Etiket: Ağrı

  • Endometriozis sıklığı nedir?

    Endometriozis sıklığı nedir?

    Endometriozis sıklığı nedir?

    Endometriozis bir üreme çağı hastalığıdır ve en çok 30’lu yaşlarda görülür. Ağrılı adet, ağrılı ilişki ve kronik kasık ağrısı olan kadınlarda %70 oranında görülmektedir. İnfertilite problemi olan kadınlarda %30-40 oranında görülmektedir. Genel olarak üreme çağındaki (15-49 yaş) her 10 kadının birinde görülmektedir. Adolesan dediğimiz 13-19 yaş grubunda endometriozis sık görülmemekle birlikte şiddetli adet ağrısı olan ve de ağrı kesicilere cevap gözlenmeyen genç kızlarda endometriozis bulunma sıklığı %70’dir.

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Doğum sancıları nın Şiddeti halk arasında dilden dile dolaşarak yeni doğum yapacak Anne Adaylarında gereğinden fazla korkuya ve sıkıntıya neden olmaktadır. Aslında İnsanoğlunun varoluşundan bu yana mekanizma hep aynıdır. Doğum sancıları aynıdır. Doğum şekli aynıdır. Tarih boyunca Annelerimiz hep aynı şekilde doğum yapmışlar, korkmamışlar ve doğurmaya devam etmişlerdir. Tabi ki gelişen Tıp Bilimi, keşfedilen ilaçlar, geliştirilen Tıbbi Teknoloji her alanda olduğu gibi Doğum konusunda da İnsanoğlunun sağlığı ve konforu için kullanılacaktır. Fakat Doğum; son derece Natürel, sancılarının şiddeti bir kadının dayanabileceği kadar olan Fizyolojik bir Olaydır. Doğum çok korkutucu bir olay olsa Annelerimiz bizleri doğurmazdı. Doğum Ağrısı Patolojik bir Ağrı DEĞİLDİR. Normal Doğurmak isteyen Anne Adaylarımızı korkutmamalı, cesaretlendirmeliyiz. Çünkü çekilen tüm sancılar bebeğinizin doğunca ilk ağlamasıyla unutulup yerini müthiş bir duygu seli ve mutluluğa bırakacaktır!!!! Annelik; işte bu kadar kutsal bir şeydir.

    Normal doğum ağrısı; dünyada bebek ağlamasıyla geçen tek ağrı türüdür!!! 
    Normal doğum ağrısı; başladığında mutlu sonla noktalanacak tek ağrı türüdür!!!!
    Normal doğum ağrısı; gebeliğin sonlarına doğru her annenin dört gözle beklediği ağrı türüdür!!!

    Ağrısız Doğum; Travayı başlamış gebenin Servikal Açıklığı yani Rahim Ağzı Açıklığı 4 cm ye ulaştığı zaman belden Epidural Bölgeye Anestezi uygulanması ve Epidural boşluğa yerleştirilen Kateterden zaman zaman Anestezik madde verilmesi suretiyle Anne adayının Doğum Sancılarını hissetmemesi için uygulanan bir yöntemdir. Anne adayı Ağrı çekmeden doğum yapmak istediğinde uygulanan bu yöntemin en büyük handikap’ı Travay süresinin ıkınma fazını uzatması ve doğumu geciktirmesidir. Böyle takip edilen Doğumlarda Anne yeteri kadar ıkınamadığında Bebeğin başı çıksın diye kullanılan Vakum uygulamasına daha sık başvurulur. Yine de tercih anne adayınındır. Anne adayı istediği vakit Anestezi Uzmanlarından Profesyonel Destek alarak Ağrısız Doğum’u gerçekleştiriyoruz. Ağrısız Doğum Yapan Anneler belden aşağıları uyuşuk olduğundan diğer normal doğuranlara oranla daha geç yürüyorlar.

  • Rahim Ağzı Yetmezliği; Servikal Sörklaj

    Rahim Ağzı Yetmezliği; Servikal Sörklaj

    Rahim Ağzı Yetmezliği; Servikal Sörklaj

    Ultrason (rahim ağzı) rahmin çıkış kısmı olup gebelikte rahim büyürken bu kısım doğum başlayana kadar sert ve kapalı kalır. Serviksin zayıf olduğu (servikal yetmezlik) gebelerde rahim ağzı erkenden açılıp silinmeye başlar. Bunun sonucu erken doğum gerçekleşir. Erken doğumu önlemek için uygun gebelerde servikse dikiş atmak gerekir. Dikiş atma işlemine servikal sörklaj denir. Servikal sörklajdaki amacımız bebeğin 37 haftaya kadar büyümesi.

    Servikal yetmezlikte serviksin alt kısmına yani vajenden görülen bölümüne dikiş atılır. Servikal sörklaj risk grubundaki gebelere uygulanır.

    Servikal Yetmezlik Nedeni

    • Daha önce başka sebep olmadan 2. trimester düşük hikayesi
    • Servikal LEEP veya konizasyon yapılması
    • Kürtaj sırasında rahim ağzında hasar oluşması

    Servikal Sörklaj Yapılma Zamanı

    Servikal yetmezlikte sörklaj yapmanın en uygun zamanı 3. gebelik ayı (12-14.hafta). Ancak rahim ağzında daha erken dönemde silinme ve açılma tespit edilirse 12. haftayı beklemeden sörklaj yapılabilir.

    Eğer servikal değişiklik son trimesterde olursa veya servikste belirgin bir açılma olursa yatak istirahatı en iyi çözüm olabilir.

    Servikal Sörklaj Yapılırken

    • Tıbbi geçmiş iyi değerlendirilmeli
    • Transvajinal ültrason ile serviksin durumu çok iyi değerlendirilmeli, serviks açılması ve silinmesine bakılmalı
    • Sörklaj yapılırken ağrı kesilmesi (anestezi) uygulanmalı (genel, spinal veye epidural)
    • Faydası ve komplikasyonları iyi değerlendirilmeli

    Servikal Sörklajın Faydası

    Servikal sörklaj düşük ve erken doğum olmasını önleyebilir. Uygun vakalarda işlem % 80-90 işe yarar. Servikal sörklaj servikal yetmezliği olan gebelerde işe yarar ancak servikal yetmezlik tanısını koymak çok zordur.

    Servikal sörklaj sadece servikal yetmezliği olan gebelerde işe yarar. Servikal yetmezliği olmayanlara yapılırsa erken doğum, enfeksiyon gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sörklaj yapılan gebelerin enfeksiyon ve erken doğum eylemi için daha sık kontrolü gerekir.

    Servikal Sörklaj Sonrası Takip

    • İşlem sonrası rahimde ağrı kasılma takibi birkaç saat gerekirse bir gün yapılmalı
    • İşlemden hemen sonra oluşan hafif vajinal kanama ve hafif kramp tarzı ağrılar birkaç saat sonra kesilir. Daha sonraki günlerde yoğun vajinal akıntı görülebilir.
    • Enfeksiyon ve erken doğum eylemi için ilaç kullanmak gerekir.
    • İşlemden sonraki birkaç gün evde istirahat edilmeli.
    • Düzenli kontroller daha sık periyotlarla yapılır.
    • Aktivitelere tekrar başlamak doktor izni ile olur.
    • Cinsel aktivite olmamalı.

    Servikal sörklaj 37.haftaya kadar yerinde bırakılır. Ancak daha önceki dönemde doğum sancıları düzenli olup doğum eylemi başlarsa sörklaj çıkarılır. Çıkarma işlemi zar olmaz

    Servikal Sörklaj Riskleri

    Servikal sörklaj riskleri çok nadir olup uygun yapıldığında işe yarayan bir işlem. Muhtemel riskler:

    • Erken kasılma
    • Servikal distosi (doğum başladığında serviksin açılamaması)
    • Membran rüptürü (su gelmesi)
    • Servikal enfeksiyon
    • Servikal sörklaj alınmadan doğum olursa servikste yırtık
    • Anestezi komplikasyonları

    Servikal Sörklaj Acil Durumlar

    Servikal sörklaj sonrası acilen doktoru aramanız gereken durumlar:

    • Kasılma ve kramp
    • Doğum ağrısına benzer kasık ve belde gelip giden ağrı
    • Vajinal kanama
    • Su gelmesi
    • 37.8 derece üzerinde ateş veya titreme
    • Bulantı, kusma
    • Kötü kokulu vajinal akıntı

    İlk gebeliğinde akıntısı olan gebeler daha sonraki gebeliklerinde de büyük olasılıkla servikal sörklaja ihtiyaç duyarlar.

  • Gebelikte Üriner  Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir  ve nasıl  Önlenir

    Gebelikte Üriner Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir ve nasıl Önlenir

    Gebelikte Üriner Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir ve nasıl Önlenir

    Mesane enfeksiyonu olarak da adlandırılan, idrar yolunda bakteriyel bir inflamasyondur. Gebe kadınlar, 6. haftadan 24. haftaya kadar olan dönemde İYE başlama riski yüksektir.

    İYE neden hamilelikte daha sık görülür?

    İYE, üriner sistemdeki değişiklikler nedeniyle hamilelik süresince daha sık görülür. Rahum doğrudan mesanenin üzerine oturur. Rahim büyüdükçe artan ağırlık idrarın mesaneden boşaltılmasını engeller ve bir enfeksiyona neden olabilir.

    İYE belirtileri nelerdir?

    • Ağrı veya yanma (rahatsızlık) idrar yaparken

    • Her zamankinden daha sık idrara çıkma ihtiyacı

    • İdrar yaparken aciliyet hissi

    • İdrarda kan veya mukus

    • Karında kramplar veya ağrı

    • Cinsel ilişki sırasında ağrı Şikayetler,

    • ateş, terler, idrar kaçağı (inkontinens)

    • Uyurken işemek için uyanmak

    • Kokulu Bulanık görünen idrar,

    • Mesane alanında ağrı, basınç veya hassaslık Bakteriler böbreklere yayılırsa: Sırt ağrısı, titreme, ateş, mide bulantısı ve kusma.

    İYE bebeğimi nasıl etkileyecektir?

    İYE tedavi edilmezse böbrek hastalığına neden olabilir. Böbrek enfeksiyonları erken doğum ve doğum ağırlığının düşük olmasına neden olabilir. Doktorunuz idrar yolu enfeksiyonunu erken ve düzgün bir şekilde tedavi ederse, İYE bebeğinize zarar vermez.

    Gebelikte Üriner Enfeksiyon Nasıl Tedavi Edilir?

    İYE, gebelik sırasında antibiyotiklerle güvenle tedavi edilebilir. İdrar yolu enfeksiyonlarına en çok antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Doktorlar genelde siz ve bebeğiniz için 3-7 günlük bir antibiyotik kursu reçete eder. Ateş, titreme, alt karın ağrısı, bulantı, kusma, kasılmalar veya doktorunuza üç gün ilaç verdikten sonra hala idrar yaparken yanma hissi yaşıyorsanız doktorunuzu arayın.

    Bir İY’yi nasıl engelleyebilirim?

    • Her gün 6-8 bardak su ve düzenli olarak şekersiz kızılcık suyu için.

    • Rafine yiyecekler, meyve suları, kafein, alkol ve şekeri eleyin.

    • Enfeksiyonla mücadeleye yardımcı olması için C vitamini (250-500 mg), beta-karoten (günde 25.000 ila 50.000 IU) ve Çinko (günde 30-50 mg) al.

    • İhtiyaç duyduğunuz anda idrar yapma alışkanlığı geliştirin ve idrar yaparken mesanenizi tamamen boşaltın.

    • Cinsel ilişki öncesi ve sonrasında idrar yapın

    • . Bir ĐYE için tedavi edilirken cinsel ilişkiden kaçının.

    • İdrar yaptıktan sonra kurutun (ovmayın) ve genital bölgesini temiz tutun.

    • Önden arkaya doğru sildiğinizden emin olun.

    • Güçlü sabunlar, keskiler, antiseptik kremler, kadınsı hijyen spreyleri ve tozlardan kaçının.

    • Her gün iç çamaşırı ve külotlu çorap değiştirin. Sıkı pantolon giymekten kaçının..

  • Riskli Gebelik     Düşük Sonrası Kürtaj

    Riskli Gebelik Düşük Sonrası Kürtaj

    Düşük Sonrası Kürtaj

    Maalesef düşük en sık rastlanan gebelik kaybı. Tanısı konulan gebeliklerin yaklaşık %10-25 i Düşük ile sonlanmakta ve çoğunluğu ilk 8 haftada olmak üzere 12. haftaya kadar olmakta. Çok üzücü bir durum olmasına rağmen bu dönemdeki kayıpların yaklaşık % 90 sebebi bebekteki sakatlık.

    Düşükten sonraki tedavinin temel amacı kanam ve enfeksiyondan korunmak. Erken dönemdeki düşüklerde vücut fetus ve plasentanın tamamını attığı için herhangi bir müdahaleye gerek olmazken daha sonraki dönemde parça kalma ihtimali fazla. Kanama ve enfeksiyondan korunmanın e yaygın yöntemi küretaj.

    Kürtaj; D&C

    D&C dilatasyon ve kürtaj demek. Dilatasyon rahim ağzının genişletilmesi kürtaj ise rahim içinde kalan parçaların temizlenmesi. Kürtaj keskin küretler veya vakum ile yapılabilir.

    Düşük Sonrası Kürtaj Gerekli mi?

    Yaklaşık düşüklerin yarısında kürtaj gerekmez. Bunlara komplet (tam) düşük denir, yani içerde parça kalmaz. İçeride parça kalan düşüklerde yani inkomplet düşüklerde kürtaj yapmak gerekir. İnkomplet düşüklerde tam düşük olması beklenebilir ancak kanama ve enfeksiyon için iyi takip gerekli. Çoğunlukla bu süreç uzun olacağı için kürtaj yapılması daha sağlıklı.

    Kürtaj Nasıl Yapılır

    Kürtaj hasta hastaneye yatırılarak veya sonrasında eve gönderilecek şekilde yapılabilir. Sedasyon veya genel anestezi hastanın konforu için iyi olur. Kürtaj işlemi için:

    • Enfeksiyon kapılmaması için antibiyotik başlanır
    • Servis (rahim ağzı) dar ise uygun hale gelene kadar genişletilir
    • Plastik kanüllerle vakum aspirasyon veya küretle kürtaj yapılır
    • Kanama kontrolü yapılarak işleme son verilir.

    Kürtaj Riskleri

    • Anesteziye bağlı riskler; solunum, aspirasyon ve diğer riskler
    • Kanama
    • Rahim ve diğer organlarda enfeksiyon
    • Rahim delinmesi
    • Servikste yırtık
    • Yetersiz kürtaj nedeniyle tekrar kürtaj yapılması

    Deneyimli ellerde kürtajın hemen hemen hiç riski olmadığı unutulmamalı.

    Kürtaj Sonrası

    Kürtaj sonrası 1-2 saat içinde çoğunlukla eve gidilebilir. Eğer komplikasyon gelişirse daha uzun süre hasta gözlemlenir. Antibiyotik ve ağrı kesici alımı planlanır. Kürtaj sonrası evde dikkat edilmesi gereken hususlar:

    • Çoğunlukla birkaç gün içinde normal aktiviteler dönülür hatta ilk 24 saat içinde çok zor işler dışında her şey yapılabilir.
    • İlk 24 saat içinde ağrı kesiciye ihtiyaç duyacak kadar ağrı olabilir.
    • Hafif kanama ve kasık ağrısı normal. Bazen 2 haftaya kadar sürebilir.
    • 2 hafta boyunca cinsel ilişki olmamalı, vajinal duş yapılmamalı.
    • Tampon bir sonraki adet dönemine kadar kullanılmamalı

    Acilen Doktorun Aranması Gereken Durumlar:

    Kürtaj sonrası komplikasyon oranı çok fazla değil. Ancak doktorunuzu aramanız gereken durumlar:

    • Bayılma
    • Uzamış kanama (2 haftadan fazla)
    • Uzamış kramp tarzı ağrı (2 haftadan fazla)
    • Adetten daha fazla kanama
    • Şiddetli ve artan kasık ağrısı
    • 38.3 C den fazla ateş
    • Kötü kokulu akıntı
  • Doğum

    Doğum

    Dogum bir kadinin hayatindaki en önemli deneyimdir ve dogum anilari sonsuza dek hafizalarda yer eder. Bu nedenle dogumu aci çekilen bir iskenceden ziyade keyif ve huzur duygusuyla hatirlanacak bir deneyime çevirmek çok önemlidir. Bu ancak doguma yeterince hazir olmakla mümkün olabilir.

    Artik dogumda agrinin yeri ve tedavisi, anne adayinin dogum süresince duygusal ve fiziksel olarak desteklenmesinin önemi ve anneyi rahatlatma yollari hakkinda oldukça fazla bilgilere sahibiz. Ayrica doguma hazirlik kurslarinda bebegi dogru itme, kasilmalari sanci yerine dalga olarak algilama, rahatlatici hareketler gibi bilgileri edinebiliyoruz. Sevindirici biçimde, anneler de dogumu öncekinden çok daha donanimli ve hazirlikli bekliyorlar.

    Dogum egitiminin ve doguma hazirligin temel hedefleri, annenin kendi gücüne güvenmesi ve “dogurabilecegine” inanmasi, dogum ilerledikçe kendini rahat ve konforlu hissetmesi ve aileri, arkadaslari ve profesyoneller tarafindan desteklenmesidir.

    Dogum yapacak bir anne adayinin doguma hazirlik kurslarinda;

    Dogumun normal, dogal fizyolojik basamaklari
    Normal fizyolojik bir dogumu kolaylastiran ve güçlestiren seylerin neler oldugunu
    Dogumun belirtilerini, gerçek olmayan belirtilerin aktif dogumdan ayirtedilmesini
    Kadin dogum uzmanina / ebeye ne zaman ulasmasi gerektigi
    Hastaneden, ekipten neler bekleyebilecegini
    Kendini daha rahat ve güvende hissetmek için neler yapabilecegini ve dogum desteginin önemini
    Agrinin dogumdaki rolünü, endojen (dogal) ve eksojen (suni) oksitosinin (sancinin) dogumdaki rolünü
    Dogumun olasi komplikasyonlarini (uzamis dogum, bebegin kalp atimlarinin bozulmasi), bunlarin önlenmesi ve gerekirse tedavisi için neler yapilabilecegini
    Rutin girisimlerin ve komplikasyonlarin dogum sürecini nasil etkileyebilecegini
    Yenidoganla iliskili konulari (çocuk doktoru seçimi, yeni dogan bebegin bakimi, temizligi vs)
    Emzirmenin ve anne sütünün önemini, anne sütünü artirmanin yollarini ögrenmesi hedeflenmektedir.
    Dogum agrisi gebe kadinlarin çogunun en büyük endisesidir. Doguma hazirlik egitimi, kasilmalarin / sancilarin oynadigi rolün tam olarak anlasilmasini saglar ve bunlarin agri olarak degil de bebegi itici bir güç, bir dalga olarak algilanmasini destekler. Kadinlar kontraksiyonlari ile birlikte aktif olarak hareket etmeyi ve dogumun ikinci evresinde kasilmalarla birlikte ikinma hissi geldikçe bebegi itmeyi (fizyolojik itme) ögrenirler.

    Dogum agrisi ile basedemeyen kadinlar için epidural anestezi ya da ilaç disi agriyla basetme yöntemleri de ögrenilebilir ve uygulanabilir.

    Dogum agrisinin (sancinin) tedavisi önerilir mi? : Dogum sancisinin algilanisi, bireyin duygusal, motivasyonel, bilissel, sosyal ve kültürel durumlarinin sentezinin bir yanismasidir. Dogum sancisindan bir kadinin hayati boyunca deneyimleyecegi en siddetli agri olarak tarif edilir. Ancak dogum sancisinin hissedilen siddeti kadindan kadina degisebildigi gibi, bir kadinin farkli dogumlarinda da agri hissi farkli olabilir.

    Dogum sancisinin ilaçlarla kesilip kesilmemesi gerektigi hakkinda farkli fikirler vardir. Amerikan Obstetrik ve Jinekologlar Birligi (ACOG – American College of Obstetricians and Gynecologists) hekim gözetiminde dogum sancisini giderici tedaviyi tesvik etmektedir ve tek basina annenin talebinin bunun için yeterli bir gerekçe oldugunu belirtmektedir.

    Kadinlarin deneyimleri ile ilgili yapilan bilimsel arastirmalar, kadinlarin beklentileri ile algilanan agri arasinda fark oldugunu, bunun da kadinlarin dogum agrisi kavramina yeterince hazirlanmadiklari ve yeterince bilgilendirilmedikleri için ortaya çiktigini göstermistir.

    Sancinin giderilmesi için ilaç disi yaklasimlarin hedefi, dogrudan “agri yakinmasi”dir.

    Dogum yapilan ortamin hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin kendini rahat ve “evinde” hissedecegi bir ortamda dogum yaptiginda, rahatlik ve mahremiyet hissi, dogum agrisinin algilanisini azaltabilmektedir. Eve benzer tasarlanmis dogumhanelerde dogum yapan kadinlar daha az analjezi / anestezi talep etmekte, dogumlarindan daha çok tatmin olmakta ve tekrar benzer bir ortamda dogum yapmak istediklerini belirtmektedirler.
    Sicak suyun (suda dogum) hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin karnini örtecek kadar derinlikte sicak suyun içerisinde durmanin gevseme saglayacagi ve dogum agrisini azaltabilecegi düsünülmektedir. Suyun sicakligi vücut isisini geçmemeli, böylelikle zarar verici etkilerden kaçinilmali, annenin atesi de ölçülerek vücut isisi takip edilmelidir. Yapilan çalismalarda, dogumun birinci evresinde sicak suda bekleyen kadinlarda epidural, spinal, paraservikal anestezi gereksiniminin daha az oldugu bulunmustur. Kadinlar genelde ilik dusun verdigi histen hoslanirlar ve bu güvenli bir yaklasim oldugundan desteklenmelidir. Dogumun da suda gerçeklestirilip gerçeklestirilmeyecegi, ayri bir yazinin konusudur.
    Annenin hareketlerinin ve pozisyonunun agri algisi üzerinde etkisi var mi?: Dogum sancisi çeken kadinlar genellikle yürür, hareket eder ve farkinda olmadan pozisyon degistirerek kendilerini en rahat hissedecekleri pozisyona geçerler. Kalça kemiginin çaplari hareketten etkilenebileceginden hareket etmek agriyi gerçekten de azaltabilir. Kadinlarin çogunlugu, dogumun ilk evresinde yatmaktan ziyade dikey pozisyonda daha rahat etmektedir. Dogumun ikinci evresinde de oturur pozisyonlarda agri algisinin daha yüksek oldugu, rahatsizlik hissinin daha fazla oldugu bulunmustur. Özetle, bu çalismalar dogumun erken evrelerinde dikey pozisyonlarin gebeler için daha rahat oldugunu göstermistir.
    Dokunma ve masajin agriya etkisi: Dokunulma, güvende oldugu, sevildigi ve endiselerden uzaklasmasi hissini verir. Masaj, gevseme saglama ve agriyi azaltma amaciyla dogum esnasinda yaygin olarak kullanilmaktadir. Dokunma ve masajin agri azaltici etkilerinin arastirilmasi için büyük ölçekli çalismalar yapilmis ve bu çalismalarda dokunma ve masajin hiçbir olumsuz etkisi olmadigi, bunlarin agriyi azalttigi, iyi hissetme duygusunu ise artirdigi gösterilmistir.
    Akupunktur ve akupressure: Geleneksel Çin tibbinda önemli bir agri giderici tedavi biçimi olan akupunktur (belirli noktalara igne batirilmasi seklinde uygulanir) veakupressure’un (belirli noktalara baski yapilmasi seklinde uygulanir) incelendigi çalismalarda, dogum agrisinin azaltilmasinda çok belirgin bir yararlari oldugu bulunmamistir. Özellikle bilinçli ellerde steril ignelerle uygulanan akupunkturun zararli etkileri de bulunmadigindan, dogum agrisinda kullanilmasi denenebilir.
    Hipnoz: Dogumda kullanilan hipnoz genellikle kendi kendine uygulanir; hipnoterapist gebelik süresince yapilan çalismalarda anne adayina hipnoz durumunu baslatmasini ögretir. Hipnoz yapildiginda, ilaç seklindeki analjeziklerin kullanilma orani belirgin olarak azalmaktadir. Hipnoz, psikoz hikayesi olan kadinlarda uygulanamaz, kontrendikedir.
     TENS (Transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu): TENS, düsük voltajli elektrik akimlarinin cilde yapistirilan elektrodlar araciligiyla agri azaltici olarak kullanilmasidir. TENS, kontraksiyon agrisinin algilanmasini azaltacak bir karincalanma ya da vizildama hissi olusturur. Dogum esnasinda TENS kullanan kadinlarin birçogu, çok memnun kaldiklarini ve bir dahaki dogumlarinda da kullanacaklarini belirtmislerdir.
     Sicak ve soguk uygulamasi: Farkli formlarda yüzeyel sicak ve soguk uygulamasi sik yapilan bir uygulamadir. Kullanimi kolaydir, ucuzdur, önceden alistirma gerektirmez ve uygun kullanildiginda yan etkileri çok azdir. Ancak dogum esnasinda sicak ya da soguk uygulamasini arastiran büyük bir bilimsel arastirma yapilmamistir, bu nedenle uygulanmasi gereken sicakligin kaç derece oldugu tam olarak bilinmemektedir. Sicak siklikla dogum yapan kadinin sirt, alt karin, kalça ve perine bölgelerine uygulanir. Bu amaçla sicak su torbasi, ilik kompresler benzeri araçlar kullanilabilir. Ancak isi hasari ve yaniklar olusmamasi için maksimum dikkat gösterilmelidir. Soguk uygulamasi ise, agriyi azaltmasinin yanisira, kas spazmini da azaltabilir ve inflamasyon ve ödemi de azaltabilir. Sicak mi soguk mu uygulanacagi, gebenin kendini hangisiyle daha rahat hissedegiyle alakalidir.  Her iki yöntemde de cilt ve sicak / soguk paket arasina bir ya da iki kat havlu vb koymak gerekir.
     Doguma hazirlanma dogum agrilarini azaltir mi? Doguma hazirlik kurslarina katilmak, okumak ve arastirmak, neyle karsilasilacagini bilmeyi sagladigindan, anne adayinin kasilmalari agri olarak algilamasini azaltir ve kendi kendine uygulanan agri azaltici yöntemlerin etkin kullanilabilmesini saglar.
     Gevseme ve nefes teknikleri: Ritmik nefes paternleri ve gevseme egzersizleri, doguma hazirlik kurslarinin birçogunda önemle ögretilmektedir.  Bu tekniklerin ne kadar önemle ögretilir ve basariyla çalisilirsa, o kadar çok ise yaradigi gösterilmistir. Gevseme ve nefes egzersizleri, dogumda hissedilen agriyi azaltmaktan ziyade, agri ile basa çikmayi kolaylastirmaktadir.
    SSVD (sezaryen sonrasi vaginal dogum) nedir?

    Gittikçe artan sezaryen oranlari, birçok kadinin sonraki dogumlarinda da sezaryen olmasina neden olmaktadir. Ancak bir kez sezaryen olan bir kadinin tekrar sezaryen olmasi aslinda bir kural degildir.

    Sezaryen sonrasi tüm dogumlarin gene sezaryen mi olmasi gerektigi konusu ilk kez 1980 yilinda, Amerika’da sorgulanmaya baslamistir. Bu dönemde birçok Kadin Dogum Dernegi (National Institutes of Health – NIH, American College of Obstetricians and Gynecologists – ACOG), sezaryen sonrasi vaginal dogumun tesvik edilmesi gerektigini savunmaya baslamistir. Bu girisimler oldukça basarili olmus ve sezaryen sonrasi vaginal dogum (SSVD) oranlari 1980’de %3,4’ten, 1996’da %28,3’e kadar yükselmistir.

    Ancak SSVD oranlari arttikça beraberinde olumsuz bir durumu da getirmistir, dogum sancisi çekilmesine bagli olarak eski sezaryen dikis yerinden rahim yirtilmasi ve anne – bebek ölüm oranlari da artmistir. Bu olumsuz gelismeler nedeniyle, SSVD’nin sadece acil obstetrik müdahalenin olasi oldugu ortamlarda denenmesi önerilmistir. Uzun vadede SSVD oranlarinda tekrar bir düsme görülmüs, 2007’de %8’e kadar azalmistir.

    Bu bilgilerin isiginda, önceden sezaryen geçiren bir hastada dogum seklini planlarken, tibbi sartlar ve durumlar çok titizlikle incelenmeli ve hastanin SSVD denemesinde risk altinda oldugunu unutmadan, dikkatle davranilmalidir. Uygun adaylar hassasiyetle belirlenmeli ve acil tibbi yardimin oldugu bir ortamda dogum planlanmalidir. Bir hasta sezaryen sonrasi vaginal dogum yapmak istediginde istegi mutlaka saygiyla karsilanmali ve bunun birçok faktöre bagli olarak mümkün olabilecegi, annenin ve bebegin tasidigi riskler, basari oranlari ve uygun adaylarin seçimi anneye detaylica anlatilmalidir. SSVD denemesi yapacak olan tüm annelerin %75’inin bu denemesinin basarili sekilde sonuçlanacagi, bilimsel arastirmalar sonucunda belirlenmistir.

    Kimlerin basarili bir sekilde SSVD yapma sansi en yüksektir?

    Sezaryen öncesinde ya da sonrasinda en az bir vaginal dogumu olanlar, aktif dogum eylemiyle basvuran hastalar ve önceki sezaryen endikasyonunun bebekte durus bozuklugu oldugu hastalarda SSVD basari sansi en yüksektir. Tersine, hiç vaginal dogum yapmamis hastalarda, dogum indüksiyonu gereksinimi olan hastalarda (özellikle serviks olgunlasmasi tam olmayanlar) ve önceki sezaryen endikasyonu bebegin kalp atislarinda bozulma, iri bebek, gününün geçmesi gibi tekrarlanabilecek bir neden olan hastalarda basari sansi daha düsüktür.

    SSVD’nin olasi sonuçlari ve faydalari nelerdir?

    Önceden sezaryen olmus bir hastada SSVD denemesi üç sekilde sonuçlanabilir, ya basariyla vaginal dogum yapar, ya tekrar sezaryen olmasini gerektiren basarisiz bir deneme olur ya da acil sezaryen uygulanmasi gerekebilir. En büyük faydasi ise vaginal dogum yapabilme sansidir!

    Sezaryen sonrasi normal dogum gerçeklestiginde, anne tekrarlanan sezaryenin tüm risklerinden korunmus olur. Bunlar arasinda hastanede yatma süresinin daha kisa olmasi, daha az logusalik komplikasyonu, normal aktivitelere dönme süresinin daha kisa olmasi bulunmaktadir.

    SSVD’nin en büyük riski: Rahim yirtilmasi

    Rahim yirtilmasi (uterin rüptür) hayati tehdit eden bir komplikasyondur ve en korkulan risk budur. Bir hastada rahim yirtilmasi görüldüyse, bu siklikla sezaryen sonrasi normal dogum için sanci çekilmesine baglidir. Tam bir yirtilma durumu annenin çok miktarda kan kaybina neden olabilir ve anne ve bebegin hayatini tehlikeye sokar. Geçirilmis bir sezaryeni olan bir hastada uterin rüptür riski yüzde 0,3’tür (SSVD yapan her 1000 kadindan 3’ünde görülür). Yirtilma riski, önceki kesinin yerine ve türüne göre degisir. Alt transvers insizyon adindaki, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi türüyle daha nadir görülmektedir. Dogum esnasinda rahim agzi olgunlasmasinin gerçeklesmemis oldugu ya da dogumu baslatmak için suni sancinin kullanildigi durumlarda ise rahim yirtilmasi riski daha yüksektir. Bunlarin disinda, anne yasinin ileri olmasi, gebelik haftasinin ileri olmasi, bebegin kilosunun 4000 gramin üzerinde olmasi gibi bazi faktörler de rüptür riskinin artmasina katkida bulunabilir.

    Uterin rüptür (rahim yirtilmasi) riski ultrasonla önceden tahmin edilebilir mi?

    Rüptür riskinin belirlenebilmesi için görüntüleme yöntemleri kullanilmis ancak çok güvenilir sonuçlar vermemistir. En sik kullanilan yöntem, ultrasonla gebeligin basinda rahim duvarinin alt kisminin kalinligini ölçmektir, ancak yapilan çalismalarda bunun için ideal bir esik deger belirlenememistir. Alt segment kalinligi az oldugunda rüptür riskinin fazla oldugu söylenebilse de, bilimsel olarak kanitlanmis bir yöntem degildir.

    SSVD’nin baska olasi riskleriyle ilgili hekiminizden detayli bilgi alabilirsiniz.

    SSVD için ideal adaylar kimlerdir?

    SSVD için ideal adaylarin belirlenmesi için birçok tarama araci, öngörme modelleri vs arastirilmistir ancak bunlarin hiçbirinin klinik olarak tam anlamiyla faydali oldugu söylenemez. Yine de, anne hikayesi ile birlestirildiginde bazi durumlardaki hastalarin SSVD için daha az risk tasidigi ya da uygun aday olabilecegi söylenebilir. Bunlarin basinda, önceki sezaryen insizyonunun alt segment transvers insizyon denilen, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi ile sezaryen olan hastalar gelir. Gebeligi 40 haftayi geçmis olan hastalarin SSVD yapabilme basarisi daha düsüktür, yapilan çalismalara göre bu gruptaki kadinlarin tekrarlayan dogumlari da büyük oranda sezaryenle sonuçlanmistir. Bebegi 4000 gramin üzerinde olan ve önceden normal dogumu olmayan annelere genelde SSVD önerilmemektedir. Anne karninda ölmüs olan bebeklerde de normal dogum denenebilir.

    SSVD için kesinlikle uygun aday olmayan anneler ise, önceki kesi türü yüksek riskli kesi türlerinden biri olanlar (T kesi, J kesi gibi), önceden rahim yirtilmasi hikayesi olanlar, sezaryen için tibbi endikasyonu olanlar (bebegin esinin asagida yerlesmesi, ayakla birlikte ters gelis.. gibi) ve acil müdahale olanaginin bulunmadigi yerlerde bulunanlardir, bu grup hastalara tekrar sezaryen olmalari önerilir.

    SSVD denemesinde suni sanci verilebilir mi?

    Her ne kadar önceden sezaryen olmus hastalarda suni sanci verilmesinin rahim yirtilmasi riskini artirdigini gösteren veriler ve kanitlar oldukça kisitliysa da, klinik gözlemler bunu düsündürmektedir. Ancak ACOG (Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Cemiyeti) bunu destekleyen yüksek kaliteli veriler yetersiz oldugundan suni sanci kullanilmasini sakincali bulmadigini açiklamistir. Bununla birlikte, SSVD deneyecek hastalarda suni sanci ya da dogumun baslatilmasi amaciyla rahim agzini yumusatacak ilaçlarin kullanilmasi genellikle önerilmemektedir.

    Anne istegiyle sezaryen

    Normali normal dogum… Sezaryenin de hayat kurtarma operasyonu oldugunu hatirdan çikarmamak gerekli… Peki ya tibbi bir endikasyonu yani gerekçesi olmadan, sadece annenin istegiyle sezaryen olanlar? Bu konu sayfalarca tartisilabilecek bir konu.. Tartisiliyor da.. Bir de bu isin tibbi boyutu var.. Sonuçta, sezaryen de bir ameliyat ve avantajlari oldugu kadar dezavantajlari da var.

    Ben bu yazida, anne istegiyle sezaryeni tibbi açidan ele alacagim.

    Anne istegiyle sezaryen ne demektir?

    Anne istegiyle sezaryen, annenin, vaginal dogum yapmamasini gerektiren tibbi ya da obstetrik endikasyonlarin yoklugunda, ilk dogumunu sezaryenle yapmasina verilen isimdir. Hastanin tibbi kararlarin verilmesine aktif olarak katilma hakkindan dolayi, son zamanlarda oldukça yayginlasmis bir uygulamadir.

    Dogum yöntemi seçilirken dikkate alinmasi gereken pek çok husus vardir. Bunlardan bazilari, eslik eden tibbi durumlar, annenin beden kitle indeksi, önceki dogum deneyimleri, gelecekte kaç dogum yapmayi planladigi, önceki cerrahi islemlerin sonuçlari ve anne adayinin fizyolojisinin ve anatomisinin dogum yapmaya izin verip vermemesidir. Ayrica, annenin motivasyonu da dogum sekli üzerinde önemli etkiye sahiptir. Ailesi müdahale edip karar sürecine etki ediyor mu? (Toplumumuzda, özellikle kirsal kesimlerde, annenin anatomisinin ya da bebegin sagliginin vaginal doguma müsaade etmemesine ragmen, sezaryene engel olmasi ve kadini vaginal dogum yapmasi için zorlamasi hala rastlanan bir durumdur.) Hastanin obstetri ve dogumla ilgili endiselerinin, hekimi tarafindan bilgilendirilerek giderilmesi gerekli ve önemlidir. Önceki dogum deneyiminden kaynaklanan anksiyete ve korku açiklanmaya çalisilmalidir.

    Planlanmis sezaryenin olasi dezavantajlari

    Hastanede yatma ve dogum sonrasi iyilesme süreçleri, sezaryenle dogumda vaginal doguma göre tipik olarak daha uzundur. Normal dogum yapan bir anne dogumdan sonra ayaga kalkip bebegiyle ilgilenebilecekken, sezaryen olan bir annenin bebegiyle birlikte kendisinin de birkaç gün bakima ihtiyaci olacaktir. Maternal morbidite de sezaryen dogumla daha yüksektir. Çalismalarda, postpartum kardiyak arrest, yara yeri hematomu, histerektomi, majör puerperal enfeksiyon, anestezi komplikasyonu gibi durumlarin riskleri sezaryen grubunda daha yüksek bulunmustur. Yenidoganin solunum sikintilari (respiratuvar distres sendromu, yenidoganin geçici tasipnesi) gibi durumlarin elektif sezaryen sonrasi vaginal doguma göre daha sik görüldügü bulunmustur, bu durumlar bebegin hastanede yatis süresini uzatabilir.

    Anne istegiyle sezaryen olmayi planlayan hastalarin, ilerideki gebeliklerinde bebegin esinin asagida yerlesmesi (plasenta previa), bebegin esinin rashim duvarina gömülmesi (plasenta akreata), artmis rahim yirtilmasi riski, birden fazla karin ameliyati geçirmis olmaya bagli riskler (bagirsak hasari) gibi olumsuz durumlarin risklerinin artmis oldugunu göz önünde bulundurmasi gerekir.

    Planlanmis sezaryenin olasi yararlari

    Planlanmis sezaryenin tarihi siklikla önceden belirlenmistir. Bu, isle, evdeki diger çocugun bakimiyla ve annenin ihtiyaç duyabilecegi yardimla ilgili ayarlamalari yapabilmesine olanak verir. Planlanmis sezaryenler siklikla 39 – 40 haftalar arasinda gerçeklestirildiginden bebek günasiminin bebekle ilgili risklerinden korunmus olur. (Ancak hedef günasiminin risklerinden bebegi korumak ise, dogum indüksiyonunun da mantikli bir seçenek oldugu unutulmamalidir).

    Planlanmis sezaryen durumunda dogum sonu kanamalar planlanmamis (acil) sezaryenlere ve vaginal dogumlara göre daha az görülür. Dogum sonu kanamalarin en sik nedeni uterin atoni (rahimin kendi kendini toplayip kanamayi durduramamasi) ve plasentanin parçalarinin rahim içinde kalmasidir ve planlanmis sezaryenle bu risk faktörleri en aza indirilebilir.

    Planlanmis sezaryen, acil sezaryene göre birçok bakimdan daha az risk tasir. Bu risklerin arasinda, enfeksiyon, iç organlarda yaralanma, histerotomi esnasinda fetusun zarar görmesi, kanama ve anestezi komplikasyonlari sayilabilir.

    Dogum sancilari baslamadan önce gerçeklestirilen sezaryen dogum, vaginal dogum sürecine bagli morbidite ve mortaliteyi (sakatlik ve ölüm), örnegin omuz takilmasi, sinir hasarlari, kemik travmalar, bebegin dogumda oksijensiz kalmasi gibi, azaltabilmektedir.

    Perineal hasar ve üriner – fekal inkontinans gelisecegi korkusu, annelerin vaginal dogum yapmak yerine sezaryeni tercih etmesinin en önemli nedenlerindendir. Ancak bu endiseler bilimsel kanitlara ve çalismalara dayanmaz. Planlanmis sezaryen dogum sonrasi ilk aylarda idrar kaçirma orani daha düsük olsa da, bu oran iki – bes yil içinde vaginal dogum yapan hastalarda benzer olmaktadir. Ayrica, anne istegine bagli sezaryen dogum, uzun vadede üriner ve fekal inkontinanstan (idrar ve gayta kaçirma) koruyor gibi görünmemektedir.

    Planlanmis sezaryen ve vaginal dogumlarda benzer oranda görülen riskler

    Annenin dogumda hayatini kaybetme riski, bu iki dogum seklinde benzer görünmektedir. Ayrica, dogum sonrasi cinsel fonksiyonlar da dogum yönteminden bagimsiz olarak benzer görünmektedir.

    Sezaryen dogumda anestezi seçimi
    Sezaryende genel anestezi ya da rejyonel anestezi (sadece belden asagisinin kullanilmasi) kullanilabilir. En sik kullanilan rejyonel anestezi yöntemleri spinal ve kombine spinal + epidural anestezidir. Ancak son yillarda, genel anestezinin dogumda kullanim orani gittikçe azalmistir.

    Sezaryen dogum için anestezi yöntemi seçilirken, annenin ve bebegin iyilik hali göz önünde bulundurulmalidir. Annenin uyanik olmasina izin verdigi ve bebegiyle hemen iletisim kurabilmesini sagladigi için, rejyonel anesezi en sik kullanilan yöntemdir. Ayrica, bu yöntem anne için genel anesteziden daha güvenlidir. Maternal mortalite (ölüm) oranlari rejyonel anestezi ile çok daha düsüktür. Genel anestezi ile iliskili en korkulan iki maternal komplikasyon entübasyon basarisizligi ve mide içeriginin aspire edilmesidir. Üst hava yolu reflekslerinin inhibisyonu ve gastrointestinal fonksiyonlarin baskilanmasi pulmoner aspirasyon riskini artirir.

    Rejyonel ya da genel anestezi seçimi yaparken, islemin aciliyeti, annenin hemodinamik durumu, hekimin ve hastanin tercihi de önemlidir.

    Acil vakalarda: Önceden planlanmis sezaryenlerde, anestezinin çabuk verilmesi daha az önem tasir, bu nedenle bütün anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Ancak sezaryen acil ise (örnegin bebegin kalp atislari düsmekte ise), çok hizli uygulanabilecek bir anestezi türü seçilmelidir. Birçok durumda, birçok hekim acil sartlarda en güvenli olarak uygulanacak olanin genel anestezi oldugunu düsünür. Ancak gerçekte spinal anestesi de acil durumlarin çogunda, gittikçe artan oranda, hizli bir sekilde güvenle uygulanabilmektedir. Hastanin hazirda epidural kateteri mevcutsa, epidural anestezi ile hizlica ameliyata baslanabilir.

    Annenin durumu: Anne ile iliskili tibbi faktörler de en uygun anestetik maddenin seçimini etkiler. Genelde akut kanama ya da hemodinamik durum bozuklugu varsa, rejyonel anestezi kullanimi pek tercih edilmez. Ciddi kanama pihtilasma bozukluklari da rejyonel anestezi için kontrendikasyon yaratir.  Diger yandan, entübasyonun zor olacagi düsünülen bir anatomik yapiya sahip annelerde rejyonel anestezinin seçilmesi daha dogrudur.

    Dogum agrisinin ilaçla tedavisi (epidural normal dogum) (prenses dogumu)

    Dogum agrisinin ilaçla tedavi edilmesi kavrami, ondokuzuncu yüzyilin ortalarindan bu yana arastirilmakta ve uygulanmaktadir. Birçok kadin ve kadin dogum uzmani dogum agrilarinin dogumun olmasi gereken bir parçasi ve mutlak bir gereklilik oldugunu düsündügünden, bu tedavilerin kullanimi çeliskili görülmüstür.

    Dogum sancisi, dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi) ve ikinci evresinde (bebegin dogumu) farkli mekanizmalarla olusmaktadir. Ilk evredeki agri kasilmalara baglidir, kramp benzeri hissedilir ve rahim ve rahim agzindan kaynaklanir. Ikinci evredeki yani bebegin dogumu esnasindaki agri vagina, pelvik taban ve perinenin gerilmesine ve pelvik baglarin esnemesine bagli olarak ortaya çikar. Bu iki agri farkli yolaklarla ortaya çikar ve ikinci evrede yani bebegin dogumu esnasinda hissedilen agri birinci evredekinden çok daha siddetlidir. Ayrica bu esnada rektuma  dogru olan basi hissi de güçlü bir ikinma duygusu olusturur.

    Dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi: Dogum agrisinin tedavisi için kullanilan ilaçlar sistemik ya da bölgesel olarak uygulanabilir. Sistemik uygulanan ilaçlar intravenöz, intramusküler ve inhalasyon yoluyla verilebilirken, bölgesel uygulama epidural, spinal ya da her ikisinin birlesimi seklindedir. Günümüzde dogum agrisinin giderilmesinde en popüler yöntem, halk arasinda “prenses dogum” olarak da anilan epidural anestezidir.

    Epidural anestezi: Çok düsük dozlarda ilacin dogrudan annenin sinir liflerinin üzerine uygulanmasi seklinde tanimlanabilecek olan epidural anestezi, günümüzde dogum agrisi için en çok kullanilan yöntemdir. Anne adayinin beline bir igne yardimiyla, ucu sinir liflerine dek uzanan bir kateter yerlestirilir. Bu kateterden, düsük dozda ve sadece belden asagisinin uyusmasini saglayan ilaçlar verilir. Kateter islem sirasinda yerinde birakildigi için gerektikçe ek doz yapilir. Dogum sonrasinda da kateter bir süre yerinde birakilir ve gerekirse epidural kanala agri kesiciler verilebilir.

    Spinal anestezi:  Spinal anestezi ya da kombine spinal – epidural anestesi de dogum agrisinin azaltilmasinda kullanilan yöntemlerdendir. Epiduralden farkli olarak, spinal anestezide etki baslangici daha hizlidir, hastanin agrisi bes dakika içinde geçer. Ancak agri daha kisa süre için geçer, etki süresi ortalama 90 dakikadir. Bu, kateterin yerinde birakilmamasindan dolayi ek agri kesici dozlarinin uygulanmamasina baglidir. Bu nedenle, eger acil bir durum degilse, siklikla kombine spinal – epidural teknik tercih edilir. Bu yöntemin avantaji, dogum spinal dozun etkisi geçinceye kadar gerçeklesmemisse, spinal ilaç yeterli analjezi uygulamazsa ya da operatif doguma geçilmesi gerekirse epidural kateter kullanilarak ek doz verilebilmesidir.

    Lokal anestezik ilaçlarin spinal yolla uygulanmasinin annede hipotansiyona neden olabilecegi akilda tutulmalidir.

    Dogumun ikinci evresinde (bebegin dogumu esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi:

    Dogumun ikinci evresinde agrinin giderilmesi epidural kateterden ilaç verilmesi ile saglanabilir. Ancak bebegin dogumu esnasinda annenin aktif olarak ikinmasi ve bebegi itmesi gerekir. Yüksek dozlarda epidural anestezi ilaçlari annenin motor gücünü bloke ederek ikinmasini zorlastirabileceginden, bazen dogumun son döneminde hekim epidural ilacin kesilmesini ya da dozunun düsürülmesini isteyebilir.

    Obezite durumunda sezaryen

    Obez hastalarda sezaryen dogum bazi özellikler tasir. Beden kütle indeksi 40 kg/m2 ya da daha fazla olan hastalara, sezaryen dogum siklikla ilave ortam düzenlemeleri ya da ekstra ekipmanlar, anestezi ve analjezi uygulamalarinda düzenlemeler ve bazen farkli cerrahi teknikler gerektirir. Sezaryen uygulanan tüm kadinlarda oldugu gibi bu hastalarda da preoperatif profilaktik antibiyotik kullanimi önerilir.

    Sezaryene alinacak tüm obez kadinlarda, venöz tromboembolizm görülmesinin önlenmesi için profilaksi yapilmalidir. Ilaçla ya da mekanik tromboprofilaksi uygulanabilir. Mekanik tromboproflaksi için, aralikli pnömatik kompresyon uygulanabilir. Ekstra risk faktörü de olan hastalar için buna ek olarak kan sulandirici ilaç da kullanilmalidir.

    Obez hastalar mutlaka dogumdan bir ay önce anestezi uzmani tarafindan konsülte edilmeli, olasi anestezi yöntemine karar verilmeli, hastada zor entübasyon olup olmayacagi degerlendirilmelidir.

    Cilt kesisi de bu hastalarimizda önem tasir, anatomik yapilara ve çizgilenmelere uygun kesi yapmak önemlidir. Asiri obez hastalarda, yara yeri iyilesmesinin normal olabilmesi ve skar dokusunun güzel olusabilmesi için yatay degil de dikey kesi yapilmasi düsünülebilir.

    Cilt kesisinin dikis yerine zimba ile kapatilmasi daha yararli olabilir, bunu ameliyat öncesi hekiminizle görüsmenizi öneririz.

    Dogum sonrasi mutsuzluk ya da depresyon: Hiç böyle hayal etmemistik!

    Dogum yaptiniz ama kendinizi hayal ettiginiz kadar mutlu hissedemiyor musunuz? Oysa dogum yapip aylardir belki yillardir beklediginiz bebeginize kavustuktan sonra artik bulutlarin üzerinde yürümeyi, ayaklarinizin yerden kesilmesini hayal etmistiniz.. Öyleyse bu sebepsiz mutsuzluk niye?

    Siz “postpartum blues” denilen dogum sonu mutsuzlugu ya da belki de dogum sonu depresyonu yasiyor olabilirsiniz. Postpartum mutsuzluk, mutsuzluk, gerginlik, konsantrasyon azalmasi, uyku hali, aglamaya egilim ve ara ara aglama nöbetleri seklinde hafif, siklikla hizli ruh hali degisiklikleri seklinde tanimlanir (ki bunlar, genelde hafif olarak gebelikte siklikla yasadigimiz duygulardir).

    Dogum yapan kadinlarin yaklasik %40 – %80’i, hafif duygudurum degisiklikleri yasarlar. Semptomlar tipik olarak dogum sonrasi onbesinci günde en siddetli haline ulasir ve iki hafta içerisinde de geriler. Depresyon tanisi konabilmesi içinse, en az iki hafta süren depresif ruh hali veya ilgi / mutluluk kaybi ile birlikte baska belirtilerin de olmasi gerekir. Bu duruma neden olan faktörler arasinda, dogum sonrasi ani hormonal denge degisiklikleri majör rol oynar. Yüksek risk tasiyan kadinlar, daha önceden depresyon geçirmis olanlar, gebelik süresince depresif semptomlar yasayanlar, ailesinde depresyon hikayesi olanlar, daha önceden adet dönemlerinde ya da dogum kontrol hapi kullanimi ile duygudurum degisikligi yasamis olanlar ve is, aile ya da günlük yasaminda stresli ortamlarda bulunanlardir.

    Dogum sonu mutsuzluk yasayan hastalarin destek almasi ve istirahat etmesinin desteklenmesi, bu durumdan kolaylikla kurtulabilmesine yardim eder. Hasta bakim ve destekle ve kendi kendine toparlanamazsa, depresyon asamasina geçerse ilaç tedavisi de almasi önerilebilir.

    Postpartum depresyon

    Postpartum depresyon ise, dogumdan sonraki 12 ay içerisinde ortaya çikan depresyon tablosuna verilen isimdir. Yaklasik olarak kadinlarin %10’unu etkileyen, “postpartum blues”tan daha siddetli bir tablodur. Hastanin önceden bir depresyon hikayesinin olmasi (daha önceden geçirmis olmasi) majör risk faktörüdür. Bu tablonun ortaya çikmasinda belirli bir hormonun rolü oldugu ispatlanamamistir.

    Postpartum depresyonun klinik bulgulari, uyku, enerji seviyesi, istah, kilo ve libido degisiklikleri seklinde ortaya çikabilir. Ancak bütün bunlar bir dereceye kadar dogum sonrasi dönemde normalde de görebildigimiz degisikliklerdir. Örnegin uykusuzluk dogum sonrasi sik görülürken, bebegi uyudugu halde annenin uyuyamamasi depresyonun bulgusu olabilir. Ayrica bunlara ek olarak, belirgin anksiyete, bazen panik ataklar, öfke, suçluluk duygusu, bebegin bakiminda yetersizlik hissi, bebege baglanma sorunlari da yasanabilir.

    Hayli olumsuz bir tablo olarak gördügümüz dogum sonu depresyonu, maalesef anne bebek iliskisini, bebegin gelisimini, hatta annenin esiyle olan iliskisini oldukça olumsuz olarak etkileyebilir. Hatta annenin daha ileride majör depresyon geçirmesi için bir risk faktörü de olusturur.

    Bir yeni anne dogum sonrasi kadin dogum doktoruna kontrole gittiginde mutlaka duygu durumu ile ilgili de konusmali, hekimine bilgi vermelidir ki bu tablolardan biri varsa açiga çikabilsin.

    Dogum sonu depresyonu hafif ya da orta siddette olan hastalar için ilk yaklasim olarak psikososyal tedavi önerilir. Daha siddetli hastalik durumunda, gerekirse ilaç tedavisi de bu yaklasima ek olarak uygulanabilir. Tedavi seçiminde temel nokta, annenin bebegini emzirip emzirmemesidir. Emzirmeyen annelerde, dogum yapmamis depresyon hastalari ile ayni tedavi uygulanir. Emziren annelerde, süre geçme riskinden dolayi ilaç kullanimi titizlikle degerlendirilmelidir.

    Dogal dogum, anne adayinin zaten dogum için hazir ve hazirlikli oldugunu kabul eden ve dogum için ve dogum esnasinda rutin tibbi müdahaleleri reddeden bir yaklasimdir. Dogal dogumun çikis noktasi, günümüz modern toplumlarinda dogum sürecinin mekaniklesmis olmasi, geregi disinda tibbi müdahaleler yapilmasi, gerekli olmadigi halde anestezi, epizyotomi, ilaçlar, serumlar, igneler uygulanmasidir. Annenin gereksiz yere korkulara sevkedilmesi, dogumun keyifli olmaktan ziyade korkunç bir seymis gibi algilatilmasi, cerrahi dogum oranlarinin son derece artmasi, günümüzde anne adaylarini eski zamanlarda rutin olan dogal dogumdan uzaklastirmistir.

    Dogum yaptiktan ve aylar boyu beklediginiz meleginize kavultuktan sonra, 4 – 6 hafta sonra ya da daha anlasilir bir tabirle bebegin kirki çiktiginda bir hekim kontrolüne gitmeniz gerekir.

    Dogum sonu kanamanin asama asama azalip rengi açildiktan sonra, kirk gün içinde kesilmesi beklenir. Yumurtlama geri dönebilir ya da emziren annelerde dönmeyebilir. Bazen adet kanamasi emzirme süresince olmayabilir. Ancak yumurtlamanin gerçeklesip gerçeklesmedigini bilemedigimiz için istenmeyen gebeliklerden korunmak amaciyla bir dogum kontrol yöntemi planlanmalidir. Emziren anneler için spiral takmak son derece uygun bir yöntemdir, hekiminiz sizi en uygun yöntemin seçilmesi ve uygulanmasi ile ilgili yönlendirecektir.

    Plasenta previasi olan yani bebegin esinin önde oldugu gebeliklerde yaklasim klinik duruma baglidir. Plasenta previa tehlikeli bir durumdur ve gerçek obstetrik acil olusturabilir. Annenin asemptomatik olmasi, kaniyor olmasi ya da kanamasinin artik olmamasina göre tedavi seçenekleri degisiklik gösterir.

    Semptom vermeyen plasenta previa durumu:
    20. gebelik haftasindan sonra semptom vermeyen esin asagi yerlesimli olmasi durumunda, seri ultrasonlarla esin yeri tekrar tekrar belirlenmeye çalisilir. Siklikla dogum yaklastikça plasenta yukari çekilecektir.

  • Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik pelvik ağrı göbek deliği altı ile leğen kemiği arasında lokalize, 6 aydan daha uzun süredir var olan, devamlı yada aralıklarla gelen ağrılar olarak tanımlanmaktadır. Kronik pelvik ağrılar kadınlar arasında en sık görülen medikal problemler arasında yer alır. Ağrı genellikle orta şiddettedir ve künt, keskin yada kramp tarzında olabilir. Sıklıkla karnın alt kısmında,kasık bölgesinde tarif edilir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta merdiven çıkarken bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafiften çok şiddetliye kadar uzanabilir.

    Tüm kadınların yaklaşık %10‘unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin %20 kadarı bu nedenle yapılır.

    Kronik pelvik ağrı varlığında depresyon ,uyku problemleri ,iştahsızlık ve halsizlik problemleri görülür. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,bağırsaklar gibi kaslarda da fonksiyon bozukluklarına neden olur.

    Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

    Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel yada fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

    Kronik pelvik ağrının nedenleri nelerdir?

    Kronik pelvik ağrıların %90 nedeni jinekolojik sorunlara bağlıdır. Jinekolojik nedenlerle olan pelvik ağrıların bir kısmı uterus dışı nedenlerle, bir kısmı ise uterin nedenlerle olan pelvik ağrılardır
    Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl baş edileceği de bilinmez.

    Kronik kasık ağrısının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pek çok durumda ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50’den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

    • Enfeksiyonlar

    Kronik ağrı nedenlerinden akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyona bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukları ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler.

    Endometriosiz ( Çikolata Kisti )

    Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur.Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür.

    • Yapışıklıklar

    Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir.

    • Yumurtalık kistleri ve miyomlar

    Kronik ağrıların bir nedenide yumurtalık kisti ve miyom varlığıdır.

    • Rahimde pozisyon bozuklukları

    Rahimin geriye doğru dönük olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis yada yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

    • Zor Doğumlar (Allen Masters sendromu)

    Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler.Doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.
    Ayrıca dışa boşalma yöntemi ile korunan kadınlardada kronik pelvik ağrılar sıklıkla görülmektedir.Nedeni uterus yan bağlarında erkeğin penisi ani geri çekimine bağlı olarak küçük kanamalar olması ve zaman içinde burada yapışıklık olmasıdır.

    • Pelvik konjesyon (göllenme)

    Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği ileri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların şiştiğinin gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir.

    • İnterstisiyal sistit

    İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik olarak iltihaplanmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme hissi yer alıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

    • Mittelschmerz (yumurtlama ağrısı)

    Dismenore dışında bilinen tek siklik yani düzenli,ritmik ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

    Mide-barsak sistemine ait kronik pelvik ağrı nedenleri

    Kronik apandisit: Kronik apandisit durumunda sağ alt kadran ağrısı izlenir. Apandiste perforasyon olursa pelvik apse gelişir ve kronik pelvik ağrıya neden olabilir.
    İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi kalın barsağı tutan hastalıklar kronik pelvik ağrıya neden olur. Karında şişkinlik, aralıklarla gelen kramplar, kronik kanlı ishal gibi şikayetlere neden olur.

    Kolon ve rektum kanseri: Kronik pelvik ağrı yapan nedenler arasındadır.
    Kas – iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik pelvik ağrı nedenleri

    Koksikodini: En çok zor ve travmatik vajnal doğum sırasında kuyruk sokumunda (sakrokoksigeal ligament) oluşan hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalar özellikle merdiven çıkarken ya da uzun süre oturmada kuyruk sokumunda ağrı hissederler. Bu bölgede oluşan hasar nedeniyle kaslarda gerilim (gerilim myaljisi) sonucunda pelvis tabanında, kaslarının spazmı ile kronik ağrılar ortaya çıkar. Kuyruk sokumunda olan hasar düşmeler ya da trafik kazası gibi olaylara bağlı olarak da gelişebilir.

    Levaton ani sendromu: Pelvis taban kaslarının spazmından kaynaklanır. Bu hastalar vajinal ya da rektal muayene sırasında batma tarzında ağrı olduğunu oturma pozisyonunun ağrıyı artırdığını ve sıcak uygulamanın ağrıyı hafiflettiğini ifade ederler.

    Miyofasyal ağrı sendromu: Kas üzerinde tetikleyici noktalardan başlayan kas ağrısı, lokal yansıyan ağrıya ya da pelvik ağrıya neden olur. ”Carnett belirtisi” adı verilen kasın gerilmesiyle lokal hassasiyetin artması gözlenir. Hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken düz bacak kaldırma ya da başını göğsüne değdirme hareketi sırasında, kaslarda ağrının ortaya çıkması miyofasyal ağrı sendromunu destekler.

    Fibromiyalji: Kaslarda, eklem yerlerinde yaygın ağrı, yorgunluk, bitkinlik, uyku bozukluğu, kramplar, kulak çınlaması ile seyreden bir hastalıktır. Hastanın tüm tetkikleri normal çıkar, teşhis hastanın ifadesine göre konur.

    Psikolojik nedenler

    Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

    Tanı için ne yapılır?

    Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pek çok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir.

    Tanıda kullanılan yöntemler:

    • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
    • Görüntüleme yöntemleri:Ultrason, karın röntgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
    • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
    • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
    • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

    Tedavi nasıl düzenlenir?

    Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.
    Kronik pelvik ağrıya neden olabilecek çok çeşitli hastalıklar olduğu için tedavide hasta ve hasta yakınlarının eğitimi son derece önemlidir. Hastanın ruh hali, psikososyal durumu da bu ağrılarda etkilidir. Hekim ve hasta ağrıya neden olabilecek olasılıkları tartışmalı ve ağrının tedavisi sırasında yapılacak çalışmalar sıralanmalıdır. Hasta tedaviden sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.
    Kronik pelvik ağrının medikal tedavisinde analjezikler, antidepresan ilaçlar gibi bir takım ilaçlar kullanılmakla beraber bu hastaların psikolojik destek alması da gerekmektedir.

    Medikal Tedaviler

    • Analjezikler: Narkotik olmayan analjezikler (ibuprofen, naprosyn, vb) mide ve barsakta ülserasyon yapabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Ağrı çok fazla ise ve diğer yöntemler ile tedavi edilemiyorsa narkotik analjezikler (hidrokodon, oksikodon, kodein, v.s.) tercih edilir. Bu ilaçlar sersemlik, uyuşukluk, bulantı yapabilir.
    • Hormon tedavileri: Pelvik ağrılarınız adet döngüsünün belirli bir fazı ve yumurtlamayı sağlayan hormonal değişiklikler ile çakışabilir. Doğum kontrol hapları ve diğer hormonal ilaçlar pelvik ağrılarınız hafifletmeye yardımcı olabilir.
    • Antibiyotikler: Bir enfeksiyon ağrı kaynağı ise, antibiyotik tedavisi gerekebilir.
    • Antidepresanlar: Özellikle kronik pelvik ağrısı ve depresyon belirtisi olan hastalarda trisiklik antidepresan tercih edilir. Kas spazmına bağlı ağrılarda ise spazm giderici ilaçlar kullanılabilir. Pelvik taban kasları gevşetmek için gerektiğinde elektrikli sinir stimülasyonu ya da masaj tedavisi gibi çeşitli yöntemler kullanıldığı gibi bu tür ağrıların tedavisinde başarı sağlayan fizik tedavi uzmanından da yardım alınabilir.

    Terapiler

    Doktorunuz kronik pelvik ağrısı için tedavinin bir parçası olarak spesifik bazı terapiler veya prosedürler önerebilir. Bu tedaviler aşağıdaki gibidir:

    • Fizik tedavi: Karın bölgenize sıcak ve soğuk uygulamalar, germe egzersizleri, masaj ve diğer gevşeme teknikleri ile kronik pelvik ağrı düzelme gösterebilir. Doktorunuz ayrıca pelvik taban kaslarını güçlendirmek için egzersizler önerebilir. Bir fizyoterapist bu terapiler ve başa çıkma stratejileri ile size yardımcı olabilir.
    • Deri yoluyla elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bu yaklaşım, lokalize veya bölgesel ağrıların düzelmesine yardımcı olabilir. TENS tedavisi sırasında, elektrotlar yakındaki sinir yollarına elektriksel uyarılar gönderirler ve bu şekilde bazı ağrıların kontrol edilmesine yardımcı olur.
    • Danışmanlık: Hasta depresyon, cinsel istismar, kişilik bozukluğu, sorunlu bir evlilik ya da bir aile krizi ile iç içe olabilir. Bu nedenle psikolojik, sosyal, ruhsal ve duygusal sorunlar için yardım alma, tedavi planının önemli bir parçası olabilir.
    • Tetikleyici nokta enjeksiyonları: Doktorunuz ağrı hissediyorum dediğiniz belirli bir nokta bulursa, olası bir tedavi seçeneği olarak ağrılı noktaya bir enjeksiyonla uyuşturucu ilaç enjekte eder. Bu şekilde, genellikle uzun-süreli etkili lokal anestezik, ağrıları engellemek ve rahatsızlıkları gidermek için kullanılabilir.

    Cerrahi Tedaviler:

    • Laparoskopik cerrahi: Bazı durumlarda, pelvik yapışıklıklar veya endometrium dokusu laparoskopik ameliyatla alınabilir. Laparoskopik cerrahi sırasında, doktorunuz bir kameranın bağlı olduğu araçlar kullanarak, karında birkaç küçük kesi yoluyla işlemi gerçekleştirir.
    • Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA):Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin sonuç verebilir.
    • Histerektomi: Son çare olarak, doktorunuz histerektomi önerebilir. Ameliyatla rahimi kaldırma işlemi gerekebilir. Histerektomi ağrının bazı nedenleri için bir seçenek olabilir mecbur kalmadıkça tavsiye edilmez. Eğer ağrılarınız diğer konservatif tedavi yaklaşımları sonrasında gitmediyse ve şiddetli adet ağrısı yaşıyorsanız uygulanabilir.
  • Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Özellikle genç yaş grubunda, üreme çağındaki kadınları etkileyen halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endomtriozi, sıkça rastlanan ama ülkemizde farkındalık düzeyinin az olduğu bir hastalık.İlşiki sırasında pelvik ağrı, adet dönemlerinde ağrı ve kısırlık belirtileri ile kendini gösteren bir hastalık.

    Tüm kadınlarda yüzde 5, üreme çağındaki kadınlarda yüzde 10-20, bebek sahibi olamayan kadınlarda ise yüzde 30-50 oranlarında görülür. Özellikle 30’lu yaşlarda tehlike artar. Tedavi sonrası tekrarlama olasılığı yüksektir.

    Endometrium (rahmin iç katmanı), her mensturasyon periyodu (adet döngüsü) dahilinde kalınlaşarak embriyonun yerleşip gelişmesi için hazır hale gelir. Yumurtalıklardan salınan yumurta hücresinin döllenmemesi halinde, kalınlaşan rahmin iç katmanı, belirli bir zaman sonra bir miktar kan ile birlikte vücuttan atılır.

    Kanamanın yaşandığı süre içinde adet kanının olağan dışı olarak geriye doğru akması ve karın boşluğuna bir miktar kanın taşınması mümkün olabilmektedir. Bu durum endometrium hücrelerinin kanının taşındığı hat üzerinde herhangi bir yere yerleşmesine ve aynen rahmin iç tabakası gibi davranmasına (her ay kalınlaşarak ve bir miktar kan ile birlikte dökülmesi) neden olur. Bu kanamanın kalıntıları zaman içinde birikerek yerleştikleri yerlerde iltihabi reaksiyonlara, yapışıklıklara ya da kitle oluşumuna yol açabilir.

    Endometrium hücrelerinin overe ( yumurtalık ) yerleşmesi sonucunda, içi genellikle rengi ve görüntüsü itibariyle erimiş çikolatayı andıran bir sıvıyla dolu olan ve bu benzerlik nedeniyle çikolata kisti (endometriozis) adını alan yapılar oluşur.

    Çikolata kisti, sıklıkla herhangi bir zamanda kronik pelvik (karnın alt kısmında ya da kasıkta) ağrı ya da cinsel ilişki sırasında derinlerde hissedilen ağrı; adet döneminde şiddetli şekilde ağrı oluşumu ile belirti verir. Adet dönemi içinde hissedilen ağrılar basit ağrı kesicilerin kullanılmasıyla tedavi edilemeyen ağrılardır.

    Ağrılar farklı etkenlerden dolayı oluşmaktadır. Endometriosis (rahmin iç katmanının rahmin dışında bir yere yerleşmesi sonucunda oluşan hastalık) odaklarının meydana getirdiği kanamalar nedeniyle oluşan iltihabi reaksiyonlar ağrıya yol açabilir. Her adet döneminde hissedilen tedaviye cevap vermeyen ve şiddetli adet sancıları bu iltihabi reaksiyonlardan kaynaklanmaktadır.

    Ağrılar, endometriozis odaklarının kanamaları nedeniyle oluşan artıkların, etrafındaki organ ve dokular arasında adezyonlar (yapışıklık) oluşturması sebebiyle de meydana gelebilir. Kronik pelvik ağrılar ya da cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrılar bu adezyonlar nedeniyle oluşmaktadır.

    İnfertilite (kısırlık veya gebe kalamama) ya da adet düzensizliği yakınmalarının altında yatan sebep de çikolata kisti olabilmektedir.

    Kanama artıklarının meydana getirdiği adezyonlar, tüplerin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin saçaklarının fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bunun sonucunda over (yumurtalık) tarafından salınan yumurta hücresi, fallop tüpüne geçemez veya tıkanıklık olan tüpte ilerleyemez. Bu da infertiliteye neden olur.

    • Endometrioziste Tedavi Yaklaşımları

    Ağrı şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalar için en etkili olabilecek tedavi cerrahi uygulamalardır. Uygulanan cerrahi girişimin laparoskopik olarak yapılması, alınan sonuçlara ve hastaların konforu açısından, karın bölgesinin açılarak yapılan açık ameliyata göre daha avantajlı kabul edilmektedir.

    Günümüzde laparoskopi çikolata kisti tedavisinde altın standart olarak görülmektedir. Yapılan cerrahi girişimde çikolata kisti çıkarılmalı, meydana gelmiş olan yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odaklarının yok edilmesi sağlanmalıdır. Ameliyat sırasında hastanın yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi için, mümkün olduğu kadar atravmatik yöntemlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ameliyat sırasında özellikle rektovajinal septum alanı olan rahim arkası ile kalın bağırsak arasında kalan bölgedeki derin endometriozis gözden kaçmış olabilir. Bu durumda hasta ameliyat edilse de, ağrıların geçmediği bir durum söz konusu olur. Bu nedenle laparoskopi yapılırken, bu alanın özenli bir şekilde gözden geçirilmesi gerekir.

    Sadece kisti olan ve başka yakınması olmayan kadınlarda: Bu hasta gruplarında cerrahi girişime başvurmadan belirli bir süre kistin gözlem altında tutulması en doğru tedavi yaklaşımı olacaktır. Fakat yapılan kan tetkiklerinde tümör belirteçleri olan Ca125 değerinde yükseklik ya da çikolata kistinin çapının 5 cm yi geçmesi halinde, hastalarda cerrahi müdahale kararı verilebilir. Yapılacak cerrahi girişim öncesinde hastanın yumurtalık kapasitesi ultrasonla ve AMH ölçümüyle değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonucunda kadının yumurtalık kapasitesinin düşük olduğunun belirlenmesi halinde ve kadının çocuksuz olması halinde, mümkün olduğu kadar cerrahi girişimin yapılmasından kaçınılmalıdır. Bu durumda olan hastalarda 3-6 aylık periyotlar halinde Ca125 ölçümleri yapılmalıdır. Çocukları olan ya da ileride çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda ise, cerrahi girişimle kistin çıkarılması uygulanmalıdır.

    Gebe kalamama şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalarda öncelikle yumurtalık rezervi değerlendirilmelidir. Bu rezervin yeterli olduğu belirlenirse, kistin tek taraflı olması halinde laparoskopi ve daha sonra kadının yaşına göre 6-12 ay kadar kadının kendiliğinden gebe kalması beklenmelidir. Yumurtalık rezervi iyi olmayan kadınlarda, özellikle yaşı 38’den fazla olanlarda ya da kistin iki taraflı olması halinde, en doğru tedavi yaklaşımı tüp bebek tedavisi uygulanmasıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisinin sonuçlarının çikolata kisti olan ya da olmayan kadınlarda farklı olmadığı tespit edilmiştir. Fakat tüp bebek tedavisi sırasında yumurta toplama işlemi yapılırken, kistin içine girilmemesi tavsiye edilir. Buna dikkat edilmediğinde yani kistin içine iğne girmesi halinde enfeksiyon ve over apsesi riskinde artış olabilir.

    Tüp bebek tedavisinde tekrarlayan başarısızlıklar yaşayan ve çikolata kisti olan kadınlarda: Bu hastalar için hangi tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda herhangi bir görüş birliği bulunmamaktadır. Tüp bebekte üç ya da daha fazla başarısızlık yaşayan kadınlar için, çikolata kistinin cerrahi olarak alınması tavsiye edilebilir. Bu yöntemin uygulandığı hasta grupları içinde, laparoskopi sonrasında % 50 oranında kendiliğinden gebelik elde edilmiştir.

    Tekrarlayan laparoskopilerden sonra, hala kisti bulunan kadınlarda: Bu tür hasta gruplarında laparoskopik cerrahinin komplikasyonları fazla olur. Hastanın ağrı şikayeti yoksa bu durumda yakından takip edilmesi tavsiye edilir. Çocuk sahibi olmak istemeyen ve ağrı şikayeti olan kadınlarda ise, rahim ve yumurtalıkların alınması söz konusu olabilir. Hastaların çocuk sahibi olmayı istemesi halinde, tüp bebek tedavisi uygulanabilir. Ancak bu tedaviden önce hastaların tüpleri değerlendirilmelidir. Çünkü tekrarlayan cerrahi girişimlerin sonrasında, hastalarda oluşma olasılığı yüksek yapışıklıklar nedeniyle tüplerde tıkanma meydana gelmiş olabilir. Bu etken kadının tüp bebekle bile gebelik şansının azalmasına neden olabilir. Tüplerde tıkanıklık belirlendiğinde, bunun laparoskopik olarak alınması ya da rahimle bitişik olduğu alandan kapatılması gerekli olabilir. Laparoskopi hastalarda yüksek risk taşıyorsa, bu durumda histeroskopik sterilizasyon teknikleri kullanılabilir.

    • Çikolata kistinde kullanılan tedaviler

    Gözlem: Bu tedavi yaklaşımı herhangi bir yakınması olmayan hastalarda, kistin yakın takibe alınmasıyla gerçekleştirilir. Özellikle ilk evrelerde olan çikolata kistlerinde fazla şikayet oluşmadığından kistin cerrahiyle alınıp, kadının yumurtalık rezervinin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilir.
    İlaç tedavileri: Bu tedavide hastanın ağrılarının azaltılmasına çalışılır. Ağrılı adet kramplarının azaltılması için önerilen ağrı kesici ilaçlar faydalı olmadığında, diğer tedavilere başlanır.
    Hormon tedavisi: Hastalarda dışarıdan verilen hormonların endometriozis hastalığında etkilerin azaltılmasında ya da yok edilmesinde etkili olabilir. Her ay olan adet döngülerinde hormon seviyelerindeki artma ve azalma nedeniyle, endometrium dokusunda kalınlaşma, dökülme ve kanama olur. Dışarıdan alınan hormon ilaçlarıyla bu dokunun büyümesi yavaşlatılabilir ya da yeni oluşumlara engel olunabilir. Ancak çikolata kisti tedavisinde bu yaklaşım hastalar için kalıcı bir çözüm olmaz. Çünkü hormon tedavisinin kesilmesinden sonra, hastalarda olan rahatsızlıklar tekrar nüks etmeye başlar.
    Cerrahi tedaviler: Bu tedavi daha çok şiddetli ağrı yakınması olan hastalar için uygulanabilir. Açık ameliyat yerine daha çok laparoskopik cerrahi tercih edilir. Bu yöntemin uygulanması için, hastanın yaşı, çocuk isteyip istememesi, şikayetlerinin şiddeti ve kistin durumu dikkate alınır. Çikolata kistinin en etkili tedavisi cerrahi olsa da, bu tedavide kesin olarak kistin yeniden oluşmamasını sağlayamaz.
    Kombine edilmiş tedaviler: Bu tedavilerde hastalara hem ilaç tedavisi, hem cerrahi tedavi, hem de diğer tedaviler bir arada uygulanabilir.
    Rahmin ve yumurtalıkların alınması: Çikolata kistinin hastaya şiddetli etkiler yapmasında, eğer hastanın yeniden çocuk sahibi olma isteği yoksa rahmin ve beraberinde yumurtalıkların alınmasına başvurulur. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi düzene sokulur. Tedaviden sonra çikolata kistlerinin yeniden oluşması söz konusu olmaz.
    Tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme yöntemleri: Bu tedaviler kadınların çocuk sahibi olmak istemesi durumunda, cerrahi tedaviden önce uygulanır. Çünkü cerrahide yumurtalık kapasitesinde azalma meydana gelebilir.

  • Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Geçmiş yüzyılda obstetrik uygulamalarda en belirgin değişikliklerden birisi sezeryan doğumundaki progressif artıştır. Rahim alt çizgisi kesileri ve anestezi tekniklerindeki yenilikler sezeryan doğumun güvenirliliğini artırmıştır. Yalnız unutulmamalıdır ki, sezeryan doğum, alternatif bir doğum şekli olarak sunulmamalıdır. Gerektiğinde uygulanan hayat kurtarıcı bir operasyondur. Sezeryan doğum büyük abdominal bir cerrahi prosedür olması sebebiyle medikal, anestezik ve cerrahi komplikasyonları olabilir. Sezeryan sonrası emboli, gaz gibi şikâyetleri en aza indirmek için anne mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırılmalıdır. Özellikle kilolu hastalarda bu önem taşımaktadır. Ağrıdan dolayı anne hemen ayağa kalkamazsa yatak içi bacak hareketleri başlatılmalıdır. Bebek sık sık emzirilmeli, annenin meme başı uyarısı sağlanmalı ve süt gelmesi hızlandırılmalıdır. Sık emzirme ayrıca anne rahminin (uterus) çabuk toparlanmasına da olanak sağlamaktadır. Sezeryan ameliyatı sonrasında da anne ve bebek sık sık bir araya getirilir ve emzirme sağlanırsa süt daha çabuk oluşur. Anne rahat oturur pozisyonda memeyi, kavrayıp meme başının tüm kahverengi kısmını bebeğe vermelidir. Sütü artırmak için sıcak kompres uygulanabilir. İlk 30 dakika içinde emzirmeye başlanmalıdır. Meme başı sadece su ile temizlenmelidir. Meme başında çatlak varsa ayrıca çatlak kremleri uygulanabilir.

    Eğer operasyon bölgesinde bir problem yoksa ameliyattan 3 gün sonra banyoya izin verilir. Operasyon sonrası dönem zor ve yorucu bir dönem olduğundan, bebekten fırsat bulunan her aralıkta anne mutlaka dinlenmeli, uyumalıdır. Her gün 20-30 dakika yürürseniz şişliklerin gittiğini hızla eski formunuza kavuştuğunuzu görürsünüz.

    Sezeryan sonrasında annelerin en büyük endişesi göbek sarkması, karında yağlanma ve kalıcı bir göbektir. Doğumdan hemen sonra da korse takmak ve egzersiz yapmak planlar arasında yer alır. Göbekte yağ birikmesi olduğu ve karın kasları kuvvet kaybettiği için bilinenin aksine korse kullanmak bir işe yaramayacaktır. Düzenli egzersiz ve doğru beslenme karın için etkili olacak en iyi yöntemlerdir.

    Sezeryan sonrası korse kullanımı işe yaramaz. 1 ay dolduktan ve doktor muayenesinden sonra karın kaslarını çalıştıracak egzersizler daha faydalıdır.Sezeryan sonrası az miktarda vajinal kamana 1 ay kadar devam etmesi normal kabul edilir. Bu dönemde vajinal tampon kullanılmamalıdır. Kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Doktor muayenesinden sonra cinsel hayat genellikle 4-6 hafta sonra başlayabilir. Bol sıvı alınması ilk günlerde çok önemlidir. Özellikle epidural ve spinal anestezi ile doğum yapan hastalarda 3 litre altında sıvı alındığında baş ağrısı olur. Sıvı ve kafeinli içeceklerin alınması baş ağrısını önleyecektir. Çok ani hızlı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Bol sıvı alımı ayrıca sütün de bol olmasını sağlayacaktır.Fazla miktarda kanama, kesi yerinde açılma, akıntı, kötü kokulu vajinal akıntı, göğüslerde ağrı ve kızarıklık, bacaklarda ani şişme kızarıklık, öksürük, kanlı balgam, solunum sıkıntısı, baş ağrısı gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sezeryan sonrası postpartum depresyon (doğum sonu depresyonu) da sık rastlanan bir durum olup kesinlikle önemsenmelidir. Bazı annelere tıbbi yardım bu konu da gerekebilir.
    Sezeryan sonrası ilk kontrol 7-10 gün içinde, daha sonra ki kontrol 4-6 hafta içinde olmalıdır.

  • Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vajinal Kuruluk
    Vajinal kuruluk olarak adlandırılan durumda vajinada yanma, sızlama, cinsel ilişki sırasında ağrı ve rahatsızlık yakınmaları görülür.

    Hormonal siklus boyunca kadınların vajinasında değişiklikler olur. Östrojen (kadınlık hormonu) vajinal dokuların kalınlaşmasını sağlar. Vajinada bulunan damarlar besin ve oksijen sağlar, bunlar vajinanın elastikiyetini ve sağlığını korur. Vajinal salgı ve mukus miktarı birçok faktörden etkilenir;
    – Hormonlar
    – Egzersiz ve terleme
    – Kan damarları ve sinirlerin dağılımı
    – Bakteri ve virus gibi mikroorganizmalar
    – Genital ağrı, travma ve stres

    • Kronik Vajinal Kuruluk:

    – Östrojen düzeyinin düşük olması ; menopoz döneminde ve emzirirken görülebilir.
    – Düşük doz doğum kontrol haplarının kullanılması
    – Genital organ kanserleri
    – Doğum sırasında meydana gelen zarar
    – Psikolojik sorunlar
    – Cinsel fonksiyon bozuklukları
    – Yüksek tansiyon
    – Multipl Skleroz hastalığı
    – Rahim sarkması
    – İdrar kaçırma
    – Bazı ilaçlar
    – Genital organlarda önceden geçirilmiş cerrahi müdahele
    – Kondom (prezervatif) içerdiği latekse karşı oluşan alerjik reaksiyon
    – Kişisel bakım ürünleri, pudra, vajinal duş gibi ürünlerin içerdiği kimyasal maddelere karşı reaksiyon

    Vajinal kuruluk şikayeti ile başvuran kadınların detaylı tıbbi öyküsü alındıktan sonra jinekolojik muayene yapılır. Neden belirlendikten sonra tedavi önerilir. Östrojen içeren kremler ve vajinal jeller bu yakınmayı azaltır. Ayrıca menopoz döneminde yapılacak hormon replasman tedavisi vajinal kuruluğun önlenmesinde yararlıdır.

    • Vajinismus

    Vajinismus cinsel ilişkiye girilmesi istendiğinde vajinal kasların ve bacak kaslarının istemsiz kasılmasıdır. Ağrı veren bu durum vajinaya penetrasyonu engeller. Bu durum genellikle öncesinde geçirilen bir cinsel travma veya tacize bağlı olabilir. Gebelik korkusu, önceden yaşanmış ağrılı cinsel ilişki, ağrılı pelvik muayeneler ve vajinal enfeksiyonlar da vajinismusa neden olabilir. Bu durumun önlenebilmesinde;
    – Gelişmekte olan kızlara sağlıklı bir cinsel eğitim verilmesi
    – Ailenin genç kızı doğru bilgilendirmesi
    – Ağrılı cinsel ilişkiye yol açan hastalıkların tedavi edilmesi
    – Bu problemi yaşayan çiftlere psikolojik destek verilmesi
    önemlidir.