi bitireceğim!” Gibi kompulsif davranışlardan kaçının.

    Eklemleri korumak için öneriler:

    Omuz:Ulaşmak istediğiniz nesneye yüzünüzü dönerek uzanın.

    -Sandalyeden uyluk kaslarınızla kalkın, omuzlar veya elinizle iterek değil.

    -Alttan değil, yanlardan itin.

    -Ağır bir nesneyi taşırken, yükü göz hizanızda tutun ve her iki elinizi kullanın.

    Dirsek ve el bileği:

    -Güç gerektiren kavrama ve sıkma hareketlerinde zorlanıyorsanız; yardımcı araç-kavanoz açacağı, araç direksiyon simidi yastığı gibi yardımcıları kullanın.

    -Yataktan kalkarken, karın kaslarınızı kullanın.

    -Bir elinizde veya vücudunuzun bir tarafında ağır bir şey taşımayın. Her iki kola dengeleyerek ve yükü azaltarak taşıyın.

    Diz ve ayak bileği

    -Bacağınızı bükerek (katlayarak) oturmaktan kaçının.

    -Ağırlık binen alanı genişletmek için rahat ayakkabılar giyin; ağırlığı parmak uçlarına değil topuğa verin.

    -Aşınmış ayakkabılarınızı değiştirin.

    -Eğer uzun süre yürüyor veya ayakta kalıyorsanız, ayak tabanını destekleyen ayakkabılar giyin.

    -Bacak kaslarınızı güçlü tutun. Otururken ayak bileğine ağırlıklar (2-10 kilo) koyarak bacak kaldırma egzersizi yapabilirsiniz

  • Romatizma hakkında yanlış bilinenler

    1. YANLIŞ: ROMATİZMA YAŞLILIK HASTALIĞIDIR

    DOĞRUSU: Romatizma hastalıkları, her yaş grubunda görülen hastalıklardır. Sadece osteoartrit (eklem kireçlenmesi), osteoporoz (kemik yoğunluğunun azalması), polimiyaljiya romatika gibi hastalıklar, yaşlanmayla daha yakın ilişkilidir. Aksine spor veya iş kazası veya doğuştan bir bacağı kısa olan genç yaşta kişilerde de eklem kireçlenmesi gelişebilir. Kortizon kullanımı gibi ilaca bağlı, ankilozan spondilit gibi iltihabi hastalıklar veya hormonal nedenler gibi birçok altta yatan hastalığa ikincil genç birinde de osteoporoz gelişebilir. Lupus, ailevi Akdeniz ateşi gibi birçok romatizma hastalığı, genç erişkinleri hatta çocukları etkileyebilir.

    2.YANLIŞ: KALPLICALAR ROMATİZMAYA İYİ GELİR

    DOĞRUSU: Kaplıcalar genellikle sıcak ve mineralli su içerirler. İçmece tipi olanlar, sindirim sistemini rahatlatabilir veya idrar yollarından kum ve taşın atılımını kolaylaştırabilir. Genellikle kireçlenme olarak bilinen osteoartritte, sıcak eklem ağrılarına iyi gelirken, tüm iltihaplı romatizma türlerinde sıcak, ağrı ve iltihabı artırır. Bu nedenle iltihabi romatizmal hastalıklarda kaplıca önerilmez.

    3. YANLIŞ: ROMATİZMA KALBE VURABİLİR.

    DOĞRUSU: Her iltihabi romatizmal hastalık kalbi tutmaz. Sanıldığının aksine, romatizmal hastalıkların çok azı kalbi etkiler. Kalbi etkileyebilen romatizmal hastalıklar içinde en bilineni akut eklem romatizması, özellikle kalp kapaklarını etkileyerek hasar oluşturabilir. Lupus kalp zarında tutulum yapabilse de genellikle tedaviyle kolayca kaybolabilir. Behçet hastalığı ve vaskülitlerin (damar iltihabı) seyri sırasında nadiren kalp etkilenebilir.

    4. YANLIŞ: YAĞMURLU HAVALARDA EKLEM AĞRISI ROMATİZMANIN BELİRTİSİDİR.

    DOĞRUSU: Çevremizde soğuk ve nemli havalarda eklem ağrıları, kemik üzerinde sızlar tarzda ağrı gibi yakınmaları olan kişilerle sıklıkla karşılaşırız. Öyle ki yağmur yağacağını söyleyen; sanki ayaklı meteoroloji uzmanı gibidirler. Çoğu kez doğru da çıkar. Bazen bunun bir romatizma belirtisi olduğunu düşünüp doktora başvuranlar bile vardır. Bu durum, hem romatizma hastalarında, hem de bilinen bir hastalığı olmaksızın sağlıklı kişilerde de; genç-yaşlı fark etmeksizin görülebilir. Romatizma hastalarında, düşük basınçlı soğuk ve yağışlı havalarda daha fazla ağrı hissetme veya var olan ağrıda artma olurken; yüksek basınçlı kuru ve sıcak havalarda ise ağrının kaybolduğu veya azaldığı gözlenmiştir. Hava durumuyla ilişkili eklem ağrısı yakınması, osteoartrit hastalarında biraz daha fazladır. Sağlıklı kişilerde hava durumuyla gelişen romatizmal ağrılar; bir romatizmal hastalığın belirtisi olarak değil; daha çok, o kişinin barometrik değişikliklere gösterdiği kişisel hassasiyet olarak düşünülmelidir.

    5. YANLIŞ: KALSİYUM VE D VİTAMİNİ EKLEMLERDE KİREÇLENMEYİ ARTIRIYOR

    DOĞRUSU: Kalsiyum ve D vitamini, kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin azalmak amacıyla kullanılır. Kemiklerde veya damarlarda kireçlenmeye neden olmaz. Osteoartrit; halk arasında yaygın bilinen adıyla eklemin kireçlenmesi hastalığında gerçekten eklemde kireçlenme olmaz. Röntgen filminde kıkırdak dokunun aşınmasıyla birlikte, sertleşen kemiğin daha parlak ve beyaz görünmesi, kireç rengine benzetilerek bu kullanılmaya başlanmıştır. Eklemde kireçlenme söz konusu değildir.

    6. YANLIŞ: ROMATİZMA BİTKİSEL İLAÇLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİR

    DOĞRUSU: Hiç bir bitkisel ilaç bugün için kanıta dayalı tıpta, hiç bir romatizma türünü tedavi ettiği gösterilememiştir. Aksine bazı bitkisel ilaçlar veya bitkilerin, romatizma tedavisinde kullanılan bir çok ilaçla etkileşerek karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya neden olduğu veya bazı alerjik tepkimemelere neden olduğunu çok sık olarak görüyoruz. Bu nedenle doktorunuza mutlaka bu konuda bilgi veriniz.

    7. YANLIŞ: ROMATIZMA HASTALIKLARI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEKİ YETERSİZLİKLE GELİŞİYOR.

    DOĞRUSU: Halk arasında romatizmal hastalıkların bağışıklık sistemindeki yetersizlikten kaynaklandığı düşünülerek bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel ilaç kullanımı çok yaygındır. Burada bir yanlış anlama söz konusudur. Romatizmal hastalıkların çoğunun kesin nedeni bilinmiyor ve bağışıklık sistemindeki sapkınlık sonucunda gelişir. Bu hastaların enfeksiyonlara cevabı iyidir ancak vücut, kendi hücre ve dokularını tanımayıp onlara karşı da savaş açar. Bağışıklık sistemini uyaran bu bitkisel ilaçlar fayda yerine tersine, hastalığın alevlenmesine de neden olabilir.

    8. YANLIŞ: ROMATIZMA SADECE EKLEMLERIN HASTALIĞIDIR.

    DOĞRUSU: Romatizma denilince akla, eklem, bağ dokusu, kemik veya kasları etkileyen ağrı, şişlik, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlığına neden olan her türlü sağlık sorunları gelir. Aslında iltihaplı romatizmal hastalıklar, ayrıca böbrek, akciğer, karaciğer, cilt, damar, kan hücreleri, sinir sistemi gibi, bir çok organ ve sistemi tutabilir. Bu nedenle hastaların, iç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan romatoloji uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekir.

    9. YANLIŞ: ROMATİZMA HASTALARI İSTİRAHAT ETMELİDİR.

    DOĞRUSU: Romatizma hastaları ağrı ve iltihabın yoğun olduğu dönemde istirahat önerilse de bu süre içinde bile en azından izometrik egzersizlerle (yer çekimine karşı) eklemin hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir. İltihabın azaldığı durumlarda ise yine fizyoterapist eşliğinde eklem hareket açıklığını artıran ve güçsüz kası güçlendirmeye yönelik egzersizler verilir. Sanılanın aksine romatizma hastaları istirahat değil kontrollü egzersizlerini yapmalıdır. Ankilozan spondilit hastalığında ise ilaç tedavisi kadar egzersiz de bu hastalığın her döneminde tedavinin vazgeçilmezidir.

    10. YANLIŞ: ROMATİZMA İLE FİZİK TEDAVİ VEYA ORTOPEDİ İLGİLENİR.

    DOĞRUSU: İltihaplı romatizmal hastalıklar, yalnızca, kas, eklem ve bağ dokusunu değil, bir çok organ ve sistemi etkiler. Bu nedenle, hastaların ilk başvurularının, aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan romatoloji doktorlarına olması gerekir. Aksi takdirde tanı ve tedavide gecikmelerle istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Gerektiğinde romatoloji doktoru, fizik tedavi veya ortopediye sevk etmelidir.

    Romatizma Hastalarına Öneriler

    Romatizmal hastalıklarda stresden uzak kalmak, beslenme ve diyet önemlidir. Çoğu romatizmal hastalık kronik (müzmin) seyirlidir. Genellikle yatışık ve alevlenmelerle seyreder; uzun süreli ilaç tedavisi gereklidir. Bu nedenle hastanın; hastalığı ve ondaki tutulumları hakkında doktorundan sağlıklı bilgi almalı, tedavisine uyum göstermeli ve doktorunun yakın takibinde olmalıdır. Kendisiyle benzer hastalığı paylaşan hasta destek programlarına ulaşabilir. Gerekirse psikolojik destek almalıdır.

    Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, iltihap üzerinde olumlu etkileri nedeniyle önerilir. Bunu haftada 2 kez balık tüketerek veya her gün balık yağı takviyesi alarak da sağlayabilirsiniz. Kalsiyumdan zengin beslenmek, kan düzeyine bakarak eksikse D vitamininin takviye edilmesi önerilir. Yüzme, düz yürüyüşler, pilates, yoga gibi egzersizlerle kontrollü olarak eklem hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir.

  • Romatizma hakkında genel bilgiler (romatizma hakkında bilmek istedikleriniz)

    Romatizma denilince eklemlerimizi, kaslarımızı veya bağlarımızı etkileyen her türlü ağrılı durumlar aklımıza gelir. Aslında romatizma, sadece eklem, bağ dokusu ve kasların değil, bir çok organ ve sistemi de tutabilen hastalıkları bünyesinde taşır. Bu nedenle, kapsamı (yaklaşık 200 kadar hastalığı içerir) oldukça geniştir. Romatizma hastalıklarının belirtisi de tutulan yere ve organa göre değişir. Romatizmal hastalıkları kabaca iltihaplı olan ve olmayan diye ikiye ayırabiliriz. İltihaplı romatizmalardan en sık görüleni romatoid artrit, ankilozan spondilit, gut, lupus, Behçet hastalığı, sedefe bağlı artrit, gibi hastalıklardır. İltihaplı olamayanlarda ise osteoartrit (eklemin kireçlenmesi), fibromiyalji (yumuşak doku romatizması) gibi hastalıklar yer alıyor. Eklem ağrısı; iltihaplı olmayan eklem romatizmasında istirahatte ağrı olmaz. Harekete başlamakla ve o eklemi kullanıp zorladıkça (merdiven inip çıkma, oturup kalkma gibi) ağrı olur, eklemde yarım saati geçen sabah katılığı olmaz ve eklem üzerinde kızarıklık, şişlik ve sıcaklık olmaz.

    Ne zaman iltihaplı eklem romatizmasından şüphelenmeli?

    Travma (düşme, çarpma) olmadan eklem yerinde; ağrı, şişlik, sıcaklık, kızarıklık, hareket ettirirken zorlanma belirtilerinden bir veya daha fazlası varsa,

    Ağrı hem istirahatte hem de hareketle varsa, durdukça daha da artıyorsa, sabahları eklemi kullanırken yarım saatten fazla katılık hissi varsa; iltihaplı eklem romatizmasını düşündürür.

    İltihaplı eklem romatizmasında eklem dışında diğer organ ve dokulara ait belirtiler de olabiliyor. Göz iltihabı (konjuktivit, uveit, episklerit gibi), ağız içi yaralar, saçlarda dökülme, cilt döküntüsü, ağız veya gözde kuruluk, kas ağrıları da romatizmanın bir belirtisi olabilir.

    İltihaplı romatizma hastalarında; eklem ve kas ağrılarının yanı sıra; halsizlik, yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi genel hastalık belirtileri veya tuttuğu yere göre cilt döküntüsü, saç dökülmesi, ağız içi yaralar, ağız ve gözde kuruluk, gözde iltihap, nefes darlığı öksürük, bacaklarda ödem, tansiyon yükselmesi, inatçı ve şiddetli baş ağrısı, karın ağrısı gibi bir çok yakınmalara neden olabilir.

    İltihaplı omurga romatizmasında (ankilozan spondilit), özellikle istirahatte gelişen

    Aşağı bel bölgesi (kaba etlerin arasında; hastalar kalça ağrısı olarak da tarif eder), boyun, bel, sırt ağrısı vardır. Hareket ettikçe

    Bel ağrısı:

    Bel ağrısı, soğuk algınlığından sonra insanları en fazla etkileyen bir sorun. Öyle ki toplumda her 100 kişiden 80’i hayatında bir kez bel ağrısı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bel ağrısı en sık, omurgayı kötü kullanmaya bağlı oluşuyor. Bel ağrılarının yaklaşık yüzde 10’u da ankilozan spondilit, bir başka deyişle omurganın iltihaplı romatizmasından kaynaklanıyor. İltihaplı olan ile olmayan omurga romatizmasındaki bel ağrıları farklı oluyor. İltihaplı olanda ağrı istirahatle oluşuyor, hareketle azalıyor veya geçiyor. İltihaplı olmayan tipinde ise istirahatte bel ağrısı yokken, harekete başlamakla birlikte ağrı oluşuyor.

    Ne zaman ankilozan spondilitten şüphelenmeli?

    40 yaşından önce başlamışsa,

    Sinsi başlangıç (tam olarak başladığı zamanın bilinmediği) gösterdiyse,

    En az 3 aydır sürüyorsa,

    Sabahları ve uzun istirahat sonrası bel tutukluğu artıyorsa,

    Egzersiz ile düzeliyorsa; romatizmadan şüphelenmek gerekiyor.

    Romatizmanın sebepleri nelerdir?

    Romatizmanın çok çeşitleri vardır. Kolay anlaşılır olması açısından iltihabi olan ve olmayan olarak ayırdığımızda; iltihabi olmayan romatizmal hastalıklardan örneğin osteoartritin nedeni genetik yatkınlıkla birlikte, aşınma ve yıpranmaya yani o eklemin hor kullanılmasına bağlıdır. Ekleme binen yükün arttığı şişmanlık, spor yaralanmaları, doğumsal bazı sakatlıklara ikincil olarak fazla kullanma gibi bir çok nedene bağlı gelişebilir. Septik artrit denilen eklemin mikrobik iltihabı hariç, diğer iltihabi romatizmal hastalıkların genellikle sebebi bilinmiyor. Bunların hepsi kişinin bağışıklık sistemindeki bazı anormal davranışlar nedeniyle gelişir. Buna da kişinin genetik yapısının yanı sıra, bazı çevresel faktörler neden olur. Bu çevresel faktörlerden en fazla suçlanan ise bazı enfeksiyonlar, sigara ve strestir.

    Romatizma tanısı nasıl konur?

    Belki her hastalığın tanısında anamnez adı verdiğimiz, hastadan alınan kendi ifadesiyle hastalık bilgisi önemli olsa da bizim hastalıklarımızda ayrı bir önemi vardır. Kişinin ve ailesinin yani birinci derece bazen ikinci derece akrabalarındaki tıbbi özgeçmiş bilgileri edinilir. Ayrıntılı bir muayeneyle birlikte, bazı kan idrar testleri ve görüntüleme testlerini kullanırız. Hastalıklarımızın çoğu, birçok organ ve sistemi de tuttuğundan, farklı hastalıklarla karışabilir. Erken dönemde tanı konulması zor olabilir. İşte bu bağlamda aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan ve romatoloji yan dal ihtisası yapan hekimler; bu hastalıkların daha kolay teşhis ve tedavi edebilir.

    Romatizma nasıl tedavi edilir?

    Çok az romatizmal hastalık tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Hastalıklarımız genellikle uzun seyirli olup alevlenme ve remisyon dediğimiz yatışık durumda gider. Tedavide başlangıçta kısa sürede hastalığı kontrol altına almak için kortikosteroid ve bazı steroid olmayan ağrı kesiciler kullansak da, genellikle uzun süreli, hastalığın seyrini değiştiren ve kontrol altında tutan ilaçlar kullanıyoruz. Aynı hastalık her bireyde farklı seyrettiğinden, veya kişinin yandaş başka hastalığı var ise veya gebelik beklentisi gibi birçok kişiye özel durumlarda; tedavi de kişiye özel düzenlenir.

    Romatizma tamamen tedavi edilebilir mi?

    Romatizmal hastalıkların çok azı tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Genellikle müzmin (kronik) hastalıklar olup yıllar süren uzun süreli tedavi gerekir. Bu nedenle ilaçlar, doktor kontrolünde alınmalıdır. Tedavide amaç hastalığı kontrol altına almak, kişinin ağrısını ve rahat olmasını sağlayarak yaşam kalitesini yükseltmektir.

    Romatizma tedavi edilmezse nelere yol açar?

    Romatizmal hastalıkların erken dönemde tanınıp etkili tedavisinin verilmesiyle, hastalığa bağlı gelişebilecek sakatlık ve ölümlerin önüne geçmek mümkündür. Bunu hastalıklar üzerinden örneklendirecek olursak; iltihabi bir romatizmal hastalıklardan biri olan romatoid artritte, eklemde sakatlık gelişimi genellikle ilk 2 yıl içinde çok hızlı olur. Özellikle ilk 6 ay içinde tanınıp, uygun tedavi alanlarda hastalığa bağlı sakatlık gelişmediği görülmüştür. Ciddi böbrek tutulumu olan lupuslu bir hastada, tedavi edilmezse üremi ve buna bağlı ölüm kaçınılmaz olacaktır.

    Romatizmada aile hikayesi önemli midir?

    Romatizmal hastalıkların çoğunda aile hikayesi önemlidir. Osteoartritte özellikle el osteoartritinde ailesel yatkınlık söz konusudur. Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklarımızda, az da olsa ailesel yatkınlık önemlidir. Ankilozan spondilitli hastaların beşte birinde, birinci derece akrabalarında da benzer hastalık vardır. Sedefe bağlı eklem tutulumunda ise bu oran üçte birdir. Hatta ikinci derece akrabalarda da sedef bulunabilir. Ailevi akdeniz ateşi; birebir (Mendel) geçiş gösteren hastalığımızdır. Birinci-ikinci derece akrabalık önemlidir.

    Stresin romatizmaya etkisi var mı?

    Stres, bir çok romatizmal hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bir faktördür. Örneğin fibromiyalji adı iltihabi olmayan halk arasında yumuşak doku romatizması ad verilen bu hastalıkta; kişide yoğun stres ve buna bağlı ankisiyete ve depresyon gibi bozukluklar vardır. Otoimmun romatizmal hastalıklarımızda ise genetik olarak yatkın kişide, stres bağışıklık sistemini etkiler ve hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran bir faktördür. Romatizmal hastalıkların çoğunluğu (kronik) yani müzmin hastalıklar olduğundan; hastalığın kendisi de kişide stres yaratır ve tedavi uyumunu etkiler. Bu nedenle hastalarımıza çoğunlukla psikolojik destek de gerekir.

    Vitaminin romatizmaya etkisi var mı?

    D vitamini eksikliği ve buna bağlı osteoporoz gelişmesi dışında; vitamin eksikliği romatizmaya neden olmaz. Ancak hastalarımızda steroid kullanımına bağlı osteoporozdan korumak amacıyla mutlaka kalsiyum ve D vitamini takviyesi yapmak gerekir. Metotreksat kullanan hastalarda, folik asit eksikliği gelişeceğinden, mutlaka desteklenmelidir. Bazı hastalıklarımıza pernisyöz anemi denilen B12 eksikliği eşlik edebilir. Araştırılarak tedavisi verilmelidir. Balık yağı; omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, lupus hastalarında faydalı olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla satılan bitkisel bazı ürünler, otoimmün hastalıklarımızın alevlenmesine neden olduğundan kullanılmamalı.

    Fazla kilonun romatizmaya etkisi var mı?

    Fazla kilo, eklem üzerine binen yükü artırarak özellikle dizde ve belde osteoartrit gelişme riskini artırır.

    Romatizmanın kadın ve erkeklerde görülme oranları nelerdir?

    Romatizmal hastalıklar genellikle kadınlarda daha fazla görülür. Lupus ve Sjögren sendromu kadınlarda erkeklere göre 9 kat daha fazladır. Romatoid artrit kadınlarda 2,5-3 kat daha fazladır. Ankilozan spondilit, gut gibi bazı hastalıklar ise erkeklerde daha fazladır.

    Romatizmadan korunmak için nelere dikkat etmek gerekir?

    Bir çok romatizmal hastalığın nedeni bilinmediğinden, korunma sağlamak da pek kolay değildir. Ancak, osteoartrit için; fazla kilo almamak, bacak, boyun, sırt ve bel kaslarımızı güçlendirmek ve eklemin hareket açıklığını korumak için bisiklete binme, (pilates benzeri) germe egzersizleri, yüzme ve düz yürüyüşler yapabiliriz. Osteoporozdan korunmak için, kalsiyumdan zengin beslenme ve gerekirse D vitamini ve kalsiyum takviyesi, ağırlık binen egzersiz (düz yürüyüş gibi) yapılabilir. Sigara, bazı hastalıkların gelişmesini kolaylaştırdığından, içilmemeli. Gut hastalığı için uygun diyet, fazla kiloların verilmesi, tansiyon ve kan şekerinin düzenlenmesi önemlidir. Birinci derece akrabalarda, ailevi Akdeniz ateşi hastalığı varsa, evlenmeden önce genetik danışmanlık alınabilir.

    Kireçlenme (osteoartrit) nedir? Nasıl belirti verir?

    Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), eklemin en sık görülen hastalığıdır. Eklemin kıkırdak yapısının bozulması ve yıkılmasıyla eklemde hasar gelişir. Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında ‘eklemlerin aşınması’ veya ‘kireçlenme’ olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrasında veya doğuştan kalça çıkığı gibi mekanik bozukluklarda; eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle hareketle oluşan bel ağrısı veya eklem ağrısı, takılma hissi ve kısa süreli tutukluk hissi vardır. Merdiven veya yokuş çıkarken, dizi bükerek oturup-kalkarken ağrı ve takılma hissi, özellikle merdiven inerken boşluğa gelme gibi dizinde boşalma hissi olabilir. Eklemin hareket açıklığında azalma olur. Ellerde parmak uçlarında veya ortasında kemikte büyüme gibi belirtiler verir.

    Kireçlenme (osteoartrit), vücüdun hangi bölümlerinde görülür?

    Kireçlenme (osteoartrit), en fazla, omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar; daha az oranlarda omuz ve ayak bileği tutulur.

    Kireçlenmenin sebepleri nelerdir?

    Yavaş seyirlidir. Yaşlanmaya bağlı eklemin kıkırdak yapısı değişir. Fazla kilolu olmak, düşme veya diğer bazı mekanik travmalara bağlı kıkırdakta parçalanma, ardından menüsküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. Gut veya romatoid artrit gibi eklemi tutan ve aşındıran hastalıklarda, osteoartrit daha kolay gelişir.

    Kireçlenme (osteoartrit) tanısı nasıl konur?

    Hastanın öyküsünde; hareketle oluşan eklem ağrısı, takılma ve kısa süreli tutukluk hissi; muayene bulguları ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konur. Direkt grafiler (röntgen) veya bazen daha ileri görüntüleme için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılır.

    Kireçlenme (osteoartrit) nasıl tedavi edilir?

    Osteoartrite bağlı eklem hasarı geliştikten sonra, bunu geriye çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı, ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi genellikle birlikte kullanılır; bazen cerrahi tedavi yapılır.

    İlaç Dışı Tedaviler:

    Kilo vermek ve egzersiz temeline dayanır. Fazla kilolardan kurtulmak; diz, kalça ve bele binen yükü azaltacağından, bazen tek başına da rahatlama sağlar. Vereceğiniz her 10 kg ile dizlerinize binecek 40 kiloyu azaltmış olacağınızı unutmayınız.

    Egzersiz, kas gücünü artırır, eklem ağrısı ve tutuklukta azalma sağlar.

    Ayrıca günlük aktiviteleri için yardımcı ‘wolker’ denilen bir yürüteç veya baston kullanmak, o ekleme binen yükü azaltacak ve dengeyi sağlamaya yardımcı olacaktır. Sıcak veya soğuk (sadece inflamasyon olduğunda) uygulama, kısa bir süre için osteoartrit belirtilerini hafifletebilir.

    Spa (sıcak küvet), masaj, akupunktur gibi bazı alternatif tedaviler, kısa bir süre için ağrıyı hafifletmeye yardımcıdır. Ancak, pahalı ve tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Ayrıca, alternatif tedavileri (bazen tamamlayıcı ya da bütünleyici olarak adlandırılır) uzun vadeli faydaları kanıtlanmamış ama hastalarda bazen geçici iyilik sağlayabilir.

    İlaç Tedavileri:

    İlaç tedavisinin topikal, oral (ağız yoluyla) ve enjeksiyon formları vardır. Doğrudan etkilenen eklemlerin üzerindeki deriye, topikal ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar kapsaisin krem​​, lidokain ve diklofenak jel gibi. Asetaminofen (parasetamol) gibi ağızdan alınan ağrı kesiciler, yaygın olarak kullanılan ilk tedavilerdir. İnflamasyon (sıcaklık, su toplanması ve şişme varlığında) varlığında, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (genellikle NSAİİ denir: naprosyn, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi) kullanılır.

    Eklem içi enjeksiyonlar; kortikosteroidler (kortizon) veya hiyalüronik asit denilen yağlayıcı bir form ile yapılabilir. Bazı hastalarda birkaç yıl, diz protezinde gecikmeye yardımcı olabilir.

    Cerrahi: Şiddetli olgular için bir tedavi seçeneğidir. Eklemde ciddi hasar, ya da tıbbi tedavinin ağrıyı gideremediği durumlarda veya ciddi işlev kaybı varsa, tercih edilir. Cerrahi olarak, diz veya kalça eklem replasmanı (protez) veya daralan spinal kanalda sinir basısını gideren müdahaleler gerekebilir.

    Destekleyici Tedaviler:

    Birçok beslenme takviyeleri osteoartrit tedavisi için kullanılmaktadır. Bunların çoğu, etkinlik ve güvenirlikle ilgili verilerden yoksundur. En yaygın kullanılanlar arasında Glucosamine / Chondroitin sülfat’tır. Ağızdan kullanımının, osteoartritte etkinliği plasebodan (yalancı ilaç) farksızdır. Güvenle kullanmak ve ilaç etkileşimlerini önlemek için, bu takviyelerden herhangi birini kullanmadan önce, lütfen doktorunuza danışın. Bu ilaçların su ve tuz tutarak ödem, tansiyonunuzda yükselme gibi istenmeyen yan etkileri vardır.

    Osteoartritli Hastalara Öneriler:

    Osteoartritin tedavisi yoktur, ancak bunun sizin yaşamınızı nasıl etkileyeceğini yönetebilirsiniz. Bazı ipuçları şunlardır:

    Otururken veya uyurken boyun ve sırtı düzgün konumlandırmak ve desteklemek.

    Bir yere uzanırken sandalye kullanımı veya klozet kullanılması gibi günlük eklemleri zorlamayacak yaklaşımlar da bulunun.

    Bükme gibi eklemi zorlayan tekrarlayan hareketlerden kaçının.

    Aşırı kilolu veya obez iseniz kilo verin. Ağrıyı azaltabilir ve osteoartritin ilerlemesini yavaşlatır.

    Her gün egzersiz yapın.

    Günlük aktivitelerinizde, destek cihazları kullanın.

    Size en uygun egzersizleri öğrenmek ve yardımcı cihazları seçmek için bir fizyoterapist veya mesleki terapist ile çalışabilirsiniz.

    Osteoartrit Tedavisinde Romatoloğun Rolü:

    Romatoloji doktoru, osteoartritin teşhis ve tedavisinde önemli rolü olmakla birlikte; genellikle multidisipliner (diğer bölümlerle ortak) çalışmayı gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle, fizik tedavi, ortopedi veya beyin cerrahisi doktorlarının da bu hastalığın tedavisinde önemli görevleri vardır.

    Kireçlenme (osteoartrit) için kimler risk grubundadır?

    Osteoartrit, yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    Osteoartrit yaşlılarda

    Ailesinde osteoartrit bulunanlarda (özellikle birinci derece akrabalarda-anne, baba ve kardeşlerde)

    Şişmanlarda

    Eklem yaralanması veya eklemlerin tekrarlayan aşırı kullanımına bağlı yaralanması

    Eklem deformitesi (bacak boyunun eşit olmaması, menisküsün erken yaşta çıkartılması, gibi)

  • Polimiyaljiya romatika (ağrılı – iltihablı kas romatizması)

    Polimiyaljiya romatika (ağrılı – iltihablı kas romatizması)

    Polimiyaljiya romatika nedir?

    Polimiyaljiya romatika (PMR olarak kısaltılır, yaygın ağrılı-iltihablı kas romatizması), yaşlılarda sık görülen, yaygın ağrı ve tutuklukla giden inflamatuar (iltihabi) bir romatizmal hastalıktır. Aslında sadece yaşlıların hastalığıdır. Çünkü hastalık 50 yaşından sonra ortaya çıkar. Hastalığın tipik bulgusu, özellikle sabahları olan boyun – omuz ve kalça kuşağında ağrı ve tutukluktur. Hastalar güçsüzlükten değil, ağrıdan yakınırlar. Bazen el ve el bileği eklemlerinde de ağrı olabilir. Ağrı sabahları çok fazladır; gün içinde hareketle azalabilir; ancak hareketsiz kalındığında gün boyu sürer. Hastalar, geceleri ağrı nedeniyle uyandıklarını, sabahları giyinirken, kollarını hareket ettirirken veya kalça hareketlerinde ağrıdan yakınırlar.

    Polimiyaljia romatikanin sebebi nedir?

    PMR’nin nedeni bilinmiyor. Omuz ve kalça eklemi ve çevresindeki bursalarda (eklem yastıkçıkları) inflamasyon saptanır. Miyalji, kas ağrısı demektir; fakat bu hastalarda kas enzimleri ve kas biyopsisi normaldir.

    Polimiyaljia romatika kimleri tutar?

    PMR’yı 50 yaşın üzerindeki yetişkinleri tutar; semptomlar ortalama 70 yaşında başlar; 80’li yaşlarda daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Beyaz ırkta, diğer ırklara göre fazladır. Fakat tüm ırkları etkileyebilir. Görülme sıklığı:600/100 000. Bazı Avrupa ülkelerinde %1 sıklığında görülür.

    Polimiyaljia romatika nasıl teşhis edilir?

    PMR’yi gösteren özel bir test yoktur. Üç aydan uzun süreli istirahatte gelişen, durdukça artan boyun, omuz ve kalça kuşağında yaygın ağrıları 50 yaşın üstündeki kişilerde; eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve C- reaktif protein (CRP) yüksekliği vardır. Kronik hastalık anemisiyle uyumlu kansızlık olabilir. Ancak bunların hepsi, enfeksiyon, kanser, romatoid artrit gibi bir çok hastalığın seyrinde de olabilir. Bu nedenle PMR tanısı koymak için, karışabilecek bu gibi durumların ekarte edilmesi şarttır.

    Polimiyaljia romatika nasıl tedavi edilir?

    PMR’den şüphe edildiğinde, başlanacak günlük 16mg prednizon (steroid) dozuyla dramatik düzelmenin olması, tanıyı da bir anlamda destekleyen bir bulgudur. 2-3 hafta bu dozda verilir, sonra giderek azalan dozlarda yaklaşık bir yıl tedaviye devam edilir; bazen 2-3 yıla uzayabilir. Düşük doz, haftada bir gün metotreksat tedavisinin steroid tedavisine eklenmesi; hem steroid ihtiyacını azalttığı ve daha rahat doz azaltılmasını sağlar.

    Bu hastaların yaşlı olduğu düşünülürse; düşük dozda bile olsa, steroid tedavisinin komplikasyonları açışından dikkatli olmak gerekir. Kan basıncı ve kan şekeri takibi, mide yakınmaları, kilo alımı, katarakt ve osteoporoz (kemik erimesi) açısından önlem alınmalıdır.

    PMR’li hastaların, yaklaşık %5-15inde, dev hücreli arterit adı verilen büyük damar iltihabı eşlik eder. Bu hastalarda, ateş, şiddetli baş ağrısı, kafada saçlı deride hassasiyet, çenede yemek yerken veya konuşurken yorulma ve bazen de geçici görme kaybı ile bulgu verebilir. Bu durumda derhal romatoloji doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Bel fıtığı hakkında sorular ve cevaplar:

    Bel fıtığı hakkında sorular ve cevaplar:

    Bel fıtığı; Omurlar arasındaki diskin dışarı doğru fıtıklaşmasıyla (kaymasıyla) bacağa doğru giden sinirlerin sıkışmasına neden olan ağrıya neden olur. Bel ağrısı, belden tek veya iki bacağa doğru yayılan ağrıya neden olur ki buna siyatalji denir. Disk herniasyonu (bel fıtığı), refleks, duyu ya da kas gücü kaybıyla giden sinir fonksiyon kaybına neden olabilir.

    Hangi durumlarda bel fıtığından şüphelenmeliyiz?

    Belinizdeki ağrı;

    -Aniden ortaya çıktıysa veya üç aydan kısa süreli ise, istirahat halinde iken rahat, ancak hareket etmeye başladığınızda (çorap giyerken, ayakkabı bağlarken, yürümede, oturup-kalkmada, ayağınızı havaya kaldırırken-merdiven çıkıp inerken gibi) ağrı ortaya çıkıp ve durup istirahat ettiğinizde geçiyorsa,

    -Belinizdeki ağrı bel-kalçadan (kaba etlerinizden) aşağıya dize doğru yayılıyor hatta bazen topuğunuza kadar iniyorsa

    -Genellikle ağrı tek bazen iki bacağa doğru vurur

    -Bel fıtığı çok ilerlerse ; düşük ayak, iktidarsızlık, kaslarda güçsüzlük ile çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ortaya çıkabilir.

    -35-50 yaşlarında ve fazla kilolu-uzun boylularda daha fazladır.

    -Genellikle beli zorlayan veya hatalı hareketler, (aşırı kilolu olmak (bele fazla yük binmesi ile, yük taşımak, ev hanımı veya aksine sürekli oturarak masa başı çalışanlarda, şöförlerde, uzun süre ayakta kalan öğretmen gibi belli meslek gruplarında, yoğun stresli işlerde çalışanlarda ve hamilelik, gibi) ile ortaya çıkar.

    -Eğer bel ağrınız 40 yaşından önce başlamışsa, uzun süreli ise (genellikle alevlenme ve yatışık olarak 3 aydan fazla süren), ancak istirahatte ortaya çıkıp, gecenin ikinci yarısı bel ağrısı ile uyanıyorsanız, sabahları bel ağrısı ve tutukluk ile uyanıyorsanız, yatakta bir taraftan diğer taraf dönmekte zorluğunuz oluyorsa, aklınıza bel fıtığı değil iltihaplı omurga romatizması olan ‘ankilozan spondilit’ gelmeli.

    Bel fıtığından korunmak için neler yapmalıyız?

    -Bel, boyun ve sırt kaslarınızı, bacak kaslarınızı güçlendirici egzersizler önerilir. Bu şekilde güçlü kaslarla, omurgaya binen yükü azaltabilirsiniz.

    -Eğer sigara içiyorsanız, bırakın; sigara bel ağrısına yatkınlık sağlayan bir faktördür.

    -Eğer kilolu iseniz, ideal kilonuza inerek form tutun. Bu şekilde omurgaya binen yükü azaltarak, fıtık gelişmesini önlemiş olursunuz.

    -Vücudunuza gereken önemi gösterin, egzersiz yapın, doğru beslenin ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün.

    -Bel fıtığı teşhisi alan hastalara yaşamsal pratik günlük öneriler:

    Çok alçak (çok alçak tuvalet gibi) veya çok yüksek yerlere oturmayınız. Otururken belinize yastık ile destekleyiniz. Kesinlikle yere yatmayınız. Yere eğilmelerinizde belinizden değil, diz ve kalçadan destek alın. Yerden bir cisim (şey, eşya)kaldırırken, belinizden eğilmeyin, dizinizden ve kalçanızdan bükülün veya çömelin, cismi gövdeye yaklaştırıp bu şekilde doğrulun. Ağırlık taşırken iki elinize eşit yük alın. Yatağa yatarken önce oturun, bacaklarınızı karnınıza çekerek yan yatın ve sonra sırt üstü uzanın (yataktan kalkarken de tam tersini uygulayın). Bir eşyayı çekmek veya itmekten kaçının; mutlaka yapmanız gerekiyorsa itin. Yukarıdan bir eşya almanız gerekirse uzanmak yerine ayaklarınızın altına bir sağlam tabure alarak öyle alın. Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın.

    Ameliyat çözüm müdür? Başka yöntemler var mıdır?

    Bel fıtığının erken safhasında, yani; bel ve bacak ağrısının olduğu ancak henüz uyuşma veya düşük ayak gibi nörolojik (sinirsel) belirtilerin olmadığı hastalarda; yatak istirahati (tercihen omurganın şeklini alan viscoelastik yataklar), anti-inflamatuar (iltihap/yangı giderici) etkili ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar (mide korunarak) verilir. Beli zorlayacak hareketlerden kaçınması (yukarıda bahsedilen) önerilir. İleri evrelerde ise hastanın muayene, ENMG (elektro-nöromyografi) ve MR bulgularına göre tedavi planı yapılır. Ağrı çok ise ve ağızdan alınan ilaç tedavisine bir hafta içinde yanıt yoksa, ayrıca kısa seans fizik tedavi uygulamasından da fayda görmüyorsa; o bölgeye sıkışan sinirin etrafındaki ödemi çözen ve ağrıya etkili ilaç zerk edilir ‘lomber epidural enjeksiyon’ ve ‘transforaminal enjeksiyon’ gibi. Ameliyat son çözümdür ancak bazen hasta ileri evrede gelmiş ve ciddi sinir basısı bulguları varsa nadiren ilk müdahale de olabilir. Ancak bel fıtığı hastalarının, sadece %1-5’i ameliyata gittiği unutulmamalıdır. Yani bel fıtığı hastalarını çok azına ameliyat gereklidir. Bazen cerrahi tedavi kararında geç kalındığında, kalıcı hasarlar gelişebilir.

    Ameliyatın riski var mıdır? En başarılı yöntem hangisidir?

    Bu ameliyatın mutlaka omurga cerrahisine hakim; mikrocerrahi ile uğraşan ortopedi veya beyin cerrahisi uzmanlarınca yapılması gerekir. Birçok cerrahi müdahale yöntemi var. Uygulanacak cerrahi müdahalede hastanın yaşı, kilosu, yandaş hastalıkları gibi durumlar göz önüne alınarak cerrah tarafından yapılacak ameliyatın türüne karar verilmeli. Bu şekilde başarı da artacaktır.

    Ameliyattan sonra şikayetler geçer mi?

    Ameliyatın başarısı: sinir basısının ne kadar erken evresinde yapılırsa veya hastaya bağlı bazı olumsuz durumlar yoksa (aşırı kilolu değilse, erken mobilizasyon ve uyarılara sıkı şekilde uyulması) ve doktorun konusunda tecrübeli olmasıyla ilintilidir. Genellikle ülkemizde konunun uzmanı cerrahlar elinde (ortopedi veya beyin cerrahisi) başarı ile uygulanan ameliyatlardır.

  • Bel ağrısı nedir?

    Bel ağrısı nedir?

    “Ah belim, ağrıyor”, lafını çok duyarız. Bu mekanik bası bulgusuna bağlı basit bir ağrı olabileceği gibi daha az da olsa, sistemik bir hastalığın belirtisi olabilir. Aslında, bel ağrısı bir çok hastalıkla ilişkilidir. Ancak iyi haber, bel ağrısı olan çoğu insanda, bir veya iki hafta içinde düzelme olur ve yüzde 90’ı sekiz hafta içinde tamamen iyileşir.

    Kısa Bilgiler:

    -Bel ağrısı insanların, boğaz ağrısından sonra ikinci sıklıkta doktora başvuru sebebidir.

    -Bel ağrısıyla gelen bir kişinin tanısında, anamnez (hastalık öyküsü) ve fizik muayeneyle; doğru yaklaşımla bir çok pahalı testlerin önüne geçmek mümkündür.

    Bel ağrısı nedir?

    Bel ağrısı epizotlarının çoğu, mekanik bozukluklar nedeniyle oluşur.

    Hareket halindeyken belden başlayıp aşağıya bacaklara-dize doğru yayılan ağrıya siyatik ağrı-siyatalji denir.

    Bel ağrısının nedeni nedir?

    Bir kural olarak, bel ağrısının büyük bölümü, bel ve omurganın aşırı kullanımıyla ilişkili mekanik bozukluklar ya da yaşlanmaya bağlı değişiklikler nedeniyle oluşur. Olguların yaklaşık yüzde 10’unda, bel ağrısı sistemik bir hastalığa bağlıdır.

    Bel ağrısının nedenleri, mekanik ve sistemik hastalıklar diye ikiye ayrılabilir.

    Bel ağrısında en önemli ip ucu;

    Mekanik bozukluklarla gelişen bel ağrısı, istirahatte kaybolur, hareket halinde artar. Oysa iltihaplı omurga romatizmasına (ankilozan spondilit) bağlı ağrı (halk tarafından rahmetli Ahmet Mete Işıkara, Suna Pekuysal’ın hastalığı olarak da biliniyor) , 40 yaşından önce başlayıp (genç yaşta), istirahat ettikçe artar, bu nedenle hastalar hep sabah tutukluğu ve ağrıdan yakınır; hareket ettikçe azalır veya kaybolur.

    Bel ağrısına neden olan mekanik bozukluklar şunlardır:

    Kas tutulması (zorlanması); bahçede çalışmak, eşya taşımak, kar küremek gibi genellikle şüpheli bir fiziksel aktiviteyi takiben oluşur. Çarpık bir duruşla bir işi yapmak veya uzun süre sabit pozisyonda çalışmakla da kas tutulması gelişebilir.

    Osteoartrite bağlı omurganın, omurları arasında bulunan disklerin arasında daralma olur. Omurga üzerlerinde gelişen kemiksi diken şeklindeki çıkıntı, sinir sıkışmasına neden olur; bununla ilişkili olarak lokalize bel veya bacak ağrıları görülebilir.

    Omurlar arasındaki diskin dışarı doğru fıtıklaşması, kas spazmları ile ilişkili bel ağrısına ve bacağa doğru yayılan siyataljiye yol açar. Disk herniasyonu (bel fıtığı), refleks, duyu ya da kas gücü kaybıyla giden sinir fonksiyon kaybına neden olabilir.

    Spinal stenoz, omuriliğin geçtiği kanal veya alanın daralması durumudur. Bu daralmanın; osteoartrite bağlı kemik çıkıntısı, spinal bağların kalınlaşması veya kemikleşmesi, diskte oluşan şişkinlik veya omurga eklemi çevresinde büyüyen iltihabi veya iltihabi olmayan kitle gibi birçok nedeni vardır. Kanalın daralması, sinir köklerini baskılayarak, bel-bacak ağrısı, uyuşma veya güçsüzlüğe neden olur. Ağrı; ayakta durma ve yürüme ile artarken, oturma ile rahatlar.

    Diffüz İdiyopatik İskelet Hyperostosis (DISH); Boyun ve bel omurlarını etkileyen, yaşlanmayla bağlarda kemikleşmeyle giden bir durumdur. Bu da yine hareket halinde bel ağrısına neden olur.

  • Ülser nedir?

    Tüm gastrointestinal yani mide barsak sisteminin yüzeyini saran mukoza adını verdiğimiz zar gibi bir tabaka mevcuttur ve bu katmanda başlayıp daha derine kadar uzanan katlarda oluşan yarıklara yaralara ülser denilir.

    En sık mide asidine bağlı olarak oluşan peptik ülser dediğimiz tipi görülür, nadiren de mide kanserlere bağlı ülser görülebilir.

    Peptik ülserin nedeni nedir?

    Peptik ülserler en çok sırasıyla incebarsak, mide ve yemek borusunda görülür. Mide asidinin artmasına bağlı olarak ortaya çıkarlar. Mide asidi artınca pepsin denilen enzim aktifleşir ve mide barsak duvarını hasarlandırır. Normalde mide yüzeyi aside karşı koruyucu bir tabaka ile sarılıdır. Asidin artması ve ya bu tabakanın zarar görmesi ya da azalmasına bağlı olarak mukoza hasar görür ve önce yüzeyel yaralar daha sonra ise derin yaralar gelişir.

    Mide asidi ise strese, yenilen yemeklere ve bazı hastalıklara bağlı olarak artar. Bunun yanında ağrı kesiciler ve h.pylori bakterisi midenin koruyucu tabakasının zarar görmesine neden olur ve normal miktarda olan mide asidi dahi mideye zarar verebilir.

    H.pylori bakterisinden bahsedecek olursak; bu bakteri Türk halkının neredeyse yüzde 80’nde bulunurken sadece bazı kimselerde şikayetlere ve hastalığa neden olur. Bakterinin kendine has bazı direnç mekanizmaları nedeniyle diğer birçok bakterinin aksine tek bir antibiyotik tedavisi le ortadan kaldırılamaz, 15 gün kadar süren çoklu antibiyotik tedavileri gerekir. Bakteri tedavi edilmediğinde uzun yıllar içinde ülser yanında diğer bazı ciddi hastalıklara da yol açabilir.

    Peptik ülser belirtileri nedir?

    En sık şikayet mide üzerinde ağrıdır. Sırat vuran ağrılar ülseri işaret eder.

    Bulantı, kusma, kilo kaybı olabilir.

    Uykudan uyandıran ağrılar, kusma, kilo kaybı ülserin derin ya da kötü huylu bir ülser olabileceğinin habercisi olabilir.

    Bunun yanında ülserin ilk belirtisi kanama ya da yırtılma, perforasyon da olabilir ki bunlar hayatı tehdit eden durumlardır.

    Tanısı nasıl konulur?

    Belirgin şikayetler ile peptik ülserden kuvvetlice şüphe edilebilir ancak kesin tanısı endoskopi ile konulur. Endoskopi ile ülserin varlığı, ülserin yeri , büyüklüğü, kanama riski olup olmadığı, karakteri hakkında bilgi edinilir. Endoskopi biyopsi alınarak ülser hakkında daha değerli bilgiler elde etmemizi sağlar.

    Uykudan uyandıran ağrılar, kusma, kilo kaybı ve ailesinde mide kanseri olan ve mide ağrısı olup 35 yaşın üzerinde olan tüm hastaların endoskopik incelemesi yapılmalıdır.

    Endoskopi nasıl bir işlemdir?

    Endoskopi işlemi, ucunda görüntüleme sistemi olan esnek bir tüp şeklindeki aletle vücudun dışarıdan görünmeyen yerlerini görme işlemidir. Tıpta çeşitli uygulamaları vardır. Peptik ülser tanısını koymak için üst sindirim sisteminin endoskopisi uygulanır. Bu işlemle yemek borusu, mide ve ince bağırsağın başlangıç kısmı görülür. Endoskopi sırasında gerekir ise doku örnekleri alınabilir. Bu yöntemle üst sindirim sistemindeki gözle görülebilecek anormallikler genellikle her zaman yakalanır.

    Peptik ülser tedavisi güç müdür?

    Peptik ülserin en sık nedeni daha önce de değinildiği gibi H.pylori enfeksiyonudur. Ülser teşhisi endoskopi ile konulurken alınan biyopsiler h. Pylori tayini de sağlar. Eğer h.pylori var ise bunu tedavisi ile ülser hızlı iyileşme gösterir. Eğer yok ise Mide asidi azaltıcı ilaçlar ile ülserin gerilemesi sağlanır.

    Peptik ülser tedavisinde cerrahi yani ameliyatın yeri azdır . Nedeni ise artık çoğu ülser yırtılma ya da yırtılarak çevre organlara yapışma derecesine gelmeden ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Bunun yanında kanayan mide ülserleri de eskiye oranla endoskopik yöntemle daha başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

    Ağrı kesici ya da asprin gibi ilaçların kullanması zorunlu olan kişiler ne yapmalıdır?

    Asprin dışında ağrı kesici gibi ilaçları uzun süre kullanması gereken hastalara hekim yanında mide asidini azaltıcı ilacı da reçete eder. Ancak asprinin yanında her zaman mide asidi ilaç verilmez eğer hastanın şikayet, varsa gastroenteroloğa başvurmalıdır. Yapılan endoskopide ülser tespit edilirse kardiolog ile birlikte asprin ya kesilir ya da başka bir ilaç ile değiştirilir.

    Sigara, alkol, asitli yiyecek ve içecekler, kahve, ağrı kesiciler..

  • Böbrek hastalıklarının başlıca belirtileri

    Böbrek hastalıklarının başlıca belirtileri

    Böbrek hastalıklarında belirtiler en sıklıkla idrar yapma (micturition) alışkanlığındaki değişiklikler, idrar miktarındaki değişiklikler, idrar kompozisyonundaki değişiklikler ve böbrek fonksiyon bozukluğu sonucu gelişen belirtiler ile ağrı ve ödem şeklinde sınıflanabilir.

    Miktürasyon bozuklukları (İşeme bozuklukları)

    İdrar yapma alışkanlığı ile ilgili en sık karşılaşılan yakınma sık sık idrara çıkma olup “frequency” olarak tanımlanır. Bu durum artmış idrar miktarı (polyuria) ile birlikte olabileceği gibi normal idrar miktarı varlığında da görülebilir. Normal idrar miktarı varlığında sık idrara çıkma mesanenin inflamasyon, taş veya tümör sonucu irritasyonu, fibrotik kontraksiyona bağlı mesane kapasitesinin azalması (radyoterapi sonrası fibrozis), mesaneye dıştan bası (pelvik kitle, gravid uterus) sonucu olabilir. Sık idrara çıkma yakınması eğer her defasında bol idrar miktarı ile birlikteyse poliüri birlikteliğini eğer az idrarla birlikteyse mesane kapasite bozukluğunu akla getirir. Sık idrara çıkma yakınması sıklıkla noktürnal miktürasyonla birliktedir. Noktüri uyku bozukluğu olan olgularda da görülebilir. Normalde uyku ADH salınımını uyarır, dolayısıyla uykuda idrar miktarı azalır. Yatmak üzere uzandığı halde uyuyamayan olgularda ise ADH salınımı artmaz, keza yatış pozisyonunda (recumbent position) renal kan akımı artar ve olgu artmış idrar üretimi sonucu gece idrara gitmek zorunda kalır.

    Orta yaşı geçmiş erkeklerde prostatik büyüme idrar akımında zayıflama, idrara başlamada zorluk (hesitancy), idrar bittiğinde damla damla akımın sürmesi (terminal dribbling), idrarın çatallanması gibi yakınmalara neden olabilir. Eğer üretral obstrüksiyon komplet bir karekter kazanırsa üriner retansiyon, akut mesane distansiyonu ve bilateral hidronefroz ile sonuçlanabilir. Diğer taraftan inkomplet obstrüksiyona neden olmuş prostat hipertrofili bazı olgularda idrar retansiyonu ve geriye doğru basınç yansıması ve buna paralel olarak nefronların filtrat akımında azalma, medullanın konsantrasyon kabiliyetini sürdürmeye yarayan kompozisyonunda bozulma ve bunun sonucunda da idrar miktarında artma gerçekleşir. Paradoksik olarak inkomplet obstrüksiyon gelişmiş olgularda görülebilen idrar miktarındaki bu artış sıklıkla yanlış değerlendirme sonucu tanıda gecikmeye neden olabilmektedir.

    İşeme işlemi sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin varlığı yangılı idrar, sancılı idrar (dysuria) olarak anılır. Olgular sıklıkla bunu işeme işlemi sırasında veya hemen sonrasında üretral meatusta veya suprapubik bölgede gelişen bir yanma veya batma hissi şeklinde tanımlarlar. Bu yakınma genellikle mesane, prostat veya üretral inflamasyonun bir sonucu olarak gelişir. Yangılı idrar yakınması (dysuria) sık idrara gitme, hemen idrara gitme ihtiyacını hissetme (frequncy, urgency) gibi yakınmalarla da birlikteyse sistit varlığına işaret eder. Bu durum en sıklıkla genç kadınlarda ve sıklıkla seksüel aktivite ile ilişkili olarak görülür. Yaşlı kadın veya erkeklerde bu şekildeki yakınmaların altında genellikle mesane veya prostat ile ilgili yapısal bozukluklar, hastalıklar bulunur. Erkekte perineal veya rektal ağrı prostat inflamasyonunun varlığını düşündürmelidir. Çocuk ve genç erişkinlerde işeme işlemi sırasında yangı, ağlama olması veya nedeni açıklanamayan bir ateş varlığında üriner sistem enfeksiyonundan şüphelenilmeli ve üriner traktusun yapısal anomalileri aranmalıdır.

    İdrar miktar bozuklukları

    Günlük idrar miktarının artması poliüri (polyuria), azalması oligüri (oliguria), hiç olmaması anüri (anuria) olarak tanımlanır. Ortalama günlük idrar miktarı normal şartlar altında çevresel faktörler ve günlük su alma alışkanlığı ile ilişkilidir. İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalınca yapılan bir çalışmada 32 normal erişkinin günlük idrar miktarı ortalama 1200 ml dolaylarında bulunmuştur. Günlük idrar miktarının 2 litrenin üzerinde olmasına poliüri denir. Normal kimseler fazla miktarda su, çay, kahve ve alkol aldıklarında poliürik hale gelebilirler. Poliürinin diğer önemli nedenleri olarak;

    Primer polidipsi örneğinde görüldüğü üzere aşırı su içme

    Tubuler solüt yükünde artma (kronik böbrek yetmezliği varlığında üre, hiperglisemi varlığında glukoz, myelomada düşük molekül ağırlıklı proteinler)

    ADH üretiminde bir azalma (kafa travması, tümörleri, hipotalamus veya hipofiz enfeksiyonları)/Santral Diabetes İnsipidus

    Renal meduller hastalık sonucu meduller konsantrasyon gradyentinin bozulması (nefrokalsinozis, analjezik nefropatisi, renal papiller nekroz, meduller kistik hastalık, orak hücre hastalığı, üriner traktusun inkomplet obstrüksiyonu)

    ADH a tubulus hücre cevabının bozulması (hiperkalsemi, hipokalemi, lityum toksisitesi, ifosfamide toksisitesi, konjenital nefrojenik diabetes insipidus, Sjögren sendromu, Cushing sendromu)

    Obstrüktif nefropatide obstrüksiyonun kaldırılmasını izleyen günler

    Akut tubuler nekrozun poliürik iyileşme evresi

    Ödem tedavisi sırasında yatak istirahati ve diüretik kullanımı

    Mannitol ve hipertonik glukoz infüzyonları

    gibi durumlar sayılabilir. Günlük normal metabolik fonksiyon sonucu üretilen solüt yükünün atılması için gerekli idrar miktarının altında idrar üretilmesi, çıkarılması oligürinin teorik/fizyopatolojik tanımlamasını oluşturur ki normal erişkinlerde günlük en az 500 ml idrar miktarı ile homeostasis korunabilmektedir. Erişkinlerde günlük 400 ml nin altında 50 ml nin üzerinde çıkarılan idrar miktarı oligüri olarak kabul edilir ve bu durum prerenal nedenler, akut vaskülit, akut glomerüler lezyonlar, toksin veya sepsis kaynaklı tubuler nekroz, akut interstisyel nefrit gibi nedenlerle gelişen akut böbrek yetmezliği varlığına işaret eder.

    Günlük idrarın 50 ml nin altında olması, anüri (hiç idrar çıkmamasına komplet anüri denir) durumu ise öncelikle şok ve bilateral üriner traktus obstrüksiyonunu (prostat, pelvik tümörler) akla getirir. Nadiren renal infarktüs/kortikal nekroz, ciddi akut vaskülit, Good pasture sendromu, hemolitik üremik sendrom varlığında da anüri görülebilir. Hemodiyaliz gibi renal replasman tedavisi gören eski kronik böbrek olgularında da genellikle oligüri veya anüri vardır.

    İdrar kompozisyonundaki değişiklikler

    Klasik olarak idrar sedimentinin IM ile incelenmesi sırasında her sahada erkeklerde > 3, kadınlarda > 5 üzerinde eritrosit bulunması hematüri olarak tanımlanmakla birlikte günümüzde IM ile her büyütme alanında 2 den fazla eritrosit varlığı her iki cins için de anormal olarak vurgulanmaktadır. Gözle farkedilen hematüri varlığı olguları hemen hekime götüren önemli yakınmalardan olup, glomerüllerden üretral meatusa kadar herhangibir seviyeden kaynaklanabilir. Enfeksiyon, taş, tümör ve glomerülopatiler başlıca hematüri nedenlerini oluşturur. Kanama diatezleri, antikoagülan kullanımı, vasküler anomali ve orak hücre hastalığı gibi durumlarda da hematüri görülebilir. Hematüri bazı olgularda sadece mikroskopik muayene ile belirlenirken bazı olgularda çıplak gözle farkedilebilir (makroskopik hematüri). Makroskopik veya gross hematüri önemli/ciddi kan kaybı anlamı taşımaz. İdrarın 1 litresinin rengini 1 ml kadar küçük miktarda kan gözle farkedilebilir bir şekilde değişikliğe uğratabilmektedir. Glomerüllerden kaynaklanan hematüri sıklıkla idrar renginin kırmızı-kahverengi bir hal almasına neden olur, bazen glomerüler hematüriye bağlı renk değişikliği bulanık, çay veya koka-kola rengi şeklinde de tanımlanabilir. Makroskopik hematüri sürekli olmaktan çok intermittant özelliktedir. Bu durum sıklıkla Ig A nefropatisi olgularında ve özellikle bir akut üst solunum yolu enfeksiyonu gibi mukozal bir enfeksiyon sırasında gelişir ve genellikle 1-3 gün içerisinde sonlanır. Ataklar arasındaki dönemde ise mikroskopik hematüri genellikle varlığını sürdürür. Üretral patolojilerden kaynaklanan hematürinin hemen idrarın başlangıcında kendini gösterdiği, eğer idrar ilk akım, orta akım ve son akım örneği şeklinde toplanırsa (üç kadeh testi) ilk alınan idrar örneğinde hematüri (inisyal hematüri) tespit olasalığının daha yüksek olduğu anımsanmalıdır. Mesane ve prostat patolojilerine bağlı hematüri daha sıklıkla miktürasyon işleminin sonuna doğru fark edilir ve bu özellik terminal hematüri olarak belirtilir. İdrarla kan pıhtılarının geldiğinin belirlenmesi glomerüler orijinli hematürileri elimine etmek bakımından önemli bir bulgu olup, varlığı öncelikle mesane tümörlerini akla getirmelidir. Maratoncularda ve ciddi jogging yapanlarda muhtemelen mesane mukozasının hafif irritasyonuna bağlı geçici hematüriler tanımlanabilir. Bazı olgular hematüri ön tanısıyla araştırılırken hemospermilerinin olduğu fark edilir. Bu bulgu genellikle prostat patolojisi veya kanama diatezi sonucu gelişir. Kırmızı-kahverengi şeklinde idrar rengi değişikliği her zaman hematüri nedeniyle gelişmez, başka nedenlerle de görülebilir (Tablo-1). Bunun ayırıcı tanısı daha sonra yapılacaktır.

    Tablo-1: İdrar renginin kırmızı-kahverengi şeklinde renk değişikliğinin başlıca nedenleri

    Hematüri

    Hemoglobinüri

    Myoglobinüri

    Üratlar

    Porfirya

    Alkaptonüri (homojentizik asid)

    İlaçlar (fenasetin, antipyrine, rifampisin, metronidazole, nitrofurantoin, warfarin, phenytoin)

    Bazı sebzeler (beetroot, paprika, çeşitli gıda boyaları)

    İdrarda proteinüri varlığı genellikle kimyasal olarak belirlenir ancak bazı hastalar idrarlarının köpüklü olduğunu farkederler. Normalde 24 saatlik idrarda 150 mg a kadar protein bulunabilir ve bunun % 50 den fazlası tubuler orijinlidir. İdrarda protein varlığının tarama anlamında araştırılması tüm dünyada yaygın olarak “stix” testi aracılığıyla yapılmaktadır. Bu test ile özellikle albuminüri belirlendiğinden myelomalı olgularda bu testin negatif olcağı buna karşın presipitasyon testlerinin pozitif bulunacağı hatırlanmalıdır. Bazı normal olgularda herhangi bir patolojik anlamı olmaksızın hafif düzeyde (< 1g/gün) proteinüri olabileceği bilinmektedir. Bazı olgularda da proteinüri pozisyonla ilişkili olup yatak istirahati sırasında toplanan idrarda proteinürinin olmadığı, günlük aktivite sırasında toplanan idrarda ise proteinürinin belirlendiği gösterilmiştir. Bu tipteki proteinüri ortostatik veya postural proteinüri olarak tanımlanır ve bu durumun benign seyirli olduğu bildirilmektedir. Bazı ortostatik proteinürili olgularda “nutcracker” fenomeninin rol oynadığı iddia edilmektedir. Diğer benign özellikte bir proteinüri tipi sadece egzersiz sonrası gelişen proteinüri varlığıdır. Patolojik proteinüri ise glomerüler veya interstisyel bir hastalığa işaret eder. İnterstisyel hastalık sonucu gelişen proteinüriler genellikle hafif düzeyde olup, günlük 2 g ın altındadır. İnterstisyel hastalığa bağlı nefrotik düzeyde proteinüri ile karşılaşılması çok nadirdir. Multiple myelomada cast nefropatisi şeklinde renal tutuluma bağlı ciddi düzeyde proteinüri görülebilir ki bu durum pseudonefrotik sendrom tanımlaması ile anılır. Glomerüler orijinli proteinüride ise miktar değişkendir, ciddi düzeylerde (10 g ve üzeri gibi) olabilir. Proteinürinin tipi bazen diagnostik olabilir. Örneğin; selektif bir proteinüri varlığı minimal değişimli hastalığı akla getirirken, Bence-Jones proteinürisi myelomaya işaret eder.

    Bakteriüri (idrarda bakteri varlığı); semptomatik veya asemptomatik olabilir. Mesaneye toplanan idrar normalde sterildir. Üretra ve özellikle üretral meatus steril değildir ve miktürasyon sırasında idrar kontamine olabilir. Bu nedenle bakteriüri, olgu asemptomatik olduğunda sabah ilk idrardan uygun olarak steril bir kaba alınan orta akım idrar örneğinde ml. de 100000 (105) nin üzerinde bakteri üremesi olduğunda anlamlı bakteriüri olarak tanımlanır.

    Lökositüri; idrar sedimentinin incelenmesinde her ışık mikroskopi alanında 3-5 üzerinde lökosit görülmesi durumunda kullanılan bir tanımlamadır. Üriner sistem enfeksiyonu yanında nefrokalsinozis, papiller nekroz, analjezik nefropatisi, polikistik böbrek hastalığı, interstisyel nefrit gibi pek çok hastalıkta görülebilen nonspesifik bir bulgudur. Ciddi lökositüri pyüri olarak tanımlanır. Pyüri varlığı daha kuvvetle enfeksiyona işaret eder. Steril pyüri varlığı ise tüberküloz ve chlamydial enfeksiyonlarda görülebilir. Başlıca steril pyüri nedenleri Tablo-2 de verilmektedir.

    İdrarla spontan olarak taş atılabilir. Bu durum genellikle kolik tarzında ağrı ile birliktedir, ancak bazen ağrısız da olabilir. İdrarla taş yanında papiller nekroz ve üriner traktus tümörlerinde görülebildiği üzere küçük doku parçacıkları da gelebilir, eğer bu küçük doku parçacıkları yanında hava da geliyorsa (pneumaturia) vesikokolonik fistülden şüphelenilmelidir.

    Ağrı

    Böbrek hastalıklarının hepsini göstermek bakımından ağrı çok geçerli bir yakınma olmayıp, varlığı durumunda en sıklıkla inflamasyon ve obstrüksiyon düşünülmelidir. Pyelonefrit formunda böbrek inflamasyonu genellikle etkilenen taraftaki böbrek açısı olarak belirlenen bölgede lokalize bir ağrıya neden olur. Bu ağrı tedricen gelişir, ciddiyet derecesi değişken olmakla birlikte genellikle sabit karekterdedir. Perirenal apse varlığında eğer apse yukarıya doğru gelişir ve diafragmayı irrite ederse ona ait yakınmalar belirir, eğer aşağı doğru gelişirse psoas adalesine ait irritasyon bulguları görülür. Glomerüler inflamasyon genellikle ağrıya neden olmaz ancak özellikle akut glomerülonefrit ve Ig A nefropati örneğinde olduğu üzere künt bir böğür ağrısı ile birlikte olabilir.

    Bazı olgular zaman zaman, değişik ciddiyet derecelerinde gelişen künt bir böğür ağrısı ile birlikte gözle farkedilir bir hematüri varlığından yakınırlar. Bu durum “loin pain hematüri” sendromu olarak tanımlanır. Böbrek biopsisinde afferent arteriol duvarında C3 birikimi ve nonspesifik bazı bulgular görülebilir. Afferent arteriol duvarındaki C3 birikiminin anlamı ve önemi henüz açıklık kazanmamıştır. Böyle olgularda renal anjiografi büklüntü, stenotik veya oklüzif lezyonlar gösterebilir. Hematüri olmaksızın özellikle sol böğürde kronik, persistan bir ağrı varlığının “nutcracker fenomeni” ile ilişkili olabileceğini iddia eden otörler vardır.

    Akut üreteral obstrüksiyonda gelişen ağrı genellikle ani başlayan, ciddi ve kolik şeklinde olup kasığa ve skrotuma doğru yayılır. Kronik obstrüksiyonlarda ise genellikle ağrı olmaz. Ürolityazis varlığında klasik belirti renal kolik ve hematüridir. Bu belirtilerin yanında karın ağrısı, bulantı, idrar yapmada zorluk, penil ağrı veya testiküler ağrı gibi yakınmalar da olabilir.

    Böbrek hastalıklarının çoğunda ağrı veya böğürlerde rahatsızlık hissi gibi bir yakınma ile karşılaşılmaz. Ağrı olmaksızın böbrek fonksiyonları ileri derecede bozulabilir ve olgular ciddi olarak bozulmuş böbrek fonksiyonlarının metabolik sonuçları ile karşımıza gelebilir.

    Ödem

    Ödem interstisyel sıvı volümünün artması sonucu gelişen, palpe edilebilen bir şişlik olarak tanımlanabilir. Ödemle birlikte olabilen başlıca renal sendromlar nefrotik sendrom, akut böbrek yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği ve akut nefritik sendrom olarak bilinir. Bu renal nedenler yanında konjestif kalp yetmezliği ve siroz ödemin diğer önemli nedenleri arasında yer alır. Ödem sabahları genellikle göz çevresinde belirgin bir hal alırken günün ilerleyen saatlerinde bacaklarda ve ayak bileklerinde gelişir. Ödem miktarının artmasıyla bu diurnal değişim kaybolur. Periferik ödem muayenesi her iki alt ekstremitenin pretibial yüzeylerinden ve sürekli yatan olgularda sakrumdan yapılır.

    Hipertansiyona ait belirtiler

    Glomerüler kaynaklı renal parenkim hastalıkları genellikle hipertansiyonla birliktedir. Tubuler ve interstisyel patolojilere ait böbrek hastalıklarında hipertansiyon daha az sıklıkta görülür. Kronik böbrek yetmezliğinin geç evrelerinde sıklıkla hipertansiyon bulunur. Hipertansiyon kendini baş ağrısı, baş dönmesi, kulaklarda uğultu gibi yakınmalarla yansıtabilir. Bazen nefes darlığı, çarpıntı gibi akut sol kalp yetmezliğine ait belirti ve bulgularla da karşımıza çıkabilir. Sistemik skleroz gibi sistemik bir hastalığın bulgusu olarak ciddi kan basıncı yüksekliği bulunabilir. Tekrarlayan akciğer ödemi tablosuyla acile gelen ve ciddi kardiyak bir patoloji gösterilemeyen olgularda renal arter darlığının varlığı mutlaka anımsanmalıdır.

    Üremik belirtiler

    Bazı olgular bozulmuş renal fonksiyonun sonucu olarak üremi tablosu ile prezente olurlar. Üremik belirti ve bulgular; iştahsızlık, yorgunluk, halsizlik, bulantı, kusma, hıçkırık, ağız tadı bozukluğu, kaşıntı, iritabilite, uykusuzluk, kirli-soluk cilt rengi, mukozalarda solukluk, cilt kuruluğu, ciltte kaşıntı izleri, hipertansiyon, plevral veya prekordial frotman, nefesin amonyak kokması, flapping tremor, konfüzyon, komaya kadar varabilen bilinç ve kişilik değişiklikleri, asidotik solunum, nefes darlığı, çarpıntı, burun kanaması, melena, hematemez, ilk adetin gecikmesi, amenore, menoraji, infertilite, huzursuz bacak, libido kaybı, empotans, şeklinde sıralanabilir.

    Sistemik hastalıklara eşlik eden böbrek tutulumu varlığı

    Pek çok sistemik hastalık ortaya çıkış veya seyri sırasında renal tutuluma neden olur. Böbrek tutulumuna ait belirti ve bulgular yanında sistemik hastalığa ait belirti ve bulgular klinik tabloyu oluşturur.