Etiket: Ağrı

  • Ağrı nedir ve ağrı uzmanı ne yapar

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmektedir.

    Doç Dr Kader Keskinbora

  • Ağrı nedir? Sorular ve cevaplar

    Ağrı nedir?

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı sıklıkla bir hasar sonrası yaşanır. Alarm görevi olan akut ağrı, bizleri hasardan ve hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur.

    Son yıllarda “Ağrı Teorisinde Devrim” olarak sunulan görüşe göre, beyinde ağrı ile ilgili yapılar vardır ve nöromatriks adı verilen bu yapılar birbirleri ile yakın ilişki içindedirler. Vücudun idrakini ve ağrı hissedilmesini sağlayan sinirlerden oluşan bu yapılar network gibi işlemektedirler. Nöromatriks denilen bu network beyinde önceden genetik olarak yapılanmış olup daha sonra yaşam sırasında geçmiş deneyimlerle, endişelerle, ve en önemlisi stres ile şekillenmekte ve duyusal, zihinsel ve ruhsal boyutları ile idrak edilmektedir. Bilgi en son olarak da omuriliğe ulaşmaktadır.

    2. Kronik ağrı nedir?

    Kronik ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın sinir biyolojisini değiştirmekte, fiziksel ve duygusal bozukluğa neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir.

    3. Kronik ağrı neden olur?

    İlk medeniyetlerde bir büyü, bela, şeytan, kötü ruh olarak yorumlanan kronik ağrının neden ve nasıl oluştuğu, sinir fizyolojisindeki son 20-30 yıldaki ilerlemelerle gizemi biraz olsun aralanmasına rağmen günümüze değin halen tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Sadece kronik ağrının oluşması değil, ağrı hassasiyeti, ağrıya yatkınlık, etkili olduğunu bildiğimiz bazı tedavilerin etki mekanizmaları ve tedavilere verilen cevabın herkesde farklı olması gibi temel katogorilerde de anlayamadıklarımız bulunmaktadır,

    4. Kronik ağrılar nedensiz olabilir mi?

    Bu gün için genetik yatkınlığın kronik ağrıda önemli pay sahibi (%60) olduğu, duyu sistemindeki patolojik değişimlerin bağışıklık sistemi tarafından düzenlendiği ve bu iki sistem arasında karşılıklı etkileşmenin olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında ağrı oluşumunda çevresel ve spinal düzeyi iyi bilmemize karşın, beyinde ne olup bittiği hakkında bilgimiz sınırlıdır

    5. Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrı, çevresel veya merkezi sinir sisteminin bir kısmının zedelenmesi, fonksiyonun bozulması veya uyarılabilirliğinin değişmesi ile ilgili bir ağrıdır. Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar, yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum doku hasarına bağlı ağrıdan çok farklıdır çünkü doku hasarına bağlı ağrı uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir.

    Nöropatik ağrı, tıp dünyasının da çok bilmediği bir ağrı türüdür. Çok çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkması ve altta yatan mekanizmaların çokluğu nöropatik ağrı tanı ve tedavisinin zorlu olmasına neden olmaktadır.

    6. Nöropatik ağrı belirtileri?

    Yanma, elektrik çarpması, karıncalanma, bıçak saplanması gibi bir ağrı bize sinir hasarına bağlı ağrıyı hatırlatmalıdır. Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Hastaların % 79’unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir” dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemlerini de beraberinde getirmektedir.

    7. Nöropatik a ağrı nasıl tedavi edilir?

    Nöropatik ağrı tedavisi zordur çünkü birçok analjezik yanıcı-batıcı ve çakıcı nitelikte olan bu ağrıları dindirmede yetersiz kalabilir. Normalde analjezik olarak sınıflandırılmayan bu nedenle de sekonder analjezik olarak isimlendirilen bazı ilaç grupları nöropatik ağrı tedavisinde kullanılabilir. Nöropatik ağrıdan birden fazla mekanizma sorumlu olduğundan tedavide çoğunlukla çoklu ilaç tedavisi önerilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresanlar bu kronik ağrıyla baş etmeyi kolaylaştırdığından nöropatik ağrı tedavisinde birinci sıra ilaç olarak kullanılırlar. Epilepsi tedavisinde kullanılan antikonvülzanlar ise özellikle elektrik çarpar tarzda ağrı ön planda ise tercih edilirler.

    8. Ağrı kesiciler kronik ve nöropatik ağrılarda işe yarar mı?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği basamak prensibine uyularak kronik ağrıları tedavi etmek %80-90 oranında mümkün. Hafif ağrılarda basit analjezik olarak nitelendirdiğimiz parasetamol ve benzeri ilaçlar yeterli olabilmektedir. Ağrı orta şiddette ise zayıf opioid olarak tanımladığımız kodein ve tramadol eklenebilir. Çok şiddetli ağrılarda ise morfin gibi kuvvetli opioid ilaçlar gündeme gelmektedir. Nöropatik ağrı tedavisinde ise sekonder analjezik olarak nitelendirdiğimiz antidepresanlar ve antikonvülzanlar ön sırada kullanılmalıdır.

    9. Sizce Türkiye’de insanlar en çok hangi ağrılardan şikayet ediyor?

    Ağrı kliniklerine başvuran hastaların % 40’ı kanser ağrısından, % 60’ı ise kronik kanser dışı

    ağrıdan yakınmaktadırlar. Kronik kanser dışı ağrıdan yakınanların büyük bir çoğunluğu ise belağrısıvebaşağrısıdır.

    10. Ağrılar psikolojik sorunlara yol açabilir mi?

    Kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Bu nedenle hem yaşlı hem de geç ağrılı hastada bu inatçı ağrının yarattığı kısır döngü ile depresyon görülebilmektedir. Ayrıca hassas yapılı ve strese maruz kişilerde de hafif ağrı yakınması daha şiddetli hissedilebilmektedir. Sonuçta hem depresyon ağrıya hem de ağrı depresyona yol açabilmektedir.

  • Yaşlıda ağrı

    Yaşlılarca en çok dile getirilen sorunlardan biri olan ağrı; duysal bir uyarı veya sinirsel bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve kişinin hafızasına, beklentilerine ve duygusal yapısına göre değişiklikler arz eden karmaşık bir süreçtir.

    Yaşlılarda bildirimi yapılmamış ve tıbbi kayıtlara geçmemiş hastalık oranı oldukça yüksektir, çünkü yaşlılar veya yaşlı yakınları pek çok belirtiyi yaşlılık için doğal sayarak sağlık kuruluşlarına başvurmamaktadırlar. Buna rağmen yaşlılarda ağrı görülme oranının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir.

    Yaşlılar kronik (süregen) ağrı açısından da önemli bir risk grubunu oluşturmakta ve bu yaş grubunda ağrı ciddi sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu sorunların başında depresyon, anksiyete (bunaltı), sosyal izolasyon, uyku bozuklukları, ambulasyon-hareket sorunları dikkati çekmekte ve sağlık hizmetlerinin kullanımında ve tedavi maliyetlerinde belirgin artışlar olmaktadır. İnatçı ağrının yaşlılarda yürüme bozukluklarını artırdığını, rehabilitasyon çalışmalarını yavaşlattığını ve ağrıya yönelik olarak kullanılan ilaçların da pek çok yan etkiye neden olduklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

    Yaşlılarda ağrıya yönelik tedavi seçenekleri ilaç tedavisinden girişimsel ağrı tedavisine kadar değişen yelpaze içindedir. İlaç tedavisinde uygun ilacın seçilmesi, kısa etkili ilacın tercih edilmesi, bir defada bir tek ilacın reçete edilmesi, tedaviye düşük dozlarda başlanması, dozun gerekiyor ise kontrollü olarak ve yavaş artırılması, ilaç yan etkilerinin bilinmesi, ilaç kombinasyonlarının yan etkilerinin bilinmesi, ilaca gerektiği süre kadar devam edilmesi önemlidir. Ağrının kontrol edilmesine yönelik olarak kullanılan pek çok ilaç mevcut olmakla birlikte bazılarının özellikle yaşlı hastalarda kullanımı önerilmemektedir; hekimlerin özellikle bu ilaçlar ile ilgili konularda donanımlı olmaları gerekmektedir.

    Özellikle yaşlılarda omurganın da yaşlanmasına bağlı bel-bacak ağrılarıda sık görülmektedir. Bel bölgesinde daha çok hissedilen ağrı omurganın faset eklemlerindeki bozukluğa bağlıdır. Faset eklemine yapılacak radyofrekans akım uygulaması ile belde lokalize ağrı giderilebilmektedir. Belden bacağa doğru yayılan ağrı ise çoğunlukla bel fıtığına bağlı sinir sıkışması ağrısı olup bu sinirin üzerine uygulanacak pulsed radyofrekans akım tedavisi ile hastalar ağrısız kalabilmektedir. Yaşlılarda yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ağrı sorununa yaklaşım bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirme ile tedavinin de multidisipliner bir yapılanma içinde gerçekleştirilmesi şeklinde olmalıdır.

  • Migren pili

    Migren yaşam kalitesini ciddi olarak bozan ve toplumda yaygın olarak gözüken, başağrısı ataklarına çogunlukla bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyetinin eşlik ettiği hastalıktır. Migren tedavisinde hedef hem akut atak sırasında ağrının azaltılması hemde oluşabilecek atakların sayılarının azaltılmasıdır. Tanı konmamış veya tedavi olmayan pek çok kişinin yanında, tanı konulup hem atak önleyici hem de atak sırasındaki ağrı kontrolü amacıyla çok çeşitli ilaçlar almalarına rağmen ağrıları geçmeyen migren hastaları çoğunluktadır. Bu nedenle Tıp dünyası özellikle Batı Tıbbı, migrene çare bulmak amacıyla son yıllarda çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu çalışmalar sonucunda migren tedavisinde ağrı pili (occipital nevre stimulation) uygulaması FDA onayı alarak BAŞAĞRISI TEDAVİ KILAVUZU’na girmiştir. Migren tedavisinde ağrı pili uygulaması şu şekilde yapılmaktadır: Migrenden sorumlu başın arkasında ense tarafında bulunan bir sinir üzerine bir elektrod yerleştirilir ve bu elektrodun uç kısmı ağrıyı kesecek akımı üreten bir jeneratör yani pil ile birleştirilir. Sistem tamamen dışarıdan görülmeyecek şekilde cilt altına yerleştirilir. Hasta migren ağrısı başladığında dışarıdan bir kumanda ile pili aktif hale getirerek ağrısını azaltabilmektedir. Ağrı pili uygulaması sonucunda birinci ayda ağrı ataklarında %50 azalma ve ikinci ayda ise %80 azalma beklenmektedir.

  • Omurilik ağrı pili

    Omurilik ağrı Pili (Spinal kord stimülasyonu)

    Bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrasında bazı hastalarda omurga kanalında bir takım yapışıklıklara bağlı olarak şiddetli bir şekilde bacak ve bel ağrısı görülür. Bu hastalar bel fıtığı ameliyatından sonra ağrılarının geçmemesi üzerine tekrar tekrar bel cerrahisi geçirmek durumunda kalırlar. Her bel fıtığı cerrahisi yeni bir yapışıklık ve devamında da ağrının daha da artmasına neden olmaktadır. Bu hastalarda algolojik tedaviler, fizik tedavi, ilaç vb. bir takım tedavi yöntemleri çare olmazsa, hastanın omurga kanalına pil yerleştirilerek, “Spinal kord stimülasyonu” uygulanır. Diğer bir hasta grubu ise buerger hastalığı başta olmak üzere damar tıkanıklığına bağlı ayak ve ellerinde yarası ve ağrısı olan hastalardır. Omuriliğe konulan pil ile sağlanan elektrik akımı yani spinal kord stimülasyonu damarların genişlemesini de sağladığından yaraların iyileşmesine de katkıda bulunmakta ve ek olarak da ağrıyı azaltmaktadır.

    Spinal Kord Stimülasyonu Nasıl Uygulanır?

    Hastanın omurga kanalına (epidural bölgeye), lokal anestezi altında uyarılabilinen özel bir elektrot teli yerleştirilir. Ufak bir cerrahi müdahale sonucunda hastanın cilt altına bir pil yerleştirilir ve omuilik içine yerleştirilmiş elektrotun ucu ile birbirlerine bağlanır. Bu pilin omuriliğe düşük voltajlı elektrik akımı verilmesiyle sinir iletimi yani ağrının iletilmesi engellemiş olurki bu aynı zamanda ağrının baskılanması demektir. Yani doğrudan omurilikteki sinir liflerini uyararak, ağrının beyine ulaşmasını engellenmiş olur. Pilden omuriliğe giden elektrik akımının şiddetini hasta, kendi kontrol edebildiği uzaktan kumanda cihazı ile ayarlayabilir.Kronik ağrı tedavisinde uygulanan ağrı iletiminin fiziksel olarak kesildiği tekniklere göre geri dönüşümlü olması ile üstünlük taşır. Bu yöntemle son derece başarılı sonuçlar elde edilir. Omurilik pili yöntemi pahalı bir yöntem olduğu için, diğer tüm tedavi yöntemleri uygulanıp yeterli başarı elde edilmediğinde kullanılması gerekmektedir.

    Kimlere spinal kord stimülasyonu yapılabilir?

    Yöntemin başarısı için hasta seçimi çok önemlidir. Ağrı şikayetleri çok sık ve şiddetli olmalı, diğer tedavi yöntemlerinden yeterli yanıt alınmamış olmalıdır.

    Omurilik zedelenmesine bağlı ağrılar,

    Kol ve bacak kesilmesi (amputasyonu) sonucu ortaya çıkan fantom ağrısı,

    Şeker hastalığı gibi nedenlerle ortaya çıkan periferik nöropati ağrısı,

    Dolaşım yetmezliği nedeniyle oluşan periferik damar hastalıklarına bağlı ağrılar,
    Bel ya da boyun bölgesinde ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklara (fibrozise) bağlı sinir kökü basıları,

    omurga pilinin en çok uygulandığı hastalıklardır. Son yıllarda spinal kord stimülasyonu

    angina pektoris (kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı) tedavisinde dekullanılmaktadır. Tedaviye

    dirençli migren tedavisinde oksipital sinire elektrod yerleştirerek pil uygulaması ise migren

    ağrı tedavisinde çığır açmıştır.

    Sonuçlar nasıldır?

    Birçok araştırmacıya göre başarılı sonuç oranı % 48-75 arasında değişmektedir. Yöntemin uzun süreli takibine ait, iskemik ağrıda %80-90, nöropatik ağrı da ise ortalama olarak % 50 başarılı sonuçlar alınmıştır.

  • Ağrı ve tedavisi!

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. – Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmaktedir.

  • Kanser ağrısı ve tedavisi!

    KANSER AĞRISI VE TEDAVİSİ

    Kanser hastasında ağrı olasılığı erken dönemde %38 iken hastalık ilerledilçe bu oran %85’leri bulmakta ve yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu ağrı yakınması direkt olarak tümörün invazyonuna ve kompresyonuna (%85) bağlı olmakla birlikte %17 oranında tümörün tedavisine (posttorakotomi ağrısı, postmastektomi ağrısı, pleksus fibrozisi, miyelopati, kemoterapiye bağlı nöropati, mukozit), %9 oranında tumor hastalığı ile ilgili (herpes zoster, dekübitus, konstipasyon) ve %9 oranında da tümor dışı (migren, diyabet) nedenlere bağlıdır. Tumor hastasında hem somatik ağrı hem de nöropatik ağrı görülebilmektedir. Örneğin bir kanser hastası vertebral kemik metastazına bağlı somatik nosiseptif ağrıdan yakınırken buna ek olarak da epidural/spinal kord basısına bağlı olarak nöropatik ağrıdan yakınır.

    Kanser ağrısı ya devamlı ya aralıklı ya da ani alevlenmeler (ani artan ağrı- kaçak ağrı) şeklinde olur. Kanser hastalarının 2/3’ünde görülen kaçak ağrısı özellikle yutkunma, öksürme, defekasyon-miksiyon ve hareketle ortaya çıkmaktadır ve şiddetlidir, kısa sürelidir ve kontrolü zordur. Hastanın bazal medikal tedavisine ek olarak kısa etkili ilaçlar (transdermal fentanil, SC morfin gibi..) kullanılması ağrı sağaltımını sağlayacaktır.

    Kanser hastasında başarılı ağrı tedavisi için hasta-onkoloji-algoloji-hasta yakını işbirliği mutlaka gerekmektedir. Tedavide DSÖ’nün basamak prensibine uygun olarak yapılan sistemik analjezik tedavi esas olmakla birlikte uygun hastalarda girişimsel ağrı tedavisi (epidural/spinal kateter/port uygulaması, nörolitik bloklar, radyofrekans termokoagülasyon) mutlaka tedavi planına eklenmelidir.

    Sistemik analjezik tedavide DSÖ’ünün önerdiği basamak prensibine göre hafif ağrıda nonopioid (NSAİİ, Parasetamol, metamizol) ile başlanmalı, orta şiddetli ağrıda zayıf opioidler (kodein kaşe-şurup, tramadol damla-kapsül-retard tablet), şiddetli ağrısa ise kuvvetli opioidler (morfin oral tablet, jurnista, transdermal-transmukozal fentanil) kullanılmalıdır. Tüm basamaklarda doz titrasyonuna dikkat edilmelidir. Sistemik analjezik tedaviye başlarken ilk 24-48 saat içinde SK veya İV kısa etkili opioidler (morfin amp) ile günlük tüketilen toplam doz bulunduktan sonra tedaviye uzun salınımlı opioid ile devam edildiği takdirde stabil analjezi sağlanabilmektedir. Bu arada ani artan ağrı tedavisinde kısa etkili opioid luzum halinde kullanılabilir. Nöropatik komponenti olan kanser ağrısında ise antikonvülzan eklenmesi unutulmamalıdır.

    Kanser ağrısında girişimsel yöntemler:

    İntraspinal (EP/İT) veya periferik uygulamalar sistemik analjezikler ile yeterli analjezi sağlanamıyor veya tolere edilmeyen yan etkiler olduğunda uygulanmalıdır. Nondestrüktif (intraspinal veya pleksus analjezi) ve destrüktif (sempatik gangliona veya periferik sinire radyofrekans termokoagülasyon, alkol, fenol uygulaması) analjezik yöntemler kullanılabilir.

  • Proloterapi 10 soru-10 cevap

    1. Proloterapi tedavisi yaptırmam gerekir mi? Hangi ağrı durumlarında proloterapi faydalıdır?

    Kendiniz için cerrahi ya da başka bir tedavi yönteminin yardımcı olacağına inanmıyorsanız yararlı olabilir. Ciddi sağlık problemleri, antikoagülan-anti-inflamatuar-kortizon ilaçlarının kullanımı, kötü beslenme proloterapi tedavi sonuçlarını etkileyebilir.

    • Vücudun herhangi bir yerindeki yırtılmış ya da hasar görmüş ligamentler
    • Cerrahi ile giderilemeyen omurga ağrısı
    • Cerrahi ile giderilemeyen eklem ağrısı
    • Spor yaralanmaları, tüm eklem, tendon ve ligament yaralanmaları
    • Baş ağrısı
    • Boyun ve sırt ağrısı
    • Boyun veya sırt ve bel incinmesi
    • Omurga: Servikal (boyun), göğüs (üst arka) veya lomber (bel) artrit
    • Spinal disk hernisi veya dejenerasyon( bel fıtığı)
    • Spinal sinir tahrişi veya sıkışması
    • Kompresyon kırıklarında oluşan ağrı
    • Skolyoz ağrısı
    • Kötü duruşa bağlı zayıf ligamentlerin oluşturduğu ağrı
    • Sakroiliak hassasiyet, ağrı
    • Göğüs kafesi ve sternal yaralanma ve ağrı( by-pass veya göğüs cerrahisi ameliyatlarından sonra kalan ağrının tedavisi)
    • Kaburga kırıkları ağrısı
    • Eklemler veya omurga cerrahisi sonrasında devam eden ağrılar
    • Omuz artrit
    • Omuz burkulma ve rotator manşet yaralanmaları
    • Donmuş omuz
    • Kronik olarak devamlı çıkan omuzlar
    • Dirsek burkulma ve artrit
    • Tenisçi dirseği
    • Bilek burkulmaları ve artrit veya aşırı kullanımı sendromu
    • Karpal tünel sendromu
    • Artrit, burkulma ve başparmak ve parmaklar aşırı kullanımı
    • Kalça ağrısı, zorlanması
    • Kalça artrit, tendinit ve bursit
    • Uylukta devamlı ağrı
    • Pubis ağrısı( özellikle futboculardaz orlanma sonucu oluşan)
    • Diz burkulma veya zorlanması
    • Diz artrit
    • Diz çapraz bağ yaralanmaları
    • Diz medial ve lateral kollateral bağ yaralanmaları
    • Diz tendinit
    • Topuk (Aşil tendonu) yaralanmaları
    • Akut veya kronik ayak bileği burkulma veya zorlanması sonucu oluşan ağrılar
    • Morton nöroma, topuk dikeni

    2. Tedavi süresi ne kadar?

    İlk muayene 60-90 dakika arası.Enjeksiyonların süresi ise 20-30 dakika sürebilir. İlk seanstan sonraki seanslar daha kısa süreli olup kliniğimizden yaklaşık en fazla 3-4 saat içinde ayrılabilirsiniz.

    3. PROLOTERAPİ Maliyeti ne kadar?

    Tüm ödemeler SGK tarafından yapılmaktadır. Randevu almanız yeterlidir.

    4. Tedavim için kaç seans gerekir?

    Ağrı tedavisi için kliniğimize gelen bir hastaya kaç seans proloterapi’nin gerekeceğini önceden söylemek mümkün değildir.Biz muayene -laboratuar tetkikleri ve ağrının,hastalığın şiddetine göre yaklaşık kaç seans olacağını tahmini olarak söyleriz.

    5. Tedavi aralıkları ne kadar?

    Başlangıç olarak genellikle 3-4 hafta arayla tedaviye başlanmakta ardından hastadan alınan yanıta ve hastanın tedaviye uyumuna göre tedavi aralıkları 8 haftaya kadar uzatılmaktadır.

    6. Tedaviden ne kadar sonra çalışabilirim ya da spor yapabilirim?

    İlk 72 saat; sık aralıklarla enjeksiyon bölgelerine sıcak su torbası uygulanmalı, kendimizi zorlamadan günlük faaliyetlerimize devam etmeliyiz. 72 saat sonra; verilen egzersizleri istenilen sayıda yapmalıyız. Tavsiyelere uymak; hem tedavinin etkinliğini arttırır hem de iyileşmenin bir belirtisi olan ağrılı dönemin rahat geçmesini sağlar. LÜTFEN SABIRLI OLUNUZ. PROLOTERAPİ DOKTOR – HASTA UYUMUNUN EN YÜKSEK DÜZEYDE OLMASI GEREKEN BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

    7. Enjeksiyonda kullanılan ilaç nedir?

    Proloterapi için kullanılan solüsyonların hiçbirinde KORTİZON bulunmamaktadır. Lokal anestezik ile dekstrozun farklı konsantrasyonlarda karışımı bazen de Sodyum morrhuate (morinakaraciğeri yağı bir suda çözünür formu) eklenerek tedavi yapılmaktadır.

    8. Prolotherapi ile başarı oranı nedir?

    %80-90 ( SABIR – HASTA VE DOKTOR İŞBİRLİĞİ EN YÜKSEK SEVİYELERDE OLDUĞU ZAMAN )

    9. Proloterapi ile iyileşmemi %100 garanti edebilir misiniz?

    Hayır. Örneğin; kalça ya da diz protezinde bile %100 iyileşeceğiniz, ağrılarınızın tamamının geçeceği garantisi verilmez. Ancak yukarıda belirttiğim gibi hastalarımın büyük bir oranında ağrıyı oluşturan faktör tedavi gördüğü için ağrı derecesi şiddetliden hafif ya da tamamen kaybolmuş derecesine kadar iner.

    10. Randevuma gelirken neler getirmeliyim, ilk randevuda tedavi başlayacak mı?

    Daha önce yapılan tetkikler (röntgen, MR, BT, kan tetkikleri vs… ) ve daha önce gidilen doktorların epikrizleri varsa getirilir. İlk randevu fiziki muayene, tetkikleri inceleme ve eksik tetkikleri isteme şeklinde geçer. Ardından tedavi seansları planlanır

  • Diz kireçlenmesine ameliyatsız tedavi diz proloterapisi

    Gonartroz ( DİZ KİREÇLENMESİ ) orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar, doğuştan gelen bazı bozukluklar en önemli sebepleridir.

    Kireçlenme ya da diğer adıyla osteoartrit, eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına yol açan bir hastalıktır. Kıkırdakta ve kıkırdağının altındaki kemik dokuda değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir.

    Nasıl Seyreder?
    Kireçlenme yavaş seyirli bir hastalıktır. Hasta eklemlerde kısıtlılık ve ağrıya sebep olur.

    Kireçlenme kimlerde görülür?
    Kireçlenme ileri yaş hastalığıdır. Kırk yaşından önce görülmesi nadirdir. 60 yaş civarındaki insanların yaklaşık yarısında kireçlenme bulguları vardır. Hastalık kadınlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    Kilonun kireçlenme üzerine etkisi var mıdır?
    Fazla kilo, ekleme binen yükü artırarak özellikle dizde kireçlenme gelişme olasılığını yükseltmektedir. Kilo artışı hastalarda şikâyetlerin ortaya çıkmasına veya artmasına neden olabilmektedir. Orta derecede bir kilo verilmesi bile kireçlenme riskinde azalmaya yol açar.

    Kireçlenme ailevi midir?
    Bazı ailelerde çok daha sık olarak ve daha erken yaşlarda ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu da ailevi yatkınlıktan kaynaklanmaktadır. Özellikle el parmak eklemlerinde şişlere neden olan türünde kalıtımın katkısı çok belirgindir.

    Başka sebeplerden dolayı da kireçlenme ortaya çıkabilir mi?
    Eklemlerde doğuştan görülen (örneğin kalça çıkığı, kalça eklemi ile yuvası arasındaki uyumsuzluklar) veya sonradan kaza, darbeler gibi eklemde bozukluğa sebep olan yapısal bozukluklar, eklemin işleyişini aksatarak hastalık gelişme riskini artırmaktadır.

    Kireçlenme en çok hangi eklemlerde görülür?
    En sık diz, kalça, el parmak eklemleri, ayak başparmağı ve omurgada görülür.

    Diz kireçlenmesi özellikle bayanlarda sıktır ve şişmanlık ile görülme olasılığı artar.

    Kalça kireçlenmesi erkeklerde de kadınlar kadar sık görülür.

    El parmaklarında kireçlenme, özellikle en uçta bulunan eklemlerde görülür. Başparmak kökünde görülen kireçlenme eklem şişliği ve hareket kısıtlılığı yapar. Ayak başparmağının kireçlenmesi parmağın dışarı doğru eğrilmesine ve/veya hareketlerinin tama yakın kaybına neden olabilir.

    Kireçlenme omurganın en hareketli bölgeleri olan boyun ve belde de görülebilir. Omurga eklemlerindeki hareketi bozarak ağrı ve acıya sebep olur. Ek olarak kemik çıkıntıların sinir kanallarını ya da omurilik boşluğunu daraltmasına bağlı bulgular da ortaya çıkabilir.

    Kireçlenmenin hastalarda ne gibi şikâyetlere sebep olur?
    Hastalar en sık olarak, kireçlenme gelişen eklemlerinde ağrı ve hareketlerde azalmadan yakınırlar. Ağrı genellikle hareket sırasında ya da günün ilerleyen saatlerinde görülür. Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Şikâyetler genelde dinlenmeyle rahatlar. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe, istirahat sırasında da ağrı görülebilir ve eklem hareketleri günlük yaşam faaliyetlerini aksatacak düzeyde kısıtlanabilir. Hareket sırasında eklemde çıtırtı ve ses duyulabilir. Uzun süren dinlenme sonrası, sabahları veya oturur durumdan harekete geçince, hareketlerde kısa süren bir tutukluk olabilir. Genelde sabahları olan bu durum 30 dakikadan fazla sürmez. Kireçlenme olan ekleme komşu kaslarda zayıflama ve güçsüzlük dikkati çeker.

    Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Kireçlenme tanısı nasıl konulur?
    Deneyimli bir doktor kireçlenme tanısını muayene ile koyabilir. Eklemlerde şişlik, açı değişikliği (örneğin dizlerdeki çarpık görüntüler), hareket kısıtlılığı tanıyı kolaylaştırır. Röntgen filmleri kireçlenmenin hem tanısı, hem evrelenmesi hem de tedavisinin planlanması açısından gereklidir.

    Kireçlenme nasıl tedavi edilir?
    Tedavinin temel amacı, ağrı, tutukluk ve şişliği gidermek, hareketteki kısıtlanmayı düzeltmek ve günlük yaşam faaliyetlerinin sorunsuz yapılmasını sağlamaktır. Vücut ağırlığının ideal kiloya inmesi eklem üzerindeki yükü azaltarak acıyı azaltabilir. Günlük işlerin ve önerilen egzersizlerin gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması çok önemlidir. Hastanın yaşadığı ve çalıştığı ortamın hastanın şartlarına göre düzenlenmesi (örneğin oturup kalkmayı kolaylaştırmak için sandalye boyunun arttırılması) gerekir.

    Bize ağrı tedavisi için başvuran hastaların çoğunluğunu diz kireçlenmesi nedeniyle ağrı şikayeti olan hastalar oluşturmaktadır. Muayene ve enjeksiyon için gerekli kan tahlillerini müteakiben diz proloterapisine başlarız.

    Hastalarımızın çoğunluğu 2. Seanstan sonra ağrılarında azalma hissetmekte ve takip eden seanslar sonrası ise eski yürüyüş konforuna kavuşmaktadırlar. Tedavilerimizde hastalarımızın ilk 3 gün süresince enjeksiyon yapılan dize aşırı derecede yüklenmemesi gerekmektedir. Tedavinin 3. Ayından itibaren ise diz için verilen egzersizleri eksiksiz yerine getirmelidirler. Doktor-hasta iletişimin mükemmel oluşuyla tedavi son derece çok güzel neticeler vermektedir. Günlük faaliyetlerini yapmakta oldukça zorlanan hastalarımız proloterapi ile birlikte eski günlerine ameliyatsız olarak dönebilmektedirler. Tedavilerimize destek olarak uyguladığımız, MSM, kondroidin sülfat, kollajen hidrozilat ve glukozamin en çok bilinen ve kullanılan kıkırdak koruyucu maddelerin yaşlanma seyrinde ortaya çıkan özellikle diz, kalça, el ve ayak bilek eklemlerinde kıkırdağı koruyucu ve onarıcı etkisi olduğunu gösteren birçok çalışma vardır. Özellikle glukozamin-kondroidin-sülfat-MSM karışımını hastaların ağrılarını azaltmada ve eklem hareketini desteklemede faydalı olduğu düşünülmektedir. Biz de hastamıza bu destekleyici ilaçlardan vermekteyiz.

  • Cerrahiye alternatif tedavi proloterapi

    Proloterapi ; 1920 yılından günümüze, uygulanan bir tedavi yöntemidir. Eklemler, kıkırdak, ligamentler ve tendonlar için mükemmel bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Tedavi yönteminde esas hasarlı bölgeye verilecek proliferatif solüsyonlarla iritasyon oluşturmak. Bu şekilde hasarlı-zayıf bölgede kan akımını arttırmak suretiyle vücudun tamirci hücrelerini ilgili bölgeye çağırarak vücudun kendi kendine tedavi etmesini sağlamaktır.

    Örneğin ; omurgaya bakalım. Omurga tendon, ligament , diskler ve kıkırdaklardan oluşmaktadır. Diskler ve kıkırdak amortisör olarak hizmet veren ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen yapılardır. Ligamentler ise eklemi birinci derecede sabitleyen stabilizatörler olarak işlev görürler. Kemiklerin hareket aralığını sınırladıkları gibi kemikleri birbirine bağlarlar. Tendonlar, kemiklerin hareketini sağlamak için kasları kemiklere bağlarlar. Akut yaralanmalarda, bağlar ve tendonlar yırtılır dolayısıyla eklemin hareket kabiliyeti bozulur. Ardından diskler ve/veya kıkırdak yapılar artan stres, basınç ve sürtünmeyle yıpranmaya başlarlar. Aşınan disk, kıkırdak bir süre sonra sürekli ağrı, daha az hareketlilik, daha az dayanıklılık ve kireçlenmeye başlar.

    Omurganın destek dokularını ( herhangi bir eklem de olabilir ) uyararak etki gösteren PROLOTERAPİ hasarlı dokuları uyararak aşınmayı azaltır, hareketlilik artar, kireçlenme olayı azalır ve hasarlı bölgeler tamir edilir. Her tedavi seansı, tedavi alanlarında daha fazla doku onarımı uyarılması ile sonuçlanır. Böylece, vücudun doğal fonksiyonları harekete geçer. Hemen hemen tüm durumlarda, ağrı önemli ölçüde azalır veya tamamen ortadan kalkar. Proloterapi ligament, tendon, kıkırdak ve / veya diskleri yırtık ve yıpranmış yerlere de uygulanabilir. Tüm eklem ağrıları için etkili değildir. Örneğin; romatoid artrit için proloterapi etkin olmayabilir fakat onun tedavisi için de NÖRALTERAPİ uygulamalarımız mevcuttur. Ancak OSTEOARTRİT VE DEJENERATİF ARTRİT(GONARTROZ-DİZ KİREÇLENMESİ)’DE hastaların proloterapiye cevapları oldukça yüz güldürücüdür.

    Hastalarımız telefonla bizlere ulaşıp uygun randevu gününü aldıktan sonra kendilerini PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE ön muayeneye tabi tutarız. Bunun içinde hastamızın ayrıntılı bir hikayesi, fiziki muayenesi ve laboratuar tetkikleri ( rayoloji, kan tetkikleri vs… ) vardır. Ardından hastamızın durumuna göre NÖROPROLOTERAPİ VEYA PROLOTERAPİ YA DA HER İKİSİNİ BİRDEN UYGULAMAK ÜZERE tedavi seanslarımıza alırız. Öncelikle hastadan aldığımız cevaplar bizim tedavi seans sayımızı belirler bu da yaklaşık kişiden kişiye değişmekle birlikte 4-6 seanstır.

    Günümüzde kronik eklem rahatsızlığı ve ağrısı olan hastalar için mevcut tedaviler ; anti- inflamatuar ilaçlar(NSAIDs) , kortizon, ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, cerrahi vs… dir. NSAIDs (aspirin,ibuprofen,celebrex) veya kortizon proloterapi tedavisinin etkinliğini azaltır veya yok eder. Bu nedenle tedavi öncesi ve tedavi sürecinde bu ilaçları kullanmamak tedavinin etkinliği için önemlidir. Buna ek olarak,bu tür ilaçların uzun süre kullanımı organ sistemlerine ve bunun yanı sıra kas-iskelet sistemi üzerine anormal etkileri klinik olarak kanıtlanmıştır . Kortizonlu ilaçların ise pek çok ciddi yerel ve sistemik yan etkileri mevcuttur. Onların kronik kullanımı ya da ağrı tedavisi amacıyla kullanımı doğal savunma mekanizmalarını ortadan kaldırdığı gibi enjekte edilen eklemlerin daha fazla kötüleşmesine, ileride bir kalça ya da diz, eklem protezi ameliyatına neden olabilir. Kortizon ayrıca avasküler nekroz olarak adlandırılan femur başı kan beslenmesi azlığına neden olabildiği gibi şeker hastası olma riskini arttırır ve psikyatrik yönden de önemli yan etkilere sahiptirler. Tedavi esnasında kısa süreli vücuda herhangi bir zararı dokunmayan ağrı kesiciler reçete edebiliriz, gerçi hastalarımız genellikle 2-3. Seanstan sonra kullanmaya gerek duymuyorlar. Tedavimizin 1. Seansından itibaren kasları güçlendirmek, kan akımını arttırmak, hareketliliği korumak amacıyla belirli germe eksersizleri veriyoruz.

    Cerrahi operasyon olarak uygulanan PROTEZ TEDAVİSİ VEYA EKLEM İÇİNDEKİ HASARLI BÖLGELERİN ÇIKARILMASI bedenin kendi dışında müdahalesiyle olduğu için sonuçları da pek yüz güldürücü olmaz. PROLOTERAPİ ile vücut , tamamıyla doğal olarak kendi kendini tedavi eder. Bu şekilde KALICI VE KRONİK AĞRIDAN KURTARAN bir tedavi yapar.

    PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE PROLOTERAPİ ENJEKSİYONLARI SEDO-ANALJEZİ ( NARKOZ OLMADAN DAMARDAN VERİLEN İLAÇLARLA AĞRI DUYMADAN SAKİNLEŞTİRİCİ ALTINDA YAPILAN İŞLEM )İLE YAPILMAKTADIR. Enjeksiyon aralıkları duruma göre 3-4 haftada bir olmaktadır. İlk birkaç gün enjeksiyon alanlarında kızarıklık-şişlik olabilir bunlar geçicidir. 7 -10 GÜN SÜRECİNDE KİŞİNİN AĞRILARI GİTTİKÇE AZALIR.

    Yukarıda bahsettiğimiz gibi PROLOTERAPİ vücudun kendi doğal iyileşme yeteneğini desteklemektedir. Vücudun doğal fonksiyonlarını kullanarak sizi tedavi eden enjeksiyon yöntemidir. Tedavide kişi ameliyat edilmez ya da kendisine ilaç niteliğinde bir solüsyon enjekte edilmez. Ağrı ile birlikte kişi rahatlamaya başlar. Yapılan çalışmalar ileriki yıllarda bile etkinliğini kaybetmeden kişinin AĞRISIZ- HAREKETLİ bir şekilde yaşam kalitesi yüksek olarak hayatına devam ettiğini göstermiştir.