Etiket: Ağrı

  • İnguino-skrotal patolojiler

    Çağrılı Yazar Invited Author

    DOI: 10.4274/Turk Ped Ars.45.23

    İnguino-skrotal patolojiler / Inguino-scrotalpathologies

    Ünal Zorludemir

    ÇukurovaÜniversitesiTıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, Adana, Türkiye

    Özet

    İnguinal ve skrotal patolojiler çocukluk çağında en çok rastlanan cerrahi sorunlardır. Bunların çoğu inguinal herni, hidrosel, inmemiş testis ve testis tümörleridir. Akut skrotal ağrı ve/veya şişliğe yol açan patolojilerden en çok rastlananlar ise testis torsiyonu, epididimo-orşit ve appendiks testis torsiyonudur. Bu rahatsızlıkların zamanında doğru tanı ve tedavisinin yaşamsal önemi vardır. (Türk Ped Arş 2010; 45 Özel Sayı: 23-8) Türk Pediatri Arşivi Dergisi,

    Anahtar sözcükler: Akut skrotum, çocuk, hidrosel, inguinal herni, inmemiş testis, testis tümörü

    Summary

    Inguinal and scrotal pathologies are the most common surgical problems in childhood. Most of these pathologies are inguinal hernia, hydrocele, undescended testicle and testis tumors. Among the most common pathologies that cause acute scrotal pain and/or swelling are testis torsion, epididymo-orchitis and torsion of appendix testis. The timely and correct diagnosis and treatment of these disorders in time is of vital importance. (Turk Arch Ped 2010; 45 Suppl: 23-8)

    Key words: Acute scrotum, child, hydrocele, inguinal hernia, testis tumor, undescended testicle

    İnguinal herni (kasık fıtığı)

    Çocuklarda kasıkta en çok görülen indirekt inguinal her- nidir. Prosessus vajinalis adı verilen periton uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Miadında bebeklerde %0,8-4,4 (1), prematürelerde ise %16-25 arasında görülür (2,3). Prosessus vajinalisin açıklığı doğuştan olduğu halde, fıtığın klinik olarak görülme yaşı bu açıklığın genişliğine göre değişir. Prosessus vajinalis daha geç kapandığı için sağda daha fazla rastlanır (%60), %10 oranında bilateraldir (4).

    Tipik öykü, kasıkta ya da erkeklerde skrotumda, kızlar- da ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklindedir (Resim 1,2). Bu şişlik ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Resim 1. Erkek çocukta inguinal herni

    Resim 2. Kız çocukta inguinal herni

    İnguinal herni muayenesi için ortam sıcak olmalı, her iki taraf da aynı anda gözlenerek şişlik olup olmadığı incelenmeli, testislerin skrotumda olup olmadığı değerlendirilmelidir. Büyük çocukların kaka yapıyor gibi ıkınması şişliği gör- mede yardımcı olabilir. fiişlik varsa inguinal bölgeye doğru itilmeye çalışılmalı, itilemiyorsa, bulunduğu yerde hareketli mi (lenf bezi, kordon kisti, testis), yoksa sabit mi (boğulmuş fıtık) olduğu değerlendirilmelidir. Bütün bunlara rağmen muayene esnasında fıtığa bağlı şişlik görülmeyebilir. Böyle durumlarda ailenin şişliği nerede gördüğü sorgulanmalı ve şişliğin yerini göstermesi söylenmelidir.

    İnguinal herni kendiliğinden geçmez, her an boğulma riski vardır. Bu da erkeklerde barsak ve/veya testisin, kız- larda ise daha çok over ve/veya tuba uterinanın burada sı- kışmasına, bu organlarda nekroz ve gangren gelişmesine, hatta sepsise, bunun sonucunda da hastanın kaybedil- mesine sebep olabilir. Çocuğun yaşı ve fıtık ne kadar kü- çükse, boğulma riski o kadar fazladır. Bu nedenlerle, in- guinal herninin tedavisi ‘tanı konduğunda, elektif şartlarda en kısa zamanda cerrahi’dir. Burada elektif şartlardan kastedilen, çocuğun ameliyatını ve/veya genel anestezi almasını engelleyecek bir enfeksiyon, anemi ya da siste- mik başka bir rahatsızlığının olmamasıdır.

    Prematüre bebeklerde fıtığın boğulma riski daha fazladır (%31) ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinden evine gön- derilmeden inguinal hernisinin onarılması önerilir (5).

    Bir tarafında inguinal hernisi olan çocukta ileride karşı tarafta da herni görülme ihtimali ortalama %20’dir (6-8). Fı- tık bulgusu olmayan karşı tarafın rutin ameliyatı eskisi kadar yaygın bir uygulama değildir.

    Organların fıtık kesesi içinde sıkışıp karın içine itileme- mesi fıtık boğulmasıdır (inkarserasyon). Bu olay, sıkışan barsakların, erkeklerde testisin, kızlarda ise over ve/veya tuba uterinanın nekroz ve gangrenine, barsağın perforasyo- nuna kadar ilerleyebilir. Boğulmuş fıtık hidroselle ve bazen testis torsiyonu ile karışır. Öyküde ağrı olmaması ve şişliğin uzun süredir aynı şekilde devam etmesi öncelikle hidroseli düşündürmelidir. Daha önce hiç bir şişlik yokken aniden or- taya çıkan kasık ya da skrotum şişliği öncelikle boğulmuş fıtığı düşündürmelidir. Erkeklerde skrotum şişliğinin ayırıcı tanısında en pratik tanı yöntemi, skrotumu da içine alan ayakta direkt karın grafisidir (Resim 3). Skrotumda gaz-sıvı seviyesinin görülmesi, burada barsak olduğuna, dolayısı ile fıtığa işaret eder. Ayırıcı tanı için gerekirse ultrasonografi (USG) yapılır.

    Resim 3. Skrotal herni, ayakta direkt karın grafisi

    Boğulmuş fıtıklı hastada sıkışan organda beslenme bozukluğu düşündüren bulgular (ödem, renk değişikliği, lokal ve/veya sistemik ateş, lökositoz) varsa acil ameliyat gerekir.

    Konjenital hidrosel (9)

    Hidrosel, testisi saran iç ve dış tunika vajinalis tabakala- rının arasında sıvı toplanmasıdır ve genellikle doğumda or- taya çıkar. Periton boşluğu ile ilişkili (kommünikan) ya da ilişkisiz (nonkommünikan, basit) olabilir. Kommünikan olduğunda, bebek yatıyorken şişlik azalır ama tamamen kaybol- maz, ayakta durduğu zaman şişlik artar. Sağda daha çok görülür, sıklıkla bilateraldir. Birçok çocukta inguinal herni ile birlikte bulunur.

    Prosessus vajinalisin segmenter olarak kapanması ha- linde lokalize kord hidroseli (kordon kisti, kızlarda Nuck ka- nalı kisti) gelişir. Bu da periton boşluğu ile ilişkili ya da iliş- kisiz olabilir. Kord yapıları ile birlikte olan ağrısız bir şişlik şeklindedir. Testisin hemen yukarısında ya da inguinal bölgede olabilir. Kitle hareketlidir ve ışığı geçirir. Tanıda USG yardımcı olabilir (10,11).

    Öykü ve muayene ile herni ve hidrosel genellikle birbi- rinden ayırt edilebilir. Herni şişliği karın içi basıncının artması ile ve zaman zaman ortaya çıkar. Kendiliğinden ya da bastırmakla tamamen kaybolur. Hidrosel şişliği ise çoğunlukla doğuştan beri vardır ve kısa sürede tamamen kaybolmaz, basmakla içeri gitmez. Ancak, hidrosel peritonla ilişkili (kommünikan) ise, çocuk yatarken bu şişliğin gerginliği azalır, uyanıkken ve ayakta ise belirginleşir. Transilluminasyon (ışık) muayenesi, testis tümörü gibi solid kitleleri hidrosel ve herniden ayırdetmek için yararlıdır. Kızlarda ayırıcı tanı için en yararlı yöntem USG’dir.

    Peritonla ilişkisiz konjenital hidrosellerin çoğunda hidrosel sıvısı 1-2 yaşına kadar emilir ve kaybolur, geçmezse ameliyat edilir. Bunun dışında, herni ile birlikte bulunan hidroseller ile, abdominoskrotal dev hidroseller beklenmeden ameliyat edilir. Bebekte hidrosel sıvısının aspire edilmesi kontrendikedir, enfeksiyon riski vardır (11).

    İnmemiş testis

    Testisler gebeliğin 23. haftasından itibaren prosessus vajinalis adlı periton uzantısını takiben skrotum içine doğru uzanır. Doğumda en çok görülen anomalilerdendir ve za- manında doğmuş yenidoğan erkeklerin %3’ünde bulunur (12-15). Prematürelerde bu oran %30,3’tür (12). Düşük doğum ağırlığı, siyah ya da Hispanik ırk, ailede inmemiş testis öyküsü ve gebelikte kola alımı testisin geç inmesine etkili olan diğer etkenlerdir (16-17).

    Testisin, ilk geliştiği yer olan böbrek alt polünün inferio- ru ile skrotum arasındaki iniş yolu üzerinde bir yerde kalma- sına inmemiş testis denir. Kriptorşidizm (saklı testis) ise daha geniş bir ifadedir. Testisin skrotumda olmaması kriptorşidizmdir. Kriptorşidizm, inmemiş testisin yanı sıra, ektopik testisi ve anorşidiyi (testisin yokluğu) de içerir. Testisin iniş yolu dışında bir yerde olmasına ektopik testis denir, inguinal bölgede, karşı skrotumda, perinede, uylukta, prepenil bölgede olabilir.

    İnmemiş testisin nedenini açıklayacak doğru bir moleküler ve genetik süreç henüz bilinmemektedir.

    İnmemiş testislerin yaklaşık %20’si palpe edilemez. Testis ele gelmiyorsa olasılıklar: küçük (atrofik), intraabdominal, inguinal kanalda derinde olması, ya da o tarafta testisin hiç olmamasıdır (vanishing testis).

    İnmemiş testisin komplikasyonları infertilite, malignite, travmaya daha kolay uğrayabilme, torsiyon ve olumsuz psikolojik etkilenme olarak sayılabilir. Özellikle bilateral in- memiş testisler için infertilite oranı yüksektir. Testisin erken indirilmesi hem malignansi riskini azaltır, hem de skrotum- da daha kolay izlenmesini sağlar (18).

    İnmemiş testisin bir yaşından sonra skrotuma inme şansı yoktur. Bu nedenle, bir yaşını doldurmuş bir çocukta testis beklenmeden cerrahi olarak skrotuma indirilmelidir.

    İndirme işlemini altı aya indiren gruplar da vardır. Adolesan döneminden sonra başvuran inmemiş testisi çıkarmak (or- şiyektomi) en çok benimsenen yöntemdir.

    Retraktil testis (utangaç testis), aktif kremaster refleksi nedeniyle testisin kendiliğinden skrotumdan yukarıya inguinal kanala- kaçması, fakat elle kolaylıkla skrotuma indirilebilmesi ve bırakınca yine skrotumda kalabilmesidir. En çok 3-7 yaşlar arasında görülür. Fizyolojik bir olaydır. Testis kolaylıkla skrotumun alt ucuna indirilebiliyorsa, hiç bir tedavi gerektirmez (19). İndirilmesine rağmen, testisin skrotumda kolaylıkla duramadığı ve gergin olduğu çocukların %50 kadarında daha sonra testisin yukarı kaçma riski vardır. Testis tamamen skrotal oluncaya kadar bu çocukların yıllık takibi gerekir.

    Asendan testis, testisin daha önce skrotumda görülme- sine, yani inmiş olmasına rağmen sonradan inguinal bölgeye kaçması durumudur. Germ hücre sayısının azalmasından dolayı, bunların da inmemiş testis gibi değerlendirilmesi önerilir (20).

    Testis tümörleri (21)

    Testis tümörleri tüm çocukluk çağı solid tümörlerinin %1-2’sini oluşturur, en fazla 2 yaşında görülür (22,23). Ço- cuklardaki testis tümörlerinin büyük bir çoğunluğunu (%74) benign lezyonlar oluşturur (24).

    İnterseks rahatsızlığı olan hastalarda gonadal tümör insidansı artış gösterir (25). Mikst gonadal disgenezisli çocukların %25’inde tümör oluşma riski vardır (26) ve yaşla insidansı artar (27). Gonadal disgenezisli hastalardaki tüm ‘streak’ gonadlar çıkarılmalıdır (28).

    İnmemiş testisli çocuklarda neoplazi en sıklıkla bilateral inmemiş testislilerde gelişir. Yerinde bırakılan inguinal ya da abdominal inmemiş testislerin seminoma riski çok yüksek- tir (%74); karşıdaki normal inmiş testisin testis kanseri riski yoktur (29).

    Testis tümörlü çocuklarda en çok rastlanan bulgu ‘ağrı- sız skrotal solid kitle’dir (30-32). Skrotumda belirlenen ağrı- sız solid kitle, aksi ispat edilene kadar malign kabul edilmeli ve mutlaka incelenmelidir (32,33).

    Testis tümörlü çocukların değerlendirilmesinde USG rutin olarak tercih edilir (34). Benign ve malign tümörleri güvenilir şekilde ayırt edebilen USG özellikleri yoktur, anekoik kistik lezyonlara ait bulgular benign lezyonları düşündürebilir.

    USG’ye ek olarak serumda AFP ölçülmesi önemlidir. Yolk kesesi tümörleri her zaman AFP yapar ve tüm AFP pozitif tümörlerin Yolk kesesi elementi içerdiği düşünülür (35). Benign lezyonlarda AFP seviyesi normaldir.

    Teratom, puberte öncesi çocuklarda en çok görülen testis tümörüdür (%48), sonra epidermoid kistler gelir (24,36,37). Puberte öncesi matür teratomlar erişkinlere gö- re benign klinik seyirlidirler. Testis teratomları testisi koru- yucu cerrahi yöntemlerle çıkarılırlar (36-42).

    Lösemi ve lenfomalar, çocuklarda testislere en çok yayılan malignansilerdir. Burkitt lenfomalı çocuklarda testis tutulumu %4 oranında görülür ve ilk klinik bulgu olabilir (43).

    Varikosel (11)

    Spermatik kord venlerinin (pampiniform pleksus) geniş ve kıvrımlı olmasıdır. Adolesan erkeklerin yaklaşık %15’inde görülür. Varikosellerin %90’ı sol taraftadır (44). Varikosel gelişimi, sol renal vendeki venöz basıncın artması, kollateral venöz anastomozlar ve internal spermatik venlerin valv- lerinin yetersizliğine bağlanır. Varikoselin toksik etkisi sonucu her iki testiste de histolojik bozukluklar görülebilir. Se- men analizi adolesanlarda ender olarak yapılabildiği için, tedavi planlarken testis volümü değerlendirilmektedir.

    Adolesan varikoseli çoğunlukla asemptomatiktir. Çoğu rutin muayene sırasında farkedilir. Bu tür ağrısız bir skrotal kitle, inguinal herni, kommünikan hidrosel, omental herni, kord hidroseli, epididim kisti (spermatosel) ve skrotal hidroselden ayırt edilmelidir. Fizik muayene sıcak bir ortamda yapılmalı, hem yatarak, hem de ayakta, Valsalva manevrası yaptırarak ve yaptırmadan muayene tekrar edilmelidir. Testisin üst tarafında ya da çevresinde bulunur. Klasik görüntüsü, solucan paketi gibi skrotum derisinden görünmesidir (grade III). Muayenede testisin büyüklüğünü orkidometre ile değerlendirmek ya da USG incelemesi önemlidir (11).

    Varikosel olan tarafta 2 ml’den ya da %20’den fazla vo- lüm kaybı, varikoselin cerrahi tedavisi için yeterli kriter olarak kabul edilir (45).

    Akut skrotum (11)

    Bir çocuk ya da adolesanda akut olarak ortaya çıkan ağrı, duyarlılık ya da şişlik acil bir durumdur ve ayırıcı tanı için hızla değerlendirilmelidir. Adolesanlar akut skrotal şişliğin potansiyel önemini her zaman anlayamadıkları için, bunların subakut hatta kronik skrotal şişlikleri bile acil değerlendirmeyi gerektirebilir.

    Akut skrotum ayırıcı tanısı için sayılabilecek patoloji lis- tesi: spermatik kord torsiyonu, appendiks testis torsiyonu, appendiks epididimis torsiyonu, epididimit, epididimo-or- şit, inguinal herni, kommünikan hidrosel, hidrosel, kord hidroseli, travma/insektisit ısırması, dermatolojik lezyonlar, inf- lamatuar vaskülit (Henoch-Schönlein purpurası), idiopatik skrotal ödem, tümör, spermatosel ve varikosel, ürogenital olmayan patolojiler (adduktor tendiniti gibi)dir. Acil cerrahi işlem geretiren spermatik kord torsiyonunun diğerlerinden ayırt edilmesi çok önemlidir.

    Spermatik Kord Torsiyonu (İntravaginal) (11)

    Gerçek bir acil cerrahi durumdur. Sebep, testis ve epi- didimin skrotumdaki fasya ve kas yapılarına uygun fiksas- yonunun olmamasıdır (Resim 4). Klasik görünüşü ani baş- layan skrotal ağrıdır. Bazı çocuklarda bu ağrı yavaş yavaş, bazılarında ise çok hafiftir. Akut skrotal ağrısı olan çocukların çoğu, daha önceden yaşanmış şiddetli, kendi kendini sınırlayan skrotal ağrı ve şişlik öyküsüne sahiptirler. Bu, muhtemelen daha önce olan gelip-geçici torsiyon nedeniyledir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Aynı tarafta karın alt kadranında ağrı olabilir. Dizüri ve diğer mesane semptomları genellikle yoktur.

    Akut skrotum ayırıcı tanısında fizik muayene bulgusu öyküden çok daha çarpıcı özelliktedir. Torsiyon sonucu o taraf testis skrotumun daha yukarısında olabilir. Kremaster refleksi hemen hiç bir zaman yoktur (46).

    Renkli Doppler USG, testis kan akımının olmadığını gös- tererek yardımcı olur. Testis sintigrafisinin güvenilirliği daha azdır. Tanı konduğunda tedavi çok acil cerrahidir. Ameliya- tın altı saatten sonraya kalması halinde testis çoğu zaman kurtarılamaz.

    Spermatik kordun gelip-geçici torsiyonunu düşündüren öyküye sahip hastalarda da elektif koşullarda her iki testise birden cerrahi tedavi önerilir (47).

    Resim 4. Spermatik kord torsiyonu

    Testis ve epididim appendikslerinin torsiyonu (11)

    Appendiks testis mülleryan kanal artığı, appendiks epi- didimis ise wolffian kanalı artığıdır (Resim-6). Adolesan dö- neminde her ikisi de hormonal uyarılar sonucu torsiyona meyillidir. Bu yapıların torsiyonu çok sinsi başlayan skrotum ahatsızlığından, kord torsiyonunda görülen akut tabloya benzer klinik tabloya kadar değişebilir. Kremaster ref- leksi kaybolmaz, testis hareketlidir. Torsiyonun olduğu yerde ‘mavi nokta işareti’ bulunur. Doppler USG ve testis sin- tigrafisi normal ya da artmış kan akımını gösterir. Appendiks torsiyonu tanısı kesin ise cerrahi tedaviye gerek yok- tur. Kendiliğinden düzelmeye bırakılır. Kord torsiyonundan ayırt edilemezse eksplorasyon gerekir.

    Epididimit, epididimo-orşit, orşit (11,48)

    Epididim ve testis enflamasyonu ya da enfeksiyonu, akut testis torsiyonu kadar sık görülür, (48,49). Klinik bulguları skrotal şişlik, kızarıklık ve ağrıdır (Resim 5). Appendiks torsiyonu epididimit ile karışabilir. Epididimitte bulgular, epididime lokalize şişlik ve duyarlılıktan, tüm skrotum yarısını içine alan enflamasyona kadar değişebilir. Epididimitli hastalarda kremaster refleksi vardır. Bu refleksin yokluğu büyük oran- da spermatik kord torsiyonunu destekler (44).

    Epididimitle birlikte çoğu zaman piyüri, bakteriüri ya da pozitif idrar kültürü bulunur. Normal idrar incelemesi bulgusu ise epididimit olmadığını göstermez. Renkli Doppler USG’de ve testis sintigrafisinde kan akımı artmıştır. Kabakulak vb. viral enfeksiyonlara bağlı orşit ya da epididimo-orşite ait çoğu değişiklikler nonspesifiktir (48,50).

    Küçük çocuklarda ve bebeklerde epididimit daha çok genitoüriner anomaliler ile, büyük çocuklarda ise hematojen yayılım ile ilişkilidir (48,51). Bu nedenle, epididimit tanısı konan çocuklarda sebebi araştırmak için üriner sistemin radyolojik incelemeleri mutlaka yapılmalıdır. Epididimit geçiren çocuğun yaşı ne kadar küçükse, idrar yolu enfeksiyonu, radyolojik anomali ya da her ikisinin birden olması ihtimali o kadar fazladır (52).

    Resim 5. Orşit

    Tedavi, yatak istirahati, skrotumun yukarı kaldırılması, lokal soğuk ya da ılık uygulanması, nonsteroid antienflamatuvar ve analjezik, üriner enfeksiyon varsa antibiyotik verilmesidir.

    Diğer akut skrotal şişlik nedenleri

    Akut idiopatik skrotal ödemin sebebi belli değildir, ateş ve kızarıklık yoktur (53). Skrotal duyarlılık genellikle çok azdır, fakat kaşıntı belirgindir. İdiopatik olduğu kabul edilse de, allerjik, kimyasal dermatit, insektisit ısırması, travma gibi nedenlerle de olabilir. Perirektal abseden ayırdetmek için perine ve perianal muayene yapılmalıdır. Çoğunda skrotum duvarı kalınlaşmıştır, testisler palpe edilebilir. fiüphe varsa renkli Doppler USG incelemesi yapılır. Tedavi gerekmez.

    Henoch-Schönlein purpurası sistemik vaskülitistir ve testisin, epididimin ya da her ikisinin birden tutulmasına se- konder olarak skrotum şişliğine neden olabilir (54). Vaskülitin nedeni bilinmemektedir. Hastaların %35’inde görülür. Skrotal bulgular genellikle yaygındır, şişlik, kızarıklık ve duyarlılıktan ibarettir. İdrar incelemesinde hematüri ve prote- inüri bulunabilir. Renkli Doppler USG ve testis sintigrafisi artmış kan akımını gösterir. Genellikle kendini sınırlarsa da, steroid tedavisi gerekebilir.

    Kaynaklar

    1-Brosnther B, Abrams MW, Elboim C. Inguinal hernias in children a study of 1000 cases and review of the literature. Am J Med Womens Assoc 1972; 27: 522-5. (Abstract)

    2-Rajput A, Gauderer MW, Hack M. Inguinal hernias in very low birth weight infants: incidence and timing of repair. J Pediatr Surg 1992; 27: 1322-4. (Abstract)

    3-Walsh SZ. The incidence of external hernias in premature infants. Acta Paediatr 1962; 51: 161-4. (Abstract) / (PDF)

    4-Rowe MI, Clatworthy HW. Incarcerated and strangulated her- nias in children. A statistical study of high-risk factors. Arch Surg 1970; 101: 136-9. (Abstract) / (PDF)

    5-Lau ST, Lee YH, Caty MG. Current management of hernias and hydroceles. Semin in Pediatr Surg 2007; 16: 50-7. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    6-Rowe MI, Clatworthy HW Jr. The other side of the pediatric inguinal hernia. Surg Clin North Am. 1971; 51: 1371-6. (Abstract)

    7-Rowe MI, Marchildon MB. Inguinal hernia and hydrocele in infants and children. Surg Clin North Am 1981; 61: 1137-45. (Abstract)

    8-Snyder W Jr, Greaney E Jr: Inguinal hernia. In: Benson C, Mustard W, Ravitch M, et al (eds): Pediatric surgery. Chicago, Year Book Medical Publishers, 1962; 573-87.

    9-Glick PL, Boulanger SC. Inguinal hernias and hydroceles. In: Grosfeld JL, O’Neill JA Jr, Fonkalsrud EW, Coran AG (eds). Pediatric Surgery, 6th ed., Philadelphia: Mosby-Elsevier, 2006, 1172-92.

    10-Martin LC, Share JC, Peters C, Atala A. Hydrocele of the sper- matic cord: embryology and ultrasonographic appearance. Pediatr Radiol 1996; 26: 528-30. (Abstract) / (PDF)

    11-Schneck FX, Bellinger MF. Abnormalities of the Testes and Scrotum and their Surgical Management. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3761-98.

    12-Scorer CG, Farrington GH. Congenital deformities of the testis and epididymis. New York, Appleton-Century-Crofts, 1971.

    13-Cryptorchidism, 1992. Cryptorchidism: A prospective study of 7500 consecutive male births, 1984-8. John Radcliffe Hospital Cryptorchidism Study Group. Arch Dis Child 1992; 67: 892-9. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    14-Berkowitz GS, Lapinski RH, Dolgin SE, Gazella JG, Bodian CA, Holzman IR. Prevalence and natural history of cryptorchidism. Pediatrics 1993; 92: 44-9.

    15-Thong M, Lim C, Fatimah H. Undescended testes: Incidence in 1.002 consecutive male infants and outcome at 1 year of age. Pediatr Surg Int 1998; 13: 37-41. (Abstract)

    16-Berkowitz GS, Lapinski RH. Risk factors for cryptorchidism: A nested case-control study. Paediatr Perinat Epidemiol 1996; 10: 39-51. (Abstract)

    17-Wenzler DL, Bloom DA, Park JM. What is the rate of sponta- neous testicular descent in infants with cryptorchidism?. J Urol 2004; 171: 849-51. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    18-Walsh TJ, Dall’Era MA, Croughan MS, Carroll PR, Turek PJ. Prepubertal orchiopexy for cryptorchidism may be associated with lower risk of testicular cancer. J Urol 2007; 178: 1440-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    19-Wyllie GG. The retractile testis. Med J Aust 1984; 140: 403-5. (Abstract)

    20-Rusnack SL, Wu HY, Huff DS, et al. The ascending testis and the testis undescended since birth share the same histopathol- ogy. J Urol 2002; 168: 2590-1. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    21-Ritchey ML, Shamberger RC. Pediatrc Urologic Oncology. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3871-906.

    22-Li FP, Fraumeni JF. Testicular cancers in children: epidemiolog- ic characteristics. J Natl Cancer Inst 1972; 48: 1575-81. (Abstract)

    23-Haas RJ, Schmidt P. Testicular germ-cell tumors in childhood and adolescence. World J Urol 1995; 13: 203-8. (Abstract)

    24-Pohl HG, Shukla AR, Metcalf PD, et al. Prepubertal testis tumors: actual prevalence rate of histological types. J Urol 2004; 172: 2370-2. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    25-Ramani P, Yeung CK, Habeebu SS. Testicular intratubular germ cell neoplasia in children and adolescents with intersex. Am J Surg Pathol 1993; 17: 1124-33. (Abstract)

    26-Schellhas HF. Malignant potential of the dysgenetic gonad. II. Obstet Gynecol 1974; 44: 455-62. (Abstract)

    27-Manuel M, Katayama PK, Jones HW Jr. The age of occurrence of gonadal tumors in intersex patients with a Y chromosome. Am J Obstet Gynecol 1976; 124: 293-300. (Abstract)

    28-Aarskog D. Clinical and cytogenetic studies in hypospadias. Acta Paediatr Scand Suppl 1970; 203: 203:1+. (Abstract)

    29-Wood HM, Elder JS. Cryptorchidism and testicular cancer: sep- arating fact from fiction. J Urol 2009; 181: 452-61. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    30-Sugita Y, Clarnette TD, Cooke-Yarborough C, Chow CW, Waters K, Hutson JM. Testicular and paratesticular tumours in children: 30 years’ experience. Aust N Z J Surg 1999; 69: 505-8. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    31-Oottamasathien S, Thomas JC, Adams MC, DeMarco RT, Brock JW 3rd, Pope JC 4th. Testicular tumours in children: a single- institutional experience. BJU Int 2007; 99: 1123-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    32-Çiftçi AO, Bingöl-Koloğlu M, fienocak ME, Tanyel FC, Büyükpamukçu M, Büyükpamukçu N. Testicular tumors in chil- dren. J Pediatr Surg 2001; 36: 1796-801. (Abstract) / (Full Text) / (PDF)

    33-Treiyer A, Blanc G, Stark E, Haben B, Treiyer E, Steffens J. Prepubertal testicular tumors: frequently overlooked. J Pediatr Urol 2007; 3: 480-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    34-Coley BD. Sonography of pediatric scrotal swelling. Semin Ultrasound CT MR 2007; 28: 297-306. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    35-Huddart SN, Mann JR, Gornall P, et al. The UK Children’s Cancer Study Group: Testicular malignant germ cell tumours 1979-1988. J Pediatr Surg 1990; 25: 406-10. (Abstract)

    36-Metcalfe PD, Farivar-Mohseni H, Farhat W, McLorie G, Khoury A, Bägli DJ. Pediatric testicular tumors: contemporary incidence and efficacy of testicular preserving surgery. J Urol 2003; 170: 2412-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    37-Shukla AR, Woodard C, Carr MC, et al. Experience with testis sparing surgery for testicular teratoma. J Urol 2004; 171: 161-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    38-Marshall S, Lyon RP, Scott MP. A conservative approach to tes- ticular tumors in children: 12 cases and their management. J Urol 1983; 129: 350-1. (Abstract)

    39-Altadonna V, Snyder HM 3rd, Rosenberg HK, Duckett JW. Simple cysts of the testis in children: preoperative diagnosis by ultrasound and excision with testicular preservation. J Urol 1988; 140: 1505-7. (Abstract)

    40-Rushton HG, Belman AB, Sesterhenn I, Patterson K, Mostofi FK. Testicular sparing surgery for prepubertal teratoma of the testis: a clinical and pathological study. J Urol 1990; 144: 726-30. (Abstract)

    41-Pearse I, Glick RD, Abramson SJ, Gerald WR, Shamberger RC, La Quaglia MP. Testicular-sparing surgery for benign testicular tumors. J Pediatr Surg 1999; 34: 1000-3. (Abstract) / (PDF)

    42-Valla JS, for the Group D’Etude en Urologie Pédiatrique. Testis- sparing surgery for benign testicular tumors in children. J Urol 2001; 165: 2280-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    43-Lamm DL, Kaplan GW. Urological manifestations of Burkitt’s lymphoma. J Urol 1974; 112: 402-5. (Abstract)

    44-Steeno OP. Varicocele in the adolescent. Adv Exp Med Biol 1991; 286: 295-321. (Abstract)

    45-Kass EJ. The evaluation and management of the adolescent with a varicocele. AUA Update series 1990; 12: 90-5.

    46-Rabinowitz R. The importance of the cremasteric reflex in acute scrotal swelling in children. J Urol 1984; 132: 89-90. (Abstract)

    47-Eaton SH, Cendron MA, Estrada CR, et al. Intermittent testicu- lar torsion: diagnostic features and management outcomes. J Urol 2005; 174: 1532-5. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    48-Dairiki Shortliffe LM. Infection and Inflammation of the Pediatric Genitourinary Tract. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walash Urology. Philadelphia: Saunders, 9th ed., 2007, 3232-68.

    49-Freedman A: Urinary tract infection in children. In: Litwin M, Saigal CS (eds). Urologic Diseases of America. U.S. Department of Health and Human Services, Public Health Service, National Institutes of Health, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Publication No. 04-5512, Washington, DC: Government Publishing Office; 2004: 213-32.

    50-Tarantino L, Giorgio A, de Stefano G, Farella N. Echo color Doppler findings in postpubertal mumps epididymo-orchitis. J Ultrasound Med 2001; 20: 1189-95. (Abstract) / (PDF)

    51-Williams CB, Litvak AS, McRoberts JW. Epididymitis in infancy. J Urol 1979 ; 121: 125-6. (Abstract)

    52-Merlini E, Rotundi F, Seymandi PL, Canning DA. Acute epi- didymitis and urinary tract anomalies in children. Scand J Urol Nephrol 1998; 32: 273-5. (Abstract) / (PDF)

    53-QVIST O. Swelling of the scrotum in infants and children, and non-specific epididymitis; a study of 158 cases. Acta Chir Scand 1956; 110: 417-21. (Abstract)

    54-Clark WR, Kramer SA. Henoch-Schönlein purpura and the acute scrotum. J Pediatr Surg 1986; 21: 991-2. (Abstract)

  • ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    Vajinismus istemsiz kasılma veya vajinan içine bir nesnenin girilmesiyle (tampon, parmak, penis, 

    spekulum), “aşk kasları” adını verdiğimiz pelvik taban kaslarının refleks sonucu kasılmasıdır. Aşk 

    kaslarının kasılması rahatsızlıktan kaynaklanan acı, yanma ve ağrıya neden olur. Vajinismus birincil 

    (yani yaşam boyu) ya da ikincil (normal cinsel fonksiyondan sonra meydana gelen) olabilir. Ayrıca 

    genel (tüm durumlarda ve herhangi bir nesne ile oluşabilir) ya da durumsal (partner ya da 

    partnerlerle olan bazı durumlarda veya tam tersi cinsel ilişkiyle değil de tampon veya spekulum 

    takılırken de) olabilir.

    Vajinismuslu kadınlar sık sık vajinalarının “çok küçük” olduğunu ve vajinalarının kapalı olması gerektiğini 

    düşünürler ve her cinsel ilişki deneyiminde acı ve ağrı duyarak eşlerini iterler. Oysa yaşadıkları sadece negatif bir 

    hipnoz halidir, bir hayaldir! Gerçek olan vajina çevresindeki aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmeleridir.

    Cinsel ilişki sırasında yaşadığım ağrının vajinismus olduğunu nasıl anlarım?

    Vajinismus sorunu olan çift cinsel terapiste birkaç soru sorduktan sonra, terapist bu sorular üzerinden onlara en 

    doğru cevabı verecektir. Vajinismus ağrısı genellikle cinsel birleşme teşebbüsü (penetrasyon) ile oluşur. Bu 

    durum genellikle partnerinin penisini vajinaya sokmaya çalıştığı zaman başlar fakat her zaman değil. Ağrı 

    genellikle yanma veya parçalanma hissi yaratır. Kadınlar bu acıyı “Sanki partnerimin bir duvarıma çarpıyor!”, 

    “Sanki partnerimin penisi benim için fazla büyük!” ya da “Parçalanıyormuşum gibi hissediyorum!” diye tarif 

    ederler. Bu acı cinsel ilişki ilerledikçe gelişebilir veya gelişmez, yani dayanılmaz bir acı olmadığı zamanlarda olur. 

    Vajinismus kadınları genellikle tampon kullanırken ya da jinekolojik muayene olurken rahatsız olurlar fakat her 

    zaman değil.

    Ağrı kafamın içinde mi?

    Vajinismus öğrenilen bir reflekstir. Yani vajinismuslu bir kadın ağrılı bir cinsel deneyim ya da acı veren vajinaya 

    başka bir nesnenin girmesi teşebbüsü yaşadığında, aşk kasları dokunmaya veya girişe karşı kasılmayı öğrenir. 

    Sonradan herhangi biri veya kendisi vajinaya bir şey sokmaya çalıştığında, vajina ve aşk kasları kadının isteği 

    dışında gelişen refleks ile ağrıdan korunmak için kendini “kapatır” yanı kasar. Aşk kaslarındaki kasılma fark 

    edilebilir düzeyde bir ağrıya neden olur.

    Vajinismus ne kadar yaygındır?

    Vajinismus, oldukça yaygın olan bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus kadınları bu konuda utandıkları için 

    kimseye bir şey diyemezler. Böyle yapmak oldukça kötü bir seçimdir, çünkü vajinismus ister birkaç ayda ister 

    birkaç yılda fark edilsin, sonuçta tedavisi oldukça kolaydır. Vajinismus birçok kadının hayatının belli bir döneminde 

    olabilmektedir. Vajinismus, cinsel birleşme sırasında ağrı ve aşk kaslarındaki kasılma nedeniyle, partnerin 

    vajinaya hemen girememesi gibi hafif rahatsızlıklarla kendini gösterebilir. Yıllardır birlikte olan ve vajinismustan 

    dolayı hiç cinsel ilişki yaşamamış birçok çift vardır. Bu çiftler “üste boşalma şeklinde gebelik” (partnerin 

    spermleri vajina yoluna bırakılır ve yumurtanın döllenmesi sağlanır) yoluyla çocuk sahibi olmaktadır. Birçok 

    vajinismuslu kadınının oldukça aktif bir seks yaşamı vardır; sadece penis vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşme 

    yoktur. Çiftler bazen bir şeyleri değiştirmeye çalışmadan ellerinde olanlarla yetinirler ve bundan mutlu olurlar.

    Vajinismus sorunum için ne yapmalıyım?

    İyi haber, vajinismusun %100 tedavisi var; istemsiz kasılan aşk kaslarını ve daralan vajinayı nasıl kontrol edip 

    rahatlanacağını öğrenmenin basit bir yolu var. Kötü haber ise; bu bir gecede olabilecek mucizevî bir şey değil, 

    birkaç gün ya da birkaç hafta boyunca “aşk oyunları” adını verdiğimiz basit egzersizleri (Kegel egzersizleri, 

    sevişme, mastürbasyon, parmak egzersizleri, vb.) yapmak gerekiyor. Ne kadar süre egzersiz yapılacağı; 

    egzersizlere ne kadar sağdık kalındığına ve vajinismus probleminin ne kadar süredir olduğuna bağlıdır. Bu 

    egzersizler yapıldığı süre boyunca, cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Birkaç gün belki de birkaç hafta cinsel ilişkide 

    bulunulmayacağını çiftin bilmesi gerekiyor. Hazır olamadan teşebbüs edilen her cinsel ilişki deneyimi; kadının 

    daha çok acı çekmesine, olumsuz aşk kası reflekslerinin aşırı artmasına ve vajinismustan kurtulma sürenin 

    uzamasına yol açar. Yine de oral seks veya sevişme gibi çiftin zevk alabileceği diğer her şeyler yapılabilir.

    Aşk oyunlarını nasıl oynarım?

    Kegel egzersizlerini yaparak işe başlamak gerekiyor. Kegel egzersizleri aşk kaslarının kasılıp gevşetilmesi 

    yoluyla, onları çalıştırmayı ve aşk kasları adı verilen bu kaslar üzerinde iradeyi kontrolü amaçlar. Kegel 

    egzersizleri birçok açıdan faydalıdır. Hem vajina kasları üzerinde kadının kontrollü olmasını sağlar, hem orgazm 

    şiddetini arttırır, hem de vajinayı toparlar. Kegel egzersizlerini düzenli olarak yapmak gerekiyor. Şimdi hem Kegel 

    egzersizlerinin hem de parmak egzersizlerinin nasıl yapıldığına bakalım:

    “Hangi kas gruplarınızı çalıştırmanız gerektiğini öğrenmek için öncelikle idrarınızı yaparken idrarı yarıda kesin ve 

    hangi kasları kullandığınıza dikkat edin. Bu sırada karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin. 

    Vajinanızın içinde bir kalem var ve onu düşürmek istemiyormuş gibi hayal edin ve bu sırada kasılan kaslarınız aşk 

    kaslarınızdır. Veya vajinanızın içine işaret ve orta parmaklarınızı yerleştirin ve parmaklarınızı sıkıştırmaya çalışın. 

    Bu esnasında çalışan kaslarınız aşk kaslarınızdır. Her birim egzersiz esnasında aşk kaslarınızı 5–10 saniye 

    süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5–10 kez uygulayın. Bu birim egzersizi günde 

    5–10 kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Egzersizler esnasında normal 

    nefes alıp vermeye ve yalnızca aşk kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz. Kegel egzersizleri adını 

    verdiğimiz bu egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulanabilirsiniz. Asla dışarıdan bu 

    egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu egzersizleri her gün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin. 

    Bu şekilde aşk kaslarınız üzerinde istemli bir denetim sağlayabilirsiniz…”

    Bir süre sonra, bu egzersizler önce bir parmak ile başlayıp sonra üç parmağa kadar çıkıp, parmaklar vajinaya 

    sokularak yapılmalıdır. Bu sırada tırnakların kesilmiş olması ve kayganlaştırıcı olarak da bebe yağının 

    kullanılması gerekmektedir. Neden parmaklar? Acıma durumunda, kadının kolayca hareket ettirebileceği en kolay 

    şey parmaklarıdır. Eşlerin parmaklarını kullanıp kullanamayacaklarını kadınlar bazen merak ederler fakat 

    eşlerinizin parmaklarını kullanması tam anlamıyla kadınların kontrolünde olmadığı için bir süre beklenmelidir. İlk 

    önce kadınlar kendileri yapmalıdır. Böylece kadın, eşini ağrı ile ilişkilendirmemiş olur. Çoğu kadın bu egzersizleri 

    doğal esneklik sağlayan suyun bulunduğu bir küvette yapmaktan veya egzersizler sırasında mastürbasyon 

    yapmaktan zevk alır.

    Cinsel ilişki yaşayabilmek için ne kadar süre egzersiz yapmak zorundayım?

    Vajinaya iki parmak almak problemin süresine ve egzersizlerin zamanında yapılmasına bağlı olarak günler veya 

    haftalarca sürebilir. Ağrı çekmeden, birkaç dakika boyunca kadın vajinasına iki parmağı sokabiliyorsa veya eşinin 

    iki parmağını alabiliyorsa, cinsel ilişkiye girmenin zamanı gelmiş demektir. İlk birkaç dakika kadının üstte olduğu 

    bir cinsel ilişki pozisyonu denenmelidir, böylece kontrol onun elinde olacaktır. Sanki bir bağırsak hareketiymiş gibi 

    kadın eşinin penisini vajinasına yerleştirerek ve bunu dışarı iterek deneyebilir. Bu aynı zamanda kasları dışarı 

    itmek ve daraltmaktır. Acı verdiği takdirde kadın durmalı, aşk kaslarını kasıp, sonra rahatlatmalıdır. Vajinanın 

    içindeki penisi birkaç dakika kımıldatmadan içerde tutmak hiç de fena bir fikir değildir. Bunu başarıyla yaptıktan 

    sonra kadın bir iki kez hareket ettirebilir böylece kontrolü eline almış olur. Bunu yapmadan önce kadın eşiyle 

    konuşmalıdır. Acı çekilmediği takdirde, bir sonraki sefer çift istediği her şeyi yapabilir.

    Aşk oyunlarını oynadığımda vajinismustan kurtulma şansım nedir?

    Gayet basit olan aşk oyunları başarıyla oynandığında ve cinsel travma öyküsünden kurtulunduğunda %100 başarı 

    beklenmektedir. Açıkçası kâbuslar görme ve eski travmatik görüntülerin göz önüne gelmesi, cinsel saldırı ve 

    kötüye kullanma gibi rahatsızlıkla varsa bunların cinsel terapist tarafında ele alınması gerekir. Eğer kızlık zarında 

    veya vajinada bir anormallik varsa, vulvar bezlerinin enfeksiyon kapması, inflamasyondan kaynaklanan 

    problemler nedeniyle acı çekiliyorsa egzersizler işe yaramayacaktır. Bu durumda önce bir jinekolog tarafından 

    organik sorunların tedavisinin yapılması gerekir.

  • Neden bebeklik dönemi sünneti

    Türkiye’de oldukça seyrek olan bebek sünneti son yıllarda ciddi bir ivme kazanarak popüler hale geldi. Erkek çocuğunun sünnet için ilkokula gitmesi beklenip, merasim eşliğinde yapılan sünnet işlemleri, artık çocuğun ilk 1 yaşı içerisinde hatta yenidoğan döneminin atlatıldığı 20. günden itibaren ilk 3 ayda; çocuk, aile ve cerrahisi için en konforlu alduğu dönemde yapılmaktadır.

    Yenidoğan sonrası bebeklik dönemi Sünneti Doktora Başvuruları Azaltır

    Bebeklik döneminde sünnet yapılan çocuklarda; ilk 1 yıl içinde herhangi bir nedenle hastaneye başvurma oranları sünnetsizlerden 6 kat daha azdır. Ayrıca üriner enfeksiyon nedeniyle doktora başvuruları istatistiksel olarak 10 kat azalmaktadır.

    Özellikle sünnet derisi darsa bunu zorlayarak açmaya çalışmak daha sonra ciddi darlıklara yol açabileceği için bu zorlamalardan kaçınmak ve gerekirse erken sünneti düşünmek mantıklı olacaktır.

    En Uygun Zaman Aralığı ilk 1 yaş içinde;

    Bilimsel araştırmalar da sünnetin en kolay uygulandığı ve atlatıldığı dönemin doğumun 1. ayından itibaren olan bebeklik dönemi olduğunu göstermektedir. Bunun da içerisinde ilk 3 ay en iyi, 3 ay ile 6. ay arası orta ve 9.aydan itibaren konforun azaldığı görülmektedir. Bu dönemde lokal sünnet (uygulama yapılacak bölgenin çevresinden uyuşturulması ile yapılacak sünnet işlemi) hem çocuk hem aile hem de cerrah için konforlu olacaktır. İki yaşına kadar devam eden bu dönemde 9. aydan itibaren sonra konforun azaldığı görülmektedir. Lokal anestezi ile sünnetin yapılabileceği ancak kişisel değişikliklerin yaşandığı 5 yaş sonrası ise ikinci dönemdir.

    Lokal Anesteziden Korkmayın;

    Lokal anestezi uzman ve tecrübeli ellerde yapıldığında zararı gözardı edilecek kadar az ancak doğasında olan hafif kızarıklık, şişlik ve hafif morlukların da ek müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden geçtiği anestezi çeşididir.

    İyileşme Süreci Oldukça Kısadır;

    Bebeklik döneminde yapılan diğer cerrahi işlemlerimizde de gördüğümüz gibi Klasik Cerrahi Estetik Sünnet işlemi sonrası iyileşmenin çok hızlı olduğu, Ağrı kesici fitil, tıbbi ve kozmetik açıdan verilen kremlerin kullanılarak, bebek bezinin kapatıldığı pansuman sonrası kontrollerimizde, bir çok ailenin ” biz çocuğumuzun sünnet olduğunu bile anlamadık” söylemleri ile karşılaşmaktayız. Ayrıca ameliyathanede kullandığımız kendiliğinden eriyebilen, allerjik olmayan yumuşak ve estetik dikişler de en az iz ile iyileşmeye olanak vermektedir..

    Ancak yine de bebek bezinin kullanıldığı bebeklik dönemi sünnetinde; sünnetin doğasında olan sünnet sonrası yaşanabilecek hafif kızarıklık, ödem, morluklar, travmatik kanamaların, ciltte kabuklanmaların çok azaldığı, ileri yaş sünnetlerine göre bu gibi durumların onda birine düştüğü görülmektedir.

    Cerrahi işlemlerin hepsi değişik derecelerde travmaya yol açar ancak Lokal sünnet

    Bebeklik döneminde belirgin travmaya yol açmaz;

    Ailenin isteğine bağlı olamkla birlikte sünnet için önerilen yaş aralığı 1. ay ile 2 yaş arası ya da 5. yaştan sonradır. 2-5 yaş arası çocuklarda sünnet nadir de olsa bir takım psikolojik sorunlara yol açabilir. İlerleyen yaşlarda gerek sünnet olan arkadaşlarından gerek çevresinden duyacağı hikayelerle çocuk korkabilir, birtakım travmalara yol açabilir. Ancak bebeklikte yapılan işlemlerde hiçbir zaman hatırlayamayacak, travma sebebi olmayacaktır.

  • Appendisit

    Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. Appendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir. Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.
    APANDİSİT NASIL OLUŞUR?
    Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir.
    Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apendiks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur.
    GÖRÜLME SIKLIĞI
    Eldeki verilere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor. Görülme sıklığı bakımından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor
    BELİRTİLER VE TANI
    Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.
    İştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.
    Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75'inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse kusar, midesi boşsa kusmaz. Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar.
    Muayene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.

    KESİN TEDAVİ (Doktorunuza danışınız)
    ÖLÜME NEDEN OLABİLİR
    Günümüzde apandisit ameliyatları en basit operasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor. Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor. Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.
    DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR
    · Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.
    · Bazen apandisitte doktorlar da yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.
    · Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır. Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.
    · Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.
    · Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.

  • Apandisit

    Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın genellikle sağ alt kısmında bulunan ve apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. “Appendiks vermiformis uzun ince bir boru şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör barsaktır. 2- 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir. Vücuttaki işlevi tam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organdır.

    Apandisit % 90 oranda apendiks girişinin ya da lümeninin (apendiksin iç boşluğu) herhangi bir seviyede dışkı ile tıkanmasından kaynaklanır. Sık görülen nedenlerden biri de apendiks duvarındaki lenf dokularının şişmesidir. Ayrıca nadiren barsak parazitlerinin tıkaması ile, travma ya da barsak lenf kanseri gibi durumlarda da apandisit oluşabilir.

    Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apendiks içinde salgılanan sıvı birikir, iç basınç artar ve aynı zamanda mikroplar çoğalmaya başlar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks duvarının kanlanması ve beslenmesi bozulur. Bu duruma Akut Apandisit denir. Daha sonra nekroz (çürüme) gelişir ve bir yerden apendiks delinir, içindeki mikropca zengin sıvı karın içine boşalır. Bu aşamaya ise Perfore Apandisit denir.

    Apandisit her yaşta görülmekle birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde (20-30 yaş grubunda) ortaya çıkar, çocuklarda en sık 6-10 yaş grubunda görülen apandisitin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı % 2 civarındadır.

    Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Sürekli ve künt bir ağrıya neden olur, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama hiçbir zaman ağrı tamamen yok olmaz. Genellikle 4-12 saat sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ise ağrı karın sağ alt bölgesinde başlar ve orada kalır. Apendiksin değişik yerleşim şekilleri nedeniyle ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta, sağ bacakta, idrar yaparken idrar torbasının üst kısmında hissedilebilir.

    İştahsızlık, hastaların % 90-95’inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bir bulgudur.

    Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75’inde bulantı görülür. Kusma her hastada (özellikle de erken dönemde Akut apandisitte) gözlenmeyebilir. Genellikle hasta yediklerini içerir tarzda kusar, perfore apandisitte safralı kusma da görülür.

    Bu belirtilerin yanında, kabızlık ya da ishal gibi tuvalet alışkanlığında değişiklik ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir.

    Muayene bulguları apendiksin vücutta yerleştiği yere göre değişmektedir. Genellikle karın sağ alt bölgesine bastırmakla hassasiyet ve ağrıda artış saptanır. Perforasyon olup olmaması da bulguları etkiler, eğer perforasyon var ise tüm karın hassastır ve hasta karnını kasarak muayeneye direnç gösterir. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 38 derecenin üzerine çıkmaktadır. Hastanın hareket etmekle karın ağrısının artması tanı için önemlidir.

    Tedavisi Cerrahidir. Açık ya da laparoskopik (kapalı) yöntem ile cerrahi tedavi uygulanır.

    Günümüzde apandisit ameliyatları en basit operasyonlardan biridir. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen karın ağrısı önemsenmeyen ve perforasyon gelişen apandisit olgularında zaman kaybı hayati tehlike yaratır. Zamanında ameliyat edilmediği durumlarda ölümle sonuçlanabilir. Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85 perforasyon riski vardır.

    Apandisit zamanında doktora başvurulduğunda tedavisi basit, geç kalındığında ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır.

    DİKKAT

    * Karın ağrısı olan çocuğa, karın ağrısının nedeni belirlenmeden kendiniz AĞRI KESİCİ VERMEYİNİZ!

    * Eğer çocuğunuz karın ağrısı ile başvurduğunda farklı bir tanı almışsa (İdrar yolu enfeksiyonu, gaz sancısı gibi), önerilen tedavi uygulanmasına rağmen şikayetleri azalmıyor ise tekrar doktora gitmelisiniz.

    * Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık toplam 30 dk-1 saat arası sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp taburcu edilmektedir. Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, karın içi temizlenir ve karın içine dren (hortum) konulması gerekebilir ve bu durumda hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

    * Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

    * Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip, ayakta çekilen karın grafisi ve bazen ultrasonografi ile değerlendirilerek teşhis konulur.

    * Şüpheli vakalar hastaneye yatırılır, ağrı kesici verilmeden muayene ve ateş ölçümleri ile takip edilir.

  • Kronik yorgunluk sendromu ( chronic fatique syndrome )

    • Kronik yorgunluk sendromu beyini ve vücutta birçok organı ve fonksiyonu etkileyen bir hastalıktır. Günlük aktivitelerinizi yapamayacak ve işlerinizi tamamlayamayacak kadar olan yorgunluk halidir. size burada yorgun bir iş temposu sonrası yorgunluktan ya da bir fiziksel aktivite sonrası yorgunluktan bahsetmiyorum kronik yorgunluk sendromunda günlerce haftalarca yatsanız bile hala yorgun hissedebilirsiniz, ve sıklığı giderek artmakta olan bir sendrom kendisi maalesef ve bu sendromda yorgunlukla beraber birçok semptom görülebilir. Kronik yorgunluk sendromu vücutta birçok sistemi etkileyen bir sendromdur dünya genelinde 20 milyondan fazla insanın bu sendromu yaşadığı kaydedilmiştir. İlk resmi tanısını 1980 yılında almıştır ve o günden bu güne kaydedilen rakam sayısı ise 200 milyon üzerindedir ve her geçen gün artmaktadır.
    • Bu sendromda tek bir etken yoktur diğer tüm kronik hastalıklar gibi nedenler bütünüdür aslında ve çoğu zamanda bir neden sendroma neden olurken aynı neden sendromun sonucu olarak da karsımıza çıkabilir.
    • Genelde grip gibi baslar .Şikâyetlerinizi başta tam da bir soğuk algınlığı geçiriyor gibi tarif edebilirsiniz, zamanla bu şikayetler giderek artar ve kalıcı olmaya başlar.
    • Ve bu sendromun altında birçok besinsel eksiklik bulunmaktadır yazımın ilerleyen kısımlarında bunlara yer vereceğim.
    • Kronik yorgunluk sendromu sıradan kısa süreli bir yorgunluk hali değildir en az 6 aydır bu şekilde hissediyor olmanız lazım ama eğer yorgunluğunuz her gün olmaya başlamış ise bu yönde kötüleşme ihtimaliniz de yüksek o yüzden 6 ay beklemeyerek hayat tarzınızı ve şikâyetlerinizi gözden geçirmekte fayda var, genelde 3 aydan uzun süren yorgunluklarda doktora başvurmanız önermekteyim.
    • Kronik yorgunluk sendromunda dinlenme ve uyku fayda etmez saatlerce uyusanız bile dinlenmiş kalkamazsınız.
    • Fiziksel aktiviteler ve sporlar şikâyetlerinizi daha da arttırabilir. Ertesi gün hatta efor sonrası keyifsizlik diye adlandırılan bir durumla karşılaşabilirsiniz.
    • Bir diğer adı miyaljik encephalomyelitis (ME )dir. Tıbbi terim olarak kronik yorgunluk sendromu ME/CFS şeklinde geçer.
    • Kronik yorgunluk sendromu döngüler halinde olabilir. İyi ve kötü günler olabilir ama iyi günler de normal bir şekilde değil kötü günlere nazaran daha iyi günlerdir.
    • En sık 40-50 yaslarda kadınlarda görülür ama çocuklar ve erkeklerde de görülme sıklığı çoktur.
    • Genelde çoğu vaka orta seviyede rahatsızlıklar gösterir ama her 4 vakadan biri ağır derecede kronik yorgunluk sendromu yasamaktadır

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU NEDENLERİ

    Alttaki nedenler henüz tam olarak tam bilinmese de bu sendromda birçok sistem etkilendiği için ortaya net bir şey koymak da maalesef zordur. En çok şüphelenilen nedenleri size sıralayalım
    1- İmmün sistem sorunları
    2- Mitokondriyle enerji üretimi sorunları
    3- Beyin anormalileri
    4- Kan basıncı sorunları
    5- Enfeksiyon EBV, lyme bacteria, CMV, HHV6, enterovirus, parvovirus B19 alttaki en sık ve en şüphelenilen nedendir.
    6- Genetik yatkınlık
    7- Adrenal yorgunluk
    8- Seratonn, kortizol dengesizlikleri
    9- Düşük NK hücre sendromu
    10- Fibromiyalji
    11- Gıda intoleransları
    12- Disbiyozis
    13- Kronik toksisite ve detoksifikasyon sorunları
    14- Uyku sorunları
    15- Tiroid ve diğer hormon dengesizlikleri
    16- Psikojenik biyolojik disfonksiyon

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU SEMPTOMLARI

    Semptomları sıralarken ve tanı koymamız için iki ana gruba ayırmakta fayda var. Bunlar ana semptomlar ve diğer semptomlardır. Tanı koyarken ana semptomları barındırmalı ve diğer semptomlardan en az 1,2 tanesini bulundurmalısınız.

    ANA SEMPTOMLAR

    1-Yorgunluk
    • Birçok günlük işi yapacak gücü bulamama
    • Uyuma ve dinlenme sonrası yorgunluğumuzun geçmemesi
    • Yorgunluk, halinin 6 ay ve daha uzun sürmesi(Yorgunluk halinin şiddeti kişiden kişiye değişebilir)
    2-Efor sonrası keyifsizlik halsizlik
    • Fiziksel ya da mental bir efor sonrası oluşan semptomlar.
    • Kişinin şikayetleri efor sonrası daha da artabilir belirttiğimiz gibi bu efor mental bir efor da olabilir.
    • Uzun süreli okuma zihinsel aktiviteler sonrası yorgunluk halsizlik

    3-Uyku sorunları
    • Uykuya dalmakta zorlanma
    • Uyuduktan sonra sık sık uyanma
    • Saatlerce uyusanız bile uykunuzu almış ve dinlenmiş olarak kalkmama gibi sorunlar olabilir.

    DİĞER SEMPTOMLAR

    1-Kas ağrıları, eklem ağrıları; Ağrılar genelde sızlama ya da künt ağrı şeklinde tarifler ama aynı zamanda batma yanma karıncalanma bıçak saplar gibi basınç hissi gibi ağrılar da olabilir.
    1- Düşünmede ve odaklanmada zorlanma, basit problemleri bile çözmekte zorlanma günlük hayatta
    2- Ortostatik intolerans, yatar pozisyondan ayakta pozisyona geçtiğinizde oluşan baş dönmesi, halsizlik, görüntü bulanıklığı semptomların yaşanması
    3- Hafıza sorunları
    4- Depresyon
    5- Boğaz ağrısı
    6- Baş ağrısı
    7- Baş dönmesi
    8- İleri derece yorgunluk, ayakta durduğunuzda şikâyetlerin artması
    9- Işığa hassasiyet
    10- Sıcağa ve soğuğa hassasiyet
    11- Genişlemiş lenf nodları
    12- Anksiyete, panik atak
    13- Grip benzeri semptomlar
    14- Kulak çınlaması
    15- Saç kaybı
    16- Kilo problemleri
    17- Göğüs ağrısı
    18- Nöbetler
    19- Premenstrual sendrom
    20- Kas spazmları
    21- Kaşıntılar-vücutta kırmızılıklar
    22- Cümleleri yanlış kurma kelimeleri yanlış söyleme
    23- Görsel bozukluklar
    24- Paralizi
    25- Çarpıntı
    26- Seksüel yetersizlik, cinsel istek azalması
    27- Beyin sisi
    28- Huzursuz bağırsak
    29- Gece terlemesi
    30- Bulantı, kusma
    31- Nefes darlığı
    32- Kronik kuru öksürük
    33- Gıda alerjileri
    34- Kimyasal hassasiyet

    Saydığımız gibi ana semptomların olması ve diğer semptomlardan en az 1 ya da fazlasının olması sizi kronik yorgunluk sendromuna doğru götürür. Bu şikâyetlerin bu sendrom tanısını alması için 6 ay yaşanmış olması lazım tekrar belirtelim ama siz siz olun şikâyetler 3 aydan fazla sürüyorsa bu konuda yetkin bir doktora başvurun.

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU RİSK FAKTÖRLERİ

    Herkes kronik yorgunluk sendromuna yakalanabilir tam olanların nedenleri net olarak hala bilinmemektedir ama sıklıkla bir
    enfeksiyon sonrası semptomlar kalıcı kalmakta ve etkisini devam ettirmektedir enfeksiyon geçse bile. Hadi gelin risk faktörlerine bakalım.
    1- Yaş; 30-50 yas arası daha yüksek risktedir. Ayrıca 13-15 yaş arası da görülme sıklığı artmaktadır.
    2- Cinsiyet, kadınlarda erkeklere göre görülme sıklığı 4 kat daha fazladır.
    3- Genetik yatkınlık genelde aynı ailedeki bireylerde birinde varsa diğerlerinde de olma olasılığı yüksektir özellikle genetik anormallerin olduğu ailelerde bu risk daha da yüksektir.
    4- Bazı hastalıklar
    -Fibromiyalji
    -Huzursuz bağırsak sendromu
    -Çoklu kimyasal hassasiyeti
    -Temporamandibular hastalıklar
    -İnterstisyel sistit
    -Kafa sarsıntısı sonrası sendrom
    -Kronik pelvik ağrısı
    -Kronik prostat
    -Gerilim tipi bas ağrısı
    5-Stress
    6-Toksitite
    7-Enfeksiyonlar
    8-Diyetsel hatalar
    9- Vitamin ve mineral eksiklikleri

  • Depresyon hastalığı üzerine

    Major depresyon toplumda oldukça sık görülen ve gitgide yaygınlığı artan bir ruh sağlığı problemidir. Hastalığın kişide yarattığı yaşam zorlukları açısından tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Bu hastalığın yaygınlığını saptamak adına yapılmış çalışmalarda major depresyonun toplumdaki yaygınlığı yaklaşık %3-5 olarak bulunmuştur. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması’nda 1 yılda

    major depresyon atağı yaygınlığı kadınlarda % 5.4, erkeklerde % 2.3, tüm nüfusta %

    4.0 olarak verilmektedir. Kadınlarda bu hastalığın görülme riski 2 kat daha fazladır. Major depresyon tekrarlayan özellikle bir hastalık olup, 1 defa major depresyon atağı geçirmiş olan kişilerin %15’inde daha sonraki dönemlerde hastalık tekrarlar.

    Major Depresyonun Ana Belirtileri Nelerdir?

    Günboyu süren çökkün duygudurum

    Etkinliklere karşı ilginin kaybı, yaşamdan keyif alamama

    İştah azalması veya artması/kilo değişikliği

    Uyku düzeninde bozulmalar

    Hareketlerde ve zihinde yavaşlama veya tahammülsüzlük 6 )Neredeyse hergün halsizlik veya çabuk yorulma

    Kendini değersiz hissetme ve/veya suçluluk duyguları

    Dikkati – düşünceleri toparlamakta güçlük, karar vermekte zorlanma

    Tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar girişimi planları yapmak

    Major depresyon hastalığı; bir kişide yukarıdaki belirtilerin en az 5 tanesinin son 2 haftadır hemen hemen hergün, günlerin çoğunda mevcut olması ve bu belirtilerin

    tıbbi bir hastalığa, sevilen birinin ölümüne, alkol-uyuşturucu veya ilaç kullanımına bağlı oluşmuş olmamasıdır. Yukarıda sayılan ana belirtilere ek olarak bu hastalık tablosuna hiçbir nedeni bulunamayan ağrılar, mide barsak yakınmaları gibi çeşitli bedensel yakınmalar eşlik edebilir. Ayrıca DİABET, YÜKSEK TANSİYON, KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ gibi kronik hastalıklara ek olarak kişide major depresyon tablosu da

    görülürse var olan bedensel hastalıkların gidişi kötüleşebilir (Örn: Tansiyon ve şeker düzeyleri bozulabilir, mevcut ağrıların hissedilmesinde bir artış olabilir).

    Kimlerin depresyon geçirme riski vardır?

    Major depresyon hastalığı her insanda hayatının bir döneminde oluşabilir. Ancak bazı durumlarda kişinin depresyona girme riski artmaktadır. Riski arttıran etkenler aşağıda sıralanmıştır.

    Biyolojik etkenler

    Kişinin akrabalarında depresyon veya diğer psikiyatrik hastalıkların varlığı

    Kadın olmak

    Titiz ve alıngan kişilik yapısı

    Çeşitli bedensel hastalıkların varlığı (Özellikle tiroid hormon dengesizlikleri, kansızlık, hormonal diğer hastalıklar vb.)

    Daha önceden depresyon geçirmiş olmak

    Mevcut bedensel hastalığın tedavisi için kullanılması gereken bazı grup ilaçlar

    Çevresel etkenler

    Erken yaşta anne-baba kaybı

    Stresli yaşam koşulları, İşsizlik

    Evlilik problemleri veya boşanmış olma

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Alkol veya diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı

    Çocukluk döneminde cinsel, fiziksel veya ruhsal istismara uğramış olmak

    Bu risk faktörlerinin varlığının dikkate alınması bu hastalığın erken tanısında ve oluşmasının veya şiddetlenmesinin

    önlenmesinde yardımcıdır.

    Depresyon tedavisi hakkında bunları biliyormusunuz?

    Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Orta ve ağır şiddetli depresyonlarda ilaç tedavisi gerekir.

    Karaciğer veya böbrek hastalığınız varsa antidepresan ilaç seçiminde dikkatli olunmalıdır.

    Depresyon mevcut kronik hastalığın seyrini kötüleştirir.

    Antidepresan ilaçlara yanıt en erken 3. haftada başlar. Bu nedenle

    antidepresan ilaçlara ilk günlerde yanıt alınamaması durumunda ilaç hemen kesilmemelidir.

    Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Antidepresan tedavi en az 12 ay süreli olmalıdır.

    Antidepresan ilaçlar hemen kesilmemeli; doz azaltılarak kesilmelidir.

    Depresyon tedavisi mutlaka hekimler tarafından düzenli aralıklı kontrollerle yapılmalıdır.

    Depresyonda Psikoterapinin (Psikolojik tedavinin) Yeri:

    Orta ve ağır şiddetteki depresyonların ilaç tedavisi olmaksızın düzelmesi beklenmemektedir. Bu nedenle hafif depresyon dışındaki depresyonlarda ilaç tedavisi şarttır ancak; hastalar ilaca ek olarak aldıkları psikoterapilerden de yarar görecektir.

    Depresyonun alevli dönemde nedenleri araştırmaktan çok destekleyici psikoterapiler kullanılmaktadır. Bu psikoterapi görüşmelerinde hedef, kriz yaratan sorunun çözümü değil sorunla başa çıkma becerilerinin kazanılmasıdır. Bunların dışında depresyonla ilgili bilgiler verilerek kişinin depresyonunu tanımasına yönelik bilişsel girişimler de uygundur. Günlük işleyiş ve davranışların değişimini hedefleyen davranışçı yöntemler de yararlı olmaktadır. Depresyonun alevli dönemindeki psikoterapilerde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da hastalığın ağırlığıdır. Psikiyatri uzmanı hastanın durumunun ağırlığına göre görüşmelerin hızını belirleyecektir.

    Kadın ve Depresyon

    Depresyon toplumda sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Bu hastalık hakkında fikir sahibi olmak en etkili baş etme yöntemlerinden biridir. Bu bölümde depresyonun kadın cinsiyetinde nasıl seyrettiği ve çeşitli yaş gruplarında nelere dikkat edilmesi gerektiğinden kısaca bahsedilmeye çalışılmıştır.

    Depresyon kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülmektedir. Kadınlarda genç yaş grupları depresyon açısından daha risklidir. Bu hastalığa yatkın olan bireyler özellikle 15-45 yaşları arasındaki doğurganlık döneminde ilk ataklarını yaşarlar. İlk atak sonrası yaşamdaki stresli olaylarla ilgili olarak depresyon atakları tekrarlayabilir.

    Kadının çalışma hayatı, aileye bakım verme, eşiyle iyi geçinme, sağlıklı yaşama gibi alanlarda toplum tarafından başarılı olması beklentisi denge kurmasını zorlaştırmıştır. Çocukluk çağı-erişkin cinsel travmalar, ev içi şiddet gibi faktörlerin depresyon sıklığını arttırdığı gözlenmiştir. Bunların yanı sıra gebelik, ergenliğe geçiş, menopoz ve adet dönemlerindeki hormonal değişiklikler kadınlarda depresyona yatkınlığı açıklayan biyolojik etmenlerdir.

    Depresyon, yaşamda anahtar roller üstlenen kadınların önemli alanlarda işlevselliğini bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkla kadınlarda sosyal hayattan çekilme, sinirlilik, cinsel isteksizlik, aileye bakım verememe gibi yeti yitimleri görülmektedir. Bunun sonucunda gebelik sonrası depresyonda bebeğe bakım verememe, evlilik sorunları, ailede parçalanma gibi çok önemli kişisel ve toplumsal problemler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerden dolayı kadınlarda depresyon çabuk tanınması ve etkin tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Kadınların çoğunun depresyonla baş etmede tıbbi yardım yerine alkol, ağrı kesici, esrar, uyku ilaçları gibi olayı daha karmaşıklaştıran ve bağımlılık gibi ek sorunlara neden olan yollar kullandığı bilinmektedir.

    Gebelik ve sonrası çoğu kadın için depresyonu başlatan veya kötüleştirebilen riskli bir dönemdir. Doğumu takip eden günlerde % 80 kadında ‘blues’ denilen çabuk ağlama, sinirlilik, duygusal olarak kırılgan olan 3-5 gün süren ve çoğunlukla kendiliğinden geçen dönem görülmektedir. Sosyal destekle atlatılabilen bu dönem geçmezse ciddi bir hastalık olan gebelik sonrası depresyonun başlangıcı olabilir. Bu durumda tıbbi yardım almak şiddetle tavsiye edilir.

    Gebelik Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Önceki gebelik sonrası depresyon öyküsü

    Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Ailede depresyon görülmesi

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi.

    Stresli yaşam olayları (Ekonomik, aile desteği, eşin işsizliği gibi)

    Kırılgan kişilik yapısı (Endişeli, mükemmeliyetçi yapı)

    Gebelik Sonrası Depresyon Belirtileri:

    Bedensel yakınmalar (baş ağrısı, göğüs ağrısı, çarpıntı gibi)

    Endişelilik, duygusal oynaklık, takıntılı davranışlar (anlamsız korkular, kontrol davranışları, aynı konuyu düşünüp durma), bebeğe zarar verme korkusu

    Kontrolsüz ağlamalar, bebeğe ilgide azalma, toplumdan çekilme, sinirlilik ve aileyle çatışma

    Menopoz Dönemi Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Depresyon, şiddetli adet öncesi huzursuzluk belirtileri, gebelik sonrası depresyon, oks kullanımına bağlı duygudurum değişiklikleri

    Diğer tıbbi hastalıklar (Kalp hastalıkları, inme, diabet gibi)

    Kötü fiziksel sağlık (Kronik ağrı, düşük egzersiz toleransı, obezite)

    Şiddetli menopoz yakınmaları (Sıcak basmaları, terleme)

    Tedavilere bağlı erken menopoz yaşama

    Eş kaybı, boşanma, ayrılık, toplumdan izolasyon, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, zorlu bakım verme dönemleri

    Menopoz Dönemi Depresyon Belirtileri:

    Sıcak basmaları, gece terlemeleri, halsizlik, uyku düzensizlikleri, baş ağrıları, duygusal felç, dudaklarda karıncalanma, göğüs ağrısı, çarpıntı

    Endişe, konsantrasyon zorluğu, cinsel istekte azalma

    Kontrolsüz ağlamalar, sinirlilik

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Riskler:

    Geçirilmiş gebelik sonrası veya herhangi bir dönem depresyon

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi

    Ailede Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Belirtiler:

    Şişkinlik hissi, karında gerginlik, halsizlik, iştah değişiklikleri, aşermeler, ağrılar ve göğüste gerginlik

    Endişelilik, gerginlik, duygusal değişkenlik, depresyon, boğulma hissi veya kontrol kaybı

    Çabuk ağlama ve sinirlilik

    Bu belirtiler adetten önceki hafta başlayıp adet görme ile azalması beklenmektedir.

  • Biorezonans ile hangi hastalıklar tedavi edileblir?

    Biorezonans ile hangi hastalıklar tedavi edileblir?

    Düzgün işleyen bir sistemde hastalık oluşmaz ya da oluşan hastalık sistemin üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile geriye döndürülebilir. Biorezonans önce vücut üzerinde nasıl bir baskı olduğunun araştırmasını yapar.

    Bu baskı ağır metaller, alerjiler, zehirli maddeler, enfeksiyonlar, az bilinen parazitler, bulunamayan mantar enfeksiyonları, çevredeki yoğun elektrik alanlar ya da yaşanılan bölgenin coğrafi özelliklerinin kişide yarattığı etkiler olabilir.

    Biorezonans tüm bu zarar vermesi muhtemel faktörleri test edebilir. Bünye üzerinde saptanan baskılayıcı – zarar verici maddenin- faktörün frekansı ortadan kaldırılır. Bünyenin içindeki enerji akış yolları temizlenir. Sistemin düzgün işlemesi sağlanır. Bu sayede yeni oluşmakta olan hastalık ortadan kaldırılır ya da başka bir şekilde üstesinden gelinemeyen hastalıkların kendiliğinden ortadan kalktığı görülür. Teknolojinin kullanılmaya başlandığından beri edinilmiş tecrübeler sunucu 400 kadar hastalıkta standart tedavi protokolleri belirlenmiştir.

    Biorezonans Tedavisinin En Sık Kullanıldığı Hastalıklar Şunlardır:

    Kronik ve Akut Alerjiler:

    Egzama
    Kontakt Dermatit
    Alerjik Cilt Lezyonları
    Ürtiker
    Alerjik Astım
    Alerjik Bronşit
    Saman Nezlesi
    Alerjik Konjuktivit

    Her türlü alerji biorezonans test tekniği ile tespit edilebilir. Tespit edilen maskeli alerji ve bilinen alerji biorezonans terapileri kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Genel bir kural olarak çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlüdür.

    Ağrı Tedavisi ve Migren
    Ağrılı Eklem Hastalıkları (kireçlenmeler)
    Ağrılı Omurga Problemleri (bel-boyun fıtığı, kireçlenmeler)
    Spor Yaralanmaları
    Ağrılı Romatizmal Hastalıklar
    Baş Ağrıları ve Özellikle Migren
    Ameliyatlar sonrasında geçmeyen ağrı durumları
    Sebebi tam olarak anlaşılamayan ağrı durumları
    Ağrılı Adet Dönemleri

    Ağrı o bölgedeki problemin vücut tarafından ifade edilme yoludur. Ağrı bölgesinden algılanan frekanslar normalden farklıdır ve bu frekansların temizlenmesi ağrıyı ortadan kaldırır. Biorezonans ağrıya yol açan problemin iyileşmesini hızlandırır. Travmaya bağlı ağrılarda biorezonansın etkisi çarpıcıdır. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir. Sonuçlar bünyenin ne kadar stres altında/kirlenmiş vs. olduğuna göre değişir.

    Bağışıklığın Güçlendirilmesi
    Geçirilemeyen Sistitler
    Geçirilemeyen veya tekrar eden enfeksiyonlar
    Bağışıklığın düşmüş olduğu durumlar
    Sistemin düzgün çalışmaması ve toksinlerin birikmiş olması kendini en sık bağışıklığın düşmesi ile gösterir. Geçirilemeyen enfeksiyon hastalıkları bazen biorezonansı yardımcı olarak kullanarak bazen de sadece biorezonans kullanarak geçirilebilir. Bu işlem enfeksiyon yapan ajana karşı biorezonans uygulamak yanında bağışıklığı bozan sebebin saptanıp ortadan kaldırılması ile yapılır.

    Genel Sağlığın İyileştirilmesi – Detoksifikasyon
    Biorezonans bünye üzerinde stres yapan faktörleri tarar. Bu faktörlerden bir kısmı sistem üzerinde yük oluşturan zehirli maddelerdir. Bu maddelerin freakanslarının sıfırlanmaya çalışılması ile detoksfikasyon yaratılır. Bünyenin temizlenmesi genel sağlık durumunu iyileştirir. Biorezonans ile detoksifikasyon yanında bünye üzerinde stres yaratan diğer faktörler de araştırılıp giderilebilir. Bunlar içinde amalgam dolguların yarattığı bozulma, cep telefonlarının yarattığı bozulma, yaşanılan coğrafi alanın yarattığı bozulma, önceden yapılmış aşıların bünye üzerinde yarattığı bozulma sayılabilir. Tüm bu etkiler biorezonans ile ortadan kaldırılabilir.

    Biorezonans karaciğerin uyarılarak toksinlerin atılımının sağlanması, böbrek ve lenf sisteminin uyarılarak temizlenmenin sağlanması için de kullanılır. Dünyadaki kullanımlarında kronik hastalıkların tedavisinde detoksifikasyonla birlikte lenf ve karaciğerin uyarılması genel bir kural olarak kabul edilebilir.

    Ameliyat Sonrası İyileşmenin Hızlandırılması
    Biorezonans ile kolayca sağlanabilecek bir etkidir. Spor yaralanmalarında kullanıldığı gibi ameliyat sonralarında da kullanılabilir. Düşkün bünyelerde kişinin ameliyata hazırlanması ve direncinin arttırılması için de kullanılabilir.

    Mide Barsak Sistemi
    Akut veya kronik iltihabı durumlar için kullanılır. Gastritler ve kolitler yanında barsakta fazla mantar üremesi sonucu olan birçok kronik hastalık biorezonans ile tanınır ve tedavi edilebilir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu
    Biorezonans ile kolayca açıklanabilecek bünye üzerindeki bir kirlenmeyi gösterir. Biorezonans kullanımı kronik yorgunluk sendromunda ya da genel olarak bünyenin zorlandığı ve yorgun düştüğü durumlarda etkilidir.

    Bağımlılık Tedavileri
    Sigara bağımlılığı dışında alkol ve diğer madde bağımlılıklarında kullanılabilir. Etki bünyenin o maddeye karşı temizlenmesi ve o madde ile karşılaştığında tepki vermesi ile açıklanır.

    Kanser Destek Terapileri

    Kanser Hastalıklarında tipi ne olursa olsun hangi aşamada tedavi alırsa alsın her evrelemede destek biorezonans tedavilerinden yaralanılabilir. Kemoterapi öncesi ve kemoterapi sonrası destek terapileri ile bağışıklık sistemi güçlendirilerek detoks organlarına verilen destekle kişinin hastalıkla mücadele gücü artırılır. Yaşam kalitesini yükselterek survey de iyileşme hatta hastalığın klasik tıp tedavilerine verdiği cevabı artırır.

    Çölyak Hastalığı ve Buğday Alerjisi

  • Migren ve kronik ağrı tedavisi

    Migren ve kronik ağrı tedavisi

    AĞRI TERAPİSİ

    Biorezonans ile yapılmış ilk çalışmalar daha çok alerjiler üzerine yoğunlaşmış olmakla bilikte, tecrübeler arttıkça hemen hemen her hastalıkta etkili bir şekilde kullanılabileceği anlaşılmıştır.

    Her hastalık vücuttan algılanan frekanslarda değişikliğe neden olur. Sadece bu frekansların ortadan kaldırılması ile pek çok hastalığın tam olarak iyileşmesi mümkündür. Bu hastalıklar arasında bilinen yöntemlerle sebebi tam olarak anlaşılamayan, tedavisi tam olarak yapılamayan, sadece mevcut belirtileri baskılamak şeklinde tedavi edilebilen hastalıklar da vardır.

    Hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içerisinde iletişimi bozan yabancı ve zararlı frekansların ortadan kaldırılması ile sistem düzgün, olması gereken işleyişine yeniden kavuşur. Düzgün çalışan bir vücutta hastalık meydana gelmez, hastalık olsa bile vücudun üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile hastalık geriye dönebilir.

    Biorezonans ile öncelikle vücutta ne tür bir stres olduğu araştırılır. Bu stres alerjiler, ağır metaller, zehirli toksik maddeler, infeksiyonlar, az bilinen parazitler, sessiz mantar infeksiyonları, çevredeki yoğun elektromanyetik alanlar ya da yaşanılan yerin coğrafi özelliklerinden (Jeopati) kaynaklanıyor olabilir. Biorezonans ile tüm bu olasılıkların var olup olmadığı test edilebilir ve tedavisi yapılabilir.

    Bu stres faktörlerinin frekansları vücuttan yok edilir, vücuttaki enerji akış yolları temizlenir, böylece organizmanın düzgün çalışması temin edilmiş olur. Bu sayede diğer tedavi yöntemlerine rağmen üstesinden gelinemeyen birçok hastalığın kendiliğinden iyileştiği görülür.

    Bugün yaklaşık 400 değişik hastalık için standart tedavi protokolleri mevcuttur. Her yıl gerek yurt içi, gerekse yurt dışı biorezonans üzerine yapılan sempozyum ve kongrelerde bir ‘Tamamlayıcı Tıp’ uygulaması olarak bu yöntemi kullananlar bir araya gelerek bilgilerini artırıp, deneyimlerini paylaşmaktadırlar. Konuyla ilgili yapılan ve yapılmakta olan bilimsel çalışmalar ve yazılmış kitaplar mevcuttur.

    Bütün bunların ışığı altında biorezonans ‘Sağlıkta yeni bir çağın habercisi’ olarak nitelendirilmektedir.

    Ağrı Çeşitleri

    Ağrılı eklem hastalıkları migren

    Ağrılı omurga problemleri

    Ağrılı romatizmal hastalıklar

    Spor yaralanmaları

    Baş ağrıları, özellikle migren

    Ameliyatlar sonrasında geçmeyen ağrılar

    Sebebi tam olarak bilinemeyen ağrılı durumlar

    Ağrılı adet (regl) dönemleri

    Biorezonans ile Tedavi:

    Ağrı, o bölgedeki problemin vücut tarafından kendini ifade etme yöntemidir. Ağrı bölgesinden algılanan frekanslar normalden farklıdır ve bunların temizlenmesi ağrıyı ortadan kaldırır.

    Kronik ağrılarda, ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki stresin (yükün) temizlenmesini gerektirir.

    Sonuçlar ve süreç vücudun ne kadar stres altında ya da kirlenmiş olduğuna göre değişir.

  • Vertebroplasti işlemi nedir ?

    Omurga kırıkları, omurganın kötü huylu metastatik veya primer tümörlerinde, omurganın ağrılı hemanjiomlarında, multiple myeloma bağlı patolojik kırıklarında, uygun hasta grubunda lokal veya genel anestezi altında, ciltten 1 cm’lik kesi ile girilerek omurga içerisine kemik sement enjekte edilmesi işlemidir.

    En sık kullanıldığı alan omurganın osteoporoza (kemik erimesi) bağlı kırıklarının tedavisidir. Amaç istirhat ve ağrı kesicilere rağmen düzelmeyen ağrıların azaltılmasıdır. İşlemin asıl amacı ağrının azaltılması olmakla birlikte kırık omurgaya sağlamlık kazandırmaktır. Her omurga kırığı vertebroplasti işlemine uygun değildir. Uygun olan hastalarda ciddi anlamda ağrılar azalmakta ve kişiler normal hayatlarına dönebilmektedirler.

    Stabilizasyon cerrahisinin yapılamadığı veya yapılması gerekli olmayan, ortalama 4 haftalık istirahat ve medikal tedaviye rağmen ağrılarda anlamlı azalma olmayan hastalarda uygulanmaktadır.

    Kifoplasti işleminde ise vertebroplasti işlemine ek olarak omurga içerisinde bir balon şişirilerek kırık omurganın yüksekliğinin arttırılması ve sement enjekte edilecek alanın arttırılması amaçlanmaktadır. bu işlem daha çok omurganın belirgin açılanma veya deformasyon yarattığı durumlarda tercih edilmektedir.

    işlem sonrası 2. saatte hastalar ayağa kaldırımaktadır ve aynı gün veya bir sonraki gün taburcu edilmektedir.