Etiket: Adam

  • Bitti Derken Başlamak

    Bitti Derken Başlamak

    Bir çift düşünelim. İkisi de oldukça tahsilli kariyerlerinin zirvesindeler. Aile büyükleri tanışmalarına vesile oluyor. Bu çift birbirlerinden etkileniyor ve daha yakından tanışmaya karar veriyorlar. Aslında ikisinin de hiçbir ortak yanı yok. Ama evleniyorlar ‘evlenince değiştiririm ben onu’ diye düşünerek.

    Kadın evlenince yaşadığı şehirden başka bir ilçeye taşınmak zorunda kalıyor. Haliyle işini de bırakıyor. Taşındığı ilçede kendi alanıyla ilgili iş bulamıyor. Hiçbir sosyal hayatları ve arkadaşları yok. Adam işine gidip geliyor. Akşam yemekleri ve balık tutmaya gitmeleri dışında hiçbir ortak yaşamları da yok.

    Evliliklerinin ikinci ayında kadın hamile kalıyor. Evde heyecan başlıyor ☺. 4-5 ay boyunca kadın serumlarla hayatına devam ediyor. Hamileliğinin en ağır dönemlerini yaşıyor. Tam iyileşti derken adamın ailesiyle büyük problemler yaşanıyor. Kadının tek tepkisi görüşmeme kararı almak oluyor. Çünkü eşine anlatamadığı eşinin ailesiyle yaşanan başka problemler de var. Ama adam arada kaldığını düşünüyor ve tüm öfkesini hamile eşinden çıkarıyor. Maddi problemler hat safhada. Tüm bunlar yetmezmiş gibi adam kadını aldatıyor. Kadın bunu da öğrenince boşanmaya karar veriyor. Ama hamile olduğu için ailesi izin vermiyor. Oysa evliğin ikinci ayında yataklar ayrılmaya başlanmış. Ama kız ailesine söyleyemiyor. Ve evliliğine devam ediyor.

    Kadın doğum yapıyor. Tam her şey yoluna girdi derken adamın çok büyük yalanları çıkıyor ortaya. Kadın yine boşanmak istiyor ama ailesi kesinlikle olmaz diye karşı çıkıyorlar. ‘ancak çocuğunu babasına verip gelirsen gelebilirsin.’ Diyorlar çocuğundan vazgeçemeyeceği için boşanmaz diye düşünerek.

    Adam aylar sonra yine aldatıyor. Kadın yine susmak zorunda. Üstünde çok fazla banka borcu var. Kazancı borçlara ancak yetiyor. Çocuğuna yeteri kadar maddi imkan sağlayamayacağı ve yanında destek olan kimse olmadığı için evliliğine yine devam ediyor.

    Aradan aylar geçiyor. Kadın, adama ‘beni neden sevmiyorsun?’ diye soruyor. Çünkü birkaç saat önce bir yemek masasında aşağılanmış küçük düşürülmüş eşi tarafından. Bu soruya tahammül edemeyen adam kadını hırpalamaya başlıyor. Tartışma kadına atılan tokatla son buluyor. Bütün hayatı film şeridi gibi geçiyor o birkaç saniye içinde kadının gözünün önünden. Ve kadın ailesinden gizli açıyor boşanma davasını ve boşanıyorlar. Adam çocuğun velayetini istiyor boşanmak için. Kadın çaresiz kabul ediyor yeter ki boşanalım durumumu toparlayınca alırım ümidiyle.

    Kadın yeniden bambaşka bir şehirde işini kuruyor. Mutlu ama evladı yanında olmadığı için eksik… tek tesellisi evladına iyi bir gelecek hazırlamaya çalışıyor olması.

    Ve adam anlıyor kadına ne kadar aşık olduğunu. Kadın izini kaybettirmiş. Zor da olsa adam buluyor kadını. Kadının karşısına çıkıyor sanal dünyada. İlk başlarda sadece işleriyle ilgili görüşmeler yapıyorlar birbirlerine fikir danışıyorlar. Kadın adamın problemlerine yardımcı oluyor adam kadının… haftalarca sabahlara kadar mesajlaşıyorlar birbirlerinin sesini bile duymadan. Ama her an birlikteler sanki. Aynı anda yemek yiyorlar, aynı anda spora gidiyorlar, aynı anda markete gidiyorlar…

    Aslında kadın şüpheleniyor. Ama adam o şüpheleri bir şekilde yok ediyor. Kadın adamın sesini duymak istediğini söylüyor. Adam numarasını vermemek için her yolu deniyor. Ve kadının inadını kıramayınca özel (gizli) numaradan arayacağını söylüyor. Kadın zor da olsa kabul ediyor. Sesi duyar duymaz eski eşinin sesine benzetiyor ama aradan 5 ay geçtiği için kendisinin yanıldığını düşünüyor. Sonra bir gün adam yanlışlıkla numarasını açık unutuyor ve her şey o anda ortaya çıkıyor.

    Kadın adama aşık olmuş. Fikirlerine, düşüncelerine, gösterdiği ilgiye, sevgiye ve en önemlisi hiç yargılamadan onun tüm hayatını sabırla dinlemesine… adam yaptıklarına pişman karısına verdiği zararı geç de olsa fark ediyor. Birbirlerine bir şans daha vermeye karar veriyorlar. Evliliklerinde aslında tek sorunlarının konuşamamak olduğunun farkına varıyorlar.

    Şimdi tekrar birlikteler. Sıfırdan başlayarak. Artık karı-koca değil iki sevgili onlar ☺. Bir tane de kızları var. Ve çok mutlular.

  • Rol Model Olmak

    Rol Model Olmak

    İnsanlar dünyaya gelirken anne babalarını,isimlerini ve kardeşlerini seçemezler. Yalnız yaşamlarını tercih edebilirler. Yaratılış gereği kendini bir yapının içinde bulurlar. Bu yapının adı ailedir. İnsan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını ilk önce aile içerisinde sevgiyle öğrenirler. Anne şevkat ve merhametin;baba otorite ve güvenin kardeş candaş olmanın sembolüdür. İnsan aileden aldıkları veya alamadıklarıyla;çevreden ekleyip eklemedikleriyle kişiliğini şekillendirir. Dolaysıyle anne babaların çocuk yetiştirmede sabırlı ve de önyargısız olması gerekir. Neyi nasıl verirsek o şekilde alacağımız bir alışveriştir ki bu; kısa vade de kesin sonuç verir.

    Onları sevgi dolu yapmak da, kıskanç yapmak da,sorumlu bir insan yapmak da tamamen elimizde olan birşeydir. Ölçülü davranmalıyız çocuklarımıza,ölçülü olmayı öğretmeliyiz. Herşeyin azı zarar fazlası zarar ortası karar demiş büyüklerimiz. Az verip aratmayalım çok verip şımartmayalım sözü de çocuk yetiştirmede dengeyi bulma adına mükemmel bir yaklaşımdır. Sevgi ve yakınlıkta ölçünüz öyle olmalı ki çocuk hem her an sizi yanında hissederek destek bulmalı hem de anne-babasını görmediği zamanlarda kendisini özgür hissedebilmeli. Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterme yanlışına kültürümüzde genellikle hanımlar düşer. Evliliğinde kendini yalnız hisseden anneler kendini çocuğuna adamaya, ona fazlasıyla bağlanmaya başlar ve çocuğunu da kendine bağımlı hale getirebilir. Oysa her güçlükten korunan, aşırı kontrol edilen, sorunları genellikle anne-babası tarafından çözülen çocuklar pasif, beceriksiz ve kendine güveni olmayan kişilik tipi geliştiriyor. Bu yanlış anne-baba tutumuna geç çocuk sahibi olmuş, ilk çocuk anne-babası, tek çocuğu olan, erkek çocuğu evde kral ilan eden ebeveynlerde daha sık rastlanıyor.

    Çocuk el bebek gül bebek şımartılıyor, kucaktan yere indirilmiyor, “aman üzülmesin, incinmesin, her istediği olsun” denip adeta bir cam fanus içinde büyütülüyor. Her zaman yanında anne ya da babasını bulan çocukta bağımlı kişilik özelliği daha sık gözleniyor. Zamanla çocuk bu bağımlılığı eşine karşı da sergileyebiliyor. Süt kuzusu denilen gençlere dönebiliyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise çocuk henüz bebeklik dönemindeyken “Şımarmasın, bağımlı olmasın” düşüncesiyle yanlış uygulama hatasına düşmemeniz. “Çocuğunuz her ağladığında kucağa alırsanız bağımlı olur” tavsiyelerine çok fazla rağbet göstermeyin. Zira ilk yıllarda bebeğinizi ne kadar çok sevgi ve ilgi ile büyütürseniz kendini o kadar güvende hisseder ve sağlıklı bir gelişme gösterir.

    Başarılı anne-babalar, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır. Yine başarılı anne-babalar, çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir. Yeryüzündeki hiç bir çocuğu “senden adam olmaz” diyerek adam edemezsiniz! Unutmayın ki her çocuğun rol ve modeli anne ve babasıdır..Çocuk eğer sizin gözünüzde adam olmayacaksa adam olamadığınız dandır.Bu çocuklar bencilliği,yalancılığı,ikiyüzlü olmayı,aldatmayı sadece sokaktan öğrenmiyor…Yapmadığınız bir şeyi onlardan ne isteyebilir,ne de bekleyebilirsiniz.Bir çocuk anne babasının tablosudur…Bu tablonun güzel olması tamamiyle ressamına bağlı diyorum ben sevgili dostlar.

    Yapmadığımız yada gerçekleştiremediğimiz şeyleri isteriz.Yalan konuşur dürüstlük bekleriz,kitap okumayız,ders çalışmasını isteriz..Bunları çoğaltmak mümkün. Lakin onlara önce kendimizle örnek olmayı denemeliyiz.Sorumluluğumuz onları dünyaya getirmeye vesile olmamızla bitmiyor.Aksine doğru bir rol model olarak devam etmesi gerekiyor. Sevgi dolu, merhametli çocuklar yetiştirelim sevgili dostlar..

    Sevgiyle kalın!!

  • Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Kişilerarası sorunların başarıyla çözülmesi kişilerin düşüncelerini sınırlandıran kalıp yargılardan
    kurtulmalarını ve farklı bakış açılarından ele almalarını gerektirir. Sorunlara farklı bakış açılarıyla
    yaklaşabilmek için öncelikle etkin bir dinleyici olmamız kaçınılmazdır.
    Kişilerarası sorunlara herkesin kazanacağı çözümler bulabilmek için sorunların olabildiğince farklı
    açılardan incelenmesi gerekir. Öncelikle çatışma yaşanan durumun tespiti sonrasında ise kişilerin olaya
    dönük algıları ve bu durumu nasıl yorumladıkları oldukça önem taşımaktadır.
    Çocuklara farklı bakış açısı kazandırmak, empatik düşünme yolları geliştirmek çocukların en sevdiği
    masallar ve fıkralar üzerinden diyaloglarla aktarılıp geliştirilebilir. Masallar kişilerarası ilişkiler, ahlak ve
    değerlerle ilgili düşünce biçimlerini, toplumun ortak düşüncelerini kuşaktan kuşağa aktarırlar.
    Masallarda bildiğiniz gibi daima iyi ve daima kötü, biri saf diğeri kurnaz, biri doğru diğeri yanlış karakterler
    vardır. Çıkan çatışmalarda çocuklar her zaman kötüyü suçlar, iyiyi ise çözüm yolları geliştiren mutlak iyi
    olarak görürler. Karşılaştığımız problemlerde sadece taraflardan birinin (yalnızca iyinin) bakış açısıyla
    durumu tanımlamak oldukça yanlış bir tutumdur. Tarafların her ikisi de dinlenerek olaylar tanımlanıp,
    farklı bakış açıları ile çözümlerin de zenginleştirilmesi açısından daha faydalı olacaktır.
    Şimdi bu bakış açısıyla Nasreddin Hoca’nın göle maya çaldığı ve ‘’ya tutarsa’’ dediği fıkrayı yeniden
    inceleyelim. Fıkrada geçen olayı bugüne kadar Nasreddin Hocayla göl kıyısında karşılaşan kişinin
    anlatımıyla dinledik. Şimdi bir de Hoca ‘nın kendisinden dinleyelim;

    ‘’O gün pazardan alışveriş yapmış, eve dönüyordum. Yol üzerindeki gölün kenarında biraz dinlenmek ve
    bir şeyler yemek için mola verdim. Yanımda biraz ekmek ve yoğurt vardı. Yemeği bitirince yoğurt kabını o
    şekilde bırakamazdım. Hiç değilse su ile durulayayım dedim. Ben tam yoğurt kabını gölde çalkalarken bu
    adam geldi. Selam verdi ve ‘’ Ne yapıyorsun Hoca Efendi ‘’ diye sordu. İnsanların anlamsız sorular
    sormasına alışkın olmama karşın bazen kendimi tutamayarak bu tür kişilerle alay ettiğimi bilirsiniz.
    Hani kapıdan içeri girersiniz de ‘’aaa, geldin mi ?’’ saçma sapan bir soru sorarlar ya! İşte bu adamın
    sorusu da böyle. Görmüyor musun be adam, yoğurt bulaşığını yıkıyorum işte. Neyse adamı incitecek bir
    şey söylememek için ‘’göle maya çalıyorum ‘’ dedim. Adamın saflığına bakın, bir de tutup ‘’Hoca göl
    maya tutar mı?’’ demez mi! Siz olsanız ne derdiniz bilemem ama bir an önce bu adamı başımdan
    savmak için ‘’ya tutarsa’’ dedim. Şaşkın şaşkın çekip gitti. Köye varınca da herkese ‘’Hoca göle maya
    çalıyor ‘’ diyerek dedikodu yapmış.’’

    Şimdiye dek o adamdan dinlediğimiz şekli ile bu fıkradan ‘’hiçbir şeyden ümidi kesmemek ‘’mesajı alırdık.
    Peki şimdi hangi mesajı aldınız?
    Etkinliği evinizde çay saatinizde çocuğunuzla paylaşın ve olaylara farklı açılardan bakmanın bize başka
    neler kazandırabileceğini tartışın.