Etiket: Ağrı

  • SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    Hamilelikte kuşkusuz anne adayları pek çok şeyi dert ederler ve gerek kendileri için, gerekse doğacak bebeklerinin sağlığı için sürekli olarak kaygılanırlar.  Anne adaylarının kaygı duydukları arasında solunulan havanın temiz olup olmadığından içilen suyun temiz olup olmadığına, eşlerin evde içtiği sigaranın bebeğin sağlığına zarar verip vermediğinden dişçide çektirilen röntgenin zararlı olup olmadığına kadar pek çok konu vardır. Ancak bu tür kaygılar, hamileliler için gereksiz yere stres kaynağı oluşturmaktan öteye gitmez. Oysa, hamilelik konusunda doğru bilgilere sahip olmak, anne adaylarının yaşayacağı gereksiz stresi ortadan kaldıracağı gibi, sağlıklı bir bebeğe sahip olma olasılığını da artırır. Hamilelik sırasında bebeğe zarar verilmemesi için yapılması gerekenleri ve sorunsuz bir hamilelik için uyulması gereken altın kuralları bazıları: 

    -Sigara ve alkol kullanmayınız .
    -Hekim önerisi dışında ilaç almayınız 
    -Hekiminizin önerdiği demir ve multivitamin ,yeterli dozda omega 3 takviyesi ve eksiklik varsa d vitamini takviyesini ihmal etmeyin. 
    -Uzun süre ayakta durmayınız ,ancak uzun sürede hareketsiz kalmayınız
    -Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız, yorulduğunuzda istirahat etmeyi ihmal etmeyiniz  
    -Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz 
    -Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz 
    -Yolculuktan önce doktorunuza danışınız ,yolculuk ve seyahatlerde karşılaşılacak sorunlara karşı destek alınız
    -Bol ve rahat giysileri seçiniz 
    -Alçak topuklu, rahat ayakkabılar giyiniz 
    -Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz 
    -Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız 
    -Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş hareketlerle dişlerinizi fırçalayınız 
    -Röntgen ışınlarından sakınınız. Zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız 
    -Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun) 
    -Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur 
    -Günde  en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapınız 
    -Meme bakımına özen gösteriniz ,özellikle doğuma 2 hafta kala meme başını destekleyecek kremler kollanınız
    -Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz, dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız 
    -Bol su içiniz 
    -Sık sık ve azar azar beslenin, öğün aralarını açmayın ve öğünlerde yenilen yenmek miktarını azaltıp günlük öğün sayısını arttırın
    -C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turunçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz 
    -Lifli besinleri tercih ediniz ,Lifli besin tüketilmesi barsak hareketlerini arttırıp gebeliğin sebep olduğu kabızlık ve sıkıntılarından sizi koruyacaktır-Gebelik boyunca 10-12 kg’dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz 
    -Gebeliğiniz özel bir risk taşımıyorsa bol bol yürüyüş yapınız ve imkanınız varsa yüzün. Yüzme ve yürüyüşler hem egzersiz kapasitenizi arttıracak hem de sırt kaslarınızı kuvvetlendirip gebeliğin son aylarında sizi daha dayanıklı yapacaktır
    -Aşırı karbonhidrat ağırlıklı(hamur işi tatlı ve şekerli içecekler) beslenmeden sakınım daha dengeli ve her öğünde karbonhidrat sebze ve protein dengesine özen gösteriniz.

    Hekime başvurmanız gereken durumlar

    -Vajinal kanama: İlk aylarda düşük ve düşük tehtidi habercisi olabileceği gibi 24. Haftadan itibaren de erken doğum tehtidi belirtisi olabilir

    -Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir. Gebeliğin özellikle son aylarında günde 4-5 i geçmeyen, hareket ve aktivite sonrası olan istirahat edince geçen ve bir dakikayı geçmeyen ağrılar normaldir .Ancak  5  dakikada bir geliyorsa ,geldiğinde bir dakikayı geçiyorsa erken doğum habercisi ağrılar olabilir

    -Fetus hareketlerinin azalması: Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir. Özellikle 28.gebelik haftasından sonra fetal hareketleri uzun süre hissetmediğinizde hakiminize başvurunuz

    -Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir. 
    -Bulanık ya da bozuk görme 
    -Şiddetli baş ağrısı
    -İnatçı kusma
    -İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir. 
    -Ellerde ayaklarda ya da yüzde ani ve beklenenin dışında şime şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluk yada gebelik tansiyonu belirtisi olabilir
    Gözde sinek uçuşması ense ağrısı olması hipertansiyon bulgusu olabiliri tansiyonunuzu ölçtürün 160/90 üzerinde olursa hekiminize başvurun

  • MYOMLAR ..

    MYOMLAR ..

    – Yumurtalık kistleri ve miyomlar kimi zaman karıştırılıyor. Bunlar arasındaki farklar nelerdir?
    İkisi aynı şey değildir. Tamamen farklı organlarda gelişen patolojilerdir. Miyom rahimin sınırları içerisinde yer alır. Daha açık ifade edersek, rahimde kas ve bağ dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümöre miyom denir. Yumurtalık kisti ise, kadının yumurtalıklarında oluşan kistlerdir. 
    – Miyom ve kistler genetik midir?
    Miyomlarda ailesel yani genetik yatkınlık söz konusudur. Kişinin ailesinde miyoma bağlı patolojilerin olması, yatkınlığı artırır. İyi huylu yumurtalık kistlerinde ise genetik yatkınlık söz konusu değildir. Fakat yumurtalık kanserlerinin bazı türlerinde de genetik yatkınlık söz konsudur.
    – Miyom daha çok kimlerde görülür?
    Her 4-5 kadından birinde miyom vardır ve büyük çoğunluğunda herhangi bir şikayet görülmez. Miyomlar sıklıkla 30 – 40 yaş grubu kadınlarda görülür. Miyomun büyüklüğü ve yerleşim yeri, şikayete yol açmasında en önemli faktördür. Operasyon kararı ise bu şikayetlere bağlı olarak verilir. 
    – Miyomun belirtileri nelerdir?
    Evet, miyom sıklıkla belirti vermez ve pek çoğu jinekolojik muayene esnasında saptanır. Miyomun yol açabileceği en önemli şikayetler, ara kanamalar, ağrılar, cinsel ilişki sırasında ağrı oluşmasıdır. Bunların yanısıra, çok büyük olduklarında çevre dokulara baskı yapabilirler. Örneğin idrar torbasına baskı yapan bir miyom sık idrara çıkmaya neden olabilir. Kalınbağırsağa baskı yapan bir miyom ise kabızlık şikayetine sebebiyet verebilir. Genç yaşlarda gelişen miyom menopozdan sonra hızla geriler. Bu nedenle miyom ve östrojen hormonu arasındaki ilişkiden kaynaklanmaktadır. Yine gebelik döneminde artan östrojen hormonu salgısına bağlı olarak miyom büyümesi de görülebilir. Gebelikten sonra miyomun hızla küçülmesi bu görüşü doğruluyor. 
    – Her 4- 5 kadında miyom görülür dediniz. Miyomların oluşma sebebi nedir?
    Evet, bazı kadınlarda miyom oluşurken, bazılarında ise hiç görülmez. Bunun sebebi henüz net olarak saptanmadı. Miyom saptanan kadınların hemen hepsininin ailesinde de yani anne, teyze gibi yakın çevresinde de görülmesi, bu hastalığın genetik yönünün güçlü olduğunu vurguluyor.
    – Kaç çeşit miyom vardır ve nerede görülüyorlar?
    Rahimdeki yerleşim yerine göre myomlar çeşitli isimler alır. Rahimin dış yüzüne yakın olan miyomlar (subseröz) en az şikayete yol açanlardır. Genellikle bunlarda kanama görülmediği gibi kısırlığa da yol açmazlar. Ancak 8-10 cm büyüklüğüne gelirlerse ağrı yaparlar. Rahim duvarlarının ortasında yer alan miyomların (intramural) küçükleri de, yine aynı şekilde herhangi bir şikayete yol açmaz. 4 – 5 cm’in üzerine çıktıklarında ağrı ve kanama yapabilirler. Rahimin içine, rahim boşluğuna yerleşenler ise (submüköz) en çok şikayete yol açanlardır. Bunların 1 cm boyutunda olanları bile çok şiddetli kanamalara ve ağrılara hatta düşüklere ve kısırlığa da sebep olabilirler. 
    – Hangi durumlarda ameliyat olmak gerekir?
    Tabii ki, şiddetli ağrılara ve kanamalara neden olan miyomlar… Ayrıca ultrosonla yapılan takipte miyomun hızla büyüdüğü görülüyorsa mutlaka ameliyat etmek gerekir. Bu tür miyomlar kendiliğinden küçülmezler. Miyomlar açık ve kapalı olmak üzere iki farklı ameliyat biçimiyle çıkarılır. Miyom ameliyatı olan kadınlarda yüzde 20 – 25 oranında tekrarlama riski vardır ve hasta bunu bilmelidir. 
    – Ameliyat dışı bir tedavi yöntemi var mı?
    Bazı hormon alımlarıyla, miyomların geçici olarak yüzde 30 – 40 oranında küçüldüğü görülüyor. Örneğin menapoza girmek üzere olan kadınlarda, ameliyat olmama bir seçenek olarak kullanılabilir. Ayrıca son yıllarda ses dalgaları ile miyomu küçülterek eritme yöntemleri gelişti. Bu yöntemin gebelik beklentisi olan kadınlar da kullanımı konusu netlik kazanmamıştır. 
    – Peki miyom oluşumunu engellememiz mümkün mü? 
    Yumurtalıkların çalışmasını doğum kontrol hapı gibi ilaçlarla baskılayarak, bazı yumurtalık kistlerinin oluşumunu engelleyebiliriz. Fakat myom oluşumunu engellemek için herhangi bir yöntem yoktur.

  • AĞRILI ADET ..

    AĞRILI ADET ..

    Ağrılı adet, ergenlik döneminde okul devamsızlığı, genç erişkin döneminde işe gidememe nedeniyle önemli sosyal kayıplara ve en sık işgücü kaybına yol açan bir rahatsızlıktır. Bulantı, kusma, başağrısı, sinirlilik, ishalin eşlik edebildiği, bazen bel bölgesine de yayılan, alt karında kramp şeklinde ağrılarla seyreden bir tablo vardır. Kadınların yaklaşık % 60 kadarında görülür. Yeterli tıbbi tedavi almayan ve ağır seyreden bazı olgularda, kadınlar neredeyse her ay sağlık kuruluşlarına başvurmak zorunda kalırlar.

    Başlıca iki tip ağrılı adet görme şekli vardır.

    1-Primer Dismenore: Bu kişilerde ağrılı adet görmeye yol açan ikincil bir hastalık söz konusu değildir. Genellikle adet görmeye başladıktan 1-2 yıl sonra şikayetler başlar ve doğum yapıncaya veya 23-27 yaşlarına kadar şiddeti artar. Erken yaşta adet görmeye başlayan ve adet kanamaları uzun süren ve fazla olan bayanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Ailesel bir yatkınlıkta söz konusu olabilir. Annesi ve kızkardeşlerinde ağrılı adet olanlarda sıklık daha fazladır.
    Bu hastalıktaki en önemli sebebin, adet sırasında rahim iç zarı (endometriyum) tarafından sentezlenen, rahimde kasılmalara ve ağrıya neden olan, prostoglandin adı verilen maddeler olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca ağrılı adet gören kadınların depresif bir yapıya sahip oldukları, bu hastaların rahim ağzında darlık olduğu şeklinde fikirler de ileri sürülmektedir.
    Teşhis için ayrıntılı tıbbi öykü, ağrısız bir dönemde yapılan ayrıntılı muayene (bakirelerde ultrasonografi ve makattan muayene yapılabilir) teşhis konulmasını sağlayacaktır. Bu muayenede herhangibir kadın hastalığına ait bulgu saptanamaz. Bu hastalardaki adet ağrısı ya adetten birkaç saat önce ya da adetle birlikte başlar ve 48-72 saat kadar sürebilir.

    Hastalığın en önemli nedeninin rahim iç zarı tarafında üretilen prostoglandin denilen maddeler olduğu kabul edildiği için, tedavide prostoglandin maddesinin üretilmesini engelleyen maddeler kullanılır. Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçlar (indometazin, ibuprofen, naproksen sodyum vb.) tedavideki ilk seçeneği oluşturur. Bu ilaçlar adetten bir gün önce veya adetle birlikte kulanılmaya başlanır ve 1-3 gün kullanılır. Günde 1-4 kez kullanılır. Hastaların % 70-80 kadarında bu ilaçlar ağrıların giderilmesinde yeterli olur. Ergenlik çağındaki kızlar ve doğum kontrol ihtiyacı olmayan bayanlarda tercih edilecek ilaçlardır. Bu ilaçların her ay 1-2 gün kullanılması genellikle bir sorun doğurmaz. Fakat mide ülseri, astım, karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlar bu ilaçları kullanmamalıdır. 
    Tedavide ikinci seçenek doğum kontrol haplarıdır. Bu ilaçlar aynı zamanda doğum kontrol ihtiyacı olan kadınlarda çok uygun olacaktır. Hastaların % 90’ında tedaviyi sağlayacaktır. Progesteron hormonu da tedavide kullanılabilir. Günlük hap, 3 aylık iğne şeklinde verilebilir. Son yıllarda kullanıma giren progesteron salan rahim içi araç (hormonlu spiral) ağrılı adet tedavisinde oldukça etkilidir.
    2- Sekonder Dismenore: Ağrılı adet görme alttaki başka bir organik hastalığa bağlı olarak oluşur. Burada özel bir duruma çok dikkat edilmelidir. Adet görme yaşına geldiği halde adet görmeyen, fakat her ay alt karında ağrısı olan genç kızlarda doğumsal anomaliler akla gelmelidir. Adet kanının yolunu tıkayan doğumsal zarlar, kanın dışarıya akmasına engel olur, bu kan kadın organlarında birikir. Aynı zamanda her ay tekrarlayan ağrılar söz konusudur. Kan akışını engelleyen zarın kesilmesi ile tedavi gerçekleşecektir.
    Bu tür adet ağrısı, adetin başlangıç yılından çok sonra görülür. Ağrı beklenen adetten 1-2 hafta önce başlar ve kanamanın bitiminden sonra birkaç gün daha devam eder. 

    En önemli nedenleri sırasıyla; endometriozis, adenomyozis, myomlar, rahim içi ve rahim ağzındaki et benleri (polipler), daha önce geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı olarak kadın organları arasında oluşan yapışıklıklar, spiral, doğumsal rahim anomalileri, yumurtalık kistleri, psikolojik nedenler, pelviste kan göllenmesi sendromu şeklinde sayılabilir. Eskiden rahmin ters durması (retroverti) da ağrı nedeni olarak kabul edilip, ameliyatla rahmin düzeltilmesi operasyonu öneriliyordu. Fakat günümüzde ters rahmi düzeltme ameliyatları uygulanmamaktadır. Ağrının ergenlik yıllarından sonra başlaması ve adetten 1-2 hafta önce görülmesi primer dismenoreden ayıran en önemli bulgularıdır. Hastanın muayenesi sırasında yukarıda sayılan nedenler genellikle ortaya çıkarılır. Hastanın muayenesinde bir bulgu tespit edilemediyse, verilen ilaçlara da cevap vermiyorsa, teşhis ve tedavi amacıyla laparoskopi denilen operasyon önerilir. Laparoskopi ile kadının karın içi ve kadınlık organları direkt olarak gözle kontrol edilir. Bazı nedenler laparoskopi ile düzeltilebilir.
    Sekonder dismenorede tedavi altta yatan hastalığın tedavisi ile mümkündür. Örneğin myomu olan kadında myomların, yumurtalık kisti olan kadında bu kistlerin çıkartılması, et benlerinin (poliplerin) alınması, doğumsal anomalilerin usülüne uygun düzeltilmesi ile bunlara bağlı oluşan ağrılı adet tedavi edilebilir.
    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi ağrılı adet kadınların kendi kendilerine teşhis koyup, basit ağrı kesicilerle geçiştirebilecekleri bir hastalık değildir. Çünkü altta yatan çok ciddi sebepler olabilir ve bunların acilen tedavisi gerekebilir. Bu nedenle hastaların öncelikle bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından muayene edilmesi ve varsa altta yatan nedenlerin ortaya çıkartılması ve tedavinin planlanması gerekmektedir.

  • KANSER AĞRILARI

    KANSER AĞRILARI

    Kanser, büyük sıkıntı ve acılara neden olan, çoğu zaman çaresizlik duygusu ve psikolojik çöküntünün de eşlik ettiği bir sağlık sorunudur. Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini bozmaktadır. Genellikle kanser ağrıları hastalığın seyri sırasında ortaya çıkmakta ve çoğu zaman da hastanın tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyecek boyutlara varan bir problemdir. Kanserde ağrı tedavisinin amacı, hasta açısından yeterli bir analjezi sağlayıp hastanın olabildiğince aktif ve kaliteli yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır. 

    KANSER AĞRILARINDA GİRİŞİMSEL TEDAVİ ve TEKNİKLER:

    *Nöroliz: Kansere bağlı ağrıların tedavisinde nörolitik sinir blokları önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılan girişimlere nöroliz adı verilir. Değişik anatomik seviyelerde yapılan nöroliz uygulamaları farklı yapıda sinirlere yönelik olarak yapılabilmektedir.

    * Stellar ganglion bloğu: Baş ve kollardaki nöropatik ağrılarda kullanılır. Blok sonrası o taraf göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme görülür. Blok aynı anda iki taraflı yapılmamalıdır.

    *Çöliak pleksus bloğu:Pankreas, safra kesesi, mide, karaciğer ve bağırsak tümörlerine bağlı üst karın ve bel ağrısından yakınan kanserli hastalarda ağrı kontrolünde kullanılan bir yöntemdir. Blok etkisi ile bağırsak hareketleri de artacağı için dışkılama normale döner. Kullanılan ilaçların dozu azalır. Bu işlem ile %80-90 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *Superior hipogastrik pleksus bloğu:Kadın üreme organları ve prostat kanserlerinde ortaya çıkan ağrı ve özellikle dışkılama hissini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu blok ile %70-80 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *İmpar ganglion bloğu: Kansere bağlı makat ağrılarında özellikle, yanıcı ve batıcı özellikte hissedilen ve oturma veya ayağa kalkma ile artan ağrılarda uygulanır.

     *Kalıcı (nörolitik) sinir blokları: Kalıcı ya da nörolitik sinir blokları ağrı tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılır.

    *Radyofrekans Termokoagülasyon (RF) : Radyofrekans termokoagülasyon (RF), radyo dalgaları ile ısı oluşturularak sinir iletiminin kesilmesidir. Ağrı tedavisinde bu yöntem kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri devre dışı bırakılır. Etki süresi ağrının yerine, tipine, başlangıç zamanına ve kişisel özelliklere göre değişiklik gösterebilir.

    *Spinal opioid uygulamaları (Omurilik pompaları): Daha önce uygulanan ilaç tedavisine yanıtsız olan hastalar veya kullanılan yüksek doz ilaç nedeniyle oluşan yan etkileri tolere edemeyen hastalar spinal opioid uygulaması için aday olabilir. Morfin benzeri ilaçların bu yolla kullanılması, diğer veriliş yollarına göre daha düşük dozda, daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Özellikle omurilik pompaları çok düşük dozlarla ağrının kesilmesini sağlayan programlanabilen sistemler olarak bu tedavide önemli bir yere sahiptirler. Ağrının gün içindeki seyrine göre doz programlamaları yapılabilen bu sistemler, omurilik yakınına yerleştirilen çok ince bir kateter ve cerrahi olarak cilt altına yerleştirilen pompa sistemlerinden oluşmaktadır.

    Yapılan tedavide amaç hastanın yaşamı süresince konforlu ve dayanılabilir bir hayat sürmesidir. Bugün kanser ağrısında ağrının tedavisi kanser tedavisi kadar önemli kabul edilmiştir.

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • Tıbbi ayak bakımı

    Tıbbi Ayak Bakımı

    Ayakkabıların içinde esir ederek tüm ağırlığımızı taşıttığımız ayaklarımıza, yani vücudumuzun en ağır işçilerine gereken önemi vermiyoruz.

    Doğuştan ya da ileri yaşlarda, ortaya çıkan kemik deformiteleri, metabolizma bozukluğundan kaynaklanan diyabet (şeker) hastalığı, dolaşım bozuklukları, trafik kazaları ve diğer nedenlerden dolayı ayak sağlığımız bozulmaktadır. Ülkemizde yaklaşık her beş kişiden birinin ayaklarında sorun vardır. Özellikle ileri yaşlarda ayak sorunları oluşmasını önlemek ya da geciktirmek için ayak sağlığımıza dikkat etmeliyiz.

    Ülkemizde bir şekilde ayak sorunları ile ilgilenen yerler olmakla birlikte, sorunu olan kişiler nereye başvuracağını gerçekte tam olarak bilememekte ve zaman zaman sıkıntılı durumlarla karşılaşmaktadırlar.

    Ayak sağlığı ve bakımı ile ilgilenen alan “podiatri” olarak bilinir. Podiatrinin ‘önleyici’ yani ayakla ilgili sorun oluşmadan önce önlem almada önemli olduğunu bilmek gerekir.

    Diabetli ayaktan batık tırnağa, nasırdan mantara, düz tabanlıktan topuk dikenine dek birçok sorun yaşadığımız ayaklarımız podiatrinin uygulama alanına girer. Ayaklarımıza hak ettiği önemi verip, düzenli bakımını yaptırmamız gerekir.

    Ayakta En Sık Rastlanan Sorunlar

    *Ayak Ağrıları:

    *Nasır:

    *Diyabetik Ayak:

    *Terleyen ve Kokan Ayaklar: Aşırı terleyen ve havasız kalan ayaklarda, bakterilerin etkisiyle hoş olmayan ve kişiyi itici yapabilen kokular ortaya çıkar; çoğu zaman yalnızca yıkamak yeterli olmayabilir. Uygun bakım ürünleri kullanımı ve ayak bakımı ile sorun çözülebilir.

    *Ayaklarda Aşırı Yanma ya da Soğukluk Hissi

    Topuk ve Ayak Tabanı İle İlgili Sık Rastlanan Sorunlar

    *Topuk Dikeni: Topuk ağrılarının en sık nedenidir. Ayaktayken ve özellikle sabahları yataktan kalkıldığında ağrı oluşturur. Taban çökmesi, çok fazla ayakta kalma, hareketsiz yaşam tarzından birden hareketli yaşama geçilmesi gibi, ayak için aşırı yüklenme oluşturan durumlarda, topukta tahrişe bağlı kemikleşme ve diken görüntüsü oluşur. Topuk yastığı ya da uygun tabanlık kullanımı rahatlatıcıdır.

    *Plantar Fascia Tahrişi: Ayak tabanı ve topukta ağrı oluşturur; sabah belirgin olan ağrılar hareket ettikçe azalabilir. Ayak tabanında tarak kemiklerinin başı ile topuk kemiği arasında uzanan “plantar fascia”nın üzerine aşırı yüklenme sonucu ortaya çıkar. Fazla kilo, yanlış ayakkabı kullanımı, taban çökmesi, günlük aktivitede ani ve belirgin artış bu rahatsızlığa neden olabilir. Uygun tabanlık kullanımı genellikle rahatlatıcıdır.

    *Çatlamış Topuk: Derinin kurumasına bağlıdır ve sık görülür. Çatlak derinleşirse acı, kanama ve iltihaplanma olabilir. Nemlendirici ve gerekirse uygun tabanlık kullanımı yararlı olabilir.

    Tırnaklarla İlgili Sık Görülen Rahatsızlıklar

    *Batık Tırnak:

    * Kalınlaşmış Tırnak

    Tırnaklar, kişilerin temizliğini ve sağlığını yansıtan başlıca özelliğidir. Görünümlerini iyileştirmek ve sağlığını koruyabilmek için genel vücut sağlığına ve beslenmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca, dıştan uygulanacak bakımlar da ihmal edilmemelidir. Tırnak bakımına özen gösterilmezse birçok tırnak hastalığı gelişebilir, kozmetik olarak rahatsız edici sonuçlar (şekil ve renk bozukluğu gibi) ortaya çıkabilir. Dermatologlar, her gün tırnak sorunu için başvuran ve çözüm arayan birçok hasta görmektedir.

    *Mantarlı Tırnak

    A. Genel Ayak Bakımı

    Aktif ve üretici yaşam ayak sağlığına bağlıdır. Ayakların önemsenmesi, bakımının doğru ve periyodik şekilde yapılması yaşam kalitesinin yükselmesine önemli katkı yapar.

    Kliniğimizde, Türkiye'de bu alanın öncüsü ve güvenilir kurumu İSVEÇ AYAK SAĞLIĞI ile iş birliği içerisinde, “kuru sistem” ayak bakımı yapılmaktadır. Kuru sistemde ayak suya sokulmadan işlem uygulanır. Doğru tırnak kesimi yapılır, deri kalınlaşmaları ve nasırlar temizlenir, kalınlaşmış tırnaklar inceltilir, tırnak kanalları temizlenerek gerekli destekler yerleştirilir. Genel ayak bakımı, ayak problemleri için geliştirilmiş özel GEHWOL ürünleri kullanılarak yapılır.

    Yaşam kalitesinde detaylar önemlidir. Sağlıklı ayaklar kaliteli yaşamın önemli bir parçasıdır. Podiatrinin ilgilendiği ayak sağlığı ve bakımı lüks değil, aksine gereksinimdir.

    B. Nasır Tedavisi

    Sıklıkla uygun ayakkabı kullanmama ya da taban deformasyonu sonucu oluşur. Aslında vücudun savunma aracı olan nasır, giderek rahatsızlık unsuru olur. Tedavi hem nasırın uzaklaştırılması, hem de ayaktaki sürtünme ya da basıncın ortadan kaldırılmasıdır; bu aşamada uygun ayakkabı ya da tabanlık seçimi önemlidir.

    Problemin kaynağına göre bir ya da birkaç bakımla düzelebilen ya da ömür boyu sürekli bakım yapılması gereken nasırlar olabilir. İyi sonuç elde edilebilmesi için düzenli bakım yapılması gereklidir.

    Nasır bandı kullanılması uygun değildir; asit içeriğinden dolayı tahriş oluşturup deride yara yapabilir. Doğru olanı, nasırın ayak bakım uzmanı tarafından alınmasıdır.

    C. Batık Tırnak Tedavisi

    Toplumun çok geniş bir kısmında karşılaşılan bir problemdir. Yanlış tırnak kesimi, doğuştan gelen dönük tırnak yapısı, giyilen ayakkabılar, kaza ile üstüne basılması gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

    Batık tırnak hemen tedavi edilmelidir, batan kısım konunun uzmanı tarafından alınmalıdır. Çok sık tekrarlayan batıklarda tırnak kanalına uygun yöntemlerle müdahale edilerek batmadan uzaması sağlanmaya çalışılır.

    Batan tırnağın bütünüyle çekilmesi genellikle geçici bir çözümdür; tırnağın yeniden

    uzaması sürecinde batma olasılığı yüksektir. Çekim sırasında tırnak yatağının zedelenmesi nedeniyle yeni büyüyen tırnak eskisinden daha kalın ve batmaya yatkın özellikte olabilir. Bu nedenle, çekimden önce diğer yöntemlerin denenmesi daha uygun olur.

    Tırnak kesiminde dikkat edilmesi gereken özellikler vardır. Tırnaklar doğal çizgisine uygun

    şekilde düz kesilmesidir; köşelerin kesilmesi batığa yol açabilir, yuvarlak törpülenmelidir. Tırnaklar dipten kesilmemelidir, uçtan bir kısım tırnak bırakılmalıdır. Tırnak altları, yatağı bozabilecek sivri uçlu cisimlerle temizlenmemelidir, tırnak fırçası kullanılması daha uygundur. Tırnakların da, ayak derisi gibi, nemlendirilmeye ve yumuşatılmaya gereksinmesi vardır.

    Kliniğimizdetırnağın batmadan doğru uzaması için tırnak kanalını temizleme ve destekleme işlemleri yapılır. Bazen tırnak kanalında, batık tırnak gibi acı veren nasır oluşabilir, bunun tırnak batması ile ayrımının yapılması ve uygun şekilde tedavi edilmesi gerekir.

    D. Mantarlı Tırnak Tedavisi

    Tırnağın mantar hastalığı, genellikle ayak, nadiren elin bir ya da iki tırnağında başlar; daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Tedavi edilmedikleri zaman vücudun diğer bölümlerine yayılabilir, ailenin diğer elemanlarına bulaşabilir. Tedavi edilmeyen ayak tırnağındaki mantar enfeksiyonu bacaklarda kalıcı lenf ödeme neden olabilir. Bazen, hastanede yatarak tedavi gerektirecek şekilde, bakterilere bağlı daha ciddi enfeksiyonlara neden olabilir.

    E. Diyabetli Ayak Bakımı

    “Diyabetik ayak” tablosu, diyabet hastalarının birçoğunda zamanla görülen bir durumdur. Öncelikle ayaklar hissizleşir (nöropati) ve yara oluşumu hasta tarafından fark edilmeyebilir. Ayrıca, ilerleyen dönemlerde kılcal damar daralmaları da yara iyileşmesini zorlaştırır. Zamanla ayağın kesilmesine dek uzanan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle diyabetlilerde ayak bakımı özel önem taşır.

    F. Pedograf (Ayak İzi İncelemesi) ve Tabanlık Uygulaması

    Ayak ağrıları, ayakta en sık görülen rahatsızlıklardan birisidir. Kişiler bu ağrıları genellikle kabullenmiş görünürler. Ayak ağrılarının en sık nedeni tabanın düzleşmesidir; sanılanın aksine, bu durum sonradan oluşabilir. Ayak yaşa bağlı olarak uzar ve genişler, ayak numarası büyüyebilir; bu aşamada taban çökmeye başlar ve ayak kaslarındaki yorgunluk, zorlanma gibi nedenlerle ağrılar başlar. Bu durumda uygun tabanlık desteği çok yararlıdır. Ancak, tabanlık kullanılması gereken durumlara karşın, bir de ortopedik özellikte olmayan ayakkabı kullanımı bu ağrıları artırır.

    Hamileliğin özellikle ilerleyen dönemlerinde ayaklarda ödem oluşur. Hamilelerde hormonal değişiklikler, vücut ağırlığının artması ve ağırlık merkezinin değişmesi nedeniyle ayak kemikleri çökebilir. Bu durumda uygun tabanlık kullanımı yararlıdır.

    G. Ayak Bakımı Ürünleri

    Ayakta konforu artırmak için ayak bakım ürünleri ile küçük ayak problemlerini hemen giderecek basınç giderici ve düzelticiler kullanılabilir.

    1. Ayak Kremleri

    2. Basınç Gidericiler

  • YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    Overler (yumurtalıklar), kadınlarda uterusun(rahim) iki yanında ve karın içerisinde yer alan, oval görünümde iki adet organdır. Üreme çağı boyunca kadınlarda her ay yumurta gelişimi ve hormon üretiminden sorumludurlar. Bu organların yanında ya da üzerinde genelde içi sıvı dolu keseler şeklinde oluşan yapılara over(yumurtalık) kisti denir.

    Kadınların çoğunda üreme çağı boyunca over kistleri görülebilir. Bu kistlerin çoğu küçük, zararsızdır ve hiçbir belirtiye yol açmadan kendiliğinden yok olurlar.

    Over kistlerinin çeşitleri nelerdir?

    En sık görülen over kistleri, Fonksiyonel Over Kistleridir. Bunlar, Folikül kistleri ve Corpus Luteum kistleridir.

    Fonksiyonel Over Kistleri

    1)Follikül Kistleri: Her ay yumurtalıklardan bir tanesinde, Follikül denilen, içerisinde yumurta bulunan kist benzeri bir yapı büyümeye başlar. Bu yapı aynı zamanda Östrojen ve Progesteron denilen hormonları üretir. Ayın ortasında follikülün zarı parçalanarak yumurta atılır. Yumurtlama (ovulasyon) denilen bu olaydan sonra yumurta tüpler yoluyla yakalanır ve rahim içerisine doğru taşınmaya başlanır. Bu esnada sperm ile karşılaşırsa döllenir ve gebelik başlar. Sperm ile karşılaşmayan yumurta ise rahim içerisine taşınarak canlılığını yitirir ve adet kanaması ile atılır.

    Ayın ortasındaki dönemde follikül zarı parçalanmazsa yumurtlama olmaz ve follikül büyümeye devam eder. Bu oluşan kist, Follikül kistidir.

    2)Corpus Luteum Kistleri: Normalde follikül zarı parçalanarak yumurtlama olayı gerçekleştikten sonra, follikül küçülmeye başlar. Eğer follikül tekrar büyür ve sıvı ile dolmaya devam ederse oluşan kist Corpus Luteum kistidir.

    Yumurtlama tedavisi için kullanılan Klomifen sitrat içeren ilaçlar, Corpus Luteum kistleri oluşumuna neden olabilirler. Bu kistlerin oluşumu gebeliğin oluşumunu engellemediği gibi, zarar da vermez.

    Diğer Kistler:

    1)Dermoid Kist: Bu kistlerin içerisinde, saç, kemik, yağ dokusu gibi değişik dokular bulunabilir.

    2)Kistadenom: Bu kistler yumurtalıkların dış yüzünü döşeyen hücrelerden oluşurlar. Bu kistlerin içinde su gibi veya daha koyu jel kıvamında sıvı doludur.

    3)Endometrioma: Rahim içerisini döşeyen endometrium denilen doku, yumurtalıklar üzerinde yerleşerek kistik bir yapı oluşturur. Bu kistlerin içinde koyu kahverenkli ve yoğun kıvamlı, erimiş çikolata benzeri bir sıvı bulunduğundan bu kistlere Çikolata Kisti de denilmektedir.

    4)Polikistik Over: Yumurta olgun hale gelip follikülden atılamadığında, biraz küçülerek yumurtalık yüzeyinin hemen altında yerleşerek varlığını devam ettirir. Birçok küçük kist yan yana ’inci dizisi gibi’ yumurtalık yüzeyinin altında sıralanır.

    Over kistlerinin belirtileri nelerdir?

    • Adet düzensizliği
    • Karın alt bölgesinde devamlı veya aralıklı olarak bel ve bacak üst bölgesine yayılabilen ağrı
    • Adet dönemi başlamadan veya bitmeden hemen önce karın alt bölgesinde ağrı
    • Cinsel birliktelik esnasında ağrı
    • Bağırsak hareketlerinde ağrı ve barsaklarda baskı hissi
    • İdrar yaparken baskı hissi ve idrarın tam boşaltılamaması
    • Bulantı ve kusma
    • Memelerde hassasiyet

    Fonksiyonel over kistleri, genellikle zararsızdır, nadiren ağrıya neden olurlar ve sıklıkla kendiliğinden yok olurlar.

    Dermoid kistler ve kistadenomlar, büyük boyutlara erişerek ağrıya ve yumurtalığın kendi etrafında dönerek ağrılı bir tablo olan ‘Over Torsiyonu’na neden olabilirler.

    Endometriomalar, adet dönemleri ve cinsel birliktelik esnasında ağrılara neden olabilirler.

    Polikistik Overler, adet düzensizliği, kıllanma artışı, akneler, obesite ve gebe kalamama şikayetleri ile birlikte olduğunda Polikistik Over Sendromu adında bir klinik tabloyu oluştururlr.

    Over kistleri nasıl teşhis edilir?

    Jinekolojik muayene: Genellikle rutin jinekolojik muayenelerde over kistleri teşhis edilebilir. Over kistleri teşhis edildikten sonra yapılacak testler tanıyı güçlendirirken tedavi konusunda da plan yapmılmasına yardım ederler.

    Ultrasonografi ve Doppler: Bu yöntem ile kistin şekli, büyüklüğü, bulunduğu yer ve kistin içeriği ( sıvı veya katı) hakkında bilgi sahibi olunabilir. Doppler testi de kistlerin kan akımını ölçerek selim veya habis olduğu hakkında karar verilmesine yardım eder.

    Bilgisayarlı tomografi ve MR: Ultrasonografi ile tam karar verilemediğinde ileri tetkik için bu yöntemler uygulanabilir.

    Gebelik testi: Bu test ile gebelik olup olmadığı anlaşılır.

    Hormon testleri: Hormon değişiklikleri belirtileri varsa, hormon testleri de yapılmalıdır.

    Tümör markerleri: 35 yaşın üzerinde, kendiliğinden geçmeyen, kısmen veya tamamen katı içerikli ve over kanser riski yüksek olan hastalarda kan testi ile tümör markerleri bakılır. CA-125 en sıklıkla araştırılan markerdir. CA-125 değerinin myomlar, enfeksiyonlar, endometrioma gibi selim durumlarda da yükselebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle şüpheli klinik durumlarda Doppler USG, MR gibi ileri tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir.

    Over kistleri hangi acil durumlara neden olabilirler?

    Over torsiyonu: Büyük boyutlara ulaşmış kistler, overin kendi etrafında dönerek kan akımının bozulmasına ve çok ağrılı bir tabloya neden olabilirler. Acil ameliyat edilmezse, overin kan akımı durduğu için dokular hasara uğrayabilir veye ölebilir. Böyle bir durumda over dokusu çıkartılmak zorunda kalınabilir.

    Kist ruptürü(patlaması): Çok nadir görülen bu durum, karın içi kanama ile çok şiddetli karın ağrısına, tansiyon düşmesi, çarpıntı, terleme, bayılma hissine neden olabilir. Acil ameliyat edilerek, hayati tehdit önlenir.

    Over kistleri nasıl tedavi edilir?

    Over kistlerinin tedavisi, hastanın yaşına, klinik şikayetlerine, kistin büyüklüğüne ve yapısına göre değişir.

    Klinik takip: Hasta doğurganlık çağında, şikayeti yok, kist sıvı dolu ve 5 cm çapın altında ise 1 ile 3 ay arasında takip edilebilir. Genellikle bu kistler kendiliğinden kaybolacaktır.

    Doğum kontrol hapları: Eğer fonksiyonel kistler takip ile geçmemiş ise doğum kontrol hapları ile yumurtlama bir süre baskılanarak tedavi edilebilir.

    Cerrahi tedavi: Hasta menopozda ise over kanseri riski olduğundan operasyon seçeneği düşünülmelidir

    Yine birkaç ay izlendiği halde kaybolmayan, giderek büyüyen, ultrasonografide şüpheli görünüm veren ve ağrılara neden olan kistler için cerrahi tedavi önerilir.

    Cerrahi tedavide iki seçenek vardır.

    1) Laparaskopi: Kist 5 cm ve daha küçük ve selim görünümlü ise laparaskopi ile ameliyat edilebilir.Genel anestezi altında, göbek altına ve kasık bölgelerine yapılan 1-2 cm kesilerle karın içerisine yerleştirilen kamera ve aletlerle yapılır.

    2) Laparatomi: Kist büyük ve kanser olma olasılığı mevcut ise laparatomi tercih edilir. Genel anestezi altında daha geniş kesi ile karın açılarak ameliyat yapılır. Kanser şüphesi olan kistlerde, ameliyat esnasında acil patalojik değerlendirme (frozen section) ile ameliyatın nasıl yapılacağına karar verilir.

    Selim kistlerde eğer mümkünse yalnızca kist çıkartılmaya çalışılır. Bazen kist yumurtalığın tamamını kaplamış ise yumurtalık da kist ile birlikte çıkartılabilir. Eğer bir yumurtalık çıkartılırsa, diğer over onun da görevini üstlenerek aynı hormon salınımına devam eder. Böylece normal menopoz zamanına kadar normal adet düzeni ve doğurganlık devam etmiş olur..

  • DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    Dismenore nedir ?
    Dismenore (ağrılı adet görme), günlük aktiviteleri engelleyecek düzeyde ağrılı adet görme olarak tanımlanan bir durumdur. Bazı kişilerde her ay birkaç gün, günlük aktiviteleri engelleyebilir. 
    Genellikle adet kanamasından birkaç saat önce kanama ile başlar, kanamanın başlamasından sonraki ilk 12 saatte en şiddetli düzeye ulaşır ve gittikçe azalarak birkaç saatte kaybolur. Bazen birkaç gün de sürebilir. 

    Ağrı, aralıklı kramp tarzında veya zonklayıcı şekilde en fazla karın alt bölgelerinde ve kasık bölgelerinde hissedilir. Ağrı bel ve bacaklara da yayılma eğilimi gösterir. 
    Ağrı yanında başka şikayetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, karında gaz hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, sinirlilik, ateş basması ve bazen bayılmalara varan belirtilerin biri veya birkaçı ağrı ile birlikte görülebilir. 

    Dismenore(ağrılı adet görme ) sınıflandırılması nasıldır ?
    1) Primer Dismenore: Muayene ve ultrasonografik incelemelerle herhangi bir neden saptanamayan, genellikle genç kızlarda adetler başladıktan sonra başlayan ve devam eden ağrılı adet görme durumudur. 

    Adet kanamaları esnasında rahimden Prostaglandin denilen hormon benzeri maddeler salgılanır. Prostaglandinler, rahim içerisindeki dokuların dökülerek kanama ile birlikte vücuttan atılmasını sağlarken rahimde kasılmalara ve ağrı hissedilmesine neden olurlar. Kasılmaların bir diğer amacı, kasların arasında bulunan damarlar sıkıştırılarak kan kaybının azaltılmasıdır. 

    Sonuç olarak primer dismenorede sorumlu olan durum, Prostaglandinlerin salgılanmasıdır.

    2) Sekonder Dismenore: Muayene ve incelemelerle durumu açıklayan bir neden saptanan ve genelde adetlerin başlamasıyla değil, sonradan başlayan ağrılı adet görme durumudur. 
    En sık görülen nedenleri; endometriosis, myomlar, adenomyozis, rahim ağzında darlık, rahim içinde veya ağzında polipler, yumurtalık kistleri, pelvik enfeksiyonlar, spiral kullanımıdır.

    Endometriosis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin rahim dışındaki dokularda, en sıklıkla yumurtalıklar ve tüplerde yerleşmesidir. Bu hücreler hormonlara duyarlı olup kanamalı odaklar oluşturarak çevre dokulara yapışıklıklarla ağrılı adet görme ve beraberinde ağrılı cinsel birlikteliğe neden olurlar. 

    Myomlar: Rahim duvarını oluşturan kas dokusundan kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Bazı myomlar yerleşim bölgelerine göre ağrılı adet görme nedeni olabilirler.

    Adenomyozis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin , rahim duvarını oluşturan kas hücreleri içerisine yaygın olarak dağılmasıdır. 

    Rahim ağzında darlık: Geçirilmiş enfeksiyonlar veya geçirilmiş küretajlar sonrasında rahim kanalında yapışıklıklar sonucu daralmalar oluşabilir. 

    Dismenore( Ağrılı Adet Görme) tanısı nasıl koyulur ?
    Genellikle, adet dönemlerinde günlük aktiviteleri etkileyecek kadar şiddetli ağrısı olan hastalar kolaylıkla tanınır. Bu aşamada titiz bir jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme, primer ve sekonder dismenore ayrımını yapmamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi, MR incelemeleri de ayırıcı ileri tetkikler arasında yer alırlar. Nadiren laparaskopi tanı ve aynı zamanda tedavi amaçlı uygulanabilir.

    Dismenore(Ağrılı adet Görme) tedavisi nasıl yapılır ?

    1) Ağrı kesici ilaçlar: Non-Steroid Antienflamatuar İlaçlar adı altındaki ağrı kesiciler, primer dismenorede en etkili tedavi aracıdır. Ancak mide bağırsak sistemindeki yan etkileri göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka tok karnına ve bol su ile alınmalıdır. 

    2) Hormonal ilaçlar: Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet ağrılarını önleyen en etkili yöntemlerden biridir. Ancak haplar bırakılınca ağrılar tekrar başlar. Ayrıca doğum kontrol hapları kullanması riskli kişiler bu tedavi yöntemini kullanmamalıdırlar.
    Östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanamayanlar, progesteron içeren yöntemleri de deneyebilirler. Aylık veya üç aylık uygulanan iğneler, ilaçlı rahim içi araçlar, deri altına yerleştirilen implantlar ve yalnız progesteron içeren haplar bu grup ilaçlardır. Bu grup yöntemlerin yan etkileri olarak düzensiz kanamalar, kanlı akıntılar ve adet gecikmeleri görülmektedir.

    3) Cerrahi tedavi: Ağrılı adet görme nedeni olarak Endometriosis veya Myom saptanırsa cerrahi ile tedavi edilerek ağrılar azaltılabilir. 

    4) Diğer yöntemler: Adet sancıları esnasında sıcak banyo yapmak, karın alt bölgesine ve ayaklara sıcak uygulamak ağrıları azaltabilir. Düzenli olarak yapılan fiziksel egzersizler, stresten uzak durmak da bu yönde yararlı olacaktır.

    Diyette E Vitamini, Omega 3 yağ asitleri, magnesium , B6 vitamini takviyesi ile dismenorenin tedavisine katkıları konularında çalışmalar devam etmektedir. 

    Dismenore hayat boyu sürer mi ?
    Yapılan araştırmalarda, dismenorenin en sıklıkla ergenlik çağı ile 20’li yaşlarda görüldüğü belirlenmiştir. Yaş arttıkça bu ağrılar azalmaktadır. Yine doğum yapmayan kadınlarda, doğum yapanlara göre daha az adet ağrıları olduğu belirlenmiştir.

  • Tüp Bebekle İlgili Merak Edilenler

    Tüp Bebekle İlgili Merak Edilenler

    TÜP BEBEKLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

    1. Kadında kısırlık problemlerinin ortaya konması için kullanılan yöntemler nelerdir?

    Hikaye

    • Yaş
    • Çocuk isteme süresi ve önceki değerlendirmelerin ve tedavilerin sonuçları
    • Adet döngüsü (adetin düzenli olması,  yumurtlama ağrısı, memede hassasiyet, adet ortası lekelenme yumurtlamanın olduğunu düşündürürken, ağrılı adet eşlik ediyorsa endometriyozisi akla getirebilir)
    • Tıbbi, cerrahi ve jinekolojik hikaye (cinsel geçişli hastalık, Pelvik enflamatuar hastalık öyküsü, anormal pap smearın tedavisi, geçirilmiş karın cerrahisi). En azından sistemler gözden geçirilirken hastalar tiroid hastalıkları, memeden süt gelme, kıllanma, pelvik veya alt karın ağrısı, adet sancısı ve cinsel ilişkide ağrı açısından sorgulanmalıdır.
    • Gebelik hikayeleri (gebelik, doğum, gebelik sonuçları ve ilişkili komplikasyonlar)
    • Cinsel hikaye (ilişki sıklığı, cinsel işlev bozuklukları )
    • Aile hikayesi (ailede kısır birey olup olmadığı, ailede erken menopoz öyküsü, doğum kusurları, genetik bozukluklar,  mental gerilik )
    • Yaşam tarzı (iş, egzersiz, stres faktörleri, kilo değişiklikleri, sigara ve alkol kullanımı)

    Muayene

    • Kilo ve vücut kitle indeksi (Artmış vücut kitle indeksi azalmış doğurganlıkla ile birlikte iken, karın çevresi obezitesi insülin rezistansı ile ilişkilidir)
    • İkincil seks karakterlerinin gelişimi, vücut tipi (hipogonadotropik hipogonadizmde ikincil seks karakterleri gelişimi yetersizken, Turner sendromunda kısa boy, yele boyun görülür)
    • Tiroid bezi hastalıkları (Tiroid bezinde nodül, hassasiyet, bezin boyutu), memelerden süt gelmesi, kıllanma, sivilceler bir endokrin bozukluğu düşündürürken böbrek üstü bezi  hastalıkları, polikistik over sendromu, prolaktin yüksekliği, hiper-hipotroidi açısından değerlendirme gerektirir.
    • Muayenede hassasiyet kronik pelvik ağrı ve endometriyozis açısından anlamlıdır.
    • Vajinal ve rahim ağzının yapısal anomalileri, akıntılar, rahim ve tüplere ait doğuştan anomaliler, enfeksiyon ve rahim ağzı faktörü açısından değerlendirme gerektirir.
    • Muayenede rahimin anormal boyutu, yapısının düzensizliği,   hareketli olmaması rahime ait anomaliler,  endometriyozis ve pelviste yapışıklıklar açısından anlamlı olabilir.

    Tüplerin değerlendirilmesi

    Histerosalpingografi (HSG): Kontrast maddenin tüplerden geçişi ve tüp uçlarından çıkışı sonrası karın boşluğuna dağılımı  hakkında bilgi verirken aynı zamanda rahim iç duvarının doğumsal anomalilerini ve  patolojilerini (polip, myom, rahim iç duvarı yapışıklıkları) tanımlar.  Yeterli deneyim varsa histerosalpingo-kontrast-ultrasonografi HSG’ ye etkili bir diğer yöntemdir. Adetin bitimini takiben 1-2 gün içinde yapılması gerekir. HSG nin duyarlılığı ve özgüllüğü yaklaşık  % 65  ve % 84  olduğu bilinmektedir. Tüp etrafındaki yapışıklıklar ve endometriozis hakkında bilgi vermez. 2 yıldan eski olan rahim filmleri tekrarlamak gerekir. HSG nin tedavi rolü de olabilir. Mukus tıkaçlarla kapanan tüpler çekim sırasında kontrast madde verilirken basınçla açılabilir.

    Klamidya  Ig G antikorları: Tüplerde hasarın varlığı hakkında bilgi veren ağrısız, pahalı olmayan, kolay bir testtir. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, Klamidya enfeksiyonlarının pelvik enflamatuar hastalık olmaksızın da  tüplerde hasara yol açarak  kısırlığa neden olduğu  düşünülmektedir. Dünyada önde gelen kısırlık kılavuzlarında (RCOG guideline) HSG veya rahime yapılacak herhangi bir girişimsel işlemden önce tüm kadınlara klamidya antikoru bakılması önerilmektedir.

    Rahim iç duvarlarının değerlendirilmesi

    Serum fizyolojik  ile yapılan ultrasonografi tetkiği ile polip, rahim iç duvarında miyom, rahim iç duvarında yapışıklıklar, doğumsal rahim yapısında bozukluklar tanıları koyulabilir. Tüplerdeki patolojiye ek olarak HSG ile sonradan veya doğumsal rahim yapısında bozukluklar da  değerlendirilebilir. Anormal HSG bulgusu histeroskopi, laparoskopi  gibi bir ileri tetkiği gerektirir.

    Laparoskopinin rolü

    Kısırlığın değerlendirilmesinde laparoskopinin rolü tartışmalıdır. Pahalı ve invaziv bir tetkiktir. Endometriyozisden şüphelenildiğinde (ağrılı adet, pelvik ağrı, cinsel ilişkide derinde ağrı), pelvik yapışıklıklar ve tüplerde hastalık hikayesi varlığında (pelvik ağrı hikayesi, komplike apandisit, pelvik enfeksiyon, pelvik cerrahi, geçirilmiş dış gebelik ), anormal fizik muayene ve HSG varlığında laparoskopi yapılabilir. Açıklanamayan veya erkek nedenli kısırlık tanısı alan hastalarda tedavi planını değiştirmediğinden laparoskopiye gerek olmadığı görüşü hakimdir.

    Klinikte kullanımı yaygın olmayan testler

    Poskoital Test:  Rahim ağzındaki mukustaki adet döngüsündeki değişikliklerin spermle olan ilişkisini tanımlar. Beklenen yumurtlamadan hemen önce ilişkiden 2-12 saat sonra yapılmalıdır. Çocuk isteği ile başvuran çiftlerin araştırılmasında rutinde önerilen bir test değildir. Kanıtlanmış tanısal değeri yoktur.

    Endometriyal  Biyopsi: Adet döngüsünde yumurtlama olup olmadığı ve luteal faz defekti hakkında bilgi verir. Beklenen adetten 2-3 gün önce yapılır. Pahalı, invaziv,  embryonun rahime yerleşmesi için rahim iç duvarı hakkında bilgi vermeyen, yumurtlamanın değerlendirilmesi için gereksiz bir testtir.

    Bazal Vücut  Isısı: Progesteronun  ısıyı artırıcı etkisinden faydanılarak yumurtlamanın değerlendirilmesinde kullanılan basit ve ucuz bir testtir. Tüm adet döngüsü boyunca sabah her hangi bir aktivite yapmadan vücut ısısı ölçülerek not edilir. Bazal sıcaklık artışı, LH eğrisi ile koreledir, LH eğrisinden iki gün önce yükselmeye başlar. Yumurtlama hakkında yol gösterici olmasına rağmen zor, birçok faktörden etkilenebilecek ve gözlemleyene göre değişiklik gösterebilen bir testtir.

    Kromozom Analizi: Erken  menopoz (40 yaş altı)  tanısı alan kadınlara, ciddi oligospermi tespit edilen erkeklere ve tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğe kromozom analizi önerilmektedir.

    1. Tüp bebek nasıl bir yöntem, ne zaman, hangi durumlarda önerilir
    1. Rahim kanalları tıkalı olan kadınlarda
    2. Endometriyozis nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda
    3. Sperm sayı ve kalitesinin ileri derecede bozuk olduğu durumlarda
    4. İmmünolojik kısırlıkta
    5. Bazı hormonal bozukluklarda
    6. Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında
    7. Sebebi açıklanamayan kısırlıkta
    8. Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (preimplantasyon genetik tanı yöntemleri ile beraber)
    1. Günümüzde evlilik yaşı erteleniyor, kaybedilecek vakit yok. Kadın yaşının başarıda etkisi nedir?  Kadında yumurtanın önemi ne kadar?

    Yaş faktörü yoksa, yumurtalık reservi kabul edilebilir oranda ise gebelik %70’lere kadar çıkabilir. Ancak yaş ilerledikçe gebelik elde etme şansı azalıyor. 40-43 yaşlarda %30-40 arası iken 43 yaş üzeri %5 den az.

    1. Kişiye özel tüp bebek yöntemi nedir?

    Tüp bebek tedavileri her ne kadar dışarıdan standart bir tedavi olarak görülse de, her çiftin çocuk sahibi olamama problemi ayrıdır.Sorunun kaynağını bulmak için tamamlayıcı tanı ve tedavi unsurlarından faydalanılarak kişiye özel tedavi yaklaşımı benimsenmektedir. Bu nedenle de her çift için uygulanan tedavi yaklaşımı farklı ve kişiye özeldir. Başarının altında yatan en önemli sırlardan biri her bir çiftin kendi içinde bireysel olarak tek tek ele alınması ve sadece o çifte uygun olan tedavi sisteminin ortaya konulabilmesidir. Doğru tanı ve kişiye özgü tedaviler beraberinde yüksek başarı getirmektedir. Tıp dünyası bizim de uzun süredir uyguladığımız yeni bir kavrama doğru gidiyor. Tüp bebekteki başarıyı artırmak ve tedavi maliyetlerini düşürmek için artık ‘çiftlere özel tedavi’ uygulanıyor. Bireyselleştirilmiş tedavi hastanın yaşı, vücut kütle indeksi, yumurtalık reservi ve hormon değerlerine göre hastalar için özel tedavi protokolleri hazırlanır. Evlilik süresi, daha önce ne tedaviler aldığı, önceki denemelerindeki sonuçları, geçirdiği hastalıklar, ameliyatlar, jinekolojik ameliyatlar sorgulandıktan sonra muayene ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilmekte. Çiftlerin ilaçlara cevaplarını, onlar için hangi ilaçların kullanılacağını, yumurtaların hangi sıvılar içinde geliştirilmesinin daha iyi sonuç vereceğini ilk tetkiklerle anlayabiliyoruz. Tüp bebek merkezleri artık çiftlere tedavinin yüzde kaç başarı sağlayacağını daha ilk görüşmede yapılan tetkiklerle söyleyebilir. Deneme yanılma yöntemi yerine, değerlendirmenin iyi yapılması gerekir. Bir çiftin tedavi sonucu gebe kalma oranı ancak embriyo transferi sonrasında doktor tarafından söylenebilir.

    1. Tüp bebek tedavisi uzun bir tedavi mi, hastanede yatış gerekiyor mu? Tüp bebek kadın açısından zahmetli mi. Kadını neler bekliyor, tedavi hangi aşamalardan geçiyor. Tedavi ne kadar sürüyor.  Tedaviler ağrı, acı verici midir?

    Geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile artık daha kısa sürede yumurta toplayabiliyoruz. Adet kanamasının 2. Veya 3. Günü tedaviye başlanıyor ve yaklaşık tedavi süresi 7-10 gün sürüyor. Yumurta çatlatma iğnesi yapıldıktan 35-36 saat sonra yumurtalar hafif bir anestezi altında ultrason eşliğinde toplanıp laboratuvara sperm ile döllendirilmek için teslim ediliyor. Gelişen embryolar 2-5. Gün rahime transfer ediliyor.

    Tedavinin hiçbir aşaması ağrılı değil, hastanede yatış gerekmiyor.

    1. Menisinde sperm olmayan erkeklerin çocuğu olabilir mi? Mikrotese yöntemi nedir?

    Mikro TESE yöntemi ile testislerden sperm elde edilebilmekte. İşlemin mikroskop altında yapılması sperm bulma şansını yüzde 30′ dan yüzde 50-60 lara çıkarır.

    Testis aynı zamanda testosteron hormonunu üreten bir bölgedir. Bu nedenle bu yöntem testisten alınan dokunun miktarını azaltarak doku kaybını en aza indirir. Hastanın doku kaybı mikroTESE yönteminde çoklu biyopsi yöntemine göre 70 kat daha az olmaktadır.

    Mikroskop altında yapılması nedeni ile testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasını sağlar.

    1. Ovarian hiperstimulasyon sendromu (OHSS) nedir, önlenebilir mi?

    Normalde tüp bebek veya mikroenjeksiyon gibi işlemlerde yumurtalıkların kontrollü olarak hafif derecede uyarılması istenen bir durumdur. Ancak yumurtalıkların orta veya şiddetli derecede uyarılması veya ovarian hiperstimulasyon sendromu (OHSS) olarak bilinen tablo değişik şekillerde karşımıza çıkabilen ve istenmeyen bir komplikasyondur. Yumurtalıkların aşırı uyarılması, karında sıvı toplanması ve yumurtalıkların

    büyümesiyle belirginleşir. Erken tanınması gerekir. Bu nedenle tüp bebek hastalarının USG ve östrojen ile yakından takibi gerekir. Yumurtalıklarda büyüme, karın ağrısı, karında şişlik,  karın boşluğunda sıvı toplanması gibi şikayetler orta dereceli hiperstimülasyon durumunda ortaya çıkmaktadır. Hafif hiperstimülasyon durumunda  hastalar ayaktan takip edilirken,  orta ve şiddetli dereceli hiperstimülasyonda mutlaka hastaneye yatırılarak takip gerekmektedir. Şiddetli hiperstimülasyonun görülme olasılığı % 1 den az olup yumurtlama tedavisi sırasında hastaların yakından izlenmesi ile bu tablonun görülme sıklığı azalmaktadır.

    1. Yumurtlar ve spermler de dondurulabiliyor mu? Kimlere dondurma işlemi uygulanabiliyor?

    Embriyo dondurma  (embriyo kriyoprezervasyonu)

    Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Tüp bebek denemesinde gebelik elde edilememesi, gebelik elde edilip düşükle sonlanması veya doğumla sonlanan bir gebelikten sonra çiftin tekrar bir bebek dünyaya getirmeye karar vermesi durumunda, daha önce kendi sperm ve yumurta hücrelerinin döllenmesiyle elde edilen ve dondurulan embriyoları çözülüp kadın rahmine yerleştirilerek gebelik sağlanabilir. Bu yöntemle kadına uzun süren hormon ilaçlarının verilmesi engellendiği gibi tüp bebek işlemindeki gerekli birçok aşama atlanacağı için maliyet bakımından da çiftlere kolaylık sağlamaktadır.

    Embriyoların Dondurulmasında Yeni Bir Teknik: Vitrifikasyon

    Hücre dondurmasında iki temel teknik tanımlanmıştır. Bunlar, insan hücrelerinde ilk uygulanmaya başlayan teknik olan yavaş kontrollü dondurma yöntemi ve daha yeni bir teknik olan vitrifikasyon yöntemidir. Yavaş kontrollü yöntem halen yaygın olarak tercih edilmekle birlikte özellikle son yıllarda yapılan klinik çalışmalarda ultra hızlı vitrifikasyon tekniğiyle de çok başarılı sonuçlar bildirilmiştir.

    Ülkemizde embriyoların dondurularak saklanma süresi Sağlık Bakanlığı Üremeye Yardımcı Teknikler Üst Kurulunun hazırladığı yönetmelik gereğince 5 yıl olarak sınırlanmıştır.

    Sperm dondurma (sperm kriyoprezervasyonu)

    Sperm hücreleri canlılıklarını uzun süre koruyabilmek amacı ile dondurularak saklanabilir ve istenildiğinde çözülerek yardımcı üreme tekniklerinde kullanılabilir. Dondurma işleminde, bu işlem için özel olarak üretilmiş kriyoprotektan adı verilen solüsyonlar kullanılır. Dondurulan spermler sıvı azot tankları içerisinde (-196 ̊C) saklanır. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalarda, dondurulmuş çözülmüş hareketli spermler ile yapılan mikroenjeksiyon sonrasında döllenme ve gebelik oranlarının olumsuz etkilenmediğini göstermektedir.

    Sperm Dondurma Nedenleri

    •   Azospermi hastalarında işlem günü testiküler/epididimal yoldan elde edilen spermlerden mikroenjeksiyon sonrası arta kalan dokunun ya da tanı amaçlı yapılan testis biyopsisinden elde edilen spermlerin dondurularak saklanması amacıyla uygulanabilmektedir.

    •   Testis kanserlerinde, lösemi ve diğer kanser türlerinde kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanacak olgularda sperm üretimi büyük ölçüde engelleneceğinden daha ilerideki yardımcı üreme işlemleri için sperm elde etmek amacıyla uygulanabilmektedir.

    •   Testis ile ilgili çeşitli hastalıklar sonucu cerrahi tedavi görecek veya vazektomi uygulanacak olgularda ileri tarihlerde sperm elde etmek amacıyla yapılabilmektedir.

    •   İşlem günü psikolojik, sosyo-kültürel nedenlerle sperm vermede güçlük çekebilecek olgularda işlem öncesi sperm alınıp dondurularak daha sonraki aşamalarda kullanılabilmektedir.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.