Etiket: Ağrı

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; dirsek ağrısı

    Dirsek Ağrısı

    Dirsek eklemi , İtme , Çekme ve Önkolu döndürmek gibi hareketlerin yapılmasını sağlayan, karmaşık bir eklemdir.Genelde dirsek ağrıları , dirsek eklemini oluşturan kemiklerin veya eklem çevresindeki kas ve tandoların zedeleme ya da çekişmesinden ortaya çıkabilir. Bazen eklemi saran sinir ağı veya kan damarları ve etrafındaki ligamanlar hasar görüp , ağrıya neden olabilirler.

    Boyun ,Omuz , Üstkol , Önkol ve Bilek problemlerinde ağrı bazen dirsek bölgesine yansıyabilir . Bu alanlardaki patoloji tedavi edildiğinde ,ikincil olarak gelişen dirsek ağrısıda ortadan kalkmış olacak .

    Dirsek ağrıları genelde cidd bir Medikal sorun olarak sayılmaz ise de , konum itibariyle tüm yönlerde hareket eden bir eklem olduğu için belirgin bir şekilde hastanın günlük faaliyetlerini ve sonuçda hayat kalitesini etkileyebilir.

    Dirsek Ağrısının Nedenleri

    Çoğu zaman Dirsek ağrısı,aşırı kullanım sonucu oluşur. Bazı sporlardan sonra , süreklilik gerektiren iş ve ya hobilerde , el , bilek ,ve kolun tekrarlanan hareketlerinden dolayı ortaya çıka bilir.

    Artitler Dirsek ağrılarının çok olası bir nedeni sayılmaz .

    Dirsek Ağrılarının Yaygın Nedenleri

    – Cubital tunnel syndrome ;bu sorun eklemin iç tarafından geçen Unlar sinirinin zedelenmesi sonucu ortaya çıkar.

    – Çıkık

    – Kemik kırılması

    – Golfçu dirseği ( medial epikondilit )

    – Tenisçi dirseği ( lateral epikondilit )

    – Bağ burkulması ve ya kopması

    – Dirsek bursiti(olecranon bursitisi), dirsek ekleminde var olan küçük sıvı kesesinin iltihabı

    – Kireçlenme ( Osteoartrit )

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; bel ağrısı

    Bel Ağrısı

    Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen , sebebleri çok çeşitli bir sendromdur .

    Bel ağrısı bütün yaş gruplarında görülmekle beraber yaşın ilerlemesi ile birlikte görülme sıklığı artmaktadır . Bunda da en önemli etken omurganın dejenerasiyonudur . Postür bozuklukları , kilo artışıyla gelen karın ve sırt kaslarında güç azalması onemli risk faktörlerdir.

    Bel Ağrısı Nedenleri

    Kas tutulmaları ; Bel ağrısının nedeni sıklıkla vücudu dik tutan ve sağa sola dönmemizi sağlayan kaslarının tutulmasıdır. Ağrının kaynağı tutulmuş olan kas lifleridir. Hareket ederken ani, bıçak saplanır gibi ağrılar hissedilir. Ağrı bazen kişiyi acil servise gitmeye zorlayacak derecede ciddi olsa bile tedavide sadece ağrı kesiciler ve yatak istirahati yeterli olur.

    Bel Fıtığı (Lomber Disk Hernisi) ; Vücudumuzda her iki omurga kemiğinin arasında “intervertebral disk” adı verilen lastik kıvamında yastıkçıklar bulunur. Bunlar kemiklerin birbirine sürtmesini engeller. Öne ve arkaya eğilmemizde veya olduğumuz yerde vücudumuzu döndürmemiz sırasında bu disklerin esnekliğinden faydalanırız. Vücut ağırlığının üstteki kemikten alttaki kemiğe dengeli bir şekilde aktarılmasını sağlarlar . bazen diskler zaman içinde yıpranırlar. Lastik kıvamları bozulur. Vücut ağırlığı altında iki kemik arasında sıkışan diskler balonlaşır, bombeleşir ve arkasından geçen sinirlere değmeye başlar.bu bölgede sinirlere temas olduğu zaman ağrı bacaklarda ve ayaklarda hissedilir. Hastalar bunu “ağrı bacaklarıma ve ayaklarıma vuruyor” diye tarif eder. Bazen ayak bileği hareketleri zayıflayabilir. Gene sinirlere temas neticesi bacaklarda ve ayaklarda karıncalanma hissi olabilir.

    Vertebra Kırıkları ; Özellikle yaşlılarda kemikler minerallerini kaybettiği kırılmaya meyilli olurlar. Sıradan bir düşme genç bir bireyde herhangi bir kırığa neden olmazken yaşlılarda özellikle çökme kırıkları sık görülür. Vertebra kemikleri kırıldığı zaman kronik bel ağrısına neden olur.

    Spinal Kanal Darlığı (stenosis) ; Spinal kordun içinden geçtiği vertebra kemikleri ve eklemler tarafından sıkıştırılmasıdır. Hastalarda bir süre yürüyünce ağrılar ortaya çıkar. Ancak bu ağrılar öne eğilmekle hafifler. Ameliyat ile spinal kordu sıkıştıran kemik parçası alınır ve spinal kord rahatlatılır.

    Bel Ağrıları Tedavisi

    Ters bir hereket ve ya pozisiyondan dolayı gelişen Akut bir Bel ağrısı istirahat, ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlara ( sadece akut dönemde ) cevab verir. Kronik Bel ağrıları 3 aydan fazla süren ağrılara denir .

    Bilimsel araştırmalar , kronik ağrı ile yaşayan ve bu durumu kabullenmiş olan hastalarda depresiyon belirtileri ve hayata isteksizlik , ağrısız bireylere göre çok daha yoğun yaşanmakta olduğunu gösteriyor .Ağrılı hastalar ister istemez hareket kısıtlamaları yapmak zorundalar , harekette azalma kilo artışının ve uzun zamanda ruhsal dengenin bozulmasına neden olur . İskeletin çeşitli kasları hareketsizlikten dolayı yavaş yavaş erir ve gücünü kaybeder . Bu durum kilo artışıyla bir araya gelince ağrılı bölgeye düşen yük daha da artar ve bölgedeki sorun daha da derinleşir .Seneler içinde : ağrı ,hareketsizlik ve kilo artışı kısır döngüsü hastanın hayat kalitesini tamamen düşürür .

    Modern tıbbın cevabsız kaldığı alanlardan birisi kronik ağrıya yol açan değişik hastalıklar yelpazesidir . Maalesef ülkemizde kronik ağrı tedavisinde hala akut ağrılara yaklaşıldığı gibi , başka alternatifler yok sayılarak ( sadece fizyoterapi önerilmekte ) ,tek çözüm ilaç tedavisi gösterilmektedir . Ayriyetten insanlar artık Ağrı kesici ilaçların uzun vadeli kullanımından gelebilecek yan etkileri az çok bildikleri için bu ilaçları mümkün olduğu kadarıyla az kullanmaya çalışıyorlar . Ortaya çıkan sonuç ise her zaman ağrıyla baş etmek ve bunu yaşlılık belirtileri olarak sineye çekmek olur . Bel ağrılarında çok nadiren cerrahi operasyona ihtiyaç duyulur . Ağrı şiddetli olsa da bel ağrısı olan birçok insana ameliyat gerekmez.

    Tamamlayıcı tıbbın kronik ağrı tedavisinde etkili yöntemleri

    Soft Lazer Tedavisisi;
    Cold lazer veya soft lazer tedavisinde ışık enerjisi hücreler tarafından emilir. Bu enerjinin özelliği fizyolojik dozda olmasıdır yani tedavi uygulandığı andan itibaren onarım işleyişi hücresel bazda başlatılır( photobiotherapy).

    Her nedenden dolayı olursa olsun, zarar görmüş bölgenin hücreleri etkilenir. Hücresel enerji(ATP)üretimi azalır ve ya duraklar neticede,hücre mambranı(hücrelerin bütünlüğünü sağlayan zar)su dengesini kaybeder. Bozulmak üzere olan hügrelerde protein sentezi(üretimi) de duraklar.Hücre bütünlüğü sağlanması için özel proteinlerin sentezi(üretimi)şart.Bu protein üretim mekanizmaları çok hassastırlar ve dış etkenlerden(fiziki travma,stres,oksijen azlığı,kan akışında meydana gelen etkenler)etkilendiklerinde, kısır döngü başlamış olur ve tahribatın boyutu gitgide artar. Ağrı bir uyarıcı ve savunma mekanizması olarak başta gelen belirti olabilir.Tedavi yöntemi ana sorunu çözmek yönünde olursa,mesela damarlardaki oxigenasyonu sağlamak,düzenlemek , bağışıklık sistemini uyarmak gibi ;hastalık derinleşmeden tedaviyle daha kısa zamanda iyileşebilir. Hücre metabolizması dengelenir ,enerji(ATP) üretimi desteklenir,protein sentezi uyarılır buda hücrelerin fonksiyonlarında düzelme demektir. Ağrı kesiciler bu durumlarda ağrıyı bastırdıkları için semptomatik etkiye sahiptirler ve tedavi edici etkileri söz konusu olamaz.

    Elektroakupunktur tedavisi ;
    Elektro Akupunktur ve Akapunktur diz osteoartritlerinde çok etkili bir tedavi yöntemidir.OA olan hastaların hem ağrsını dindirir hem de diz fonksiyonunu büyük bir ölçüde iyileştirir, bu yüzden etkili bir tedavi yöntemi olarak ABD ve Avrupada Modern tıbbın OA standart tedavi protokolünde yer almaktadır.

    Akupunktur iğneleri ile veya iğneden hoşlanmayanlar için elekro bantlar ile yapılmaktadır, ağrı tedavisinde çok etkili, daha hızlı sonuç alabildiğimiz bir Modalitedir. Vücut Akupunktur noktaları ve trigger noktalarına, her hastalığa göre belirli grup noktalar seçilip ve gereken frekans ayarları yapılır, her seansta noktalara15-30 dakikalık elektrostimulasyon verilir. Bu tedavi kulak akupunkturu ile kombine yapılınca daha etkili olmakta ve vücudu sistemik bir halde harekete geçirmekte. Ayrıca elektroakupunktur ve elektrolipoliz karın ve kalça bölgesinde lokal etki yaparak selülit görüntüsünü azaltmakta ve karın bölgesini daha sıkı bir hale getirmektedir.

    Tedavi nasıl yapılır ?

    Tedavi planında yer alan noktalara 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar lazer uygulanır.Tedavi seansından sonra hemen normal günlük hayat ve faaliyetlere başlanabilir, herhangi bir kısıtlama ve yan etki yoktur.Genel olarak tedavinin süresini ve kaç seanstan oluşacağını,durumun Akut veya Kronikleşmesi belirler. hastalık belirtilerinden 6-8 aydan az bir zaman geçmişse tedavi maksimum etkiyi sağlar ve çoğu zaman şaşırtıcı bir şekilde şikayetler tamamen ortadan kalkabilir. ( mesela tendonitler ve bursitlerde,spor zedelenmelerinde) 1 seneyi geçen hastalıklarda iyileşme , patolojinin türüne,sistemik bir hastalığın eşlik edip etmediğine, ve tahribatın şiddetine göre ,belli oranlarda sağlanabilir.Kronik diz Osteoartritlerde en az %40-75oranında ağrıda azalma ve %50-60 eklem hareketlerinde rahatlama beklenir.Bu oranlar Romatizmal eklem hastalıklarında(Lazer tedavisinin ödem ve iltihaplarda olan etkisinden dolayı) ,yeni başlamış olan Osteoartritlerde çok daha yüksektir.

    Araştırmalar

    British Medical Journal da 4.kez yayınlanmış olan İSWEÇ Lazer kurumunun yaptığı bilimsel araştırmalar, Soft Lazerin onarıcı etkileri ve bu tedavinin Osteoartrit hastalarının iyileşmesinde,ilaç tedavisine (NSAİDs =Non Steroidal Anti İnflammatory Drugs) üstünlüklerini ortaya çıkardı. Bu araştırmada 10.845 hasta 3 kontrol grubuna ayrılarak yapılmıştır.Ağrı kesicilerin Akut durumlarda,kısa vadeli kullanımda faydalarını göz ardı etmeden, kronik hastalıklarda uzun vadeli kullanımda , ciddi yan etkilere ve organ bozukluklarına yol açmasını da önemsemeliyiz. Sadece İngiltere de senede 2000 kişi ağrı kesicilerin(NSAIDS)yarattığı yan etkileri sonucunda hayatını kaybediyor,çünkü 8.5 milyon osteoartrit hastaların yarısı düzenli olarak ağrı kesici ilaçları kullanıyorlar. (Swedish Laser Medical society) Cold lazer tedavisinde uygulanan lazer düşük şiddetli lazer enerjisidir ve etkileri tanıdığımız yakıcı lazer ile kıyaslanamaz. Soft lazer hedef bölgenin hücrelerini uyarır ve iyileşme ve onarım prosesini başlatır.Foton enerjisi(Lazer işığının enerji zerreleri) uygulana bölgede bölgesel etkilerin yanı sıra ,o bölgenin kan damarlarında kan ve bağışıklık sistemi hücrelerininde bir takım pozitif uyarılar yarattığı için sistemik etkiye de sahıp. Bu fonksiyonlar sayesinde enflamasyon(iltihap)ve ağrı ilk tedaviden itibaren, hafiflemeye başlar.Bu tedavi yönteminde kullanılan lazer özel frekans ve gücünden(intensity)dolayı ağrısız ve tamamen yan etkisizdir.

    National center for complementary&Alternative Medicine ve National İnstitut of Arthritis,NIH gözetimi altında 510 OA hastasında kapsamlı araştırma sonucu OA hastalarının tedavisinde akupunkurun güçlü tedavi edici etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış,bu yüzden Akupunktur Amerika da osteoartritlerin standart tedavi protokolünde önemli bir yer kazanmıştır. (National ınstitutes of health) 20 milyon Amerikalı osteoartrit hastası ve bu hastalık erişkinler içinde fiziksel sakatlığın en önemli nedeni sayılır( Barnes P,Berman BM,May 2004),bunun için osteoartrit belirtilerini kontrol altına almak hayat kalitesini büyük ölçüde yükseltmek demektir.

    Önemli not : eklem tahribatının şiddeti ve kronikleşmesi tedaviye cevap oranlarıyla ters bir ilişkide.Nedene yonelik ,Onarıcı Tedavi başlanmasında geç kalınırsa yaş ilerledikçe hareket onemli ölçüde gitgide kısıtlanır ve hayat kalitesi düşer.Ağrıkesici ilaçlar ile maalesef sadece zaman kaybına uğrayıp bölgedeki ağrıya neden olan patolojinin daha da yerleşmesine yol açılır .

  • Akupunkturun etki mekanizması

    Akupunkturun etki mekanizması

    AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI

    Akupunkturun etki mekanizmaları Akupunktur noktasına iğne batırıldığı zaman, objektif ve subjektif etkiler gözlenir.

    1. Subjektif etkiler : Akupunktur noktasına batırılan iğne deride bölgesel olarak gerginlik, baskı, ısınma ve acı hissine yol açmaktadır. Buna Çin literatüründe “Deqi” denir (10). Akupunktur iğnesi batırıldığı zaman, noktanın çevresinde eritem oluşur. Bunun sebebi zarar gören hücrelerden salınan histamin, bradikinin ve benzeri maddelerdir.

    2. Objektif etkiler

    a. Sinir sistemi üzerine etkileri

    b. İmmün sistem üzerine etkileri

    c. Metabolizma üzerine etkileri

    d. Gastrointestinal sistem üzerine etkileri

    Akupunktur noktaya iğneyi batırdığımız zaman sinir ucu (Reseptör) uyarılır ve bu uyarı sinir yoluyla omuriliğine ve oradan da beyindeki ilgili merkezlere ulaşır. Bunun sonucu olarak vücudumuzda çeşitli kimyasal maddeler değişik alanlarda salgılanır ve dolaşım yoluyla salgılanan kimyasal maddeler hastalıklı olan bölgeye ulaşırlar ve etkisini gösterirler.

    Akupunktur tedavi etkisi 6 grupta toplanır:

    1. Analjezik etki

    2. Sedasyon etkisi

    3. Homeostatik etkisi

    4. İmmun stimulan etkisi (Bağaşıklık sistemi güçlendiren etki)

    5. Psikolojik etkisi

    6. Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi.

    1.Analjezik etki: Analjezik (Ağrı kesici) etki salgılanan Endorfin ve Enkefalinler ile elde edilir.(Endorfin ve Enkefalinler çok güçlü ağrı kesici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir). Akupunkturun analjezik etkisi hemen tedaviden sonra görülür ki bu da artrozların, baş ağrılarının, bel ve boyun ağrılarının ve buna benzer ağrılı sendromların tedavisinde etkilidir. Bu salgılanan endorfin ve enkafalinler Ağrı eşiğinin yükselmesini de sağlayarak analjezik etkiyi artırırlar.

    2.Sedasyon etkisi: Akupunkturun beyinde Dopamin, Serotonin, Endorfin, GABA (gama-amino-buterik-asid) salınımında artış sağladığı tesbit edilmiştir. Bu maddelerden Serotonin ve Dopamin insanda sedasyon sağlayan maddeler olup hastayı rahatlatır. Serotonin ve Dopamin artışı depresyon’da, insomnia’da, anksiyete’de, histeri’de, ilaç bağımlılıkları ve davranış bozukluklarında sedasyon etkisini artırdıkları tespit edilmiştir.Sedasyon etkisi Raphe sistem, Bazal ganglionlar, Retiküler formatio gibi bazı beyin bölgelerinin aktivasyonu ile sağlandığı tespit edilmiştir.

    3.Homeostatik etkisi: Akupunktur Sempatik ve Parasempatik sinir sistemini dengeye sokarak homeostatik etki sağlar.

    4.İmmun stimulan etkisi: Akupunktur vücut direncini artırır. Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek bakteri ve virüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan korur. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır.Akupunktur tedavisinden sonra,lökositlerin (Beyaz kan hücreleri) arttığı,vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobulinlerin,antikor ve substanslarının kandaki seviyelerinin arttığı tesbit edilmiştir.

    Akupunkturun immün sistem üzerine etkisinin,endojen opioidlerden beta endorfin (BE), LE ve metionin enkefalinin bu sisteme yaptığı etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Elekroakupunktur uygulamasının dalakta BE salgılanmasını yükselttiği ve bunun sonucu NK hücre aktivitesini ve interferon gamma düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. TNF-alfa, interferon gama, interlökin-1 alfa,interlökin-2 B hücre proliferasyonunu artırırken,interferon gama ve interlökin-2 de antikor yapımını artırmaktadır.

    Endorfin ve enkefalinlerin NK hücre aktivitesi,sitotoksik T lenfosit generasyonu, monositkemotaksi, interferon gama, interlökin-1, interlökin-2, interlökin-4 ve interlökin-6’nın üretimini artırdığı tespit edilmiştir. Alfa, beta ve gamma endorfinlerin değişik immün fonksiyonlara sahip olduğu belirlenmiştir. Kanda ki lökosit, antikor ve gama-globülinlerin değerini artırarak bu etkiyi yapar ve böylece enfeksiyona karşı vücut direncini artırır.

    5.Psikolojik etki: Akupunktur uygulaması ile merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen endojen opioidlerden enkefalinlerin ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir. Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunkturun endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyini artırdığı gözlenmiştir.

    Serotonin, ‘’mutluluk hormonu’’ adıyla bilinen ve ruh halimizi çok etkileyen bir hormondur. Serotoninin ,Sakinleştirici ve trankilizan etkisi vardır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite, insülin direnci, fibromiyalji ve hiperaktivite gibi birçok hastalığın temelinde serotonin eksikliğinin olduğu düşünülmektedir.

    serotoninin, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı isteklerle iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden olabilir. Mide ve bağırsak bölgesindeki kas sisteminin hareketlerini yönetir, ağrı algılama sisteminizi düzenler ve dinlendirici bir uyku sağlar. Serotonin düzeyi düştüğünde ise keyfimiz ve genel ruh halimiz etkilenir.
    Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir.
    Beyindeki bir serotonin eksikliği endojen depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite veya anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına yol açabilir, ayrıca uykusuzluktan sorumlu olabilir. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu ve bu kişilerin idrarında daha çok serotonin atıldığı tespit edilmiştir. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir.
    Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır,ruh sağlığımız düzelir,enerjimiz artar.Vücudumuzda bu kadar etkili olan bu hormonun düzensizliğinde birçok hastalık ortaya çıkar

    6.Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi: Akupunktur uygulaması ile motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi görülmüş ve bundan dolayı hemipleji (Felç) rehabilitasyonunda ve fasial paralizi( Yüz felci) vakalarında tatbik edilmiştir. Akupunktur uygulaması sinir sistemini etkilemekte ve nöronlarda K+ , Na+ , Ca+ konsantrasyonlarında, merkezi sinir sisteminde beta endorfin ve lösin enkefalin gibi nöropeptidlerin ve aspartat gibi nörotransmitterlerin miktarlarında değişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Araştırmacılar, akupunkturun etkilerinin beyin tarafından düzenlendiği görüşünde ağırlıklı olarak durmaktadırlar ve EA uygulamasının sinir hücresi aksiyon potansiyelinde güçlü bir değişmeye neden olduğunu belirtmektedirler. Paralizi olgularında geç safhalarda bile akupunkturla cevap alınabilmektedir.

    Akupunktur,Kas, tendon ve kemik yapısını kuvvetlendirdiği tespit edilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda çalışma gücünü artırdığı tespit edildiğinden dolayı Sporcularda doping amacıyla kullanılmaktadır.

  • Akupunkturun başağrısı ve migren tedavisindeki yeri

    İlaç tedavisi, kısa vadede etkili bir yöntem olsa da uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple, hastalar ve doktorlar düzenli olarak ilaç tedavisine alternatif yöntemler aramaktadır. Akupunktur bu aşamada öne çıkan bir tedavi yöntemi olmuştur.

    Almanya’da ilk olarak 794 migren hastası üzerinde yapılan bir araştırma, 6 haftalık 11 akupunktur tedavisinin sonuçları, 6 ay boyunca her gün alınan β-blocker önleyici ilaç tedavisi ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma aynı ekip tarafından 20 defa, toplam 4419 katılımcı ile tekrarlanmış ve bulgular akut migren ağrılarında akupunkturun en az ilaç tedavisi kadar etkili olduğunu kanıtlamıştır.[1]

    Çin’de 5 hastanede 140 aurasız migren hastasında üzerinde yapılan bir diğer araştırmada hastaların yarısına haftada 3 kere akupunktur tedavisi uygulanmış ve placebo ilaç verilmiş, kontrol gruba sham akupunktur uygulanmış ve flunarizin ilaç verilmiştir. 4. ve 16. Haftalarda yapılan kontrollerde akupunktur uygulanan grupta daha az migren atağı tespit edilmiş ve her iki grupta benzer derecede ağrı şiddetindeki azalma olmuştur.[2]

    Strese bağlı gerilim tipi baş ağrısında akupunkturun etkisini ölçmek için 2009 yılında 2317 hastada 11 seans akupunktur tedavisi uygulanmış ve çok şiddetli ağrıların dışında ağrı kesici ilaç kullandırılmamıştır. Akupunktur tedavisi süresinde hastalarda baş ağrısı atakları azalmıştır. Akupunktur uygulanan grupta baş ağrılı gün oranı %50 azalırken, aynı oran kontrol grupta %16’da kalmıştır. Sonuç olarak akupunkturun gerilim tipi baş ağrılarında etkin sonuç veren, değerli bir tedavi yöntemi olduğu tespit edilmiştir.[3]

    Migren hastalarında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ile elde veriler istirahat hali beyin ağlarında fonksiyonel ve yapısal anormallikler gözlemlenmektedir. Akupunkturun sağ frontoparietal fasiculus üzerindeki etkisini ölçmek üzere12 aurasız migren hastasının beyin ağlarındaki ilişki 4 haftalık akupunktur tedavisi sonrasında istirahat hali fMRI yöntemi ile görüntülenmiştir. Karşılaştırma için 12 sağlıklı birey de aynı yöntemle incelemeye alınmıştır. Araştırma sonucunda migren hastalarının sağ frontoparietal fasiculusunun fonksiyonel bağlantısında sağlıklı bireylere göre ciddi bir düşüklük tespit edilmiştir. Fonksiyonel bağlantıdaki düşüklük ile migren ağrı şiddetinde ve sıklığı arasında negatif korelasyon olduğu anlaşılmaktadır. Akupunktur uygulamasının akabinde sağ frontoparietal bölgede fonksiyonel bağlantı normal düzeye yükselmiş ve buna bağlı olarak migren ataklarının azaldığı tespit edilmiştir.[4]

    Adet dönemi baş ağrısı olan 85 hasta rastgele deney ve kontrol grup olarak belirlenmiştir. 3 adet dönemi boyunca deney gruba vücut akupunkturu, kontrol gruba flunarizin içerikli ilaç verilmiştir. Hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylerinkine göre değerlendirilmiş ve tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılmıştır. Adet dönemi başağrısı olan hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylere göre yüksek çıkmıştır. Tedavi sonrasında her iki grubun verilerinde de düşüş olmuştur. Ancak, akupunktur tedavisi olan hastalarda %95.4 oranında düzelme görülürken, kontrol grupta bu veri %81’de kalmıştır. Araştırma sonucu olarak akupunkturun anormal seviyedeki serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressini regüle ettiği ve buna bağlı baş ağrısını giderdiği görülmüştür.[5]

    2015 yılında Headache dergisi, insanların başağrısı sebebiyle yılda milyonlarca dolar harcadığının, okul ve iş düzenlerinin bozulduğunun ve hayat standartlarının düştüğünün altı çizilmiştir. Bu güne kadar migren ataklarının sayısını azaltacak hiçbir ilaç bulunamadığı belirtilmiştir. ABD’de yapılan migreni önlemede akupunkturun etkisini değerlendiren birçok araştırma Arnaldo Neves Da Silva tarafından derlenmiştir. Sonuç olarak en az ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlanan akupunktur yöntemi, güvenilir, uzun vadede etkisini sürdüren ve maliyet etkin bir yöntem olarak öne

    [1] Li, Y., Zheng, H., Witt, C. M., Roll, S., Yu, S., Yan, J., … Liang, F. (2012). Acupuncture for migraine prophylaxis: a randomized controlled trial. CMAJ : Canadian Medical Association Journal, 184(4), 401–410. doi:10.1503/cmaj.110551

    [2] Wang LP, Zhang XZ, Guo J, Liu HL, Zhang Y, Liu CZ, Yi JH, Wang LP, Zhao JP, Li SS. (2011). Efficacy of acupuncture for migraine prophylaxis: a single-blinded, double-dummy, randomized controlled trial.

    Pain, 152(8),1864-71.

    [3] Linde, K., Allais, G., Brinkhaus, B., Manheimer, E., Vickers, A., & White, A. R. (2009). Acupuncture for tension-type headache. Cochrane Database of Systematic Reviews (Online), (1), CD007587. doi:10.1002/14651858.CD007587

    [4] Li, K., Zhang, Y., Ning, Y., Zhang, H., Liu, H., Fu, C., … Zou, Y. (2015). The effects of acupuncture treatment on the right frontoparietal network in migraine without aura patients. The Journal of Headache and Pain, 16, 33. doi:10.1186/s10194-015-0518-4

    [5] Sun, L. Liang, Y. Li, X. Liu, L. Xu, X. Ma, H. Li, W. Shi, Fei. Gao, F. (2015). Efficacy of acupuncture combined with auricular point sticking on the content of serum prostaglandin F2α, and plasma arginine vasopressin in patients with menstrual headache. Zhongguo Zhen Jiu. 35(2):137-40.

  • Kanser ve akupunktur

    Klinik araştırmalar göstermiştir ki kanser ve kanser tedavisi (kemoterapi,radyoterapi) sonucu oluşan kilo kaybı,öksürük,gögüs ağrısı, ateş,ankisiete, depresyon, gece terlemeleri,sıcak basmaları,kuru ağız, konuşma bozuklulukları , kol-bacakta ödemakupunktur tedavisi ile giderilmiştir, hasta kendini daha iyi hissetmiştir.

    Hormon tedavi sonrası gelişen ağrı ve sertliği giderir. 2010’da clinical oncology dergisinde yayınlanan bir çalışmada meme kanseri olan hastalarda hormonal tedavi ile birlikte akupunktur uygulanmasının ağrı ve sertliği giderdiği gösterilmiştir.

    2009’dabaş ve boyun cerrahi dergisinde new york memorial sloan-kettering cancer center Medikal oncology şefi şikagodaki american society of clinical oncology yıllık toplantısında rapor etmiştir ki: boyun diseksiyonu sonrası hastalarda kuru ağız, ağrı ve omuz disfonksiyonu akupunktur tedavisi ile azalma tespit edilmiştir.

    2011’de pitsburg yale universitesinde konvansiyonel meme kanser tedavisiyle oluşan sıcak basmaları akupunktur ile %30 oranında azalma tespit edilmiştir.

    Akupunktur, kemoterapi ve radiasyon tedavi sonrası gelişen ağrı ,bulantı,yorgunluk, sıcak basmaları ve kuru ağız şikayetlerini azaltmaktadır.

    Procain baz infuzyonu
    Basamaklı medikal kanser tedavisi
    Santral ve periferik sinir blokları – kateter sistemleri
    Port- pompa sistemleri

  • Nöroproloterapi

    Nöroproloterapi kas-iskelet sistemindeki hasarlanmalarla oluşan nöropatik ağrı ve diğer ağrılı durumları tedavi etmek için kullanılan regeneratif tıbbın en yeni adımıdır. Neurofasial proloterapi, subcutanoz proloterapi veya lyfgot teknik olarak da isimlendirilmektedir.

    Neural proloterapi hasarlı-inflame sinirlerin düzelmesi ve doku fonksiyon restorasyonu için cilt altına medikal şeker veya mannitol enjeksiyonudur.

    Neural proloterapinin temeli Hilton kanununa dayanmaktadır. Hilton kanununda eklemi inerve eden sinirler, üzerindeki deriyi ve eklemi hareket ettiren kaslarıda inerve eder.

    Eklem üzerindeki cildin duyusu alan sinirlerin irritasyonu eklem çevresindeki doku ve kaslarda ağrı ve disfonksiyona sebep olur.

    Bilinmektedir ki klasik proloterapide hipertonik dextroz ligament ve tendonlardaki bağ dokusunda düzelmeyi sağlamaktadır. Neuroproloterapide de dokudaki şişliği azalttığı ,ağrıyı giderdiği ve fonksiyonda düzelme sağladığı görülmüştür.

    Doku yaralanmalarında proinflamatuar maddeler ( bradikinin,prostaglandin) salınır ve bunlar sinir üzerindeki geçici reseptör potansiyel V1(TRPV1) katyon kanalını (capsaicin) aktive eder.Bu kanallar açılınca inflamasyon ( substans P ve CGRP) kan damarlarında sızıntıya yol açar ( şişlik- ödem), aşırı duyarlılık ve ağrılı duyuya yol açar. Dextroz veya mannitol capsaicin reseptorlerini bloke eder, kaskadı önler ve normal sinir fonksyonunu restore eder.

    Neural proloterapi eklem, kas , tendon ve ligament zedelenmeleriyle ilgili ağrıların ( Akut ve kronik olsun) tedavisinde etkilidir. Tedavi boyun ,bel,diz, omuz, kalça, dirsek, el bileği, el,ayak bileği eklemini içerir. Total diz replasmanı sonrası ve failed back surgery sonrası ağrılar da da etkilidir.

    Tedavi Haftada 2-3 olarak düzenlenir. Seans 10 – 15 dk. arası gerekebilir.

  • Boyun ve sırt ağrılarında akupunktur

    Sırtımızda; ensemizden başlayarak, kürek kemiklerimize, oradan sırtımızın alt bölgesine kadar inen en yüzeysel kasımız m. trapezius’dur.

    Bu kas stresin paratoneri denilebilecek bir kasımızdır. Gündelik yaşamın stresi, ilk etkiyi m. trapezius’un özellikle omuz ve boyun kökü arasındaki parçasının gerilmesi ile gösterir.

    Bu stresli kişi için bir uyarıdır. Strese neden olan uyaran ortadan kalkmaz ya da o uyaranın üstesinden gelinemezse gerilme kasılmaya dönüşür.

    Bütün kaslarımız arasında bir kas zinciri ilişkisi vardır. Bu ilişki sebebiyle oluşan kasılma ensemize ve kafa arkasına doğru yayılır. Bu durum boyunda gerginlik, boyun hareketlerinde kısıtlanma, gerilim tipi baş ağrılarının oluşmasına neden olabilir.

    Ayrıca; kasılma ilk oluştuğu yerde kalmaz ve yine kas zinciri nedeniyle bir alt tabakada yer alan ve omurlarımız ile kürek kemiklerimizin iç kenarı arasında uzanan m.rhomboideus major ve minor adlı ince kaslarımızın kasılmasına neden olur.

    Bu kasların kasılma bölgeleri halk arasında kulunç diye anılan kürek kemiklerinin iç kenarının iç kısmında elle muayene ile belirlenebilen fibromyalji odaklarıdır. Sırt ağrılarının; hasta tarafından “bıçak sokulur gibi” diyerek tariflendiği ve en yaygın hissedildiği bölgelerdir. (resim koy)

    Boyun ve sırt ağrıları; ağır kaldırma , ters ve zorlayıcı hareketler sonucu veya özellikle terliyken hava akımına maruz kalma sonucu oluşabilirse de en yaygın neden kronik strestir.

    Omurlar arasında oluşan fıtıklar da kollara yayılabilen, boyun ve sırt ağrısı şikayetlerine neden olur.

    Ameliyat endikasyonu olmayan boyun fıtıklarıyla veya diğer nedenlerle oluşan boyun ve sırt ağrıları akupunktur ile tedavi edilebilir.

    Akupunktur; kas gevşetici etkisinin yanı sıra endorphin denilen morfin benzeri ağrı kesicilerle ağrıyı giderir. Ayrıca limbik sistemi düzenleyerek kişinin strese karşı daha dayanıklı olmasını sağlar.

  • Romatoit artrit ve akupunktur

    ROMATOİT ARTRİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT GİBİ KRONİK HASTALIKLARDA AKUPUNKTURUN YERİ

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit ve benzeri romatolojik hastalıklar nedenleri tam açıklanamayan kronik ağrılı hastalıklardır.

    Mutlaka bir romatoloji uzmanın tedavisi ve devamlı kontrolünde olmaları gerekir.

    Akupunkturun bu hastalıkları tedavi ettiği amacını aşan bir iddiadır.

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit vb. ağrılı kronik hastalık teşhisi olan hastalara akupunktur uygulanabilir.

    Burada ilk amaç öncelikle hastaların ağrılarını azaltmak ve alacakları ağrı kesicilerin miktarını azaltarak bu hastaları ağrı kesicilerin sistemik yan etkilerinden korumaktır.

    Ayrıca bu hastaların şikayetlerinin alevlenmesinin artan kişisel stresle yakından ilişkili olduğu açıktır.

    Stres dönemleri ağrıyı ve şikayetleri artırmakta yaşam kalitesini düşürmektedir. Genel yaşamsal stresin yanı sıra bu kişiler için böyle bir hastalık varlığı da başlı başına stres kaynağı olmaktadır.

    Akupunktur ile limbik sistemi düzenleyerek kişiyi strese karşı dayanıklı hale getirerek, hastalığın alevlenme sıklığını azaltmak mümkün olmaktadır.

    Akupunkturun etkilerinden biri de hastanın immune sistemini de desteklemektir.

    Bu etkilerin ışığı altında akupunktur ile bu hastalıkları tedavi etme iddiası yaratmadan hastaları akupunkturun kendilerine sunacağı katkı konusunda aydınlatarak ve hatta romatoloji uzmanı ile kontrol ilişkisi kopmuşsa onu tekrar başlatmasını mutlaka sağlayarak akupunktur tedavisi önermek hasta için en doğru yaklaşım olacaktır.

    Bu yaklaşım romatologların akupunktura bakışını değiştireceği gibi hastalarımızın romatologlarının kontrolü altında akupunkturdan daha yaygın faydalanabilmelerini sağlayacaktır.

    Akupunktur; romatit artirit , ankilozan spondilit vb. hastalıklarda nasıl uygulanır?

    Hastalarımıza, akupunkturun tedavilerini destekleyici yardımcı bir tedavi yöntemi olduğu bilgisi verildikten sonra temel tedavi olarak değerlendirdiğimiz haftada üç seans uygulanan toplam 15 seans akupunktur tedavisi uygulanır.

    Bu tedavinin amacı hastaya akupunkturun ağrılarını azalttığını, kendini daha huzurlu ve stres açısından daha rahat hissettiğini gösterebilmektir.

    Akupunkturun olumlu etkisini tanıyan hastadan, yaşamının sonrasında bu bilgi üzerinden ihtiyaç hissettiği sıklıkla ki bu haftada bir olacağı gibi ayda bir de olabilir akupunktur tedavisine başvurması istenir.

  • Akupunktur ve başağrısı

    BAŞAĞRISI OLUŞUMUNDA STRESİN ETKİSİ VE TEDAVİSİNDE AKUPUNKTURUN YERİ

    Bir insan gerçekten tehlike uyaranı ile karşılaştığında (örneğin elinde sopa olan bir insanla karşı karşıya kaldığında); öncelikle kalbi çok atmaya başlar, önünde iki seçenek vardır; ya adamın elinden sopayı alacaktır, ya da koşup kaçacaktır.

    Her iki durum için de kollarımıza ve bacaklarımızın çalışması gerekir. Bu yüzden kollarımıza ve bacaklarımıza giden damarlar genişler. Sopayı nasıl alacaktır veya nasıl, nereye kaçacaktır. Yani beyninin çalışması gerekir, beyne giden damarlar genişler. Kişi sopayı alır veya kaçar; sonuç olarak kurtulur. Bütün bu fonksiyonların yöneticisi, limbik sistem kontrolünde çalışan otonom sinir sisteminin simpatik bölümüdür. Bu her türlü tehlike durumunda çalışarak kişinin korunmasını sağlayan bir fonksiyonumuzdur.

    Limbik sistem; stres oluşturan her uyaranın üstesinden; organ fonksiyonlarımızı uygun şekilde düzenleyerek gelmeye çalışır.

    Böylece kişiyi stresin olumsuz etkilerinden korumaya çalışır.

    Bununla birlikte sürekli stres altında olan insanlarda veya ani karşılaşılan yüksek stres durumlarında (işsiz kalma, depremde kalma, tehlikeli trafik kazası, sevilen birinin ölümü, boşanma , vb.) limbik sistem organ fonksiyonlarını düzenleyerek stresin üstesinden gelme fonksiyonunu yerine getiremez hale gelebilir.

    İşte bu durumdaki kişilerin limbik sistemleri gündelik hayatın basit bir stress uyaranını bir tehlike uyaranı gibi algılayıp gerekmediği halde beyne giden damarların genişlemesine neden olabilir bu da damar çevresindeki damarların basınç altında kalması ile baş ağrılarını oluşturabilir.

    Ayrıca; boyun ve sırtta yerleşen trapezoid kası aşırı stress durumunda kasılır. Ortaya çıkan kasılma ense köküne doğru yayılır ve gerilim tipi baş ağrılarının oluşumunu tetikler.

    Kronik baş ağrıları ve migren ağrılarında akupunktur yüz güldürücü sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Akupunktur bilimsel çalışmalarla gösterildiği gibi insan beyninde, endorfin denilen morfin benzeri maddeleri salgılatarak ağrı kesici etki üretmektedir. Ayrıca akupunktur limbik sistemi düzenleyerek kişinin strese karşı daha dayanıklı olmasını sağlamakta ve başağrılarının oluşumunu engelleyebilmektedir.

    BAŞAĞRISI ve MİGREN TEDAVİSİNDE AKUPUNKTUR NASIL UYGULANIR?

    Başağrısı ve migren tedavisi 15 seanstır. Kulak ve vücut akupunkturu birlikte uygulanır. Haftada 3 seans tedavi yapılır. Seanslar 20’şer dakika sürer.

    Tedavi sürecinde; stres uyaranlarından mümkün olduğunca uzak durulması, huzurlu bir dönem yaratılması tedavinin yararlılığını da arttırmaktadır.

  • Ağrı tedavisi nasıl olmalıdır

    Ağrı Haberci mi ? Hastalık mı ?

    Ağrı ilk insan topluluklarından bu yana hekimleri meşgül etmiş ve tedavi etmek için çeşitli yollar denenmiştir. Hekimler pek çok yöntemi, bitkiyi ağrı kesici olarak kullanmışlardır. Hipokrat “divinum est opus sedare dolorem” ifadesiyle ağrı dindirmenin ilahi bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

    Yüzyıllardır “Ağrı” üzerinde gözlemler ve pek çok çalışma yapılmıştır. Ağrının sinir sistemindeki durumu, diğer vücut sistemleri ile olan ilişkileri ve ağrı yolları hakkında pek çok bilgi edinilmiştir. Cildimizde nosiseptör denen algılayıcılar dokunma bilgisini alıyor, omurga kanalı içerisinde yerleşmiş ve beyin-vücut arasında iletim görevi yapan bölgeye yani; medulla spinalise gönderiyor. Buradan bilgi, beyinin ilgili yerine ulaşıyor, algılanıyor, yorumlanıyor ve tekrar cildimize bilgi olarak dönüyor.

    Ağrı duyusu da dokunma duyusu gibi, benzer yolu kullanıyor. Ancak iletim bölgesine uyarı bilgisi geldiğinde, uyaranın geçmesine izin veren ya da vermeyen kapı var bu yüzden her uyaran ağrı olarak algılanmayabiliyor, zararlı-toksik uyaranlar ağrı olarak yorumlanıyor. Buna ağrının “kapı kontrol teorisi” deniyor.

    Vücudumuzda bir de kendi kendine çalışan otonom sinir sistemi var. Bu sisteme düzenlenebilir anlamında “vegetatif sinir sistemi (VSS)” deniyor. VSS saç ve tırnak hariç tüm vücudumuzu ağ gibi sarıyor. Omurga ve beyin önemli VSS elemanları. Vücut salgıları, sıvı dengesinin düzenlenmesi, tüm iç organlarımızın çalışması bu sistemin denetiminde, düzenlenmesiyle oluyor. Bedenin bütün hücrelerini birbirinden haberdar ediyor. Bu iletişim ağı nedeniyle, ağrının tüm oluşum ve iletim mekanizmalarında büyük rol alıyor. Bu sistemde hata oluşması, sistemin sürekli uyarı altında olması ağrının kronikleşmesine (devamlı olmasına) neden olabiliyor. VSS üzerinden yapılan özel tamamlayıcı tıp tedavilerine “Nöralterapi” deniyor.

    Ağrı aslında vucudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi.Bu ya, bir toksik-zararlı maddenin atılamaması veya zararsız hale getirilememesi durumunu ya da hücresel düzeyde bir eksikliğin (minarel, vitamin, yağ v.b) karşılanamamasıdır. Bunların dışında zararlı manyetik (elektrik, radyasyon v.b) dalgalara maruz kalma durumu da şiddetli süregelen ağrılara neden olabilmektedir.

    Günümüzde kullanılan klasik-geleneksel tıp metotları; ağrı kesici ilaçlar ve girişimlerle ağrıyı baskılayarak tedavi etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım belki de günümüz geleneksel tıbbının “ağrı tedavisinde” en büyük yanılgılarından birisi.Ağrıyı tamamen yok etmeden önce yada ilaçlarla baskılamadan, ağrıya sebep olan faktörlerin saptanması ve bunların düzeltilmesi gerekiyor.

    Geleneksel tıp yaklaşımı ile; nasıl ki, ani karın ağrısı ile acil servise başvuran hastaya neden bulunmadan ağrı kesici yapılmamalı ilkesi benimsenmişse, kronik ağrısı olan hastada da ağrıyı oluşturan temel sebebe yönelik araştırma ve tedaviler kullanılmalıdır. Ani karın ağrısı hastasına ağrı kesici uygulanması sonucunda bir organ bozukluğunun farkedilmesi geciktirilerek daha kötü sonuçlara sebep olunuyorsa, kronik ağrı hastalarının gerçek ağrı sebeplerinin saptanmadan ağrıları baskılandığında da daha kötü sonuçlara sebebiyet verilmektedir.

    Ağrı kesici ilaç uygulamaları sonucu ağrının baskılanması ile, kronik hastalıkların tedavi edilmesi gecikmekte ve hastalık ilerleyerek devam etmektedir.Gerçek sebep saptanmadığından tedaviye sürekli yeni ilaçlar ve ameliyatlar eklenerek ağrı baskılaması sürdürülmeye çalışılmaktadır. Beden ise ağrısının anlaşılamaması sonucunda, hiç bir baskılayıcı ilaç, girişimsel tedaviler ve cerrahi tedaviye yanıt veremez hale getirilmektedir. Bunların sonucunda da sürekli ilaç kullanmamız gereken kronik hastalıklar ve ağrıyı dindirmeye yönelik girişimsel ve cerrahi uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de ağrı yeterince kontrol altına alınamamakta, artarak devam etmektedir.

    Ağrı başlangıçta ve doku organ bozuklukları oluşana kadar geçen sürede bir habercidir. Ancak bu haberci anlaşılamazsa doku-organ bozuklukları gelişecektir ve ağrı artık bir hastalık haline gelecektir. Ağrı tedavi edilmezse beraberinde, bir çok kronik yandaş hastalık gelişecektir.

    Ağrının bedenimizde yolunda gitmeyen şeylerin habercisi olduğunu belirtmiştik, bu nedenle süregelen ağrıya eşlik eden bir çok kronik hastalık vardır. Bunların başlıcaları; irritabl barsak sendromu (spastik kolon), reflü, basur, fissür, gıda intoleransı-alerjisi, alerjik astım, alerjik cilt reaksiyonları, dermatitler, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması veya hepatitler, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, alzaimer, miğren atakları, kronik yorgunluk sendromudur.

    Bu aşamada “Ağrı” nın anlaşılması, mekanizması, tedavisi oldukça zor ve karmaşık hale gelmektedir. Ağrı kliniğimizde uygulanan, ayrıntılı hastalık hikayesi, özel muayene metodları ve özel tanı testleri ile ağrının nedenleri tam olarak ortaya konmaktadır. Ağrı haberci pozisyonda,“Nöralterapi”ve diğer “Tamamlayıcı Tıp”yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Ağrı, hastalık düzeyine gelmiş durumda ise bu aşamada klasik-geleneksel baskılayıcı medikal tedaviler ve“Radyofrekans (RF)”uygulamaları ile“Girişimsel Ağrı”tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.