Etiket: Ağrı

  • Fibromiyalji tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Fibromiyalji; toplumda çok sık rastlanan hastalıktır. Hastanın yaşam kalitesini ciddi derece bozan kronik hastalıktır. Vücudun her yerinde rastlanabilen yaygın kas ve iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu gibi bulguları olan kadınlarda daha sık görülen özellikle sırt, boyun, omuzlar ve kalçalarda belirgin olarak yaygın ağrı ve aşırı bitkinlik haliyle karakterize olan karmaşık bir ağrı sendromu ve kas iskelet sistemi hastalığıdır. Tedavisinde ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersizler uygulanır.

    Olgu: 35 yaşında bayan hasta. 15 yıldır yaygın ağrıları nedeniyle fibromiyalji tanısıyla takip ediliyor. Bu hastada vücudun her tarafında özelliklede sırt, boyun, belde yaygın geçmeyen ağrıları varmış. (VAS 9-10) Bunun tedavisi için bu süre zarfında çeşitli polikliniklere başvurmuş ve sonuç alamamıştır. Bunun üzerine en son algoloji polikliniği olarak bize başvurdu. Burada önceden kullanmış olduğu pregabalin 150 mgx2’yi bizim tedavimiz boyunca devam etmesini önerdik. Burada ilk olarak tüm vücut ağrıları için kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 7-8’di. Bunun üzerine önceki bloğa ek olarak supraskapular blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Bunun üzerine önceki iki bloğa ek olarak paraservikal, lumbal-torakal paravertebral blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 1-2’ydi, ağrıları çok azalmıştı, hareketleri rahatlamış ve yaşam kalitesi artmıştı. Bunun üzerine önceki üç bloğu uygulayarak 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Fibromiyalji tedavisinde ağrılarının azalmasında, hareketlerin rahatlamasında ve yaşam kalitesinin artmasında girişimsel blokların önemli bir yeri vardır. Girişimsel blokların bu tedavisi sempatik blok olmakta, parasempatik aktivite artmakta, bunun sonucu olarak vazodiletasyon ve revaskularizasyon olmakta, bunun sonucunda kaslarda gevşeme ve ağrıların azaldığını düşünmekteyiz.

  • Diz osteartriti tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Osteartrit: Orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında eklemlerin aşınması veya kireçlenmesi olarakta bilinir. Genellikle orta yaştan yaşlıya doğru görülme sıklığı artar. Yavaş seyirlidir. Kıkırdakta parçalanma, ardından menisküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. En sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar.

    Hastalarda istirahatle değil, hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi olur. Burada eklem hasarı geliştikten sonra bunu geriye
    çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi birlikte kullanılır. Bazen cerrahi tedavi yapılır.

    Olgu: 55 yaşında bayan hasta. 5 yıldır diz osteartiriti tanısıyla takip edilen hastanın özellikle dizlerinde hareketle artan ağrı ve hareket kısıtlılığı var. (VAS 9-10) Çekilen direkt grafide eklem aralığında daralma ve eklemlerin birbirine teması var. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere başvurmuş, fakat cevap alamamıştır. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuş. Burada ilk önce ağrısı için diz içi eklem enjeksiyonu ve popliteal blok uygulandı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki blokla beraber kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 2-3’dü. Ağrısı azalmış, hareketleri rahatlamıştı. Bunun üzerine önceki üç blok tekrar edilerek 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Osteartritteki ağrıların azalması, hareketlerin rahatlaması ve eklemlerdeki oluşan patolojilerin düzelmesinde girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini girişimsel blokların sayesinde oluşan sempatik bloklar sonucu gelişen parasempatik aktivite, vazodiletasyon ve revaskülarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Migrensiz hayat mümkün mü?

    Migren kadınlarda erkeklerden 3 kat daha sık görülür; (kadınlarda %18 ve erkeklerde %6 oranında) Migren başağrısı genelde şiddetlidir. Migren ağrısı kişiden kişiye değişkenlik gösterir, hatta aynı kişide bile farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Ağrı sırasında, birçok hastada başı oynatmak, ışığa veya yüksek sese maruz kalmak ağrıyı arttırır. Ağrı sırasında mide bulantısı hatta bazen kusma olabilir. Ağrı çoğunlukla zonklayıcı, çoğu hastada da tek taraflıdır. Ağrı 2-3 saatten 3 güne kadar devam eder.

    Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    · Orta şiddette ya da şiddetli ağrı
    · Bulantının eşlik etmesi
    · Kusmanın eşlik etmesi
    · Işığa ve sese duyarlılık
    · Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı
    · Ağrının asıl olarak tek taraflı olması
    · Ağrının hareketle artması

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir aura dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir.

    Migren çok farklı ve çeşitli tetikleyicilerle tetiklenebilir. Kadınlarda en sık tetikleyici menstrüasyon olup genelde ağrı adet döneminden birkaç gün önce gelir. Bunun dışında hava değişimi (rüzgar, lodos..), açlık, fazla uyku veya az uyku, güneş, stres, heyecan hatta bazen ani sevinç, yorgunluk (özellikle çok yorucu sporlar), mayalı içkiler (özellikle kırmızı şarap ve bira) olmakla birlikte gıdalar da tetikleyici olabilir. Ayrıca, doğum kontrol hapları, dikkat eksikliğine karşı kullanılan konsantrasyonu arttırıcı ilaçlar, uyanık kalmak için kullanılan ilaçlar da migreni tetikleyebilir.

    Migren ağrısına ilaç kullanmadan yapılacak şeyler başa buz dolu torba koymak (veya soğuk suyun altına başın tutulması), boyna sıcak uygulamak veya boyun masajı, karanlık sessiz bir ortamda uyumaya çalışmak ve uyumak olabilir. Ağrıyı dindirmek için kullanılacak ilaçlar ise temelde iki gruptur, ağrı kesiciler veya yalnızca migren ağrısını durduran Migren Atak İlaçları.

    Migren tedavisinde ilaçlar dışında veya ilaçların yanı sıra başka tedaviler de uygulanabilir. Botox tedavisi, Akupunktur, Büyük Oksipital Sinir Bloğu ..vs.

    Migren ağrısı kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir, hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır.

    MİGRENİN ENJEKSİYON YÖNTEMLERİ İLE TEDAVİSİ

    Migren hastalarında atakların sıklığı ve ağrının şiddeti PROLOTERAPİ tedavisi ile azaltılıp kontrol altına alınabilir. Düzenli aralıklarla yapılacak proliferan madde enjeksiyonlarıyla özellikle baş-boyun bölgesinde yeralan kronik hasarlı bağ dokusu elemanları kalıcı olarak tedavi edilebilir. Kas-iskelet sistemi ve eklemlerdeki dejenerasyonun tedavisi ile seanslar ilerledikçe migren ağrısı çeken kişinin atak sıklığının ve ağrı şiddetinin giderek azaldığı ve hedef seans sayısına ulaşıldığında ağrının tamamen kaybolduğu görülecektir.

    Migren temel olarak bir nöropatidir. Migren ağrısı sinir kaynaklı bir ağrıdır. Migren ağrısı ensede, göz çevresinde ve şakaklarda yoğun olarak hissedilir. Sebebi buradaki sinir liflerinin tuzaklanmasıdır. Tuzaklanmış olan sinir lifleri şişer ve basıncı bir eşik değerini geçtiğinde (30 mmHg) sinir lifinde iletim durur. Bu lif artık kendiliğinden ağrı sinyalleri üretebilen bir duruma gelir.

    Migren mekanizmasının aydınlatılması aynı zamanda bu ağrının tedavisi için de ipuçları veriyor: PİT yöntemi basit, güvenilir, etkili bir tedavi yöntemidir. Tüm nöropatik ağrılarda olduğu gibi migren ağrılarının kontrol altına alınmasında etkilidir. PİT yöntemi ile serbest sinir sonlanmaları ve tuzaklanan sinir lifleri bölgelerine yapılan yüzeyel enjeksiyonlarla sinir liflerindeki şişme geri döndürülür. Sinir lifi yeniden fonksiyon kazanır ve ağrı sinyalleri otomatik olarak ortadan kalkar. 7-15 günlük seanslar halinde uygulandığında migren ağrılarının hem sıklığında hem şiddetinde azalma sağlayarak yaşam kalitesinin yükseltilmesini sağlar. Etkisi ilk seanstan itibaren görülmeye başlar. İşgücü kaybını azaltır. Ağrı kesici kullanımını sınırlar.

    PİT yöntemi Migren dışında; Huzursuz Bacak Sendromu, Morton Nöroma, De Quervain Sendromu, Carpal Tünel Sendromu, Postherpetik Nevralji, Zona hastalığı, Fasial Paralizi, Fibromyalji, Ameliyat yerlerinde iyileşmeyen ağrılar ve Diyabetik nöropatik ağrı tedavisinde uygulanır.

  • Diz ağrılarının tedavisinde ameliyatsız yöntem: proloterapi

    Diz eklemi; kemikler, eklem kıkırdakları, menisküsler, eklemi birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Diz eklemi küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, menisküsler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, ön çapraz bağ hasarı, kondromalazi(kıkırdakta incelme) ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Yırtık ya da dejenere olmuş menisküsü kesip çıkarmak, kısa vadede ağrıyı geçirirken uzun vadede dizin kireçlenmesini artırarak proteze giden süreci kısaltır. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Diz ekleminin ağrı ve hareket kısıtlılığı ile seyreden rahatsızlıklarında muayene ile hasarlı dokuları tespit etmek mümkündür. Röntgen veya MR’da görülsün/görülmesin; İç yan bağ, dış yan bağ, İliotibial bant, menisküsler, ön çapraz bağ, eklem kıkırdakları, tendonlar muayene edilerek rahatsızlığa sebep olan hassas olan dokular tespit edilebilir. Bu noktada ”Deneyimli El Konsepti” söz konusudur.

    Diz ekleminin dayanıklılığından sorumlu olan ancak çeşitli sebeplerle zayıflamış olan kıkırdak ve bağlar eski gücüne kavuşursa hastanın şikayetleri de ortadan kalkacaktır. Ameliyata gerek kalmadan; Yırtık veya dejenere olmuş menisküsü iyileştirmek, gevşemiş veya kısmi yırtık oluşmuş ön çapraz bağı tekrar güçlendirmek, diz kapağının altındaki incelmiş kıkırdak dokusunu kalınlaştırmak, azalmış olan diz eklem mesafesini genişletmek PROLOTERAPİ yöntemi ile mümkündür.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Proloterapide amaç yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması ile hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin doğal yoldan yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Topuk dikeni tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Topuk dikeni, kişide fiziksel aktivitelerde kısıtlılık, eklemlerde kireçlenme ve istenmeyen kiloya neden oluyor. Bunun yanı sıra, eklemleri ve omurgayı etkilemeye başlayan topuk dikeni, diz ekleminde menisküs yırtığına, diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeye, omurgada postür bozukluğuna bağlı kronik ağrıya, omurga eğriliğine ve bel fıtığına yol açabiliyor.

    Topuk ağrısı düztabanlarda, yüksek kavisli ayaklarda, kilo problemi olanlarda, topuklu ayakkabı ya da babet tarzı düz ayakkabı kullananlarda, diyabetiklerde, çeşitli romatizmal hastalıklarda ortaya çıkabilmektedir. Topuk Dikeni hastalığı, topuğunda ağrı şikâyeti olan hastalarda çekilen röntgende topuk kemiğinde bir çıkıntı oluştuğunun görülmesiyle adı konan bir rahatsızlıktır. Ancak topukta görülen bu çıkıntının ağrının oluşmasında bir önemi yoktur. Hatta topuk ağrısı çeken hastada röntgende topuk dikeni görülmeyebilir veya topuk dikeni olan bir kişi hiç topuk ağrısı duymayabilir. Ağrının sebebi ”Plantar Fasiit”tir. Yani ayak tabanını ve ayak kavsini destekleyen bağ dokusunun rahatsızlığıdır. Hastalar tipik olarak sabah yataktan kalktıktan sonra ilk birkaç adımda topuk ağrısı ile karşılaşırlar ve bu ağrı yürüme ile kendiliğinden azalır. Bir yerde uzun süre oturduktan sonra ilk kalkmada oluşan ağrı ve gün sonu ağrıları çok tipiktir ve tanı koydurucudur. Hastalar çok uzun süre yürüdüklerinde veya ayakta kaldıklarında topuk ağrısından şikâyet ederler. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve omurga problemlerine yol açabilir.

    Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Topuk dikeni hastalarında uygulanan tedavilerin başında aşil germe egzersizleri gelir. Kişiye özel hazırlanan tabanlıklar kullanılarak basma esnasında hissedilen ağrılar azaltılmaya çalışılır ve ağrı kesici ilaçların yanı sıra buz uygulaması önerilir. Uygulamaların altı hafta gibi bir sürede fayda sağlamaması durumunda ise fizik tedaviye başlanır.

    En Etkili Tedavi Yenileyici Enjeksiyon Yöntemi

    Kortizon enjeksiyonu zaten zayıf ve gergin olan bağ dokusunun kemiğe tutunmaya çalışan kısmını daha da zayıflatır ve taban çökmesine zemin hazırlar. PRP enjeksiyonu ise tedavi konusunda daha isabetli bir tercih olmakla birlikte genellikle yetersizdir. Topuk Dikeninde en etkili tedavi Rejeneratif (yenileyici) enjeksiyon yöntemidir. Ayak tabanını oluşturan ve ayak kubbesini destekleyen plantar fasyanın güçlendirilmesi tedavinin ana hedefidir. Seanslar halinde uygulanan proliferan solüsyonlar o bölgede vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirerek bir tamir süreci başlatır. 3 haftada bir uygulanan seanslarla birlikte hastaya evde uygulamak üzere egzersiz programı verilmelidir. Ortalama 4-6 seans enjeksiyon tedavisi ile vücudun ağırlığını taşımakta zorlanan zayıf plantar fasya doğal yoldan güçlendirilerek kalıcı bir iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanır. Plantar fasya güçlendirildiği için sonuçlar kalıcıdır. Ağrı genellikle nüksetmez. Böylece uzun vadede oluşabilecek, diz ve bel rahatsızlıklarının önüne geçilmiş olur.

    Topuk dikenini önlemek için:

    İstirahat çok önemlidir (Gerekli durumlar dışında ayakta kalmamak – uzun mesafe yol yürümemek gerekir ),

    Düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır,

    Kaliteli, sağlıklı, tabanı yumuşak ortopedik ayakkabı kullanmalıdır,

    Fazla kilo varsa zayıflamak topuklarınıza binecek yükün azalmasına yardımcı olacaktır.

  • Kas ve iskelet sistem ağrılarının tedavisinde proloterapi

    Modern tıp uygulamaları ve ileri görüntüleme teknikleri sayesinde günümüzde çok daha hızlı ve isabetli tanı koymak, hastaya erken müdahale etmek mümkündür. Akut gelişen ve hayatı tehdit eden durumlarda yüksek sağkalım oranları sağlayan bu durum kronik süreçlerde hekimi yanıltabilir ve hastanın iyileşmesini geciktirebilir.

    Kas – iskelet sistemi; kemikler, kemikler arasındaki eklemler ve diskler, eklemleri birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Bu bağ dokusu elemanları küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, diskler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, bel ve boyun fıtığı, kronik baş ağrısı ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Omurgadaki fıtığın ameliyatla alınması ağrıyı kesmeyebilir ya da kısa süreli bir düzelme sağlayabilir. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olduğu durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Omurga rahatsızlıklarının tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Omurga hastalıklarının tedavisinin, zamanında ve etkin bir şekilde yapılmaması, yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Bu kişilerin zaman içinde; ağrı kesicilere bağımlı, bedensel zayıflıktan dolayı sosyal çevresi ve günlük aktiviteleri kısıtlı, kronik depresyon yaşayan kişilere dönüşmesi mümkündür.

    Omurga Hastalıkları Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Omurgayı saran bağ dokusunun, zaman içinde duruş bozukluğu, kilo alma ve yanlış hareket gibi nedenlerden ötürü yıpranması sonucu kişinin hayatını bütün yönleriyle etkileyen hastalıklara zemin hazırlanmış olur. Omurga hastalıkları arasında; skolyoz, kifoz, omurga düzleşmesi, boyun ve bel fıtığı, omurganın dejeneratif hastalıkları, bel kayması ve spinal dar kanal, omurga kırıkları, omurga tümörleri, omurga enfeksiyonları sayılabilir. Omurga hastalıklarının ilk ve en yaygın belirtisi ağrıdır. Kemik, eklem, bağ dokusu ve sinir yapılarının etkilenmesi (yıpranması) sonucunda ağrı oluşabilir. Ağrının şiddeti, hissedildiği yer, ağrının özelliği (delici / batıcı, yanıcı, künt..vs), ağrıyı artıran ve azaltan durumlar ortaya konur ve ayırıcı tanıya gidilir. Ağrıya kas spazmı, hareket kısıtlılığı ve postür bozukluğu eşlik edebilir. Günümüzde ağrıyla seyreden omurga hastalıklarında ağrı kesici ve kas gevşeticiler başta olmak üzere, depresyon ve epilepsi ilaçları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı durumlarda hastaya uzun saatler takmak üzere korse önerilir. Fizik tedavi, manuel terapi, akupunktur..vs teknikler kas spazmını ve postürü iyileştirmeye yönelik denenebilir. Skolyoz, ileri derecedeki kifoz, kök basısı yapan bel ve boyun fıtıkları, dar kanala neden olan bel kayması durumlarında ise cerrahi tedavi uygulanır.

    Yenileyici Enjeksiyon Omurgayı Nasıl Tedavi Ediyor?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisi ile omurganın postür ( duruş ) bozukluğu ve ağrı ile seyreden rahatsızlıklarına uzun ilaç tedavilerine ve cerrahi müdahaleye gerek kalmadan çözüm üretmek mümkündür. Skolyoz ve kifozun erken yaşlarda ameliyatla düzeltilmediği kişilerde veya korse ile takibi yapılan kişilerde yenileyici enjeksiyon yönteminin uygulanabilir, uygun egzersizler eşliğinde de ağrı kontrolü sağlanır.

    Hastalık Kaynağından Tedavi Ediliyor

    Yenileyici enjeksiyon tedavisinin en büyük farkı, hastalığı kaynağına inerek tedavi etmesi; böylelikle kalıcı tedavisi mümkün olabilmektedir. Bel ve boyun fıtığı, omurga düzleşmesi, bel kayması ve buna bağlı gelişen dar kanalın tedavisinde yenileyici enjeksiyon teknikleri, sorunun kaynağına uygulanır. MR görüntülerine ek olarak, detaylı fizik muayenesi yapılan hastada, hasarlı bağ dokusu tespit edilir. Sonra bir protokol dahilinde ve kişiye özgü bir tedavi programı oluşturulur. Enjeksiyon yapılan bölgelerde zayıf ve hasarlı olan bağ dokusu elemanları, vücudun savunma sistemi harekete geçirilerek tamir edilir. Seanslar ilerledikçe ağrı azalır ve hareket kısıtlılığı sorunu ortadan kalkamaya başlar. Ortalama 4-6 seanslık bir tedaviyle büyük ölçüde iyileşme tamamlanır.

  • Kronik ağrılar soğukta artar

    Yıllar içerisinde yaşanan küçük-büyük travmalar, ters hareketler, kilo alımı bağlarda hasara neden olur. Eklemi saran bağların yıpranması ve hareketsiz yaşam eklemlerde kireçlenme ile sonuçlanır. Soğuk havalar, miyofasiyal ağrı sendromu gibi kas rahatsızlıklarında yaşanan kronik ağrıları da artırır.

    Ağrıları Azaltmak İçin Neler Yapılmalıdır?

    Yaz aylarında hareketli olan kas ve eklemlerin birden kapalı, soğuk ve hareketsiz yaşama girmesi, kış aylarında görülen ağrıların en büyük nedenlerinden biridir. Soğuk ve nemli havalar eklem ağrılarını artırır, kronik ağrı şikâyeti olan kişilerin sıcak ortamları tercih etmesi gerekir. Soğuk ve karlı havalarda eldiven ve atkı kullanmak, sıcak içecekler tüketmek, fırsat buldukça egzersiz yapmak ağrı kontrolüne yardımcı olur.

  • Eklem kireçlenmesi tedavisinde proloterapi

    Eklemleri oluşturan her bir kemiğin ucunda kemiğin üzerini örten kıkırdak doku mevcuttur. Kıkırdak eklemin hareketini rahat yapması için yumuşak, kaygan bir yüzey oluşturur ve kemikler arası yastık gibi hareket eder. Kemiklerin birbirine sürtmesine engel olur.

    Kireçlenme (osteoartrit); eklemlerde, kıkırdak kaybının ve hasarının bir sonucudur ve dejenerasyonla ilerleyici ve işlev bozukluğuna yol açan bir hastalıktır. Eklemlerde ağrıya neden olur.

    Kıkırdak yapısı yaş ilerledikçe değişmeye başlar. Yaşla birlikte kıkırdak ta yaşlanır. Fazla ve kötü kullanılan ya da hastalıklı eklemde kıkırdak daha kolay zarar görür. Bu kıkırdak hasarının oluşma süresi kişiden kişiye değişiklik gösterir.

    Kıkırdak hasarının yanında, eklemdeki eklem zarlarının salgıladığı sıvı normal özelliğini yitirir ve bunun sonucunda eklem hasarı ilerler. Kireçlenmede eklem sıvısı yeteri miktarda bulunmayabilir ve özelliği bozulmuş olabilir. Bu değişiklikler eklemdeki kıkırdak yıkımının ve belirtilerinin sebeplerinden biri olabilir.

    Kireçlenmenin en sık görüldüğü eklemler, diz ve kalça eklemleridir.

    Diz eklemi kireçlenmesi (Gonartroz)

    Genetik faktörler kireçlenme üzerinde rol oynar, ancak ileri yaş, kilo, ağır iş, menisküs yırtıkları, eklemlerde tekrarlayan zorlanmalar ve travmalar gibi etkenler kireçlenmeyi hızlandırıp ortaya çıkmasına neden olabilir. Kireçlenme yaş ilerledikçe daha sık görülür ve hem kadınları hem de erkekleri etkiler.

    Bulgular ve belirtiler Hareket ettiğinizde eklemlerinizde sürtünme veya çekme hissini duyabilirsiniz. Ayrıca diz eklemi bölgesinde hassasiyet ve ağrı hissedebilirsiniz. Herhangi bir merdivenden inip çıkmak, bir sandalyeden kalkmak veya bir yere oturup kalkmak ağrı verici olabilir. Ağrı başlangıçta daha hafifken yürüdükçe artış gösterip yürümenizi engelleyecek şekilde olabilir. Ağrı ve hareketsizlik nedeniyle diz çevresindeki kaslarda zayıflama ve erime olabilir.

    Kalça eklemi kireçlenmesi (Koksartroz)

    Kalça kireçlenmesi en sık rastlanan kalça ağrısı sebebidir. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan ek bir hastalık (doğumsal kalça hastalıkları, geçirilmiş kalça eklemi enfeksiyonu, kalça ekleminde büyüme kıkırdağının kayması, romatizmal hastalıklar), geçirilmiş bir travma ya da steroid kullanımı olabileceği gibi hiçbir ek hastalık olmaksızın kendiliğinden de ortaya çıkabilmektedir. Ailede eğer artroz varsa, ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Kalça eklemindeki artroz daha çok orta ve ileri yaşlarda ve erkeklerde görülmektedir.

    Bulgular ve belirtiler Kalça artrozunun ilk belirtisi kalça ekleminde bir rahatsızlık ve tutukluk olmasıdır. Bu rahatsızlık başlangıçta sabahları uyanma ve yataktan kalkma ile ortaya çıkar. Ağrı hareket ve eklem üzerine yük bindirilmesi ile artar, istirahatte biraz rahatlar. Hastalık ilerledikçe ağrı ve diğer şikayetler dinlenmekle de geçmez. Hasta ağrıdan dolayı aktivitelerini azaltır. Eklem aralığı iyice daralır. Kalça hareketleri kısıtlanır ve topallama olur. Ağrı bazen dize de vurabilir. Bu nedenle diz ağrısı ile gelen hastalar mutlaka kalça eklemi yönünden de değerlendirilmelidir.

    Eklem kireçlenmesi nasıl tedavi edilir ?

    İyi bir tedavi programı eklem ağrısını ve tutulmasını azaltıp, eklem hareketlerini arttırmaya ve yaşamınızı kolaylaştırmaya yardımcı olur. Fizik tedavi, kilo kontrolü, hasta eğitimi ve proloterapi hep birlikte planlanmalıdır. Bunlar faydalı olmadığında ancak ameliyat düşünülebilir. Tedavi programı, hastalığın ciddiyetine, şikayetlerinizin şiddetine, yaşınıza ve diğer sağlık problemlerinize bağlı düzenlenmektedir.

    Eklem Kireçlenmelerinde ‘Proloterapi’ nasıl iş görür?

    Proloterapi uygulaması kronik hasarlı dokular üzerinde en etkin iş gören uygulamadır. Eklem dejenerasyonu ile birlikte görülen eklem aralığında daralma eklem instabilitesinden kaynaklanır. Kireçlenme nedeniyle ağrı ve fonksiyon kaybı ile başvuran bir kişide eklemin muayenesi yapılarak instabiliteye neden olan bağ dokusu elemanları tespit edilir. Proloterapinin hedefi tam da zayıflamış olan bu bağlardır. Proloterapi uygulaması bu süreçte eklemi destekleme görevini yapamaz hale gelmiş ligamentleri ve tendonları güçlendirerek ekleminizdeki laksiteyi (gevşekliği) düzeltir. Böylece eklem zarı yeniden eklem sıvısı üretmeye başlar ve sanılanın aksine eklem kıkırdağı kendini yenileyebilir.

  • Dirsek ağrılarında proloterapi uygulması

    Hasarlanmış ligament, tendon ve eklemlere solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesini proloterapi olarak adlandırmaktayız. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapi hem sporcular hem de toplumun diğer kesimi için doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde ameliyatsız olarak tedavi edilebilirler.

    Günümüzde dirsekte ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan kas tendonlarının ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kas ve tendonlarda laksite ve kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar. Proloterapide amaç bu hasarlı tendon ve ligamentlerin solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve remodelingini (yeniden şekillendirme) sağlamaktır, böylelikle dirsek bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Dirsekte ağrıya neden olan durumlar; Tenisçi dirseği (lateral epikondilit), golfçü dirseği (medial epikondilit), olekranon bursiti, romatoid artrit, osteoartrit, kubital tünel sendromu, gut, enfeksiyöz artritler, tendinitler, künt ve delici travmalarla oluşan eklem kapsül hasarlanmalarıdır. Bu durumlardan tendinitler, tenisçi dirseği, golfçü dirseği, olekranon bursiti özellikle bu bölgedeki tendon ve bağların zayıflamasından kaynaklanmaktadır.

    Tenisçi dirseği olarak da bilinen lateral epikondilit, dirseğin dış tarafa bakan çıkıntılı bölgesinde (lateral epikondil) ağrı ile karakterize bir problemdir.

    El ve el bileğinin ekstensör kasların gerili durumda iken zorlayan, yineleyici geniş kavrama hareketleri sonrasında (örn. Kasaplarda, boyacılarda, muslukçular, yoğun iş yapan ev hanımları gibi) veya bu bölgeye direkt meydana gelen travmalar sonrasında oluşabilir.

    Dirseğin lateral epikondil olarak adlandırılan dış çıkıntılı bölgesinde dokunmakla hassasiyet ve ağrı en önde gelen şikayettir. Özellikle kaba cisimleri kavrama sırasında el bileğini büktüren hareketlerde ağrı artar. Hasta çaydanlık kaldırma hareketi gibi hareketlerde dirsek bölgesinde ağrı tarifler.

    Kol kullanılmadığında ağrı minimaldir fakat stres altında keskin ve batıcı tarzdadır ve erken yorulmaya neden olur. Bu gibi ağrı yakınmaları yıllarca sürebilir. Her yaş grubu risk altında olmakla beraber 35-55 yaş arası grupta sık görülmektedir.

    Golfçü dirseği, dirseğin iç tarafındaki kemik çıkıntıda (medial epikondil) ağrı ve hassasiyetle karakterize bir hastalıktır. El bileğinin içe doğru bükülmesi işlevinden sorumlu olan kol kaslarının kirişleri medial epikondile yapışır. Bu kasların aşırı kullanımına bağlı olarak golfçü dirseği oluşabilir. Kaslar aşırı kullanıldığında tendonlar yapıştıkları bölgede tekrarlayan çekme kuvvetine maruz kalırlar. Bunun sonucunda da tendonlarda iltihap ve küçük yırtıklar oluşur. Bu da ağrıya neden olur.

    Medial epikondilit golf oynayan kişilerde sık görüldüğünden golfçü dirseği adıyla da anılır. Ayrıca raket sporları yapanlarda, sürekli yazı yazanlarda ve marangozlarda da rastlanabilmektedir. Golfçü dirseği ağrısı dirseğin iç tarafındadır, önkolun iç kenarına doğru yayılabilir ve eli yumruk yapınca ağrıda artış görülür. Golfçü dirseği en çok 20 ila 49 yaşındaki erkeklerde yaygındır. Bu durum bileklere ve parmaklara tekrar tekrar basınç yükleyen kimseleri de etkileyebilir. Yapılan iş ya da spor riski artırmaktadır.

    Tendonun aşırı yüklenmesi, tendonun aşırı yüklenme olmadan sürekli şekilde kullanılması ve bazı romatizmal hastalıkların tendonu direk olarak zorlaması sonucunda tendonda bir iltihap gelişir. Zamanla bu bölgede tendonlarda sertleşme başlar ve ağrı giderek artar. Klinikte en çok karşılaşılan medial epikondilit nedeni uzun süreli kullanıma bağlı olanlardır ve bu türün tedavisi de daha uzun zaman almaktadır.

    Dirsek ağrılarının tedavisi:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.