Etiket: Ağrı

  • Bel ağrılarının nedeni nedir?

    Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda iş gücü kaybının ve sakatlığın en önemli nedenlerinden biridir. Tüm insanların %80’i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı ile karşılaşırlar. Bel ağrısı bütün yaş gruplarında %20-30 arasında bir sıklıkla görülmekte ve ağrıya en çok 40-50 yaş grubunda rastlanmaktadır.

    Bel ağrısının nedeni genellikle ağır kaldırmak olmakla birlikte, gebelik, doğum, ağır ev işleri, yanlış yatak seçimi, geçmişteki düşmeler, çarpmalar, kazalar, yanlış oturma, hatta bazen yalnızca öksürmek, hapşırmak, ıkınmak bile ağrıya sebep olabilmektedir.

    Bel ağrısını önleme ve koruma bir bilgilendirme ve eğitim işidir. Kişilerin bellerini tanımaları, belin hangi hareketle nasıl zorlanacağını bilmeleri, bel ağrısına yol açan etkenleri, egzersizlerin ağrıda nasıl etkili olduklarını, günlük yaşamda ağrıdan nasıl korunabileceklerini öğrenmeleri, uzun vadede ise bel ağrısına rağmen günlük yaşamlarına nasıl devam edeceklerini ve ağrı ile nasıl baş edebileceklerini anlamaları gerekmektedir.

  • Ağrı kesici kullanmak ne kadar doğru?

    Ağrı bizi uyarmasa birçok hastalık çok daha kötü hale gelebilir. Ağrı genellikle hafif ve kısa tekrarlarla ilgimizi çekmeye çalışır ama biz idare ederiz, yani bu uyarıyı dikkate almayız. Vücudumuz tabii ki bu arada boş durmaz, alarmın sesini giderek yükseltir; yani ağrıyı artırır. Ağrı elbette herkes için dayanması zor bir durum. Modern tıbbın sağladığı en büyük yararlardan biri herhalde ağrıyı kesmek konusunda gösterdiği başarı…

    Ancak ağrı kesmenin, bir alarmı kapatmakla eşdeğer olduğunu hiç unutmamak gerekir. Ağrı kesiciler ağrınızı dindirdiğinde, ağrıya yol açan hastalığın da geçtiğini sanmayın. Yani alarmı susturmak tehlikeyi ortadan kaldırmaz.

    Ağrının nedenine yönelik tedavi yapılamıyorsa, tabii ki sadece ağrıyı dindirmeye yönelik olarak da tedavi yapılabilir. Kimi zaman başka hiç bir çaremiz kalmamışsa, ağrıyı beyinden kesebiliyoruz; yani ağrı devam ediyor ama tabiri caizse biz ağrıyı algılamıyoruz, yani bir bakıma aldırmıyoruz.

  • Baş ağrıları – migren

    Baş ağrılarının %20’si migren ağrısıdır. Tek taraflı yerleşim gösteren (%75) migren, tekrarlayıcı, saatlerce sürebilen, paroksismal, zonklayıcı, baş hareketleri ile artan bir baş ağrısı olup bulantı ve kusma da eşlik eder. Ailesel yatkınlık söz konusu olup dominant geçişlidir. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla görülür; daha çok genç ve orta yaşta başlayıp ileri yaşlarda azalma gösterir.

    Tipik olarak 4-72 saat arasında sürer ve fiziksel egzersiz ile artar. Migrenli hastalarda depresyon, anksiete ve panik bozuklukların daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Çeşitli faktörlerin migrene duyarlı kişilerde baş ağrısını tetiklediği bilinmektedir. Bunların arasında en bilinenler, belirli yiyecek ve katkı malzemeleri (şarap, çikolata, kafein, peynir), açlık veya öğün atlama, aşırı veya az uyku, keskin kokular, barometrik basınç değişiklikleri, şiddetli yanıp sönen ışıklar, moral bozukluğu, hormonal oynamalar, adet kanaması, ilaçlar ve fiziksel egzersizlerdir. Migren baş ağrılarının yaklaşık 15’inde aura adı verilen, dakikalar içinde gelişen ve 1 saatten az süren nörolojik belirtiler öncülük eder. Sıklıkla aura, yavaş olarak görme alanının ortasından dışa doğru yayılan görsel bozukluk olarak seyreder. Görsel belirtiler, yanıp sönen ışık parlamaları şeklinde olan ve basit tip olarak kabul edilen görsel halüsinasyonlar şeklinde olabileceği gibi, görme alanının etkilendiği görme bulanıklığı şeklinde de olabilir. Paresteziler ikinci sıklıkla görülen aura tipleridir. Hastanın tek taraflı olarak kişinin el parmaklarından başlayıp kola doğru yayılan ve çoğu zaman aynı taraf burun ve ağız çevresini etkileyen uyuşukluk ve karıncalanma hissi ortaya çıkabilir. Bunun dışında konuşma bozuklukları, baş dönmesi ve nadir olmakla birlikte işitsel ve koku halüsinasyonları da aura belirtileri olarak görülebilir. Baş ağrısı genellikle aurayı takiben 5-30 dakika içinde başlar.

    Klasik migrende belirtiler, görme kaybı, kuvvet ve duyu bozuklukları ve birkaç dakika süren baş ağrıları olur. Atak süresi klasik migrende birkaç saat, yaygın migren de ise birkaç gün sürebilir. Ağrıya ışıktan ve sesten rahatsız olma eşlik edebilir. Vücudun diğer bölgelerinde görülen belirtiler abdominal ağrı, diyare gibi bulgular olabilir.

    Migren tedavisi medikal yani ilaç tedavileri yanında tetikleyen ajanlardan uzak durmayı içerir. Bunun yanında migren atakları ayda 3 defadan daha fazla oluyorsa, baş ağrısı günlük hayatı engelleyecek kadar şiddetli ise, nörolojik bozukluk oluşturuyorsa, koruyucu ilaç tedavisi de eklenmelidir.

    Küme Başağrısı

    Damarsal bir ağrıdan ziyade, sinirsel bir ağrıdır. Tam olarak nedeni bilinmemektedir. Ağrı ciddi nöbetler şeklinde gelir ve ortalama 30 dakika içinde sonlanır. Ağrı göz çevresinde, şakakta, kulak arkasında ve alt çene molar dişler çevresinde görülür. Ağrı genellikle geceleri olur ve hastayı uyandırır. Bilinen en şiddetli baş ağrısıdır, bu nedenle intihar baş ağrısı olarak da adlandırılır. Sıkıştırıcı ve oyucu hissi verir. Göz kanlanması, gözde yaşarma, burun tıkanıklığı, burun akması, alın ve yüzde terleme, göz kapağının düşüklüğü, göz bebeğinde küçülme ve göz kapaklarının şişliği gibi otonomik bulgular ağrı ile aynı taraftadır. Hastalar migren hastalarının aksine karanlık odada uzanmak yerine, gezinmeyi, açık havaya çıkmayı, yürümeyi tercih ederler. Ağrılı dönem hastadan hastaya farklılık gösterir. Sıklıkla 2-3 ay sürer. Tamamen ağrısız olan sessiz dönem ise 6 ay 1 yıl arasında olur. Ağrılı dönemde neredeyse her gün bazen birkaç kez tekrarlayan ağrı atakları görülür. %4 vakada ağrılar çift taraflı olur. Erkeklerde daha sık görülür ve ailesel geçiş söz konusu değildir.

    Tedavide birçok ilaç seçenekleri vardır. Ancak medikal tedavinin yetersiz olduğu olgularda cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

  • Bel fıtığı belirtileri:

    Tekrarlayan bel ağrısının ve beldeki tutulmanın sıklığının, şiddetinin ve süresinin artması yanı sıra, şikayetlere bacağa inen ağrıların da eşlik etmesi söz konusudur. Bacaktaki bu ağrı tek yanlı olabileceği gibi iki yanlı da olabilir. Ağrı yanıcı veya batıcı bir ağrı olabileceği gibi kasılma veya gerilme şeklinde de olabilir. Ağrı öksürme, hapşırma veya tuvalette ıkınma durumunda şiddetlenir. Bacaklarda uyuşma, hissizlik, karıncalanma, keçeleşme gibi his bozuklukları da şikayetlere eşlik edebilir.

    Bazı hastalarda kısa bir mesafe yürüyünce bacaklarda çok şiddetli kasılma türü ağrılar olması nedeniyle yürümek neredeyse imkansız hale gelebilir. Gece bacaklara kramplar girebilir. Söz konusu bu rahatsızlıklara durup dururken, yani bir zorlanma olmadan idrar kaçırma veya ayaklarda güç kaybı gibi şikayetler de eklenirse; olay acil demektir ve eğer 48 saat içinde ameliyat olmazsanız, söz konusu durumun düzelmesi bir yılı bulabilir ve hatta düzelmeyebilir de.

  • Ayırıcı tanı nedir?

    Kalçada ağrı, baldırda ağrı, dizde ağrı, ayak tabanında ağrı, omuz ağrısı, kol ağrısı, ellerde uyuşma, baş ağrısı, bel ağrısı, ağız çevresinde uyuşma, boyun tutulması, sırt ağrısı, kola inen ağrı, kalçanın yan tarafında yanma… Tüm bunlar ve benzeri şikayetler, kimi zaman şikayetin olduğu bölgedeki bir takım hastalıklara; kimi zaman da şikayetin olduğu bölgenin çok uzağındaki bir takım hastalıklara bağlı olabiliyor.

    Tıp fakültesi öğrencilerinin yılları işte bu şikayetlerin hangi hastalığa bağlı olduğunu ayırt etmeyi öğrenmekle yani “ayırıcı tanı” denen sanatı öğrenmekle geçiyor. Yoksa şikayetin olduğu yere masaj yapalım, sihirli yağ sürelim, renkli taşlar koyalım; o kadar da kolay değil bu işler. Yani eğitim şart…

  • Çocuklarda bel ağrısı

    Çocuklarda bel ağrılarının en sık rastlanan sebebi, sportif zorlanmalar sonucu oluşur ve genellikle 1-2 haftalık istirahat ile geçer. Çocukluk çağındaki bel ağrıları 4 haftayı geçerse daha ciddi olarak incelenmelidir. Çocukluk çağında uzun süren bel ağrılarının daha ciddi ve daha ağır sebepleri olabilir.

    Aşağıdaki durumlarda bel ağrılarının altında ciddi bir sebep aranmalıdır.

    1. 4 haftadan uzun süren ağrılar (dinlenmeye rağmen)
    2. ağrı inatçı ise, çocuğun aktivitelerini kısıtlıyorsa
    3. ateş öksürük idrar ve barsak değişiklikleri, adet düzensizliği varsa
    4. ağrı bir yada her iki bacağa yayılıyorsa
    5. okul öncesi çocukta bel ağrısı varsa
    6. trafik kazası, düşme gibi bir travma olmuşsa
    7. gece ağrısı belirginse

    Bu 7 özellikten biri varsa aşağıdaki tetkiklerr yaptırılmalıdır

    1. Tam kan, sedimantasyon, CRP
    2. Bel ve pelvis röntgeni
    3. enfeksiyon ve tümör şüphesi varsa Sintigrafi
    4. MRI, bilgisayarlı tomografi

    Çocuklarda bel ağrısının en sık rastlanan sebepleri şunlardır;

    1. Travma: 1–2 hafta içinde geçen kas zorlanmaları, ağırlık kaldırma, ters hareketler, spor zorlanmaları; daha ciddi travmalar omurga kırıklarına yol açabilir.

    2. Enfeksiyon: Diskiitis (disk aralığı iltihabı), okul öncesi çocuklarda sık görülür, ani başlar, ateş vardır, ayakta durma ve oturma pozisyonunda ağrı artar. Şayet tedavi edilmezse osteomiyelite sebep olabilir. Sintigrafi, MRI ve röntgenle teşhis edilir.

    3. Spondiloliz ve spondilolistezis (bel omurgalarında kayma); daha çok kız çocuklarında görülür.

    4. Scheurman hastalığı; ileri çocukluk ve delikanlılık dönemlerinde görülür. Sırtta düzleşme ve kamburlaşma vardır. Daha çok erkeklerde görülür.

    5. Jüvenil romatoid artrit ve ankilozan spondilit.

    6. Kemik tümörleri :

    – osteoid osteoma
    – osteoblastoma
    – eozinofilik granüloma
    – anevrizmal kemik kisti
    – lösemi

  • Antiepileptik yani sara ilaçlarının farklı kullanım alanları…

    Antiepileptik yani sara ilaçlarının farklı kullanım alanları Son zamanlarda Beyin ve Sinir Cerrahisi içersinde antiepileptik ilaçların kullanımları artmıştır. Ancak bu artış Sağlık Bakanlığı, doktor, hasta ve Eczane dörgeninde bazı sorunları beraberinde getirmiştir.

    Örneğin bir Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı antiepileptik ilacı hastaya reçete ettiğinde eczacı veya kalfası sende epilepsi(Sara) mı var ki bu ilacı kullanıyorsun?, bir doktor sana niye bu ilaçları yazmışlar ki sende epilepsi(Sara) mı var mı şeklindeki sorularla karşılaşılmaktadır. Halbu ki tıp hergeçen gün gelişmektedir. Ve bazı ilaçların kullanılabildiği alanlar giderek artmaktadır.

    1990 lı yılların ikinci yarısından sonra antiepileptik ilaçların yapılan araştırmalarda ağrı tedavisinde iyi geldiği tespit edilmiştir.
    Ancak o zamanlar bu ilaçların nasıl etki göstererek ağrı tedavisinde etkili olduğu bilinememiştir.

    Yapılan araştırmalarla ağrı tedavisinde, sinir hücrelerinde nöroprotektif yani koruyucu etkilerinin etki mekanizmaları ortya konmuştur. Nöropatik ağrı adı verilen ağrı türünde kullanımları ortaya çıksa da hala da bu ilaçların kullanımları bu alanla sınırlı kalmıştır.

    Halbuki bu ilaçların kullanılma nedenleri hastaların kazanımıdır. Bu kullanım klişeleşmiş tedavi protokollerine yeni bir soluk getirmiştir. Bugün her hekim bel ağrısı ve belfıtığı, lomber dar kanal gibi rahatsızlıklarda hangi ilaçların kullanılabileceğini bilmektedir.

    Kullanıldığı zaman yargılanan bu ilaçlar için neden bu kadar yargılama ile karşı karşıya kalındığı ve endikasyonlarının neden bu kadar dar tutulduğu anlaşılamamaktadır.

    Yıllardır kullanılan antiepiptik ilaçların ve yeni jenerasyon antiepileptik ilaçların güvenirlikleri hergeçen gün artmaktadır.

    Yeni geliştirilen antiepileptik ilaçlarla antiepileptik ilaçların oluşturduğu yan etkiler azalmakta aynı zamanda yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileri artmaktadır. Nöropatik ağrı kavramı tıp literatüründe kronik ağrı kavramı içersinde yer almaktadır.

    Nöropatik ağrıyı tıp bilmi geliştikçe görülmektedir ki sadece diabet ve hepes virüsüne bağlı rahatsızlıklar yapmamaktadır. Aynı zamanda omurga kanalında darlık oluşturabilen herhangi bir durumda nöropatik ağrıya neden olabilmektedir. Fakat ne gariptir ki bu ilaçları hastanın kazanımı için kullanan hekimler yine hastanın kazanımı için gayret gösterdiği düşünülen hekimler tarafından yargılanmaktadır.Bilimsel gereklerin dışında yapılan değerlendirmenin tek dayanağı hekimin çıkar ilişkisine dayandırılmaktadır.

    Halbuki gerçekler herzaman böyle olmamaktadır. Çünkü tüm hekimleri bu grup içine yerleştirmek yanlış bir davranıştır. Bu ilaçlar içinde Beyin Cerrahları arasında en çok tercih edilen ilaçlar gabapentin etken maddesine sahip ilaçlar, karbamezepine molekülüne sahip ilaçlar ve oksikarbamezepine molekülüne sahip ilaçlardır.

    Bu ilaçlar kansere bağlı ağrılarda, bel fıtığı ameliyatı sonrası ortaya çıkan ağrılarda, migren proflaksisinde, fibromyaljia romatikada, nöropatik ağrı oluşturabilen sorunlarda, bipolar bozuklukta vb. kullanım alanı buldukları artık tıp literatüründe belirtilmiştir.

    Tıp bilmi hareketli bir bilim dalıdır. Gelişmelerin hasta için kullanılması yanlış değildir.Aksine kazanımlar ön planda tutulmalıdır. Beyin ve Sinir Cerrahisi içersinde de kullanılmasının amacı hastanın kazanımıdır.

  • Ağrı

    Baş ağrıları günümüzde hastaların çok şikayetçi olduğu konuların başında gelmektedir. Baş ağrısını oluşturan bir çok neden söz konusudur. Ancak bu

    nedenlerin başında en fazla olarak görülen stress kaynaklı başağrıları
    olmaktadır. Ancak Başağrısının nedeni ne olursa olsun bu ağrıyı yaşayan
    insanların en büyük korkusu benim başımda kötü bir şey mi var endişesidir.
    Hasta bu konuda cevap almak isteyen konumundadır. Maalesef söylenmesi
    gereken bir durumda başağrısının %1 den az bölümünü kafa yapısı içersindeki
    bölümünü tümör kist gibi nedenler oluşturmaktadır.
    Başağrısı çeken bir hasta ağrısının özelliklerini doktoruna ayrıntılı bir şekilde
    anlatmalıdır. Başağrısı sebebin ortaya çıkarılmasında bu anlatım çok
    önemlidir.Çünkü tüm başağrısını oluşturan nedenlerin karakteristik özellikleri
    söz konusudur. Günümüzde başağrısı nedenlerinin başında da ağrı kesicilerin
    uygunsuz doktor kotrollerinin dışında kullanılması ve tüketilmesidir.
    Unutulmaması gereken uzun süreli ağrı kesici kullanımlarında ve uygunsuz
    kullanımlarında tedaviye drençli başağrılarının gelişebileceğidir.
    Migren denilen ağrılar kafa yapısı içersindeki damarsal yapılardan
    kaynaklanan ağrılardır. Migren ağrıları tür türdür. Ve migrenin karakteristik
    özellikleri olduğu gibi aynı zamanda migren türlerininde karakteristik özellikleri
    mevcuttur.
    Başağrısında en önemli konu hastanın kendini doktor karşısında ifade
    edebilmesidir. Ancak maalesef hastalarımızın ifade etmekte zorlukları
    bulunmaktadır.
    Başağrısı tedavisi nedene yönelik yapılmak zorundadır.Yani Başağrısını
    oluşturan neden ortaya konulmalıdır. Bu neden bazen birden fazla olabilmekte
    ve birbirini tetikleyici olarak karşımıza çıkabilmektedir. Nedenin birden fazla
    olması başağrısı türününde birden fazla olduğu anlamına gelebilmektedir. Bu
    hastalarda tedavi daha uzun süreli olmak zorundadır. Başağrısında
    hastaların bilmesi gereken birkez doktora gittim, başka başka doktorlara gittim
    fayda alamadım dan ziyade başağrısı sorununun hekim ile uyumlu bir çalışma
    sonucunda çözülebileceğine inanmaları olmalıdır. Böylece nedenlerin daha net
    ortaya konulması ve bu nedenlere müdahale edilmesi söz konusu olacaktır.
    VASKÜLİTLER
    Baş ağrılarının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkarlar. Damar iltihabı
    olarak tercüme yapılabilir. Ancak bu iltihaplar mikrobik karakterden ziyade
    kimyasal tarzda iltihaplardır. Daha çok 20-40 yaşlarında bayanlarda
    gözükürler. Vucut direncini düşüren her hangi sebep neden olabilir. Tanı MR
    inceleme ile konmaktadır. MS en çok karıştırılan durumdur. Tedavisi ilaç
    tedavisidir ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.
    OKSİPİTAL NÖRALJİ
    Baş ağrılarının sıklıkla görülen türlerinden biridir. Boyundn göze gelen şiddetli
    ağrı ile karakterizedir. Bulantı,terleme,kusma eşlik edebilir. Tedavisi ilaç
    tedavisidir.
    PSEUDO TÜMÖR CEREBRİ

    Başağrılarının nedenlerinden biridir. Kafa içi basıncın artmasıyla
    karakterizedir. Görme alanı kayıplarıyla başlar körlüğe kadar gidebilir. Tanı LP
    ile konur. Tedavi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Ağrılar

    Boyun fıtıkları bel fıtıklarına göre daha az görülen rahatsızlıklardır.
    Boyun ağrıları toplumumuzda sık olarak görülen bir durumdur. Bunun nedeni boyun
    kaslarının hassas ve boynu oluşturan omurların hassas bir yapıya sahip olmasıdır.
    Boyun ağrıları stres, soğuk ve sıcak değişimleri,uygunsuz duruş pozisyonları gibi
    durumlardan sık olarak etkilenen yapılardır. Boyun ağrılarının çok az bir kısmında
    etken boyun fıtığı olmaktadır.
    · Boyun fıtıkları 20-50 yaşlarında daha sık olarak görülmektedir. Fakat daha erken
    dönemlerde boyun travmaları sonucunda daha ileri yaşlarda ise disklerin ve boyun
    omurlarının bozulmasına bağlı olarak ortaya çikabilirler.
    · Boyun ağrılarının toplumumuzda en çok görülen nedeni stres ve uygunsuz duruş
    pozisyonları ve boyun hareketsizlikleridir.
    · Genellikle boyun ağrısıyla başvuran hastaların en önemli şikayeti ense bölgesinde
    kasların kafa kemikleriyle birleştiği bölgede ve omuz kaslarında gerginlik
    hissetmeleridir. Bu ağrının kaynağı genellikle toplumsal yaşamda hassas olan
    sorunları içine atan ve dışarı fazla belli etmeyi başaramayan insanlarda veya çok
    çabuk sinirlenen insanlarda görülmektedir. Bunun yanında soğuk sıcak değişimlerine
    çok sık uğrayan veya ense ve sırt bölgesinde sık terleyen insanlarda da bu gibi
    boyun ağrıları oluşmaktadır.
    · Boyun fıtıkları ise boyun ağrılarının çok az bir nedenidir. Boynu oluşturan omurların
    arasında bulunan yastıkçık dediğimiz disklerin omuriliğin geçtiği kanal içine doğru
    bombeleşmesi veya yırtılmasıyla kliniklerini belli ederler.
    · En çok boyun fıtıkları C5-6 ve C6-7 omurları arasında görülürler fakat diğer
    seviyelerde de ortaya çikabilirler. Fıtığın omur iliğe veya kollara giden sinirlere bası
    yapmasına bağlı olarak kaslarda kuvvet kayıpları veya uyuşukluklar ortaya
    çikmaktadir.
    · Boyun fıtıklarının kliniğinde en önemli bulgular kollarda veya bir kolda meydana
    gelen uyuşma ve karıncalanmalar, kollarda veya bir kolda meydana gelen ağrılar,
    kollarda veya bir kolda meydana gelen kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Bu bulguları
    tüm kolda hissedebileceğimiz gibi fıtığın etkilediği sinirin etki ettiği kas gruplarında ve
    his aldığı duyu bölgelerinde örnegin ellerde, ön kolda omuzda hissetmekte
    mümkündür.İlerlemiş ve çok büyük fıtıklar ise bacaklarda da kuvvet kayıplarına
    neden olabilirler ve bu durum bir çok hastalıkla karıştırılmasına neden olabilir.
    · Boyun fıtıklarının tanısında en önemli tanı aracı muayenedir. Muayene olmaksızın
    MR gibi pahalı yöntemlerin kullanılması gereksiz ve gereksiz olduğu kadar da
    mantıksızdır. Hastanın kliniğinin ortaya konulması bir çok hastalıkla ayırıcı tanısının
    yapılmasını sağlar.
    · Boyun ağrısı olan bir hastanın en büyük korkusu boyun fıtığı olma düşüncesidir. Bu
    endişenin giderilmesinde muayene faydalı bir yöntemdir.
    · Yapılan muayenede bulgular boyun fıtığını destekliyorsa; boyun fıtığını
    büyüklüğünün yerinin ve etkilerinin tespit edilmesi için MR planlaması uygundur. MR
    boyun fıtıklarının lokalizasyonlarının ,etkilerinin gösterilmesi için gerçekten
    doğrulayıcı bir tanı aracıdır.
    · Boyun fıtığı tespit edildiğinde fıtığın büyüklüğüne,hastanın kliniğine,yaşina veya
    hastanın mevcut hastalıklarının durumuna göre tedavi yaklaşimı değişmektedir.
    · Hastanın kliniğinde sadece ağrı olması, kuvvet kayıplarının olmaması ve fıtık

    büyüklüğünün sınırda olduğu olgularda Fizik tedavi programları,boyunluklar, ilaç
    tedavisi kullanılmaktadır.
    · Boyun fıtığının sosyal yaşamı etkilediği durumlarda, kuvvet kayıplarının ortaya
    çiktigi durumlarda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ve fıtığın alınması gereklidir.
    · Boyun fıtığı cerrahisi sonucunda hastaların faydalanma oranı; ameliyata girmeden
    önceki kliniğine göre değişmekle beraber hastaların büyük çogunlugunda ileri
    derecede rahatlama olmaktadır.
    · Fakat boyun fıtıklarında da bel fıtıklarında olduğu gibi her ameliyatta mevcut
    komplikasyonların var olduğu teorik anlamda felç olma riskinin var olduğu ancak
    pratik anlamda da bu riskin olduğu fakat çok nadir bir komplikasyon olduğu
    unutulmamalıdır.
    · Boyun fıtıklarıda bel fıtıklarında olduğu gibi birden fazla bölgede olabilmektedir. Bu
    durumda yaklaşimın yapılacağı fıtık bölgesi hastanın kliniği sonucunda karar
    verilecek bir durumdur.
    · Bazen boyun bölgesinde 2 veya daha fazla diskin kanal içine bombeleşmesi ve
    kanal çapini 1 cm nin altında olması durumlarına yol açabilirki bu duruma tıpta
    servikal dar kanal adı verilmektedir.Bu durumda bir kolda veya kollarda ortaya çikan
    yorgunluklar ortaya çikmakta ve kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Eğer kanal çapi 1
    cm ve altında ise ve klinik mevcutsa ozaman yapılacak işlem cerahi tedavidir.
    · Boyun fıtıklarından korunmak için düzenli boyun egzersizlerinin
    yapılması,duruşpozisyonlarına dikkat edilmesi ve boynun travmalardan korunması
    gerekmektedir.
    · Boyun fıtık cerrahi sonrasında oluşmuş kuvvet kayıpları,uyuşukluk ve karıncalanma
    ameliyattan hemen sonra kaybolmayabilmektedir. Kuvvet kayıpları için ameliyat
    sonrasında uygulanacak fizik tedavi programları eski kuvvetin yerine gelmesini
    sağlayabilecektir. Uyuşukluk ve karıncalanma ise 6-12 ay sonra kaybolacaktır.
    · Unutulmaması gereken boyun ağrılarına eğer kolda veya kollarda ağrı,
    uyuşukluk,karıncalanma ve kuvvet kayıpları eşlik ediyorsa boyun fıtığından
    şüphelenilmesi gerekliliğidir. Yine unutulmaması gereken bir şeyde tüm bu
    semptomlar olsada bu olaylara neden olan etmenin boyun fıtığı olmayabileceğinin
    bilinmesidir.

  • Ağrı ve fıtık

    BEL FITIĞI
    Bel fıtığı toplumumuzda oldukça sık rastlanan ve oldukça ızdırap verici ve sonuçları
    ağır olabilen bir rahatsızlıktır. · Bel fıtığı adı verilen durum sırt omurları arasında
    bulunan ve amacı vucuda binen yükün absorbe edilmesi ve omurgaya esneklik
    kazandırmayı sağlayan yastıkçıklar yani disklerin zaman içersinde bozulmasına bağlı
    olarak omuriliğin geçtiği kanal içine veya dışına doğru bombeleşmesi veya yırtılması
    sonucu oluşan klinik durumdur. · Oluşum nedenleri genellikle çok etkenlidir. Yani
    travmalar, düzensiz duruş pozisyonları, uygunsuz yapılan hareketler, yaşa bağlı ve
    bunun gibi bir çok faktör sayılabilmektedir. · Genellikle 30-50 yaşları arasında daha
    fazla görülmekte fakat 20 yaşlarında ve 50 yaşin üzerinde de görülebilmektedir. ·
    Fıtık oluştuğunda kliniğini ağrıyla belli eder. Bu ağrı kalçalara, uyluklara , bacaklara
    yayılan ağrılardır.Ağrı başlamadan önce kalçada,uyluklarda uyuşukluklar
    karıncalanmalar oluşabilmektedir.Fıtığın ön belirtisi denebilecek ilk bulgu idrar yapma
    şekli ve alışkanlığında değişiklik olabilmektedir.Ağrı genellikle ızdırap verici bir
    durumdur. · Bel ağrısın olması her zaman bel fıtığı lehine düşünülmemelidir. Çünkü
    bel ağrılarının ancak %1'inde bel fıtığı tespit edildiği de unutulmamalıdır. · Bel fıtığı
    sonucu ortaya çikan ağrıların en önemli özelligi kalçalara bacaklara yayılmasıdır.Bu
    ağrılar kişinin sosyal yaşamını etkileyen, psikolojik olarak sinirli hassas yapı
    kazanmasına neden olabilir.Ve bu olaylar hastanın kilo almasına ve tablonun daha
    da ağırlaşmasına neden olabilmektedir. · Bel fıtığı kanal içine doğru uzandığında
    omuriliği baskı altına almaktadır.Ve bu baskı kendisini ağrı olarak göstermekte bu
    baskı zaman içersinde sinirde meydana getirdiği hasara bağlı olarak etkilediği sinirin
    kaslarında ve uyardığı bölgelerde kuvvet azalması ve fonksiyon kaybı meydana
    getirmektedir. · Bel fıtıkları genelde bel bölgesindeki L4. Ve L5 omurlar arasında veya
    L5-S1 omurlar arasında meydana gelmektedir.Fakat diğer bölgelerde de fıtıklar
    oluşabilmekte hatta birden fazla bölgede de fıtıklar oluşabilmektedir.Ve çiktigi
    bölgede yaptığı hasar boyutunda bulgular vermektedirler. · Bel ağrılarının bir çok
    nedeni olabilir.Bel bölgesinde sadece disk dediğimiz yastıkçıklar
    bulunmamaktadır.Kaslar, kemikler, bağlar gibi o bölgeyi kuşatan yapılar vardır ve bel
    ağrılarının önemli bir kısmı mekanik bel ağrısı denilen ağrılar olduğu unutulmamalıdır.
    · Fakat bel ağrısı ortaya çiktiginda toplumumuzda en önemli endişe bel fıtığı olma
    korkusu ve bunun görüntüsel yöntemler ve MR gibi pahalı yöntemlerle teyit ettirme
    isteği ve arzusunda olunmasıdır. Bel ağrılarının %1 kısmı gibi oranının bel fıtığı
    olduğu düşünüldüğünde bel fıtığı olma oranının düşük olduğu görülebilir. Ayrıca bel
    fıtığının tayininde muayene çok önemlidir ve fıtığı ayırt etmede en önemli tanı
    aracıdır. · Bel ağrısı ortaya çiktiginda bacaklara yayılan ağrıların ,uyuşma ve
    karıncalanmaların olmadığı durumlarda ve kuvvet kaybının olmadığı durumlarda bel
    fıtığından şüphelenilmemelidir. · Ayrıca bel fıtığı bombeleşen fıtığın omuriliğe yaptığı
    baskı sonucunda bulgu vermektedir. · Bel fıtıklarının tanısında muayene en önemli
    tanı aracıdır. Muayene sonucunda edinilen bulguların gerekliliğinde fıtığın
    büyüklüğünü etkilerini tespit etmek amacıyla Komputerize tomografi, MR, İlaçlı bel
    filmi gibi görüntüsel yöntemler kullanılmaktadır. · İlaçlı bel filmi belden yapılan
    omuriliğin olduğu kanal içine ilaç verilme sonucunda baskı altında olan siniri tespit
    etmek amacıyla yapılan bir girişimsel yöntemdir. MR ın gelmesi bu yöntemin
    kullanılabilirliğini azaltsada bazen gerekliliği mevcuttur.Bunun gerekli olup olmadığına
    hekim karar verir. · Yapılan muayenede ve muayene sonuçlarını desteklemek için
    çekilen veya yapılan yöntemler sonucunda omuriliğe bası yapan bir fıtık tespit
    edilmişse uygulanacak tedavi kişiye ,elde edilen muayene bulgularına,fıtığın
    büyüklüğüne,fıtığın kanal içindeki durumuna bağlı olarak değişmektedir. · Ağrı

    yakınması olan fakat sosyal hayatını etkilemeyen, fıtığın lokalizasyonu ve yeri uygun
    olan ve kuvvet kaybı gelişmemiş hastalarda ilaç tedavisi ve Fizik tedavi uygulanması
    söz konusu olabilmektedir. Fakat şunun unutulmamsı gerekmektedir. Zaman
    içersinde fıtığın ilerlemesine bağlı olarak ani olarak kliniğin birden kötüleşmesi ve
    ayakta ve bacakta kuvvet ve duyu kayıplarının ortaya çikmasi muhtemeldir ve bu
    durum acilen operasyonu gerektiren ve tıpta caudo-equina sendromu denilen bir
    tablonun ortaya çikmasina neden olabilir. · Sosyal hayatı etkilenmiş, duyu,kuvvet ve
    refleks kaybı olan hastalarda cerrahi kaçınılmaz bir tedavi yöntemidir.Çünkü hiçbir
    medikal tedavi ve yöntem bu fıtığın geri alınmasına neden olmaz. · Bel ağrısı olan
    hastaların maalesef ülkemizde başvurduğu yöntemlerden birisi tıbbi bakımdan eğil
    olmayan kişiler tarafından bel çektirme işlemi yaptırmalarıdır. Bu çabanin altında
    genelde çare arama duygusu yatmaktadır. Çare arama duygusu yeteri kadar
    bilgilendirilmemiş bir toplumun ürünüdür. · Maalesef bel çektirme olayları karşisında
    istenmeyen ve daha karmaşik olaylar ortaya çikabilmektedir. Çare aranırken
    doktorunuzun bilgi dahilinde ve önerileri doğrultusunda hareket edilmesi
    önemlidir.Cerrahi işlem gerçekten korkutucu bir durumdur.Ama bundan kaçmak için
    alternatif tedavi metotlarının kullanılması sonuçları ağır olan ve sonuçta cerrahi işlemi
    zorlaştıran ve cerrahi işlem sonucunda faydalanma oranını azaltabilecek bir durum
    olduğuda unutulmamalıdır. · Fizik tedavi programlarının amacı bel ve karın kaslarının
    güçlendirimesi ve gergin olan sinirlerin esneklik kaabiliyetinin artırılmasıdır. Fakat
    yerinde ve zamanında yapılması gerekli olduğu unutulmamalıdır. Çünkü amacı
    kesinlikle oluşan fıtığın geri çekilmesinin sağlanmadığı bilinmelidir.Az derece fıtığı
    olan hastaların en önemli sorunu rahatsız edici ağrıların çesitli pozisyonlarla ve
    hareketlerle ortaya çikmasi ve ilerde gerçekten daha büyük fıtığa sahip olma
    ihtimallerinin sonuçta cerrahi tedaviye aday guruba girmeleridir. · İşte bu gurupta olan
    hastaların ağrılarının hafifletilmesi ve fıtığın ilerlemesinin durdurulması amacıyla Fizik
    tedavi programları uygulanabilir.Fizik tedavi programları aynı zamanda ameliyattan
    önce kuvvet kaybı mevcut olan hastaların ameliyat sonrasında tekrar eski güçlerine
    gelmesi amacıyla kullanılmaktadır. · Bel fıtığı tespit edildiğinde uygulanan çesitli
    yöntemler mevcuttur. Bunlar Laser ile diskin yok edilmesi, endoskopik yöntelerle
    diskin çikarilmasi ve açık ameliyattır.Sayılan ilk iki gurup hastanın gerek işlem
    sonrasında aktif hayata dönmesi gerekse işlem sonrası ortaya çikabilecek yara
    enfeksiyonu komplikasyonların azaltılması bakımından avantajlı yöntemler olmasına
    rağmen önemli bir sorun bu işlemlerden sonra tekrarlayan fıtık olaylarının daha sık
    olarak görülebilmesi ve bu gurup işlem uygulanabilecek hastaların seçilmiş hastalar
    olmalarıdır.Yani tüm bel fıtığı hastalarına bu yöntemler uygulananamamaktadır,
    Hastanın yaşi, klinik, kilo, omurganın mevcut durumu,fıtığın yerleşim bölgelerinin bu
    fıtık için uygun olabilmesi gereklidir. · Açık cerrahi işlem ise fıtığın direkt olarak
    görülebilmesini ve tama yakın boşaltılmasını sağladığı için tekrarlama oranlarının az
    olması ile üstün bir yöntemdir. Keza bel fıtığı hastalarının en büyük korkusu yine aynı
    ağrıları çekme korkusudur ve bu durum psikolojilerini bozan bir durumdur.Cerrahi
    işlem sonrasında günümüzde hastalar 1.gün mobilize edilmektedir. · Halk arasında
    cerrahi işleme yönelik bazı ön yargıların olduğu bir gerçektir. Bunlar kesin çözüm
    mü? Felç olma riski varmı? Ve ya fıtığım tekrarlarsa.gibi. Gelişen beyin ve sinir
    cerrahi arkasına aldığı teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyatlarında ortaya
    çikabilecek sorunları en aza indirmeyi başarmıştır. Bel bölgesinde 5 tane fıtık
    bölgesinin olduğu düşünüldüğünde fıtık ameliyatı yapılmamış diğer disk bölgelerinde
    fıtığın çikma olasılığı herzaman mevcuttur. Yapılacak olan ameliyatın sadece mevcut
    fıtık bölgesine yapıldığı ve diğer fıtıkları engellemediği bilinmelidir. Bütün
    ameliyatlarda sonra komplikasyonlar olma ihtimali olduğu gibi bel fıtığı

    ameliyatlarından sonra da komplikasyonları çikma olasılığı olabilmektedir.Bunlardan
    birisi olan felç olma durumu teorik anlamda olabileceği düşünülebilen bir kavram
    olabilmesine karşin pratik anlamda oldukça nadir oalbilen bir komplikasyondur. Fakat
    nadir olması olmayacağı anlamına gelmemektedir.Bel fıtığı ameliyatlarından alınan
    faydanın durumu kişinin kliniği ile uyumlu bir durumdur. Kuvvet kayıpları şiddetli
    olmayan hastalarda ameliyattan faydalanma oranları oldukça yüksektir.Fakat uzun bir
    süre kuvvet kaybı olduğu halde ameliyat olmaktan kaçan hastalarda ortaya çikmis
    tama yakın kuvvet kayıplarının kabul edilmesi gerekli bir şeydir ki düzelmesi zordur.
    Bu kuvvet kaybı ameliyatın başarısızlığını değil hastanın gerekli zamanda gerekli
    işlemi yaptırmadığının sonucudur. · Toplumuzda yapılan hatalardan biriside yapılan
    işlemlerin başarı oranlarının değil başarısızlıklarının ortaya atılması fakat bunlardan
    bahsederken hastanın yapısı kliniğinin dikkate alınmamasıdır. · Tıbbın amacının
    insanların yaşam kalitesini artırmak ve yaşamı kurtarmak için bilimi kullanmak olduğu
    unutulmamalıdır. Doktorlar bu bilgiyi sunan ve kullanan insanlardır. · Cerrahi işlem
    sonrasında kalçada ve bacaklarda uyuşukluk ve karıncalanma kalabilmektedir.Bu gibi
    şikayetler genelde ameliyattan 6-12 ay sonra genelde kaybolmaktadır. · Cerrahi
    işlemden birkaç ay sonra bazen ağrılarda tekrarlama olmaktadır. Bu tekrarlama fıtığın
    tekrarlamasından daha çok ameliyat sahasının iğleşmesi sırasında oluşan
    yapışıklıklardan kaynaklanmaktadır.Bu yapışıklıklar Fizik tedavi programları
    vasıtasıyla açılmaya çalisilmaktadir.Amaç o bölgedeki yapışıklılıkların esneklik
    yeteneğini artırılmasıdır. Ancak yapılan tüm çabalara rağmen şikayetler azalmıyorsa
    2. Bir operasyon gerekebilmektedir.Ancak son zamanlarda ameliyat sırasında
    kullanılan bazı maddelerin bu yapışıklıkların oluşumunu azalttığı tespit edilmiş olup
    kullanılmaya başlanmıştır. · Fıtık ameliyatından sonra daha önce ameliyat yapılmış
    sahada tekrar çok çok nadir olsada fıtık tekrarlayabilir.Bunun nedeni daha önce yeteri
    kadar boşaltılamamış bir fıtık olabilir. · Unutulmaması gereken bir durum bel fıtığı
    olgularının ameliyat sonrasında büyük oranda rahatlatıldığıdır. · Belfıtığı ameliyatı
    olmuş hastalar kendilerini korumak zorundadırlar. Ve Çesitli egzersizlerle karın ve bel
    kaslarını güçlendirmek, kilo almamak zorundadırlar. · Bel fıtığı ameliyat düzeyinde
    olmayan fakat ağrı çeken hastalarda kilo mevcutsa boyuna uygun kiloya inmeleri
    şikayetlerinde %50 ye yakın rahatlama sağlayabileceğide unutulmamalıdır.
    OP DR GÖKALP KARAARSLAN