Etiket: Adı

  • Stres ve Başa Çıkma Yolları

    Stres ve Başa Çıkma Yolları

    Bir organizma çevresine sürekli uyum yapma durumuyla her an karşı karşıyadır. Bireyin dış çevresindeki fiziksel koşullar ya da içinde bulunduğu sosyal ortamdaki psikolojik koşullar uyumu ya kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Uyumun zorlaştığı anlarda organizma bedensel ve psikolojik olarak yorulmaya başlar. Dış çevrede ki fiziksel koşullara basit bir örnek hava soğukluğu verilebilir. Hava soğudukça birey kendini korumak ve bir anlamda çevreye uyum yapmak için üstüne bir şeyler giymek, ya da sıcak bir ortama girmek zorunluluğu duyar. Psikolojik koşullara örnek olarak da üniversite giriş sınavına çalışan bir bir kimseyi düşünebilirsiniz. Sınava hazırlanma kaygısı, sınavda geçme veya kalma korkusu bireyde gerginlik yaratır. Bireyin, fiziksel ve sosyal çevreden gelen uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrete “stres” adı verilir.

    Stres üç süreçte yaşanır. İlk dönem alarm tepkisi adını alır. Bu dönemde otonom sinir sistemi gayet faal bir duruma geçer ve salgı bezlerini uyararak kana bol miktarda adrenalin ve onun etkisi altında ortaya çıkan diğer biyokimyasal maddeleri pompalar. Salgıların etkisi altında vücut alarm durumuna geçer ve ortaya çıkacak acil durumlarla uğraşmaya hazırlanır. Stres veren uyarıcı ya da ortam devam ederse ikinci dönem ortaya çıkar. İkinci basamağa direnç dönemi adı verilir. Bu dönemde organizma yapmış olduğu alarm tepkisini ortadan kaldırır. Stresli ortama bir tür uyum yapar ve kandaki biyokimyasal maddeleri geri çeker. Organizma, sanki normal koşullar altında işliyormuş izlenimi verir. Ne var ki, gerçekte organizma yorulmaktadır. Ve içten içe direncini yavaş yavaş kaybetmektedir. Üçüncü basamağı oluşturan tükenme döneminde beden artık stresin baskısına dayanamaz, direncini kaybeder.

    Stresle Başaçıkma Yolları:

    Stres modern insanın günlük yaşamının bir parçasını oluşturur. Sabahleyin kalktığınızda suyun ya da elektriğin kesik olması, kaloriferin yakıt yokluğundan yanmaması ve bu nedenle evin soğuk olması , otobüs duraklarında ki izdiham, iş yerindeki sigara dumanı ve insanların sürekli hırçın bir tavır ve ses tonuyla birbirleriyle konuşmaları, öğle yemeği için gittiğiniz lokantanın pisliği, garsonların kabalığı, yemeğin geç ve soğuk gelmesi, vb. stres kaynağı olarak sizi sürekli etkiler.

    Bu günlük strese hastalık, ölüm, ayrılık ve benzeri gibi diğer olaylar eklenince artık daha fazla dayanamazsınız. Önemli hastalıklar kendini göstermeye başlar. Stresli olayları önlememiz çoğu kez olanaklı değildir. Bu nedenle stresle başa çıkma yollarını öğrenip, günlük yaşamımıza uygulamakta büyük yarar vardır.

    Bilinçli Başa Çıkma Yollarından Kaynağı Bulma Tekniği:

    1-Kaygınızın farkına varın ve kaygılı olduğunuzu kabullenin: En önemli adımlardan biri budur. Kaygılı olduğunuzun farkına varamazsanız. Kendinize yardımcı olamazsınız. Siz kaygılıyken bedeniniz ve ona bağlı olarak davranışlarınız az yada çok değişir. Örneğin daha yüzeysel solunum, daha sık kalp çarpıntısı, dikkatinizi belli bir konuya toplayamama, hemencecik alınma veya en ufak şeyden öfkelenme gibi belirtiler, kaygı sonucu ortaya çıkar. Bedeninizin ve davranışlarınızın farkındaysanız bu değişiklikleri hemen gözleyebilirsiniz. Kaygılı olduğunuzun farkına vardığınızda önünüzde iki olanak vardır. Kaygılı olduğunuzu ya kabul eder ya da etmezsiniz. Kaygılı olduğunuzu kabul etmezseniz, bundan sonraki adımları uygulama fırsatı bulamazsınız.

    2-İçinde bulunduğunuz durumdan bir süre uzaklaşın ve durumunuzu gözden geçirin. Örneğin evdesiniz ve ev ortamında iken kaygılı duruma girdiğinizi fark ettiniz ve bu kaygının altında yatan nedenleri bulmaya karar verdiniz. Kararınızı uygulamaya koyabilmek için ev ortamından bir süre uzaklaşın ve ev durumunuzu gözden geçirin.

    Bir süre uzaklaşmak değişik biçimlerde yapılabilir. Bir yürüyüşe çıkabilirsiniz, bir parka gidip oturabilirsiniz, ne yaptığınız önemli değil, önemli olan bir süre ev ortamından uzaklaşmaktır. Kaygınız iş ortamıyla ilgiliyse, işten bir süre uzaklaşın ya da iş başında olmadığınız bir zamanda aşağıdaki basamakları gözden geçirmeye devam edin.

    3-kendinizi en iyi (en rahat) hissettiğiniz ortamı hayal edin; gözlerinizi yavaşça kapayın, hiç acele etmeden sakin bir biçimde nefes alıp vermeye başlayın. Derin ve muntazam nefes alın ve yavaş yavaş gayet sakin bir biçimde nefes verin, her nefes alıp verişte ondan sıfıra doğru birer birer sayın. Bir rakamına ulaştığınızda kendinizi huzur dolu hissettiğiniz bir ortamda hayal edin ve hayalinizi bir miktar devam ettirin. (3-4 dakika bu hayalinizi sürdürün.) Bu arada muntazam olarak nefes alıp vermeye devam edin. Hayal kurmanız bittikten sonra gözlerinizi yavaşça açın.

    4-Kaygınızın temelinde yatan nedenleri anlamaya çalışın.

    5-Kaygınızın ortadan kalkması için uygulayacağınız kısa süreli ve uzun süreli çözüm yollarını saptayın.

    6-Kısa süreli çözüm yollarını hemen uygulamaya koyun ve uzun süreli çözümler için gerekli adımları atmaya hazırlanın. İşe ufak ve basit adımlarla başlamakta yarar vardır.

    7-Kaygı için harcadığınız enerji ve zamanın hiçbir yararı olmadığını unutmayın.

    8-Kaygınızı abartmaktan sakının, olumsuz duyguları abartarak olduğundan daha da kötü göstermek çoğumuzun alışkanlığıdır. Böyle bir eğilim kısır döngü yaratır. Kaygı abartılınca daha çok kaygıya, daha çok kaygı daha çok abartmaya, abartma kaygının yeniden artmasına yol açar. Böylece enerji ve zaman kaygıyı çözme yerine büyütüp, beslemeye harcamış olur. Bu kısır döngüye girmekten sakının.

  • Bebeğinizin birinci yılı: güzel beklentiler

    Gülümseme

    İki ay boyunca uykusuz kaldınız. Onu her saat sakinleştirmeye çalıştınız. Tabii bu arada bol bol da gözyaşı gördünüz. Bu arada belki arada parlayan bir gülümseme gördünüz ama bunun nedeni gaz da olabilirdi. Şimdi asıl ödülü alma zamanı. Yaklaşık 2 aylık olduğunda, bebeğiniz size gülümseyecek! Bebeğinizin dayanılmaz gülümsemesi için genellikle sesinizi duyması veya yüzünüzü görmesi yetecek.

    Kahkaha
    Bebeğinizin sık sık ağlayan sesi sizi köşeye sıkıştırdıysa, direnmeye devam edin. Bebeğiniz 4. ayını tamamladığında, belki de duyup duyabileceğiniz en tatlı sesi, yani bebeğinizin kahkahasını beklemeye başlayabilirsiniz. Bunun en iyi tarafı da, bebeğinizin ne kadar kolay kahkaha attığını görmektir. Gülünç suratlar, gıdıklama ve ce-ee’ler kıkır kıkır kahkahalar atmasına yetecektir.

    Deliksiz Uyku
    Diğer hiçbir ilk ana benzemeyen deliksiz uyku, yeni ebeveynler için bir mucize haline gelir. Yeni doğan bir bebeğin tüm gece uyumasını beklemek gerçekçilikten ve sağlıklı düzenden uzaksa da, ebeveynler yakın zamanda rahata kavuşacaklarını unutmamalıdır. 4-6 ay sonrasında, çoğu bebek tüm geceyi deliksiz bir uykuyla geçirebilir.

    Dik Oturma
    Her zaman karnınızın üzerinde uzanmanız gerektiğini düşünün. Dünya nasıl da farklı görünürdü! 5 veya 6 ay sonrasında, çoğu bebek destekle dik oturabilir. Destek için, ya ellerini önlerine koyar ya da yastıklara veya mobilyalara yaslanırlar. Bebekler, genellikle 7-9 ay civarında desteksiz oturabilmeye başlar.

    Emekleme 9 aya gelindiğinde, çoğu bebek hem ellerini hem de ayaklarını kullanarak emeklemeye başlar. Bazı bebeklerse hiç emeklemeden sürünmeyi veya kıvrıla kıvrıla ilerlemeyi tercih eder. Emekleme çok önemli bir gelişme değildir ve kaymayı veya sürünmeyi tercih eden bebekler de genellikle diğer gelişmelere zamanında erişir.

    El Sallama

    ‘Bay bay’ anlamında el sallama sadece şirin bir hareket değildir – aslında, bir dil ifadesidir. 9 aya varıldığında, çoğu bebek sesler, jestler ve anlamlar arasında bağlantı kurmaya başlar. El sallamanın ‘bay bay’ ifadesiyle bağlantılı olduğunu anlar.
    Elle Yemek Yeme
    Kaşıkla besleme ihtişamını kaybetmeye başladıysa, bebekler kendi başlarına yemek yemeye hazırdır. 9-12 ay arasında, bebekler ellerini ve parmaklarını kontrol edebilmeye başlar. Bu da, parçalı yiyecekler gibi küçük nesneleri kavramalarını kolaylaştırır. Ne yazık ki, bu yaşın üstündeki bebekler tatları ve dokunuşları keşfetmeye bayıldığından, ağızlarına atmak isteyecekleri tek şey yiyecek olmayacaktır. Bu yüzden, çevre güvenliği bu yaşta dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.

    Ayakta Durma
    12 aya varıldığında, çoğu bebek kısa süre de olsa desteksiz ayakta durabilir. Ayrıca, mobilyalara veya başka nesnelere dayanarak küçük adımlar da atarlar – buna “sıralama” adı verilir. Bağımsız bir şekilde yürümeyi öğrendikleri andan önceki haftalarda veya aylarda, bebekler sıralayarak, kendilerini asıl yürüme aktivitesine hazırlar.

    Adım Atma
    İlk adımı, ilklerin kralı olarak görebilirsiniz. Bebeğinizin kendi başına attığı ilk adım kadar beklenen (veya kaydedilmeye çalışılan) başka bir an yoktur. Ancak, her bebek bir yaşına vardığında yürümeye başlamaz. Normal yürüme yaşı 9 ila 17 aydır ve çoğu bebek, ilk adımlarını yaklaşık 13. ayda atar.
    İlk Kelime
    “Anne! “Baba!” Bebeğinizin adınızı söylediğini duymak kadar güzel bir şey yoktur. Bu da bir yaş civarında gerçekleşir. Bu zamana kadar, çoğu bebek en az bir gerçek kelime söyler ve başkalarını taklit etmeye çalışır. Ufaklığınızın düşüncelerini nihayet öğreneceğiniz an yakındır.

  • Systema lymphoıdeum – lenf sistemi

    Lenfler Hakkında Genel Bilgiler

    1. Vücudun herhangi bir yerinde yerleşmiş lenfoid doku içinde (lenf nodları, dalak, timus ve tonsilla).

    2. Kemik iliğinde yer alan miyeloid doku içinde Timus’un ürünü olan lenfositlere T-lenfositi, myeloid dokunun ürünü olan lenfositlere B-lenfositi adı verilir.

    Birçok lenf damarları diseksiyonda görülmezler, ancak özel yöntemlerle canlıda (in vivo) demonstre edilebilirler.

    Lenf kapilleri birçok dokularda, kör uçlarla başlarlar. Aralarında birleşerek daha büyük toplayıcı (afferent) damarları oluştururlar. Bu damarlar en yakındaki veya bölgesel lenf nodlarına giderler.
    Kural olarak lenf, kan dolaşımına karışmadan önce bir veya birkaç lenf nodunun içinden geçer.

    Bir lenf kapillerinin duvarı, kan kapillerine benzer şeklinde tek katlı endotel hücrelerinden yapılmıştır. Damarlar büyüdükçe duvarda bağ dokusu görülür. En büyük lenf damarları truncus lymphaticus ve ductus lymphaticus dexter adını alırlar. Bunların duvarında ayrıca düz kaslarda bulunur.

    Lenf düğümlerine (nodüllerine) lenf taşıyan damarlara afferent lenf damarları, lenf nodundan çıkan lenf damarına efferent lenf damarı denir. Ancak bir lenf düğümünün effrent lenf damarı başka bir lenf düğümünün afferent lenf damarı olabilir. Lenf bir veya birkaç lenf düğümünden geçtikten sonra, truncus lymphaticus denilen daha büyük damarlara girer. Bu truncus’lar da aralarında birleşerek iki büyük kanal oluştururlar.
    1. Ductius thoracicus.
    2. Ductus lymphaticus dexter.
    Birincisi sol V.jugularis interna ile sol V. subclavia’ nın birleştiği köşeye açılır.
    Baş ve boynun sağ yarısı, sağ üst ekstremite ve toraksın sağ üst yarısının lenfini Ductus lymphaticus dexter’ e, geriye kalan tüm vücut kısımlarının lenfini Ductus thoracicus boşaltır.

    Yüzeysel lenf damarları: bunlar derinin veya derialtı dokusunun içinde seyrederler. Lenf kapilleri derinin yüzeysel kan damarlarına paralel seyrederler ve aralarında birleşerek daha büyükçe damarları yaparlar. Yüzeysel lenf damarları sonunda derin lenf damarlarına dökülürler.

    Derin lenf damarları: Bunlar derin fasiya ve yüzeysel fasiya içinde seyrederler. Çoğunlukla da büyük derin kan damarlarını yandaş izlerler. Bu lenf damarlarının duvarları kalıncadır ve bağ dokusu ile düz kas lifleri içerirler. İçlerinde kapakçıklar vardır.

    Lenf Düğümleri (Nodülleri)

    Yuvarlak, oval veya fasulye şeklinde yapılardır. Şiştikleri zaman kolayca palpe edilirler. Lenf düğümleri aksillar ve inguinal bölgede önemli kümeler oluştururlar. Boyun damarları yandaş olarak da zincir yaparlar.
    Lenf düğümleri lenfatik doku kümeleri içerirler. Büyüklükleri bir toplu iğne başından iri bir fasulye büyüklüğüne kadar değişebilir.

    Genellikle düğümün bir tarafında hilus adı verilen bir girinti vardır. Buradan kan damarları, sinirler düğüme girerler. Düğümün efferent damarı hilus’dan çıkar. Düğümün çevresi bir kapsülle sarılmıştır. Afferent lenf damarları düğüme periferde herhangi bir yerden, kapsülü delerek girerler. Bir düğüme çok sayıda afferent damar girebilir.
    Düğüm dışta kalın bir cortex ve içte daha koyu bir medulla’ dan oluşmuştur. Hilus’ ta cortex yoktur.

    Kapsül düğümün içine doğru trabekula denilen bölmeler gönderir. Trabekulaların arasını ise daha ince retikulum ağları doldurur. Trabekula ve retikulum lenfoid dokunun sünger şeklinde iskeletini oluşturular.

    Korteks kısmında lenfositler lenf folükülleri yaparlar. Medulla ise hücre kordonlarından oluşmuştur.

    Retikuloendoteliyal hücreler trabekulalar boyunca dizilmiştir bunlar, lenf düğümünün içinden geçerken içindeki yabancı maddeleri temizlerler. (Örneğin, akciğerin lenf düğümleri bireyin içtiği sigara dumanındaki yabancı maddeleri ve soluduğu tozları temizler).
    Lenf afferent damarlardan korteks’ in altındaki subkapsüler aralığa (sinus marginalis) dökülür. Lenfatik ve retikuloendoteliyal hücreler arasında süzüldükten sonra, genellikle bir tek efferent damardan ve hilus’ tan lenf düğümünü terkederek ya başka bir düğüme veya daha büyük lenf damarlarına akar.

    Lenf düğümlerine giren sinirler yalnızca vazomotordur (kan damarlarının lümenlerini daraltıp, genişletirler).

    Lenf vücudun çeşitli dokularındaki hücreler arası aralıklardan toplanır.
    Genellikle bir kapiller yatağının arterioler ucundan, venöz ucundan absorbe edilenden daha fazla doku sıvısı oluşur. Bu fazla sıvı lenf kapilleri tarafından boşaltılır.

    Lenfatik Sistemin Fonksiyonları

    1. Doku sıvısı ve proteinin boşaltılması : Lenf kapilleri özellikle hücreler arası boşluktan plazma absorbe ederler ve bu plazmayı venöz dolaşıma aktarırlar. Bu aktarma sırasında lenf, nodlarından geçerken içindeki zararlı maddeler makrofajlar tarafından fagosite edilir. Aynı yoldan enfekte bir alandan alınan bakteri ve mikroorganizmalar da yakalanırlar ve bunların kan dolaşımına girmesine engel olunur.

    2. Yağ emilimi ve iletimi: İnce bağırsağın lenf damarlarına özel olarak lakteal ismi verilir. Bu damarlar içinde dolaşan lenf süt beyazı renktedir ve chylus adını alır.

    Chylus bağırsaklardan emilen yağ, yağ asitleri, gliserol, amino asitler, glukoz ve diğer maddeler (örneğin; ilaçlar) içerir.

    3. Vücut savunma mekanizmasına katkı: Lenfatik sistem vücut için çok önemli olan bağışıklık mekanizmasının büyük bir kısmını içerir. Enfekte alandan lenf kapillerine giren küçük miktarda bir yabancı proteine karşı immünolojik olarak görevli hücreler tarafından özgün antikor hazırlanır veya lenfositler doğrudan enfeksiyon alanına kan damarları ve doku sıvısı yoluyla ulaşırlar. Buna bağışıklık cevabının humeral mekanizması denir. Eğer organizmaya yabancı doku nakil (organ transplantasyonu) yapılırsa, lenfositler nakledilen yabancı dokunun reddi için çalışırlar.

    Klinik Önemi

    1. Enfekte bir alanın lenfini boşaltan lenf damarları ile ilgili lenf düğümleri çoğunlukla iltihaplanır. Lenf damarlarının iltihaplanması lenfanjit denir.

    2. Mikrofilaris nocturum adı verilen bir parazitin yumurtaları lenf damarlarına girerek büyük damarları tıkayabilirler. Sonuçta bacaklar, erkeklerde scrotum gibi vücut kısımları aşırı derecede büyüyebilir. Bu hastalığa Elefantiyazis (Fil hastalığı) adı verilir.

    3. Kanser hücreleri de lenfatik damarların tıkanmasına ve ödeme neden olabilir.

    4. Radikal mastektomi gibi ameliyatlarda çok sayıda lenf düğümünün çıkarılması sonucu, lenf akımının yetersiz kalması sebebiyle üst ekstremiteler de şişmeler görülebilir.

    5. Lenfatik sistem kanser hücrelerinin metastazında (yayılmalarında) önemli bir yoldur. Bu duruma malign hücrelerin lenfojenik metastazı denir. Lenf düğümlerinin sünger şeklindeki iskelet yapısı hatırlanırsa, lenfe karışan bir kanser hücresinin lenf nodunda kolayca takılıp üreyebileceği hemen anlaşılır.

    6. Lenf damarlarının ve düğümlerinin röntgen filminde görünür duruma getirme çalışmasına lenfanjiyografi adı verilir. Bu ancak bir periferik lenf damarının kanüle edilerek içine radyopak madde enjeksiyonuyla olabilir.

    Lokal Lenf Düğümleri

    Vücudumuzdaki lenf düğümleri, alttaraf, pelvis, karın, göğüs, baş ve boyun lenf düğümleri olmak üzere altı ana başlık altında incelenir.

    1. Alttaraf lenf düğümleri : İnguinal, popliteal ve anterio- tibial olmak üzere üç grup oluştururlar. İnguinal lenf düğümleri 1-3 tanesi derin olmak üzere toplam 12-16 adet lenf düğümlerinden ibarettir. Yüzeysel (süperficial) inguinal lenf düğümleri serbest alttaraf, dış genital organlar ile kalça ve karın ön duvarından lenf toplarlar. Poplitea da bulunan popliteal lenf düğümleri 6-7 tane olup, ayak ve bacaktan aldıkları lenfayı inguinal lenf düğümlerine
    gönderirler.

    Lymphonodi inguinalis superficialis Klinik Bilgi

    1. Superficial lenf düğümlerir çok yüzeysel yerleştiği için patolojik değişikliklere uğramasalar bie palpe edilebilirler.
    2. Lenf düğümlerini radyolojik olrak görünür duruma getirme çalışmasına lenfanjiografi denir. Ayak sırtında deri altına enjekte edilen tripan mavisi lenf damarlarını görünür hale getirir. Görünen damara girilerek radyopak madde enjekte edilir.
    3. İnguinal lenf düğümlerinin yalnız alt extremite lenfini değil, dış genital organlar, anal kanal ve perineum ve kısmen de uterus’ un lenfini de aldığını bilmek klinik açıdan önemlidir.

    Alt extremiteden gelen minor sepsisler bu düğümleri şişirebileceği gibi, dış genital organlar ve anal kanalın kanserleri veya perineum apseleri de bu lenf düğümlerini şişirebilirler.

    2. Pelvis lenf düğümleri : Parietal ve visseral olmak üzere iki grup halinde incelenirler. Parietal grup, iliak damarlar boyunca visseral grup pelvis organlarının yakınlarında (Örneğin Lymphonodi paravesiculares, Lymphonodi pararectales) bulunurlar. Bu düğümlerin lenfası, lumbal düğümler üzerinden Truncus lumbalis yolu ile Cisterna chyli’ ye akar. Alttaraf lenfatikleri pelvis lenf düğümlerine bağlanır.

    3. Karın lenf düğümleri : Karın ön ve yan duvarlarının lenfası iki ayrı bölgesel lenf düğümü grubuna ulaşır, Göbeğin üzerindekiler aksiler, göbeğin altındakiler inguinal lenf düğümlerine akar. Karın boşluğunun lenf düğümleri, parietal ve visseral olmak üzere iki grupta incelenir. Parietal grup, V. cava inferior ve Aorta abdominalis’ in etrafında (Lymphonodi lumbales) visseral grup ise Truncus coeliacus A. mesenterica superior et interior etrafında yer alır. Lumbal lenf düğümlerinin efferentleri Truncus lumbalis-Cisterna chyli’ ye, visseral lenf düğümlerinin efferentleri ise Truncus intestinalis yolu ile Cisterna’ ya akar.

    4. Göğüs lenf düğümleri : Göğüs duvarı lenf düğümleri parietal, göğüs boşluğunda bulunan organların yakınındaki lenf düğümleri de visseral grubu oluştururlar. Parietal grupta parasternal, interkostal ve diafragmatik lenf düğümleri vardır, visseral grup lenf düğümleri üst ve arka mediastinumda, Arcus aortae, Trachea, bronşlar ve Osephagus etrafında yer alır. Bu lenf düğümlerinin efferentleri Truncus bronchomediastinalisler yolu ile Ductus.thoracicus ve Ductus lymphaticus dexter ‘e akar.

    5.Üsttaraf lenf düğümleri : Üsttarafta el sırtı ve avuç içinde oluşmaya başlayan lenf damarları yüzeysel ve derin iki yol izleyerek bölgesel lenf düğümlerine ulaşır. İlk durak cubital, ikinci durak ise aksiller lenf düğümleridir. Önemli bir bölgesel lenf düğümü topluluğu olan aksiller lenf düğümleri 5 grup halinde (Apikal, sentral, lateral, subscapuler ve pektoral lenf düğümleri) yerleşmişlerdir. Efferentleri Truncus subclavius yolu ile solda Ductus. thoracicus’ a sağda Ductus lymphaticus dexter’e ulaşır.

    6. Baş ve boyun lenf düğümleri : İnsan vücudunda mezenter lenf düğümlerinden sonra en kalabalık lenf düğümü topluluğu baş-boyunda bulunur. Bu düğümler, iki horizontal, üç vertikal zincir oluştururlar. Üst horizontal zincirde oksipital, mastoid, parotideal, facial, submental ve submandibuler alt horizontal zincirde ise supraclavikular ve skalen lenf düğümleri yer alır. Vertikal zincirler yüzeyel ve derin boyun lenf düğümleri (Lymphonodi cervicales superficiales et profundi) tarafından oluşturulur. Baş-boyun lenfası sonunda Truncus jugularis’ te sonlanır.

    Timus (Thymus) : Timus, göğüs boşluğunun ön üst bölümünde yer alan lenf sisteminin temel organıdır. Sağ ve sol iki loptan ibaret olan Timus’ un boyutları yaş ile değişiklikler gösterir. İki yaşında ortalama 12 gr ağırlığı ile vücudun kitlesine oranla relatif olarak en büyük boyuttadır. Puberteye kadar büyüyerek 30-40 grama ulaşır. Puberteden sonra kademeli olarak küçülür. (involutio) piramidal şekildeki Timus lopları dıştan bir bağ doku kapsülü ile sarılmıştır. Kapsülden ayrılan bölmeler (trabecula) ile timus dokusu 1-2 mm boyutlu lobuslara ayrılır. Her bir lobulus’un periferik bölümü yoğun küçük lenfositlerle doldurulmuştur. Bu alan corteks olarak adlandırılır. Lobulusların merkezi bölümleri (medulla) lenfositten fakir olup epitelioretikulositlerin oluşturduğu Hassal cisimcikleri’ ni içerir.

    Timus, kemik iliğinde yapılıp kendisine gelen lenfositleri spesifik antijenle duyarlıyarak T lenfositler haline getirir. T lenfositleri yıllarca yaşayarak hücresel immüniteyi sağlarlar.

    Timus ayrıca, timosin, alfa timosin, β 1.2…5.timopoietin, I-II timik humoral hormon (THH). timostimulin ve faktör timik serum (FTS) gibi hormonları salgılar.

    Tonsillalar (Bademcikler) : Ağız ve burundan yutağa geçişte, mukoza altında bulunan lenf follikülleri çok gelişmiş olup mukozayı itmiş ve makroskopik olarak görünür hale gelmişlerdir. Bunlar tonsilla (bademcik) olarak adlandırılır.

    Tonsillalar lenfosit üretirler, bu lenfositler mukozayı geçerek ağız ve yutak boşluğuna geçerler. Yutak girişinde yer alan tonsilla pharyngealis (adenoidea), tonsilla tubaria, tonsilla palatina ve tonsilla lingualis’ ten ibaret 6 bademcik kesintisiz bir savunma halkası oluştururlar.

    Appendix vermiformis, çok yoğun lenfoid bir doku içerdiğinden bazı Anatomistler tarafından Tonsilla abdominalis olarakda adlandırılır.

    Dalak (Splen, Lien) : Büyük bol damarlı bir lenfatik organdır. Karın boşluğunun sol üst köşesinde ve Diafragmanın altında bulunur. Vücudun en büyük lenfoid doku kitlesidir. Normal olarak dıştan elle palpe (elle yoklama) edilemez. Ancak bazı hastalıklarda büyürse kaburgalar altında yoklanabilir. Dalağın Diafragmaya bakan yüzü konveks ve düzdür. Organlara bakan yüzü ise hem organ izleri ve hem de hilus (göbek) adında çukur bir bölge bulunur. Hilus’ tan damar ve sinirler organa girerler

    Dalak yumuşak çok damarlı ve koyu kırmızı renktedir. Eritrositlerin (alyuvar) tahribi ve demirden yeni hemoglobinin hazırlanması ile görevlidir. Bunun yanında hasarlanmış fonksiyon dışı kalmış kan hücreleri ve trombositleri kandan filtre eder. Kandaki yabacı partiküller,bakteri ve virüsler dalakta immun cevabı başlatarak hücresel ve humoral immun cevapları ortaya çıkarır. Lenfanın immunolojik bir filtresi olarak görev yapan lenf düğümlerine benzer şekilde,dalakta kanın immunolojik filtresi gibi işlev yapar.

    Dalak önemli bir fagositik ve bağışıklık organıdır. Herhangi bir nedenle çıkarılması veya doğuştan yokluğu durumunda, her ne kadar dikkate değer bir klinik sorun yaratmazsa da kanda bazı karekteristik değişmelere neden olur. Örneğin,splenik anemi gibi.

    Dalak, koyu kırmızı renkte, taşıdığı kan miktarına göre 100-200 gram ağırlığında, yaklaşık olarak 4 x 8 x 12 cm boyutlarındadır. Fibröz kapsülünün gönderdiği trabeküller ile bölünmüş olan dalak dokusu, beyaz ve kırmızı pulpa olarak adlandırılan iki tip lenfoid kitleden oluşur. Beyaz pulpa.Lymphonodi splenicus (Malpighi follikülleri), kırmızı pulpa ise lenfoid kordonlardan (Chorda splenica – Billroth kordonları) yapılıdır.

    Dalak Klinik Bilgi

    1 Dalağın bir kısmı çıkarılırsa çok hızlı rejenerasyona uğrar. Ancak dalağın tamamının bile çıkarılması (splenektomi) fazla bir fonksiyonel bozukluk yapmaz.

    2. Splenomegali dalağın aşırı büyümesi olgusudur. Hastalıklı dalak normal büyüklüğünün 10 misline ulaşabilir. Bu durumda karın boşluğunun sol yarısını tamamen doldurur. Dalak büyüdüğü zaman sol kostal kenarın altına iner ve çentikli üst kenarı aşağı ve içe doğru bakar. Hasta derin nefes aldığı zaman bu çentikli kenar aşağı ve öne doğru hareket eder ve karından palpe edilebilir.

    3. Travma, tümörler bazı hematolojik hastalıklar dalağın çıkarılmasını gerektirebilir. Splenektomi dediğimiz bu ameliyat sırasında Cerrah, dalağa dokunan pankreas’ ın kuyruğunu zedelememeye dikkat etmelidir.

    4. Dalak kaburgalar tarafından iyi korunduğu halde, karna gelen darbelerde kolay yırtılan bir organdır. Dalak yırtılmasında aşırı intraperitoneal kanama olur ve hasta şoka girebilir.

    5. Enfeksiyoz mononukleaz, sıtma veya septisemi’ de dalak çok büyüdüğü için kendiliğinden yırtılabilir buna spontan dalak ruptürü adı verilir.

    6. Lienis accessorius : Bir veya iki küçük fazladan oluşmuş dalak insanların
    % 10’ unda vardır. Bunlar 1 cm. kadar çapında ve Pankreas’ ın kuyruğuna gömülmüş olarak bulunurlar. Bazen gastrolienal ligamentin iki yaprağı arasına da yerleşirler.

    Splenik anemi gibi dalağın çıkarılması endikasyonu olan bir hastalıkta, eğer bu yardımcı dalaklar da çıkarılmazsa ameliyattan sonra hastalığın semptomları devam eder.

    7. Splenoportografi adını verdiğimiz bir yöntemle dalağı radyolojik olarak görebiliriz. Bunun için dalağın içine radyopak madde enjekte edilir. Ayrıca dalaktan kolayca iğne biopsisi de yapılabilir. Ancak bu işlemler sırasında dalağın Recessus costodiaphragmaticus ile ilişkisini akılda tutmak çok önemlidir. Bu recessus mid-aksiller hatta 10. costa düzeyindedir. İğne ile recessus’ tan pleura boşluğuna girilirse pnömothorax olabilir.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.(Ph.D.)