Etiket: Ağrı

  • Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama işlemi sırasında ve sonrasında anne adayları nadiren oldukça hafif bir kasık ağrısı hissedebilir. Bu hissedilen hafif ağrı normal bir ağrıdır. Fakat genel olarak aşılama tedavisine bakıldığında; aşılama işlemi uygulanan kadınların büyük bir çoğunluğunda böyle bir ağrı oluşumu gözlemlenmemektedir. Aşılama tedavisi genel açıdan değerlendirilirse eğer oldukça konforlu bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Aşılama işleminde meydana gelen hafif ağrı, kadının ilaç kullanmasını gerektirmemektedir. 

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda bazı durumlarda şiddetli ağrı hissedilebilir. Aşılama sonrası hissedilen ağrı çok şiddetli ise farklı bir nedenden dolayı yaşanıyor olabilir. Vakit kaybetmeden doktora danışmakta fayda vardır.

    Aşılama sonrasında ağrı hissedilmesi sıklıkla rastlanan bir problem değildir. Kasık ağrısı gebeliğin belirtilerinden birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan 7 ila 10 gün sonrasında kasık bölgesinde ağrı hissedilebilir. Fakat bu hissedilen kasık ağrısının adet döneminde hissedilen kasık ağrısı ile karıştırılıp karıştırılmadığından emin olmak gerekir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında kanama olması normal mi?

    Aşılama yönteminin uygulandıktan sonra kanamanın olmaması gerekir. Çünkü aşılama işlemi sonrasında kanamanın gerçekleşmesi için herhangi bir sebep yoktur. 

    Ancak aşılama işlemi uygulanan kimi kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak tabir edeceğimiz şekilde kanama oluşabilir. Bu lekelenmelere sıkça rastlanmaz, nadiren yaşanır.

    Aşılama işlemi ardından görülen kanama;  kısa, ortalama olarak 1 gün süreli kanamalardır. Bu kanama durumu kadınları gebelik şansını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek tedirgin edebilir. Fakat söz konusu kanama gebelik şansını olumsuz yönde etkilememektedir. Şayet 3 günden fazla, lekelenme olarak değil yoğun bir kanama yaşanırsa böyle bir durumda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan kanama; halk arasında yaygın olan adı ile üstüne görme, üstüne adet görme durumudur.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası progesteron hormonu kullanmak şart mı?

    Doktorun tekniğine bağlı olarak aşılama işlemi uygulanırken progesteron hormonu kullanılabilir. Ancak aşılama işleminin uygulanmasından sonra progesteron hormonu kullanmak gibi bir şart söz konusu değildir. Aşılama uygulaması sonrasında bazı hastalara progesteron tedavisi verilebilir.  Bu progesteron tedavisi gebelik testi neticesi alınıncaya kadar devam eder. 

    Aşılama sonrasında ne zaman cinsel ilişkiye girilebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişki konusunda hekimler arasında görüş birliği olmayabilir. Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişkiye girmenin sakıncalı olup-olmadığı ya da cinsel ilişkiye girilebilecek süre hakkında bilgilendirmeyi aşılama uygulamasını yapan hekimin vermesi gerekir. Aşılama uygulamasını yapan hekim çiftlerin, aşılama işlemi sonrasında cinsel ilişki ile ilgili merak ettikleri sorularını yanıtlar.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası ne zaman gebelik testi yapılabilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılır. Bu 2 haftalık sürede aşılama işlemi uygulanan kadınlara genel olarak progesteron vaginal tablet veya jel kullanması tavsiye edilmektedir. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda bakılan gebelik testi neticesi pozitif çıktığı durumdan 3 hafta sonra fetusu ve kalp atımını görmek için anne adayına ultrason muayenesi yapılmalıdır.

    Aşılama yöntemi sonrasında ne zaman gebelik belirtileri görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair bazı belirtiler görülmeye başlanır. Kadında aşılama sonrasındaki gebelik belirtileri şunlardır;

    • Göğüslerde ağrı ve büyüme
    • Göğüs uçlarında aşırı hassasiyet
    • Damarlarda belirginleşmeler
    • Dudaklarda kuruluk
    • Kabızlık
    • Hafif hissedilen bel ağrıları
    • Kasıklarda ağrılar, sancılardır. 

    Bahsi geçen bu belirtilere rastlanılması halinde gebeliğin oluştuğu ihtimali mümkündür. Ancak belirtilen gibi bu belirtiler gebeliğin oluştuğuna dair bir ihtimaldir. Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair en net yanıt gebelik testinden alınacaktır. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra bu belirtilere rastlandığı takdirde, öncelikle evde gebelik testi ile gebelik durumu kontrol edilebilir. Evde yapılan gebelik testi sonucunda da gebelik ile ilgili durum için hekime başvurulmalıdır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında gebelik testi sonucu pozitif ise ne yapılmalı?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair göğüslerde ağrı ve büyüme, göğüs uçlarında aşırı hassasiyet, damarlarda belirginleşmeler, dudaklarda kuruluk, kabızlık, hafif hissedilen bel ağrıları, kasıklarda ağrılar, sancılar gibi belirtilere rastlandıktan sonra yapılan gebelik testleri neticesi pozitif çıkması; gebeliğin gerçekleştiğini yani anne rahminde bebeğin var olduğunu gösterir. Söz konusu gebelik testi pozitif çıktığı takdirde zaman kaybetmeden hekime danışılmalıdır ve gebelik ile ilgili kontrollere başlanmalıdır. 

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra gebelik testi sonucu negatif ise ilk adet ne zaman görülür?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılmaktadır. Bu gebelik testi sonucu negatif çıktığı takdirde yaklaşık olarak en geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olması gerekir. En geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olmaması halinde söz konusu durum için doktora danışılmalıdır. 

    Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan olası kanamalar; halk arasında üstüne görme, üstüne adet görme durumu olarak adlandırılmaktadır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının ardından ne kadar süre sonra gebelik ultrasonda görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testinini pozitif çıkması gebeliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Gebeliğin ilk haftalarında ultrason cihazı ile yapılan muayenede bebek görülmemektedir. Bebek en az 5 haftalık olduğu takdirde ultrason cihazı ile yapılan muayenede görülebilir. Aşılama işlemi uygulandıktan 20 gün sonra ultrason ile yapılan muayenede gebelik saptanabilir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında düzensiz bir kan lekesi veya akıntı olur mu?

    Aşılama işlemi uygulanan bazı kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak nitelendirebileceğimiz şekilde nadiren rastlanan kanamalar oluşabilir. 

    Aşılama işlemi sonrası ise genel olarak bir kanama ya da akıntı görülmemektedir. Aşılama işleminden değil fakat başka durumlardan kaynaklı olarak kanama ya da akıntı görülebilir. Böyle bir durumda da vakit kaybetmeden hekime başvurmak yararlı olacaktır.

    Aşılama sonrasında ne zaman banyo yapılır?

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda hijyen konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan sonra kadının ilk gün değil ancak ikinci gün itibariyle banyo yapılabileceği hekim tarafından tavsiye edilmektedir.

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra nasıl beslenmeli?

    Beslenmenin genel sağlık üzerindeki etkilerinden yola çıkarak aşılama işlemi uygulanan kadınlarda beslenme konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulanırken veya aşılama yöntemi uygulaması sonrasında özel bir beslenme diyeti söz konusu değildir. 

    Doğal yolla gebe kalan bir kadın nasıl besleniyorsa; aşılama işleminin uygulanması ile gebe kalan kadında aynı şekilde beslenebilir. İki gebelikte beslenme arasında bir değişkenlik yoktur. Önemli olan sağlıklı ve düzenli beslenmektir. 

  • Somataform Bozukluğu Nedir?

    Somataform Bozukluğu Nedir?

    Dsm 5’de Bedensel Belirti ( Somatik Semptom) Bozuklukları ve İlişkili Bozukluklar ismiyle geçer.

    Somataform bozukluğun çeşitli olası semptomları vardır ve farklı kategorilerden oluşur. Kişide farklı pek çok alanda ağrı gözükebilir: baş, sırt, göğüs, karın, eklem, kol ve bacak veya genital organda veya cinsel ilişki gibi ilişkili beden işlevlerinde. Ağrı haricinde; şişkinlik, kabızlık, ishal, bulantı, kusma nöbetleri (hamilelik boyunca olanlar hariç) veya pek çok yemeğe karşı tahammülsüzlük. Cinsel veya üreme sistemlerinde: ereksiyon veya boşalma problemleri, adet düzensizlikleri, aşırı adet kanamaları. Psödonorolojik olarak: körlük, sağırlık, çift görme, boğazda yumru veya yutkunmada zorluk, konuşamama, zayıf denge veya koordinasyon, zayıf ya da felçli kaslar, idrar tutma, halüsinasyonlar (varsanılar), dokunmaya veya ağrıya karşı duyarsızlık, nöbet, bilinç kaybı. Kişi stres verici yaşam olayları karşısında anksiyete veya depresyon yaşamamak için bu tarz fiziksel semptomlar geliştirebilmektedir. Somataform bozukluk olabilmesi için hiçbir tıbbi durumla açıklanamamalıdır. Somataform bozukluğun birçok sebebi olabilir. Genetik ve biyolojik faktörler, psikolojik ve çevresel etkenler, kişilik özellikleri ve psikolojik birçok faktörün etkileşimleri sonucunda bu belirtiler ortaya çıkabilmektedir.

    SOMATAFORM BOZUKLUK BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Somataform bozukluğu yaşayan bireyler genelde fiziksel hastalık şikayetleri ile hastaneye giderler. Birçok pahalı test ve zaman alan etkisiz tedaviler sonucu bireyin var olmayan bir hastalığı varmış korkusuna kapılırlar. Bu kişiler gerçekten bir şeylerin yanlış gittiğine kendilerine güçlü bir şekilde inandırır.  Bu inanış kişilerde işlev bozukluğuna yol açarak kaygı uyandırır. Bu aşamada sağlık çalışanları bu kişileri ruh sağlığı değerlendirmesi için yönlendirmeleri gerekir.

    SOMATAFORM BOZUKLUĞU NE SIKLIKLA GÖRÜLÜR?

    Bedensel belirti bozukluğu erken yaşlardan itibaren 10’lu veya 20’li yaşların başında görülmeye başlar ve kişinin tüm hayatı boyunca sürebilir. Oranı tam olarak bilinmemekle beraber erkekler kadınlara göre bedensel belirti bozukluğundan daha az etkilenmektedir. Yaklaşık olarak her 100 kişiden 12’si hayatında en az bir kez bedensel belirti bozukluğu yaşamıştır.  Bu bozukluk hem genetik hem de çevresel olup aileden aileye geçme eğilimi oldukça güçlüdür. Bedensel belirti bozukluğun eğitim ve sosyoekonomik düşük kişilerde daha sık rastlandığı belirtilmiştir.

    SOMATAFORM BOZUKLUK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Somatik semptom ve ilişkili bozukluklar tedavi edilebilir bir sorundur ancak ağrılar adına ilaç kullanımlı tedavilerle ilgili çalışmalar olmasına rağmen uygulanabilir tedavi önerileri yapma konusunda yeterli bilimsel veriler yoktur.  Yapılacak tedavi, onların semptomlarından dolayı yaşadıkları kaygı ve ağrıları azaltmaya yardımcı olur. Psikoterapi somataform bozukluk tedavisi için önemlidir. Kişiye uygun olan terapi yaklaşımları uygulanabilmektedir.

  • Reflü hastalığı ve yanma

    Reflü mide içeriğinin yukarı, yemek borusuna doğru hareket etmesidir. Reflü hastalığının dünyada sıklığı giderek artmaktadır. Obezite ile yakın ilişkili görülmektedir.

    Yanma ve ağza acı su gelmesi reflü hastalığının ana belirtileridir. Bununla birlikte allerjik özofajit ve akalazya gibi yemek borusunun hareket kusurlarında da yanma şikayeti görülmektedir. Yanma göğüs kafesinin arkasında ağrı veya rahatsızlık hissi şeklinde tariflenir. Yanma hissi ve ağza acı su gelmesi şeklinde şikayetler haftada 2 veya daha fazla mevcutsa reflü hastalığı lehinedir.

    Reflü hastalığı göğüs kafesinin arkasında mideden yukarıya doğru rahatsızlık hissi şeklinde belirebilir. Reflü hastalığında boğazda yanma hissi ve ağızda acı tat olabilir. Semptomlar daha çok yemek sonraları görülür. Reflü hastalarında ayrıca göğüs ağrısı, mide ağrısı, midede yanma, bulantı, yutma güçlüğü, öksürük, boğaz ağrısı, hırıltı ve ses kısıklığı gibi şikayetler olabilmektedir. Asit giderici ilaçlarla kısmen iyilik hali oluşur.

    Yukarıda bahsedilen belirtilerden iki ya da daha fazlası mevcutsa gastroenteroloji doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Şu da unutulmamalıdır, uzun yıllar tedavisiz bırakılan yanma şikayeti ve reflü hastalığı yemek borusu kanseri riskini artırmaktadır.

    Reflü hastalığında faydalı öneriler;

    1-Obezite mevcutsa kilo verilmesi

    2-Rahat kıyafetler giyilmesi

    3-Yatak başının yükseltilmesi

    4-Yatak öncesi 2-3 saat süresince gıda tüketilmemesi

    5-Reflüyü tetikleyen gıdalardan uzak durulması

    6-Sigaranın bırakılması

    7-Gastroenteroloji doktorunuz tarafından önerilen ilaçların kullanılması gerekir

    Reflü hastalığı tedavi edilmediği zaman nelerle karşılaşılabilir?

    1-Ciddi göğüs ağrıları

    2-Yemek borusunda darlık ve yapışıklıklar

    3-Kanama

    4-Barret özofagus denilen ve artmış kanser riski oluşturan ancak endoskopi ile alınan biyopsi yöntemleriyle tanısı konulabilen yemek borusu hastalığına sebebiyet verilebilir.

  • Dispepsi nedir?  (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi nedir? (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi halk arasında karnın üst kısımında belirgin, dolgunluk, sişkinlik, erken doygunluk, hazımsızlık, bulantı kısacası rahatsızlık hissi şeklinde ifade edilen bulguların tümünü içeren tıbbi bir terimdir. Bu belirtiler stresli zamanlarda artabilir. Dispepsiyle birlikte göğüs alt bölgesinde bir yanma şikayeti de oldukça sık görülmektedir. Kadın ve erkeklerde her yaş grubunda görülebilir.Aşırı alkol kullanımı, aspirin gibi mideyi tahriş eden ilaçlar, sindirim kanalında ülser gibi bozukluklar ve endişe hali ya da depresyon gibi duygusal sorunlar riski artıran faktörlerdir.

    Dispepsi erişkin nüfus arasında %25 sıklıkla görülür ve doktora başvurunun önemli sebeplerinden biridir. Dispeptik yakınmaların çok çeşitli nedenleri vardır. Olguların %50’sinde bu nedenlerin hiçbiri olmadan da dispepsi görülebilir. İşte altta yatan organik bir hastalığa bağlı olmadan hissedilen bu şikayetlerin ortak adı ‘’fonksiyonel dispepsi veya non-ülser dispepsidir”.

    Ülser benzeri dispepsi: İyi lokalizasyon gösteren ,sıklıkla açlıkla artan ve gıda veya antasit alımı ile hafifleyen üst batın ağrısı

    Dismotilite benzeri dispepsi: Hastanın mide barsak hareketlerinde koordinasyon bozukluğu vardır. Zayıf lokalizasyon gösteren, yemeklerle artan, şişkinlik, erken doyma, bulantı ve kusma ile hissedilebilen rahatsızlık hissi

    Reflu benzeri dispepsi: Çok belirgin olmayan heartburn (yanma) ve/ veya regürjitasyon(ağza acı su gelmesi) ile birlikte görülen üst batında rahatsızlık veya ağrı hissi

    Sınıflandırılamayan dispepsi

    Ne yazık ki bu subgruplama ile fonksiyonel dispepsi ile organik dispepsi ayırımı güvenilir bir şekilde yapılamamaktadır. Dispepsili hastaların üst GİS değerlendirilmesinde altın standart tanı yöntemi endoskopidir.

    Dispepsi nedenleri:

    1- İlaçlar (Aspirin, ağrı kesici ilaçlar, antibiyotikler, teofilin, digital, demir içeren ilaçlar, anti-aritmik özelliği olan bazı kalp ilaçları- kinidin gibi-, bazı tansiyon düşürücü ilaçlar, doğum kontrol ilaçları)

    2- Alkol

    3- Mide barsak sistemi ile ilgili hastalıklar (Mide-duedenum ülseri, reflü hastalığı, çeşitli paraziter hastalıklar, mide kanseri, gastroparezi, kronik barsak iskemisi)

    4- Safra yolları ve karaciğer ile ilgili hastalıklar (Taşlı keseye bağlı biliyer kolik ağrıları, akut kolesistit, koledok taşı, hepatitler, hepatobiliyer kanserler)

    5- Pankreatik hastalıklar (kronik pankreatit, pankreatik kanserler)

    6- Sistemik hastalıklar (Diabetes mellitus, tiroid hastalıkları, kronik renal yetmezlik, iskemik kalp hastalıkları, karın içi çeşitli kanserler)

    7- Hamilelik

    8- Nadir görülen diğer bazı hastalıklar (Ailevi Akdeniz ateşi, porfiriler gibi)

    Fonksiyonel dispepside yukarıda sayılan nedenlerin hiç biri olmamasına rağmenolgularda

    bulantı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma gibi şikayetler vardır.

    Dispepsi belirtileri nelerdir:

    – Mide yanması
    – Karın ağrısı
    – Şişkinlik
    – Geğirme ve gaz
    – Bulantı ve kusma
    – Ağızda acımsı veya asitli tat

    Nasıl tanı konur?

    Dispepsi şikayetleriniz varsa daha ciddi bir durumun varlığını ekarte etmek için mutlaka doktorunuza gidin. Çünkü dispepsi geniş bir kavramdır, altında çeşitli hastalıklar gizlenebilir. Doktorunuz altta yatan başka hastalıkları araştıracaktır. Bu amaçla birçok kan testi yapabilir, görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Yemek borusunu, mideyi ve bağırsakları daha iyi incelemek için endoskopi isteyebilir.

    Tedavi:

    Dispepsiye neden olan yemekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutulması da çok faydalı olacaktır. Bazen kalp krizleri de dispepsiye benzeyen belirtilere yol açabilir. Bu şikayetler aniden başladıysa ve sizin için olağan dışıysa ve ayrıca nefes darlığı, terleme veya çeneye, boyuna, kola yayılan ağrıyla birlikteyse derhal doktora başvurmak gerekir. Genelde en önemli husus hasta ve hekim ilişkisinin iyi olmasıdır. Hastanın güven duyacağı bir ortam oluşturulmalıdır.

    Hastaya güven vermesi bakımından semptomların patofizyolojisi hakkında bilgi verilmelidir. Kronik semptomu olan hastalarda başvurma sebebi, hastanın korkuları (kanser fobisi vb.) yaşam stresi (iş, aile, kişisel ilişkiler, okul vb.), diyetteki değişiklikler, kullanılan ilaçlar ve hastanın psikolojik durumu sorgulanmalıdır. Yaşam şeklindeki değişiklikler: Aşırı alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Küçük porsiyonlu öğünler postprandiyal semptomları azaltabilir. Hastalara stres azaltıcı önlemler (egzersiz, yemeklerin düzenli olması, uyku düzeni vb.) ve uğraşlar (meditasyon, relakzasyon kürleri vb.) önerilebilir.

    – Bir oturuşta çok fazla yemek yemeyin.
    – Baharatlı yemeklerden kaçının.
    – Turunçgiller ve domates gibi yüksek miktarda asit içeren gıdaları tüketmeyin.
    – Sigarayı bırakın.
    – Alkollü içeceklerden uzak durun.
    – Kafeinli ve gazlı içecekleri tüketmeyin.
    -Karnınızı sıkan dar giysilerden kaçının. Bunlar mideye baskı yaparak içindekilerin yemek borusuna geçmesine neden olur.
    -Yedikten hemen sonra yatmayın veya uzanmayın.
    -Son yediğiniz yemekle yatma saatiniz arasında 2-3 saat olsun.
    -Yatağın baş ucu ayak ucundan en az 15 cm. yüksekte olsun. (Yüksek yastık değil, yatağın başucunu altına kitap gibi bir şeyler koyarak yükseltin veya özel reflü yastıkları kullanın) Böylece yatarken yediklerinizin yemek borusu yerine, bağırsaklara doğru akışı sağlanır.

    İlaç tedavisi:

    Antisekretuar ilaçlar: H2 reseptör antagonistlerinin kullanımı plasebo ile karşılaştırıldığında ancak %20 oranında daha fazla fayda sağlamaktadır. Proton pompa inhibitörleri (PPI) ile tedaviye yanıt veren hastalarn çoğunlukla reflü tipi dispepsi ve predominant olarak epigastrik ağrı yakınması olanlardır. PPI ile %50 semptomatik düzelme elde edilmektedir. Yanıt veren olgular aralıklı olarak, semptomatik dönemlerde 2-4 hafta tedavi edilmelidir.

    Prokinetik ajanlar: Güvenli olmamaları nedeniyle fonksiyonel dispepside kullanımı tartışmalı konuma gelmiştir. Sisaprid üretici firma tarafından kalbde QT uzaması ve kardiyak aritmilere neden olabilmesi nedeniyle piyasadan çekilmiştir. Domperidon bir çok ülkede kolaylıkla temin edilebilmesine rağmen ABD’de kullanılmamaktadır. Bulantı şikayeti belirgin olanlarda ve postprandiyal şikayetleri olan hastalarda tercih edilebilir. ABD’de metokolopramide kullanılan tek ajandır. Ancak yüksek MSS yan etkileri ve ektrapiramidal yan etkileri nedeniyle kronik kullanımı önerilmemektedir.

    Viseral duyarlılığı etkileyen ilaçlar: Fedotozine, somatostatin analogları, trisiklik antidepresanlar

    Diğer ajanlar: Antispazmodikler(buskopan vb.), antimeteorizan ajanlar(meteospasmly vb.) sucralfate, pankreatik enzim preparatlar(pankreoflat vb.). Bunlar spazm çözücü gaz giderici ilaçlardır.

    Antidepresanlar: Bu ajanların etkileri psikiyatrik etkilerinden bağımsız olarak uykuyu düzeltmeleri, viseral duyarlılığı azaltmaları sonucunda olmaktadır.

    İlaç tedavisi, semptomlar yaşam tarzındaki değişikler düzeltildikten sonra da devam ediyorsa uygulanmalıdır. İlaç kombinasyonları denenebilir. Tedavi intermittant olarak semptomların arttığı dönemlerde uygulanabilir. Refrakter dispepside psikiyatrik destek önerilebilir.

  • İnatçı ağrılar

    FİBROMİYALJİ

    “BİTMEK BİLMEYEN AĞRILAR”

    Kronik yaygın vücut ağrılarınız varsa , vücudumun heryeri ağrıyor diyorsanız sizde de fibromiyalji olabilir.

    Fibromiyalji bir çeşit yumuşak doku romatizmasıdır. Hastaların ağrıları keskin spazmlar ve elektrik şokları gibi son derece ağrılı da olabilir.

    Hastalığın başlangıcı genellikle başka bir hastalık veya trafik kazası gibi fiziksel bir stres veya duygusal bir stres ile ilişkilidir.

    Ağrı kesicilere zor yanıt veren, 3 aydan uzun süren genellikle vücudun iki tarafında yaygın ağrıları olan kişilerde bu hastalık aklımıza gelebilir.

    Fibromiyaljili hastalarda göğüs ağrısı, mide ekşimesi, ağrılı adet zamanları, huzursuz bağırsak sendromu gibi… diğer hastalıklarda genellikle vardır.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Kişi genellikle çok yorgundur, kendini dayak yemiş gibi hisseder,

    Hastaların %90’ından fazlasında ferahlatıcı olmayan uyku vardır. Sabah kendini dinlenmiş hissetmez ve kötü uyku kalitesi vardır.

    Depresyon eşlik edebilir.

    Kısa süreli kötü hafıza olup yeni şeyleri öğrenmede , bilgi işleme ve problem çözmede zorluk çeker.

    Genellikle hastalarda bazı diğer romatizmal hastalılarda olduğu gibi sabah sertliği vardır.

    Hastaların bir kısmı el ve ayaklarda şişkinliğinden yakınırlar.

    Karında şişkinlik, gaz, zaman zaman ishal, kabızlık ,bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik edebilir.

    YAPILACAK TESTLER

    Fibromiyaljili hastaların kan testlerinde genelde sorun yoktur, ancak yine de diğer hastalıkları dışlamak için kan sayımı, biyokimya testleri, sedimentasyon, CRP , tiroid fonksiyonları gibi bazı tesleri yapmakta yarar vardır.

    Yine karışabilecek boyun ağrıları , sırt ağrılarında da bazı görüntüleme yöntemleri yapılabilir.

    TANI KOYMA

    1990’larda fibromiyaljinin tanı ve sınıflandırılmasında ACR kriterleri vardı , 3 ay kronik ağrı ve 18 hassas noktanın 11 noktası ağrılı ise tanı konuyordu. Ancak 2011 de kriterler değişti ve 3 ay yaygın, kronik ağrı, ağrıyı açıklayacak bir patolojinin olmaması durumunda ,hassa ağrılı noktalara bakılmaksızın tanı konur hale geldi.

    TEDAVİ

    Fibromiyaljili hastalar genellikle kendilerini sinirli ve huzursuz hissederler. Çünkü eşleri, aileleri, işverenleri, çalışma arkadaşları onları anlamıyordur , keyifsizliklerinin nedenlerini bilmiyorlardır. O yüzden hem hastanın hem de yakın çevresinin bu yönde eğitimleri önemlidir.

    Yapılan çalışmalarda aerobik egzersiz ve vücut geliştirmenin ağrıları azaltmada oldukça yararlı olduğu görülmüştür. Isıtılmış havuz , sıcak su banyoları sıklıkla iyi gelir.

    İlaç tedavisi olarak ağrı kesiciler, antidepressanlar ve antiepileptik ilaçların iyi geldiği doğrulanmıştır. Özellikle Pregabalin Amerika Birleşik Devletlerinde FDA tarafından fibromiyaljinin tedavisinde kabul edilen ilk ilaç olup deneyimlerimizde de hastaların şikayetlerini yüksek oranda azalttığını gördük.

  • Gastroenteroloji konusuna giren belirtiler ve hastalıklar

    Ağza acı su gelmesi, göğüs kemiği arkasında yanma hissi, yutma güçlüğü, yutarken takılma hissi, göğüste yumruk hissi, ağız kokusu olan hastalarda

    Reflü hastalığı (GÖRD), özofajit

    Ösefagus motor hastalıkları (akalazya, diffüz ösefagiyal spazm…)

    Kanser araştırılması…

    Mide;

    Midede ekşime, yanma, sancı, şişkinlik, dolgunluk, gaz, hazımsızlık, geğirme, bulantı, kusma, kanlı kusma gibi yakınması olan, B12 eksikliği ve demir eksikliği gibi kansızlığı olan hastalarda

    Reflü,

    Gastrit,

    Polip,

    Ülser,

    Dispepsi,

    Mide mikrobu (Helikobakter pilori),

    Kanser araştırılması…

    İnce ve kalın bağırsak;

    Kansızlık (anemi), karın ağrısı,dışkıda kan, ishal, kanlı ishal, kabızlık, karında şişkinlik, dolgunluk, gerginlik, gaz, sancı, hazımsızlık, makatta ağrı ve dışkıda mukus gibi yakınmaları olan hastalarda

    Spastik kolon (huzursuz bağırsak sendromu),

    Kolitler,

    Ülseratif kolit,

    Crohn hastalığı,

    Enteritler,

    Çölyak hastalığı,

    Besin alerjileri – gıda intoleransı,

    Hemoroid (Basur),

    Anal fissür (çatlak),

    Polip

    Kanser araştırılması…

    Karaciğer;

    Sarılık, karaciğer enzimlerinde artma, karaciğer yağlanması, obezite, halsizlik, yorgunluğu olan hastalarda

    Hepatitler (A. B, C, D, E ve diğerleri),

    Kronik karaciğer hastalıkları,

    Sarılık,

    Siroz,

    Karaciğer yağlanması,

    Kanser araştırılması…

    Safra kesesi;

    Karın sağ üst kadranda ağrı, dolgunluk, hazımsızlık gibi yakınmaları olan hastalarda

    Taşlar,

    Polip,

    Hazımsızlık,

    Kanser araştırılması…

    Safra Yolları;

    Bulantı, sarılık, karın ağrısı

    Safra kanalında taş

    Safra yollarında kanser

    Pankreas;

    Karın ağrısı, kronik alkol kullanımı, kronik ishal, zayıflama, sarılık

    Sindirim sorunları,

    Pankreatitler,

    Kanser araştırılması…

  • Kolonoskopi ve tedavisi hakkında

    Kolonoskopi birçok hastanın korkulu rüyasıdır. Bunun nedeni yetersiz bilgilendirmedir. Kolonoskopi tıpkı endoskopi gibi bir aletle, kalın barsakların tamamı ve ince barsakların sonuna kadar yapılan bir incelemedir. Kolonoskopi ağrılı bir işlemdir. Bu ağrının nedeni, işlem sırasında barsağın daha iyi görülebilmesi için verilen hava ve aletin bazı barsak noktalarına baskı uygulamasıdır. İlginç olarak, mide ve barsaklarımız kesme, dokunma, yırtılma gibi şeyleri hissetmez. Bu nedenle mideden veya barsaktan biyopsi alındığında, hasta bunu hissetmez. Ancak bu organlar gerilme ve şişme gibi hareketlere çok duyarlıdır. Hava ile şişirmek şiddetli ağrı yapar.

    Kolonoskopi işlemi günümüzde mutlaka propofol ile yapılmalıdır. Sedasyon dediğimiz uyku ilacı ile kolonoskopi yapılabilir ama bunun için hastanın uyumlu olması ve ilacın yeterince etki etmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, uyku ilacı tam bilinç kaybı yapmaz ve ağrı kesici özelliği yoktur. Bu nedenle bazı hastalarda iyi sonuç verirken, bazı hastalarda yeterince etkili olmaz ve ağrı hissetmelerine neden olur. Bu nedenle en iyi sonucu almak için benim tercihim “propofol” anestezisidir. Bu anestezi ile hasta işlemi tamamen duymamaktadır.
    Kolonoskopi özellikle erken kolon kanseri tanısında kanıtlanmış ve tıp kılavuzlarında önerilen bir yöntemdir. Her insanın 45-50 yaşından sonra en az bir kez kolonoskopi yaptırması gerekir. Kolonoskopi sırasında yakalanan polip dediğimiz oluşumlar, nadiren kansere dönüşebilir. Kolonoskopi esnasında bu polipler çıkarılarak, kanserden tamamıyla korunmak mümkündür. Yine burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

    1. Kolonoskopi yapan doktorun tecrübesi: Yapılan çalışmalarda polip saptama oranı tecrübeli doktorlarda daha yüksektir, ayrıca kolonoskopi sırasında çıkarken en az 7 dakika süreyle tüm kolon dikkatle incelenmelidir. Eğer doktorunuz bu konuya yeterince dikkat etmezse, polipleri gözden kaçırabilir.

    2. Kolonoskopi öncesi barsak temizliği: Kolonokopi öncesinde birkaç gün posasız diyet yapılmalı ve bir gece önce etkili bir barsak temizliği protokolü uygulanmalıdır. Yeterince temiz olmayan bir barsakta yapılan kolonoskopi mükemmel olamaz. Bu nedenle size yeterince zaman ayırarak bu konuyu anlatan bir doktor, hemşire veya görevli olmalıdır. Temizlik kolonoskopi başarısının ilk şartlarından biridir.

    3. Kolonoskopi cihazı: Yukarıda endoskopi cihazları için anlattığımız herşey, kolonoskopi cihazları için de geçerlidir. Bu cihazlar konusunda Dünyada önemli gelişmeler oldu. İleri teknoloji cihazlarda; HD monitör, FICE, NBI denilen ışık dalga boyunu değiştiren yöntemler, boyama yöntemleri ve büyütme gibi fonksiyonlar eklenmiştir.

  • Tiroid bezi hastalıkları tanı ve tedavisi

    TİROİD BEZİ HASTALIKLARI (GUATR ) :

    Tiroid bezi nefes borusunun hemen önünde yer alan ortalama 20-30 gr ağırlığında sağ ve sol lobdan oluşan kelebek şeklinde bir salgı bezidir. Yutkumakla hareket eder ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha büyük olabilir.

    Tiroid bezi metabolizmamızı düzenleyen T3 ve T4 isminde hormonları üretir. Bu hormonların üretimi beynimizde hipofiz bezimizden salgılanan TSH isminde başka bir hormon ile kontrol edilir.

    Çeşitli sebeplere bağlı olarak tiroid hormon miktarımızda azalma olmasına HİPOTİROİDİ , artış olmasına ise HİPERTİROİDİ denilir.

    HİPOTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ :

    Tanım : TSH yüksek iken sT4 ve,veya sT3 düşüktür.

    Semptomlar: Hastalığın derecesine göre değişmek ile birlikte Halsizlik, yorgunluk , kilo artışı, unutkanlık, konsantrasyon düşüklüğü, cilt kuruluğu, kabızlık, saçlarda dökülme, üşüme, seste kalınlaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, kısırlık, depresyon, ödem ve kas ağrısı gibi bir çok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Kronik otoimmün tiroidit (Hashimoto Hastalığı) (En Sık Neden)

    İyot Eksikliği

    Tiroiditler

    Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi

    Başka hastalıklar için kullanılan ilaçlar

    Kalıtımsal

    Yaşlanmaya bağlı.

    Sekonder Hipotiroidi (Hipofiz bezi Hastalıkları)

    Teşhis: Hastanın öyküsü ve kullandığı ilaçlar sorgulandıktan sonra mutlaka elle tiroid muayenesi yapılır. Daha sonra kandan tiroid hormonları (sT3,sT4,TSH) , Tiroid otoantikorları (Anti TPO ve Anti TG), gerekli olan vakalarda idrar iyot düzeyi ve Tiroid Ultrasonografi testi istenir.

    Tedavi: Hormon düşüklüğü tesbit edilenlere ihtiyaç duyulan dozda Tiroid hormon replasmanı başlanır. Levotiron, Euthyrox ve Tefor bu amaçla kullanılan ve içinde levotiroksin (T4) dediğimiz tiroid hormonunu içeren haplardır . Hastaların ilaçlarını düzenli olarak kahvaltıdan en az yarım saat önce aç karnına almaları gerekmektedir. Uygun olan hastalara Selenyum takviyesi ve iyotsuz tuz (himalaya tuzu) da önerilmektedir.

    Takip: Hormon replasman tedavisi başlanan hastaların doktorunun uygun gördüğü aralıklarda hormon düzeyi ölçtürmesi ve gerekiyorsa ilaç düzeyinin ayarlanması önerilmektedir.

    HİPERTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ:

    Tanım: TSH düşük iken sT4 ve/veya sT3 hormonunun yüksek olmasıdır.

    Semptomlar: Halsizlik , sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, Kilo kaybı, sıcağa karşı tahammüzsüzlük, kalabalığa karşı tahammülsüzlük, anksiyete, iştah artışı, adet kanamalarının azalması, terleme, ellerde titreme, ishal , göz bulguları (Graves Hastalığına özel) gibi birçok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Graves Hastalığı

    Toksik nodüler guatr

    Gebelik hipertiroidisi

    Yüksek dozda iyot alımına bağlı

    Tiroiditler

    TSHOMA (Hipofiz Adenomu)

    Diğer hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

    Refetoff Sendromu (Tiroid Hormon direnci)

    Teşhis: Klinik semptomları olan bir kişide ilk olarak Tiroid hormonlarına bakılır. TSH düşüklüğü ile birlikte sT4 ve sT3 hormonlarınında yüksek olması hipertiroidi tanısını koydurur . ikinci aşamada hipertiroidinin sebebine yönelik olarak testler yapılır. Bu amaçla TSH reseptör antikoru, Tiroid Ultrasonografisi, Tiroid otoantikorları(Anti TPO ve TG) ve gerekli olan vakalarda Tiroid sintigrafi ve Uptake testleri istenir ve bu testlerin sonucuna göre hipertiroidinin sebebi bulunup sebebe yönelik olarak tedavi tercihi yapılır.

    Tedavi: Hipertiroidi tedavisinde Anti tiroid ilaçlar (Propycil , Thyromazol) ve semptomatik ilaçlar (beta blokerler) , Radyoaktif iyot tedavisi ve Cerrahi tedavi kullanılmaktadır. Bu tedavilerden hangisinin uygulanacağına ise hipertiroidiye yol açan sebebe göre karar verilmektedir. Örneğin Graves Hastalığında öncelikli olarak ilaç tedavisi tercih edilirken, Toksik nodülü olanlarda Radyoaktif iyot veya cerrahi tedavi tercih edilmektekdir. Bazı durumlarda bu tedaviler bir aradada verilebilmektedir.

    Takip: Tedavi amaçlı Anti tiroid ilaç başlanan vakalarda tedavi ortalama 12-24 ay kadar sürdürülür. Bu süreç içinde ortalama 1-2 ay içinde ilaçların yan etki ve etkinlik değerlendirmesi için çeşitli testler bakılarak hastalar kontrol altında tutulur. Tedavi amaçlı Radyoaktif iyot verilen vakalarda ise tedavi sonrası hipotiroidi gelişebileceğinden dolayı belirli aralıklarla hormon kontrolleri yapılması gerekir. Yine Cerrahi tedavi uygulanan hastalardada uygulanan cerrahinin türüne göre operasyon sonrası çeşitli düzeylerde hipotiroidi gelişebilir ve bu durumda ömür boyu tiroid hormon replasmanı gerekir.

    TİROİDİTLER :

    Tanım: Tiroid bezinin inflamasyunu (iltihabi durum) veya inflamasyon benzeri tablo ile seyreden bir grup hastalığna verilen isimdir.

    Tipleri:

    Akut (süpüratif) tiroidit (Enfektif )

    Subakut Tiroidit : 1- Subakut granülomatöz Tiroidit (Ağrılı)

    2- Postpartum (gebelik sonrası) Tiroidit (Ağrısız)

    3- Subakut Lenfositik tiroidit (ağrısız)

    Kronik Tiroidit (Hashimoto hastalığı)

    Fibröz Tiroidit (Reidel Tiroidit)

    Radyasyon Tiroiditi

    İlaca Bağlı Tiroidit

    Semptomlar: En sık sebep olan Hashimoto hastalığı genellikle çok ilerlemedikçe semptom vermez. hahimoto ya bağlı hipotiroidi geliştiğinde hastalar tiroid hormon düşüklüğüne bağlı semptomlar ile başvururlar. daha nadir olarak tiroid bezinin büyümesi (Guatr) ile başvuran hastalarda olmaktadır.

    Subakut Granülomatöz Tiroidit ise genelikle geçirilen bir viral enfeksiyondan günler sonra ortaya çıkar. Boyunda tiroid bezinin olduğu bölgede şiddetli ağrı, Tiroid bezinde şişlik, çarpıntı , terleme ve titreme şikayetine yol açar.

    Genellikle Tiroid bezinin bakteriler veya mantarlar tarafından enfekte edilmesi ile ortaya çıkan Akut Tiroidit ise boyunda ağrı, tiroid bezi üzerinde şişlik, kızarıklık, ateş ,halsizlik ve boyunda lenf nodu gibi bulgular ortaya çıkar.

    Postpartum Tiroidit ise gebelikten sonraki ilk bir yıl içinde bayanlarda görülen ağrı yapmayan ve çeşitli düzeylerde tiroid hormon bozukluğu ve bununla ilişkili klinik semptomlara yol açan bir tablodur. Bu hastalığın seyrinde hem hipertiroidi hemde hipotiroidi safhaları vardır ve buna göre klinik semptomlarda değişkenlik gösterir.

    Fibröz Tiroidit oldukça nadir görülür. Tiroit bezinde fibrozis gelişir. Buna bağlı bez çok sert bir kıvama gelir ve boyundaki çevre dokulara basarak nefes darlığı , yutma güçlüğü gibi semptomlara yol açabilir.

    Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan İnterferon alfa, İnterlökin-6 ve amiodoran gibi ilaçlar ve boyun bölgesine uygulanan radyoterapi veya radyoaktif iyot tedavisi sonrasında tiroid bezinde yıkım ve buna bağlı ağrı, tiroid hormon bozukluğu semptomları ortaya çıkabilir.

    Tanı: Şikayeti olan hastalarda şüphelenilen nedene yönelik olarak Tiroid Hormonları, Tiroid otoantikorları(Antitpo ve TG), Tiroglobülin, sedimantasyon, CRP, Hemogram, Tiroid Ultrason ve gerekli vakalarda tiroid bezi sintigrafisi ve Uptake testlerinden uygun olanları istenir ve sonuçlara göre tedavi planlanır.

    Tedavi: Genel olarak tiroiditlere gelişen geçici hipertiroidi safhasında antiroid ilaç tedavisi verilmez. Bu dönemde hipertiroidinin semptomlarını bastırmak için beta bloker tedavi, iyotsuz diet gibi yöntemler kullanılır. Tiroidite bağlı gelişen hipotiroidi safhasında ise ihtiyaç duyulan süre ve dozda tiroid hormon replasmanı verilir.

    Ağrılı tiroidit ( Subakut granülomatöz) de ise ağrı kontrolü için öncelikle NSAİİ grubu ilaçlar verilir , bu tedaviye yanıt alınamaz ise oral Steroid tedavisi başlanır .

    Akut enfektif tiroiditte ise Antibiotik ve antifungal tedaviler kullanılır.

    Takip : Kronik tiroidit dışındaki Tiroiditler genellikle uygun tedavi ile birkaç ay içinde tamamen düzelirler. Hastalığın aktif olduğu dönemde tedavi etki ve yan etkisi açısından uygun aralıklar ile kontroller yapılır.

  • Bel kalça ağrılarım var romatizma hastası olabilir miyim ?

    Bel ağrıları hemen herkesin ömründe en az bir defa yaşayabileceği bir ağrı tipidir. Kimi bu ağrıyı çok şiddetli yaşarken kimimiz de bu ağrıları daha düşük şiddette yaşamaktadır. Aklımızda bulunması gereken bir bilgi bu tür ağrıların özellikle omurgayı ve kalçanın içerisindeki eklemleri tutabilen bir romatizmanın bulgusu olabileceğidir. Bu tür ağrılar sıklıkla kalça üzerinde olmasına rağmen aşağı bel bölgesinde zamanla da tüm omurga ve boyun bölgesinde de olabilmektedir. Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği Ankilozan Spondilit (AS) hastalığıdır.

    Romatizma Kaynaklı Bel Ağrılarının Özellikleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının özellikleri toplumda sık görülen özellikle fıtıklar kaynaklı mekanik olarak adlandırılan ağrılardır. Romatizma kaynaklı ağrılar genellikle 20 li yaşlarda orta çıkar fakat 40 yaşına kadar da görülebilir. Romatizma dışı ağrılar ise çoğunlukla 40 lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Romatizma kaynaklı ağrılar uzun sürelidir. Genel olarak 3 ayı geçen ağrıları daha çok romatizma kaynaklı olarak yorumlamaktayız. Mekanik ağrılar ise sıklıkla başladıktan 1 ay içerisinde azalıp geçmektedir. Romatizma kaynaklı ağrılar sıklıkla geceleri hasta uyuduktan sonra artış gösterip hastalar sıklıkla sabahları ağrılı uyanmaktadır. Bu ağrılar hasta güne başlayıp, yürüdükçe azalmaktadır. Ancak mekanik olarak yorumladığımız fıtık türü ağrılar sıklıkla hasta hareket ettiği ya da günlük işlerine başladığı zaman ortaya çıkmaktadır. Mekanik ağrılar hasta dinlendikçe azalır. Bu iki tür ağrıyı ayırmanın en önemli ip ucudur.

    Romatizma Nedenli Bel Ağrılarının Ayırımında Kan Tetkiki Var mıdır?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarında hastaları dinlediğimiz zaman bu tür ağrıları düşünebilmekteyiz. Ancak bunu kanıtlamamız yani düşündüklerimizi doğrulamamız gerekmektedir. Bunun için kan tetkiklerinden sıklıkla yardım almaktayız. Romatizmal kaynaklı bel ağrılarının büyük çoğunluğunda kandaki iltihap testleri yükselmektedir. Ayrıca gerek duyulan hastalarda HLA B27 olarak bilinen genetik test tanıya yardımcı olabilmektedir. Ancak bu genetik testi herkese uygulamamaktayız. Mekanik kaynaklı ağrılarda kan testleri tamamen normal olarak bulunmaktadır.

    Romatizma kaynaklı ağrılarda kan tetkikleri bize yardımcı olsada asıl olarak tanıyı net olarak görüntüleme yöntemleri ile koymaktayız. Uzun süren hastalıkta tanıyı basit bir röntgen ile koyabilmemize rağmen, yakınması yeni başlayan ya da erken dönem hastalarda tanı için sıklıkla Manyetik Rezonans (MR) desteği almamız gerekmektedir. Hastalık için tipik görüntüler olduğu için tanıyı çok rahatlıkla koyabilmekteyiz. Mekanik kaynaklı ağrılarda da MR yöntemine başvurabiliyoruz ancak onlardaki bulgular çok farklı olmaktadır.

    Romatizmal Kaynaklı Bel Ağrılarında Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği olan AS hastalığının tedavisinde NSAİ olarak adlandırılan ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar ilk seçenek ilaçlardır. Bu ilaçların tekli ya da bir arada kullanımlarına karşı hasta yakınmalarında değişiklik olmaması durumunda hastanın klinik durumu ve hastalığın şiddeti de göz önünde bulundurularak biyolojik tedaviler başlanabilmektedir.

  • Ailesel akdeniz ateşi hakkında güncel bilgiler

    Ailesel Akdeniz Ateşi ülkemizin sık görülen romatizmal hastalıklarından biridir. FMF ismi hastalığın ingilizce baş harflerinin kısaltmasıdır (Familial Mediterranean Fever).

    Peki FMF hastalığının şikayetleri hangi yaşlarda başlar ?

    FMF hastaların önemli çoğunda 20 yaşına kadar bulgularını gösterir. Ancak şikayetlerin çok belirgin olmayan hastalarda 20 yaşından sonrada hastalık ortaya çıkabilir.

    Hastalığın şikayetleri nelerdir ?

    FMF hastalığının en sık bulgusu tekrarlayan karın ağrısıdır. Ancak bu karın ağrısı diğer ağrılarından farklıdır. Bu karın ağrısı giderek şiddetlenen ve aralıksız 24-72 saat sürmektedir. Ayrıca karın ağrısına ateş eşlik eder. Hastayı yatıracak kadar şiddetli bir ağrıdır. Şüphesiz ki bu ağrının en önemli diğer özelliği ağrıların tekrar etmesidir. Hasta atak bittikten sonra hiç bir şey yokmuş gibi normal hayatına devam eder.

    Karın ağrısının yanında tekrar eden göğüs ağrıları bir diğer sık görülen bulgudur. Hastaların göğüs tek tarafında batma tarzında ağrı yakınması olur. Bu yakınması 3-5 gün arasında değişir. Batıcı karakterdedir ve hastanın nefes almasını dahi etkiler.

    Eklemlerde tekrar eden ağrı şişlikler yani eklem iltihabına neden olur ve genellikle diz eklemi bundan etkilenir. Ayak bileklerinde tekrar eden kızarıklık ve ağrı ile kendini gösterebilir. Bu bulguların hepsi tekrar edici özelliğe sahiptir.

    Bu bulguların dışındaki bulgular daha nadir olarak görülen bulgulardır. Örneğin hastaların tek bulgusu tekrar eden ateş olabilir. Hastaların ateşleri ataklar halinde yükselip 2-3 gün yüksek kalabilir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur ?

    Hastalığın tanısı için hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve atak halinde bakılabilecek bazı kan tetkikleri ile tanı konur. Yani hastalığın tanısı ağırlıklı olarak klinik yani yakınmaları ile konur. Çok nadir vakalarda FMF gen testleri istenebilir. Ancak bu gen testi şikayetleri belirgin olan hastalarda kesinlikle istenmez. Ayrıca ailede biri FMF hastasıysa diğer şikayeti olmayanlarda da bu testi istemenin hiç bir anlamı yoktur.

    FMF Tedavisi nasıl olur ?

    FMF için olmazsa olmaz ilaç çiğdem çiçeği kökünden elde edilen kolşisin adlı ilaçtır. Bu ilacı hastaların sürekli kullanması gerekmektedir. Çünkü ilacı kullanmayı bıraktıklarında hastalık tekrardan başlamaktadır. Kolşisin adlı ilacı hastaların ömür boyu kullanması gerekir. Genel olarak hastaların büyük kısmı kolşisine iyi yanıt vermektedir. İyi yanıt vermeyen hastalar içinse son yıllarda özellikle kullanılmaya başlanan anakinra ve canakimumab adlı biyolojik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlara yanıt özellikle kolşisine yanıt vermeyen hastalarda çok iyi olmaktadır.

    FMF hastalığı tedavi edilmediğinde yada hastalar takipsiz kaldığında ise amiloidoz olarak bilinen rahatsızlık gelişir. Hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bazı iltihabi maddelerin iç organlarda birikmesi sonucu gelişen bir tablodur. Özellikle de böbreklerde birikim yaparak böbrek yetmezliğine neden olabilmektedir.