Etiket: Ağrı

  • Dizin kireçlenmesi (gonartroz)

    Osteoartrit (kireçlenme) ağırlık taşıyan eklemlerin yaşlanmaya bağlı olarak yozlaşmasıdır. Kireçlenme kıkırdaktan başlar, kıkırdak altındaki kemiği, eklem kapsülünü ve eklem çevresindeki bağları etkiler. Hatta ağrıdan dolayı kullanılamayan kaslarda incelmeler ve sertleşmeler olur.

    Diz vücudun en fazla ağırlık taşıyan ve dolayısıyla kireçlenmeden en fazla etkilenen eklemlerinden biridir. Diz ekleminde üç adet kemiğin eklem yüzeyi vardır. Femur (baldır kemiği), tibia (kaval kemiği) ve patella (diz kapağı kemiği). Tibia femurla, femur patella ile eklem yapar. Tibia ve femur arasında iç ve dış eklemler vardır. Kireçlenme daha çok iç femorotibial eklemlerden başlar ve diğer eklemleri etkiler. Ancak genellikle dizdeki üç eklem birlikte etkilenir.

    Diz eklemlerinin içinde iki adet bağ vardır (ön ve arka çapraz bağlar ). Ayrıca eklemin iç yanında ve dış yanında kuvvetli bağlar vardır. Eklem yüzlerinin uyumunu sağlamak için iki adet menisküs vardır. Diz hareketlerini başlıca iki kas grubu sağlar, dizi doğrultan ekstansör kaslar ( quadriseps ) ve büken fleksör kaslar ( harmstringler).

    Gonartroz (diz kireçlenmesi ) kimlerde görülür?

    Gonartroz orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar diz kireçlenmesine neden olabilir.

    Gonartozlu bir dizde neler olur?

    Gonartrozda en erken değişiklik eklem kıkırdağında olur. Kıkırdakta incelme sonucu eklem aralığı daralır. Kıkırdak altındaki kemiklerde de incelmeler ve yıpranmalar olur. Ayrıca eklem kenarlarında kemiksi çıkıntılar (osteofit ) oluşur. Eklem kalınlaşmış olarak görülür. Eklem çevresi kaslarında ağrı sebebiyle kullanılmamaya bağlı atrofiler (incelmeler) olur. Ayrıca eklemin iç yanında pannikülit adı verilen yağ lobülleri vardır. Bunlar çoğu zaman ağrılıdır. Ayrıca zaman zaman eklemlerde iltihaplanma olabilir (sıvı toplanması ).

    Hastanın şikayetleri nelerdir ?

    Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Diz kireçlenmemiz varsa ne yapmalıyız ?

    • Hareket etmeliyiz
    • Fazla kilolarımızı vermeliyiz.
    • Çömelirken ve doğrulurken, bir yere otururken ve kalkarken kollarımızı kullanmalı dizlerimizi fazla kırmamaya çalışmalıyız.
    • Ağır yük taşımamalıyız.
    • Uzun süre yürümek ve ayakta durmaktan kaçınmalıyız.
    • Yumuşak tabanlı ve düz topuklu ayakkabı giymeliyiz.
    • Bacak kaslarımızı düzenli olarak çalıştırmalıyız.
    • Diz egzersizlerini mutlaka yapmalıyız.
    • Dizlerimizi sert zeminler üzerine koymamalıyız.

    BİZ NE YAPIYORUZ ?!

    Bize gelen hastalar genellikle ya genç yaşta ( 45-50 ) ya da ileri yaşta ( 70-80 ) geliyorlar. Genç olanlar erken yaşta protezle tanışmak istemiyorlar. İleri yaşta olanlar ise operasyondan korkuyorlar ya da sağlık durumları el vermiyor. Bazı hastalar da aşırı kilolu. Kilolarından dolayı egzersiz yapması gereken bu insanlar diz ağrılarından dolayı egzersiz yapamıyorlar diğer yandan kilo vermedikleri için diz ağrılarından kurtulamıyorlar. Kısacası kısır bir döngü içinde kalıyorlar. Biz hastalarımızın şikayetlerine uygun olarakNÖROPROLOTERAPİ ya da PROLOTERAPİ uygulamaktayız. Bu tedavilerle hastalarımız operasyondan uzak ve ağrısız bir şekilde günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Sağlıklı günler temennisiyle…

  • Bel ağrısı ile yaşamak zorunda değilsiniz

    Günümüzde her 10 kişiden 8’inin, hayatı boyunca en az bir kez etkilendiği bel ağrıları, özellikle ağır işlerde çalışan ve uzun süre masa başında oturmak zorunda kalanları daha fazla etkiliyor.

    Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına neden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, doğumsal bozukluklar, kalıtsal hastalıklar, kas ve sinir kaynaklı ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

    Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

    Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur.

    Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

    Bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

    Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?

    • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
    • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
    • Hamileyseniz,
    • 30 yaşın üstündeyseniz,
    • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
    • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
    • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

    Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

    Egzersiz ile:

    • Kötü duruş düzeltilebilir,
    • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
    • Kilo verilebilir,
    • Düşmeler engellenebilir.

    Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

    Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir.

    Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

    Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

    • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
    • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
    • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
    • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
    • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
    • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
    • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
    • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
    • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
    • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
    • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
    • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
    • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
    • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
    • Kilo veriniz.

    Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

    Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca küçük bir kısmında gereklidir.

    Her bel ağrısı, bel fıtığı anlamına gelir mi?

    Halk arasındaki en önemli yanlışlardan birisi de “bel ağrısı eşittir bel fıtığı” şeklindeki düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi her bel fıtığında bel ağrısı görülür fakat her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmez. Zorlamalara veya ani hareketlere bağlı olarak bel kaslarımızda meydana gelen spazm en sık görülen bel ağrısı nedenlerinden birisidir. Bunun dışında, omurlarımız arasında yer alan “disk” dediğimiz yapılar yaş ilerledikçe dejenere olurlar ve içlerindeki su miktarı azalınca bel ağrısına yol açarlar. Ayrıca omurlarımızı birbirine bağlayan “faset” dediğimiz eklemlerden kaynaklanan problemler bel ve kalça ağrılarına yol açarlar.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    Başlangıç dönemindeki belirti bel ağrısıdır. Dıştaki sert kısmın gerilmesi ve daha sonra yırtılması ile ve aynı dönemdeki iç kısımda ortaya çıkan kimyasal maddelerin etkisiyle küçük sinir uçları uyarılır ve belin orta kısmında, bazen yana yayılan ağrılar başlar. Bel ağrısının bir diğer nedeni de sinir uçlarının uyarılması ile ortaya çıkan bel kaslarındaki spazmdır. Bu dönemde yapılan muayenede bel kaslarının sert olarak ele geldiği ve omurgada düzleşme olduğu anlaşılır. Bu dönemde fıtık dokusu henüz sinire baskı yapmadığı için bacakta ağrı veya uyuşma yoktur. Olay ilerledikçe içteki yumuşak kısım sağda veya solda dışarı doğru kabarır ve son dönemde yırtıktan dışarı çıkar. Tam bu bölgeden geçen ve bacağa giden sinire baskı yapmaya başlar. Bu dönemde hasta belindeki ağrının kalçasına ve bacağına yayıldığından şikayet eder. Beraberinde bacakta uyuşma ve karıncalanmalar başlar. Sinir dokusunun etkilenmesi döneminde yapılan muayenede bacakta güç kaybı ve duyu hissinde azalma fark edilir. Bazı büyük bel fıtığı olan hastalarda idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Bazen hastalar şiddetli bacak ağrılarının aniden tamamen geçtiğini fark ettiklerini belirtirler. Bu durum aslında hastanın düşündüğü gibi bir iyileşme değil tam tersi sinirin artık görevini yapamadığını gösteren kötü yönde bir gelişmedir ve yapılan muayenede genellikle beraberinde ayakta tam bir kuvvetsizlik saptanır. Bu durum acil olarak ameliyat edilirse düzelebilir.

    Her fıtık ameliyat edilmeli mi?

    Bel fıtığı hastalarının büyük bir kısmı, sanıldığının aksine, ameliyat gerekmeden diğer tedavi yöntemleri ile iyileşebilirler. Ameliyat edilmesi gereken hastaları şu şekilde sayabiliriz:

    ? Ayağında kuvvet azalması olan hastalar,

    ? Çekilen MR’da bir disk parçasının koparak sinire baskı yaptığının saptandığı hastalar,

    ? İdrar kaçırma şikayeti başlayan hastalar,

    ? Düşük ayak dediğimiz ani kuvvet kaybı olan hastalar.

    PROLOTERAPİ VE BEL AĞRISI…

    Bize ağrı ile başvuran hastaların hemen hemen % 50 ‘ si bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Bunun yalnızca %1’i operasyon gerektiren bel ağrısı. PROLOTERAPİ İLE BEL AĞRILARINIZDAN KALICI OLARAK KURTULMANIZ MÜMKÜN.

    Unutmayın ağrı ile yaşamak zorunda değilsiniz. Ağrısız günler temennisiyle…

  • Proloterapi tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler

    Proloterapi tedavi seansından sonra kendimi nasıl hissedeceğim?

    Tedavi seansının sonrası 7-10 gün süreyle ağrınız artabilir. Endişelenmeyin; oluşan etkiler tedavinin inflamasyon parçasıdır.

    Ağrı burkulma ya da tekrar şikayetlerinizin artmış izlemini verebilir. Hatta bazı hastalarımızda gribal enfeksiyon benzeri bir durum görmekteyiz. Bu durumlar aslında tedavi olduğunuzun işaretleridir.Unutmayalım; AĞRI VARSA İYİLEŞME VARDIR.

    Enjeksiyon yerinde morarma-şişlik-hassasiyet-kızarıklık olabilir. Bunlar beklenen durumlar olup kısa süre içinde sonlanacaktır.

    İLK 3 GÜN MUTLAKA ENJEKSİYON YERLERİNE SICAK UYGULAMA YAPINIZ. NE KADAR ÇOK UYGULAMA YAPARSAK TEDAVİDEN O KADAR ÇOK FAYDA GÖRÜRÜZ.

    Ağrı varsa ne yapmalıyım?

    Parasetamol grubu ( parol, vermidon vs…) 6 saat arayla ağrı durumuna göre alınabilir. Eğer ağrı çoksa size kısa süreli narkotik analjezikler reçete edebiliriz.

    ASLA ;ASPİRİN 325 MG, DİCLOMEC, APRANAX, VOLTAREN, BRUFEN VS… NON-STEROİDAL ANTİ-İNFLAMATUAR İLAÇLAR ALMAYINIZ. ( krem, fitil vs.. şekillerini de kullanmayınız. )

    Kalp için günde 1 kez alınan 100-150 mg alınan aspirine devam edilebilir.

    Proloterapi sonrası ne zaman çalışmaya başlayabilirim, spor yapabilirim?

    İlk 3 gün boyunca enjeksiyon yapılan bölgeyi aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçınmalıyız. Ardından bize verilen germe egzersizlerini ilk birkaç seans zorlamadan, ardından gelen seanslarda sayısını ve tekrarını arttırarak devam etmeliyiz.

    EGZERSİZLERİMİZİ NE KADAR DÜZENLİ VE SAYISINA UYGUN YAPARSAK İYİLEŞME SÜRECİMİZ O KADAR ÇOK KISALACAKTIR.

    Özellikle baş-boyun enjeksiyonlarını takiben bazı hastalarımızda mide bulantısı – baş dönmesi – şiddetli baş ağrısı görülebilmekte olup bunların tamamı tedavinin etkinliğinin göstergeleridir. Aşırı miktarda olduğu takdirde mutlaka ağrı doktorunuza başvurun. İntravenöz sıvı replasmanıyla kısa sürede şikayetlerinizden kurtulabilirsiniz.

    Proloterapi tedavi seanslarını ne sıklıkla alabilirim?

    Tedavi seans sayısı ve tedavi aralıkları, her birey için farklıdır. Çoğu zaman 4-6 seans 3-4 hafta arayla gerekebilir.

    HASTANIN TEDAVİYE VERDİĞİ CEVABA GÖRE SEANS SAYILARI VE ARALIKLARI DEĞİŞEBİLİR.

    Proloterapi seansı süresince uygulayacağım özel bir diyet var mı?

    Evet. Bol miktarda su içmeliyiz. C vitamininden zengin sebze – meyve, proteinden zengin diyet uygulamalıyız. Size verilen ilaçları lütfen dikkatli kullanınız.

    Proloterapi tedavisinden ne zaman sonuç almaya başlayacağım?

    Sonuçlar da kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk 2 seans sonrası çok fazla bir değişiklik beklemeyiz. Hastalarımızın sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü tedavi ağrıyı kesme değil ağrı oluşturan nedeni ortadan kaldırma tedavisidir. Tedavi esnasında ağrılarımız ne kadar çok artarsa tedavinin etkinliği de o kadar çok olur. Egzersizlerimizi de gelişi güzel – yanlış olarak değil, düzenli ve sayısını arttırarak yaparsak iyileşmememiz için hiç bir neden yok.

    UNUTMAYALIM;

    PROLOTERAPİ TEDAVİSİ SIRASINDA VE SONRASINDA EGZERSİZ YAPMAYACAKSANIZ , TALİMATLARIMIZA UYMAYACAKSANIZ BU TEDAVİYE HİÇ BAŞLAMAYINIZ.

    ÇÜNKÜ HEDEFİ AĞRI KESME DEĞİL AĞRIYI OLUŞTURAN NEDENLERİ ORTADAN KALDIRMA OLAN PROLOTERAPİ, EGZERSİZ YAPMADIĞINIZ VE SÖYLENENLERE DİKKAT ETMEDİĞİNİZ TAKDİRDE SİZİ ESKİSİNDEN DAHA SIKINTILI DURUMA DÖNÜŞTÜREBİLİR.

  • Kulak akupunkturun etki mekanizması ve kullanıldığı rahatsızlıklar

    Akupunktur tedavisi semptoma değil nedene yönelik olmalıdır, tedavi süresince hastanın takip edilmesi bir zorunluluktur.
    Endikasyonları :
    Kulak akupunkturun bilinen en iyi etkilerinin başında ağrının giderilmesi yatar. Ağrının nedeni önemli değildir. Gerek travmaya bağlı , gerekse operasyon sonrası ortaya çıkan ve giderilmeyen ağrı olsun, enfeksiyon veya dejeneratif değişikliklerin neden olduğu ağrı olsun, akupunktur ortaya çıkan ağrıyı giderecek durumdadır. Ancak çok ilerlemiş bir artrozda ağrıyı gidermesine karşın, artrozu geriye çevirecek bir özelliğe sahip değildir.
    Analjezik etki: En çok bilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda bazı spesifik noktalar kullanılarak ağrı kesici etki sağlanır. Ağrı giderme konusunda en popüler nörolojik açıklama 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından öne sürülen Gate Kontrol Teori ile izah edilmiştir. Bu teoriye göre ağrının hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki fonksiyonel kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat akupunktur tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. Bir diğer teori ise Endorfin Sekresyon Teorisi dir. (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Endorfinler sadece akupunktur analjeziyi değil, aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.
    Sedasyon etkisi: Bazı hastalar tedavi sırasında uykuya dalarlar ve yenilenmiş, canlanmış olarak uyanırlar. Bu hastaların akupunktur tedavisi esnasında alınan EEG' lerinde delta ve theta dalga aktivitelerinde azalma tespit edilir. Tedavinin bu etkisinden uykusuzluk, anksiete, ilaç bağımlılıkları, epilepsi ve bazı ruhsal problemlerin tedavisinde yararlanılır.
    Homeostazis – Düzenleyici etki: Bunun anlamı vücudun uygun bir dengeye getirilmesidir. Normal olarak homeostazis otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik dengelerinin kurulmasını amaçlar. Buna endokrin sistem de dahildir. Bu mekanizmalar birçok hastalıkta ciddi olarak bozulur ve gerekli onarım için akupunktur çok yardımcıdır.
    İmmuniteyi yükseltme etkisi: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır,bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Burada beyaz korpusküllerin çoğaldığı, vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobülinler, antikor ve diğer substansların yükseldiği görülür. Birçok vakada antikor titrasyonunun iki-dört kat arttığı gözlenmiştir. Bu retiküloendoteliyal sistemin aktivasyonu ile ilgilidir.
    Psikolojik etki: Bu etki otosuggestionla veya hipnozla karıştırılmamalıdır. Akupunkturun psikolojik etkisi önce oluşmamakta, akupunktur tedavisini takiben ortaya çıkmaktadır. Hipnoz genel populasyonda sadece % 10-15 etkili olduğu halde akupunktur bütün insanlarda ve hayvanlarda çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Bu etki orta beynin retiküler formasyonu ve beynin diğer önemli yerlerinden sağlanır. Ölçülebilir etkiler beyin dokusunun metabolik kimyasallarının tetkikleri ile saptanmış durumdadır. Ör. Beyinde, dopamin ve seratonin seviyesi akupunktur uygulamasından sonra artmaktadır.
    Motor Tamir etkisi: Oluşmuş paraliziler de motor iyileşme akupunktur ile hızlanmaktadır. Önceleri başka tedavi metotları denenmiş hastaların akupunkturla tedavisiyle motor paraliziler de etkin sonuçlar alınmaktadır. (Motor Gate Teori, A.Jayasuriya)
    Ana endikasyonları arasında organizmada reversibl olabilecek hasar ve hastalıkların giderilmesidir. Bu organın fonksiyonel bir bozukluğu veya organın disfonksiyonu olabilir vb. Onun için tamamen hasar görmemiş olan organlardaki disfonksiyonları ve fonksiyon bozukluklarını akupunktur ile tedavi etmek ve normal fonksiyonlarını yapar hale getirmek mümkündür.. Bunlar arasında karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek, Mide, ince ve kalın bağırsak, tiroid bezi, timus , surrenal vd.sayabiliriz.
    Ayrıca allerjik hastalıklarda önemli bir etkisi söz konusudur. En yaygın olarak kullanılan ve başarı oranı yüksek olan alerjik hastalıklar arasında nezle, neurodermitis, allerjik astımı sayabiliriz.
    Psişik bozukluklarda akupunktur ile tedavi etme şansına sahibiz. Derin bir sedasyon ve sakinleştirici etkisi olduğu yukarda açıklanmıştır.
    WHO (Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan akupunkturla tedavi edilen hastalıklardan bazılarını aşağıda belirtilmiştir. Bu listeden de görüldüğü gibi akupunkturun çok geniş bir hastalık grubunun tedavisinde etkili olabileceği ortadır.
    Migren ve gerilim tipi baş ağrıları,
    Trigeminal nevralji,
    Fasial paralizi (yüz felci, erken teşhis, 3-6 ay içinde),
    Periferal neuropati,
    Parezi ve inme,
    Poliomyelitis sekeli (erken teşhis,3-6 ay içinde),
    Neurojenik mesane disfonksiyonu,
    Menier sendromu, Vertigo ve Baş dönmesi
    Nokturnal enürezis (gece işemeleri),
    İnterkostal nevralji,
    Servikobrakial sendrom,
    Omuz artrozları,
    Tennis elbow / Tenisçi dirseği ,
    Osteoartrit,
    Siyatalji,
    Kardio-özefagial spazm,
    Hıçkırık,
    Akut ve kronik gastrit,
    Gastrik hiperasidite,
    Peptik ülser,
    Akut ve kronik kolit,
    Konstipasyon,
    Diare ,
    Akut ve kronik farengit, Akut ve kronik rinit, Akut sinuzit,
    Akut bronşit, Bronşial asthma,
    Gingivit, Diş ağrısı,
    PMS (Menstrüel rahatsızlıklar),
    Spor yaralanmaları,
    Cilt hastalıkları,
    Depresyon ,
    Fonksiyonel frijidite (cinsel soğukluk),
    Fonksiyonel empotans (iktidarsızlık),
    Stres,
    Hormonal bozukluklar,
    Diabet,
    Guatr,
    İnfertilite (kısırlık),
    Cushing sendromu,
    Bağımlılık Tedavisi:
    1. Sigara bağımlılığı,
    2. Alkol bağımlılığı,
    3. Morfin bağımlılığı,
    4. Yiyecek bağımlılığı ( OBEZİTE=ŞİŞMANLIK ),
    Kontrendikasyonlar:
    Tanısı tam konulmamış akut ağrılı hastalarda akupunktur uygulanmamalıdır. Nasıl ki mide, duodenum ve ya appendis perforasyonu şüphesi olan bir hastaya morfin ve ya dolantin uygulanması yalnız teşhis kesinleştikten sonra ve operasyona hazırlık için uygulanıyorsa akupunkturda da durum aynıdır. Teşhisi kesin olmayan akut ağrılarda akupunktur uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı alarm veren bir sinyaldir. Ağrının nedeni ve etyolojisi bilinmeksizin baskı altına alınması doğru değildir.
    Bu durum semptoma yönelik yakınmalar içinde geçerlidir. Nedeni bilinmeyen bir ağrı kesinlikle bastırılmamalıdır. Bazen çok hafife aldığımız bir ağrının altında maliğn bir olay ve onun metastazlarının yatabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü tanısı bilinmeyen bir kanser hastasında yakınmalarının bastırılması, tanıyı geciktirecektir. Bu hekimlik ile bağdaşmayacağı gibi deontoloji ahlakına da ters düşecektir.
    Onun için tekrar tekrar hatırlatmaktan ve şu gerçekliğin altını çizmeden edemiyeceğim. Sağlıklı bir teşhis olmadan akupunktur tedavisine kesinlikle başlamayınız.
    Nörolojik hastalıklarda
    özellikle enfeksiyöz , dejeneratif hastalıkların neden olduğu medulla spinalis ve beyinde miyalin yıkımı ve bunun sonucunda meydana gelen beyin ve periferik sinirlerin felci ve nöropatileri. Buna örnek olarak Amyotrofik Lateral Skleroz, Multiple skleroz, polimyelitis sayılabilir.
    Psikiyatrik hastalıklarda örneğin şizofreni ve endojen depresyonlarda. Ancak depresyon ve depresyona meyilli olan hastalarda akupunktur ile hastanın yakınmalarını kontrol altına almak mümkündür.
    Kanserde; Ancak kanseri tedavi etmekten ziyade kanser teşhisi kesinleşmiş olan hastanın yakınmalarını kontrol altına alabilmek için akupunktur uygulanır.

    Dr. Hüseyin Nazlikul un Akupunktur – Tamamlayıcı Tıp Kitabından alınmıştır.

  • Nöropatik ağrının etkin tedavisi – nöral terapi

    Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar ve yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum nosiseptif ağrıdan çok farklıdır çünkü nosiseptif ağrı, uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir (88).
    Periferik Nöropati Nedenleri
    Travma / cerrahi / basınca sekonder hasar
    Metabolik bozukluklar
    Enfeksiyonlar
    Kansere bağlı
    Toksin yüklenmesi
    İatrojenik
    İlaç
    Alkol ve sigaraya sekonder
    Vasküler hastalıklar
    Beslenme yetersizlikleri ve düzensizlikleri
    Ağır metaller
    Bozucu alanlar
    Genellikle bu grup ağrı sendromlarının en sık görülenleri diabetik nöropati, postherpetik nevralji ve CRPS olarak sıralanabilir. Nöropatik ağrı genellikle yanma, iğnelenme şeklinde olan ve hastalar tarafından rahatsız edici garip bir his olarak tarif edilir.
    a. Sinir sistemi zedelenmeleri sonrasında ortaya çıkan ağrı sendromlarının farkına varılması,
    b. Nöropatik ağrı mekanizmalarının olası tedavi modalitelerinin çalışılabildiği ve araştırılabildiği hayvan modellerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.
    Uyarana karşı oluşan duyarlılık artışının hem süresi hem de amplitüdü abartılı boyutlara ulaşabilir (hiperaljezi).
    Diabetik nöropati farklı klinik tablolar şeklinde karşımıza çıkabilmekte ve fokal nöropatiler, trunkal nöropatiler ya da mikst simetrik distal nöropatiler şeklinde görülebilmektedir. özellikle mononöropatinin diğer nöropatik ağrı sendromlarından ayırıcı tanısı zorluk göstermektedir. Farklı klinik tablolar arasında en sık görüleni mikst simetrik distal nöropatiler olup, hastada diabetin varlığı biliniyorsa tanı açısından en kolay olanıdır (1, 3, 7, 38).
    Kronik nöropatik ağrı sendromları arasında en karmaşık olanı kuşkusuz Kompleks Rejyonel Ağrı Sendromlarıdır (CRPS). Klinik olarak iki grupta incelenen CRPS (I ve II) için birçok araştırma ve klinik yaklaşım olmasına rağmen patofizyolojisi, hastalığın seyri ve tedavisi ile ilgili birçok bilinmeyen bulunan ağrı sendromlarının başında gelmektedir. Nöropatik ağrısı ya da CRPS olan hastalarda semptomlar çok çeşitlilik göstermektedir (54).
    Nöropatik ağrı tanısında kullanılan parametreleri subjektif ve objektif olarak ayırabiliriz. Subjektif değerlendirmede yer alan en önemli faktörler ağrı tipi ve şiddetinin belirlenmesidir. Bu değerlendirmede birçok farklı ağrı skalası önerilmekle beraber, hangi skala kullanılırsa kullanılsın detaylı ve doğru bir anamnezin tanıda çok önemli olduğu unutulmamalıdır (34, 6, 8, 38, 39)
    Teşhisin Desteklenmesinde Kullanılan Objektif Testler
    1- Pinprik ve dokunma testleri: çok nonspesifik olmasına karşın, nöropatik ağrı sendromlarında ilk kullanılan testlerdir. Hiperaljezi ve allodininin varlığını göstermek açısından önemli olmakla birlikte hasta ile kesin kooperasyon ve hasta eğitimi gerektiği için doğruluk oranları düşüktür. Bu amaçla geliştirilmiş filamanlar olduğu gibi bazı klinisyenler, pamuk, fırça ve iğne gibi daha basit materyaller de kullanmaktadırlar. Testi uygulayan kadar kullanılan ekipmanın da önem taşıdığı bu testler, tek başlarına çok anlamlı sonuçlar vermese de diğer objektif testlerle birlikte kullanılabilirler.
    radyolojik=”””” sans=”””” spesifik=”””” style=”””” testler:=””””>2- Kemik Sintigrafisi: Kemik sintigrafisinin teşhiste yardımcı bir yöntem olabildiğine yönelik yapılan çalışmalarda çelişkili bulgular vardır.
    3- Periferal Kan Akımı: Lazer Doppler Flovmetre ile ölçülen kan akımı, sempatik fonksiyon bozukluğunda erken teşhis sağlamaktadır. Bu yöntem periferik nöropati ya da CRPS teşhisinde yardımcı olabilir.
    4- Kantitatif Duyusal Testler: Vibrasyon, ısı ve soğuk duyularının iletilmesini sağlayan küçük sinir liflerinin fonksiyonlarını test etmektedir. Spesifik olmamakla birlikte ayırıcı tanıda destekleyici olabilir.
    Modern Testler
    1- Laser ile uyarılmış potansiyeller (Laser evoked potentials): İnfrared CO2 ve ısı ile uyarılmış potansiyellerin kullanıldığı bu yöntem, sensoriyel sistemin değerlendirilmesinde çok değerli sonuçlar vermekle birlikte özellikle kullanılan sistemlerin pahalı olması önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır.
    2- Deri punch biyopsi: özel boyama yöntemleri aracılığıyla, miyelinsiz ve ince miyelinli periferik sinir liflerinin tetkik edilmesi için kullanılmaktadır.
    Nöropatik ağrı sendromlarında daha başarılı bir tedavi uygulamak için ilk şart, değerlendirme ve tanının erken yapılmasıdır. Erken yapılmış bir sınıflama ve doğru yapılmış bir sensoriyel değerlendirme, tedavide çok önemli rol oynamaktadır.
    Nöropatik ağrısı olan hastalarda tedavinin hedefi, spesifik belirti ve semptomlara karşı olmalıdır. Tedavi yaklaşımı ağrının hafifletilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.
    Genel olarak trisiklik antidepresanlar ve özellikle Amitriptilin ilk seçilen ajan olmakta, bu ilaca yanıt alınamadığı takdirde antikonvülzanlar kullanılmaktadır (54).
    Opioidlerin nöropatik ağrıda kullanımları ile ilgili tartışmalar sürmektedir. Bazı klinisyenler nöropatik ağrının opioidlere dirençli ağrılar olduğunu iddia ederken, diğer bir grup etkili olduklarını ancak doz ayarlamasının doğru yapılması ve gerekirse yüksek dozlara çıkılması gerektiğini bildirmektedirler. Opioid ajanlar içerisinde şüphesiz en etkili olanı, zayıf bir sentetik ajan olan Tramadol Hidroklorid olup serotonerjik mekanizmalar üzerinden etki gösterdiğinin ortaya konmasından sonra yapılan çalışmalarda başarılı sonuçlar bildirilmiştir (92).
    Son yıllarda nöropatik ağrı tedavisinde yer alan önemli bir seçenek de gabapentin olmuş ve başlangıçta düşünüldüğü gibi GABA üzerinden etki etmediği ortaya konduğu halde, bilinmeyen bir mekanizma ile nöropatik ağrıda etkili olmaktadır. Gabapentinin, gerek terapötik aralığının çok geniş olması, gerekse yan etkilerinin diğer ajanlara göre azlığı, klinik kullanımını artırmaktadır. Proteinlere bağlanmaması, metabolize edilmemesi, karaciğer enzimlerini indüklememesi ve inhibe etmemesi nedeniyle diğer ilaçlarla etkileşime girmemesi de kullanımını artırmıştır. (36)
    II. Nöralterapi ile Nöropatik Ağrıya Yaklaşım:
    II.I. Nöralterapi'nin Uygulama Koşulları:
    Uygulama yapılması gerekli midir?
    Tanı ve hastalığı ortaya çıkaran neden yeteri kadar sorgulandı mı?
    II.II. Nöralterapi'de Patofizyoloji'nin önemi ve Temel Madde Kavramı
    Bilindiği gibi organizmadaki bütün hücreler sıkı bir birliktelik gösterir ve sempatik sinir sonlanmalarıyla düzenlenirler. Dolayısıyla hücre ve hücre duvarı fonksiyonlarının büyük çoğunluğu, bu lifler tarafından organize edilir.
    Nöralterapi Akademisi klinik gözlemlere dayanarak bunu yıllar önce ortaya koymuş olsa da, bu araştırma demir perdenin kalkmasıyla ulaşılabilir hale gelmiştir (Magdeburg üniversitesi, Almanya).
    Eğer organizma bunu başaramazsa sempatik sinir sistemi devamlı olarak etkilenecek ve kronik bir yanıt verecektir. Rickers bu teorisini canlı hayvan deneyleriyle de ispatlamıştır.

    Temel Madde olarak adlandırılan bu yapı, filogenetik olarak sinir ve hormon sisteminden daha önce oluşmuştur.
    Temel madde, matriks olarak da adlandırılmaktadır. Böbrekler, akciğerler, karaciğer ve deri gibi detoksifiye edici organların aşırı yük altında k

  • Nöralterapi hakkında bilmeniz gerekenler

    Vejetatif Sinir Sistemi = Otonom sinir sistemi: Vücudun tüm otonomik (istemsiz) işlevlerini düzenleyen sistemin bir parçasıdır. Kalbin çalışması, kan basıncının kontrol edilmesi, hormonların düzenlenmesi, sindirim sisteminin çalışması, bağırsak hareketleri, idrar çıkartılması, cinsel işlevler, adet görme, terleme ve vücut sıcaklığının ayarlanması gibi temel işlevler hep bu sistem aracılığıyla yapılmaktadır.
    Bu sistemde bir düzensizlik olması, kalp çarpıntısı, tansiyon sorunları, sindirim problemleri, kabızlık ve ishal, hormon düzensizlikleri (buna bağlı üreme problemleri), adet düzensizlikleri, aşırı terleme veya aşırı sıcak hissetme veya çok üşüme gibi rahatsızlıkları oluşturmaktadır. Bu da bize hastalıkların otonom sinir sistemi üzerinden semptom verdiğinin ispatıdır.
    Nöralterapi hastalıkların tedavisinin vejetatif sinir sistemi üzerinden tedavi edilebileceği anlamı çıkmaktadır. Nitekim nöralterapi bu sisteme etki ederek uygulanmaktadır. Bozulmuş olan sinir sisteminin düzenlenmesi üzerinde en etkin tedavi şeklidir. Almanya başta olmak üzere çok yaygın kullanılan bir tedavi şeklidir.
    Uygulama sırasında yapılan enjeksiyonlar direk sinirler içine değil, sinirlerin en yoğun bulunduğu cilt altı bölgelerine yapılmaktadır. Bu nedenle yan etkisi yok denecek kadar azdır.
    Cilt altındaki bu sinirler bir bilgi ağı (network) gibi tüm bedeni kapladığı için uyarının iletiminde bir sorun yaşanmamaktadır. Böylece vücudun iç dengesi sağlanmakta, hücreler üzerindeki olumsuz etki kaldırılmakta ve hücrelerin normal çalışması sağlanmaktadır. Bu noktada ağrı refleks arkını kıran, vücudunuzu toksinlerden temizleyen, tamamlayıcı tıp yöntemlerine ihtiyacınız var demektir. Bunların en önemlisi de nöralterapidir.
    Nöralterapi ile 4 yıldır uğraşmaktayım. Her geçen gün daha da sevmeye başladım. Tedavilerde aldığım sonuçlar yüz güldürücü. Nöralterapi ile vücudu bir bütünsellik içinde ele alıp, zaman ilişkisini iyi değerlendirip, geçirilen travmalar, ameliyatlar ve bozucu alan olacak tüm unsurlar dikkate alınarak bir tedavi protokolü belirlenir. Segmental yaklaşım ve o bölgenin sempatik gangliyon ve inervasyon ilişkisi hesaba katılarak, uygulanan tedavi sonucu fayda görmeyen hastam yüzde 10'dan azdır. Bunlar da doku hasarı olmuş veya cerrahi endikasyon kapsamına girmiş vakalardı.
    Fibromyalji, faset eklem sorunları, bel ağrıları, omuz ağrıları, uyuşma ve karıncalanma tarzı nörojenik sorunlarda , eklem ve kas ağrılarında ve migren gibi vasküler kaynaklı ağrılarda, trigeminal nevralji gibi oldukça zorlu vakalarda nöralterapiyi Türk hekimlerine ve hastalarına tavsiye ediyorum.
    Nöralterapinin Tarihçesi:
    1940 yılında Ferdinand Huneke tarafından Almanya'da keşfedilen nöralterapi buradan tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Şu an birçok üniversitede ders olarak okutulmakta ve ağrı kliniklerinde aktif olarak kullanılmaktadır.
    Bu bilimsel yöntemin ülkemizdeki öncüsü, Almanya'da Tamamlayıcı Tıp Doçenti olmuş ve ülkemize bu yöntemi taşımaya çalışan hocam Doç. Dr. Hüseyin Nazlıkul'dur.
    IGNH isimli uluslararası nöralterapi derneğinin eğitim programlarına katıldıktan sonra hastalarıma daha rahat yardımcı olduğumu gördüm. Bu eğitimden sonra da ağrı konusu, hekimliğimde çözmeye çalıştığım en heyecan verici uğraş oldu diyebilirim. Ağrıyı tedavi etmek her çağda ve medeniyette hekime takdir ve saygınlık kazandıran en temel konulardan biridir. Mitolojik anlamda ağrıyı tedavi tanrısal bir sanat olarak görülür.
    Bu konuda bize rehberlik eden ve Türkiye'de her kim ki bir biçimiyle nöralterapi uyguluyorsa onların hocası olan ve benimde 2 yıldır özel asistanlığını yaptığım Türkiye Nöralterapi Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Nazlıkul'a burada tekrar şükranlarımı dile getiriyorum.
    İnternette bazen dolaşıyorum pek çok sayfada nöralterapi ile ilgili yazı görüyor ve okuyorum. Her nedense meslekdaşlarımız bu mesleği kimden öğrendiklerini hiç yazmıyorlar. Nöralterapinin Türkiye'deki tek hocası, hepimizin öğretmeni olan Hüseyin Nazlıkul ismini web sitelerinin, yazılarının, röportajlarının, televizyon programlarının hiçbirinde telaffuz dahi etmiyorlar. ( iki kişi hariç!)
    Oysa Nöralterapi eğitimlerinden hocamız Doç. Dr. Hüseyin Nazlıkul'dan, kendi hocalarının isimlerini kaç kez işittik? Kitaplarının önsözlerinden onlardan söz ederken samimi sevincini hepimiz her seferinde görüyoruz. Acaba hocamızın ismini vermemekle Hüseyin hocamız başta olmak üzere nöralterapiye biraz haksızlık yapmıyor muyuz? Ne dersiniz?
    2008 Haziran ayında 26 doktor Almanya Greifwald sempozyumunu katıldığımızda, Hüseyin hocanın nöralterapiye katkısının Türkiye ile sınırlı olmadığını hepimiz gördük ve tanık olduk. Bu işin duayenleri olarak tanıdığımız Prof. Dr. Hans Barop, Prof. Dr. Lorenz Fischer, Doç. Dr. Gerd Dros, Prof. Dr. Jürgen Giebel hocamızın bilgisine ne kadar önem verdiklerini, her sunum sonunda hocamıza son sözü verdiklerini hep beraber izledik. Şimdi biz kimin öğrencisi olduğumuzu belirtmemekle ne yapmış oluyoruz ki…
    Ben iki yıldır Hüseyin hocamla birlikte çalışıyorum ve bundan çok memnunum. Ama şu kadarını bilmenizi isterim ki kurslarda öğrendiklerimiz hocacımızın bilgi harcından sadece birkaç damla. O kadar öğretme arzusuna rağmen bunu 140 saatte sıkıştırmak mümkün değil.
    Hocam iyi ki varsınız! Sayenizde mesleğimi seviyorum. Hekimliğin önemini sizinle kavradım. Her şey için binlerce kez teşekkür ediyorum.
    Nöralterapinin Kullanıldığı Hastalıklar:
    1-Migren ve baş ağrılarını tedavisi
    2-Boyun, sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrıların tedavisi
    3-Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi
    4-Eklem hastalıkları (menisküs yırtılması, eklem içindeki sıvının azaltılması, sporcu yaralanmaları)
    5-Sinir basısına bağlı oluşan ağrıların tedavisi
    6-Romatizmal hastalıkların tedavisi
    7-Allerjik astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıkların tedavisi (bağışıklık sistemindeki denge bozukluğu)
    8-Tiroid hastalıklarının tedavisi
    9-Menapoz sıkıntılarının giderilmesi
    10- Adetr düzensizlikleri ve şiddetli adet sancılarının tedavisi
    11-Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları
    12-Kronik tonsillit (geçmeyen boğaz iltihabı) tedavisi
    13-Kronik sinüzit tedavisi
    14- Fibromyalji (yaygın kas ağrıları), devamlı yorgunluk hissi ve halsizlik tedavisi
    15-Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıkların tedavisi
    16-Kronik kabızlık tedavisi
    17- Bağırsak hastalıklarını tedavisi (irrtabl kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn)
    18-Yüz felci tedavisi
    19-Trigeminal nevralji tedavisi
    20-Spor yaralanmaları tedavisi
    21-Vücudun toksinlerden arındırılması
    22-Anti-aging (yaşlanmanın önlenmesi)
    Daha kapsamlı bilgi için 2010 Nobel Kitabevinde Çıkan Türkçe tek kitab olan Nöralterapi kitabına bakabilirsiniz.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

  • Gülerek normal doğum…

    MERHABALAR…
    NEREDEYSE BÜTÜN KADINLARIMIZIN HAYATLARINDA EN ÇOK ÇEKİNDİKLERİ ANLARDAN BİR TANESİDİR DOĞUM ANI… HAMİLELİĞİN İLK TESPİTİNDEN İTİBAREN RESMEN BAŞLAR BU SÜREÇ… ACABA NASIL DOĞURACAĞIM? SEZERYAN MI OLACAK YOKSA NORMAL DOĞUM MU? HATTA BİRÇOĞUMUZ NORMAL DOĞUMDAN VE DOĞUM AĞRISINDAN ÇEKİNİP KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANIMIZA SEZERYAN OLSUN DEMİYORMUYUZ… EVET BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ BU…
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMU DUYDUNUZ MU HİÇ? BİRÇOĞUNUZ EVET DER GİBİ… YA YAŞAYAN BİRİNDEN DİNLEDİNİZ Mİ? BU SEFER HAYIR DER GİBİSİNİZ. NEDEN BÖYLE BİLİYORMUSUNUZ? BİRÇOK GELİŞMİŞ ÜLKEDE ÇOK SIK UYGULANMASINA HATTA NEREDEYSE TÜM NORMAL DOĞUMLARDA UYGULANMASINA RAĞMEN ÜLKEMİZDE ÇOK SIK UYGULANMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR.
    NEDEN UYGULANMIYOR? ÖNCELİKLE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI HEKİMLERİMİZİN NORMAL DOĞUM OLABİLİR DEMESİ VE BUNUN AĞRISIZ NORMAL DOĞUM OLABİLECEĞİNİ İSTEMELERİ GEREKMEKTEDİR. DAHA SONRA İSE HASTANIN BUNU KABUL ETMESİ GEREKMEKTEDİR. ÜÇÜNCÜ AŞAMADA İSE ANESTEZİ UZMANI HEKİMLERİMİZİN İŞLEMİ UYGULAYIP HASTAYI ÇOK SIKI TAKİP ETMELERİ GEREKMEKTEDİR. EN SON VE BENCE EN ÖNEMLİ AŞAMA İSE SGK'NIN BU İŞLEMİN ÜCRETİNİ ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR AMA MALESEF İŞLEM SGK ÖDEMESİ DIŞINDADIR.
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMUN FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR… ÖNCE KUŞKULARINIZI GİDERELİM… 1) BEL AĞRIM VE BEL FITIĞIM OLACAK MI? 2) BAŞAĞRIM OLACAK MI? 3) BULANTIM KUSMAM OLACAK MI? 4) BEBEĞİM ZARAR GÖRECEK Mİ? RAHAT OLUN VE BU GÜZEL ANIN KEYFİNİ ÇIKARIN DERİM… TÜM BUNLAR YA ÇOK ÇOK NADİR OLABİLECEK VEYA HİÇ OLMAYACAK DURUMLAR…
    FAYDALARINA GELİNCE… İŞLEM YAPILDIĞI ANDAN İTİBAREN DOĞUM BİTENE KADAR HİÇ AĞRI DUYMAYACAK, GÜLEREK KEYİFLİ BİR DOĞUM SÜRECİ GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ… SİZ HİÇ AĞRI DUYMAYIP STRES YAŞAMADIĞINIZ İÇİN BU STRESİNİZ BEBEĞE YANSIMAYACAK VE BEBEĞİNİZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI DOĞACAK… DOĞUM SÜRECİNİZ İSE SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK DAHA KISA OLACAK…
    GÜLEREK KEYİFLİ DOĞUM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE…

  • Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığında çoğu zaman ameliyata gerek kalmadan tedavi mümkündür. İlaç tedavisi ve yatak istirahatı yapılacak ilk şeydir. Yatak istirahatıyla sinirlerin üzerindeki baskının ortadan kalkması sağlanabilir. Şikayetlerin oluştuğu ilk 24-48 saat içerisinde bölgeye soğuk uygulamak; ödem, kas spazmı ve ağrıyı azaltmak suretiyle yararlı olabilir. Ancak buz hiçbir zaman deriyle direkt olarak temas ettirilmemeli, örneğin bir havluya sarılarak en fazla 15 dakika süreyle uygulanmalıdır.

    İlaç tedavisi için çeşitli ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Ancak hiçbir zaman hekime danışılmadan alınmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki akut ağrının tanı konmadan kontrolsüz olarak kesilmesi, hastanın kendisini korumasına engel olarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Uygulanacak bir başka tedavi ise fizik tedavi yöntemleridir. Fizik tedavi ile ağrının azaltılması, kas spazmının ortadan kaldırılması, esnekliğin artırılması amaçlanır. Soğuk ve sıcak uygulama tedavileri, masaj teknikleri, germe egzersizleri fizik tedavi yöntemlerine örneklerdir.

    Yukarıda sayılan tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan hastalara Transforaminal epidural enjeksiyonönemli yarar sağlayabilir. Bu işlem baskı altında kalan sinirlerin olduğu bölgeye iğne ile girilerek, ağrı, ödem ve yangı giderici çeşitli ilaçların enjekte edilmesidir. Bu şekilde hem şikayetler rahatlatılır, hem de fıtığın bulunduğu bölgedeki sinir baskısı ortadan kaldırılır.

    Henüz fıtıklaşmanın tam olarak oluşmadığı hastalarda Disk İçi Lazer Tedaviolarak isimlendirilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu şekilde disk içeriğine lazer yardımıyla yüksek ısı uygulanıp diskteki hasarlı alanların onarılması ve ağrı ileten sinirlerin bloke edilmesi amaçlanır. Ayrıca günümüzde modern tedavi olarak Disk İçi Ozon enjeksiyonlarını da uygulanmaktadır. (bakınız hasta görüşleri)

    Sonuçta birçok tedavi yönteminin uygulandığı bel fıtığı hastalarında önemli nokta tıbbın temel kurallarından biri olan “hastalık yoktur, hasta vardır” kuralını göz önüne alarak, hastaya uygun tedavi yöntemini belirlemektir. Örneğin acil olarak ameliyat edilmesi gereken bir hastaya ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle zaman kaybettirmek ne kadar yanlışsa, ameliyatsız tedavi edilebilecek bir hastanın diğer yöntemler denenmeden ameliyat edilmesi de o denli hatalıdır. İstatistiklerden de anlaşıldığı gibi “girişimler yöntemler” dediğimiz çeşitli yöntemlerin ve fizik tedavinin birlikte uygulanması ile bir çok bel fıtığı hastası ameliyat olmaktan kurtulmaktadır.

  • Sırt kireçlenmesi

    Sırt bölgesine kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Sırt kireçlenmesinde ağrı yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanma burada kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sırt bölgesindeki faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada sırta yayılan ağrılar meydana gelecektir.

    Sırt bölgesinin kireçlenmesinde ağrı faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

  • Bel kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.