Etiket: Adet

  • HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    Hanımlarımızı oldukça tedirgin eden klinik tablolardan birisi de adet

    görememe yani tibbi ismiyle amenore’dir.

    Bir kız çocuğu ,14 Yaşına geldiği halde,memelerde büyüme ve

    gelişme olmaması, veya tüylenme gibi ikincil cinsiyet karekterlerinin

    gelişmemesi veya 16 yaşına gelmesine rağmen,ilk adetin görülmemesi

    veya normal adetlerini gören kadında 3 ay üstüste adet görülmemesi

    durumunda adet görememe veya amenore durumundan söz edilir.16

    yaşına kadar hiç adet görememe durumuna ‘primer amenore’,adet gören

    kadında adetlerin kesilmesine ise ‘sekonder amenore’ denilmektedir.

    Adet görememe şikayeti ile gelen kız çocukları veya

    kadınlar,mutlaka araştırılmalı ve özellikle yumurtalık hormonları,tiroid

    hormonları ve prolaktin(süt hormonu) hormonu bakılmalıdır.Daha sonra

    hastada yeterli östrojen olup olmadığı test edilmelidir;bu amaçla hastaya 5

    gün süreyle progesteron hormonu verlir ve 1 hafta içinde adet görüp

    göremediği izlenir.Hasta 1 hafta sonra adet görürse,büyük bir

    ihtimalle,hastada yumurtlama olmuyor demektir.Tabiiki erişkin hasta

    ise,hamile olmadığından emin olmak gerekir.Eğer hastada yumurtlama

    yoksa(anovülasyon),elbette bunun tedavisi yapılmalıdır.Eğer 5 günlük

    progesteron verilmesine rağmen,kanama olmuyorsa,ya östrojen yetersiz

    ya da kanama kanalları kapalı olabilir.Erişkin hanımlarda en sık

    sebep,kürtajların arkasından oluşabilen rahim içi yapışıklıklarıdır.Bunu

    anlamak için,hastaya östrojen+progesteron preparatları verilerek,adet

    olup olmadığına bakılır,rahim içi yapışıksa adet olmaz.

    Adet olamamanın yumurtalık veya beyin kökenli olduğunu anlamak

    için de,yumurtalık hormonları ile birlikte, beyinden salgılanan gonodotrop

    hormonlara bakılır;yumurtalık hormonları normal olduğu halde,beyinden

    salgılanan hormonlar yüksek seviyelerde ise,beyinde hormon salgılayan

    bir kitle olabilir veya yumurtalıklarda yetersizlik olabilir.Bazen bu durum

    düzelebilir bazen de düzelmez ve erken menopoz oluşabilir.Bazı

    hastalarda ise beyinden salgılanan hormonlar normal

    seviyelerdedir,ancak yumurtalıkları uyaramazlar veya yumurtalıklar bu

    hormonlara karşı duyarsızdırlar.

    Tüm tetkikler normal çıkıyorsa,stres,üzüntü gibi psikolojik nedenler

    veya hızlı kilo verme,aşırı egzersiz ve çevre ve iklim değişiklikleri gibi

    nedenlerle de amenore görülebilir.

    Daha iyi anlaşılması için,amenore denilen adet görememe

    durumlarını şu şekilde maddeler halinde özetleyebiliriz :

    gelişim bozuklukları ; doğumsal olarak rahim,tüpler ve vajenin

    üst kısmının olmaması halidir,yumurtalıklar normal olduğu halde,adet

    yoktur.

    ascherman sendromu ; kürtajlara bağlı olarak,rahim içinin

    yapışık olması durumudur.

    testiküler feminizasyon ; kişi genetik olarak erkektir,ancak

    erkeklik hormonuna karşı duyarsızlık olduğundan,karın içinde testisler

    olmasına rağmen,dış görünüşleri kadın gibidir.

    gonodal agenezis ; kişide yumurtalıklar gelişmemiştir.

    over yetmezliği ; erken menopoz halidir.

    radyasyon veya kemoterapi ; şua alınması veya çeşitli ilaçlara

    bağlı olarak,yumurtalıklar fonksiyonlarını kaybederler.

    hipofiz tümörleri ; en sık, süt hormonu salgılayan

    prolaktinoma’lar görülür ve aşırı süt hormonu seviyeleri de diğer

    hormonların da salınımlarını bozar.Bu durumda öncelikle tümör tedavi

    edilmelidir.

    stress,üzüntü,hızlı kilo verme ve çevre değişiklikleri de amenore

    nedenidir.

    Sonuç olarak,buluğ çağına geldiği halde hiç adet göremeyen kız

    çocuklarında veya normal adet gördüğü halde,adetleri kesilen

    hanımlarda,mutlaka sebep araştırılmalıdır ve buna göre de tedavi

    başlatılmalıdır.

  • ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    Normalde hanımlar 22-35 gün aralıklarla adet görürler (bir adet

    dönemi,bir adetin başlangıcından diğer adet’in başlangıcına kadar hesaplanır) ve

    3-7 gün kadar devam eder.İlk günler genellikle daha fazla olan kanama gittikçe

    azalır ve 7.gün civarında kesilir.Adet kanı’nın miktarı yaklaşık 50-60ml

    kadardır.Bazı hanımlarda iki adet ortasına denk gelen günlerde, lekelenme

    tarzında bir kanama olabilir ve her adet dönemi bu kanama tekrar edebilir .Bu

    kanamanın ovülasyon (yumurtlama) döneminde olduğu bilinmektedir.

    Anlatılan bu düzenden sapan her adet düzensiz adet’tir ve her düzensiz

    adet’in kendine özgü sebepleri ve tedavisi vardır.Bu nedenle de hastaların çok

    iyi öykü vermesi gerekmektedir.Jinekologlara başvuran hastaların çoğu,adet

    düzensizliği veya anormal kanamalar nedeniyle gelmektedir.

    Adet düzensizliği yapan nedenler,yaşa göre çok değişiklikler

    göstermektedir:

    Yeni doğan dönemi ; Anneden geçen hormonların doğumdan sonra

    hızla azalması sonu oluşan vajinal kanamalardır.

    Oyun çağı dönemi ; Bu dönemde genellikle vajene yabancı cisim

    konulması neticesinde kız çocuklarında vajinal kanamalar olabilir.

    Geç çocukluk dönemi ; Erken puberte (ergenleşme) denilen durum

    oluşur ki bu da bir tümör , hormon bozukluğu veya vajende yabancı cisim

    nedeniyle oluşabilir.

    Juvenil kanama(Genç kızlık dönemi) ; Bu kanama da genellikle

    yumurtalıklardan yumurtlamanın olmayışı ve düzensiz hormon

    (progesteron)üretimi neticesinde oluşmaktadır.Bazen kanamalar birkaç günden

    birkaç haftaya kadar sürebilir ve eksik olan hormon yerine konmak suretiyle

    tedavi edilir.Yalnız bu dönemde hormon tedavisi yaparken,dikkat etmek

    gerekir.Çünkü büyüme döneminde olan kız çocuklarında hormonlar,büyümeyi

    engelliyebilir.

    Üretken dönem ; Bu dönemdeki kanamalarda akla ilk gelen,gebelik

    olmalıdır.Gebelikte elbette kanama olmaz ,ancak “ düşük tehlikesi “veya “dış

    gebelik” durumunda vajinal kanamalar olabilir.Yine ,gebeliğin geç

    dönemlerinde “çocuğun eşinin erken ayrılması” veya “eşin aşağıda yerleşmesi”

    sonucunda da kanamalar olabilir. Yine bu döneme ait başka bir kanama

    nedeni,yumurtlama bozukluklarıdır.Genellikle yumurtlama bozuklukları

    sonucunda rahmin iç zarında (endometrium) kalınlaşma (hyperplazi) nedeniyle

    de kanamalar oluşur. Tabiiki en önemli kanama nedeni “kanserlerdir”.Dışarıdan

    alınan bazı ilaçlar ve özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları da kanama

    yapabilir.Aylık ve üç aylık doğum kontrol iğneleri de aynı şekilde,kanama

    yapabilir.

    Genital organ hastalıkları ; Vajinal tümörler ,rahim ağzındaki

    yara(erezyon)lar,polip veya rahim ağzından sarkan myom’lar,rahim ağzı

    kanserleri ve myom denilen rahmin kendi urları da düzensiz kanamalar

    yapabilir.

    Üretken çağ sonu dönemi ; Yumurtlama olmaması

    sonucu,yumurtalıklardan düzensiz hormon salınması neticesinde oluşan

    kanamalardır.Rahim içerisinde hiperplazi denilen kalınlaşmalar genellikle bu

    dönemde oluşur ve kanser riski fazla olan bu lezyonlardan mutlaka biopsi (parça

    almak) alınarak teşhis konulmalıdır.

    Menopoz ve sonrası dönem ;Hormon düzeyleri’nin düşmesi(atrofi)

    sonucu oluşabildiği gibi ,genital kanser sebepli de olabilir.Bu dönemde genital

    kanser riski arttığı için,ciddi inceleme gerektirmektedir.

    Tabiiki adet düzeninin sağlanmasında, beyin’in rolü çok

    büyüktür.Stressler,psikolojik bozukluklar ,iklimsel ve sosyoekonomik

    bozukluklar da düzensiz adet kanamalarına sebep olmaktadırlar.

    Adet düzensizlikleri veya adet dışı kanamalarda mutlaka muayene

    yapılmalı ,ultrason ,hormon tetkikleri ,smear ve endometrial biopsi(rahimden

    parça alınması) yapılıp kanama’nın nedeni ortaya çıkarılmalıdır.

  • Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Genç kızlarda ilk adet kanamalarının başladığı yaş (menars),ortalama 11-13 yaslarıdır. Mens kanamalarının özellikle ilk 1-2 yılı oldukça düzensiz olup daha sonra hormonal dengelerin yaşla birlikte düzene girmesiyle, adet düzensizlikleri ortadan kalkar. Bununla beraber,bazı genç kızlarda adet düzensizlikleri daha uzun süreler devam edebilir. Eger bir genç kiz 16 yaşını doldurdugu halde mens olmamışsa, diğer cinsel gelişim unsurları halen tamamlanmamışsa ( meme gelişimi,koltuk altı ve pubik kıllanma gibi), düzensiz adetleri devam ediyorsa veya adet kanamalari yoğun ve sık aralıklarla oluyorsa bir jinekoloğa başvurmalıdır.Primer amenore, polikistik yumurtalık hastalığı, kanama-pıhtılaşma mekanizması bozuklukları, sık ve yoğun mens kanamalarına bağlı anemiler tetkik ve tedavi gerektiren durumlardır.
    Polikistik yumurtalık hastalığı, ergenlik döneminde baslayıp ilerleyen dönemlerde tüylenme-kıllanma artışı, aşırı kilo alımı(obesite), kısırlık(infertilite) ve çeşitli metabolik hastalıklarla beraber devam edebilir; bu duruma ‘’polikistik over sendromu’’adı verilir.Erken teşhişle birlikte,hastalık semptomlarının kontrol altına alınması,yumurtlamalarının uygun tedavilerle düzene sokulması,kısırlığın önlenip hanımın çocuk sahibi olabilmesinin sağlanması mümkündür.
    Ergenlik dönemi ve sonrasında uzun süren (7-10 günden uzun) ve yoğun adet kanamaları (günde 80ml yani ortalama 3 pedin üzerinde )veya sık aralıklarla olan (15 günden kisa temizlik dönemleriyle birlikte)kanamalar genç kız ve kadınlarda demir eksikliği anemisi gelişmesine neden olabilir. Kronik anemiler,özellikle gelişim çağındaki genç kızlarda gelişimde yavaşlama,dikkat ve konsantrasyonda azalma, iştahsızlık, başağrısı, çarpıntı gibi sikayetleri beraberinde getirebilir. Daha siddetli anemilerde,’’PIKA’’adıverilen,toprak,kil,kahve yeme isteği gibi anormal iştah değişiklikleri görülebilir.Bu tür durumlarda hem demir içeren ilaçlarla destek tedaviler,hemde adet kanamalarını düzene sokup kanama yoğunluğu ve sıklığını azaltıcı hormonal tedaviler bir arada verilmelidir. Genç kızlarımızın ergenlik çağlarında bilinçli anneler ve eğitmenler ve de hekimlerce bilgilendirilmeleri, ilk mensini gördüğü günden itibaren belli periyotlarla bir uzman tarafindan değerlendirilmeleri onların sağlıklı bir üreme ve doğurganlık dönemine girmelerini sağlayacağı için önemlidir.

  • HİPERPROLAKTİNEMİ

    HİPERPROLAKTİNEMİ

    Prolaktin hormonu süt hormonu olup belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

    Prolaktin hormonu beynimizin hipofiz bezinden üretilir. Kadınlarda normal prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml nin altındadır. Prolaktin hormonunun yüksekliğine yol açan durumları şöyle sıralayabiliriz.

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet.gif Hamilelik ve emzirme dönemleri Hipofiz bezinin prolaktin salgılayıcı tümörler (mikroadenomlar ve makroadenomlar) Hipotiroidi, yükselen TRH hormonu yüksekliği Psikiyatride kullanılan ilaçların bir kısmı (antidepressanlar ve antipsikotikler) Diğer farmakolojik ilaçlar (özellikle bulantı giderici ilaçlar) Diğer sebepler (Böbrek yetmezliği, Karaciğer sirozu gibi) İdiopatik (sebebi tespit edilemeyen) nedenler

    Prolaktin hormonu yükselince (hiperprolaktinemi durumunda) vücutta ne olur? -Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama) -Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore). -Yumurtlamanın bozulmasına bağlı olarak gebe kalamama (kısırlık) görülebilir

    Ayrıca prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler ise şöyledir;

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet2.gifHipofiz, hipotalamus belgelerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozukluğu Tümörlerde baş ağrısı görme bozuklukları Tiroit bezi çalışma bozukluklarında; halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı, depresyon

    Tanı Eğer prolaktin seviyeleri yüksek ise yapılması gereken mutlaka troid hormonlarına bakılmalıdır. Ayrıca Hipofiz MR çekilir.

    Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

    Hiperprolaktinemi ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı en geçerli ve sağlıklı yöntemdir, prolaktin hormonu üretimini ve kana salınımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır ve hastaların çoğunda ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar. Ancak ilaç tedavisi yan etkilerden dolayı kolay bir tedavi değildir. Bazı hastalarda baş dönmesi, bulantı ve halsizlik, tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir, bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar. Öncelikle Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve bu neden tedavi edilmelidir. Şikâyet gebe kalamama olduğunda ve kişide prolaktin yüksekliği saptanmışsa genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır. Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda ise prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Şikâyet adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılabilir ancak çocuk isteği olmayan bir kadında sadece belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan doğum kontrol hapı gibi ilaçlardan da faydalanılabilir.

    Hipofiz Adenomunun Tedavisi

    Görüntüleme yöntemleriyle kişide hipofiz adenomu adı verilen iyi huylu tümörler saptandığında öncelikle bunun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır. Adenomlar iyi huylu tümörlerdir ve oldukça da sık gözlenirler, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle yavaş büyürler. Yapılan otopsilerde 70 yaşında olup şikâyeti olmadığı bilinen kadınlarda bile % 5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir. Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikro adenom, büyük olanlara makro adenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır. Hipofiz adenomunun çevreye yaptığı baskının derecesi genellikle görüntüleme yönteminde net olarak izlenmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine de başvurulur. Adenomların büyük kısmı prolaktin düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir. Böylelikle operasyonlara oldukça az başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebilir.

  • DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    Dismenore nedir ?
    Dismenore (ağrılı adet görme), günlük aktiviteleri engelleyecek düzeyde ağrılı adet görme olarak tanımlanan bir durumdur. Bazı kişilerde her ay birkaç gün, günlük aktiviteleri engelleyebilir. 
    Genellikle adet kanamasından birkaç saat önce kanama ile başlar, kanamanın başlamasından sonraki ilk 12 saatte en şiddetli düzeye ulaşır ve gittikçe azalarak birkaç saatte kaybolur. Bazen birkaç gün de sürebilir. 

    Ağrı, aralıklı kramp tarzında veya zonklayıcı şekilde en fazla karın alt bölgelerinde ve kasık bölgelerinde hissedilir. Ağrı bel ve bacaklara da yayılma eğilimi gösterir. 
    Ağrı yanında başka şikayetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, karında gaz hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, sinirlilik, ateş basması ve bazen bayılmalara varan belirtilerin biri veya birkaçı ağrı ile birlikte görülebilir. 

    Dismenore(ağrılı adet görme ) sınıflandırılması nasıldır ?
    1) Primer Dismenore: Muayene ve ultrasonografik incelemelerle herhangi bir neden saptanamayan, genellikle genç kızlarda adetler başladıktan sonra başlayan ve devam eden ağrılı adet görme durumudur. 

    Adet kanamaları esnasında rahimden Prostaglandin denilen hormon benzeri maddeler salgılanır. Prostaglandinler, rahim içerisindeki dokuların dökülerek kanama ile birlikte vücuttan atılmasını sağlarken rahimde kasılmalara ve ağrı hissedilmesine neden olurlar. Kasılmaların bir diğer amacı, kasların arasında bulunan damarlar sıkıştırılarak kan kaybının azaltılmasıdır. 

    Sonuç olarak primer dismenorede sorumlu olan durum, Prostaglandinlerin salgılanmasıdır.

    2) Sekonder Dismenore: Muayene ve incelemelerle durumu açıklayan bir neden saptanan ve genelde adetlerin başlamasıyla değil, sonradan başlayan ağrılı adet görme durumudur. 
    En sık görülen nedenleri; endometriosis, myomlar, adenomyozis, rahim ağzında darlık, rahim içinde veya ağzında polipler, yumurtalık kistleri, pelvik enfeksiyonlar, spiral kullanımıdır.

    Endometriosis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin rahim dışındaki dokularda, en sıklıkla yumurtalıklar ve tüplerde yerleşmesidir. Bu hücreler hormonlara duyarlı olup kanamalı odaklar oluşturarak çevre dokulara yapışıklıklarla ağrılı adet görme ve beraberinde ağrılı cinsel birlikteliğe neden olurlar. 

    Myomlar: Rahim duvarını oluşturan kas dokusundan kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Bazı myomlar yerleşim bölgelerine göre ağrılı adet görme nedeni olabilirler.

    Adenomyozis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin , rahim duvarını oluşturan kas hücreleri içerisine yaygın olarak dağılmasıdır. 

    Rahim ağzında darlık: Geçirilmiş enfeksiyonlar veya geçirilmiş küretajlar sonrasında rahim kanalında yapışıklıklar sonucu daralmalar oluşabilir. 

    Dismenore( Ağrılı Adet Görme) tanısı nasıl koyulur ?
    Genellikle, adet dönemlerinde günlük aktiviteleri etkileyecek kadar şiddetli ağrısı olan hastalar kolaylıkla tanınır. Bu aşamada titiz bir jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme, primer ve sekonder dismenore ayrımını yapmamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi, MR incelemeleri de ayırıcı ileri tetkikler arasında yer alırlar. Nadiren laparaskopi tanı ve aynı zamanda tedavi amaçlı uygulanabilir.

    Dismenore(Ağrılı adet Görme) tedavisi nasıl yapılır ?

    1) Ağrı kesici ilaçlar: Non-Steroid Antienflamatuar İlaçlar adı altındaki ağrı kesiciler, primer dismenorede en etkili tedavi aracıdır. Ancak mide bağırsak sistemindeki yan etkileri göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka tok karnına ve bol su ile alınmalıdır. 

    2) Hormonal ilaçlar: Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet ağrılarını önleyen en etkili yöntemlerden biridir. Ancak haplar bırakılınca ağrılar tekrar başlar. Ayrıca doğum kontrol hapları kullanması riskli kişiler bu tedavi yöntemini kullanmamalıdırlar.
    Östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanamayanlar, progesteron içeren yöntemleri de deneyebilirler. Aylık veya üç aylık uygulanan iğneler, ilaçlı rahim içi araçlar, deri altına yerleştirilen implantlar ve yalnız progesteron içeren haplar bu grup ilaçlardır. Bu grup yöntemlerin yan etkileri olarak düzensiz kanamalar, kanlı akıntılar ve adet gecikmeleri görülmektedir.

    3) Cerrahi tedavi: Ağrılı adet görme nedeni olarak Endometriosis veya Myom saptanırsa cerrahi ile tedavi edilerek ağrılar azaltılabilir. 

    4) Diğer yöntemler: Adet sancıları esnasında sıcak banyo yapmak, karın alt bölgesine ve ayaklara sıcak uygulamak ağrıları azaltabilir. Düzenli olarak yapılan fiziksel egzersizler, stresten uzak durmak da bu yönde yararlı olacaktır.

    Diyette E Vitamini, Omega 3 yağ asitleri, magnesium , B6 vitamini takviyesi ile dismenorenin tedavisine katkıları konularında çalışmalar devam etmektedir. 

    Dismenore hayat boyu sürer mi ?
    Yapılan araştırmalarda, dismenorenin en sıklıkla ergenlik çağı ile 20’li yaşlarda görüldüğü belirlenmiştir. Yaş arttıkça bu ağrılar azalmaktadır. Yine doğum yapmayan kadınlarda, doğum yapanlara göre daha az adet ağrıları olduğu belirlenmiştir.

  • Doğurganlık – Fertilite

    Doğurganlık – Fertilite

    Kadınlarda doğurganlık, gebe kalabilme ve bebek sahibi olabilmektir. Bir kadında doğurganlık13 yaş civarında adetlerin başlamasıyla başlar ve genellikle bu 45 yaş civarında sonlanır. Fakat potansiyel olarak doğurganlık yaklaşık 51 yaş civarına dek yani menapoza kadar sürer.

    Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyondur, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar  yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık menstrual sikluslar (adet) başlar. Her siklus sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çokta olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

    Yumurta hücresinin gelişimi beyinde hipotalamus ve hipofiz denen bölgelerden ve yumurtalıklardan  salgılanan bazı hormonların ve kimyasalların ince dengesine bağlıdır.

    Erkekte doğurganlık. Kadını hamile bırakabilme yetisi anlamına gelir. Bunu sağlayabilmek için. Erkeğin üreme sisteminin sperm üretebilme ve depolayabilmesi ayrıca depolanan  bu spermlerin vucut dışına taşınabilmesi gereklidir. 

    Kadının hayatı boyunca üreteceği yumurta hücreleriyle doğmasına karşın erkek hayatı boyunca sürekli yeni sperm üretebilme yeteneğine sahiptir. Erkek. Puberteye  eriştikten sonra . sperm depoları yaklaşık her 72 günde bir yenilenmektedir.

    Fertilizasyon: Sperm ve ovumun birleşmek üzere biraraya gelmesi

    Konsepsiyon:  Gebeliğin oluşması (döllenme)

    Gebelik: Ovum ve spermin birleşmesinden sonra. Kadın üreme sisteminde embriyo veya fetusun gelişmesi.

    İnsanlar hayata tek bir hücre, döllenmiş yumurta ya da zigot olarak başlarlar. Bu hücrelerin herbirinin çekirdekciklerinde DNA  denilen (deoxyribonucleic acid) ve biraraya gelerek genleri oluşturan bilgi kodları vardır. Bu genler’de kromozomlar olarak adlandırılan yapıları oluştururlar.

    Bir insan zigotu 23 çiftten oluşan 46 adet kromozom içerir. Bunların yarısı babadan diğer yarısı ise anneden gelir.

    DNA bilgi ile depolu olması yanında kendini kopyalama yeteneğine de sahiptir. Bu kopyalama yeteneği olmaksızın hücreler çoğalamazlar ve bilgileri kuşaklar boyunca iletemezler.

    Sigara

    Sigara kadınlarda fertiliteyi düşürebilir. Pasif içicilik de aynı şekilde etki eder.  Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Erkeklerde de sigara içmekle sperm kalitesinin düşüşü arasindaki bağ gösterilmiş olup bunun fertilite üzerindeki etkisi henüz çok açık değildir.  Sigaranin bırakılmasının genel olarak sağlık kalitesini yükselteceği açıktır.

    Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz.

    Stres

    Stresin infertilite üzerine etkisi belirgindir. Örneğin stres nedeniyle kadında anovulasyon (yumurtlamanın oluşmaması) olabilir. Çok açıktır ki  Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

    Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. Diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor.

    Tedavi süresince merkezimizde psikoloğumuzdan bu konuda destek almanız bu stresi yenmekte önemli katkı sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar, stresi azaltmanın başarı şansınızı artırabileceğini göstermiştir.

    Kafein

    Yapılan çalışmalar günlük kafein alımının   günde 50mg’ın altında tutulması gerektiğini göstermiştir. Böylece kafeinin gebelik şansını düşürücü etkisinden kaçınılabilir.  Kafein, kahve, kola. çay ve çikolatada değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kilo

    Kadının kilosunun boyu ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için ‘vücut kitle indeksi (BMI)’ kullanılır. Bir kadının BMI’sı 20-24 arasındaysa normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30-39 arasındaysa yüksek kilolu, 40 ve üzerindeyse aşırı kilolu olarak değerlendirilir.

    Vücut-kütle indeksi (BMI) 30’un üzerinde olan bayanlara kilo vermeleri gebelik şansını artıracağı gibi  gebe kalınması durumunda oluşacak aşırı kiloların sebep olduğu kilolu bebek doğurma, zor doğum ve sezeryanla doğuma gerek duyulma eğilimi gibi olumsuzluklar da önlenmektedir.

    Bunun yanısıra kilonun aşırı düşük oluşu da doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlerdendir. BMI’I 20nin altında olan bayanlarda menstrual siklus bozulabilmekte hatta bazı beslenme bozuklukları ve aşırı egzersiz ile oluşan ileri derecede kilo kayıplarında adetler tamamıyla kaybolmaktadır. Yapılan çalışmalar, düşük kilolu kadınların, ortalama 2.700 ila 3.600 kg aldıktan sonra yarısından fazlasınınkendiliğinden gebe kaldıklarını göstermiştir.

    Vitamin Desteği

    Yapılan çalışmalar, gebelik oluşmadan önce folik asit kullanımının, bebeklerde nöral tüp defekti görülme olasılığını neredeyse %50 azalttığını göstermiştir. Bu nedenle Gebe kalmayı planlayan kadınların Gebelikten 1-2 ay önce her gün en az 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye ediyoruz.

    Marul, avocado. dere otu, ceviz, badem, brokoli, bezelye, ıspanak, kavun, , muz, portakal, lahana, yeşil biber, unlu mamuller ve ekmek çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Yeterli folik asit alındığından emin olamıyorsanız, folik asit içeren multivitamin preparatlarını kullanabilirsiniz.

    Cinsel İlişki Planı

    Yirmisekiz günde adet gören bir hasta için ortalama yumurtlama günü 14. gün, 30 günde bir adet gören hasta için 16. gündür. Yani yumurtlama sonrası dönem sabit olup, genellikle 14 gündür. Bu nedenle yumurtlama dönemi düzenli adet gören hastalarda iki adet arası dönemden 14 çıkarılarak bulunabilir. Ancak yumurtlama günü +/- 3 gün değişiklik gösterebilir. Bu nedenle gebelik şansını artırmak için aktif cinsel ilişki dönemi uzatılmalıdır. Düzenli ve 28 günde bir adet gören hastalarda adetin 10-17 günlerinde (kanamanın 1.gününden saymak gerekir) iki günde bir ilişkide bulunulduğu takdirde sorun yoksa 6 ayın sonuunda çiftlerin %75’i gebe kalır.

  • Tüp Bebekle İlgili Merak Edilenler

    Tüp Bebekle İlgili Merak Edilenler

    TÜP BEBEKLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

    1. Kadında kısırlık problemlerinin ortaya konması için kullanılan yöntemler nelerdir?

    Hikaye

    • Yaş
    • Çocuk isteme süresi ve önceki değerlendirmelerin ve tedavilerin sonuçları
    • Adet döngüsü (adetin düzenli olması,  yumurtlama ağrısı, memede hassasiyet, adet ortası lekelenme yumurtlamanın olduğunu düşündürürken, ağrılı adet eşlik ediyorsa endometriyozisi akla getirebilir)
    • Tıbbi, cerrahi ve jinekolojik hikaye (cinsel geçişli hastalık, Pelvik enflamatuar hastalık öyküsü, anormal pap smearın tedavisi, geçirilmiş karın cerrahisi). En azından sistemler gözden geçirilirken hastalar tiroid hastalıkları, memeden süt gelme, kıllanma, pelvik veya alt karın ağrısı, adet sancısı ve cinsel ilişkide ağrı açısından sorgulanmalıdır.
    • Gebelik hikayeleri (gebelik, doğum, gebelik sonuçları ve ilişkili komplikasyonlar)
    • Cinsel hikaye (ilişki sıklığı, cinsel işlev bozuklukları )
    • Aile hikayesi (ailede kısır birey olup olmadığı, ailede erken menopoz öyküsü, doğum kusurları, genetik bozukluklar,  mental gerilik )
    • Yaşam tarzı (iş, egzersiz, stres faktörleri, kilo değişiklikleri, sigara ve alkol kullanımı)

    Muayene

    • Kilo ve vücut kitle indeksi (Artmış vücut kitle indeksi azalmış doğurganlıkla ile birlikte iken, karın çevresi obezitesi insülin rezistansı ile ilişkilidir)
    • İkincil seks karakterlerinin gelişimi, vücut tipi (hipogonadotropik hipogonadizmde ikincil seks karakterleri gelişimi yetersizken, Turner sendromunda kısa boy, yele boyun görülür)
    • Tiroid bezi hastalıkları (Tiroid bezinde nodül, hassasiyet, bezin boyutu), memelerden süt gelmesi, kıllanma, sivilceler bir endokrin bozukluğu düşündürürken böbrek üstü bezi  hastalıkları, polikistik over sendromu, prolaktin yüksekliği, hiper-hipotroidi açısından değerlendirme gerektirir.
    • Muayenede hassasiyet kronik pelvik ağrı ve endometriyozis açısından anlamlıdır.
    • Vajinal ve rahim ağzının yapısal anomalileri, akıntılar, rahim ve tüplere ait doğuştan anomaliler, enfeksiyon ve rahim ağzı faktörü açısından değerlendirme gerektirir.
    • Muayenede rahimin anormal boyutu, yapısının düzensizliği,   hareketli olmaması rahime ait anomaliler,  endometriyozis ve pelviste yapışıklıklar açısından anlamlı olabilir.

    Tüplerin değerlendirilmesi

    Histerosalpingografi (HSG): Kontrast maddenin tüplerden geçişi ve tüp uçlarından çıkışı sonrası karın boşluğuna dağılımı  hakkında bilgi verirken aynı zamanda rahim iç duvarının doğumsal anomalilerini ve  patolojilerini (polip, myom, rahim iç duvarı yapışıklıkları) tanımlar.  Yeterli deneyim varsa histerosalpingo-kontrast-ultrasonografi HSG’ ye etkili bir diğer yöntemdir. Adetin bitimini takiben 1-2 gün içinde yapılması gerekir. HSG nin duyarlılığı ve özgüllüğü yaklaşık  % 65  ve % 84  olduğu bilinmektedir. Tüp etrafındaki yapışıklıklar ve endometriozis hakkında bilgi vermez. 2 yıldan eski olan rahim filmleri tekrarlamak gerekir. HSG nin tedavi rolü de olabilir. Mukus tıkaçlarla kapanan tüpler çekim sırasında kontrast madde verilirken basınçla açılabilir.

    Klamidya  Ig G antikorları: Tüplerde hasarın varlığı hakkında bilgi veren ağrısız, pahalı olmayan, kolay bir testtir. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, Klamidya enfeksiyonlarının pelvik enflamatuar hastalık olmaksızın da  tüplerde hasara yol açarak  kısırlığa neden olduğu  düşünülmektedir. Dünyada önde gelen kısırlık kılavuzlarında (RCOG guideline) HSG veya rahime yapılacak herhangi bir girişimsel işlemden önce tüm kadınlara klamidya antikoru bakılması önerilmektedir.

    Rahim iç duvarlarının değerlendirilmesi

    Serum fizyolojik  ile yapılan ultrasonografi tetkiği ile polip, rahim iç duvarında miyom, rahim iç duvarında yapışıklıklar, doğumsal rahim yapısında bozukluklar tanıları koyulabilir. Tüplerdeki patolojiye ek olarak HSG ile sonradan veya doğumsal rahim yapısında bozukluklar da  değerlendirilebilir. Anormal HSG bulgusu histeroskopi, laparoskopi  gibi bir ileri tetkiği gerektirir.

    Laparoskopinin rolü

    Kısırlığın değerlendirilmesinde laparoskopinin rolü tartışmalıdır. Pahalı ve invaziv bir tetkiktir. Endometriyozisden şüphelenildiğinde (ağrılı adet, pelvik ağrı, cinsel ilişkide derinde ağrı), pelvik yapışıklıklar ve tüplerde hastalık hikayesi varlığında (pelvik ağrı hikayesi, komplike apandisit, pelvik enfeksiyon, pelvik cerrahi, geçirilmiş dış gebelik ), anormal fizik muayene ve HSG varlığında laparoskopi yapılabilir. Açıklanamayan veya erkek nedenli kısırlık tanısı alan hastalarda tedavi planını değiştirmediğinden laparoskopiye gerek olmadığı görüşü hakimdir.

    Klinikte kullanımı yaygın olmayan testler

    Poskoital Test:  Rahim ağzındaki mukustaki adet döngüsündeki değişikliklerin spermle olan ilişkisini tanımlar. Beklenen yumurtlamadan hemen önce ilişkiden 2-12 saat sonra yapılmalıdır. Çocuk isteği ile başvuran çiftlerin araştırılmasında rutinde önerilen bir test değildir. Kanıtlanmış tanısal değeri yoktur.

    Endometriyal  Biyopsi: Adet döngüsünde yumurtlama olup olmadığı ve luteal faz defekti hakkında bilgi verir. Beklenen adetten 2-3 gün önce yapılır. Pahalı, invaziv,  embryonun rahime yerleşmesi için rahim iç duvarı hakkında bilgi vermeyen, yumurtlamanın değerlendirilmesi için gereksiz bir testtir.

    Bazal Vücut  Isısı: Progesteronun  ısıyı artırıcı etkisinden faydanılarak yumurtlamanın değerlendirilmesinde kullanılan basit ve ucuz bir testtir. Tüm adet döngüsü boyunca sabah her hangi bir aktivite yapmadan vücut ısısı ölçülerek not edilir. Bazal sıcaklık artışı, LH eğrisi ile koreledir, LH eğrisinden iki gün önce yükselmeye başlar. Yumurtlama hakkında yol gösterici olmasına rağmen zor, birçok faktörden etkilenebilecek ve gözlemleyene göre değişiklik gösterebilen bir testtir.

    Kromozom Analizi: Erken  menopoz (40 yaş altı)  tanısı alan kadınlara, ciddi oligospermi tespit edilen erkeklere ve tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğe kromozom analizi önerilmektedir.

    1. Tüp bebek nasıl bir yöntem, ne zaman, hangi durumlarda önerilir
    1. Rahim kanalları tıkalı olan kadınlarda
    2. Endometriyozis nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda
    3. Sperm sayı ve kalitesinin ileri derecede bozuk olduğu durumlarda
    4. İmmünolojik kısırlıkta
    5. Bazı hormonal bozukluklarda
    6. Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında
    7. Sebebi açıklanamayan kısırlıkta
    8. Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (preimplantasyon genetik tanı yöntemleri ile beraber)
    1. Günümüzde evlilik yaşı erteleniyor, kaybedilecek vakit yok. Kadın yaşının başarıda etkisi nedir?  Kadında yumurtanın önemi ne kadar?

    Yaş faktörü yoksa, yumurtalık reservi kabul edilebilir oranda ise gebelik %70’lere kadar çıkabilir. Ancak yaş ilerledikçe gebelik elde etme şansı azalıyor. 40-43 yaşlarda %30-40 arası iken 43 yaş üzeri %5 den az.

    1. Kişiye özel tüp bebek yöntemi nedir?

    Tüp bebek tedavileri her ne kadar dışarıdan standart bir tedavi olarak görülse de, her çiftin çocuk sahibi olamama problemi ayrıdır.Sorunun kaynağını bulmak için tamamlayıcı tanı ve tedavi unsurlarından faydalanılarak kişiye özel tedavi yaklaşımı benimsenmektedir. Bu nedenle de her çift için uygulanan tedavi yaklaşımı farklı ve kişiye özeldir. Başarının altında yatan en önemli sırlardan biri her bir çiftin kendi içinde bireysel olarak tek tek ele alınması ve sadece o çifte uygun olan tedavi sisteminin ortaya konulabilmesidir. Doğru tanı ve kişiye özgü tedaviler beraberinde yüksek başarı getirmektedir. Tıp dünyası bizim de uzun süredir uyguladığımız yeni bir kavrama doğru gidiyor. Tüp bebekteki başarıyı artırmak ve tedavi maliyetlerini düşürmek için artık ‘çiftlere özel tedavi’ uygulanıyor. Bireyselleştirilmiş tedavi hastanın yaşı, vücut kütle indeksi, yumurtalık reservi ve hormon değerlerine göre hastalar için özel tedavi protokolleri hazırlanır. Evlilik süresi, daha önce ne tedaviler aldığı, önceki denemelerindeki sonuçları, geçirdiği hastalıklar, ameliyatlar, jinekolojik ameliyatlar sorgulandıktan sonra muayene ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilmekte. Çiftlerin ilaçlara cevaplarını, onlar için hangi ilaçların kullanılacağını, yumurtaların hangi sıvılar içinde geliştirilmesinin daha iyi sonuç vereceğini ilk tetkiklerle anlayabiliyoruz. Tüp bebek merkezleri artık çiftlere tedavinin yüzde kaç başarı sağlayacağını daha ilk görüşmede yapılan tetkiklerle söyleyebilir. Deneme yanılma yöntemi yerine, değerlendirmenin iyi yapılması gerekir. Bir çiftin tedavi sonucu gebe kalma oranı ancak embriyo transferi sonrasında doktor tarafından söylenebilir.

    1. Tüp bebek tedavisi uzun bir tedavi mi, hastanede yatış gerekiyor mu? Tüp bebek kadın açısından zahmetli mi. Kadını neler bekliyor, tedavi hangi aşamalardan geçiyor. Tedavi ne kadar sürüyor.  Tedaviler ağrı, acı verici midir?

    Geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile artık daha kısa sürede yumurta toplayabiliyoruz. Adet kanamasının 2. Veya 3. Günü tedaviye başlanıyor ve yaklaşık tedavi süresi 7-10 gün sürüyor. Yumurta çatlatma iğnesi yapıldıktan 35-36 saat sonra yumurtalar hafif bir anestezi altında ultrason eşliğinde toplanıp laboratuvara sperm ile döllendirilmek için teslim ediliyor. Gelişen embryolar 2-5. Gün rahime transfer ediliyor.

    Tedavinin hiçbir aşaması ağrılı değil, hastanede yatış gerekmiyor.

    1. Menisinde sperm olmayan erkeklerin çocuğu olabilir mi? Mikrotese yöntemi nedir?

    Mikro TESE yöntemi ile testislerden sperm elde edilebilmekte. İşlemin mikroskop altında yapılması sperm bulma şansını yüzde 30′ dan yüzde 50-60 lara çıkarır.

    Testis aynı zamanda testosteron hormonunu üreten bir bölgedir. Bu nedenle bu yöntem testisten alınan dokunun miktarını azaltarak doku kaybını en aza indirir. Hastanın doku kaybı mikroTESE yönteminde çoklu biyopsi yöntemine göre 70 kat daha az olmaktadır.

    Mikroskop altında yapılması nedeni ile testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasını sağlar.

    1. Ovarian hiperstimulasyon sendromu (OHSS) nedir, önlenebilir mi?

    Normalde tüp bebek veya mikroenjeksiyon gibi işlemlerde yumurtalıkların kontrollü olarak hafif derecede uyarılması istenen bir durumdur. Ancak yumurtalıkların orta veya şiddetli derecede uyarılması veya ovarian hiperstimulasyon sendromu (OHSS) olarak bilinen tablo değişik şekillerde karşımıza çıkabilen ve istenmeyen bir komplikasyondur. Yumurtalıkların aşırı uyarılması, karında sıvı toplanması ve yumurtalıkların

    büyümesiyle belirginleşir. Erken tanınması gerekir. Bu nedenle tüp bebek hastalarının USG ve östrojen ile yakından takibi gerekir. Yumurtalıklarda büyüme, karın ağrısı, karında şişlik,  karın boşluğunda sıvı toplanması gibi şikayetler orta dereceli hiperstimülasyon durumunda ortaya çıkmaktadır. Hafif hiperstimülasyon durumunda  hastalar ayaktan takip edilirken,  orta ve şiddetli dereceli hiperstimülasyonda mutlaka hastaneye yatırılarak takip gerekmektedir. Şiddetli hiperstimülasyonun görülme olasılığı % 1 den az olup yumurtlama tedavisi sırasında hastaların yakından izlenmesi ile bu tablonun görülme sıklığı azalmaktadır.

    1. Yumurtlar ve spermler de dondurulabiliyor mu? Kimlere dondurma işlemi uygulanabiliyor?

    Embriyo dondurma  (embriyo kriyoprezervasyonu)

    Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Tüp bebek denemesinde gebelik elde edilememesi, gebelik elde edilip düşükle sonlanması veya doğumla sonlanan bir gebelikten sonra çiftin tekrar bir bebek dünyaya getirmeye karar vermesi durumunda, daha önce kendi sperm ve yumurta hücrelerinin döllenmesiyle elde edilen ve dondurulan embriyoları çözülüp kadın rahmine yerleştirilerek gebelik sağlanabilir. Bu yöntemle kadına uzun süren hormon ilaçlarının verilmesi engellendiği gibi tüp bebek işlemindeki gerekli birçok aşama atlanacağı için maliyet bakımından da çiftlere kolaylık sağlamaktadır.

    Embriyoların Dondurulmasında Yeni Bir Teknik: Vitrifikasyon

    Hücre dondurmasında iki temel teknik tanımlanmıştır. Bunlar, insan hücrelerinde ilk uygulanmaya başlayan teknik olan yavaş kontrollü dondurma yöntemi ve daha yeni bir teknik olan vitrifikasyon yöntemidir. Yavaş kontrollü yöntem halen yaygın olarak tercih edilmekle birlikte özellikle son yıllarda yapılan klinik çalışmalarda ultra hızlı vitrifikasyon tekniğiyle de çok başarılı sonuçlar bildirilmiştir.

    Ülkemizde embriyoların dondurularak saklanma süresi Sağlık Bakanlığı Üremeye Yardımcı Teknikler Üst Kurulunun hazırladığı yönetmelik gereğince 5 yıl olarak sınırlanmıştır.

    Sperm dondurma (sperm kriyoprezervasyonu)

    Sperm hücreleri canlılıklarını uzun süre koruyabilmek amacı ile dondurularak saklanabilir ve istenildiğinde çözülerek yardımcı üreme tekniklerinde kullanılabilir. Dondurma işleminde, bu işlem için özel olarak üretilmiş kriyoprotektan adı verilen solüsyonlar kullanılır. Dondurulan spermler sıvı azot tankları içerisinde (-196 ̊C) saklanır. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalarda, dondurulmuş çözülmüş hareketli spermler ile yapılan mikroenjeksiyon sonrasında döllenme ve gebelik oranlarının olumsuz etkilenmediğini göstermektedir.

    Sperm Dondurma Nedenleri

    •   Azospermi hastalarında işlem günü testiküler/epididimal yoldan elde edilen spermlerden mikroenjeksiyon sonrası arta kalan dokunun ya da tanı amaçlı yapılan testis biyopsisinden elde edilen spermlerin dondurularak saklanması amacıyla uygulanabilmektedir.

    •   Testis kanserlerinde, lösemi ve diğer kanser türlerinde kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanacak olgularda sperm üretimi büyük ölçüde engelleneceğinden daha ilerideki yardımcı üreme işlemleri için sperm elde etmek amacıyla uygulanabilmektedir.

    •   Testis ile ilgili çeşitli hastalıklar sonucu cerrahi tedavi görecek veya vazektomi uygulanacak olgularda ileri tarihlerde sperm elde etmek amacıyla yapılabilmektedir.

    •   İşlem günü psikolojik, sosyo-kültürel nedenlerle sperm vermede güçlük çekebilecek olgularda işlem öncesi sperm alınıp dondurularak daha sonraki aşamalarda kullanılabilmektedir.

  • Adet Düzensizliği Neden Olur?

    Adet Düzensizliği Neden Olur?

    1)Adet Düzensizliği nedir?

    Adet kanamaları, her ay düzenli bir şekilde hormonlar vasıtası ile kalınlaşan rahim iç tabakası endometriumun döktüğü doku kalıntıları ile birlikte rahminden gelen bir miktar kanın vücut dışına atılmasıdır. Bu eylem doğurganlık sistemin devamlığını sağlayan yumurtalık, rahim, hipotalamus ve hipofiz bezinin beraber yürüttüğü sistemik ilişkiden kaynaklanmaktadır.

    Adet kanamalarının 2-7 gün arasında sürmesi ve iki adet dönemi arasının 21-35 gün olması normal kabul edilmektedir. Bu süreler kişiye göre değişmekle beraber, minimum ve maksimum değerlerin dışına çıkması normal kabul edilmeyen bir sorun olarak adlandırılır. Kadınların düzenli adet döngülerinin günü, miktarı ve süresinin artması ya da azalması, seyrekleşmesi, sıklaşması ve uzun süreli olmama durumu bir hastalığın göstergesi olarak, adet düzensizliği olarak tanımlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre sağlıklı bir kadının yılda ortalama 11-13 defa adet görmesi gerekir. Bu değerlere yakın kadınlar normal olarak kabul edilirken, adet düzensizliği tanımı için kişinin 1 yıl boyunca kaç defa adet gördüğü değerlendirilir.

    2)Adet düzensizliği neden olur?

    Adet kanaması, vücudun hormonal sisteminin doğurganlık özelliğini sürdürebilme çalışmaları olarak, her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmektedir. Ancak vücudun hormonal dengesinin bozulması sonucunda bu sistematik döngüde bazı aksamalar meydana gelerek, ilk olarak adet kanamalarını etkilemektedir. Kısacası kadınların yaşadığı adet düzensizliğinin başlıca nedeni hormonal sistemin yaşadığı sorunları kapsamaktadır. Bu nedenle vücudun hormonal sistemini etkileyen ve adet düzensizliğine neden olan faktörler aşağıdaki gibi olmaktadır:

    • Beslenme alışkanlığı

    Kişinin aşırı kilolu olması ya da ideal kilosunun altında olması fiziksel olarak büyük bir etkiye sahip olsa da, metabolik sistemi etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Düzensiz beslenme, sık sık düşük kalorili diyet programları uygulama, sağlıksız ve aşırı yağlı beslenme gibi metabolizmanın etkilenmesi sonucu hormon aktiviteleri yavaşlayarak, adet düzensizliğine neden olmaktadır.

    • Stres

    Kişinin sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi ve yaşam tarzına bağlı olarak şekillenen biyolojik hayatının en çok etkilendiği ve günümüzde birçok hastalıkta tetikleyici etkiye sahip olan stres yer almaktadır. Yoğun strese maruz kalan kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi adet düzensizliğidir. Kişinin strese maruz kalması sonucunda salgılanan stres odaklı hormonlar vücudun hormonal dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.

    • Doğum kontrol hapları

    Doğum kontrol hapları progesteron ve östrojen hormonu ihtiva eden ve bu sayede yumurtlama döngüsünü geçici olarak durdurarak hamileliği engelleyen doğum kontrol yöntemlerinden birisidir. Ancak kişiye uygun olmaması ya da doğru dozlarda kullanılmaması ve düzensiz kullanım sonucunda hormonal sistemi etkileyerek bazı yan etkilerle birlikte adet düzensizliğine neden olmaktadır. 

    • Endometriozis (çikolata kisti)

    Çikolata kisti rahim içini döşeyen iç astar dokusu endometrium tabakasının, rahim dışında herhangi bir organa yerleşmesi sonucunda her ay gerçekleştirdiği kanama döngüsünün bir ürünü olarak çikolata rengini anımsatan yapışıklık ve kisttik oluşumdur. Genellikle adet düzensizliği, adet dönemlerinde şiddetli ağrı ve ağrılı cinsel ilişki gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır.

    • Prematüre yumurtalık yetmezliği

    Kadınların 40 yaşından önce yumurta rezevlerinin azalması ve yumurtlama fonksiyonlarının gerçekleşemediğinin göstergesi olarak, adet düzensizliği ortaya çıkmaktadır. Genellikle yakın aile bireylerinden erken menopoz hikayesi olan ve kanser tedavisi gören hastalarda yaşanmaktadır. 

    • İltihaplı pelvik hastalık

    Kadın üreme sistemini etkileyebilecek bakteriyel enfeksiyon çeşitlerini kapsayan iltihaplı hastalık olarak adlandırılır. Genellikle cinsel yolla bulaşan hastalık virüsleri rahim ve üst genital organları etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca mevcut enfeksiyon küretaj operasyonları ile yayılma eğilimine sahiptir. Adet düzensizliği, anormal vajinal akıntı, kötü koku, şiddetli alt karın ağrısı, ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi birçok semptomla ortaya çıkmaktadır.

    • Polikistik over sendromu

    PKOS, yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu kesecik olarak adlandırılan kistik oluşumdur. Yumurtalıklardan çok fazla androjen hormonu salgılanmasına neden olarak, yumurtlama fonksiyonları ve yumurta gelişimi etkilenmektedir. Bunun sonucunda adet düzensizliğinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

    3)Adet düzensizliğine neden olan diğer etkenler nelerdir?

    • Diyabet (şeker hastalığı)
    • Antidepresan kullanımı
    • Obezite (aşırı kilo)
    • Hızlı kilo alma ya da hızlı kilo verme
    • Hormon bozukluğu
    • Östrojen tedavileri
    • Steroid kullanımı
    • Karaciğer sirozu
    • Rahim kanseri
    • Kan sulandırıcı ilaç kullanımı
    • Sistemik lupus
    • Ağır ve aşırı fiziksel aktivite
    • Trioid sorunları
    • Endometrial hiperplazi (endometrium kalınlaşması)

    4)Adet düzensizliği nasıl teşhis edilir?

    • Adet kanamalarını 21 günden kısa, 35 günden uzun sürmesi
    • Arka arkaya 3 siklus adet görmeme
    • Adet kanamalarını miktarının artması veya azalması
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde lekelenme tarzında kanama
    • 7 günden uzun süren kanama ile birlikte ağrı, kusma ve kramp
    • Cinsel ilişki sonrasında kanamanın olması
    • Genel olarak normal adet düzeninin miktarında, gününde ve yoğunluğunda ciddi değişimlerin olması halinde adet düzensizliği teşhis edilmektedir.
  • Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    1) Adet (regl) nedir?
    Adet, kadınların rahim iç astar dokusunu oluşturan endometrium tabakasının gebelik için her ay kendini yenileme çalışması olarak, döktüğü doku kalıntılarının rahimden gelen bir miktar kan ile dışarıya atılmasıdır. Bu döngü her ay hormonlar vasıtası ile gerçekleşen, vücudun doğurganlık sistemindeki doğal davranışıdır. 

    2) Adet kanaması nasıl oluşur?
    Endometrium (rahim iç tabakası) adet döngüsünün başında östrojen hormonun etkisi ile kalınlaşarak, proliferasyon adı verilen evreden oluşur. Adet kanamalarının ortasında yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Adetin ikinci aşamasında ise, progesteron hormonunun etkisi ile sekretuar evresi görülmektedir. Bu aşamadan sonra vücuttaki progesteron hormonu seviyelerinin azalması ile kalınlaşan endometrium tabakası dökülerek, kanamayı meydana getirir. Kısacası adet kanaması, endometrium tabakasına ait doku parçaları ve rahimden gelen bir miktar kandan oluşmaktadır. Kanamanın sonuna doğru hormon aracılığı ile endometrium tabakası tekrar kalınlaşarak, adet kanaması sonlanır. Bu döngü her ay sistematik bir şekilde gerçekleşerek, kadınların doğurganlık özelliğini aktif kılar.

    3) Adet döngüsü nedir?
    Adet döngüsü, kadınların adetinin her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bu döngünün gerçekleşmesi, kadınların üreme sisteminin sağlıklı olduğunun göstergesidir. Kadınların anatomik yapısı gereği doğurganlık özelliği hormonlar aracılığı ile adet döngüsünün her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi ile gereken gebelik şartlarını sağlamaktadır. 

    4) Adet kanı pis kan mıdır?
    Adet kanı kesinlikle pis kan değildir. Yukarıda bahsedildiği üzere adet kanı; rahimden gelen bir miktar kan ile endometrium tabakasına ait doku parçalarından oluşmaktadır. Rahim, gebelik için uygun şartları sağlayan, tamamen steril bir sahadır. Bu nedenle gebeliğin oluşacağı bölgeden gelen kanın pis olması mümkün değildir. 

    5) Kız çocuklarının adet yaşı kaçtır?
    Bir genç kızın fizyolojik olarak gelişme evresine girdiği ve ilk adet gördüğü ortalama yaş, 12’dir. Ancak 9-14 yaşları arası adet görülmesi de normal kabul edilmektedir. Genç kızların ilk adeti, tıp literatüründe menarş olarak adlandırılır. Eğer 9 yaşından önce adet kanaması gerçekleşiyorsa, erken menarş olarak ifade edilen ve normal kabul edilmeyen bir durum meydana gelmiş olur. Ayrıca diğer ergenlik belirtilerinin başlaması ile genç kızlar henüz 16 yaşına kadar adet görmemiş ise, bu durumun da mutlaka araştırılması gerekmektedir. 

    6) Kadınlar ortalama kaç yaşına kadar adet görür?
    Kadınlar, adet kanamalarının kesilmesi ile doğurganlıklarının tamamen sonladığı menopoz dönemine kadar adet görmektedir. Menopoz yaşı birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterse de, ülkemizde yapılan araştırmalara göre kadınların ortalama menopoz yaşı 48-55’dir.  Ancak bu yaşlardan önce vücudun hormonal olarak girdiği değişim evresi birkaç sene öncesine dayanan bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır. 

    7) Doktora başvurulması gereken durumlar nelerdir?

    • 16 yaşında kadar adet görmemiş genç kızların mutlaka doktora başvurması gerekir.
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde kanamanın olduğu durumlarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.
    • Adet sıklığının artması ve azalması ( 21 günden daha az ya da 35 günden daha fazla),
    • Uzun bir süre adet görmeme,
    • Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmesi,
    • Düzensiz adet görme,
    • Aşırı kanama (günde 4-5 ped değiştirme ihtiyacı),
    • Adet dönemlerinin ağrılı geçmesi,
    • Tampon kullandıktan sonra ani ateşlenme ve mide bulantısının olması halinde mutlaka doktora başvurmanız gerekir. Bu durum toksik şok sendromu olarak ifade edilen enfeksiyonun göstergesidir.
  • Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet geciktirici ilaçlar, rahim iç tabakası ile etkileşimde olan ilaçlardır. Bu ilaçlar içerdikleri hormonlar sayesinde yumurtlamayı geciktirir. İlaçların doktor kontrolünde ve bilinçli olarak kullanılması sayesinde herhangi bir yan etki ortaya çıkmayacaktır.  Adet geciktirici ilaçlar; rahim içindeki tabakaya etki eder ve bu sayede adetin gecikmesini sağlar. Ancak bu ilaçların devamlı ve aşırı kullanılması ciddi problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede bir ya da iki defa, doktor kontrolünde kullanılması tavsiye edilir.

    Adet geciktirici ilaçlar sakıncalı mıdır?
    Adet dönemini geciktirmek için kullanılan ilaçların hormonsal bir probleme yol açıp açmayacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Yani, ileride çocuk sahibi olmak isteyen kadınların adet geciktirici ilaçlar sebebi ile kısır olması söz konusu değildir. Adet geciktirici ilaçlar, bilinçli ve kontrollü kullanıldığı sürece kilo alımına yol açmazlar. Bu ilaçların uzun vadede kullanımı çeşitli sakıncalara yol açabilmektedir. 
    Kısa vadede yol açabileceği sorunlar ise; 

    • Kabızlık,
    • Şişkinlik,
    • Baş ağrısı.    

    Adet geciktirici ilaçlar ne zaman alınmalıdır?
    Adet geciktirici ilacın etkisini istenilen zamanda göstermesi için; adet başlangıcından dört gün önce alınması gerekmektedir. Daha kısa zaman diliminde ilaç, etkisini göstermeyebilir. 

    Adet geciktirmek için alınan ilaçlar kimler için zararlıdır?
    Adet geciktirici ilaçlar; karaciğer hastalığı olan kadınlar için, obezite sorunu olan kadınlar için, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar için sakıncalıdır. Adet geciktirici ilaçların uzun vadede, çok fazla kullanılması çeşitli problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede 1 ya da 2 defa doktor kontrolünde kullanılması önerilmektedir.

    Adet geciktirici ilacının alınmasından sonra vücutta hangi değişimler meydana gelir?
    Adet geciktirici ilaçların alınmasından sonra göğüslerde dolgunluk, vücutta gerginlik gibi durumlar yaşanabilir. Bazı kadınlarda ise herhangi bir yan etki görülmez.