Etiket: Ağrı

  • Ağrı ve müzik

    Ağrı ve müzik

    Ne güzeldir dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi, ağrının dinmesi. Yıllar sonra bir gün bir yerde çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak. Yağmurdan sonra açan güneş, buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek, yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak, tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi, sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak, bir doktor muhayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak, ne güzeldir. Ve ne güzeldir arkadaşlarınızdan, sevdiklerinizden alacağınız sıcacık bir merhaba. Hepinize merhaba diyerek başlamak istiyorum. Beni buraya davet eden organizasyon komitesine, Tümata grubuna ve değerli başkanım Oruç Bey’e ve diğer tüm katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Özellikle Verres’in bu güzel çok enstanteneli harika sunuşundan sonra, ben sizi biraz daha katı şeylerle karşılaştıracağım. Ağrı deyince ne yapıyoruz, ağrı nedir önce oradan başlayacağım, daha sonra biz ağrıda neler yapıyoruz onu ortaya koymaya çalışacağım.

    Bakın Abdin Dino acıyı çizerken böyle bir karikatür ile karşılaştırıyor bizi. Ve otuz beş yaşında jinekolojik kanserden kaybettiğim bir yakınım Sultan Çakıcı kendi dizeleriyle: “Korkuyorum geceleri uyumaktan / hayal kurmaktan, rüya görmekten / düşüncelerimi söylemekten, acı çekmekten korkuyorum” diyor. “Gülmekten korkuyorum, ağlamaktan, korkuyorum / hep bu korkularımla yaşamaktan…” Sultan’ı genç yaşta kaybettik ama dizeleri hala benim konuşmalarımı süslüyor ve her şeyin bir ağrı olduğunu, doğumun ağrı olduğunu, hastalığın ağrı olduğunu, yaşlılık ağrı, ölüm ağrı, sevdiğinden ayrılmak ağrı, nefretin bile ağrı olduğunu, Buda bu dizelerle ortaya koyuyor. Ve gerçekten ağrıdan ağırının ağrı ile yaşamak olduğunu söylüyor. Sonuçta Hipokrat, “ağrı dindirmek tanrı sanatıdır, çünkü ölümden bile daha korkunçtur” diyor ağrı. Onun için biz algologlar ağrıyı dindirdiğimiz zaman bir an için tanrısallaştığımızı düşünebiliyoruz. Bu bir megolomani değil. Çünkü dünyada milyonlarca insan, özellikle kanser ve kanser dışı nedenlerle hem orta hem şiddetli ağrı deneyimi yaşamaya hala devam ediyor. Ve bugün baş ağrıları, bel ağrıları, boyun ağrıları, diş çürüklerine bağlı ağrılar, diz ağrıları, hepimizin günlük yaşamda karşılaştığı şeyler.

    Türkiye’de yapılan bir çalışmada Türkiye’nin ağrı haritası çıkarılmış. Yedi bölgede dört bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmada ağrı çeşitlerinin bölgelere, cinsiyete, yaşlara göre dağılımı ortaya konmuş. Yaşam standartları ve sosyal durumları incelenmiş. Doğu Anadolu bölgesi halen en çok ağrı çeken bölge olarak ortaya konmuş. Ve Türklerin yüzde 69’u yani 48 milyon kişinin halen ağrı ile yaşadığı ve en çok da baş ağrısı ile karşılaşıldığı görülmüş. Kadınlar erkeklere göre daha çok ağrı hissediyor ve Türkiye nüfusunun yüzde 10’unun hala ağrıdan dolayı cinsel ilişkiye giremediği ortaya konmuş. Ve ağrı yaşayanların yüzde 85’inin ilaca başvurduğu ve en sık kullanılan ağrı kesici ilacın da aspirin olduğu ortaya konmuş. Ağrıya maruz kalanların teşhis ve tedavide en az üç doktor değiştirdiği yani doktor doktor dolaştıkları ortaya konmuş. Bugün yine bu kronik ağrı çekenlerin %50’sinin kendini yorgun hissettiği, %11’inin yürüyemediği, %10’unun ağrılardan dolayı cinsel ilişki yaşayamadığı ve %36’sının tüm parasını harcamaya hazır olduğunu, yani “doktor kurtar beni bundan, bütün param sizin olsun!” diye söyledikleri, yapılan çalışmalarda ve %55’inin de halen ölümü bile düşündüğü, yani intahara değindiği ortaya konmuş.

    Kendi üniversitemizde, Gazi Üniversitesi’nde yaptığımız bir çalışma, bir günlük ağrı anketi yaptık, şu an hastanede yatan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmalarda, otuz sekiz bölümde 511 hasta çalışmaya alındı. İstirahatte bile ağrı skorlarının yüksek olduğu, yani %71 gibi, ve bunların halen ağrı nedeniyle de uykusuzluk yaşadıkları, hastane şartlarında yataklarında bile ağrı çektikleri ortaya kondu. Dolayısıyla ağrı genel anlamda organizmanın bio-psiko-sosyal denge ve uyumunun bozulduğunun bir göstergesidir. Burada dikkatinizi çekmek istiyorum, bio-psiko-sosyal. Hem biyolojik, hem psikolojik hem de sosyal faktörleri ekarte edemiyoruz. Ama ağrı her zaman kişiye özel, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteriyor; cinsiyet, dil, din, ırk, sosyo kültürel çevre, ağrı eşiğini ciddi derecede etkiliyor. Ama önemli olan hekimler tarafından ağrının gerçek olarak ele alınması gerektiği. Objektif bir bulgu bulamasak bile hemen senin ağrın psikolojiktir diye sınıflandırmamak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bugün insanoğlunun belki de en çok karşılaştığı belirtiler arasında yer alan ağrının artık yalnız bir bulgu değil bugün bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söylüyorum.

    Ağrıyı kesinlikle önemsenmesi gereken bir şikayet olarak ele alacağız ama kronik ağrıyı da bir hastalık olarak görmek durumundayız. Çünkü her yıl özellikle kronik ağrıya bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyar dolar zarar meydana geldiğini yapılan çalışmalar ortaya koymuş. Ve bugün Avrupa Ağrı Federasyonu, Avrupa ağrıya karşı, ağrı dindirilmesi bir sağlık hakkıdır şeklinde deklerasyon yayınlamış. Bugün Avrupa’daki bu durumun Türkiye’de de yansımaları gördüm. Türkiye ağrı derneği çalışmalarını başlattı. Avrupa ağrı derneği ile ortak çalışmalarımız var ve şu anda da Avrupa ağrı derneğinin başkanı bir Türk. Bunu söylerken de çok gururla söylüyorum. Serdar hocamız.

    Ama gerçeklere baktığımızda hala duvarlarda bel fıtığı tedavi edilir diye telefon numaraları verilen yerlerimiz var. Dolayısıyla gerçekten insanımızı ele aldığımızda denize düşenin yılana sarıldığını hepimiz biliyoruz. Onun için ağrı tedavisinin gerekli bir şey olduğu, kronik ağrının başlı başına bir hastalık olduğu ve genel olarak tıp içerisinde birçok dalın bu hastalıkla ilgili olduğunu, tek bir dal tarafından değil, gerektiğinde bir ekip tarafından çok yönlü olarak ele alınması gerektiğini burada vurgulamak istiyorum. Tedavinin bir ekip işi olduğu, bu ekipte cerrahi bölümlerin, psikiyatrinin, fizik tedavinin, nörolojinin, algolojinin önemli olduğunu, hasta eğitiminin ve psikoterapinin yadsınamayacağını, ilaç tedavisi ile fiziksel tedavi yöntemleriyle, sinir bloklarıyla, eklem içi enjeksiyonlarıyla, radyo frekans yöntemleriyle ya da cerrahi yöntemlerle ağrının tedavi edilebileceğini belirtmek istiyorum. Ve dolayısıyla bugün tıpta artık algoloji bilim dalları kuruldu ve şu an ülkemizde 22 üniversitede algoloji bilim dalı var, eğitim hastanelerimizde algoloji bilim dalları var ve bununla uğraşan ağrı uzmanları şu anda bakanlık kabul etti, ağrı uzmanları olarak bizler ve bizlerden sonra genç nesilleri yetiştirmek için uğraşan hocalarımız önemlidir. Bu sayede de artık ağrının kader olmaktan çıktığını söylemek istiyorum.

    Algolojik yaklaşımlarla tedavi ettiğimiz ağrılara bir göz attığımızda kanser ağrıları başta olmak üzere, boyun ağrıları, omuz kol ağrıları, bel ağrıları, nöropatik ağrılar, nedeni belirlenmeyen ağrılar, baş ağrıları, yüz ağrıları, sırt ağrıları, damar sistemine bağlı ve travma sonrası ağrılar yani genel anlamda her türlü ağrı algoloji bilim dalları tarafından tedavi edilebilmekte. Bunun için hastanın ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önemli, hastayı en az yarım saat dinlemek ve muayene etmek zorundasınız. Daha sonra tedavi oral, analjezik tedaviler, ağrı kesici ilaçlar, girişimsel yöntemler bunlar Tetik Nokta Enjeksiyonu, sinir blokları, somatik ya da sempatik sinir blokları, ağrının yerine göre. Gerektiğinde diskin içine girilerek yapılan diskektomi yöntemleri ya da epidural bölgeye steroid enjeksiyonları ya da Epidural Lizis dediğimiz üç defa dört defa bel ameliyatı olup da hali hazırda yapışıklıklarla belim ağrıyor bacağım ağrıyor diye doktor doktor dolaşan hastaları ele aldığımızda bunlara yapılan epidural liziz yöntemlerini vurgulamak durumundayız. Faset eklem enjeksiyonları, özellikle bel ağrılı hastalarda her beli ağrıyan hastanın bel fıtığı olmadığı, mutlaka onların fasetlerinin iyi tetkik edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Tabii ki kalça eklem ağrıları ve radyo frekans, termal radyasyon uygulamaları bu uygulamaların bir başkası. Önemli olan ekip bilinciyle ele alınacak, çok daha kısa sürede böylece ağrının dindirilmesi, hem zaman hem de maddi kayba uğramamızı engelleyecektir.

    Doğru zamanda doğru yerde olmak yani doğru tanı ve tedavi söz konusu olunca tabii bu bir reklam Gazi Üniversitesi Tıp Algoloji bölümü diyoruz ama şu anda 22 üniversitede algoloji bilim dalları kuruldu ve bu tedaviler mümkün. Böyle küçücük bir odada başladık bu işe, 1984 yılında ama bugün artık üç tane yataklı modern sistemle ve ekiple, en azından üç tane doktorla, hemşireyle, bir personelle, bir temizlik hizmetinde çalışan personelle bu hizmeti vermekteyiz. Ve ameliyathane koşullarında, röntgen altında skope altında, steril şartlarda bu hizmetler verilebilmekte. Biraz önce değinmiştim, Avrupa dönem başkanlığına Serdar Aydın hocanın seçilmesiyle, artık ülkemizde de dünyada yapıldığı gibi uluslararası toplantılar düzenlenmekte, ağrıyla ilgili. En son 2008’ de yaptık, 2009’da da önümüzdeki dönemlerde bu toplantılar yapılacaktır.

    Ağrı deyince Nöropatik ve nosiseptif ağrıyı iyi ayırt etmek lazım. Nosiseptif ağrı dokudaki bozulmayla ortaya çıkarken, ki bunlar yanma, karıncalanma, ısıya hassasiyet, elektrik çarpması şeklinde kendini gösteren ağrılardır, daha çok diyabet hastalarında, zona sonrası, herpes sonrası hastalarda, karpel tünel gibi, hatta bel fıtıklarının bile nöropatik bir ağrı olduğu şeklinde artık son çalışmalar ortaya konmakta. İşte kronik ağrı böyle yakıcı tarzda, batıcı tarzda, elektrik çarpar tarzda gelen ağrılarla karşılaştığımızda gerçekten kendimizi çok kötü hissettiğimiz günlerin ortaya çıktığı yakındır. Ama önemli olan akut ağrının iyi tedavi edilmesinin gerekliliğidir. Eğer akut ağrı zamanında iyi tedavi edilmezse kronikleşebilir. Onun için küçük gibi görünen sorunlar zaman içinde büyüyebiliri hiç unutmamak lazım.

    Buradan şunu söylemek istiyorum, nöropatik ağrı haline gelip de diyabetik nöropati inmeler, stroklar, Postherpetik nevralji, kanser ağrıları, Karpal tünel sendromu gibi ağrıların toplumda görülme sıklığının yüksek olduğunu söylemek istiyorum. Onun için de akut dönemde tedavi edilirse o zaman kronikleşmez, ağrı, uyku ve anksiyete arasındaki bu ilişki, yani bu kısır döngü zamanında kesilirse hasta kronik ağrılı hale geçmeyecektir.

    Sağlık hizmetlerinde en önemli görevlerden birisidir ağrı tedavisi. Ve bugün ağrı kontrolü yöntemleri ilaçlarla, non invaziv yöntemler dediğimiz fiziksel tıp yöntemleriyle ,psikolojik yöntemlerle ve invaziv yöntemlerle, girişimsel yöntemlerle, gerektiğinde cerrahi yöntemlerle, daha sonra da tamamlayıcı yöntemleri de burada, bugün konuşulduğu gibi yadsımadan, atmadan bir kenara, beraber tedavi yöntemleri arasında saymak durumundayız.

    Önemli olan gerçekten ağrının yetersiz tedavi edildiğini bilmek. Bu gerçeği bilerek hareket etmek durumundayız, yoksa ağrıyı geçirmek için hastayı öldürmek gerekmediğini biliyoruz. Bir hastanın ağrısını ortadan kaldırmak için yüksek dozda morfin vererek ağrıyı kesebilirim ama hastayı öldürmeye gerek yoktur. Morfini kullanacağım yer, uygun doz, uygun yer. Bugün analjezikler dünya sağlık teşkilatı tarafından kullanım ilkeleri çerçevesinde kullanılıyor. Yani ağrının semptomatik kontrolünü sağlıyor, analjezik etkiler arttırılıyor ve yan etkiler aza indiriliyor. Bunları kullanırken günlük yaşam kalitesini arttırmak, istirahatte, harekette ve uykuda ağrısızlığı sağlamak, özellikle kanser hastaları için, asıl önemli olan bu. Hem istirahatte, hem harekette ve uykuda ağrısızlığı sağlamak.

    Bunun için analjezikleri yani ağrı kesicileri öncelikle oral yoldan yani ağız yolundan kullanıyoruz, tercih ediyoruz. Düzeldiği zaman aralıklar ile ve ağrı başlamadan evvel veriyoruz. Şu anda günde altı kez ağrı kesici alan hastam var, günde üç kez ağrı kesici alan hastam var, bir tane ağrı kesici alan hastam var. Önemli olan hastanın ağrısına göre, düzenli aralıklarla ağrı başlamadan ilacı vermek; yoksa lüzum halinde uygulama şekli yanlış. Onun için ağrı başlamadan vermek durumundayız. Ameliyattan sonra ağrısı olan bir hastanın ağrı çekeceği kesinken, bilinirken tutup da ona benim ağrım var dediği zaman ağrı kesici vermek doğru bir yöntem değil. Biz anestesizstler bunu ameliyat sonrası ağrılarda zaten yapıyoruz.

    Hasta kontrollü aneljezi yöntemleri, hastanın eline bir cihaz veriyoruz, bir düğmeye basıyor, kendi ağrısını kesiyor. Bunu artık kronik ağrılara uygulamaya başladık.

    Dolayısıyla basamak tedavisi, dünya sağlık örgütünün ortaya koyduğu basamak tedavisi, ağrı, giderek artan ağrı, öncelikle basit analjeziklerle başlamak daha sonra zayıf opoidler dediğimiz morfine benzer ilaçlarla devam etmek daha sonra da en kuvvetli opoidler yani morfin grubu ilaçları en tepede, merdivenin üst taraflarında hastaya vermek.

    Ve bugün özellikle kanser ağrıları, ağrı merkezlerinde %95’e varan oranda tedavi ve kontrol altına alınabilmekte. Gerçekten kanser ağrıları için söylüyorum yeterince tedavi edilmediği zaman %69 hastada intihar nedeni, bunu yapılan çalışmalar ortaya koymuş. Onun için tedavi edilmediği zaman günlük yaşam aktivitesini, duygusal yaşamını, motivasyonunu, aile ve yakınlarıyla etkileşim ve iletişimini yani yaşam kalitesine önemli bir etki yaptığını bilerek bunu mutlaka tedavi etmek zorundayız. En tepede de ablatif yöntemler, yani ilaçlarla tedavi ettik, diğer yöntemleri uyguladık ve en tepede de sinirleri yok etme, artık tamamen sinirleri duyarsızlaştırma uyguladığımız diğer yöntemler. Buna biraz sonra slaytlarla geleceğim. Ve özellikle kanser hastalarında yine morfin pompaları dediğimiz, omurgaya yerleştirilen ince sondalar ve pompalar aracılığı ile hastanın istediği dozda morfini kendi kendine alabileceği özel cihazlarla hasta ağrısını kontrol altına alır. Ve morfin gerçekten bildiğiniz gibi, opoid, morfin benzeri ve doğal bir sentetik aynı zamanda yani haşhaştan elde edilen, bugün altın standart olarak kullandığımız bir ilaç olarak karşımıza çıkıyor. Ama zayıf etkili ya da güçlü etkili ilaçlar olarak karşımıza çıktığı zaman örneğin aşağıda gördüğünüz gibi bir bant, vücuda yapıştırıyorsunuz, plaster, bu bant üç gün hastanın vücudunda kalarak, kana belli oranda ilacı salgılayarak hastanın ağrısını kontrol altına alabilmekte. Hasta kendi kendine bu bantı söküyor, çıkararak, üç gün arayla bu bantı değiştirerek ağrısını kontrol edebiliyor. Ama bu bantı yapıştırırken böyle gördüğünüz gibi vücudun her tarafına onlarca yapıştırmak şeklinde değil. Bu uygulama doğru bir uygulama olmadığını göstermek için.

    Morfinle ilgili bir takım söylentiler var. Morfin bağımlılık yapar, tolerans gelişir, solunum depresyonu yapar, devamlı analjezik kondisyon yapar şeklindeki artık hurafe diyebileceğimiz şeyler. Eğer morfini uygun yerde ve uygun dozda kullanırsanız sorun yok. Ama bağımlılık var mı evet bağımlılık söz konusu, hiç ilaç kullanmayan hastalar için, bakın on binde bir oranında nadir olarak gösterildiği, bağımlılık olduğu ortaya çıkmıştır. Hekimler hala korkuyorlar morfin yazmaktan yani doktorlar şu anda morfin reçete etmekten hali hazırda korkuyor ve çekiniyorlar. Tabii hastalar da korkuyorlar, hastalar da korkuyor bundan. Ama sonuçta korkunun hiç faydası yok, önemli olan doktorla hastanın iyi iletişim kuruyor ve birbirlerinin dilinden, ortak dilden iyi anlıyorlarsa sorunu bu şekilde çözmek mümkün.
    İnvazif yöntemler dedik yani nöroablatif yöntemler, nöro modulatif dediğim yöntemler, ameliyathane şartlarında yapılan yöntemler neler biraz da onlara bakıcağız. Radyo frekans uygulamaları demiştim, nöroablasyon yöntemleri.

    Tabi şöyle düşünün lütfen, bir bel ağrılı hasta her türlü doktor bugün bel ağrısını tedavi ediyor. Burada gördüğünüz gibi, pratisyen hekimler, aile hekimler, nörologlar, romatrologlar, fizik tedavi uzmanları, beyin cerrahları, ortopedistler, akupunkturcular, fizyoterapistler, masaj terapistleri, herkes tedavi eder. Ama bel ağrılı bir hasta hastaneden içeri girdiği zaman, adımını attığı zaman eğer fizik tedavi uzmanı yakalarsa fizik tedavi uyguluyor, cerrah yakalarsa ameliyat ediyor, ben yakalarsam iğne batırıyorum. O zaman öyleyse böyle bir yöntemin doğru olmadığını, hepimizin ortak dili konuşma zorunluluğunu ortaya koymak durumundayız. Yani bu işin bir sırası var, bir silsilesi, merdiven sistemi var, o sistemi uygulamak zorundayız. Onun için öncelikle invasif olmayan yöntemlerle, fizik tedavi yöntemleriyle, ilaçlarla, masajla, düzeliyorsa bu çok güzel. Düzelmiyorsa ben yine yöntemlerimi uygulayacağım, benim yöntemlerimden fayda bulmuyorsa cerrahi endikasyonlar varsa cerrah ameliyat edecek. Dolayısıyla idrar kaçırması olmadan, büyük abdest kaçırması olmadan, ciddi derecede ayağı felç olup düşmeden bel fıtığından kimse ameliyat olmamalı diye söylenebilir.

    İşte faset denervasyon, burada gördüğünüz gibi bir köpek modeli, köpeğin gözüne eğer iğnemi batırırsam, skope altında, ameliyathane koşullarında, röntgen altında. Ya da üç defa beyin ameliyatı geçiriyor aşağıdaki hastada görüyorsunuz siz de burada ve radyokop maddelerin nasıl dağıldığı gözüküyor, dört tane, beş tane çivileri var bu hastaya uygun kateterleri yerleştirerek, gerektiğinde morfin pompalarını intratekal ve epidural yerleştirerek, basit bir cerrahi müdahale, bir santimetrelik bir insizyonla bu işi yapmak mümkün, morfin pompasını yerleştirerek, bunlar ameliyathane koşullarında steril koşullarda ve hastayı ciddi derecede narkoz vermeden, uyutmadan yapabiliyoruz.

    Böyle bir pompa yerleştirdiğiniz zaman hastanın ağrısını kontrol altına almak mümkün. Kanser ağrılarında özellikle sempatik blokların çok ciddi yeri var, bir baş boyun kanserinde yüz ağrıları olan bir hasta stellat ganglion blokajı; burada gördünüz boynunun yan tarafından bir iğne batırarak radyo frekans uygulayarak, ya da bir mide pankreas bağırsak kanserinde Çölyak ganglion blokajı, midesinin hemen yan tarafından, sırttan ya da önden girilerek bir iğneyle yapılır, ya da bir kuyruk sokumu, bir rektum, bir jinekolojik kanserde walter ganglionu, ya da kuyruk sokumu yoluna iğne ile girerek yine röntgen altında görerek kontrol altına almak mümkün. Baş bölgesinde trigeminal nevralji. Ciddi problem, yüz ağrısı, yemek yiyemiyor, dişini fırçalayamıyor, rüzgardan bile rahatsız olan bir hasta, yüzünde şimşek çakar tarzda ağrıyla geldiği zaman bir radyo frekans uygulaması gördüğünüz gibi gözünün hemen altında, çenenin yan tarafında bir iğne ile girip siniri bulup, röntgen altında görerek o siniri ortadan kaldırmak. Ya da bir boyun ağrısında faset denervasyon yapmak, omuz ağrılı bir hastada Supraskapular sinir Pulse RF uygulaması yapmak denenebilir, yine hepsi mümkün.

    Bir ayak ağrılı hastada Morton kisti olan bir hastada yine radyo frekans uygulamasıyla o kistin ağrısını ortadan kaldırabiliriz.

    Vertebroplasti omurganın çöktüğü, kemiğin çöktüğü durumlarda bir çimento yerleştirmek ki bugün gerek beyin cerrahları, gerek ortopedistler, gerek bizler uygulayabiliyoruz. Ya da bir pasha kateterle elektrik uyarıs vererek ağrısını kontrol altına alabiliyoruz.

    Dolayısıyla körlerin file baktığı gibi olaya bakarsak söz konusu olan olaylar ciddi derecede büyür, biri zürafa der, biri balina der, biri yılan der, biri hipopotam der körler ama hasta, yani fil, ben neyim diye düşünmemeli hiç.

    Dolayısıyla bunların ötesinde tamamlayıcı tıp teknikleri olduğunu, bir nöral terapinin artık nöral terapistler tarafından uygulandığını, her türlü şurada gördüğünüz ağrılarda. Tonsilin yani bademciğin iki tarafında alt üst kutuplardan lokal anestezi vererek ya da başında belli noktalara elinde belli noktalara, kalçasında ya da belinde belli noktalara, omzunda belli noktalara lokal anestezi enjeksiyonları, küçük küçük iğneler yaparak hastanın ağrısının kontrol altına alınabileceğini belirtmek istiyorum.

    Bir başka şey güncel olan, bugünlerde televizyonlarda çok sık görüyorsunuz, ozon terapisi. Ozon, medikal ozon, oksijenle ozonun karışımından ibaret. Bugün bilimsel olarak kanıtlanmış ve fazla sayılarda bilimsel yazılar çıkmaya başladı. Biz daha çok her türlü burada gördüğünüz gibi, iyileşmeyen yaralarda özellikle, alerjik ya da astım hastalarında, bağırsak hastalarında kolit ya da spastik kolon olan hastalarda, ya da multiple skeleroz hastalarında uygulanabildiği gibi, kronik ağrıda ve tüm ağrı tedavisinde ozonu nerede kullanıyoruz da iyi gelir sorunuza belki yanıt olacak. Ozon intestinal yani patlamış olan diskin içerisine verilebildiği gibi burada görüldüğü gibi diz ağrılarında diz eklemi içerisine ozon enjekte ediliyor ve bununla ilgili çalışma benim yaptığım 97 hastanın 68 tanesi şu anda orta derecenin üstünde yani 7’nin üstünün ağrı skoru olan ve %70 gibi bir başarı elde ettiğim bir hastalık. Görüldüğü gibi basit bir enfeksiyon lokal anestezi ile temizlenip sadece bir iğnenin batması dizine hastanın hiçbir ağrı duymadan beş seanslık bir uygulamanın sonunda %70’in üzerinde bir iyilik elde ettik.

    Peki müzik terapi ile ne yaptık? Gazi üniversitesinde ağrıları müzikle dindiriyorlar diye hürriyet gazetesinde çıkan bir haber. Müzik terapi sonrasında hastaların ağrı skalasında anlamlı bir azalma kaydettik. Burada gördüğünüz ağrı skalaları azaldığını gösteren ve müzik terapi sonrası acth gibi, kortizol gibi ağrıyı gösteren hormonlarında azalma ortaya koyduğunu bu çalışmayla gösterdik. Ancak bu çalışmanın şu anda denek sayısı az olduğu için yani ciddi derecede bir bilimsel dergide yayınlama durumu hala olmadı. Bu çalışma hala devam ediyor, eğer bu çalışmanın denek sayısını arttırırsak inşallah yayınlayacağız.

    Evet ben inanıyorum ki büyük insan dinlemesini bilendir diyip inşallah beni böyle dinlediğinizi düşünüyorum, Atatürk’ün bu köylüyü vatandaşı dinlediği gibi ve bugün gerçekten ülkemizin geldiği noktada ülkemiz için bizim için ölen milyonlarca şehide olan borcumuzu hiç unutmadan hayatımızın devam ettiğini düşünüyorum ve size teşekkür ediyorum.

    Gazi Üniversitesi, Algoloji Anabilim Dalı Başkanı. Ankara

  • Topuk dikeni,

    Topuk dikeni,

    Ayak tabanında, topuk kısmında oluşmuş bir kemik çıkıntısıdır.

    İlerleyici, günlük yaşamı zehir edici hal alabilir. Her yere bastığınızda tabanınıza bir çivi sokulduğunu düşünebiliyormusunuz? Çin İşkencesi gibi, ne kadar rahatsız edici değilmi?

    Kadınlarda daha çok görülen bir rahatsızlıktır. 40 yaşından sonra daha fazla görülür. Neden olarak da romatizmal hastalıklar, şişmanlık gibi ayak kemik ve yumuşak dokularında deformasyona neden olan süreçler suçlanmaktadır.

    Ayağın yere basıldığı anda taban esnekliğini sağlayan planter faysanın çeşitli faktörlere bağlı olarak kısalması, sertleşmesi ve topuğa yapıştığı yerde enflamasyon ve ilerde dikenimsi görüntü veren kemikleşmesi sorunudur. Klinik olarak öncü şikayetler sabah kalktığımızda yere ilk bastığımız anda hissettiğimiz ayak tabanı ağrısıdır. İlerleyen saatlerde gecebilir, çok oturup tekrar kalkınca tekrarlayan ağrıdır. Bu safhada alınacak tedbirler; egzersiz, ayak masajı ve basit ağrı kesicilerle olayı kontrol altına almak mümkündür. Yumuşak tabanlı ayakkabıların tercih edilmesi gerekir. Topuğun yere temas eden bölgesine ortası delik kaucuk ve benzeri destekler kullanılabilir. Eğer ağrılar sürekli ve günlük yaşamı etkiler hale geldiğinde daha ileri tedavilere gerek vardır.

    Topuk dikenini nasıl anlarız?

    Hastanın ifadesi, muayene ve ayağın yandan çekilmiş röntgen filmi bize gerekli bilgileri temin eder.

    Topuk Dikeni ağrısı geçmez ise ne yapmalıyız?

    Cerrahi girişimlerin başarısı sınırlıdır. En iyi koşullarda %50-60 başarı oranı vardır. Yani ameliyat olunsa bile tekrarlayabilen bir rahatsızlıktır.

    Normal tedaviye cevap vermeyen olgularda kortizon+lokal anestezik enjeksiyonları 6 ay bir yıl kadar rahatlama sağlar. Daha çok kanser hastalarında uygulanan bir yöntem olan Radyoterapi ile uzun süre rahatlamak olası ancak gerekliliği tartışılan bir uygulamadır. Diğer yöntemlerden birisi de Şok dalga tedavisidir.

    LASER ve Radyofrekans tedavileri

    Bizler LASER iğneleri tedavisi ile iyi sonuçlar alıyoruz. İğne denmesine bakmayınız, uygulama acısızdır. İğne LASER ışınlarıdır. LASER tedavisine ilave edilecek OZON enjeksiyonu daha kısa sürede ağrılardan kurtulmamıza neden olmaktadır.

    Biz 3 yıla kadar hastaları bu dertten kurtaran tek seans uygulanan RF( radyofrekans) tedavisinden yanayız. Topukta gerek mekanik baskı gerekse enflamasyon sonucu sıkışan topuk civarı ağrı sinirlerine uygulanan bu işlem, basit, sinirlere zarar vermeyen sadece ağrıyı geçirmeye yönelik bir yöntemdir. Batıda uygulanan en güncel etkin tedavi yöntemidir.

    Sağlıklı günler sizin olsun

    Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ

  • Ameliyatsız boyun fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız boyun fıtığı tedavisi

    Yaşamının bir döneminde boyun ağrısından yakınmayan insan oldukça azdır. Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur.
    Boyun fıtığı hastalığında ağrı bazı sadece ensededir. Bazı olgularda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğüse doğru yayılabilir. Sıklıkla hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık oluşur. Kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi sık dile getirilen yakınmalardır.
    Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir:
    Boyun fıtığı, disk dejenerasyonu, boyun omurgasında artroz (kireçlenme), miyofasyal ağrı sendromları, tekrarlayan strese bağlı zedelenme sonucu gelişen ağrılar. Tekrarlayan aktivitelerde bulunma kötü pozisyon ve psikolojik stres ile birleşince “aşırı kullanmaya bağlı zedelenme” tablosunu ortaya çıkarır. Uzun süre başın öne eğilerek veya aşırı yukarı kaldırılarak çalışılması kas yorgunluğu ve kas kısalmasına yol açarak boyun ve sırt ağrısına neden olur. Çalışma koşulları ve bilgisayar kullanımının artması nedeniyle sık karşılaşılmaktadır.
    Boyun fıtığı:
    Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla disk içeriği dışarıya doğru fırlar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.
    Boyun fıtığı Tedavisi: Ameliyatsız boyun fıtığı Tedavisi
    Hastalıklar tedavisinde, esas semptomları (belirtiler) değil, hastalığın nedeni ni bularak tedavi programları oluşturmak ve doğru tedavi yöntemler geliştirmektir….
    Çoğu boyun fıtığı ameliyat dışı doğal yöntemlerle iyileşmesi mümkündür.

  • Diz ağrısı,

    Diz ağrısı,

    Diz ağrısının birçok nedeni vardır. Yaşımızın ilerlemesi ile vucudumuzun yükünü taşıyan bu eklemimizde bazı aşınmalar eskimeler ve ileride kireçlenme dediğimiz yaşam kalitemizi etkileyen kaçınılmaz süreçler söz konusudur.

    Bir diz ağrısı olgusunda ağrının yanı sıra dizden ses gelmesi, özellikle merdiven çıkarken yada yokuş aşağı inerken dizin boşalıyormuş gibi olması, dizin şişmesi yada dizin kilitlenmesi sık karşılaştığımız olaylar arasındadır. Bu şikayetlerin ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu şikayetler ayrı ayrı olabildiği gibi aynı hastanın aynı dizinde de olabilir.

    İnsanların çoğu hayatlarının bir evresinde diz ağrılarından yakınmıştır. En sık nedenlerinden biri osteoartritlerdir (dizde artroz-kireçlenme-). Yaşlı insanlarda daha sık karşımıza çıkmaktadır. Diz ağrısının nedenlerinden birisi de aşırı kilolar olup diz eklemi üzerine tekrarlayan zorlamalara neden olmakta sonuçta ağrı ve stres oluşmaktadır. Yıllar süren bu süreç diz ekleminde aşınma ve yırtılmalara neden olmaktadır. Klinik olarak dizimizde ağrı oluştuğunda genellikle ağrıdan kaçınmak için o dizimiz üzerine yük bindirmemeğe, hareketlerini kısıtlamayı tercih ederiz. Eklemin hareketsiz kalması, diz üzerine basmaktan kaçınma eklem çevresi kaslarda kullanmamaya bağlı boy kısalmaları yine buna bağlı ağrının ortaya çıkması gibi kısır döngüye yol açan süreçler başlar. Ağrıyı tedavi etmek için aldığımız ilaçlar artık fayda etmez hale gelebilir. Yani Ağrı dizdeki problemin bir belirtisi olmaktan ileri kronik bir hal alır ve ilaçların dışında tedavilere gerek duyulur.

    Diz kireçlenmelerinin tanısı; radyolojik olarak ve muayene ile konur. Kireçlenme başlangıcı, eklem yüzlerinin aşınması, diz kapağı altında bazı sorunların başlaması, eklemde kırdakların yumuşaması,erimeye başlaması, kemik deformasyonların gelişmesi, hep ileri aşama bulgulardır. Sorun ileri boyutlara vardığında sadece ayağa kalkınca oluşan ağrılar istirahatte de yakamızı bırakmaz hale gelir. Yani oturduk, yattık yerde dizlerimiz ağrımaya başlar. Diz protezi dahi gerektirecek kadar deformasyona neden olabilir.

    Dizdeki artrozik değişiklikler radyolojik olarak en hafifinden başlamak üzere 4 safhada mütalaa edilir. Siz Grade 4 dediğimiz safhaya gelmişseniz artık hekiminiz size protez önerebilir. Yeni teknoloji ürünü bazı ilaçlar yaşam kalitesini artırmakta. Diz protezi gereksimini oldukça geciktirmektedirler.

    Diz Kireçlenmelerinde belirtileri

    Ağrı: Sızı şeklinde, künt veya zonklayıcı tarzda olabilir. Ağrı karakteristik olarak merdiven inme-çıkma ve dizi bükünce ortaya çıkar. Dizde sürtünme sesi: Yalnızca hasta tarafından hissedilen sürtünme sesidir. Dizde boşalma hissi: PatellofemoDiz üstü büyük kasının zayıflığının neden olduğu bu bulgu yük altında dizi kırma-açma sırasında ortaya çıkar (merdiven inme,yokuş aşağı inme). Kilitlenme: Dize yük bindiğinde oluşabilir geçici bir durumdur. Şişlik: Muayenedeçok sık rastlanmayan, geçici bir durumdur.

    Tedavi

    İlk yaklaşım konservatif olmalıdır. Nonsteroidantiinflamatuvar (NSAİ) tedavi ağrının azalmasına yardımcı olur. Buz uygulamasının faydası vardır.Dize bilezik takma ve bandajlama ile ağrı azaltılabilir. Bu önlemler ile ağrılarda azalma olmaz ise hastalar FTR den yarar görebilirler.

    Biz, Kronik hale gelmiş kireçlenmelere bağlı “Geçmeyen Diz Ağrıları”nda şöyle bir yol takip ediyoruz.

    a-Hastanın ağrısı

    -sadece diz üzerine basmakla oluşuyor ve diğer tedavi yöntemlerinden yarar görmüyorsa

    -Diz eklemi içersine 3-5 seans olmak üzere OZON veriyoruz. Grade III’e kadar olan diz ağrılarında fevkalade fizyolojik ve yararlı etkileri vardır.

    -Ayrıca eklem çevresi özellikle de üst adalelere Ozon gazı vererek hastalar ağrılarından kurtuluyor.

    -Ağrısız dönemde germe egzersizleri ve bazı tavsiyelerde bulunuyoruz.

    b- Hastanın

    – istirahatte yani otururken ve yatarken ağrısı oluyorsa

    – protez ameliyatı olmuş ve de ağrıları geçmemiş ise

    – hastaya diz protezi gerekiyor fakat hasta ameliyat olmak istemiyorsa

    – yaşa bağlı diğer sorunlardan dolayı opere olamayacak konumda ise

    O zaman dizin duyusal yani ağrı algısının çoğunu taşıyan “safen” sinire pulse radyofrekans yöntemi

    Uyguluyoruz. Bazı inatçı vakalarda eklem içersine radyofrekans uygulamasının ağrıdan kurtulma açısından yararları vardır.

    Radyofrekans uygulaması ağrısız bir girişimdir. 8 dakika sürer. Sinirlere yada eklem içersine zarar vermez. Sadece sinir iletimini bozarak hastanın ağrı duymasını engeller. Eğer hasta FTR görmek isterse egzersizlerini ağrısız bir şekilde yaparak dizini güçlendirmesine katkıda bulunur.

    Ozon: Aktif oksijendir, antienflamatuar etkileri vardır. Eklem içi sıvısında ağrıya neden olan maddeleri ortamdan uzaklaştırır. Mikrosirkülasyonu düzelterek eklemin kanlanmasını ve yıkıcı süreçlerin ilerlemesini durdurur. Nöropatik ağrıyı düzeltir. Eklemi ağrısız hale getirir. Dizlerini kırmakta zorlanan hastalar rahatlar.

    Ağrı çekmek kaderiniz değildir. Bu yeni ve etkin yaklaşımları sizlerle paylaşmak istedim.

    Ağrısız, sağlıklı günler dilerim.

  • Bel fıtığı,

    Bel fıtığı,

    Ozon İle tedavi!!

    Bel fıtığı, bel ve bacağa yayılan AĞRILARIN başlıca sorumlularındandır. Mekanizma olarak, ya sinirler üzerine mekanik baskı söz konusudur ya da diskin içersinde bulunan nükleus pulpozus dediğimiz jöle kıvamındaki yapıdan salgılanan bazı biyoşimik madelerin etkisi ile oluşan ve bizim inflamasyon dediğimiz hadise başlıca AĞRI kaynağıdır. Özetle:

    1-Mekanik Bası

    2-Enflamasyon

    Bu temel soruna yaklaşım basit ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların alımından, açık cerrahi ameliyatlara kadar giden bir süreci kapsar. Yeni teknoloji, teknik ve olaya yaklaşım farklılıkları artık açık cerrahi işlemin bel ve boyun fıtıklarındaki yerini oldukça daraltmış bazı kırmızı bayrakları bizim önümüze koymuştur. Yani bu kırmızı bayraklar söz konusu ise ve de diğer yöntemlerden netice alınamamışsa son çare olarak ameliyat( açık cerrahi) önerilmektedir. Nedir bu kırmızı bayraklar;

    a) idrar ve büyük abdestini tutamama

    b) ilerleyici kuvvet kaybının yanında kol ve bacak kaslarında incelmeye başlama

    c) her türlü tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar. Eğer bu ağır tablo oluşmuşsa cerrahi girişim sizin için çözümdür.

    Lomber disk cerrahisinde başarı oranı %49 ila %95 arasında ve lomber disk cerrahisi sonrası re-operasyon olasılığı ise %4 ile %15 arasındadır. Bu düşük başarı oranının arkasındaki sebepler ise şunlardır: 1) dural fibrozis, 2) araknoidal adezyonlar, 3) kas ve fasyal fibrozis, 4) ameliyat icin gerekli olan kemik ve ligamentöz yapıların kısmi çıkarılması sonucu oluşan mekanik instabilite ve faset & sacro-iliac eklem fonksiyonu bozukluğuna yol açabilen basının azalması 5) radikülopati, 6) tekrarlayan disk fıtıklaşması. Dolayısıyla, yapısal stabiliteyi sağlayan sinir kök dekompresyonu için daha güvenli alternatif metodlarının araştırılmasına artan bir ilgi bulunmaktadır.

    Güncel Uygulamalar

    Gelelim güncel anlayış ve uygulamalara. Demiştik ki AĞRI kaynağı ya sinire mekanik baskı ya da enflamasyon. Bu gün artık minimal invaziv girişimler başlığı altında bir çok yeni metod uygulanmaktadır. Nükleoplasti, nükleotomi, LASER, IDET bunlardan hemen akla gelenlerdir.Bu teknikler daha çok mekanik baskıyı azaltmaya yönelik girişimler olup % 70-90 arası sizi fıtık probleminizden kurtarır.

    Enjeksiyon tedavisi dediğimiz sinir çevresine kortizon verilmesi de esas nedenlerden biri olan inflamasyonu yani sinir dokusunda bazı şimik maddelerin oluşturduğu dolaşım bozukluğuna bağlı oluşan Ağrıları ortadan kaldıran bir yöntemdir. Başarı şansı %75-85 oranındadır.

    Gelelim OZON tedavisine

    Ozon da nereden çıktı diyebilirsiniz? Çünkü gün geçmiyor ki televizyonlarda ozon şöyle zayıflatır böyle güzelleştir kanser hücrelerini öldürür babından görüntülere. Evet bunları da yapabilir. Fakat biz OZON’u başlıca ağrı tedavisinde kullanıyoruz.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir.

    Bel-Boyun fıtıklarında hem mekanik baskıyı azaltmak hem de inflamasyonu düzeltmek için yani yukarıda saydığımız ileri teknoloji uygulama sonuçlarını elde etmemizi sağlayan önemli bir tedavi aracıdır. Bu gün özellikle İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Hindistan, Çin ve Japonya da yaygın olarak bel fıtıklarının tedavisinde kullanılan yan etkileri yok denecek kadar az, narkoz gerektirmeyen, neştersiz yani ameliyatsız bir çözüm aracıdır. % 65-90 arası başarı oranına sahiptir. Bizim uygulamalarımızda da aynı sonuçları elde etmekteyiz.

    Ozon bel fıtığına nasıl etki eder ?

    Yukarıda yazdığımız ağrıya neden olan olan her iki mekanizmaya da tesir ederek etkilerini oluşturur. Olayı biraz daha anlatacak olursak; Omurlarımız arasındaki amörtisör görevi gören disk dediğimiz oluşumlar herhangi bir nedenden dolayı hasarlanırlarsa FITIK dediğimiz hadise oluşur. Diskin içersinde Jöle kıvamında olan bu kısım sinir dokusu üzerine taşarak baskı yapar. Bu taşma hadisesinde bozulan diskin şişmesi ve su tutması söz konusudur. Belde yada hem belde hem de bacağa yayılan ağrılar oluşur. OZON disk içersine verildiğinde bu bizim proteoglikan dediğimiz yapılar parçalanır ve su tutamaz hale gelir. serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engellenir. Disk mekanik olarak büzüşür ve mumyalaşır yani artık şişerek ağrıya neden olamaz. Diskin küçülmesi sinirlerin basıdan kurtulmasına, sinirlerin serbestleşmesine neden olur, birinci iyileştirici mekanizma budur.

    İkincisi: İnflamasyonu ortadan kaldırarak; Ozon çok güçlü anti inflamatuar etkilere sahiptir. Bu bağlamda sitokinlerin artışı, prostoglandinlerin baskılanması Endojen morfin salınımına yol açması ve kan damarları ile bölgeye aktif oksijenin gidişi( kan hücrelerindeki 2,3 difosfogliseratın artması) ile doku oksijenini arttırır. Bütün bunlar sinir kökü serbestleşmesine, sinir köklerindeki inflamasyonun azalmasına ve hastalıklı dokunun iyileşmesine yol açarlar. Kasılı vaziyette bulunan ve AĞRI’ ya neden olan bel adaleleri gevşer, hastanın yaşam kalitesi artar, ağrıdan da kurtulur.

    Sonuçta bel fıtığı iyileşir, Ağrı ortadan kalkar, hasta günlük normal yaşamına geri döner.

    OZON bel fıtığında nasıl verilir ?

    İki yöntem söz konusudur.

    1- Ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazlarının eşliğinde bizzat fıtığa neden olan diskin içersine verilerek. 1 kez uygulanır. Narkoz neşter gerektirmez. Yan etkisi yok denecek kadar az olan ve tekrarlanabilir bir yöntemdir. Hastanede kalmanıza gerek yoktur. İşlem 15 dakika civarında sürer.Bu yöntem araştırmalarda ameliyat kadar etkili olduğundan “ozon diskektomi” olarak da adlandırılmaktadır. Biz ozon nükleolizis diyoruz.

    2- İkinci yöntem normal poliklinikte bel fıtığına neden olan omurgalar civarına belin iki yanına 3 sağ 3 sol tarafa 5 santim derine çok ince bir dental iğne ile 10 cc kadar Ozon enjekte edilir. Ozon gazı derinliklere, disk etrafına ve şişmiş sinir civarına nüfuz ederek emilir ve etkilerini gösterir. Her gün uygulanması gerekir toplam 12-14 uygulama ile hasta sorunlarından kurtulur. Bu yönteme DİSKOSAN adı verilmektedir.

    İşte böyle.

    Fıtıksız, ağrısız, sağlıklı ve kaliteli yaşam sizlerin olsun.

  • Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Enjeksiyon Tedavisi

    Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavileri bağlamında enjeksiyon tedavisi denilen şey epidural kortizon uygulamasından başka bir şey değildir. Türkiye’de çok yeni bir yöntem gibi anlatılmasını hayretle karşılıyorum. Oysa bizim gerek bel gerekse boyun fıtıklarında ilaç tedavilerine yanıt vermeyen ve ağrının ön planda olduğu vakalarda uyguladığımız basit bir girişimsel tedavi metodudur. Kayıtlarımızda 3000 civarında uygulama mevcuttur. Hemen her anestezi hekiminin uygulayabileceği bu yöntemde sadece boyun bölgesi daha ileri bir eğitimi gerektirmektedir. Türkiye’de onlarca yıldır uygulanan bir yöntemdir. Özellikle Algoloji (ağrı bilimi) ile uğraşan anestezi hekimlerinin günlük rutinleri arasındadır.

    Bel ve boyun fıtığı nedir?

    Omurlarımız arasında yer alan bizim disk dediğimiz yastıkçıklarımız vardır. Bunlar ağırlık kaldırma, hareket etme, eğilip doğrulma, atlayıp zıplama gibi hareketlerde vucudun ağırlığını emen amortisör görevi gören oluşumlardır. Herhangi bir nedenden dolayı, örneğin bu bir tarfik kazası, düşme , çarpma gibi travmatik olayların bir sonucu olarak karşımıza çıkabileceği gibi stres yada kronik kabızlık gibi daha basit travmasız olayların sonucunda bu yastıkçıklar elastikiyetini kaybetmekte ve fıtık dediğimiz süreç başlamaktadır.

    Bel yada Boyun fıtığının belirtileri nedir?

    Boyun yada bel tutulmalarının sık olarak tekrarlaması bir şeylerin yolunda gitmemeğe başladığının ön işaretleridir. Yani bel yada boyun tutulmalarımız sık tekrar ediyorsa dikkat etmek gerekir bunlar öncü belirtilerdir. Daha sonra ağrılarımız ortaya çıkmaya başlar ve zaman içersinde ağrı kesicilere dahi yanıt vermemeğe başlar. Hatta o hale gelir ki ağrıdan uykularımız bile kaçar. Neden? Fıtık artık daha belirgin olmuş ve sinir dokusunda enflamasyon dediğimiz hadise oluşmağa başlamıştır. Omurlarımız arasındaki disklerin içersinde jöle kıvamında nükleus vardır işte o diskin dışına taşarak sinirlere bası yapmağa başlamıştır. Baloncuk şeklinde olabilir. Bası altındaki sinirlerin mikrosirkülasyonu engellenir ve sinir şişerek ağrı şeklinde belirti vermeğe başlar. Aynı zamanda disklerimizden ağrıya neden olan maddeler de salınmağa başlar. Birlikte uyuşma ve karıncalanmalar ortaya çıkar, daha sonra her hareket ızdırap verici bir hal alır. Buyun fıtıkları başa, enseye, omuzlara, kürek kemiklerine kollara ve koltuk altlarına ve parmaklara vuran ağrı ve uyuşma, karıncalanmalara neden olurken, bel fıtıkları bele, kalçalara, baldırlara ve ayak parmaklarına vuran ağrı ve uyuşmalara, karıncalanmalara neden olmaktadır. Kuvvet kayıpları, kol yada bacaklardaki incelmeler ilerlemiş fıtıkların belirtileridir. İdrar ve büyük abdesti tutamama ve denge, yürüyüş bozuklukları çok ciddi işaretler olup acil cerrahiyi gerektirir.

    Fıtıklara nasıl tanı konur?

    MR ile. Evet bu kadar basit. Bel yada boyun fıtığının en önemli tanı aracı MR dır. Burada şuna dikkat etmeliyiz. MR da gördüğümüz her fıtık müdahale gerektirmez, diğer bir değişle MR filminde fıtık çıktı diye filme bakılarak tedavi planlaması yapmak son derece yanlıştır. Hastanın şikayetleri ve muayenesi önem taşır. Yoksa siz filmleri ameliyat etmiş olursunuz ama hastalar ağrı ve şikayetlerinden kurtulamaz. Yani çok dikkatli bir muayene tedaviye yol gösterir.

    Bel ve Boyun Fıtıklarında Enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında eğer ağrı kesici ve kas gevşeticiler ya da FTR tedavilerine yanıt alınamıyorsa bir algoloji uzmanına müracaat etmenizde fayda vardır.

    İşte Enjeksiyon tedavileri (Epidural steroid yada kortizon) MR görüntülerinde bulging yada protruzyon dediğimiz Fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yukarıda izah ettiğimiz sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. %50-80 arası etkinliği vardır. Tedavi edici bir yöntemdir. Hastalar ağrılarından ve de kol yada ayaklarındaki uyuşmalardan kurtulur. Günlük normal yaşamlarına geri dönerler. Bu enjeksiyondan yaklaşık 3-4 gün sonra yararını görmeye başlarlar. Yılda 3 kez uygulanabilir. Ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimlerin uygulaması gereken bir girişimdir. Skopi kullanarak hedef fıtığın siniri civarına verilme yöntemleri ( transforaminal steroid enjeksiyonları) çok popüler uygulamalardır. Kortizon burada tamamen kapalı bir alana verildiğinden çok az bir kısmı sistemik dolaşıma katılarak vucuda dağılır. Yani kortizon tedavilerinin yan etkileri bu yöntemde pek görülmez. Mide sorunları yaşayan, yüksek tansiyonu olan yada şeker hastası olan hastalar daha dikkatle izlenmelidir. Bu tedavi kan sulandırıcı ilaç alan hastalara uygulanmaz. Kan sulandırıcılar örneğin aspirin bu uygulamadan 1 hafta önce kesilmelidir. Hekimler bu uygulama öncesi bazı tahlilleri yaptırırlar.

    Konuya ilişkin ameliyatsız bel yada boyun fıtığı tedavilerinin diğer uygulamalarından ileride bahsedeceğiz.

    Sağlıcakla kalın.

  • Bel ağrısı / diskojenik ağrı

    Bel ağrısı / diskojenik ağrı

    Siz zannediyormusunuz ki her beli ağrıyan bel fıtığı hastasıdır? Neden doktorlar, bel fıtığını tedavi ediyoruz diye ortaya çıkan , kimi zaman bel çeken kimi zaman farklı, örneğin bele zift yapıştıran yada kafasına göre afedersiniz hamamda masajla bel fıtığı tedavisi yapıyorum diye ortaya çıkan ve hekim olmayan şarlatanlara karşıdır?

    Doktorların kaygısı paramıdır? Bunların uyguladıkları yöntemler külliyen yanlışmıdır ?

    1- Her bel ağrısı bel fıtığı değildir

    2- Çekme veya manuplasyon ( yani elleri kullanarak bele bazı metotların uygulanması)

    3- Bel bölgesine sıcak tatbikatı Bütün bunlar ilgili branş hekimlerinin bizzat yada gözetiminde uygulayacağı tedavi yöntemleri arasında yer alır. Ancak hangi bel ağrısında hangi metodu kullanacağınızın ayırdını yapmak seneler gerektiren uzun bir sürecin meyvesidir. Omurgamız çok karmaşık anatomik yapıları içerir.

    Yoksa , komşu şurada bel çeken birisi var biz iki büklüm gittik” belimi çekti odur budur belimde tık yok” senide götürelim. İyide belde ağrı kaynağı olan bir sürü probleme hep aynı yöntemi yani bel çekmeyi uygularsanız bize gelen hastalardan bildiğimiz için söylüyorum geri dönüşü olamayan sakatlılarla karşılaşabilirsiniz. Uyarması bizden.

    İşte Dejeneratif disk Hastalığı (DDH) da halk arasında az bilinen fakat mutlaka hekimlerin tedavi etmesi gereken ve bel ağrılarının en sık görülen nedenidir. Çok ayakta kalınca, özellikle çok oturunca ve de ayağa kalkma esnasında ya da ağır bir şey kaldırıldığında AĞRI şeklinde karşımıza çıkan bir rahatsızlıktır. Yaşlanmamızın doğal bir sonucu olarak omurgalarımızın arasında bulunan disklerin (yastıkçıkların ) yıpranması, aşınması, esnekliğini kaybetmesi, doğal suyunu kaybetmesi olarak tanımlayabiliriz. Omurgalarımız arasında bulunan yastıkçıklar ağırlık taşırken veya vucudumuzun çok karmaşık hareketlerinde özellikle belimizde bir amortisör görevi görerek bedenimizin dengeli hareket etmesini ve ağrı oluşmaması için destek görevini üstlenirler, Çok farklı nedenlerden dolayı DDH görülebilir,: Bir yaşlılık hastalığı olmasına rağmen genç insanlarda da görülebilir.

    Eğer geçmeyen bel boyun ağrısı varsa sizde DDH olabilir. En çok bel de görülür. Sinsi ilerleyici gittikçe daha fazla rahatsızlık ve ağrı verici, günlük yaşam kalitemizi bozucu hatta ilaçlarla geçmemeye başlayan bir hastalıktır.Tıbbi olarak Spondiloz deyimi ile ifade edilir.

    MR çektirdiğinizde Karanlık Disk dediğimiz normalde yastıkçıkların içi jöle kıvamında olduğundan açık renkte görülür DDH olanlarda ise Tüm disk yani yastıkçık siyah görülür. Bu özelliklerini ve suyunu kaybetmiş diskler artık şok emici, ağırlığı dengeleyici ve belimizi koruyucu özelliklerini yitirmiştirler. Sıvısını kaybetmiş diskler susuz toprak gibi çatlar ve vucut onu tamir etmek için normalde orada olmaması geren damar ve sinirleri bölgeye gönderir. Çatlamış disklerin içersine giren bu sinirler zaman içinde örneğin çok ayakta kalınca ya da ağır kaldırınca hemen Ağrı alarmı verirler. Hem direk temas hemde ağrıya neden olan maddeler hasarlı disk dokusundan salınırlar. Aynı yerden fıtık olma ihtimali daha yüksektir. Şunu da belirtmeliyiz ki her karanlık disk ağrı nedeni olmayabilir. Kesin tanı koymak için bizim diskografi dediğimiz bir yöntemi uygulamak gereklidir. Ameliyathane koşullarında uygulanır.

    Tedavi olarak ilaçlara ve FTR ye yanıt vermeyen ilerlemiş vakalarda biz

    1- Epidural kortizon uygulamaları

    2- Morfin bantları

    3- IDET ( yastıkçıkların içersinde normalde olmaması gereken fakat orada oluşan ve ağrıya neden olan sinirlerin radyofrekans yöntemi yada LASER ile yakılması esasına dayanır)

    4- Pahsa cath. Uygulaması . Ağrılı yastıkçıktan kalkan uyarıların omuriliğimize taşınmasına engel olma işlemidir.

    5- Cerrahi girişimler en son düşünülecek seçeneklerdir.

  • Ağrı tedavilerinde yaklaşımlar

    Ağrı tedavilerinde yaklaşımlar

    Ağrı vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur . Akut (ani başlangıçlı) ya da kronik (uzun süreli) olabilir. En çok şikayetçi olunan ağrılar bel, bacak, diz, boyun ve baş ağrılarıdır. Bunları sırt, omuz-kol ağrıları takip eder. Ayrıca, yüz ağrıları-nevraljiler, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, kanser ağrıları ile nedeni belirlenemeyen ağrılarda sıkça yaşanır.

    Akut ağrı genellikle, bir doku hasarının, vücuttaki bir bozukluğun ya da bir hastalığın belirtisi şeklindedir. Bu tür ağrılar, vücudun alarm sisteminin çok önemli sinyalleri, hastanın hekime başvurmasını sağlayan habercilerdir. Doğru tanı için hastanın hikayesini dinleyip iyi bir muayene gereklidir. Labaratuvar ve radyolojik inceleme akut ağrının kaynağına ulaşmada çok yardımcıdır.

    Kronik ağrı ise bir hastalığın belirtisi olmaktan çıkıp kendisi başlı başına bir hastalık haline gelmiştir. 6 aydan uzun sürer. Kronik ağrıya çoğu zaman eşlik eden depresyonla beraber olay bir kısır bir döngüye döner. Kişinin kendisini ve çevresini yoran, bıktıran bir sürece girilir. Sonuç olarak kişinin iş ve toplumsal yaşamındaki aktivitelerini sınırlayan, sürekli çekilen eziyetin yanı sıra ciddi boyutlarda sosyal ve ekonomik kayıplara yol açabilen bir durumdur.

    Günümüzde ağrı tedavisinde ağrı kesici kullanımı çok yaygındır. Kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılan bu ilaçların bir çok yan etkisi mevcuttur. Mide hasarları, karaciğer ve böbreklere verdikleri zararlar bu yan etkilerden en bilinenleridir. Ağrı kesicilerin yetmediği durumlarda girişimsel tedaviler, fizik tedavi veya cerrahi yöntemler uygulanabilir.

    Kronik ağrı tedavisinde girişimsel yöntemler, anesteziyolojinin çok özel bir alanını oluşturur. Ağrıyı ileten sinir liflerinin blokajı sağlanarak zahmetsiz, kolay ve etkili bir şekilde ağrısızlık sağlanır. Anestezi uzmanları tarafından yapılan, ağrıyı ileten sinirlerin blokajını sağlayan bu yönteme kliniğimizde akupunktur ve ozon tedavileri de eklenmiştir. Biraraya getirilen tüm bu yöntemlerle ağrı daha ilk uygulamada hem de saniyeler içinde tedavi edilebilmektedir. Kalıcı bir tedavi içinse birkaç seans gerekmektedir. Birçok bel ve boyun fıtığı, diz kireçlenmesi, fibromyalji, migren, romatizmal ağrılar, kanser ağrıları gibi bir çok kronik ağrı minimal invazif teknikler, ozon injeksiyonları ve akupunktur ( lazer akupunktur, elektroakupunktur…) ile çok iyi seviyede tedavi edilebilmektedir. Unutmayalım ağrısızlık en estetik yaşam biçimidir.

  • Topuk dikeninde yüz güldüren yeni nesil tedaviler

    Topuk dikeninde yüz güldüren yeni nesil tedaviler

    Topuk Dikeni’ne Neden Olan Faktörler;

    Uzun süre ayakta durmak
    Ani ve hızlı olarak birden koşup-zıplamak(tekrarlayan bir şekilde)
    Topuklu ayakkabı uzun süre kullanmak
    Yanlış ayakkabı kullanımı(çok dar ve ayak parmaklarını sıkan ayakkabılar)
    Fazla kilolu ve obez olmak
    Düz tabanlık ve ayak kavsinin çok yüksek olması
    Çok uzun yürüyüşler yapmak
    Aşil tendonunda gerginlik oluşması
    Yaşlanmaya bağlı olarak ayak tabanındaki fibröz bandın esnekliğini kaybetmesi gibi nedenleri sıralayabiliriz.

    Çok şiddetli olmayan ağrılarda ağrı kesiciler, fizik tedavi,egzersiz ve germe hareketleri faydalı olmaktadır. Ancak bu tedaviler daha şiddetli olan ağrılarda çok etkili olmamaktadırlar. Topuk bölgesine yapılan steroid enjeksiyonu ise, kısa süreli olarak ağrıyı giderse de zamanla ağrı tekrar oluşmakta ve STEROİDE bağlı olarak plantar fasia bağlarında zayıflık oluşacağı için durum bir süre sonra daha da KÖTÜLEŞMEKTEDİR.

    Peki topuk dikeni tedavisinde tam anlamıyla çözüm olacak bir tedavi yöntemi mevcut mudur?

    TOPUK DİKENİNDE TAMAMLAYICI TEDAVİLER;

    PROLOTERAPI;

    Topuk dikeni tedavisinde öncelikli olarak Proloterapi yöntemini uygulamaktayız. Topuk dikeni rahatsızlığının ana nedeni plantar fasyada oluşan gerginlik ve hasar olduğu için plantar fasyanın tamir edilmesi ve eski durumuna getirilmesi kalıcı bir sonuç verecektir. Proloterapi ile plantar fasyanın yapışma yerleri olan topuk bölgesine, ayak parmaklarının bulunduğu bölgeye ve plantar fasyanın gövdesine uygulanan PRP-CGF veya dextroz enjeksiyonlarıyla oluşan kontrollü inflamasyon(enjektör yardımıyla) sonucunda bu bölgede kanlanma artmakta, fibroblast ve makrofaj gibi kollajen sentezleyen hücreler bu bölgeye sevk edilerek buradaki hasarlanmış bağların tamiri mümkün olmaktadır. Plantar fasya eski gücüne ve esnekliğine kavuştuğunda ise ağrı da kendiliğinden kaybolmaktadır. Yani proloterapi ile sadece ağrıyı değil ağrıya neden olan durumu tedavi ettiğimiz için kalıcı bir tedavi de sağlamış oluyoruz.

    DİĞER TEDAVİLERLE DESTEK

    Yine Topuk Dikeni ağrısında çeşitli uçucu yağların ağrı kesici özelliğinden yararlandığımız Aromaterapi yöntemi de yardımcı olmaktadır. Bir başka tedavi yöntemimiz ise Homeopati (benzeri benzerle tedavi etme sanatı olarak adlandırılır) … Tek başına da tedavide etkili olan Homeopati de ayrıntılı olarak hasta sorgulanarak kişiye özel tedavi oluşturulur. Tedavilere yardımcı olarak sorunun ana nedenlerinden biri olan Postür bozukluğunu düzeltmek amacıyla ,Dr Marignan ın keşfi Neurostab çipli tabanlığı da uyguladığımız tedavi yöntemlerindendir.

  • Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları Akupunktur noktasına iğne batırıldığı zaman, objektif ve subjektif etkiler gözlenir.

    1. Subjektif etkiler : Akupunktur noktasına batırılan iğne deride bölgesel olarak gerginlik, baskı, ısınma ve acı hissine yol açmaktadır. Buna Çin literatüründe “Deqi” denir (10). Akupunktur iğnesi batırıldığı zaman, noktanın çevresinde eritem oluşur. Bunun sebebi zarar gören hücrelerden salınan histamin, bradikinin ve benzeri maddelerdir.

    2. Objektif etkiler

    a. Sinir sistemi üzerine etkileri

    b. İmmün sistem üzerine etkileri

    c. Metabolizma üzerine etkileri

    d. Gastrointestinal sistem üzerine etkileri

    Akupunktur noktaya iğneyi batırdığımız zaman sinir ucu (Reseptör) uyarılır ve bu uyarı sinir yoluyla omuriliğine ve oradan da beyindeki ilgili merkezlere ulaşır. Bunun sonucu olarak vücudumuzda çeşitli kimyasal maddeler değişik alanlarda salgılanır ve dolaşım yoluyla salgılanan kimyasal maddeler hastalıklı olan bölgeye ulaşırlar ve etkisini gösterirler.

    Akupunktur tedavi etkisi 6 grupta toplanır:

    1. Analjezik etki

    2. Sedasyon etkisi

    3. Homeostatik etkisi

    4. İmmun stimulan etkisi (Bağaşıklık sistemi güçlendiren etki)

    5. Psikolojik etkisi

    6. Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi.

    1.Analjezik etki: Analjezik (Ağrı kesici) etki salgılanan Endorfin ve Enkefalinler ile elde edilir.(Endorfin ve Enkefalinler çok güçlü ağrı kesici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir). Akupunkturun analjezik etkisi hemen tedaviden sonra görülür ki bu da artrozların, baş ağrılarının, bel ve boyun ağrılarının ve buna benzer ağrılı sendromların tedavisinde etkilidir. Bu salgılanan endorfin ve enkafalinler Ağrı eşiğinin yükselmesini de sağlayarak analjezik etkiyi artırırlar.

    2.Sedasyon etkisi: Akupunkturun beyinde Dopamin, Serotonin, Endorfin, GABA (gama-amino-buterik-asid) salınımında artış sağladığı tesbit edilmiştir. Bu maddelerden Serotonin ve Dopamin insanda sedasyon sağlayan maddeler olup hastayı rahatlatır. Serotonin ve Dopamin artışı depresyon’da, insomnia’da, anksiyete’de, histeri’de, ilaç bağımlılıkları ve davranış bozukluklarında sedasyon etkisini artırdıkları tespit edilmiştir.Sedasyon etkisi Raphe sistem, Bazal ganglionlar, Retiküler formatio gibi bazı beyin bölgelerinin aktivasyonu ile sağlandığı tespit edilmiştir.

    3.Homeostatik etkisi: Akupunktur Sempatik ve Parasempatik sinir sistemini dengeye sokarak homeostatik etki sağlar.

    4.İmmun stimulan etkisi: Akupunktur vücut direncini artırır. Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek bakteri ve virüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan korur. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır.Akupunktur tedavisinden sonra,lökositlerin (Beyaz kan hücreleri) arttığı,vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobulinlerin,antikor ve substanslarının kandaki seviyelerinin arttığı tesbit edilmiştir.

    Akupunkturun immün sistem üzerine etkisinin,endojen opioidlerden beta endorfin (BE), LE ve metionin enkefalinin bu sisteme yaptığı etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Elekroakupunktur uygulamasının dalakta BE salgılanmasını yükselttiği ve bunun sonucu NK hücre aktivitesini ve interferon gamma düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. TNF-alfa, interferon gama, interlökin-1 alfa,interlökin-2 B hücre proliferasyonunu artırırken,interferon gama ve interlökin-2 de antikor yapımını artırmaktadır.

    Endorfin ve enkefalinlerin NK hücre aktivitesi,sitotoksik T lenfosit generasyonu, monositkemotaksi, interferon gama, interlökin-1, interlökin-2, interlökin-4 ve interlökin-6’nın üretimini artırdığı tespit edilmiştir. Alfa, beta ve gamma endorfinlerin değişik immün fonksiyonlara sahip olduğu belirlenmiştir. Kanda ki lökosit, antikor ve gama-globülinlerin değerini artırarak bu etkiyi yapar ve böylece enfeksiyona karşı vücut direncini artırır.

    5.Psikolojik etki: Akupunktur uygulaması ile merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen endojen opioidlerden enkefalinlerin ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir. Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunkturun endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyini artırdığı gözlenmiştir.

    Serotonin, ‘’mutluluk hormonu’’ adıyla bilinen ve ruh halimizi çok etkileyen bir hormondur. Serotoninin ,Sakinleştirici ve trankilizan etkisi vardır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite, insülin direnci, fibromiyalji ve hiperaktivite gibi birçok hastalığın temelinde serotonin eksikliğinin olduğu düşünülmektedir.

    serotoninin, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı isteklerle iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden olabilir. Mide ve bağırsak bölgesindeki kas sisteminin hareketlerini yönetir, ağrı algılama sisteminizi düzenler ve dinlendirici bir uyku sağlar. Serotonin düzeyi düştüğünde ise keyfimiz ve genel ruh halimiz etkilenir. Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir. Beyindeki bir serotonin eksikliği endojen depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite veya anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına yol açabilir, ayrıca uykusuzluktan sorumlu olabilir. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu ve bu kişilerin idrarında daha çok serotonin atıldığı tespit edilmiştir. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir. Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır,ruh sağlığımız düzelir,enerjimiz artar.Vücudumuzda bu kadar etkili olan bu hormonun düzensizliğinde birçok hastalık ortaya çıkar

    6.Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi: Akupunktur uygulaması ile motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi görülmüş ve bundan dolayı hemipleji (Felç) rehabilitasyonunda ve fasial paralizi( Yüz felci) vakalarında tatbik edilmiştir. Akupunktur uygulaması sinir sistemini etkilemekte ve nöronlarda K+ , Na+ , Ca+ konsantrasyonlarında, merkezi sinir sisteminde beta endorfin ve lösin enkefalin gibi nöropeptidlerin ve aspartat gibi nörotransmitterlerin miktarlarında değişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Araştırmacılar, akupunkturun etkilerinin beyin tarafından düzenlendiği görüşünde ağırlıklı olarak durmaktadırlar ve EA uygulamasının sinir hücresi aksiyon potansiyelinde güçlü bir değişmeye neden olduğunu belirtmektedirler. Paralizi olgularında geç safhalarda bile akupunkturla cevap alınabilmektedir.

    Akupunktur,Kas, tendon ve kemik yapısını kuvvetlendirdiği tespit edilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda çalışma gücünü artırdığı tespit edildiğinden dolayı Sporcularda doping amacıyla kullanılmaktadır.