Etiket: Ağrı

  • Ağrı haberci mi ? Hastalık mı?

    Ağrı Haberci mi ? Hastalık mı ?

    Ağrı ilk insan topluluklarından bu yana hekimleri meşgül etmiş ve tedavi etmek için çeşitli yollar denenmiştir. Hekimler pek çok yöntemi, bitkiyi ağrı kesici olarak kullanmışlardır. Hipokrat “divinum est opus sedare dolorem” ifadesiyle ağrı dindirmenin ilahi bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

    Yüzyıllardır “Ağrı” üzerinde gözlemler ve pek çok çalışma yapılmıştır. Ağrının sinir sistemindeki durumu, diğer vücut sistemleri ile olan ilişkileri ve ağrı yolları hakkında pek çok bilgi edinilmiştir. Cildimizde nosiseptör denen algılayıcılar dokunma bilgisini alıyor, omurga kanalı içerisinde yerleşmiş ve beyin-vücut arasında iletim görevi yapan bölgeye yani; medulla spinalise gönderiyor. Buradan bilgi, beyinin ilgili yerine ulaşıyor, algılanıyor, yorumlanıyor ve tekrar cildimize bilgi olarak dönüyor.

    Ağrı duyusu da dokunma duyusu gibi, benzer yolu kullanıyor. Ancak iletim bölgesine uyarı bilgisi geldiğinde, uyaranın geçmesine izin veren ya da vermeyen kapı var bu yüzden her uyaran ağrı olarak algılanmayabiliyor, zararlı-toksik uyaranlar ağrı olarak yorumlanıyor. Buna ağrının “kapı kontrol teorisi” deniyor.

    Vücudumuzda bir de kendi kendine çalışan otonom sinir sistemi var. Bu sisteme düzenlenebilir anlamında “vegetatif sinir sistemi (VSS)” deniyor. VSS saç ve tırnak hariç tüm vücudumuzu ağ gibi sarıyor. Omurga ve beyin önemli VSS elemanları. Vücut salgıları, sıvı dengesinin düzenlenmesi, tüm iç organlarımızın çalışması bu sistemin denetiminde, düzenlenmesiyle oluyor. Bedenin bütün hücrelerini birbirinden haberdar ediyor. Bu iletişim ağı nedeniyle, ağrının tüm oluşum ve iletim mekanizmalarında büyük rol alıyor. Bu sistemde hata oluşması, sistemin sürekli uyarı altında olması ağrının kronikleşmesine (devamlı olmasına) neden olabiliyor. VSS üzerinden yapılan özel tamamlayıcı tıp tedavilerine “Nöralterapi” deniyor.

    Ağrı aslında vucudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi.Bu ya, bir toksik-zararlı maddenin atılamaması veya zararsız hale getirilememesi durumunu ya da hücresel düzeyde bir eksikliğin (minarel, vitamin, yağ v.b) karşılanamamasıdır. Bunların dışında zararlı manyetik (elektrik, radyasyon v.b) dalgalara maruz kalma durumu da şiddetli süregelen ağrılara neden olabilmektedir.

    Günümüzde kullanılan klasik-geleneksel tıp metotları; ağrı kesici ilaçlar ve girişimlerle ağrıyı baskılayarak tedavi etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım belki de günümüz geleneksel tıbbının “ağrı tedavisinde” en büyük yanılgılarından birisi.Ağrıyı tamamen yok etmeden önce yada ilaçlarla baskılamadan, ağrıya sebep olan faktörlerin saptanması ve bunların düzeltilmesi gerekiyor.

    Geleneksel tıp yaklaşımı ile; nasıl ki, ani karın ağrısı ile acil servise başvuran hastaya neden bulunmadan ağrı kesici yapılmamalı ilkesi benimsenmişse, kronik ağrısı olan hastada da ağrıyı oluşturan temel sebebe yönelik araştırma ve tedaviler kullanılmalıdır. Ani karın ağrısı hastasına ağrı kesici uygulanması sonucunda bir organ bozukluğunun farkedilmesi geciktirilerek daha kötü sonuçlara sebep olunuyorsa, kronik ağrı hastalarının gerçek ağrı sebeplerinin saptanmadan ağrıları baskılandığında da daha kötü sonuçlara sebebiyet verilmektedir.

    Ağrı kesici ilaç uygulamaları sonucu ağrının baskılanması ile, kronik hastalıkların tedavi edilmesi gecikmekte ve hastalık ilerleyerek devam etmektedir.Gerçek sebep saptanmadığından tedaviye sürekli yeni ilaçlar ve ameliyatlar eklenerek ağrı baskılaması sürdürülmeye çalışılmaktadır. Beden ise ağrısının anlaşılamaması sonucunda, hiç bir baskılayıcı ilaç, girişimsel tedaviler ve cerrahi tedaviye yanıt veremez hale getirilmektedir. Bunların sonucunda da sürekli ilaç kullanmamız gereken kronik hastalıklar ve ağrıyı dindirmeye yönelik girişimsel ve cerrahi uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de ağrı yeterince kontrol altına alınamamakta, artarak devam etmektedir.

    Ağrı başlangıçta ve doku organ bozuklukları oluşana kadar geçen sürede bir habercidir. Ancak bu haberci anlaşılamazsa doku-organ bozuklukları gelişecektir ve ağrı artık bir hastalık haline gelecektir. Ağrı tedavi edilmezse beraberinde, bir çok kronik yandaş hastalık gelişecektir.

    Ağrının bedenimizde yolunda gitmeyen şeylerin habercisi olduğunu belirtmiştik, bu nedenle süregelen ağrıya eşlik eden bir çok kronik hastalık vardır. Bunların başlıcaları; irritabl barsak sendromu (spastik kolon), reflü, basur, fissür, gıda intoleransı-alerjisi, alerjik astım, alerjik cilt reaksiyonları, dermatitler, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması veya hepatitler, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, alzaimer, miğren atakları, kronik yorgunluk sendromudur.

    Bu aşamada “Ağrı” nın anlaşılması, mekanizması, tedavisi oldukça zor ve karmaşık hale gelmektedir. Ağrı kliniğimizde uygulanan, ayrıntılı hastalık hikayesi, özel muayene metodları ve özel tanı testleri ile ağrının nedenleri tam olarak ortaya konmaktadır. Ağrı haberci pozisyonda,“Nöralterapi”ve diğer “Tamamlayıcı Tıp”yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Ağrı, hastalık düzeyine gelmiş durumda ise bu aşamada klasik-geleneksel baskılayıcı medikal tedaviler ve“Radyofrekans (RF)”uygulamaları ile“Girişimsel Ağrı”tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.

  • Kadınlarda süregelen ağrı nedenleri

    Ağrı Hastası değerlendirilirken, hastanın cinsiyeti özellik arzetmektedir. Kadınlarda ağrı değerlendirmesi farklı bakış açıları ile daha iyi sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.

    KADINLARDA SÜREGELEN (KRONİK) AĞRILAR

    Kadın ve erkeklerin, farklı hastalık deneyimlerine sahip olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur. Bunun temelini biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler oluşturmakladır. Ağrının algılanması, iletilmesi ve hissedilmesi bakımından her iki cins arasındaki farklılığa beyindeki; kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonal değişiklikler yol açmaktadır.

    Ağrılar karşısında erkek ve kadın farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izlerler. Kadınlar ağrılarını ince ayrıntılarına kadar anlatırken, erkekler ise ağrılarını anlatmaktan çekinirler. Kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rolleri vardır. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrılı uyarana verilen cevabı da belirler.

    Çoğu yaşam biçimi nedeniyle oluşan kronik(süregelen) hastalıklar kadınlarda daha sıktır. Sonuç olarak; kadınlarda erkeklere oranla şiddetli, sık aralıklı ve uzun süreli ağrılı şikayetler, hastalıklar daha sık görülmektedir. Karın ağrıları, iskelet-kas sistemine ait ağrılar ve baş ağrıları kadınlarda daha yaygındır.

    Erken dönemde laboratuar verilerinde bir bozukluk saptanamadığı durumlarda, hekimler; kadınların daha fazla duygusal oynamalarının olduğuna ve psikosomatik hastalıklarının yaygın olduğuna inanırlar. Sonuçtakadınların ağrıları sıklıkla psikolojik olarak değerlendirilerek antidepresan tedaviler başlanır.Psikosomatik-antidepresan ilaçlar bayanların ağrılarını dindirmekte daha fazla kullanılır. Ancak hekimlerin bu tutumu özellikle kadın hastaların ağrılarına hatalı yaklaşımda bulunmalarına neden olmaktadır.

    Kadınların çoğu menstürasyon, ovülasyon, gebelik ve doğum ağrısı gibi hastalık olmayan nedenlere ait ağrı deneyimlerine sahiptir. Menstrüasyon ağrısı kadınların ağrı deneyiminde çok önemlidir. Menstrüel ağrısı olan kadınların %33' ü orta şiddette, % 32'si şiddetli ve %14' ünün dayanılmaz şiddette ağrıları vardır. Mestrüasyon ağrısı, vücudun tamamının bir sorunudur, bu şikayet; kadın enerji sisteminin tam olarak dengede olmadığının ilk göstergesidir.Kadın enerji sistemin temelini oluşturan hormonal sistemde bir dengesizliğe işaret etmektedir.

    Kadın enerji sisteminde vücut fonksiyonlarını kontrol eden organlar, bir çok durumda dengeyi korumak için birbirleri ile birlikte çalışırlar. Günlük kimyasal, fiziksel, sosyal ve yaşamsal stresler; bir bütün olarak çalışan hormonal sistemi doğrudan etkiler, dengesini bozar. Hipotalamus, hipofiz, troid, böbrek üstü bezi, yumurtalıklar ve rahim bu hormonal sistemi dengede tutmak için birlikte çalışmaktadır. Tiroid(guatr)/rahim bağlantısı ile ilgili bilgiler, kadın vücudunda bu organların beraber çalışarak bedeni dengelediklerini göstermiştir. Tiroid sorunu yaşayan bir kadının mutlaka rahiminde bir dengesizlik söz konusudur. Rahim, birçok hormon için hedef organ durumundadır. Hedefte yani rahimde, oluşan bir dengesizlik tüm vücutta bir dengesizliğe neden olur. Bu nedenle rahim alınması, kanama değişiklikleri ve menapozda tüm vücutta değişiklikler ve şikayetler ortaya çıkar. Bu bilgiler, kadın bedeninde herhangi bir yerde yapılan bir ameliyatın, vücudun diğer taraflarını nasıl hasta edebildiğini ve açıklanamayan şikayetlere neden olduğuna yanıt olmuştur.

    Kadın bedeninde bir ameliyat yapıldığında, kadınlık organlarının uyumu bundan çok etkilenir. Tekrar yeni ameliyatların yapılmasına neden olacak şikayetler ortaya çıkar. Tüm bunların nedeni vücudun hormonal dengesindeki bozukluk ve rahimdeki dengesizliktir.Kadınlarda gelişen; alt karın, kasık, bel, bacak ve kalça ağrılarında temel sorun rahimdeki fark edilmeyen yada ilgilenilmeyen dengesizliklerdir.

    Hormonlar işleri bittikten sonra karaciğer tarafından tutulup yıkılarak tekrar yapıma verilmektedir. Karaciğer yeterli fonksiyon gösteremediği durumlarda da benzer hormonal dengesizliklere neden olunmaktadır.Karaciğer yetersizliklerinde de hormonal dengesizlikler sonucu çeşitli ağrılı şikayetler oluşmaktadır.

    Kadınlarda menstrüasyon dengesizliği ve ağrıya neden olan önemli hormonlardan ikisi, estrojen ve progesterondur. Mestrüasyon dönemlerinde kadınlar hormonal dengesizliklere bağlı olarak ruhsal gelgitlere maruz kalabilirler. Yükselen estrojen seviyeleri kadınlarda yeme isteğini tetikleyerek yeni rahatsızlıklara zemin hazırlar. Diyet, yaşam biçimi ve çevre faktörleri kontrol altına alındığında, yumurtalık, rahim ve tiroid gibi kadın enerji sistemi organları daha az sorun çıkarmaktadır. Bu dengesizlik dönemlerinde yiyeceklere dikkat edilmez, yapay hormon içeren hayvansal gıdalar (süt, peynir, yumurta, et) fazla tüketilirse, kadın enerji sistemi daha fazla bozulacaktır. Bu nedenle özellikle kadınların yapay hormonlardan uzak durması mutlak gereklidir.

    Kadın enerji sistemindeki dengesizlikler sıklıkla ağrı olarak ortay çıkmaktadır. Bu durumda hastalık belirtisi olarak başlayan, kadınlardaki ağrılar, zamanında ve doğru olarak tedavi edilmeyerek süregelen kronik hastalıklara, organ kayıplarına neden olmaktadır. Bu nedenlerle kadınlarda süregelen hastalıklar da sık rastlanmaktadır.

    KADINLARA ÖZEL AĞRI NEDENLERİ

    Son yıllarda ağrı bilimi araştırmalarında cinsiyet farklılıklarının önemi artmıştır. Özellikle kadınların enerji sistemlerinin karmaşık ve özel yapısı, bu hastalara daha özel bilgilerle yaklaşılması gereğini ortaya koymuştur. Kadınlarda yaygın olarak görülen ve cinsiyet farklılıklarından kaynaklanan başlıca ağrılı hastalıkları özetleyecek olursak:

    1.Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    a.PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk)

    b.PMS-Tip C –Yiyeceklere Özlem (iştah artışı)

    c.PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem)

    d.PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik)

    2.Ağrılı Adet Görme (Dismenore) ve/veya Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    3.Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    4.Belirgin Bir Nedeni Olmayan Kronik Pelvik Ağrı

    5.Rahimin Arkaya Doğru Olması- UterusRetroversiyonu-Ağrılı Cinsel İlişki (Disparönia)

    6.Tekrarlayıcı Ağrılı Fonksiyonel Yumurtalık Kistleri

    7.Rahim Duvar Hücrelerinin Farklı Yerlerde de Bulunması – Endometriozis

    8.PosteriorParametrit

    9.Tüberküloz salpenjit

    10.Psikolojik Kaynaklı Rektal, Perinaeal ve Genital Ağrı

    1. Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    PMS vücudun tamamının bir sorunudur. Kadınlarda, vücudunun bütününün sağlığı, kadınlık sisteminin sağlığına doğrudan bağlıdır. PMS' nin nedeni; vücudun hormonal sistemindeki ve rahimdeki dengesizlik olabilir. Diğer nedenler ise; hormonal sistemi etkileyen, vücudun başka uzak bir yerindeki başka bir organsal sorun, bir ameliyat bölgesi yada duygusal bir yaralanma olabilir. Hormonal dengesizlikler çoğunlukla PMS ve diğer adet düzensizliklerini başlatmaktadır.

    Aşırı sürekli stres durumlarında böbrek üstü bezi yoğun adrenalin üretimine mecbur kalır. Bu durumda tüm hormonal sistem dengesi bozulmaktadır. Karaciğer yeterince fonksiyon göremez ise salgılanan hormonlar yeterince ortamdan yıkılarak uzaklaştırılamaz. Bu durumda hormonal dengesizlikler baş göstermektedir. Sentetik hormon içeren hayvansal gıdaların(yumurta dahil) ve mevsim dışı bitkisel gıdaların yoğun tüketilmesi de hormonal dengesizliklere neden olmaktadır.

    Duygusal neden olarak çoğunlukla, çocukluk çağında cinsel istismara uğramış olma sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Bilinçli zihin, farkında olmasa da bu istismar deneyimini vücutlarında, özellikle kadınlık organlarında gizlemektedir.

    Organsal sorunların biyolojik çözümlenmesi, fiziksel istismarın psikolojik destek ile yüzeye çıkarılıp yok edilebilmesi sağlanabilmektedir. PMS tedavisi, bedenin bütünsel olarak değerlendirilmesi sonucu düzenlenecek bütünsel vücut tedavileri ile gerçekleştirilmelidir.

    Prof Dr. Guy Abraham'ın araştırmalarına göre PMS aşağıdaki tiplerde tanımlanmıştır.

    a. PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk):Aşırı korku, sıkıntı, alınganlık, kırılganlık, güvensizlik gibi ruhsal değişiklikler bu tip PMS' nin özellikleridir. Çeşitli minarel eksiklikleri durumunda vücut bu minarellere benzerliği nedeniyle rafine tuz (NaCl) tüketimi ile bu eksiklikleri tamamlamaya çalışır. Rafine tuz, beyin ve diğer vücut organlarında su tutulmasına neden olmaktadır. Bu durum A tipi PMS ‘ li kadınlarda adet döneminde anksiyete ve diğer ruhsal değişikliklere neden olmaktadır. Bunun için rafine tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu hastalarda, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive kinezyolojik muayene ile tespit edilen gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; krom, çinko gibi mineraller, özellikle B kompleks (B6, B12) ve diğer belirlenmiş vitamin takviyeleri önemli destek sağlayacaktır.

    b. PMS-Tip C – Yiyeceklere Özlem (iştah artışı) :Bir çok kadın, adetlerine bir hafta on gün kala, yemeklere aşırı istek duyarlar. Özellikle, PMS-Tip C hastaları tatlı ve şekere karşı karşı konulmaz bir istek duyarlar. Bunun temelinde hormonal bir dengesizlik örneği olarak hipoglisemiye (kan şeker düşmesi) yatkınlık vardır. Kan şekeri düşmesi, bir tür hormonal denge bozukluğu olup şiddeti artan başağrısına neden olabilmektedir. Bu hastalarda sıklıkla kan değeri düşüklüklerine yani, kansızlığa rastlanmaktadır.

    PMS-Tip C' de, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive özel (kinezyolojik) muayene teknikleri ile tespit edilecek gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; magnezyum ağırlıklı, demir, krom, çinko gibi minerallerin alınması, bol miktarlarda özellikle yeşil taze mevsim sebzelerinin az pişirilmiş veya çiğ olarak tüketilmesi önemli destek sağlayacaktır.

    c. PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem) :Bu tip kadınlar adet öncesi dönemde, genel şişiliklik hissederler ve bu durumdan şikayetçidirler. Bu kadınların vücudu diğerlerinden daha kolay şişer ve enflamasyona maruz kalır, iltihaplanır. Bazılarında, bariz kırmızı lekeli yanaklar ve boyun tiroid bölgesinde, kızarıklıklar oluşmaktadır. Bazılarında ise ağrılı gergin kaslar, kas tutulmaları ve kasın su tutması durumu yaşarlar.

    PMS – Tip H kadınlarında, çeşitli besinlere karşı duyarlılığın, alerjinin bu şişme durumundan sorumlu olduğu kanıtlanmıştır. Bir gecede veya kısa sürede, 1-3 kilo gibi ciddi kilo artışları ile karşılaşılabilmektedir. Şişlikler çoğu zaman ayak bileklerinde ve ellerde olmakta, birlikte tüm eklemlerde ağrılar ve sertleşmeler görülmektedir. Özellikle ayaktaki şişlik bölgelerine parmakla bastırıldığında, ciltte çukurluk kalan bir durum oluşmaktadır.

    H tipi kadınlarda, besin duyarlılığı (alerjisi) gelişmiş gıdaların belirlenmesi ve bunların beslenme rejimlerinden çıkarılması vücuttaki şişme ve enflamasyonu, iltihaplanmayı durdurmaktadır. Besin duyarlılığını kinezyoljojik olarak ve özel testlerle(bkz. Kronik ağrılı hastalıklar ve gıda duyarlılığı) belirlemek mümkündür. Besinlerin seçilerek yenmesi, tuz kısıtlaması uygulamaları şişmeleri kontrol altına almaktadır. Bunun için tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu kadınların yine, kafein içeren gıdalardan ve kahve çeşitlerinden uzak durmalarında yarar vardır. Kahve dışında kafein içeren, çaylar, çeşitli soğuk içecekler ve ilaçlardan (Geralgine K v.s.) uzak durulmalıdır. Bu ürünler vücutta daha fazla enflamasyon, iltihaplanmaya ve şişliğe neden olurlar. Ayrıca kafein, hormon üretimini kötü yönde etkileyerek, hormonal bozukluklara neden olur. Bu kadınların sigara tüketmeleri sakıncalıdır, diğer kadınlara oranla daha şiddetli etkilenmelere yol açmaktadır. Bunlarda sigara, hücre oksijen tüketimini arttırarak vücut ısısını daha fazla yükseltmektedir.

    Bu grup içindeki kadınların, B kompleks vitaminler, magnezyum desteği almalarında fayda vardır. Kısa sürelerde kullanılmak üzere doğal idrar söktürücü, bitkisel ürünler (maydanoz suyu, kereviz, ayı üzümü v.b.) kullanılması önerilebilir. Ayrıca, bu kadınların beslenme rejimleri, omega 3, 6, 9 yağ asitlerini içermelidir. Bu yag asitleri, keten tohumu yağı, üzüm çekirdeği yağında bolca bulunmakla beraber, bu yağlar ısıtılmadan salatalarda veya direk olarak kullanılmalıdır.

    d. PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik) :Bu gruptaki kadınlarda aşırı ruh hali değişiklikleri yaşanmaktadır. Bu davranış, normal zamanda duygusal bir tepki oluşturmayacak durumlar karşısında, yoğun tepki gösterilmesi durumudur. Depresyon, vücutta aşırı progesteron hormonu birikmesi sonucu gelişmektedir. Depresyonun diğer bir nedeni vücutta ağır metal (kurşun) birikmesi olabilmektedir. İlave belirtiler sinirlilik, unutkanlık, sık uyanma gibi uyku bozuklukları ve bacakta kollarda uyuşmalardır. Kol ve bacakta görülen uyuşmalar, ciddi hareket kısıtlılıklarına neden olabilmektedir. Bu durumlarda, çeşitli radyolojik film görüntülemeleri yapılarak bel fıtığı, boyun fıtığı gibi teşhislere yönelinmekte, hastaların gereksiz yere ameliyat olmalarına neden olunmaktadır.Hatta bu hastalara bu nedenlerle bir çok bel ve boyun fıtığı ameliyatı sonrası çeşitli vidalama ve protez ameliyatları yapılarak daha içinden çıkılmaz durumlar oluşturulmaktadır. Oysa bel fıtığı erkeklerde daha fazla görülmekte iken bazı hastanelerde daha fazla kadın, bel fıtığı ameliyatı olmak durumunda kalmaktadır.

    Bu grup içindeki kadınların, bozuk ruhsal durumları tetikleyen rafine şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan uzak durması gerekmektedir. Kahve, hazır meşrubatlar ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan ciddi zarar görürler, korunmaları gerekir. Özellikle regl dönemlerinin yaklaştığı depresyonlu dönemlerinde her türlü baharatlı yiyeceklerden uzak durup, mevsim meyve – sebzeleri ve tahıllarla beslenmelerinde yarar vardır.

    Bu grup kadınların tedavilerinde, B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko gibi minareler ve belirlenmiş amino asitler(Thyrosine, L- Phenylalanin, L-Glutamin v.b.) faydalı olacaktır. Sakinleştirici olarak papatya çayı v.b. bitki çayları tercih edilebilir.

    Her tip PMS (Adet Öncesi Sendromu) için, nöralterapi, akupunktur, kinezyoloji, fitoterapi, dengeli beslenme gibi “Tamamlayıcı Tıp” uygulamaları tedaviyi sağlayacaktır. PMS den rahatsız kadınların kinezyolojik muayenelerinde ve “vegatest” sonuçlarında saptanan bozukluklara yönelik, diyet, vitamin, minarel, amino asit tamamlayıcıların kullanılması, nöralterapi ve mikro akupunktur yöntemleri ile vücut dengelenmesinin sağlanması başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Eğitimlerini aldığımız bu uygulamalar ağrı merkezimiz bünyesinde başarı ile uygulanan yöntemlerdir.

    2. Dismenore (Ağrılı Adet Görme)

    İki çeşit dismenore vardır: Primer dismenore ve sekonder dismenore.

    Primer dismenorede ağrı herhangi belirlenen yapısal bir nedene bağlı değildir.

    Sekonder dismenorede yapısal organik anomali ile birlikte ağrılar vardır.

    Dismenorenin sıklığı oldukça fazladır ve ilgili çalışmalar farklılık göstermektedir. Bir çalışmada 19 yaşındaki kızların %72'sinde dismenore olduğu gösterilmiştir.

    2-A. Primer Dismenore (Birincil Ağrılı Adet Görme)

    Birincil dismenorede yapısal bir bozukluk yoktur. Genellikle ilk adetten birkaç ay sonra başlar, birkaç yıl sürer. Ağrı genellikle kolik tarzında ve hafiftir. Günlük aktiviteleri engellendiği zaman ağrı şiddetli olarak nitelendirilir. Çoğunda, ağrı menstrüasyondan yarım gün önce başlar, bir günden az sürer. Adet ile birlikte ya da iki gün önce başlayıp en fazla iki gün daha uzun sürebilen ağrı dönemleri vardır. % 25 hastada adetten bağımsız devamlı nitelikte bir ağrı gelişmektedir. Ağrı genellikle simetrik olarak pelviste, leğen kemiği çevresinde ve alt karında gelişir.

    Arkada uyluk bölgesine, kalçalara, alt bele, sırta, yayılır ve % 25 hastada devamlı (süregelen-kronik) niteliktedir. Bel, kalça, bacak ağrısı ön planda olduğunda, bu şikayetlerle bel fıtığı veya kalça kemiği eklemi ağrıları ile karıştırılır. Yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmektedir.

    Primer dismenore ağır ise bulantı, kusma, ishal olabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayarak işten, okuldan ayrı kalmaya yol açabilir, birkaç yıl içinde kendiliğinden kaybolabilir. Fakat 10 hastanın 8'inde ilk doğumdan sonra kaybolur.

    Geleneksel tıp tam nedeni saptamamış olmakla birlikte, ağrının rahim boynu gerginliği artışına, normal menstrüel gevşemenin olmamasına, kan akımında geçici bir tıkanma bulunmasına ve bunlarla birlikte artmış prostaglandin sentezine bağlı olabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, tedavi edici yöntemler yerine sadece, ağrı kesicileri kullanmaktadır. Ağır vakalarda, ağrı kontrolü için doğum kontrol ilaçları kullanılmaktadır. Ancak yeterli ağrı tedavisi sağlanamamakta, sadece geçici olarak ağrı bir miktar azaltılabilmektedir.

    Modern yaklaşımlar, bu hastalarda hormonal dengesizlik olduğunu, hormon düzeyleri normal olsa bile horman kalitesinde veya hormon hedef organındaki (rahim) hormon reseptörlerinde bir dengesizliğin olduğunu belirlemiştir. Bu hastalarda bu bozukluklar, özel muayene yöntemleri (kinezyolojik) ve gelişmiş testlerle(Vegatest) saptanabilmektedir. Özellikle tiroid bezi ile ilişkisi olan rahim reseptör dengesizlikleri gözden kaçırılmamalıdır. Hastaların endokrin-hormonal hastalık hikayeleri ve tiroid hormonları mutlaka gözden geçirilmelidir.

    Bu hastalarda, bütünsel yaklaşımla yapılacak özel muayene yöntemleri(kinezyolji) ve özel testlerle(vegatest) hormonal dengesizlik nedenleri saptanabilir. Teşhisin kesinleşmesi sonucu medikal tedaviler, nöralterapik girişimsel ağrı tedavileri ve tamamlayıcı fitoterapik tedaviler kalıcı iyileşmeyi sağlayabilmektedir.

    2-B. Sekonder Dismenore (İkincil Ağrılı Adet Görme)

    Ağrı bir nedene bağlı ise ikincil dismenore olarak adlandırılır. Ağrı pelviste, uylukta, kalçalarda, alt bel bölgesinde hissedilebilir. Ağrı endometriozis, adenomiyozis, submukozfibroidler ve çeşitli obstrüktif dismenore nedeniyle olur ve sıklıkla tek taraflıdır. Bu hastalarda, bazı dönemlerde şiddetlenen bel, kalça ve bacak ağrıları tek taraflı olup, dismenore düşünülmediğinde; yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak gerekmeyen operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmekte ve uzun dönem kimyasal ilaç tedavileri yapılabilmektedir.

    a)Endometriozis

    En sık rastlanan semptom, adet dönemlerinde ağrı artışı ya da sürekli seyreden adet ağrısı benzeri ağrıdır. Ağrı tüm adet boyunca, kimi zaman da bir gün daha fazla sürer. Rahim dokusundan bazı hücrelerin uterus dışı bölgelerde yerleşmesi durumudur. Nedene yönelik tedaviler uygulanır. Ağrı tedavisinde organik hormon gibi davranan fitoterapik tedaviler başarılı sonuçlar vermektedir. Yine bütünsel yaklaşımla hormonal düzensizliklerin nöralterapi ile dengelenmesi başarılı sonuçlar vermektedir.

    b)Adenomiyozis

    Rahim yüzey dokularının küçük adacıklar halinde rahim kas tabakasında bulunmasına adenomiyozis ya da endometriozis interna denir. En sık rastlanan şikayetler kanama bozuklukları ve pelvik ağrıdır. Adetler genellikle şiddetli ağrı ile seyreder ve hasta aktivitelerden yoksun kalabilir. Adenomiyozis sıklıkla kısırlığa yol açar.

    Ağrı ve anormal kanama menopozdan sonra kaybolur. Ancak hastalar genellikle bu nedenlerle menopoz öncesi histerektomi (rahimin operasyonla alınması) olmak zorunda kalırlar.

    Girişimsel nöralterapik ağrı tedavileri ile pelvik lenfatik-venöz kan akımı düzeltilmeleri sonucu ağrı tedavisi mümkün olmaktadır. Özellikle hormonal dengesizliğin doğal fitoterapik medikal ürünlerle tedavileri sağlandığında, nöralterapik girişimsel tedavilerle ağrı kontrolü diğer şikayetlerde kalıcı olarak düzelme sağlanabilmektedir. Sadece dirençli ağrı ve kanama şikayeti olan hastalarda uygulanan operesyonlar, daha sonra ciddi bel, kalça, bacak uyuşması ve ağrısı gibi başka sorunlara yol açmaktadır.

    c)Fibroidler

    Rahim kas yapısından, rahim boşluğuna doğru uzanmış olduklarında, ya da rahim azgını kapadıklarında kolik tarzda ağrıya neden olurlar. Nadiren görülür, cerrahi olarak tedavi edilirler.

    d)Tıkanmaya Bağlı Dismenore (Tıkanma Adet Ağrısı)

    Adet kan akımı doğumsal ya da edinsel olarak tıkandığında oluşan ikincil dismenore, tıkanmaya bağlı dismenore olarak tanımlanır.

    Doğumsal olanda ağrı genellikle adet başlamasından birkaç ay sonra, vajina ya da rahmi gerginleştirecek kadar kan biriktiğinde ortaya çıkar. Kızlık zarı tam kapalı olduğunda vajinada menstrüel kan birikmesi ile adet kanı gelmeden ağrılı adet durumu oluşur. Çift rahim varlığında birinde sıvı birikimi olduğunda menstrüel ağrı tek taraflı seyreder.

    Çeşitli doğumsal anomaliler ikincil dismenoreye yol açabilir. Edinsel formlar ise rahim ağzının çıkarılması (serviks amputasyonu), elektrokoter ya da konizasyon uygulamaları gibi cerrahi sonrası yapışıklıklarla ortaya çıkar. Tanı hastalığın hikayesi ve klinik muayeneye bağlı olarak konabilir.

    2-C. Psikolojik Kaynaklı Dismenore

    Bu grupta incelenen dismenorelerin abartıldığı kadar sık olmadığı gözlenmiştir. Organik herhangi bir neden bulunmadığında ve psikolojik değerlendirmede kişide nörotik yapı ya da başka bir psikolojik kaynak bulunduğunda tanı psikolojik kaynaklı dismenore olarak konur.

    Bu hastaların özel muayene (kinezyolojik) yöntemleri ile tanı ve tedavileri mümkün olmaktadır. Temelde yatan bozukluk hormonal dengesizlik oldugunda; fitoterapik medikal tedavilerle beraber nöralterapi uygulamaları iyileşmeye katkı sağlayacaktır.

    2-D. Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    Adet dönemi ortası ağrısı yumurtlama günlerinde ağrı ile seyreder. Ağrı aynı veya değişen taraf pelvis kemiği üzerinde oluşabileceği gibi tüm alt karında hissedilebilir. Hastalık kendisini yumurtlama sırasında tekrarlayıcı ağrı olarak belli eder. Ağrı birkaç saat ile bir iki gün arasında, kimi zaman da dört güne kadar sürebilir. Şiddetli formu karın içi kanama ile beraber olduğunda, alt karında hassasiyet saptanır. Olgunlaşmakta olan yumurtanın, yumurtalık, kanal duvar ya da adale tabakasının kasılmalarının yarattığı adale gerginliği artışı sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca nadiren endometriozis odağına bağlı olarak da gelişebilir.

    Hafif formda analjezikler yeterlidir. Ağrı östroprogesteron içeren ilaçlar ile engellenebilir. Şiddetli formlarda karın içi kanama da eşlik ediyorsa, girişimsel laparoskopi gerekebilir.

    Süregelen hale gelmiş bu tür ağrılı durumlar, hormonal dengesizlik nedeniyle olabilmektedir. Bu hastalarda özel kinezyolojik muayene metodları sonucu, fitotrapik hormon tedavileri ve nöralterapik bütünsel yaklaşımla değerlendirlerek yapılacak girişimsel ağrı tedavileri kalıcı iyileşmeler sağlanabilmektedir.

    3. Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    Sezaryan, rahim ve/veya yumurtalıkların alınması operasyonları sonucu rahim skar(nedbe) dokusunda veya çevrede kalan kesilmiş organ-dokulara bağlı oluşan ağrılı durumlar “Artık Yumurtalık Doku Sendromu” olarak adlandırılır. Geleneksel tıp yöntemleri bu hastalarda, tedavi olarak cerrahi girişim önererek kalan yumurtalık ve skar dokusunun dikkatli olarak çıkarılmasını önermektedir. Ancak bu cerrahi girişimlerle ağrı tedavisi sağlanamamaktadır.

    Kadın hastalıkları ve doğum nedeniyle operasyona maruz kalan kadınların, daha sonra bir çok hastalıklar (guatr, safra kesesi, bel fıtığı, kalça, diz, hemoroid, fissür v.s.) nedeniyle peşpeşe ameliyat olmak zorunda kalması sonucu, araştırmalar derinleştirilmiştir. Son gelişmeler; yapılmış operasyonun nedbe-skar dokusunun “Bozucu alan” oluşturduğu yönündedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahim ve yumurtalıkların alınması veya operasyon nedeniyle yaralanmasının sonucu alt karında, her iki veya tek taraflı kalçada ve bacakta uyuşma, yanma tarzında ciddi ağrılar oluşabilmektedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahimin alınması dolayısı ile hormonal dengesizliklere de neden olunmakta ve uyku düzensizliklerinden depresyona kadar bir çok farklı şikayet ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar, MR görüntüleme yöntemleri sonucu, bel fıtığı teşhisleri ile farklı bel cerrahisi girişimlerine maruz kalmakta ancak iyileşme sağlanamamaktadır. Bazı hastalara sakroileit gibi teşhislerle uzun yıllar sürecek romatolojik hastalık tedavileri başlanmaktadır.

    Bu hastalarda kinezyolojik muayene yöntemleri ile bozucu alan, özel kan testleri (vegatest) ile hormonal dengesizlikler tespit edilerek tedavi edilmesinde fayda vardır. Bozucu alan tedavilerinin girişimsel ağrı tedavileri ve nöralterapi ile düzeltilmesi, hormonal dengesizliklerin fitoterapik(organik bitkisel) medikal ürünlerle ve nöralterapik hormonal eksen injeksiyonları ile tedavisi başarılı sonuçlar vermektedir.

    Bu hastaların gereksiz ve başarısız yeni cerrahilere yönlendirilmemesi gerekmektedir. Böylece hasta çok da gerekli olmayacak, belki de yeterli tedaviyi sağlayamayacak bir ameliyattan korunmuş olacaktır. Ağrı kliniğimizde bu uygulamalarla başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    4. Belirgin Bir Nedeni Olmadan Ortaya Çıkan Kronik Pelvik Ağrı (Alt Batın-Alt Bel) (Bpogkpa)

    Herhangi bir nedenin ya da hasarın bulunmadığı süregelen, tekrarlayıcı pelvik ağrı şikayetleri vardır. Ağrı cinsiyet veya idrar yolları organları kaynaklıdır. Belirgin patoloji olmaksızın gelişen kronik pelvik ağrı (BPOGKPA); yüzyılı aşkın bir süredir bilinen, pelvik sempatik sendrom gibi çeşitli adlar verilen ve belirgin bir patolojiye bağlanamayan pelvik ağrının yeni ismidir.

    Hastaya BPOGKPA tanısı koyabilmek için tanı araştırmaları sonunda;

    1) Ağrının jinekolojik ağrı karakterine sahip olması;

    2) Laparoskopik tetkike rağmen hastada bilinen bir jinekolojik ağrı nedeninin saptanmamış olması gerekir.

    Hastaların çoğu neden olmaksızın oluşan pelvik ağrı ve şiddetli cinsel birleşme ağrısından şikayet ederler.En önemli şikayet alt karın ve/veya alt bel ağrısıdır. Ağrı leğen kemiğinin birinde, her ikisinde ya da yaygın olarak tüm alt bel ve/veya karında bulunabilir. Bel ağrısı, alt bel ve kalçalarda hissedilebilir. Ağrı şikayetleri adet öncesi daha şiddetli olup, adetin birinci, ikinci gününde şiddeti azalır. Karın muayenesinde yumurtalık bölgelerinde ağrı bulunabilir. Rahim muayenesi hassas olabilir. Alttan muayenede rahimde, yumurtalıklarda ağrı saptanabilir. Vajen sıklıkla konjeste ve ödemli görülür.

    Son zamanlarda bu rahatsızlığa etken olabilecek birçok neden ortaya atılmıştır. Hastaların bir kısmında şikayetlerin; sakrouterinligamanın veya geniş ligamanların biri veya ikisinin posterior kısımlarının travmatiklaserasyonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Venöz kan ve lenfatik sıvı dolaşım faktörlerinin süregelen ya da aralıklı alt karın ağrısına yol açabileceğine dair bulgular mevcuttur. BPOGKPA olgularında pelvis ve rahmin kan ve lenf dolaşım tetkiklerinde duraganpelvik kanlanma saptanmış, bu durumun tek başına etken olamayacağı düşünülmüşse de, pelvik varislerin varlığı ağrının ana nedeni olarak kabl görmüştür.

    Son araştırmalardaki “Bozucu Alan” teorileri bu tabloyu açıklamakta daha etkin görünmektedir. Kadınlarda adetlerle değişen rahim, over dokuları ve bölgedeki kan-lenf dolaşımı bozuklukları dolayısı ile damar yapıları “Bozucu alan”lar gibi davranarak bu açıklanamayan ağrıların sebebi olabilir. Aylık adetler, kızlık zarının yırtılması, düşük, küretaj, rahimiçi araç kullanımı, doğum, rahim ağzı yara-yırtıkları, sezaryan ve diğer pelvis-alt karın bölgesi am

  • Sinüzit !

    Kliniğimizde akupunktur ve iğnesiz akupunktur ile sinüzit tedavisi yapılmaktadır. Tedavide 50mv. Fiberoptik lazer, scanner ‘lı diyote lazer ve soğuk lazerler kullanmaktayız.
    Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “yüz sinüsleri (paranazal sinüsler)” denir. Paranazal sinüsler 4 ana gruba ayrılır. Frontal sinüs alında; maksiller sinüsler yanaklarda; etmoid sinüsler burun tavanına yakın ve her iki göz küresinin arasında; sfenoid sinüs ise etmoid sinüslerin yerleşmiştir. Bu boşlukların içini döşeyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir.
    Sinüzitin en çok karşılaşılan nedeni, enfeksiyonun burun boşluğundan bir ya da birkaç sinüse yayılmasıdır. Basit bir soğuk algınlığı bile sinüslerde, mukozada enfeksiyona neden olur, ancak bu durum sıklıkla belirti vermez. Paranasal sinüs enfeksiyonları her ne kadar basit bir rinitin (nezle) arkasından gelişirse de, temelde burun boşluğunu ilgilendiren:
    * Mekanik tıkanmalar (örn. polip, deviasyon..)
    * Allerjik yapı
    * Burun iç yüzeyini kaplayan mukozanın tüysü hareket aktivitesindeki bozulmalar
    * Bağışıklıkla ilgili bozukluklar
    * Dudak ve damak yarıkları ve
    * Uzun süreli nazal dekonjestan kullanıma bağlı nedenlerle meydana gelebilmektedir.
    Burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) tıkanıklık, sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açar.
    Sinüzit belirtileri, erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz-diş-göz ağrısı ve öksürüktür. Çocuklarda ise huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına bağlı öğürme ve kusma olabilir. Genel kanının aksine özellikle kronik sinüzitte baş ağrısı olmayabilir. Baş ağrısı eğer mevcutsa karakteristik olarak eğilme, ağır bir şey kaldırma, öksürme, başını sallama gibi hareketler sırasında sinüslerdeki basınç artışına bağlı olarak artar. Migrende olduğu gibi bulantı yoktur ve krizler halinde gelmez. Tüm yaş gruplarında, kısmen daha az rastlanan belirtiler, ateş, kırıklık, yorgunluk, ağız kokusu, koku alma duyusunda azalma, boğaz ağrısı, bazen ses kısıklığıdır. Sinüzit seyri sırasında ortaya çıkan alın ve gözde ağrılı şişlikler, çift görme ve genel durum bozukluğu, sinüzit komplikasyonu olabilir.
    Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sağlanarak sinüsün temizlenmesidir..
    Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik, drenajın sağlanması için ise burun damlaları, ağızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar ve burun temizliği yeterli olabilmektedir. Sinüzitin ilaçla tedavisi, en az 10 gün antibiyotik kullanımıdır. Vakanın klinik durumuna göre bu tedavi, üç, bazen dört haftaya uzatılabilir.
    Akupunktur ile hem sinüzit atağı sırasında oluşan ağrı giderilmekte hem de geniz akıntısı, burun tıkanıklığı gibi semptomlar da ortadan kaldırılmaktadır.

  • Bel ağrısı

    Akut Bel Ağrısı
    Ağır kaldırma veya doğrudan travmaya bağlıdır. Travma ile birlikte belde ağrı başlar. Başlangıçta ağrı hafiftir. Daha çok kas spazmına bağlı sertlik vardır.Hasta geçer düşüncesiyle işine devam eder. Ağrı gittikçe artar. Hastayı hareketsiz bırakır. En küçük hareketle bile çok şiddetli ağrı başlar.
    Ağrı çoğu kez tek taraflıdır. Bir bölgede sınırlı kalır. Sırt muayenesinde lumbosakral kaslarda tek veya çift taraflı spazm vardır. Hasta öne doğru eğilemez. Paraspinal kas spazmı tek taraflı ise hasta ağrılı bölgeye doğru eğildiği zaman biraz rahatlar. Aksi yönde şiddetlenir. Bazı tek taraflı vakalarda konkavitesi ağrılı tarafa olmak üzere skolyoz gelişir. Spazm geniş bir alana yayılmışsa alt ekstremite hareketleri ağrılıdır. Refleks ve sensoryal bulgular normaldir. Radyolojik muayenede lumbosakral bölgede herhangi bir patoloji yoktur. Lumbar eğim düzleşmiş olabilir.
    Hastaya mutlak yatak istirahati verilmelidir.
    Kronik Lumbosakral Gerilim Ağrısı
    Kronik lumbosakral gerilim bel ağrısında en sık görülen etkenlerden birisidir. Orta yaş hastalığıdır. Diğer bel ağrıları kadar şiddetli değildir. Buna karşın tedavisi zordur.
    Orta yaşın üzerinde sık rastlanır. Ağrı çok geniş bir bölgeyi tutar. Genellikle orta şiddettedir. Hastanın hekime gelmesi için uzun süre geçmesi gerekir. Dikkatli bir anamnezle hastanın geçmişinde travma olduğu görülür. Hasta uzun süre ayakta kaldığı zaman ağrı artar. Dinlenince azalır. Kas spazmı yoktur.
    Bu sendromun asıl nedeni kişinin vücut sağlığına yeterince önem vermemesidir. Yetersiz beslanme, konstipasyon, dinlenememe gibi etkenler rol oynar. Özellikle ev kadınlarında, topuklu ayakkabı giyenlerde daha sık rastlanır.
    Tedavide önce ayrıntılı bir değerlendirmeye gitmek gerekir. Rutin laboratuvar tetkiklerinin yanı sıra radyolojik inceleme yararlı olur. Hastaya uzun süre ayakta durmaması, şişmansa kilo vermesi öğütlenir.
    Lumbar Disk Hernisi
    Vücudun anatomik yapısı nedeniyle yük en fazla L4-L5 ve L5-S1 arasına biner. Bu baskı annulus fibrosus halkasında dejeneratif değişikliklere yol açar.
    Dejeneratif değişiklikler bir kez ortaya çıktıktan sonra iyileşme zordur. Bunun nedenleri, birincisi delenerasyona neden olan ağrılar ortadan kalkmaz, ikincisi intervertebral diskin kanlanması zayıftır. Dejenerasyon gittikçe artar. Annulus fibrozusun zayıf olduğu arka cidardan nukleus pulposus kayar. Arka spinal ligamentlerin ortasının kalın, kenarların ince olması intervertebral diskin yana doğru kaymasının en büyük nedenidir.
    Ağrı hafif başlar. Bu nedenle hastalar semptomların ne zaman başladığını çoğu kez hatırlamazlar. Hasta fazla hareket etmez. İstirahat ederse semptomlar kendiliğinden hafifler. Hasta hekime artık ağrıya dayanamaz hale geldiği zaman başvurur.
    Bir travma, ağır kaldırma veya eğildiği zaman ağrı başlar. Hasta bunu bıçak saplanması şeklinde tanımlar. Hastalığın başlamasında iki belirgin özellik vardır: Belde ağrı ve elektrik çarpması, iğne batması tarzında siyatik. Otururken veya kalkarken lumbar vertebralar üzerine binen yük artar. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir.
    Orta çizgide meydana gelen disk kaymalarında alt ekstremitelerde ve belin alt kısmında yaygın ağrılar vardır.
    -Omurların arasında yer alan diskler dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır.
    -Disk patolojileri bel ağrısının en sık nedenlerinden biridir.
    -Her disk, anulus fibrosus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan nu cleus pulposus’tan oluşur
    -Aksırma, öksürme, eğilme genellikle ağrıyı arttırır.
    -Genellikle sadece bir taraf etkilenir.

  • Migrenin akupunkturla yokoluşu…

    YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜREN MİGRENE AKUPUNKTURLA VEDA….
    Baş ağrısı toplumda en sık görülen sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alıyor. Pek çok insan hayatının belli dönemlerinde baş ağrısı çekiyor. Klinik Farmakoloji Derneği ,Başağrısı Derneği ve Başağrısıyla Savaş Derneklerinin beraber yaptığı araştırmaya istinaden Türkiye’nin “Baş Ağrısı Haritasını” çıkardı. Ayrıca bu araştırmaya göre Türkiye’de 48 milyon kişinin (nüfusun %69u ) başı ağrıyor. Bunlardan 7 milyon kişinin baş ağrısı sürekli devam ediyor.
    Genel olarak bayanlar erkeklerden daha çok baş ağrısı çekiyor. Ağrı sorunu yaşayan her üç kişiden birinin başı düzenli biçimde her gün ağrıyor.İnsan ömrünün yaklaşık beş yıllık bölümü baş ağrısıyla geçiyor. Baş ağrısı yaşayanların %50’si rahatsızlığının sebebini bilmiyor. Yapılan araştırmalara göre baş ağrısı çeken insanların çoğu hiç hekime baş vurmamış ve gelişi güzel kulaktan dolma bilgilerle, ağrısı oldukça düzensiz olarak,ağrı kesici ve migren ilaçlarını yıllarca kullanmaktadır.
    Başağrısını sadece ağrı olarak düşünülmemelidir,ağrının kişiye ve topluma getirdiği bir takım olumsuzlukları vardır.Sürekli baş ağrısı çeken kişiler; bu ağrının, zaman ve mekan seçmeksizin her an gelebileceği endişesi içinde stresli bir şekilde hayatını sürdürmektedirler.
    Hatta bu durum ilerleyen zamanlarda kişiyi depresyona kadar götürmektedir. Yaşadığımız hayatın içinde bulunan stres ve depresyon , migren ataklarını başlatan önemli bir faktördür.Bu durumda bu insanlar ağrı ve depresyon arasında gelip giden kısır bir döngüde bulmaktadırlar kendilerini…
    Uluslararası Başağrısı Derneği tarafından 165 çeşit başağrısı tanımlanmıştır. Genel olarak baş ağrılarını iki ana grupta sınıflandırabiliriz.
    grup: Primer Başağrıları:Tespit edilen veya gösterilebilir herhangi bir yapısal hastalıkla ile ilişkisi olmayan süregen ağrılardır.

    Migren

    Gerilim başağrıları

    Günlük süregen başağrıları

    Cluster(küme) başağrıları

    Kronik paroksismal hemikrania Primer Başağrıları grubunda yer alırlar.
    grup:Sekonder Başağrıları:Vücutta herhangi bir yapısal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar.Örneğin kafa travmasına bağlı, beyin kanamasına bağlı, beyin tümörlerine bağlı,…v.b..
    Yukarıdaki sınıflama “Uluslar arası Başağrısı Derneği” tarafından 1998’de yayınlanmıştır.Bu sınıflama hastayı değerlendirirken hekime yardımcı olmaktadır.
    AKUPUNKTURLA MİGREN VE BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ
    Baş ağrıları akut veya kronik hastalıkların bir belirtisi olabilir.Baş ağrısı eğer bir hastalığın belirtisi ise (beyin tümörü, tonsillit, bademcik iltihabı, myopi, akut orta kulak iltihabı..v.b.) bunun önce nedeninin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla tıbbi tedavi şarttır.
    O halde Akupunktur hangi tür baş ağrılarında uygulanmalıdır? Bunlar başlıca:

    Her tür migren ve diğer damarsal baş ağrılarında,

    Gerilim ( kas kasıntısı ) baş ağrılarında,

    Sinüzit ( akut veya kronik ) baş ağrılarında,

    Boyun kireçlenmelerine bağlı baş ağrılarında:

    5000 yıldır uygulana gelen ve Çin’deki bütün hastanelerde branş olarak okutulan Akupunktur Migrende %85-%90 lara varan iyi sonuçlar almaktadır. Çin Tıbbı’nda hastanın başağrısı beden ,ruh ve zihin bütünlüğü içinde değerlendirilir; yani her hastanın baş ağrısı kendisine özgü özellikler gösterir.
    Akupunktur tedavisinde hasta önce kulak deteksiyonu ve nabız muayenesi ile tetkik edilir. Bu baş ağrısının hangi meridyen üzerinde olduğu tespit edilir ve ona göre tedaviye başlanır. Migrende; Akupunktur tedavisi, iğnelerle olabildiği gibi , iğnesiz lazer ışınları ile de akupunktur uygulaması yapılabilmektedir.Haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 15-20 seans uygulama yapılır.Yaşam kalitemizi ve iş verimimizi düşürerek mesleki başarımızı kötü yönde etkileyen ayrıca tedavi edilmez ise depresyona kadar kişiyi sürükleyen migreni akupunkturla yenmek kolaydır . Yeter ki isteyin

  • Migren

    Akupunkturla başağrısı ve migren tedavisi
    Migren %80 oranında kalıtımla geçen, her yaşta başlayabilen, kısa ve uzun aralıklarla tekrarlayabilen, periyodik, hemikranial (yarımbaş ağrısı), zonklayıcı başağrısıdır. Genelde bulantı, kusma, fotofobi (ışığa hassasiyet) ve sese hassasiyet sözkonusudur.

    • Gerilim tipi (tension); başağrıları yaygın, devamlı, ense veya alın ve “bant şeklinde” olmaya meyillidir.
    • Artmış kafa içi basınca veya tümöre bağlı başağrıları, genellikle migren gibi çok ağrılı değildir. Uyumakla genelde rahatlamaz. Önceden hiç başağrısı çekmemiş ileri yaşta bir insanda aniden başlar veya hep aynı tarafta devam eder.
    • Bazı migrenlerde ağrının geldiğini bildiren ikaz devresi yoktur, bazılarında vardır ( Işığa hassas göz bulguları, bulantı, kusma )

    Migren Oluşumu (FİZYOPATOLOJİSİ)

    • Önce kanda serotonin artışı olur. Metabolitleri böbreklerden atılır.
    • Kanda serotonin seviyesi düşer. Baştaki – özellikle şakaktaki – yüzeyel temporal arterde genişleme olur.
    • Bu damarlardaki ağrı reseptörleri (alıcıları) hassaslaşır.
    • Damar duvarlarındaki ağrı reseptörlerinin gerilmesi ile şiddetli ağrı oluşur.
    • Bu kafa içi değişiklikler, beyin zarındaki irritasyon bulantı, kusma, ışığa hassasiyete sebep olabilir.
    • İyileşme döneminde plazma serotonin seviyesi normale iner ve damar çapları normale dönmeye başlar.

    Akupunktur uygulaması ile;
    Migren krizinde düşen plazma serotonin seviyesinde artışa sebep olur. Bu seviye dengelenir.
    Serotonin seviyesi dengede olduğu için temporal arterde dilatasyon gelişmez. Kanda serbestleşen ağrı uyaranlarının konsantrasyonu akupunktur uygulaması ile düşer.
    Migrene sebep olan olaylar zinciri, biyokimyasal maddelerin plazma konsantrasyonlarının normal değerlerde olması ile kırılmış olur. ( Akupunkturun homeostatik – dengeleyici- etkisi)
    Migreni geçirmek için modern tıp, ilaçların yan etkilerini kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bunun yanında tedavi olarak ilaç kullanmakla hastalık tamamen iyileşmemekte, sadece nöbetlerin sıklığında azalma sağlanabilmektedir.
    Migren tedavisinde Akupunktur
    Migren tedavisinde akupunktur uygulamasının kullanılmasında, olgunun migrenden tamamen kurtulma şansı %80’lerin üzerinde bulunmaktadır. Bu tedaviyi uygulayanlar olarak bu başarı oranı hepimizce bilinmektedir.
    Her geçen gün, ilmi çalışmalar yapılarak aydınlığa kavuşturulması için uğraş verilen akupunkturun sayısız fenomeni henüz açıklığa kavuşturulamamıştır. Ama bu durum, akupunkturun varlığının ve tedavide uygulanabilir oluşunun göz ardı edilmesini haklı göstermez.

  • Bel ve boyun fıtığı

    Boyun ve Bel Fıtığında Akupunktur
    Bu hastalıklar “Lokomotor Sistem” dediğimiz “Haraket Sistemi” hastalıklarından en çok rastlanılanlardır. Çünkü gelişen teknoloji ve buna bağlı hareketsiz yaşam tarzları boyun, sırt ve bel adelelerinde zayıflamaya yol açmakta ve bununla beraber karın kaslarının gevşekliği, alınan fazla kilolar ve fiziksel zorlamalarla bel ve boyun fıtığı vakalarına sıkça rastlanmaktadır.
    “Fıtık” nasıl oluşur? Önce bu sorunun yanıtını verelim:
    Diskler, omurların arasını dolduran, adeta bir “amortisör” görevini gören yastıkçıklardır. İçeriklerinde yapısal destek elemanları ( kollagen lifler, su, proteoglikan v.s.) bulunur. Yaşın ilerlemesiyle, travma ve fiziksel zorlamalarla bu yastıkçıklarda arkaya doğru çeşitli yönlerde taşmalar olur. Bu taşmalar belirli sınırları geçerse çevrelerinde bulunan sinir köklerine baskı yaparak o sinirin uzantıları boyunca yayılan ağrı, his kaybı gibi bulgulara yol açarlar.
    Reflekslerde zayıflama ve kayıp da olabilir. Bu problemler boyun kaynaklı ise enseye, sırta ve kollara yayılan ağrılar ya da his azalması, bel kaynaklı ise genelde siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmak larına yayılan ağrı ve his kayıpları oluşur. Ağrı, genelde devamlı olmakla beraber hapşırma, gülme, nefes alma, ayakta sabit durma ve uzun süre oturma ile artar, yatak istirahati ile azalır.
    Akupunkturun, bu tip – yani “Hareket Sistemi” ile ilgili hastalıklarda, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir.Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Konu bel ve boyun fıtığı ise ve hasta iyi seçilmişse ilaç tedavisi ve cerrahi yöntem kullanmaksızın, sadece akupunktur tedavisi ile kalıcı şifa sağlanabilir.
    Şimdi bunun nasıl olabildiğini açıklayalım:
    İnsan vücudu, bir çok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri (hammaddeler) bir çok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz.Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar. Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    • Cerrahi girişim
    • Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Şimdi akupunktur bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.
    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunkturun mekanizması bakın nasıl işler?

    • Vücut ve kulak akupunkturu veya sadece kulak akupunkturu ile vücuttaki depo kortizon çıkışı sayesinde fıtık bölgesindeki ödemi çözer. Baskıyı rahatlattığı için de ağrıyı büyük ölçüde azaltır.
    • İlk seansta önce ağrı giderici etki kendini gösterir, hastanın ağrısı azalır. Sonraki seanslarda da artık tedavi edici etki kendini gösterir ve fıtık anatomik olarak gerilemeye başlar. Bu safhada biokimyasal-biofiziksel süreç işletilir. Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postür) düzelir. Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.
    • Vücudun “Bağışıklık Sistemi” güçlenir. Bu etki daha çok allerjik hastalıkların tedavisinde açık bir şekilde gözükür (Allerjik astım, bronşit, sinüzit v.s.). Bu şekilde paravertebral kasların kuvvetlenmesi sonucunda öncelikle hastanın duruşu düzelir. Yana eğik ve ya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur. Hastaya verilen bazı germe egzersizleri de bu safha da çok önemlidir.

    Şunu özellikle belirtmek gerekir ki; akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez. Hasta eğer akupunkturla iyileşebilecek aşamayı geçmiş, geri dönüşsüz bir sürece girmişse elbette ki cerrahi tedaviye başvurulacaktır.
    Bu çeşit yazılarla akupunkturun sözkonusu hastalıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız; toplumu, bilinmeyen ve maalesef çok suistimal edilmeye müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C.Sağlık Bakanlığı'nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Akupunktur ile bel ağrılarının (bel fıtığı) tedavisi

    Omurların arasında yer alan diskler dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrosus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan nükleus pulposusdan oluşur.
    Vücudun anatomik yapısı nedeniyle yük en fazla L4-L5 ve L5-S1 arasındaki disklere biner.
    Degeneratif hastalıklar birkez ortaya çıktıktan sonra iyileşmesi zordur. Çünkü omurgalar arası diskin kanlanması zayıftır. Bel fıklarında disk genellikle yanlara doğru kayar.
    Ağrı hafif başlar. Bu nedenle hastalar semptomların ne zaman başladığını çoğu kez anımsamaz. Hastalar fazla hareket etmez, istirahat ederse belirtiler kendiliğinden hafifler. Hasta hekime, ağrı dayanılmaz hale geldiği zaman başvurur.
    Bir travma, ağır kaldırma veya eğildiği zaman ağrı başlar. Hasta bunu bıçak saplanması şeklinde tanımlar. Hastalığın başlamasında iki özellik vardır; belde ağrı, elektrik çarpması, iğne batması tarzında siyatik ağrısı.Genellikle sadece bir taraf etkilenir.

    Akupunktur ile Akut Bel Ağrısı (Lumbosakral Gerilim Ağrısı) Tedavisi
    Ağır kaldırma ve doğrudan travmaya bağlıdır. Başlangıçta ağrı hafiftir. Daha çok kas spazmına bağlı sertlik vardır. Hasta geçer düşüncesiyle işine devam eder. Ağrı gittkçe artar, çoğu kez tek taraflıdır, bir bölgede sınırlıdır. Sırt muayenesinde lumbosakral kaslarda tek veya çift taraflı spazm vardır. Hasta öne doğru eğilemez.
    Omuriliğin yan tarafındaki kasların spazmı tek taraflı ise hasta ağrılı bölgeye eğildiği zaman biraz rahatlar. Aksi yönde şiddetlenir. Bazı tek taraflı vakalarda konkavitesi ağrılı tarafta olmak üzere skolyoz gelişir. Spazm geniş bir alana yayılmışsa bacaklar hareketle ağrılıdır. Refleks ve duysal bulgular normaldir. Radyolojik muayenede bel kalça bölgesinde patoloji yoktur. Bel eğimi düzleşmiş olabilir.
    Hasta mutlak yatak istirahati yapmalıdır.

    Akupunktur ile Kronik Lubosakral Gerilim Ağrısının Tedavisi
    Orta yaş hastalığıdır. Diğer bel ağrıları kadar şiddetli değildir. Buna karşın tedavisi zordur. Ağrı geniş bir bölgeyi tutar. Genellikle orta şiddetlidir. Hasta uzun süre ayakta kaldığı zaman ağrı artar. Dinlenince azalır.Kas spazmı yoktur. Yetersiz beslenme, kabızlık, dinlenememe, topuklu ayakkabı giyme nedenler arasındadır.
    Hastaya uzun süre ayakta durmaması şişmansa kilo vermesi öğütlenir.
    Akut ve kronik bel ağrılarında ameliyat endikasyonu olmayan tüm durumlarda akupunktur kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir.
    Akupunktur kas gevşetici etki oluşturarak kısa sürede gerilmiş kasların gevşemesini sağlar. Enderfinlerin salınımı da ağrının ortadan kalkmasını sağlamaktadır.

  • Dünya sağlık örgütü’ne (who) göre akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar

    Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı, “Akupunktur ile Tedavi Edilen Hastalıklar Listesi”:

    1. Akupunktur un etkili biçimde iyileştirdiği hastalıklar, semptomlar ve durumlar:

    • Radyoterapi ve kemoterapinin olumsuz etkileri
    • Alerjik rinit (saman nezlesi dahil)
    • Safra koliği
    • Depresyon
    • Dizanteri
    • Dismenore
    • Epigastralji
    • Yüz ağrısı
    • Baş ağrısı
    • Hipertansiyon
    • Hipotansiyon
    • Diz ağrısı
    • Lökopeni
    • Bel ağrısı
    • Sabah bulantısı
    • Mide bulantısı ve kusma
    • Boyun ağrısı
    • Periartrit(omuz)
    • Ameliyat sonrası ağrı
    • Renal kolik
    • Romatoid artrit
    • Siyatik
    • İnme
    • Tenis dirseği

    2. Akupunktur un tedavi edici etkisi görülen ancak, daha fazla klinik çalışmanın gerektiği hastalıklar:

    • Karın ağrısı
    • Akne
    • Alkol bağımlılığı ve detoksifikasyon
    • Bell paralizisi
    • Bronşial astım
    • Kanser ağrısı
    • Kalp Nevrozu
    • Stres sendromu
    • Kafatası beyin travması
    • Diyabet; insüline bağımlı olmayan
    • Kulak ağrısı
    • Salgın hemorajik ateş
    • Göz ağrısı
    • Kadın kısırlığı
    • Yüz spazmı
    • Kadın üretral sendromu
    • Fibromiyalji
    • Gastrokinetik bozukluğu
    • Hepatit B virüsü taşıyıcısı durumu
    • İş ağrısı
    • Laktasyon, eksikliği
    • Erkek cinsel fonksiyon bozukluğu, organik olmayan
    • Meniere hastalığı
    • Nevralji
    • Nörodermit
    • Obezite
    • Afyon, kokain ve eroin bağımlılığı
    • Osteoartrit
    • Ameliyat sonrası iyileşme
    • Prostatit, kronik
    • Prurit
    • Radiküler ağrı sendromu
    • Raynaud sendromu
    • Tekrarlayan alt-idrar yolu enfeksiyonu
    • Şizofreni
    • Sjögren sendromu
    • Boğaz ağrısı (tonsillit dahil)
    • Omurga ağrı, akut
    • Temporomandibular eklem disfonksiyonu
    • Tietze sendromu
    • Sigara bağımlılığı
    • Tourette sendromu
    • Ülseratif kolit, kronik
    • Böbrek taşı
    • Boğmaca (pertussis)

    3. Modern tıp yöntemleriyle tedavi edilemeyen, ama akupunktur un tedavi etkisi rapor edilen hastalıklar:

    • Chloasma
    • Choroidopathy, seröz merkezi
    • Renk körlüğü
    • Sağırlık
    • Hypophrenia
    • Irritable colon syndrome
    • Omurilik yaralanma ile nöropatik mesane
    • Pulmoner kalp hastalığı, kronik
    • Küçük havayolu obstrüksiyonu

    4. Konusunda uzman olan doktorların akupunktur ile tedaviyi deneyebileceği hastalıklar:

    • Kronik akciğer hastalığı ve nefes darlığı
    • Koma
    • Bebeklerde konvülsiyonlar
    • Koroner kalp hastalığı (anjina pektoris)
    • Bebeklerde, küçük çocuklarda ishal
    • Çocuklarda ensefalit, viral
    • Felç

  • Migren, başağrıları ve akupunktur

    Migren, başağrıları ve akupunktur

    Yaygın Başağrısı Tipleri
    1) Sinuzit: Ağrı genellikle kaşların üstü yada göz kürelerinin altında hissedilir. Başı haraket ettirmek ağrıyı artırır.
    2) Cluster: Ağrı genellile bir göz çevresinde, ani ve çok şiddetlidir.
    3) Gerilim Tipi Başağrısı: En yaygın görülen başağrısı tipidir. Ağrı başın tamamında yada bant tarzında vede sıkıştırıcı niteliktedir.
    4) Migren: Özellikle başın bir bölgesinde siddetli ağrı hissedilir. Işığa, kokulara, sese hassasiyet; vücudun bazı bölgelerinde hissizlik, mide bulantısı gibi bulgularla birliktelik gösterebilir.

    Migren ve Diğer Yaygın Başağrısı Tiplerinin Etki Mekanizmaları
    Migren, ülkemizde her 6 kişiden birinde rastlanmakta olan ciddi bir sağlık sorunudur. Bir çok araştırmacıya göre migren atağı öncesinde beyin damarlarında kasılma, atak esnasında ise genişleme olması beyin kan akımı üzerinde bir değişiklik oluşturur. Araştırmacılar bu değişikliklerin ağrıya yol açtığını düşünmektedir. Bununla birlikte serotonin gibi çeşitli nöromediatörlerin migren atağı esnasında kan seviyelerinde oluşan dalgalanmalarının beyin kimyasını etkilediği ve bu değişimin de migren ataklarına yol açtığı görüşünü savunanlar da bulunmaktadır.

    Sinüzit hastalığının temelinde yüz kemiklerindeki sinüs boşluklarını örten epitelin iltehabı yatar. Ağrı, ise tamamen iltehabın sinir uçlarını tahriş etmesinden kaynaklanır.

    Cluster tipi baş ağrısı ise nisbeten daha seyrek görülmekte olup, yüz sinirlerini çevreleyen kan damarlarının şişmesi ve sinirlere baskı yaparak ağrı oluşturması esasına dayanır. Damarlardaki bu şişmenin sebebi kesin olarak ortaya konamamış olsa da serotonin hormonunun sorumlu olduğu düşünülmektedir.

    Gerilim tipi baş ağrısı ise en sık görülen baş ağrısı cinsidir. Bu tipte ağrıyı oluşturan günlük sıkıntılı yaşam olayları ve strese bağlı olarak baş ve boyun kaslarının aşırı gerginliğidir.

    Akupunkturun Başağrısı Tedavisindeki Yeri
    Akupunktur, diğer tüm ağrılı hastalıklarda olduğu gibi başağrılarında da çok etkili ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Akupunkturun başağrılarında son derece etkili olmasının sebebi, ağrıyı oluşturan sebeplerin sadece birine değil, ağrı oluşumunda rol oynayan sebeplerin tümüne etkili olması ve vücudun ağrı dindirme ile ilgili tüm sistemlerini devreye so-kabilmesidir.

    Başağrıları cinslerine göre farklı sebeplerden oluşmaktadırlar. Akupunktur tedavisi, söz konusu başağrısı cinsinde hangi mekanizma ön planda ise doğrudan o mekanizmayı engellemek sureti ile ağrıyı durdurmakta ve tekrar oluşumunu da önle- mektedir (kasların gevşetilmesi, kan damarlarının daraltılma- sı, stresin önlenmesi yada ağrıyı başlatan kimyasalların salınımın engellenmesi gibi).

    Akupunktur, ağrıyı oluşturan mekanizmaları durdurmanın yanı sıra, ağrı dindirici mekanizmaları başlatmakta da çok etkilidir. Vücudumuzda endojen opioitler, enkefalin, endorfin, dinorfin, nörotensin, serotonin, ACTH, kortikosteroidler gibi direk ve indirek yollardan ağrı algısını azaltan endojen kimyasal maddeler bulunmaktadır. Akupunktur ile yapılan ağrı tedavisinde söz konusu bu kimyasalların hepsinin kan değerlerinin yükseldiği gösterilmiştir.

    Tüm yukarıda sayılanlara ek olarak akupunktur tedavisinin hiç bir yan etkisi olmadığı da göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir veridir. Zira başağrılarını ilaçlarla kontrol altında tutmanın uzun vadede böbrekler ve karaciğer üzerine çok ciddi toksik etkileri vardır. Bu bilgilerin ışığında akupunkturun gerek başağrılarının atak tedavilerinde gerekse ağrının tekrar oluşumunun önlenmesinde (profilaksi) çok etkili ve güvenilir bir tedavi yöntemi olduğu aşikardır.

    Başağrısı Nöbetleri İçin Öneriler

    Başağrınızı neyin tetiklediğini bulmaya çalışın: Bir yiyecek, uykusuzluk, çok konuşmak, çok gülmek, gürültü, loş ışık, stres gibi.

    Öğün düzeninize dikkat edin. Aç kalmak çoğu zaman başağrısını tetiklemektedir. Özellikle tatil günlerinde öğün düzeninizi korumaya özen gösterin.

    Kafein, alkol ve sigara tüketimi başağrınızı başlatabilir. Bunları kullanırken başağrısı açısından dikkatli olun.

    Bol miktarda magnezyum alın. Magnezyum damarlarda gevşeme yaparak ağrının başlamasını engelle-yici rol üstlenebilir. Yeşil yapraklılar, sebzeler ve fındıkta bol miktarda magnezyum bulunmaktadır.

    Uyku düzeninize dikkat edin. Alışageldiğiniz saat-lerde uyuyamamak başağrısı atağı başlatabilir. Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin.