Etiket: Ağrı

  • Ağrı kesici (antiflamatuar) ilaçlar

    Ağrı kesici (antiflamatuar) ilaçlar

    Ağrı, bize organlarımızın varlığını hatırlatan,rahatsız edici bir duygudur.

    Ağrı kesiciler (NSAİD: Non Steroid Antiinflamatuar Drug) bel ve boyun ağrılarında en sık kullanılan ilaçlardandır. Kullanım amaçları enflamasyonu ve ağrıyı gidermektir.

    Enflamasyon; doku hasarına karşı gelişen normal bir savunma mekanizmasıdır, kimyasal, travmatik,enfeksiyoz…. nedenlerle ortaya çıkan zararlı metabolitleri ortamdan uzaklaştırma çabasıdır. Bu süreç içinde oluşan metabolitler ve hasar, dokuda bulunan serbest sinir uçları tarafından merkezi sinir sistemine iletilir, birtakım kimyasal reaksiyonlar gelişir ve sonuçta ağrı oluşur. NSAİD ler bu reaksiyonların gelişmesini engelledikleri için enflamasyona, doku hasarının oluşmasına ve sonuç olarak ağrıya engel olurlar. Bu metabolitlerin oluşmasında siklooksijenaz (COX-1,COX-2) isimli enzim büyük rol oynar. NSAİD ler bu enzimin sentezini inhibe ederler (engeller).COX-1 hücrelerin yapısında bulunurken COX-2 inflamatuar uyarılar sonucunda sentezlenir(oluşur).Metabolitler(Prostoglandin,tromboxan…)aynı zamanda vücut ısınsın ayarlanmasında da görev aldıkları için,NSAİD lerin aynı zamanda antipiretik(ateş düşürücü)etkisi de vardır.

    NSAİD lerin en tipik ilacı ASPİRİN(asetilsalisilik asit=salisilat) dir.Aspirin,COX-1’in selektif(has)inhibitörüdür,COX-1 enzimini irreversibl(gerdönüşümsüz) inhibe eder,diğer NSAİD ler reversibl(geri dönüşümlü)inhibe eder.Yarı ömrü en kısa olan NSAİD Aspirindir.

    NSAİD ler kimyasal yapılarına göre birkaç gruptur.:

    1-Salisilatlar:Aspirin,diflunisal,Salisilat tuzları

    2-Propiyonik asit türevleri:İbuprofen,Naproxen,Fenopropen,Ketoprpfen,Flurbiprofen

    3-İndolasetikasit türevleri:İndometasin,Sulindak,Etodolak,Ketorolak

    4-Fenamatlar:Mefenamik asit,mekilofenamat

    5-Pirazolon türevleri:Aminopirin,Dipiron,Fenilbutazon

    6-Paraaminofen türevleri:Asetaminofen(parasetamol),Fenasetin

    7-Diğerleri:Diklofenak,Ketorolak,Tolmetin,Nabumeton

    Diklofenak,sinovial sıvıya(eklem bşluğundaki sıvı)geçerek burada birikebilir.İndometazin veya Naproksen den daha güçlü etkilidir.

    Paraaminofen lerin periferik dokulardaki COX enzimine etkileri düşüktür,bu nedenle antiinflamatuar etkileri zayıftır.Trombosit(Pıhtılaşma hücreleri) fonksiyonunu bozmazlar.Uzun süre kullanımında karaciğer ve böbrekte hasara neden olabilir.

    NSAİD ler oral(ağızdan),suppozotuar(makattan)parenteral(damaryolu içine ve kas içine),topikal(Jel,merhem şeklinde)olarak uygulanabilir.Sonuç olarak kana karışırlar ve kanda proteinler ile taşınırlar,karaciğer veya böbrekler yoluyla elimine edilirler(vücuttan atılırlar).Bu nedenle bu sistemlerde bir bozukluk durumunda(kanda protein miktarının az/çok olması,böbrek ve karaciğer hastalıkları..)etkileri ve yan etkileri azalabilir/artabilir.

    Metabolitler normal olarak da hücre yapısında bulunurlar ve hücrenin korunmasında fonksiyonları vardır.Ancak birtakım etkilerle aşırı salgılandıklarında enflamasyona neden olurlar.Ağrı kesiciler normalde olması gereken metabolitlerin de sentezini inhibe ettikleri için birtakım istenmeyen yan etkilere de neden olurlar.

    Tromboxanların sentezini inhibe ederek trombosit fonksiyon bozukluğuna neden olabilirler.Esasen bu etki aspirin in düşük dozlarında daha belirgin olarak göze çarpar.Bu nedenle aspirin düşük dozlarda antiagregan(kan sulandırıcı) olarak kullanılır.

    Prostoglandinler mide hücreleri tarafından da salgılanır ve mide hücrelerini asitten korurlar.NSAİD ler Prostoglandinleri inhibe ettikleri için rolatif olarak asiti arttırırlar ve mideye zarar verirler.Bu nedenle Gastrit,Ülser ağrılarında asla kullanılmazlar.

    Bütün ilaçlar gibi alerjiye neden olabilirler.

    Prostoglandinler akciğer fonksiyonlarında önemli rol oynarlar,bronşları genişletici etkileri vardır.Bu nedenle astım gibi bronşlarda daralmayla giden hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

    Karaciğer hasarını arttırabileceğinden alkol ile birlikte kullanılmaları sakıncalıdır.

    Genel olarak NSAİD ler kas iskelet sistemine bağlı ağrılarda,baş ve diş ağrılarında ağrı kesici olarak,ateşli durumlarda ateş düşrücü olarak,ve antienflamatuar olarak kullanılırlar.Mide ve barsak sistemine ait ağrılarda kullanılmazlar veya nadiren hekim gözleminde kullanılırlar.Kullanılmadıkları alanlar ise;etken maddesine karşı alerjisi olanlarda,mide barsak sistemine ait rahatsızlılarda,kanama bozukluğu olanlarda,Karaciğer ve böbrek hastalıklarında kullanılmazlar veya kullanımları hekim gözetiminde olmalıdır.

    Mide barsak problemi sık olan NSAİDler:Aspirin,Fenilbutazon,İndometasin

    Merkezi sinir sistemine yanetkileri sık olan NSAİDler:İndometazin,Fenilbutazon

    Düşük yan etkili NSAİD ler:Naproksen,İbuprofen,Fenoprofen

    NSAİD ler kullanılmakta olan diğer ilaçlarla etkileşebilir.NSAİD lerin etkilerini azalttığı ilaçlar:Kaptopril(antihipertansif),Furosemid(diüretik=idrar söktürücü),Hidralazin(antihipertansif), beta bloker(antihipertansif),Tiazidler(diüretik,antihipertansif) .Etkisini arttırdığı ilaçlar:Coumadin gibi kan sulandırıcı ilaçların etkisini arttırırlar.

    Sonuç olarak NSAİD ler, çok geniş kullanım alanı olan ve her birinin ayrı özellikleri olan ilaçlardır.Doğru hastada,doğru yolla,doğru dozda,doğru sürede kullanıldıklarında çok faydalıdırlar.Gereksiz yerde ve dozda kullanıldıklarında geri döndürülmesi zor olan hasarlara neden olabilirler.Bu nedenle hangi sebeple olursa olsun ağrıkesici bir ilaç almadan önce bir hekime danışmak çok yararlı olacaktır.

  • Dar kanal

    Dar kanal

    Lomber dar kanal, omuriliğin çevresini saran spinal kanalın yavaş yavaş daraldığı ve omuriliğin ve sinirlerin sıkıştığı bir hastalıktır. Bu daralma intervertebral diskin ve faset eklemlerinin dejenerasyonu sonucu oluşur. Bu durumda, intervertebral disklere binen aşırı yük nedeni ile oluşan, osteofit denilen küçük kemik çıkıntılar, spinal kanalın içerisine doğru büyüyerek omuriliğe ve sinirlere bası yapabilir. Faset eklemleri de artritik hale geldiklerinden genişlerler, bu da sinir köklerinin bulunduğu alanın daralmasına neden olur. Omurganın bağları da, özellikle ligamentum flavum (sarı ligament), yaş ilerledikçe daha sert, daha az esnek ve kalın hale gelir, bu da spinal kanalın daha da daralmasına neden olur.Tüm bu süreçler spinal kanalı daraltarak sinir kökleri ve omurilik üzerine bası ve basınç oluşturarak dar kanala bağlı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

    Darlık, omuriliğin veya kauda ekuina (omuriliğin en alt ucu)’ nın bulunduğu merkezi bölümde (santral darlık), sinir köklerinin santral kanalı terk ettiği bölümde (yan reses darlığı) veya sinir köklerinin kanal dışına çıktığı yer olan yan foramende (foraminal darlık) olabilir.

    Yaşın ilerlemesi ile birlikte spinal kanalın yapısında belirli bir bozulma olması doğaldır. Belirtilerin ortaya çıkması için spinal kanaldaki darlığın belirli bir sınır aşması gerekir. Ayrıca belirtiler sinir yapıları üzerine olan bası derecesi ile de ilişkilidir. Tüm bunlara rağmen herkeste belirtilerin ortaya çıkması şart değildir, belirtilerin ortaya çıkma zamanı ve şiddeti kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

    Spinal darlık (dar kanal) spinal kanalda nöral elemanlar için gerekli alanı daraltan pek çok süreç sebebi ile olabilir. En sık neden dejeneratif nedenlerdir. Fakat, darlığın kalsiyum piyrofosfat kristalleri ve amyloid depo hastalığı ve intradural spinal tümörler gibi sık rastlanmayan nedenleri de var.

    Darlığın neden kuvvetsizliğe ve ağrıya neden olduğu hala pek çok tartışmanın ve araştırmanın konusudur. Spinal darlığın sık belirtilerinden biri olan kalçada ve bacakta olan ağrının sebebi sinir köklerine giden kanı taşıyan mikrovasküler yapılara olan bası olabileceği düşünülmektedir. Fakat, darlığın belirtilerinin sinir yapıları üzerine olan direk basıdan da olabileceği düşünülmektedir.

    Belirtiler

    Bel omurlarında darlık olan bazı kişilerin hiçbir şikayeti olmayabilir. Bazı kişiler ise bel bölgelerinde hafif bir rahatsızlık hissedebilir, bir bölümü de yürümekte güçlük çekebilir. Belirgin spinal darlığı olan hastalar ise, kalçalarında, uyluklarında ve bacaklarında ayakta durma ve yürüme ile artan ve istirahatla geçen ağrıdan yakınırlar. Bazı hastalarda ise hiç bel ağrısı olmaksızın bacak ağrısı ve kuvvetsizlik olabilir. Hastaların şikayetleri sinirlerin bulunduğu alanın genişlemesini sağlayan bazı vücut pozisyonlarında azalabilir. Bu pozisyon genellikle, öne doğru eğilmedir. Bu nedenle bu hastalar ağrı duymaksızın bisiklet kullanabilir ve yukarıya eğimli yolu yürüyebilir. Fakat merdiven inerken, eğimli yolu aşağıya doğru yürürken şikayetleri genellikle artar.

    Spinal darlığın belirtilerinin ortaya çıkışı ve şiddeti pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar spinal kanalın başlangıçtaki genişliği, etkilenen sinirlerin hassaslığı, hastanın bireysel ihtiyaçları ve hastanın ağrıya olan dayanıklılığıdır.

    Tanı

    Dar kanalın tanısı, tam bir hastalık öyküsü alınması ve fizik muayene ile başlar. Doktorunuz, hangi bulgu ve belirtilerin olduğunu ve neylerin bu bulgu ve belirtilerin artmasını veya azalmasını sağladığını saptar. Fizik muayene, durumun ne kadar ağır olduğunun saptanmasında, ve bu durumun vücudun herhangi bir bölümünde kuvvetsizlik ve uyuşukluk veya hissizlik yapıp yapmadığının belirlenmesinde önemlidir. Nörolojik muayene ile vücudun belli bir bölgesinde kuvvetsizlik veya duyu bozukluğunun saptanması, dar kanal sebebi ile olan kronik sinir kökü basısının en objektif kanıtıdır. Darlığın varlığını veya yokluğunu saptayabilecek bir laboratuar testi yoktur. Bel omurlarının röntgen filmleri, omurgada olan dejenerasyonun derecesini belirlemede yardımcıdır, bu da bize spinal darlığın olup olmadığı konusunda indirek de olsa fikir verir. Direk grafiler omurgada instabilite olup olmadığının belirlenmesinde de yardımcıdır.

    BT omurganın kemik anatomisini çok iyi gösterir. Bu nedenle darlığın ve darlığın yerinin gösterilmesinde vazgeçilmez bir araçtır. MRG yumuşak dokuların ve disklerin durumunu göstermede çok faydalı bir yöntemdir. ( EMG (elektromiyografi) hangi sinirlerde ne derecede tutulum olduğunun gösterilmesinde yardımcı olur.

  • Baş ağrısına dikkat !

    Baş ağrısına dikkat !

    Kusma İle Kendisini Gösteren Şiddetli Baş Ağrısı, Ani Ölüm Getirebilir

    Şiddeti giderek artan, ilaçla geçmeyen, şiddetli kusma, görmede bozulma ve bayılma ile kendini gösteren baş ağrısı, beyin damarlarına bağlı sağlık sorunlarının habercisi olabilir.
    Beyin içi tümörleri, beyin içi damar bozuklukları, beyin içi baloncuklaşmalar ve beyin içi sıvı tankların genişlemesi ciddi baş ağrısına yol açar.

    Şiddeti giderek artan, daha önce hissedilen ağrıya benzemeyen, ilaçla geçmeyen ve şiddetli kusma, çift görme ya da görme alanının daralması gibi görmede bozulma ve bayılma ile kendini gösterebilen şuurda dalgalanma ile ortaya çıkan ağrı, ani ölüme yol açabilir.

    Beyin tümörleri, beyin damar bozuklukları, beyin damarı baloncuklaşmaları ve beyin içi sıvı tankların genişlemesi ciddi baş ağrısına neden olabilir ve bu hastaların % 50’si hastaneye yetişemeden beyin kanamasından yaşamını yitiriyor.

    İnsanı rahatsız eden her duyumsama ”ağrı” olarak tanımlanabilir.

    Ağrı, insanı hastalıklardaki tehlikeden koruyan ”kırmızı alarm” durumu olarak kabul edilebilir ve bir yerde ağrınız varsa ‘bir sıkıntı var’ demektir. Ağrı, oluşabilecek sorunlar için önceden haber vericidir. Bu durumu çok iyi anlatan ”İnsanın ağrısı neredeyse canı oradadır” atasözü önemli bir toplumsal bilgidir. Ağrı; kısa, uzun yada daha uzun olan kronik ağrılar şeklinde olabilir.

    12-13 yaşından itibaren yüz sinüsleri gelişimi tamamlanmış her kişinin (Kadınlarda biraz daha yüksek olmak kaydıyla) hayatının bir döneminde rahatsız edici baş ağrısından şikayet etmektedir.

    Baş ağrısının bir kısmı çok rahatsız edici olmazken, bir kısmı sürekli ilaç kullanımı, ciddi tedavi protokolü veya ameliyat gerektirebilir. Baş ağrısının yaklaşık 80 tane sebebi bulunabilir ve ”benim hep başım ağrıyor” şeklinde şikayet edenlerin sorunu büyük ölçüde migren türü kas veya beyin içi damar bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

    Günlük hayatta gerginlik ve stres ciddi bir baş ağrısı nedenidir. Gün içinde kafa ve yüz bölgesindeki kaslar gerilip, gevşemekte ve zamanla yorulmaktadır. Sonuç olarak bu kas gruplarından salınan kimyasal maddeler baş ağrısına sebeb olmaktadır. Buna ‘gerginlik ağrısı’ denmekte ve yoğun çalışan kişiler arasında sıkça karşılaşılmaktadır.

    Baş ağrısının sebebleri arasında yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklara bağlı baş ağrısı da sayılabilir. Bunların yanında beyin tümörleri, beyin içi damar bozuklukları(kireçlenmeler-tıkanmalar), beyin içi baloncuklaşmalar (anevrizma) ve yumaklaşmalar (AVM), beyin içi sıvı tankların genişlemesi (Hidrosefali) de ciddi baş ağrısı sebeblerindendir.

    Kafa travmasına bağlı baş ağrısının dışında, menenjit gibi enfeksiyon hastalığı, yüz sinüslerindeki bozukluklar, diş ve göz ile ilgili hastalıklarda da baş ağrısı görülebilir. Tüm bunlar genel baş ağrısı nedenleridir, ancak şiddeti giderek artan, daha önce hissedilen ağrıya benzemeyen, ilaçla geçmeyen ve şiddetli kusma, çift görme ve bayılma gibi şuurda dalgalanma ile ortaya çıkan ağrının çok ciddiye alınması gerekmektedir.

    Tüm bunların yanı sıra hafıza kaybının da eşlik ettiği baş ağrıları beyin damarlarındaki sorunlardan kaynaklanabilir. Bu gibi durumlarda damar baloncuklaşması, damar yumağı, hızlı gelişen bir tümör varlığı sorumlu olabilir. Bu nedenle hemen hekime başvurulmalıdır. Damar balonuna (Anevrizma) bağlı bir baş ağrısı söz konusu ise ani ölüm görülebilir. Anevrizma kanaması oluşan hastaların, yüzde 50’si hastaneye yetişemeden beyin kanamasından yaşamını yitirmektedir.

    Bu tip hastalıkta ortaya çıkan baş ağrısı “şiddetli ve genellikle beynin ön iç kısmında, daha once hiç yaşanmamış bir ağrı” şeklinde hissedilir ve şuur kaybı gibi çok önemli bulgular da oluşabilir.

    Bu gibi şiddetli ağrı durumunda sıcak duş alınmaması, hemen tansiyonun ölçülerek vakit kaybetmeden hastaneye gidilmesi gerekmektedir. Öncelikle acile yapılacak başvurunun ardından beyin cerrahisine muayene olunması gerekmektedir.

  • Baş ağrısı neden olur baş ağrısı çeşitleri nelerdir?

    Baş ağrısı günümüzde toplumda çok sık karşılaşılan bir şikayettir. Baş ağrısı sebepleri basit nedenlere bağlı olabileceği gibi hayatı tehdit edebilecek nedenlere de bağlı olabilir. Özellikle ağrı kesicilere yanıt vermeyen, yaşam kalitenizi etkileyen, uyku düzeninizi bozan baş ağrılarına sahipseniz bunun altında yatan sebebi araştırmak gereklidir. Örneğin bazı tip baş ağrıları vardır ki beyin tümörü, beyin kanaması veya anevrizma gibi yaşamı tehdit eden ciddi hastalıkların ilk, hatta bazı durumlarda tek belirtisi olabilir.

    İYİ HUYLU BAŞ AĞRILARI

    MİGREN : Beyin damarlarının bilinmeyen bir nedenle aniden daralmaları ve sonra genişlemeleri sonucunda oluşan baş ağrısıdır. Şiddetli ve zonklayıcı ağrıdır. Genellikle başın bir tarafında veya bir gözün arkasında hissedilir . Parlayan bir ışık görme hissi (aura) olabilir veya olmayabilir (görsel bir takım rahatsızlıklar, kol veya bacakta uyuşma) . Işığa ve/veya sese karşı hassasiyet , mide bulantısı ve/veya kusma görülebilir.

    GERİLİM TİPİ BAŞ AĞRISI : Strese bağlı ağrılardır. Şiddetli olmayan, sürekli bir ağrıdır . Zonklama olmaz. Başta veya boyunda gerginlik hissi vardır. Yetersiz uyku, depresyon, strese bağlı olabilir.

    KÜME BAŞ AĞRISI : Yılın belli dönemlerinde artan ve genelde tek göz ve çevresini tutan,erkeklerde sık görülen bir baş ağrısıdır. Genetik geçiş özelliği vardır.

    TRAVMA SONRASI GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARI : Genelde kafa travmalarından sonra görülürler. Belli bir süre sonra kendiliğinden düzelmeleri mümkündür.
    EKSERSİZE BAĞLI AĞRILAR : Aşırı yorgunluk nedeniyle oluşan ağrılardır.
    İLAÇLARA BAĞLI AĞRILAR : Bazı ilaçlar baş ağrısını tetikler.
    YIYECEK VE ALKOLE BAĞLI AĞRILAR: Bazı gıdalar,örneğin fındık,çikolata ve benzeri gıdalar baş ağrısını tetikler. Özellikle mayalı içkiler,yani şarap,bira gibi içkiler baş ağrısını tetikleyebilir.

    KADINLARDA ADET DÖNEMINDE YAŞANAN BAŞ AĞRISI: Çoğunlukla yumurtlama veya adet döneminde veya hemen önce veya sonra oluşur.

    ALERJIYE BAĞLI BAŞ AĞRISI: Sinüslerin tıkanması söz konusudur. Gözlerde yaşarma ve kaşınma görülür. Başta zonklama tarzında ağrı vardır. Özellikle mevsim değişikliklerinden etkilenir.

    SİNÜZİTE BAĞLI BAŞ AĞRISI: Burun kızarıklığı, burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma, başında zonklama ana belirtiler olabilir. Bu tip başağrılarını kısaca sinüs başa ağrısı, allerjik baş ağrısı gibi değerlendirebiliriz. Burunda tıkanıklık, iltihabi burun akıntısı, dişlere vuran ağrı görülebilir.

    GÖZ YORGUNLUĞUNA BAĞLI BAŞ AĞRISI: Alın kısmında görülür. Tedavi edilmeyen görme sorunları ve özellikle astigmat sebep olur. Gözlük kullanıldığı takdirde kontrol altına kolayca alınabilir.

    BEYİN VE SİNİR SİSTEMİNDEKİ HASTALIKLARDAN DOLAYI OLUŞAN BAŞ AĞRILARI

    BEYİN TÜMÖRLERİ: Tümörler kafatası içinde baskı yaparak,ağrıya hassas kısımların yani damar ve beyin örtülerinin etkilenmesi sonucunda baş ağrısına yol açarlar.Beyin dokusunun ağrı hissi yoktur.

    HIDROSEFALİ: Beyin içindeki boşluklarda su birikmesi olayıdır. Baş ağrısı sebepleri arasında oldukça nadir olarak görülür.
    BOYUNDAN GELEN AĞRILAR: Genelde boyun kireçlenmeleri nedeniyle olur.Enseden başlayarak kafanın arkasından tüm kafaya yayılırlar.

    TEMPORAL ARTERİT: Kulak önünde deri altında bulunan damarın yani temporal arterin iltihaplanması söz konusudur.Doğal olarak ağrı bu çevrede hissedilir.

    BEYİN KANAMALARI: Bir iki saati bulabilen baş ağrısıyla birlikte kol ve bacaklarda uyuşukluk, bulantı ve kusmanın birlikte olması gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bahar aylarında baş ağrılarının artmasının olağan olduğunu ancak, ağrının uzun sürmesinin ve ağrıyla birlikte diğer belirtilerin ortaya çıkmasının beyin kanamasına işaret edebilir.
    MENENJİT: Beyin zarlarının iltihabıdır. Çok şiddetli ağrı vardır. Bilinç kapanması görülebilir.

    TANSİYON YÜKSEKLİĞİ: Özellikle küçük tansiyon yüksekliğinde görülür. Eski vakalarda vücut duruma alıştığı için ağrı hissedilmez.Genelde yeni oluşmuş tansiyon yüksekliğinde hissedilir.

    ARTERİOVENÖZ MALFORMASYON (AVM): AVM denilen beyindeki anormal damar yumakçıkları anne karnındaki bebeklerde gelişmekte ve yıllar içinde büyümektedir. Bu damar yumakçıklarında ani kanamalarla karşılaşılabilmektedir. Bu tür kanamalar beyin dokusuna vurgun olarak etki eder ve sonrasında beyinde ödem gözlenir. Bu dönemde kanama durdurulup boşaltılsa bile hayati fonksiyonların kazanılması mümkün olmayabilir. Bu sebeple erken tanı koyarak ve sebebe yönelik cerrahi ve damar içi girişimlerin ardından yaşamlarını normal olarak devam ettirmeleri mümkün olabilmektedir. Beyin kanaması geçirdikten sonra yapılacak cerrahi müdahalede hayati tehdit ve sakatlık oranı yüksek olabilmektedir. Bu nedenle saydığımız bulguları gençlerin öncelikle bu konularla ilgili hekimlerce en azından hayatlarında bir kere muayene edilmeleri ve muayene bulguları sonucuna göre gerekli laboratuvar tekniklerini kullanmaları gerekmektedir.

    BU BELİRTİLER VARSA MUTLAKA ÖNEMSEYİN:

    Bir iki saati bulan ve sürekli olan baş ağrıları

    Baş ağrılarıyla birlikte kol ve bacaklardaki uyuşukluk

    Aralıklarla gelen zonklama

    Başın aynı yerinde tekrarlayan ya da şakaklarda ve alında yerleşim gösteren ağrılar

    Baş ağrısı ile birlikte görülen bulantı ve kusma

    Zaman zaman oluşan konuşma bozuklukları

    El ve ayaklarda titreme

    Bilinç durumunda bulanıklık olması

  • Trigeminal nevralji nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Trigeminal nevralji, direkt olarak beyinden çıkan 12 çift sinirden beşincisi olan “trigeminal sinir”in tutulduğu, çok şiddetli ağrılarla seyreden bir hastalıktır. Trigeminal sinir, yüzün yarısının sıcak, soğuk, acı, dokunma gibi duyularını hissetmemizi sağlayan sinirdir. Alt çene, üst çene ve göz bölgesine giden üç dalı vardır. Bunların birincisi, göz çevresinde, ikincisi, üst çene ve yanak bölümünde, üçüncüsü ise alt çeneye dağılan sinirlerdir ve bu sinirlerden beyne ileti gider. Ayrıca üçüncü sinir dalı, çiğneme kaslarının hareketlerini de kontrol eder. Trigeminal nevralji de en fazla üçüncü ve ikinci sinir dalları tutulur ve birden fazla dalın aynı anda tutulduğu ağrılarda olur. Genellikle 30 yaşından sonra ve çoğunlukla kadınlarda görülür.

    Trigeminal nevraljinin en sık sebebi sinirin komşuluğundaki damarsal oluşumlardaki yapısal farklılıklar ve bozukluklardır. Bunun yanı sıra kemik yapıdaki farklılıklar, kafa içindeki iyi veya kötü huylu kitleler de trigeminal nevralji nedeni olabilirler. Hastayı, günlük aktivitelerini, hatta yaşamsal işlevlerini dahi yapamaz duruma getirebileceğinden en kısa sürede tanının konması ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır.

    Ağrı, trigeminal sinirin yayıldığı yüz bölgesinde, kısa süreli (birkaç saniye ile bir-iki dakika arası), tekrarlayan, elektrik çarpması tarzındadır. Genellikle yüzün dış kısmında, ağız içinde ağrının başlamasını tetikleyen noktalar bulunur. Bu sebeple hasta bu bölgelere dokunmaz, dokundurtmaz; yüz yıkama, diş fırçalama, hatta yeme gibi işlevlerden kaçınır. Tıraş olmak, makyaj yapmak, konuşmak, gülümsemek ve yemek yeme gibi eylemler zorlaşır. Ağrı krizleri zaman içinde daha şiddetli ve daha sık hale gelir.

    Trigeminal nevralji, tedavisi olmasına rağmen geçmeyen bir hastalıktır ve tedavisi oldukça uzun sürer. Trigeminal nevraji tedavisinde ilaç tedavisinin yetmediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Hasta 50 yaşın üzerinde ise genellikle açık cerrahi uygulanır.

    Trigeminal nevralji tedavisinde girişimsel tedavi yöntemleri de uygulanır. Perkütan radyofrekans termokoagülasyon tedavisi, trigeminal sinir çevresine gliserol enjeksiyon uygulaması, perkütan balon tedavisi gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bunların dışında yüz nevraljisi tedavisinde rehabilitasyon tedavileri, akupunktur tedavisi, elektrik stimülasyon (tens) tedavisi (sinirlerin elektrik akımı ile uyarılması), masaj tedavisi gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.

  • Migren neden olur? Kimlerde görülür?

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen baş ağrısıdır. Eskiden “sadece bir baş ağrısı tipi” olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir. Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    Orta şiddette ya da şiddetli ağrı

    Bulantının eşlik etmesi

    Kusmanın eşlik etmesi

    Işığa ve sese duyarlılık

    Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı

    Ağrı asıl olarak tek taraflıdır

    Ağrı hareketle artar

    Psikolojik sıkıntılara da yol açabilir.

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir” aura “ (haberci) dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Migren atağını tetikleyen durumlardan bir kaçı aşağıda sıralanmıştır;

    Stres & Yorgunluk: Çok üzüntü, sıkıntı, yoğun dönemler ya da dönem bitişindeki rahatlama, aşırı egzersiz

    Yiyecek & İçecekler: Eski peynir, katkılı şarküteri ürünleri, narenciye, kuruyemişler, şarap – bira gibi mayalı alkollü içecekler.

    Açlık: Öğün atlama, öğünün gecikmesi, az yeme.

    Uyku: Az yada fazla uyku. Uyku düzeninin ve saatinin değişmesi.

    Hormonal: Adet dönemleri, doğum kontrol hapı, menopoz ilaçları, geciktirici, ertesi gün hapı vd. hormonal ilaçlar.

    Çevresel Faktörler: Lodos, bulutlu kasvetli havalar, parlak ışık, ağır kokular, seyahat.

    Migren tedavisinde öncelikle kişinin uyku düzenine özen göstermesi, beslenme ve spor ile yaşam kalitesine dikkat etmesi, tetikleyicilerden uzak durması önemlidir. İlaç tedavisi, migren atak sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik olarak “koruyucu/ önleyici “ ve atak sırasındaki ağrı, bulantı, kusma gibi yakınmalarının giderilmesine yönelik “atak tedavisi” olarak iki şekilde düzenlenir.

  • Kifoz (kamburluk) nedir? Neden olur?

    Omurgaya arkadan baktığımız zaman omurların birbiri üzerine diziliminden oluşan ve kafa ile leğen kemiğinin tam ortasından geçen bir izdüşümü olan düz bir kolon olduğunu görürüz. İnsan omurgasına yandan bakınca ise böyle bir düz hat olmadığını ve omurların her birinin birbirleri ile bir açı yaparak oluşturduğu fizyolojik birtakım eğrilikler olduğunu görürüz. Örneğin göğüs, sırt bölgemizde bir kifoz (kambur) varken bunu izleyen bel bölgemizde bir çukurluk vardır.

    Ğöğüs, sırt bölgesindeki kifoz, kişiler arasında çok geniş bir farklılık gösterir. Bazı insanlar kambur dururken bazıları daha dik durmaktadırlar. Bu kamburluğun normal olarak kabul edilen ölçüsel bir sınırı vardır ve bu sınır 20 derece ile 55 derece arasında değişmektedir.

    Kamburluk fark edilmeyecek kadar küçük bir eğrilik olabileceği gibi, kronik ağrı, his ve güç kaybı veya ileri derecede şekil bozukluğu ile de karşımıza çıkabilir. Kamburluk, sadece şekil bozukluğundan- şiddetli ağrı, akciğer ve kalp problemlerine kadar değişik derecelerde şikâyetlere neden olabilir. Ağrı, kamburluğun en fazla olduğu bölgede olur. İlerleyen kamburluklar sonrası omurilik bası altında kalırsa, bacaklarda güçsüzlük ortaya çıkabilir. Sırt bölgesindeki ileri derecede kamburluklar akciğerin yeterince genişlemesine engel olarak nefes darlığı yaratabilir. Aynı şekilde kalp fonksiyonları etkilenebilir.

    Nedenleri arasında doğuştan olabileceği gibi, romatizmal hastalıklar, kireçlenme, duruş ve oturuş bozuklukları sayılabilir.

    Kamburluk tedavisinde ilk seçilen yöntem genellikle cerrahi dışı yöntemlerdir. Tedaviye öncelikle ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, korse gibi yöntemlerle başlanır. Eğer altta yatan bir kemik erimesi yani osteoporoz varsa, öncelikle buna yönelik tedaviler yapılarak kamburluğun ilerleyişi yavaşlatılabilir. Ancak şiddetli ağrı, sinir basısına bağlı bacaklarda ilerleyen güç kaybı, kamburluğun zamanla ilerleme göstermesi veya hastanın görüntüsünü düzeltme isteği söz konusu olduğunda tek tedavi seçeneği ameliyattır.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi) neden olur?

    Boyunda 7 adet omur bulunur. Yapıları itibariyle bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır. Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak, omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Başlangıçta boyun ağrısı ve kol ve el sinirlerinin bası altında kalması sonucu hastanın kolunda ağrı (Brakialji) olur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisine de bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa bağımlı hale gelir. Boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir. Bu durumda algılamada güçlük, odaklanamama, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi ve görme kusuru gibi şikâyetler olabilir.

    Özellikle son yıllarda bilgisayar kullanımındaki artışla birlikte, boynun aynı pozisyonda uzun süre kalması sonucu boyun kaslarında güçsüzlük ve omurlar arasındaki omurda yıpranma sonucu boyun fıtıklarında artış görülmektedir.

    Tedavi

    İlaç Tedavisi; boyun ağrısının daha fazla olduğu durumlarda etkili olabilir.

    Fizyoterapi; ilaç tedavisinin etkili olmadığı ve boyun ve kol ağrısı orta şiddette ve güçsüzlük gelişmemiş olan hastalarda etkili olabilir.

    Cerrahi Tedavi; Mikrodiskektomi ile boyun fıtıkları ameliyat edilir. Disk mesafesine hastanın kendi kemiği (otogreft), dışarıdan kadavra kemiği (allogreft), kafes veya disk protezi (boyun hareketlerini korumak amaçlı) konulabilir.

    Mikrodiskektomi, Mikroskop altında yırtılan kıkırdağın tam olarak çıkartılabilmesi işlemidir. Ameliyat sonrası ağrı ve hareket kısıtlamasının olmaması, hastanın kısa sürede evine ve işine dönebilmesi, ameliyata bağlı doku hasarının, kan kaybının ve enfeksiyon riskinin en az olması açısından büyük avantajları vardır.

  • Bel kayması (spondilolistezis)

    Omuriliğin içinden geçtiği omurların dizilişinin bozulması, omurların diğer omurların üstüne binmesi ya da sağa ya da sola çıkıntı yapması, buna bağlı olarak etrafındaki sinirleri ve dokular zedelemesi, bel kayması (spondilolistezis) olarak adlandırılır.

    Omurgamız 24 tane omurdan oluşur. Bu omurlardan kalçadan itibaren ilk beşi L1-L5 olarak adlandırılır. Bel kayması bu omurların bulunduğu kısımları etkiler. Bu kayma olayı sonucunda, omurganın içinden geçen omuriliğimiz sıkışır ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk ve yanma gibi şikâyetler meydana gelir. En çok karşılaşılanları, yaşlılıkta görülen yıpranmaya bağlı kaymalar, ameliyat sonrası gelişen kaymalar ve çocukluk çağında omurlardaki doğumsal sorunlara bağlı gelişen kaymalardır. Görülen belirtiler arasında bel ve kalça ağrısı; bacaklarda hissizlik, ağrı, kas gerginliği, güçsüzlük, bel kavisinde artış veya yürümede güçlük sayılabilir. Bu belirtilerde dinlenme ile geçici bir rahatlama olsa da genellikle ayakta durma, yürüme ve diğer hareketlerle ağrılar artar. Bel kayması rahatsızlığının en tipik belirtisi yürürken sık sık durma ihtiyacı hissetmektir. Yürürken birdenbire bacaklarımıza bir ağrı girer ve durmak zorunda kalırız. Biraz dinlendikten sonra tekrar rahatlıkla yürür hale geliriz. Yürürken çok kısa süreler içerisinde durmak belde bir kanal darlığının işaretidir. Kanal darlığı ise genellikle bel kayması ile de oluşan bir rahatsızlıktır. Bunun dışında her iki bacakla uzun süre ayakta durmakla, uzun süreli oturmakla oluşan uyuşukluklar ve yanmalar bel kayması için belirti olabilecek niteliktedir. Geceleri bacaklara sık sık kramp girmesi ve sık sık tutulması yine bel kaymasının bir belirtisi olabilir.

    Bel kaymasının tedavisinde, ağrıların ağır olmadığı veya belli aralıklarla hissedildiği durumlarda ameliyata gerek duyulmaz ağrı kesicilerle, dinlenme tavsiye edilir. Hastanın durumuna göre ilaç ve fizik tedavi ile desteklenir, ağrının şiddetli olduğu durumlarda ya da hastanın ameliyatı reddettiği durumlarda ağrılı omurlar arasına enjeksiyon (epidural kortizon) yapılır o bölgeye ağrı dindiriciler verilir fakat bu işlem hastanın tedavisini sağlamaz sadece geçici bir rahatlama sağlar. Kesin tedavi cerrahidir. Çünkü bel kayması, hastanın bir süre sonra yürümesini tamamen engeller ve kişiyi evine ve yatağa bağlı hale getirebilir, daha da ilerlerse cinsel güç kaybı veya idrar kaçırma gibi istenmeyen sonuçlar olacaktır. Birbiri üzerine kayan omurlar vidalar ile tespit edilir. Konulan kemiklerin kaynaması beklenir. Bu süre yaklaşık 12-18 aydır.

  • Baş ağrısı neden olur? Neyin habercisidir?

    Baş ağrısı, toplumda hekime başvuru nedenleri arasında en sık rastlanan şikâyetlerden biridir. Baş ağrısı sebepleri basit nedenlere bağlı olabileceği gibi hayatı tehdit edebilecek nedenlere de bağlı olabilir. Özellikle ağrı kesicilere yanıt vermeyen, yaşam kalitenizi etkileyen, uyku düzeninizi bozan baş ağrılarının nedenlerinin araştırılması gereklidir.

    Baş ağrıları iki grup altında incelenmektedir;

    Birincil Baş Ağrıları: Daha çok günlük yaşam kalitenizi bozan ağrılardır. Migren, Trigeminal nevralji, Gerilim ve Küme baş ağrıları bu grupta yer alırlar. En sık gerilim tip baş ağrısı yaşanır. Migren, yaşam kalitesini en olumsuz etkileyendir. Küme baş ağrısı, nadir rastlansa da çok şiddetlidir. Trigeminal nevralji, saniyelik çakma, elektriklenmeler tarzındadır. Dayanılmaz olarak ifade edilen ağrılardır.

    İkincil Baş Ağrıları: Bu grup baş ağrıları daha hayati öneme sahip olan ağrılardır. Erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ölüm veya ciddi kalıcı sakatlıklara neden olabilirler. Enfeksiyonlar, tümörler, inmeler, beyin kanamaları, temporal arterit, hipertansiyon, bazı kullanılan ilaçlar vd. ikincil baş ağrılarına sebep olabilir.

    Bir ay içinde on beş günden daha fazla ağrı yaşanıyorsa” kronik baş ağrısı “gelişmiştir. Kronik baş ağrısı çekenlerin çoğunluğunda ilaç aşırı kullanımı da mevcuttur. Bu durum “süregen günlük baş ağrısı” olarak adlandırılır.

    Yaşam boyunca çekilen baş ağrıları bir hasar bırakmayabilir. Tam tersi bir kez yaşanan ağrı hayati tehlike arz edebilir. Beyin kanamaları, özellikle SAK (anevrizma yırtılması) ani şiddetli ağrı yapar. Acildir, hayatı tehlike arz eder. Bu nedenle;

    Ağrı sürekli ve artan şiddette ise,

    İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,

    Daha önce var olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse,

    Ağrı kesicilere cevap vermiyorsa,

    Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa,

    Ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak) ortaya çıkmış ve şiddetini artırmışsa,

    Baş ağrısı ile birlikte bulantı ve kusma, konuşma bozukluğu, fazlaca uyku hali ya da vücutta titremeye benzer seğirmeler varsa

    “MUTLAKA DOKTORA BAŞVURMAK GEREKİR”