Etiket: Ağrı

  • Sırt ve bel ağrılarının tedavisinde farklı bir bakış açısı

    Omurganın boyundan başlayıp kalçalara kadar uzanan kısmındaki ağrıları ifade eder ve Batıda endüstriyel toplumlarda yaşam boyu görülme sıklığı %70-75 arasındadır. Ülkemizde de 15 ilde yapılan bir çalışmaya göre bel ağrısı ağrı nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır

    Her bel ağrısı Bel Fıtığı değildir. Sadece belde ağrı varsa çoğunlukla kaslarla ve bağlarla ilgili problemlerden, duruş ve oturuş bozukluğundan, soğuk algınlığından veya aşırı yorgunluktan şüphelenilmelidir. Ayrıca kadın hastalıkları, böbrek ve barsaklardaki sorunlar da bel ağrısı yapabilir. Eğer ağrı bacağa da vuruyorsa, omurilikten çıkan sinirlere bası var demektir. Bu basının en önemli nedeni bel fıtığıdır.

    Bel tutulması nedir?

    Eğer şikayetler çok ani bir şekilde başladıysa tüm belden aşağıda ani bir tutulma hissediliyorsa, bacakları kıpırdattıkça ağrı oluşuyorsa tıp dilinde Faset Kitlenmesi yani omurganın arkasındaki eklemlerin birbiri üzerinde kayması oluşmuş demektir.

    BEL AĞRISI NE KADAR SÜRER?

    Bel ağrısı atağı ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Akut sırt ve bel ağrılarının %80’ i iyi seyirlidir, %10’ u tekrarlar, kalan %10’u ise kronikleşir. Dört haftadan uzun süren ağrılı hastaların iyi bir gidiş göstermesi şansı azalmıştır.

    Sırt ve bel ağrıları sıklıkla psikolojik yüklenmelerin ortaya çıkış şekillerinden biridir. İş hayatındaki, özel hayattaki sorunlar veya kişinin kendi iç çatışmalarının bir sonucudur. Özellikle kronik ağrılarda bu göz önünde bulundurulmalıdır.

    HANGİ DURUMDA TETİKTE OLMAK GEREKİR?

    6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısı

    Bacakta güç kaybı hissedilmesi

    İdrar yapmakta veya tutmakta güçlük

    Makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi

    Kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi- dinlenmek zorunda kalmak.

    Yukarıda belirlenen tablolar oluşursa acil cerrahi girişim gerekliliği vardır. Ancak bu durum bel ağrılarının % 3-5 gibi çok az bir kısmını oluşturur.

    Şikayetlerin başlangıcı, ağrının şiddeti, karakteri, yayılımı, hareketle değişip değişmediği önem arzeder, ayrıca kişinin yaşadığı çeşitli olaylar, geçirdiği hastalıklar ve cerrahi müdahaleler arasında zamansal bağlantı kurmak gerekir. Bu nedenle kişinin geniş kapsamlı bir hikayesi alınır ve not edilir. Fizik muayene Röntgen ve MR kadar önemlidir. Çünkü bazen hastanın şikayetleri çoktur ancak MR da pek önemli bir bulgu yoktur veya bunun tam tersi olur. Yani muayene etmeden MR görüntülemeye ve raporuna göre hasta tedavi edilmez.

    TEDAVİ:

    Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 3-4 günü geçerse, kaslar zayıflayacağından, yarardan çok zarar verebilir.

    Eğer cerrahi tedavi gerekli değilse ilaç tedavisi veya fizik tedavi ya da daha geniş kapsamlı bir tedavi imkanı sunan Tamamlayıcı Tıp yöntemleri uygulanmalıdır. Bu karar iyi bir muayene sonucu Hekim tarafından hastaya anlatılarak verilir.

    Sırt ve Bel ağrıları Biyo-Psiko-Sosyal neden ve sonuç ilişkisine bağlı oluşan kompleks bir yapıdır. Tamamlayıcı Tıp Yöntemleri hastanın tedavisine Biyo-Psiko-Sosyal açıdan yaklaşım imkanı tanıyan araçlara sahiptir.

    Nöralterapi sorunlu bölgelerde kan akımının düzelmesi, lenfatik akımın düzelmesi ile yıkım ürünlerinin uzaklaştırılması ve doku hasarının iyileşmesini sağlar. Ayrıca Bozucu alanların ortadan kaldırılması hastalığın psikolojik komponentini de regüle ederek hiçbir tedaviye cevap vermeyen olguların dahi iyileşmesine neden olacaktır. Faset eklem kilitlenmelerinde de çok hızlı ve etkili tedavi sağlar.

    Akupunktur vücudun kendi ecza deposunu çalıştırır, ağrı kesici, kas gevşetici etkisi olan maddelerin salınımını arttırır ve psikolojik rahatlatıcı etkisi olan Serotonin miktarını arttırarak hastanın psikolojisinin düzelmesini sağlar.

    Manuel Terapi ise gergin, spastik kasların gevşetilmesi, eklemlerin mobilize edilmesini sağlar, verilen egzersizler yardımıyla duruş bozukluklarıda düzeltilir. Sadece bel değil bütün omurga boyunca meydana gelmiş bütün disfonksiyonlara müdahale olanağı sağlar.

    Yukarıda anlatılan bu yöntemler sebebe yönelik, kesin tedavi imkanı sunarken yan etkisi olmayan son derece güvenilir seçeneklerdir. Sadece ağrıyan yer değil etkilenen yakın eklem ve kaslarda tedaviye alınır, ayrıca kişinin o an içinde bulunduğu psikolojik durumuda tedaviden fayda görür. Bu bir bütüncül Tamamlayıcı Tıp yaklaşımıdır.

  • Karpal tünel sendromu (el bileği sinir sıkışması) ve akupunkturla tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu, el bileğinde kemiklerin arasında bulunan Karpal Tünel adlı kanaldan geçerek ele giden ve elin sinirlerinden biri olan median sinirin bu kanalda daralma sonucu sıkışması ile oluşan ağrılı bir hastalıktır.

    Aynı el ve bilek hareketlerini sürekli tekrarlayan kişilerde görülür. Aşırı el işi ve ev işi yapan ev kadınları, sürekli bilgisayar kullananlar ve müzik aleti çalanlar gibi. Kilo almada ve hamilelikte de oluşabilir. Doğumdan sonra ve kilo vermeyle çoğunlukla kendiliğinden düzelir.

    Karpal tünel sendromu 40 yaş üzerinde, özellikle 40-60 yaş grubu kadınlarda 4 kat daha fazla görülür.

    Karpal tünel sendromunun ilk bulguları; özellikle elin üç parmağında (baş parmak, işaret parmağı ve orta parmak) uyuşma, yanma, karıncalanma, ağrı yakınmalarıdır. Ağrı kola yayılabilir. Bu sorunlar geceleri daha fazla görülmektedir. Kişileri uykusundan uyandıracak derecede rahatsız edici olabilir. Ellerini zorladıkları işlerde (bez sıkma, temizlik yapma, mouse kullanma, vida sıkma) ağrı ve uyuşukluk artar. Hastalar ellerini sallayarak, sıkıştırıp ovalayarak rahatladıklarını ifade ederler. Ağrı ve uyuşukluk bazen kola bazen de omuza, boyuna kadar yayılır. İlerleyen durumlarda başparmak kaslarında erime, güçsüzlük ile tutma ve kavrama hareketlerinde zorlanmalar oluşabilir.

    Karpal Tünel Sendromu boyun fıtığı belirtileri ile karışabilir. Ayrıca sinir sistemini etkileyen hastalıklarda da benzer sorunlar olur. Bazen de bu hastalık; hipertiroidi, osteoartrit, romatoid artrit, gut gibi başka hastalıkların bir uzantısı olarak da karşımıza çıkar. Bu hastalıklarla ayırıcı tanı yapmak gerekir.

    Koruyucu ve iyileşmeyi kolaylaştırıcı önlemler alınır:

    • El bileğinde travmaya neden olan aktiviteler kısıtlanır.

    • El bileği nötral pozisyonda istirahate alınır. El bilek ateli kullanılabilir.

    • Germe egzersizleri yaptırılabilir. Hastaya o bölge için egzersiz öğretilerek kendisinin uygulaması sağlanır.

    • Ödemi azaltmak amaçlı el bileğine saat başı bir iki kez 10-15 dakika buz uygulaması yapılabilir.

    Karpal Tünel Sendromu Tedavisi:

    • Antienflamatuar ilaçlar ve B6, B12 destek tedavisi verilebilir.

    • Bilek bölgesine kortizon enjeksiyoları uygulanır

    • İlerleyen vakalarda cerrahi operasyon yapılır.

    Karpal Tünel Sendromunun Akupunktur ile Tedavisi;

    Akupunktur tedavisi ile hastaya önerilmesi muhtemel kortizon ya da benzeri kimyasal içerikli, hastada yan etkileri olabilecek ilaçların kullanılmasına gerek kalmayacaktır. Akupunkturla cerrahi tedaviye de gerek kalmayacaktır.

    Akupunktur vücudun kendi kortizonunu arttırır. Bu nedenle doğal bir şekilde ödemi çözer. Akupunktur bilek bölgesindeki ödemi ve yangıyı çözerek iyileşme sağlar. O bölgedeki dolaşım artar, şişlikler azalır. Vücudun doğal ağrı kesicilerini de arttırdığından ağrıyı düzenler. Kişiyi rahatlatır ve sakinleştirir. Genel önlemlerle birlikte uygulandığında akupunktur tek başına etkili bir tedavi olabilmektedir.

    Hem klasik iğneli akupunktur hem de lazer akupunktur uygulamaları yararlıdır. Problemli bölgedeki yangıyı ve ödemi çözmek için, kulak ve vücut akupunkturu beraber uygulandığında bu süreç daha da hızlanır. Yaklaşık 6 ila 12 seans arasındaki bir tedavi çoğu hastada iyileşme sağlamaktadır. Erken dönemde uygulanması tedaviden alınacak yararı arttırmakta ve tedaviyi hızlandırmaktadır.

  • Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı) ve akupunkturla tedavisi

    Trigeminal nevralji, yüz bölgesini tutan bir nöropatik ağrı türüdür. Halk arasında “delirten hastalık” diye bilinen hastalık intihara kadar sürükleyebilir.

    Hastalık yüzün duyusunu sağlamanın yanında çiğneme kaslarının çalışmasını sağlayan trigeminal sinirin herhangi bir nedenden dolayı hasar görmesi ile oluşurlar. Trigeminal sinirin bir ya da daha fazla dalının kapsadığı alanda gelişen, ani, genellikle tek taraflı, şiddetli, kısa süreli ağrılardır. Hastalar bu ağrıyı yanma, batma, uyuşma, karıncalanma, donma, elektrik çarpması, bıçak saplanması, şimşek çakması gibi tanımlarlar. Yüz yıkama, yüze dokunma, yemek yeme, diş fırçalama, tıraş olma, makyaj yapma, konuşma, yutkunma çiğneme, sıcak soğuk yiyecekler gibi etkenlerle başlayıp şiddetlenebilir. Kişiyi yalnızca sıvı gıdaları alabilecek duruma getirir.

    Ağrı genellikle yüzün alt ve üst çene bölümünde görülür. Trigeminal nevralji ağrısı sürekli, yakıcı veya sancılı bir ağrıdır, bu da hastayı sıkıntıya sokabilmektedir. Bazı hastalar bu ağrı nedeniyle yemek yiyemez, su içemez hale gelmektedir.

    Tekrarlayan ağrılar şeklinde gelir. Ağrı aralıkları gittikçe sıklaşabilir. Şiddetli ağrılar kişinin ruhsal durumunun bozulmasına sebep olabilir. Bu durumda ruhsal tedavi desteği de verilmelidir. Kişinin yaşam kalitesi bozulur.

    Hastadan alınan öykü ile tanı konabilir. Fakat trigeminal sinir üzerine bası yapacak bir oluşum olup olmadığı tetkiklerle kontrol edilmelidir. Büyük çoğunluğunda organik bir sebep saptanamaz. Bunlarda hastalığın sebebi bilinmemektedir.

    Trigeminal nevralji görülme sıklığı 100.000’de 5 ile 25 arasında olduğu bildirilmiştir. Kadınlarda 2 kat daha sık olduğu bilinmektedir. Genellikle 50 yaş üzerinde görülür.

    Önlemler:

    Yemek yemek, diş fırçalamak, su içmek, traş olmak ya da makyaj yapmak gibi faaliyetler ya da soğukta yüze temas eden esinti ağrının aniden başlamasını tetikleyebilir.

    Soğuk havaya çıkılması durumunda yüzün atkı ile korunması gerekir.

    Klima ve havalandırmaya da direkt maruz kalınmaması gerekir.

    Çok sıcak ya da soğuk içecekler içilmemesi, içilmesi durumunda da ağzın hassas bölgesine değmemesi için pipet kullanılması gerekir.

    Akupunktur ile Trigeminal Nevralji Tedavisi

    Akupunkturla trigeminal nevralji tedavisi yapılabilmektedir. Tedavideki başarı hastalığın kaç yıldır olduğuna bağlı olarak değişir.

    Akupunktur vücut nevraljilerinde olduğu gibi trigeminal nevraljide de başarıyla uygulanır.

    Akupunktur güçlü bir stres tedavisi sunarak hastalığın stresle artış göstermesini engeller. Hastada yaşam kalitesini yükseltir.

  • Stres ve akupunkturla tedavisi

    Günlük yaşantımızda; insanlar arası ilişkilerde ve sosyal olaylarda karşılaştığımız her türlü zorluk ve engellemelerin iç dünyamızda yarattığı olumsuz ve sıkıntı verici duygular topluluğuna stres adını veririz. Stres faktörleri başlıca felaketler, günlük zorluklar, çevresel faktörler ve önemli hayat değişiklikleri sayılabilir.

    Modern tıbba göre insan organizması birbirine zıt iki sistemin etkisi altındadır. Bu sistemlerden bir tanesi sempatik sistem diğeri parasempatik sistemdir. Sempatik sistem kişiyi mücadeleye hazırlar. Bir tehdit karşısında faaliyete geçer ve kişide savaşma veya kaçma eylemlerinden gerekli olanı devreye sokar. Bu dönemde kuvvetli bir adrenalin salınımı vardır.

    Adrenalin etkisi altında kalp hızlanır, nefes sayısı artar, kan şekeri artar, tansiyon yükselir, kol ve bacaklara giden kan hacmi artar, metabolizma hızlanır, kaslar mücadeleye hazır hale gelir. Parasempatik sistem kişiyi gevşemeye, rahatlamaya, tüketmiş olduğu enerji depolarını yerine koymaya yönlendirir. Bu amaçla kalp ve solunum yavaşlar, kan kol ve bacaklardan karın içine doğru çekilir, hazım faaliyeti hızlandırılır. Kişi uykuya dinlenmeye hazır hale gelir. Sempatik sistemin belirgin bir tehdit ve tehlike anında faaliyete geçmesi gerekli ve hayat kurtaran bir özelliktir. Ancak bu sistemin belirgin bir tehdit dışında faaliyetini sürdürüyor olması kişide gerilim yaratır. Kişi rahatlayamaz daima mücadeleye hazır bekler. Kaslar gergindir gevşeyemez. Beyin tetiktedir rahatlayamaz. Kalp ve solunum düzeni bozuktur. Bu bozuk düzen tüm sistemleri alarmda tutar. Bu durum aylar hatta yıllarca sürebilir.

    Akupunktur ilmine göre bu iki sisteme yin ve yang ismi verilir. Yin parasempatik sistemi, yang sempatik sistemi temsil eder. Bu iki sistem dengede ve her ikisi de yeterince kuvvetli olmalıdır. Stres; meridyenlerde bulunan yang enerjinin artması, yin enerjinin de zamanla azalması anlamına gelir. Akupunktur yin ve yangı dengeler.

    Stres öfke (sempatik sistemin savaş yanıtı), kaygı(sempatik sistemin kaç yanıtı), depresyon ve bağımlılıklara yatkınlık oluşturur. Stresin belirtileri fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılır.

    Stresin psikolojik belirtileri:

    Unutkanlık

    Kolayca sinirlemek ve karamsar olmak

    Kontrolü kaybetme ve boğulma hissi

    Zihni dinlendirmede zorluk

    Kendini yalnız, değersiz ve depresif hissetme Dengesiz ruh hali,

    Depresyon

    Huzursuzluk,

    Uyku bozukluğu,

    Zihinsel performans eksikliği,

    Konsantrasyon güçlüğü

    Kaygı

    Unutkanlık ve düzensizlik

    Yarışma düşüncesi

    Odaklanma sorunları

    Kararsızlık

    Karamsar olma,

    İştah değişiklikleri

    Sorumluluktan kaçma

    Artan alkol ya da sigara kullanımı

    Tırnak yeme

    Ayak ya da bacak sallama

    Stresin fiziksel belirtileri:

    Düşük enerji

    Baş ağrısı

    Mide rahatsızlıkları (reflü, midenin üst kısmında ağrı)

    Kas ağrısı

    Göğüs ağrıları, hızlı kalp atışı

    Sık soğuk algınlığı, enfeksiyon

    Uykusuzluk, uykunun bölünmesi

    Cinsel ilgi kaybı ya da işlev bozukluğu

    Soğuk veya terli eller-ayaklar, kulakta çınlama, titreme

    Ağız kuruluğu, yutma güçlüğü

    Diş gıcırdatma

    İştahın azalması ya da fazla yemek yeme,

    Değişken bağırsak alışkanlığı, ishal ya da kabızlık nöbetleri, iritabıl kolon,

    Tiroid problemleri,

    Adet düzensizlikleri,

    İnfertilite,

    Stese bağlı obezite

    Nefes alıp verme sorunları

    Astım,

    Çarpıntı,

    Migren, baş ağrısı

    Terleme

    Ürtiker,

    Ağrı,

    Panik atak,

    Kilo alma,

    Kabızlık

    Bu belirtilerin bir veya birden fazlası sizde bulunuyorsa öncelikli olarak hayatınızdaki stres faktörlerini ortadan kaldırmanız gerekir.

    Bazı hallerde ise o stres faktöründen kaçmak mümkün değildir. İşte bu aşamada, bunun etkilerini en aşağı düzeye çekmek tek başına mümkün olmayabilir.

    Akupunkturun Stres Tedavisinde Etkileri:

    Akupunktur Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemlerin dengeli çalışmalarını sağlar.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirir.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.

    Akupunktur nöroendokrin (sinir-hormon) sistemini etkileyerek bu olumsuzlukları ortadan kaldırır.

    Akupunktur dolaşımda serotonin ve endorfin seviyelerini artırarak kişiye huzur ve keyif verir, kaygılarını azaltır ve sedasyon sağlar.

    Akupunktur hastanın ağrı eşiğini yükselterek strese bağlı ağrılarını ortadan kaldırır.

    Akupunktur ile stres tedavisi en az 20 seans olarak planlanması gerekir.

    Seanslar 20-30 dakika arası sürer.

    Uygulama sıklığı, stresin klinik yoğunluğuna göre belirlenir.

    Yılda bir kez, üç seanslık hatırlatma tedavisinin uygulanması yararlıdır.

    Akupunkturun bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.

  • Fibromiyalji ve tanı kriterleri

    Fibromiyalji, yaygın kas iskelet sistemi ağrısı ile karakterize romatizmal ağrı sendromudur.

    Romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalıktır.

    Toplumun yüzde 3’ünde görülen fibromiyalji sendromu kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülmektedir. Sıklıkla 40-60 yaş grubu kadınları etkilemektedir.

    Psikojenik romatizma, non-artikuler romatizma, muskuler romatizma, yumuşak doku romatizması ve miyofibrozitis terimleri de bu sendromun tanımlanmasında sıklıkla kullanılmıştır

    Fibromiyalji tedavi edilmediğinde yaşam kalitesinde düşüş ve işgücü kaybına neden olur.

    Bedensel yakınmalar ön planda olup yapılan fiziksel muayene ve laboratuvar tetkiklerinde hastalık tablosunu açıklayacak bulgu saptanamamaktadır.

    Fibromiyalji tanı kriterleri:

    Ağrı: Bu tanı kriteri fibromiyalji hastalarının yaklaşık %97 kadarını etkiler. Ağrı bu hastalığın karakteristik özelliğidir. En az 3 ay devam eden yaygın ağrı olmalıdır. Hastada ağrıyı açıklayacak başka bir tanı olmamalıdır. Ayrıca hastaların tıbbi destek almasını sağlayan etken ağrıdır. Eklem romatizması ağrılarından farkı, fibromiyalji ağrısının tüm vücutta etkili olmasıdır. Ağrı çoğu hastada gelip geçici olur, vücutta gezinir. Stresli zamanlarında ağrılarının artma ihtimali çok yüksektir. Hastaların ağrı eşiği yüksektir.

    . Konsantrasyon sorunları, hafızayla ilgili sorunlar

    . Anksiyete, Depresyon

    . Baş ağrısı: Hastaların %70 kadarında migren türü kronik baş ağrısı görülür.

    . Yorgunluk: Hastalarda yorgunluk sürekli, kısıtlayıcı, geçmeyen şekilde hissedilir. Yeterince uyku uyuyan hastalar bile yorgunluk hisseder.Sabah dinlenmeden kalkarlar.

    . Sabah sertliği: Sertlik vücutta geniş alanı kapsayabilir. Sırtı, kol ve bacak kaslarını, eklemleri etkileyebilir. Hastalar güne başlamadan önce gevşeme ihtiyacı hisseder. Bu sorun bazılarında birkaç dakika sürerken, bazılarında yarım saate hatta gün boyu kadar etkili olabilir. Fibromiyalji hastalığında hissedilen sabah sertliği oldukça ağrılı olur.

    . İrritabl bağırsak sendromu: Fibromiyalji hastalarında kabızlık, karın ağrısı, ishal, kusma, gaz sorunları sıkça görülür.

    . Adet döneminde ağrılı kramplar: Bu sorun hastalarda %30-40 oranında etkili olur.

    . Ağrılı hassas noktalar: Fibromiyalji tanı kriterleri arasında ağrıya, sancıya eşlik eden, parmakla bastırıldığı zaman acı hissedilen hassas noktalar olabilir. Dokuz çift(18) hassas noktanın 11’inde hassasiyet saptanması ile fibromiyalji tanısı konmaktadır.

    . Ellerde, kol ve bacaklarda, ayaklarda şişme, uyuşma ve karıncalanma olması

    . İdrar sorunları: Hastaların dörtte birinde acilen idrara çıkma, idrar tutamama, ağrılı idrar gibi sorunlar ortaya çıkabilir

    . Uyku sorunları

    Fibromiyalji Nedenleri

    1. derece yakınlarında fibromiyalji görülen kişilerin bu hastalığa yakalanma riski 8 kat fazladır. Özellikle çocukluk çağlarında geçirilen fiziksel ve duygusal travmalar fibromiyalji için büyük risk faktörleri arasında kabul edilir.

    Mükemmeliyetçi ve işkolik kişilik yapısı da fibromiyalji hastalığına yakalanma nedenleri arasında gösterilebilir. Hastalar çok titizdir ve duygu durumları çok çabuk değişir. Mutsuzluk ağrıları artıran bir faktör olduğu için yaptığı işten memnun olmayanlar da stresli mesleklerde çalışanlar kadar fibromiyalji olma riskine sahiptir.

    Stresten arındırılmış, düzenli bir yaşam, dengeli beslenme, egzersiz ve düzenli uyku tedavinin en önemli anahtarlarıdır.

    Fibromiyaljide Akupunktur Tedavisi:

    Akupunktur endorfinlerin artışına neden olarak kişide ağrıyı azaltır ve rahatlama oluşturur. Kasları gevşetir. Mutluluk hormonunun artışını sağlar. Uykuyu düzenler. Ağrıların azalmasında, yorgunluğun giderilmesinde ve depresyonun düzelmesinde etkilidir.

  • Migren hastaları işte size akupunktur!

    Hayat hızla akarken ve yapılacak onlarca iş varken birden kendinizi yaşadığınız migren atağı ile sessiz ve karanlık bir ortama kapatmış, acı çekerken bulursunuz. O güne ait bütün planlarınız iptal olmuştur. İş arkadaşlarınıza ve patronunuza işe yine gelemeyeceğinizi nasıl söyleyeceğinizi düşünürsünüz. Bu artık o kadar sık olmaya başlamıştır ki her an işinizi kaybetme riskiniz vardır. Evde yapmanız gereken bir sürü sorumluluğunuz vardır ve bunları da bugün yapamayacağınızı bilirsiniz.

    Eşinize yine başınızın ağrıdığını söylemek bile istemezsiniz. Ama o an bunların hiçbirinin önemi yoktur. Tek istediğiniz ağrının bir an önce geçmesidir ama bu o kadar da kolay olmayacaktır. Saatlerce acı çekerek beklemeniz ve artık geçmesi için tanrıya yalvarmanız gerekmektedir. Bulantı ve ardından kusma sizi yataktan zorla çıkartıp banyo ile yatak arasında mekik dokumanıza neden olmaktadır. Çok sevdiğiniz çocuğunuzun sesini duymak bile size bir işkence gibi gelecektir. Ailenizden aldığınız migren mirası için üzülüp çocuklarınıza bu genetik mirası aktarmamış olmak için dua edersiniz. Artık ağrı kesici ilaçlar leblebi gibi kullanmaktasınızdır. Her türlü tetkiki yaptırıp her migren ilacını kullanmış ama hiçbir ilerleme kaydedememiş olabilirsiniz. Muhtemelen Akupunkturla da daha tanışmamış olabilirsiniz.

    Migren tedavisinde akupunktur ilk seanstan itibaren migrene neden olan ağrı oluşumunu düzenler ve hastaların hayat kaliteleri artar. Ağrı oluşma sıklığı ve ağrının şiddeti azalır. Ağrı olsa bile ya kendiliğinden geçer ya da ilaçlara hızlı yanıt verir. Kimi hastada baş ağrısının tarih olduğu da görülür. Migren hastaları biz akupunktur hekimlerine en çok dua eden hasta grubudur.

  • Dismenore (sancılı adet görme) ve akupunkturla tedavisi

    Adet döneminde ya da hemen öncesinde kasıklarda ve karın bölgesinde ortaya çıkan ağrılara dismenore, menstrüel kramp veya sancılı adet görme adı verilir. Ağrıya gerginlik, alınganlık, baş ağrısı, baş dönmesi, terleme, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı ve bazen kusma eşlik edebilir. Ağrılar birkaç gün sürebilir.

    Üreme çağındaki kadınları periyodik olarak etkiler, çoğunlukla ciddi sorunlara yol açmaz. Bazen iş gücü kaybına neden olur ve yaşam kalitesini azaltır.

    Primer (Birincil) Dismenore ve Sekonder (İkincil) Dismenore olmak üzere iki şekilde incelenir.

    Primer Dismenore; Genellikle ilk adet kanamasından sonra 1-2 yıl içinde görülmeye başlar. Primer dismenorede ağrı, adet kanamasından hemen önce (1-2 gün önce) başlar ve adetin 1. günü şiddetlenir, genellikle 48 saat içinde kaybolur. Şiddeti kişiden kişiye değişir. En sık görülen dismenore tipi budur. Pek çok durumda hafif ağrı kesicilerle durum geçiştirilebilir. Ancak %10’luk bir grupta ise adet sancıları daha şiddetli yaşanmaktadır. Kişiyi acil servise götürebilir. Bazen yanlış tanılarla ameliyata neden olabilir.

    Rahim(Uterus) bir kas dokusudur ve adet kanaması süresince kanamayı azaltmak için kasılır ve bu ağrı olarak hissedilir. Rahim Prostaglandin adı verilen kendisi tarafından üretilen kimyasal maddelerin etkisi ile kasılır. Kasılmaların amacı rahim iç tabakasının atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını kontrol altında tutmaktır.

    Adet döngüsü başında prostaglandin düzeyleri yüksektir. Mensturasyon (adet kanaması) sırasında düzeyleri azalır.

    Sekonder Dismenore denen durum ise, herhangi bir jinekolojik probleme bağlı olarak ortaya çıkan sancılı adet görme halidir. Bunlarda problemler adet yıllarının başından itibaren değil, daha sonraki yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu duruma Endometriozis denilen çikolata kistleri, myomlar, geçirilen pelvik enfeksiyon hastalıkları gibi durumlar neden olabilir. Ağrılar adetin ilk günlerinden ziyade son günlerine doğru ortaya çıkar.

    Bu tip sancılı adetleri geçirmenin yolu ise bu duruma neden olan problemi tedavi etmekten geçer ki genellikle cerrahidir

    Primer Dismenorenin Tedavisi:

    Tedavide kullanılan ilaçlar doğum kontrol ilaçları ve ağrı kesicilerdir. Doğum kontrol ilaçları hormon içerdiğinden yan etkileri vardır. Ağrı kesicilerde adet kanamasında düzensizlik yaptığı gibi karaciğer, böbrek, mide gibi iç organlara zarar verebilir.

    Az ve ölçülü analjeziğe bir şey denemez ama her ay ciddi olarak ağrı kesici kullanılıyorsa Akupunktur tedavisini düşünmek gerekir.

    Dismenore’de Akupunktur Tedavisi:

    Akupunktur tedavisi, bir cerrahi girişim yapılmadan ve dışarıdan vücuda kimyasal madde (ilaç) verilmeden uygulanan bir yöntem olması nedeni ile hiçbir yan etkisi olmayan, son derece güvenli bir yöntemdir.

    Akupunktur ile;

    • Stres giderilir. Kişi psikolojik olarak rahatlar. Psikolojik olarak rahatladıkça ağrılar daha az hissedilir. Hormonal sistem sengeye girer.

    • Ağrı kesilir. Akupunkturun ağrı kesici etkisi endorfin denilen vücudun kendi morfinini arttırarak olmaktadır. Endorfinin artması ağrının kesilmesini ve rahatlamayı sağlar.

    • Prostaglandin miktarı kulaktaki bir noktadan test edilip düzenlenebilir. Prostaglandinlerin azalması ağrıyı azaltır. Rahim kasılmasını azaltılır.

    • Östrojen, progesteron salınımını düzenler. Hormonal denge sağlanır.

    Akupunktur tedavisi, başlangıçta 8-10 seanslık bir kür şeklinde uygulanır. Sonrasında birkaç ay adetten 1-2 gün önce akupunktur seansı tekrarlanarak tedavinin kalıcılığı sağlanır.

  • Boyun ve bel fıtığı ve akupunkturla tedavi edilebilir mi?

    Omurgamız bizim dik durmamızı ve hareket edebilmemizi sağlayan kemiğimizdir. Omurgamız ‘omur (vertebra)’ adı verilen kemiklerden oluşur. Omurlarımızın arasında da ‘disk’ adı verilen dışı sert ve lifli içi peltemsi yumuşak madde ile dolu bir destek doku bulunur. Diskler, omurga üzerine binen yükü emerek süspansiyon görevi gören kemikler arasındaki yastıkçıklardır.

    Omurlara (eğilme ve ağır kaldırma esnasında) gelen basıncı merkezden kenara doğru eşit miktarda dağıtırlar. Aynı zamanda iki kemik dokunun birbirine temas etmesini engellerler. Diskler ve omurga eklemleri omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Omurganın ortasından ‘omurilik’ adı verilen sinir ağı geçer. Omurilikten çıkan, kollara ve bacaklara giden sinirler, omurlar ve disklerin hemen yanından geçerler. Boynumuzda 7 belimizde 5 omur vardır.

    Yaş ilerledikçe veya travmalar sonrasında diskin dış kısmındaki daha sert olan yapıdaki küçük yırtıklardan içteki yumuşak olan kısım dışarı taşar. Taşan bu madde sıvı özelliğini kaybedip sertleşir. Damar ve sinirlere bası yapmaya başlar. Hadisenin şiddetine göre omurlar arasında yer alan disklerin sıvı içeriği boşalınca disklerin arasında olması gereken esnek bölüm de ortadan kalkacağından bel ve boyun omurlarının esneme kabiliyeti zayıflar. Oluşan bu tabloya omurga bölümüne göre “boyun veya bel fıtığı” (servikal veya lumbal disk hernisi) denir. Bu tablo bazen hızla seyreder ve hasta şiddetli ağrı duyar. Bazen daha yavaş ve sinsi ilerler. Hastalık sinsi ilerliyorsa ani bir hareket, öksürme, aksırma gibi basit bir eylem bile ana tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    Cerrahi girişim

    Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Akupunktur; bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.

    Boyun ve bel fıtıkların %97’si ameliyatlık değildir. Ameliyat gerektirmeyen hastalarda çoğu zaman fizik tedavi, akupunktur ve ilaçlarla tedavi uygulanmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) bildirdiği akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda boyun ve bel fıtığı yer almaktadır.

    Başlıca fıtık nedenleri olarak; hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, oturarak iş yapmak, şişmanlık, spora ısınmadan başlamak, stres içinde yaşamak, yanlış duruş ve oturuşlar, ağır kaldırma esnasında yanlış eğilme hareketleri, uzun süreli motorlu araç kullanmak, boynu uzun süre hareketsiz tutarak bir noktaya bakmak, uzun boylu olmak, fazla kilolu olmak, sık topuklu ayakkabı giymek, fazla stresli olmak, kuvvetli ıkınma veya öksürük, bilgisayar ve TV karşısında uzun süre oturmak, egzersiz yapmamak ve soğuk klimaların olduğu ortamda bulunmak sayılabilir. Boyun fıtığında ailesel faktörler de önemlidir. Kişinin ailesinde boyun fıtığı varsa kendisinde de ortaya çıkma şansı artmaktadır. Boyuna alınan darbeler ve geçirilmiş kazalar da boyun fıtığına yol açabilir.

    Boyun fıtığı, meslek hastalığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan kadınlarda, şoförlerde, telefon operatörlerinde, matkap gibi titreşimli cihaz kullananlarda, bankacılarda ve uzun süre bilgisayar ile çalışması gereken mesleklerde boyun fıtığı sık görülmektedir.

    Üretken yaş kabul edilen 30-50 yaş arası görülme oranı yüksektir.

    Bel fıtığı üst solunum yolu hastalıklarından sonra iş gücü kaybı nedenlerinden 2. Sıradadır.

    Boyun fıtığının bulguları:

    Baş dönmesi, baş ağrısı

    Boyun, sırt, kol, omuz ağrısı,

    Kollarda uyuşma ve his kaybı,

    Kollarda karıncalanma,

    Kollarda güç kaybı,

    Kollarda his kaybı,

    Sabah yorgunluğu, gün içinde çabuk yorulma,

    Gaz ve şişkinlik hali

    Halsizlik, sinirlilik hali,

    Sık sık düşüp çıkan tansiyon,

    Kulakta çınlama ve uğultu

    Bel fıtığının bulguları:

    Belde ve / veya bacaklarda dayanılmaz ağrılar vardır. Ağrı oturmak, dolaşmak, öksürmek, gülmek ve hapşırmakla artar. Yatınca azalır.

    Siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmaklarına yayılan ağrı,

    Hareketlerde kısıtlılık,

    Topallayarak yürümek

    Bacaklarda uyuşmalar,

    Kuvvet kaybı

    Bacakta incelme

    AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder ve yeniler. Vücuttaki bütün hücrelerde tamir, bakım ve onarım faaliyetini başlatır.
    Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir. Dokuların kanlanmasına sebep olur.

    Akupunktur tedavisi hiçbir yan etkisinin olmayışı, kolay uygulanabilmesi, hastanın vücuduna kimyasal etkili maddelerin girmeyişi, uzun süreli tedavinin risklerinin olmaması, etkilerinin hızlı ve kalıcı olması gibi özelliklerinden dolayı bu sorunu yaşayan hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

    Akupunkturun, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir. Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Başlangıç düzeyindeki fıtıklarda hastanın şikayetini tamamen düzeltebileceği gibi, ameliyat gereken hastalara da hem ağrı tedavisinde hem de ameliyattan sonraki iyileşme döneminde başarı ile uygulanır.

    Akupunktur tedavi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir.

    İnsan vücudu, birçok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri birçok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu doğal ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz. Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar.

    Akupunkturun fıtık tedavisindeki etkileri:

    1. Ağrıyı Keser: Akupunktur vücudumuzda bulunan ağrı kesicileri harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylelikle hasta tedavi başlangıcı ile birlikte ağrı kesicileri kullanmaktan kurtulur. Belki ilk günlerde akupunktur tedavisi ile birlikte kullanmaya devam etse bile tedavi ilerledikçe ağrı kesicileri almayı bırakacaktır.

    2. Kasları Gevşetir: Akupunktur vücudumuzda bulunan kas gevşetici maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili Valiyum noktasına akupunktur iğnesini batırarak GABA’yı harekete geçirir. GABA (Gama-amino-butirik-asid) vücudun çok güçlü kas gevşeticisi olduğu için, hasta kas gevşetici ilaçları kullanmadan, akupunktur tedavisiyle boyun ve bel bölgesinde oluşan kas spazmından kurtulabilir. Kaslardaki spazm çözüldükçe rahatlama artacaktır.

    3. Ödemi çözer: Akupunktur vücudumuzda bulunan ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili böbrek üstü bezi noktasına akupunktur yaptığımızda vücudun kortizonu salgılanır. Kortizon hormonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon bel bölgesinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve ödeme bağlı damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkabilir. Bu sayede varsa kol ve bacaklara vuran ağrıda azalma olacaktır.

    4. Psikolojik Rahatlık Sağlar: Akupunktur vücudun sakinleştirici maddelerini harekete geçirir. Akupunktur vücudun Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar. Akupunktur limbik sistemin çalışmasını dengeleyerek kişinin strese karşı tepkisini değiştirir, bünyeyi strese karşı daha dayanıklı kılar ve kişinin endişe ve kaygıları ortadan kaldırabilir. Ayrıca akupunktur uygulaması ile vücut psikolojik açıdan da rahatlar. Bel veya boyun fıtığının etkisi ile psikolojik açıdan çökmüş olan hastaya büyük bir rahatlama etkisi verir. Günden güne vücudun zindeliği artar. Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi durumları ortadan kaldırır.

    5. Fıtığı Onarır: Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.

    Seanslar ilerledikçe oradaki yapısal bozuklukta akupunktur tedavisi sayesinde düzelir.

    6. Kasları Kuvvetlendirir: Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postur) düzelir. Yana eğik veya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur.

    Tedaviyi hızlandırmak amacı ile elektroakupunktur ve lazer akupunktur tedavisi de eklenebilir. Elektroakupunktur tedavisinde vücuda takılan iğnelere elektrik akımı verilir. Bu genellikle tedavinin başında yapılan bir uygulamadır. Ağrının daha çabuk geçmesini sağlayarak hastayı hızlı bir şekilde rahatlatan bir tedavidir. Lazer akupunkturu ise iğne fobisi olanlara uygulanan bir tedavidir.

    Bazı ağrılarda ilk seansta rahatlama başlar. Kronik ve uzun süreli ağrılarda genellikle 4–5 seans sonunda cevap alınmaya başlar.

    Akupunktur tedavisi çok ağrılı durumlarda her gün uygulanabilir. Ama genellikle uygulanan tedavi prosedürü haftada 2-3 kez uygulanması şeklindedir. Seanslar 20-30 dakika arası sürmektedir. Toplam 15-20 seans uygulanmaktadır. Kişinin şikayetleri tamamen geçene dek tedavi uygulanır.

  • Boyun ve bel fıtığı ve akupunkturla tedavisi

    Omurgamız bizim dik durmamızı ve hareket edebilmemizi sağlayan kemiğimizdir. Omurgamız ‘omur (vertebra)’ adı verilen kemiklerden oluşur. Omurlarımızın arasında da ‘disk’ adı verilen dışı sert ve lifli içi peltemsi yumuşak madde ile dolu bir destek doku bulunur. Diskler, omurga üzerine binen yükü emerek süspansiyon görevi gören kemikler arasındaki yastıkçıklardır.

    Omurlara (eğilme ve ağır kaldırma esnasında) gelen basıncı merkezden kenara doğru eşit miktarda dağıtırlar. Aynı zamanda iki kemik dokunun birbirine temas etmesini engellerler. Diskler ve omurga eklemleri omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Omurganın ortasından ‘omurilik’ adı verilen sinir ağı geçer. Omurilikten çıkan, kollara ve bacaklara giden sinirler, omurlar ve disklerin hemen yanından geçerler. Boynumuzda 7 belimizde 5 omur vardır.

    Yaş ilerledikçe veya travmalar sonrasında diskin dış kısmındaki daha sert olan yapıdaki küçük yırtıklardan içteki yumuşak olan kısım dışarı taşar. Taşan bu madde sıvı özelliğini kaybedip sertleşir. Damar ve sinirlere bası yapmaya başlar. Hadisenin şiddetine göre omurlar arasında yer alan disklerin sıvı içeriği boşalınca disklerin arasında olması gereken esnek bölüm de ortadan kalkacağından bel ve boyun omurlarının esneme kabiliyeti zayıflar. Oluşan bu tabloya omurga bölümüne göre “boyun veya bel fıtığı” (servikal veya lumbal disk hernisi) denir. Bu tablo bazen hızla seyreder ve hasta şiddetli ağrı duyar. Bazen daha yavaş ve sinsi ilerler. Hastalık sinsi ilerliyorsa ani bir hareket, öksürme, aksırma gibi basit bir eylem bile ana tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    Cerrahi girişim

    Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Akupunktur; bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.

    Boyun ve bel fıtıkların %97’si ameliyatlık değildir. Ameliyat gerektirmeyen hastalarda çoğu zaman fizik tedavi, akupunktur ve ilaçlarla tedavi uygulanmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) bildirdiği akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda boyun ve bel fıtığı yer almaktadır.

    Başlıca fıtık nedenleri olarak; hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, oturarak iş yapmak, şişmanlık, spora ısınmadan başlamak, stres içinde yaşamak, yanlış duruş ve oturuşlar, ağır kaldırma esnasında yanlış eğilme hareketleri, uzun süreli motorlu araç kullanmak, boynu uzun süre hareketsiz tutarak bir noktaya bakmak, uzun boylu olmak, fazla kilolu olmak, sık topuklu ayakkabı giymek, fazla stresli olmak, kuvvetli ıkınma veya öksürük, bilgisayar ve TV karşısında uzun süre oturmak, egzersiz yapmamak ve soğuk klimaların olduğu ortamda bulunmak sayılabilir. Boyun fıtığında ailesel faktörler de önemlidir. Kişinin ailesinde boyun fıtığı varsa kendisinde de ortaya çıkma şansı artmaktadır. Boyuna alınan darbeler ve geçirilmiş kazalar da boyun fıtığına yol açabilir.

    Boyun fıtığı, meslek hastalığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan kadınlarda, şoförlerde, telefon operatörlerinde, matkap gibi titreşimli cihaz kullananlarda, bankacılarda ve uzun süre bilgisayar ile çalışması gereken mesleklerde boyun fıtığı sık görülmektedir.

    Üretken yaş kabul edilen 30-50 yaş arası görülme oranı yüksektir.

    Bel fıtığı üst solunum yolu hastalıklarından sonra iş gücü kaybı nedenlerinden 2. Sıradadır.

    Boyun fıtığının bulguları:

    Baş dönmesi, baş ağrısı

    Boyun, sırt, kol, omuz ağrısı,

    Kollarda uyuşma ve his kaybı,

    Kollarda karıncalanma,

    Kollarda güç kaybı,

    Kollarda his kaybı,

    Sabah yorgunluğu, gün içinde çabuk yorulma,

    Gaz ve şişkinlik hali

    Halsizlik, sinirlilik hali,

    Sık sık düşüp çıkan tansiyon,

    Kulakta çınlama ve uğultu

    Bel fıtığının bulguları:

    Belde ve / veya bacaklarda dayanılmaz ağrılar vardır. Ağrı oturmak, dolaşmak, öksürmek, gülmek ve hapşırmakla artar. Yatınca azalır.

    Siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmaklarına yayılan ağrı,

    Hareketlerde kısıtlılık,

    Topallayarak yürümek

    Bacaklarda uyuşmalar,

    Kuvvet kaybı

    Bacakta incelme

    AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder ve yeniler. Vücuttaki bütün hücrelerde tamir, bakım ve onarım faaliyetini başlatır.
    Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir.
    Dokuların kanlanmasına sebep olur.

    Akupunktur tedavisi hiçbir yan etkisinin olmayışı, kolay uygulanabilmesi, hastanın vücuduna kimyasal etkili maddelerin girmeyişi, uzun süreli tedavinin risklerinin olmaması, etkilerinin hızlı ve kalıcı olması gibi özelliklerinden dolayı bu sorunu yaşayan hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

    Akupunkturun, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir. Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Başlangıç düzeyindeki fıtıklarda hastanın şikayetini tamamen düzeltebileceği gibi, ameliyat gereken hastalara da hem ağrı tedavisinde hem de ameliyattan sonraki iyileşme döneminde başarı ile uygulanır.

    Akupunktur tedavi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir.

    İnsan vücudu, birçok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri birçok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu doğal ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz. Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar.

    Akupunkturun fıtık tedavisindeki etkileri:

    1. Ağrıyı Keser: Akupunktur vücudumuzda bulunan ağrı kesicileri harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylelikle hasta tedavi başlangıcı ile birlikte ağrı kesicileri kullanmaktan kurtulur. Belki ilk günlerde akupunktur tedavisi ile birlikte kullanmaya devam etse bile tedavi ilerledikçe ağrı kesicileri almayı bırakacaktır.

    2. Kasları Gevşetir: Akupunktur vücudumuzda bulunan kas gevşetici maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili Valiyum noktasına akupunktur iğnesini batırarak GABA’yı harekete geçirir. GABA (Gama-amino-butirik-asid) vücudun çok güçlü kas gevşeticisi olduğu için, hasta kas gevşetici ilaçları kullanmadan, akupunktur tedavisiyle boyun ve bel bölgesinde oluşan kas spazmından kurtulabilir. Kaslardaki spazm çözüldükçe rahatlama artacaktır.

    3. Ödemi çözer: Akupunktur vücudumuzda bulunan ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili böbrek üstü bezi noktasına akupunktur yaptığımızda vücudun kortizonu salgılanır. Kortizon hormonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon bel bölgesinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve ödeme bağlı damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkabilir. Bu sayede varsa kol ve bacaklara vuran ağrıda azalma olacaktır.

    4. Psikolojik Rahatlık Sağlar: Akupunktur vücudun sakinleştirici maddelerini harekete geçirir. Akupunktur vücudun Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar. Akupunktur limbik sistemin çalışmasını dengeleyerek kişinin strese karşı tepkisini değiştirir, bünyeyi strese karşı daha dayanıklı kılar ve kişinin endişe ve kaygıları ortadan kaldırabilir. Ayrıca akupunktur uygulaması ile vücut psikolojik açıdan da rahatlar. Bel veya boyun fıtığının etkisi ile psikolojik açıdan çökmüş olan hastaya büyük bir rahatlama etkisi verir. Günden güne vücudun zindeliği artar. Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi durumları ortadan kaldırır.

    5. Fıtığı Onarır: Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.

    Seanslar ilerledikçe oradaki yapısal bozuklukta akupunktur tedavisi sayesinde düzelir.

    6. Kasları Kuvvetlendirir: Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postur) düzelir. Yana eğik veya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur.

    Tedaviyi hızlandırmak amacı ile elektroakupunktur ve lazer akupunktur tedavisi de eklenebilir. Elektroakupunktur tedavisinde vücuda takılan iğnelere elektrik akımı verilir. Bu genellikle tedavinin başında yapılan bir uygulamadır. Ağrının daha çabuk geçmesini sağlayarak hastayı hızlı bir şekilde rahatlatan bir tedavidir. Lazer akupunkturu ise iğne fobisi olanlara uygulanan bir tedavidir.

    Bazı ağrılarda ilk seansta rahatlama başlar. Kronik ve uzun süreli ağrılarda genellikle 4–5 seans sonunda cevap alınmaya başlar.

    Akupunktur tedavisi çok ağrılı durumlarda her gün uygulanabilir. Ama genellikle uygulanan tedavi prosedürü haftada 2-3 kez uygulanması şeklindedir. Seanslar 20-30 dakika arası sürmektedir. Toplam 15-20 seans uygulanmaktadır. Kişinin şikayetleri tamamen geçene dek tedavi uygulanır.

  • Biorezonans nedir ?

    İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler, dokular, organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler.

    Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.

    Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar (Alerjenler, virüsler, bakteriler, amalgam, mycosis v.s..) normal frekans düzenini bozarlar.

    Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir.

    HASTALIKLARIN TEDAVİSİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM

    Biorezonans bir enerji tıbbı yöntemidir. Biyofiziksel bir teknik olduğu için kimyasal ilaçlar kullanılmaz. Elektromanyetik frekanslarla uygulanır. Biorezonans cihazından yayılan elektromanyetik frekansın gücü bir cep telefonundan yayılanın binde biri kadardır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Vücudumuza zarar veren elektromanyetik frekanslar cihaz aracılığı ile ters çevrilir ve kişiye gönderilir. Birbirinin tam tersi iki manyetik alan karşılaşınca nötrlesir. Bu şekilde bakterilerin, virüslerin, parazitlerin, ağır metallerin vb. tüm zararlı etmenlerin manyetik bilgisi vücudumuzdan temizlenmis olur. Ayrıca vücudumuza ait tükürük, idrar gibi sıvılarda bulunan sağlıklı frekanslar da güçlendirilerek kişiye verilir. Böylelikle bağışıklık sistemimiz desteklenmiş olur. Bu da iIaçsız, ağrısız ve kalıcı olarak. iyileşme anlamına gelmektedir.

    BİLGİ (enformasyon), ENERJİ, MADDE, yaşamın varolabilmesi için gerekli olan 3 kavram. 17.yüzyılın sonlarında Newton “varoluşun merkezi maddedir” diyerek tüm fen bilimlerinin temelinin atmıştır. Doğaldır ki bu alandaki keşifler durmamış,.20.yüzyılda Einstein “maddeyi enerji alanının çok yoğun olduğu uzay boşluğu olarak düşünebiliriz” diyerek bunu E:MC2 ile formüle etmiştir. Artık bilinmektedir ki tüm yaşamın geçek kaynağı enerjidir. Madde sadece enerjinin çok yoğun bir formudur.Dolayısı ile ölçülebilen, tartılabilen bir madde olarak insan vücudu da yoğunlaşmış bir enerji alanı yani elektromanyetik bir alandır. Bu alandan yayılan ossilasyon veya frekans denilen titreşimler saptanabilmekte ve kaydedilebilmektedir. Bu frekanslar hücreler arasındaki bilgi alışverişini sağlamakta dolayısı ile tüm biyokimyasal yani maddesel süreçleri yönetmektedirler. Biorezonans cihazı tedavi sürecinde bu bilgi alışverişi düzeyine etki etmektedir. Bu tedavi etkisi hücrenin frekansı ile cihaz tarafından vücuda gönderilen frekansın REZONANS yani UYUM içinde olabilmesi ile gerçekleşir.

    Biorezonans ile tedavi edilebilen hastalıklar

    Hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içindeki iletişimi bozan yabancı frekansların ortadan kaldırılması vücut üzerindeki stresi ortadan kaldırır ve sistemin düzgün biçimde işleyebilmesini sağlar. Düzgün işleyen bir sistemde hastalık oluşmaz ya da oluşan hastalık sistemin üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile geriye döndürülebilir. Biorezonans önce vücut üzerinde nasıl bir baskı olduğunun araştırmasını yapar. Bu baskı ağır metaller, alerjiler, zehirli maddeler, enfeksiyonlar, az bilinen parazitler, bulunamayan mantar enfeksiyonları, çevredeki yoğun elektrik alanlar ya da yaşanılan bölgenin coğrafi özelliklerinin kişide yarattığı etkiler olabilir. Biorezonans tüm bu zarar vermesi muhtemel faktörleri test edebilir. Bünye üzerinde saptanan baskılayıcı – zarar verici maddenin- faktörün frekansı ortadan kaldırılır. Bünyenin içindeki enerji akış yolları temizlenir. Sistemin düzgün işlemesi sağlanır. Teknolojinin kullanılmaya başlandığından beri edinilmiş tecrübeler sunucu 400 kadar hastalıkta standart tedavi protokolleri belirlenmiştir. Her yıl yapılan kongrelerde dünyanın değişik ülkelerinden gelen biorezonans kullanıcısı doktorların ve biorezonans uygulayıcısı alternatif tıp mensuplarının tecrübelerini paylaşıyoruz. DÜnyadan devamlı gelen ve farklı hastalıklar için dökümente edilen başarılı tedavi örnekleri gerçekten çok cesaret vericidir. Biorezonansa “sağlıkta yeni çağın habercisi” denmesinin sebebi de budur.

    Title

    Egzama

    Kontakt Dermatit

    Alerjik Cilt Lezyonları

    Ürtiker

    Alerjik Astım

    Alerjik Bronşit

    Saman Nezlesi

    Alerjik Konjuktivit

    Elektromanyetik dalgalar kullanarak alerji testi yapılır. Bu testin bilinenj alerji testleri kadar kesin sonuçlar verdiği çalışmalar ile gösterilmiştir. Bu testin esas farkı ise bünye üzerinde esas kötü etkiyi yaratan gizli alerjilerin de ortaya çıkmasının sağlanmasıdır. Diğer testlerde çıkmayan gizli bir alerji bulunduğunda bu alerjileri de hafifletir ve ortadan kaldırır. Bulunan alerji biorezonans kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Bu alerji cilt tipi olabilir ya da solunum yollarını tutmuş olabilir. Birçok durumda ise geçirilmeyen kronik hastalığın sebebi olarak bir alerji bulunabilir ve alerjinin ortadan kaldırılması kronik hastalığı tedavi eder.

    Title

    Ağrılı Eklem Hastalıkları (kireçlenmeler)

    Ağrılı Omurga Problemleri (bel-boyun fıtığı, kireçlenmeler)

    Spor Yaralanmaları

    Ağrılı Romatizmal Hastalıklar

    Baş Ağrıları ve Özellikle Migren

    Ameliyatlar sonrasında geçmeyen ağrı durumları

    Sebebi tam olarak anlaşılamayan ağrı durumları

    Ağrılı Adet Dönemleri

    Ağrı o bölgedeki problemin vücut tarafından ifade edilme yoludur. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir. Sonuçlar bünyenin ne kadar stres altında/kirlenmiş vs. olduğuna göre değişir. Genel bir kural olarak çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlüdür.

    Bağışıklığın Güçlendirilmesi

    Geçirilemeyen Sistitler

    Geçirilemeyen veya tekrar eden enfeksiyonlar

    Bağışıklığın düşmüş olduğu durumlar

    Sistemin düzgün çalışmaması ve toksinlerin birikmiş olması kendini en sık bağışıklığın düşmesi ile gösterir. Geçirilemeyen enfeksiyon hastalıkları bazen biorezonansı yardımcı olarak kullanarak bazen de sadece biorezonans kullanarak geçirilebilir. Bu işlem enfeksiyon yapan ajana karşı biorezonans uygulamak yanında bağışıklığı bozan sebebin saptanıp ortadan kaldırılması ile yapılır.

    Biorezonans bünye üzerinde stres yapan faktörleri tarar. Bu faktörlerden bir kısmı sistem üzerinde yük oluşturan zehirli maddelerdir. Bu maddelerin freakanslarının sıfırlanmaya çalışılması ile detoksfikasyon yaratılır. Bünyenin temizlenmesi genel sağlık durumunu iyileştirir. Biorezonans ile detoksifikasyon yanında bünye üzerinde stres yaratan diğer faktörler de araştırılıp giderilebilir. Bunlar içinde amalgam dolguların yarattığı bozulma, cep telefonlarının yarattığı bozulma, yaşanılan coğrafi alanın yarattığı bozulma, önceden yapılmış aşıların bünye üzerinde yarattığı bozulma sayılabilir. Tüm bu etkiler biorezonans ile ortadan kaldırılabilir.

    Dünyadaki kullanımlarında kronik hastalıkların tedavisinde detoksifikasyonla birlikte lenf ve karaciğerin uyarılması genel bir kural olarak kabul edilebilir.

    Biorezonans ile kolayca sağlanabilecek bir etkidir. Spor yaralanmalarında kullanıldığı gibi ameliyat sonralarında da kullanılabilir. Düşkün bünyelerde kişinin ameliyata hazırlanması ve direncinin arttırılması için de kullanılabilir.