Etiket: Açlık

  • Diyabet tanı kriterleri nedir

    Bozulmuş açlık şekeri nedir, Bozulmuş glukoz toleransı nedir, Normal şeker düzeyi nedir ?

    Açlık kan şekeriniz 100mg/dl altında, eğer ölçülmüş ise tokluk kan şekeriniz 140 mg/dl altında ise şeker hastalığınız yok demektir. Yükleme testine gerek yoktur, HbA1c testi gereksizdir.

    ​Açlık kan şekeriniz 126 mg/dl ve üstünde (en az iki kez ), veya eğer ölçülmüş ise tokluk kan şekeriniz 200 mg/dl ve üzerinde ise şeker hastalığınız var demektir. Yükleme testine gerek yoktur, aşikar Diyabetsiniz demektir. HbA1c hastalığın derecesi ve tedavi planlaması için ölçülür

    Peki açlık 100-125 mg/dl veya tokluk 140-199 mg/dl neyi gösterir?

    Açlık 100-125 mg/dl:Bozulmuş açlık kan şekeri

    tokluk 140-199 mg/dl:Bozulmuş glukoz toleransını gösterir, Bu iki durumda HbA1c ölçülürse %5.7 ile 6.4 arası aralıkta çıkar. Bu iki durum prediyabet yada halk arasında gizli şeker diye ifade edilen dönemi gösterir.

    Yükleme testi (oral glukoz tolerans testi, 75 gr) Açlık kan şekeri 100-125 mg/dl ölçülen hastaya yapılır. Hastanın 2. saat tokluk kan şekeri ölçümü değerlendirilir.Toklukta Diyabet gelişip gelişmediğini ölçer.

    Yükleme Testi Nasıl Yorumlanır ?

    Cevap: Hastanın 2. saat tokluk kan şekeri sonucu 200 üzerinde ise bireyde diyabet geliştiğini gösterir. Eğer 2. saat değeri 140-199 mg/dl arasında gelirse bozulmuş glukoz toleransı yani hastada prediyabet geliştiğini gösterir. 140 mg/dl altında tokluk kan şekerlerinin normal olduğunu gösterir.

  • Şeker hastalığı tanısı nasıl konur?

    Şeker hastalığı tanısı nasıl konur?

    Şeker hastalığı tanısı kan şekeri ölçümü ile konur. 10 saatlik gece açlığı sonrasında sabahın erken saatlerinde, ideal olarak 08:00 – 10:00 arasında açlık kan şekeri ölçümü yapılır. Sağlıklı kişilerde normal kan şekeri değeri açlıkta 65-100 mg/dL arasındadır. 126 mg/dL ve üzerindeki açlık kan şekeri değerleri veya 200 mg/dL üzerindeki 2. Saat tokluk şekeri değerleri şeker hastalığı olduğunu gösterir. Açlıkta 101-125 mg/dL arasındaki değerler veya toklukta 141-199 mg/dL arasındaki değerler şüpheli değerlerdir, bu şüpheli duruma halk arasında “gizli şeker hastalığı” da denir, bu düzeylerde kan şekeri görüldüğünde şeker yükleme testi yapılır. Açlık tokluk fark etmeksizin günün herhangi bir saatinde yapılan kan şekeri ölçümünde 200 mg/dL’nin üzerinde bulunan kan şekeri direkt şeker hastalığına işaret eder.

  • Duygusal Yeme – Yemeği mi Yoksa Bastırmak İstediklerimizi mi Yiyoruz?

    Duygusal Yeme – Yemeği mi Yoksa Bastırmak İstediklerimizi mi Yiyoruz?

    İnsanların hayatlarına devam etmek için birtakım temel ihtiyaçları vardır; bunlardan bazıları barınma, uyku, dinlenme ve tabii ki yemek. Yemek ihtiyacı birincil ihtiyaç olmasının dışında sosyal varlık olan insanların sosyalleşmesinin de bir yoludur. Planlarınızın çok büyük bir kısmı yemek üzerinedir. Bunun ötesinde yemek insanların duygularına da eşlik eden bir alışkanlıktır. Mutlu olunca yersiniz, coşkulu hissedince yersiniz, stresli anlarımızda yersiniz, moraliniz bozuk olunca yersiniz. Kişisel farklıları bir kenara bıraktığınızda göreceksiniz ki yemek birçok insanın en büyük ortak noktası ve bu ortak nokta bazen bir zevk, bir ihtiyaç, bir sosyal aktivite olmaktan çıkıp bir probleme dönüşebiliyor. Problemin ortaya çıkma şekli ise: duygusal yeme.

    Nedir?

    Duygusal yeme, negatif duygulara karşılık gelişen bir yeme bozukluğudur. Bu davranışlarda en sık görülen durum normalden daha fazla yemek ya da besin çeşitlerini farklı seçmek; daha tatlı, daha tuzlu veya daha yağlı yiyecekleri tercih etmek gibi. Yapılan araştırmalara göre duygusal yeme özellikle yoğun kaygı, stres, depresyon, öfke gibi duyguların yoğun olarak yaşandığı dönemlerde görüldüğü, yalnızken gerçekleştiği öne sürülmüştür. Ayrıca bu durum yetersizlik hissiyle ve benlik saygısının düşük olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Yani bu durumda yemek yemek bir amaç olmaktan çıkıp bir araç haline dönüşüyor. Hayatta yaşanan olumsuzluklar yeme alışkanlıklarını büyük ölçüde etkiliyor. Olumsuz duyguların kişide yarattığı boşluk hissi yalnızlıkla baş etmeyi güçleştiriyor. Kişi bu boşluğu bir şeyler yiyerek doldurmaya çalışıyor. Ama duygusal açlık ne yazık ki yiyeceklerle giderilemiyor. Üstüne üstlük alınan fazla kaloriler de bir noktadan sonra sağlığınızı tehdit etmeye başlayabiliyor.

    Ne değildir?

    Öncelikle duygusal açlığı fiziksel açlıktan neyin ayırdığını bilmeniz gerekiyor. Duygusal açlık belirli durumlarda ortaya çıkar ve fiziksel açlıktan farklı olarak midenizin bir anda kazınmaya başladığını hissedersiniz. Düşünmeden, bulduğunuz her şeyi yemeye başlarsınız. Sağlıklı besinler sizi doyurmuyormuş gibi gelir ve abur cubur gibi besinlere yönelirsiniz.  Duygusal açlıkta bedeniniz için daha sağlıklı olan, oturarak ve çatal bıçakla yenen yiyecekler yerine üzerine hiç düşünmeden, ayakta, bir önce midenize ulaşacak ve yerken sizi uğraştırmayacak yiyecekleri bulur ve onları yersiniz. 

    Fiziksel açlıkta ne yiyeceğiniz üzerine düşünür, ona göre bir yemek hazırlarsınız. Kontrol sizdedir. Ancak duygusal açlıkta yedikleriniz üzerindeki kontrol duygunuzu kaybedersiniz. Yiyecekleri “iyi yiyecekler “ve “kötü yiyecekler” olarak etiketlemeye başlarsınız ve sürekli kalori hesabı yaparsınız.

    Yemek bitince içinizi bir suçluluk duygusu kaplar, hâlbuki bir problem olmadığı zaman insan yemek yediği için kendini kötü hissetmez. Kendinizi sürekli eleştirirsiniz. Duygusal açlığı fiziksel açlıktan ayıran en önemli şey bu suçluluk duygusu diyebiliriz.

    Çözüm Yolları

    Duygusal yeme sizin duygularınız üzerinden gerçekleşen bir süreç ve kendinizi fark etmeye başladığınızda kurtulabileceğiniz bir durum. Öncelikli olarak yapmanız gereken şey duygusal yeme probleminiz olduğunu kabul etmek. Bir şeyler yolunda değil, bu düşünceyi fark edip kabul ettikten sonra hangi durumlarda bunu yaptığınızı, sizi yemeye neyin ittiğini anlamız gerekiyor. Bu noktada bir profesyonelden yardım almayı da ihmal etmemek gerekiyor çünkü tek başınıza olmanız gereken bir süreç değil, desteğe ihtiyaç duymanız da çok normal. Duygusal yemeden sağlıklı yemeye geçiş tabii ki kolay olmayacak fakat bu mümkün. 

    • Duygusal yemenin tetiklendiği anları keşfetmek ve bu tetikleyicilerle baş etme yolları geliştirmek.

    • Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmek.

    • Farkındalıkle yeme (mindful eating) yöntemini benimsemek.

    • Duygusal yemeye sebep olan durumu yani kökeni keşfetmek ve tüm bu çözüm yollarının stratejik ve doğru bir şekilde uygulanabilmesi için psikolojik destek almak.

                      Farkındalıkla Yeme

                      İsminden de belli olacağını gibi yediklerinizin farkında olmak anlamına geliyor. Farkındalıkla yemek için öncelikle açlık sinyalinizi iyi okumanız gerekiyor. Vücudunuzun gerçek açlığının, yani fiziksel açlığı bilmek ve doyduğunuz zamanı ayırt etmek iki önemli başlangıç noktası. Bu iki nokta yardımı ile ne zaman ne kadar yemeniz gerektiğini belirleyebilirsiniz.

    • Duygusal yemeye başlamadan önce rahatlamak için biraz zaman yaratın: Yemeklere koşmak yerine bir süre içinde bulunduğunuz ana odaklanın. Ayaklarınızın altındaki zemini, oturduğunuz koltuğu hissedebilir, yemeklerin kokusunu içinize çekebilir, görünüşlerini inceleyebilirsiniz.

    • Belirli bir başlangıcı ve bitişi olan bir rutin belirleyin. Tüketici duygusal yeme ”dürtüsel” ve ””dikkatsizce” dir (mindless). Ayakta durarak mutfak tezgahında yiyor olabilirsiniz. ”Yeme” deneyimini daha keyifli, daha kontrollu ve daha bilinçli yapmak için bilinçli bir şekilde kendinize yemek için güzel bir yer hazırlayın, mümkünse bu yeri görsel olarak güzelleştirin.

    • Anda kalabilmek için rutini değiştirmek: Anda kalabilmek, zihnimizin başka şeylere kaymasını engellemek için oturduğumuz sandalyeyi değiştirebilir, bardağı kullanmadığımız diğer elimizde tutabiliriz.

    • En keyif verecek yiyecekleri özenle seçmek: Seçtiğimiz yemekler genel olarak bizi en çok rahatlatacak olanlar değil, evde hazır bulunan yiyeceklerdir. Duygusal yemeye gösterdiğimiz dikkatin artması ile bizi en çok rahatlatacak en çok zevki verecek yiyeceklere yönelebiliriz.

    • Pişman etme potansiyeli fazla yiyeceklerden kaçınmak: Farkındalıkla yemenin amacı genel iyilik halimizi arttırmasıdır. Bu yüzden karnımızı ağrıtma ve şekerimizi aniden yükseltme ihtimali yüksek yiyecekleri seçmemek yerinde olacaktır.

    • Nicelikten ziyade niteliğe önem vermek: Yemeğin bizi rahatlatması ne kadar yediğimizle değil, yemekten ne kadar zevk aldığımızla ilişkilidir. Örneğin, küçük bir parça çok lezzetli ve kaliteli bir çikolatadan aldığımız tatmin, kalitesiz koca bir paket şekerden aldığımız tatminden çok daha fazladır.

    • Yeme deneyimine odaklanmak: Zihnimiz bu an yaptığımız aktiviteden ziyade başka şeylerle meşgul olmaya meyillidir, bu da kendimizi dağınık hissetmemize sebep olur. Yemek yerken yemeye odaklanarak hem daha fazla zevk alırız hem de zihnimize dinlenmesi için fırsat veririz. Yiyeceği direkt yutmadan önce koklayın. Ağzınıza aldığınız yiyeceğin tadını hissedin. Yavaşça çiğneyin ve iyice çiğnedikten sonra yutun.

  • Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    İnsanda Psikolojik açlık ve fizyolojik açlık vardır.
    Fizyolojik açlık, yaşamımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan miktarda
    giderilmesi gereken, giderilmediğinde, göz kararması, kan şekerinin düşmesi,
    karın gurultusu, titreme vs.. gibi belirtilerle kendini belli eden ve besin
    miktarının, vücudun ihtiyacı olan kadarıyla yeterli olabilen, kişide kilo
    problemine yol açmayacak açlıktır. Fizyolojik açlık kişide kilo problemine yol
    açmaz. Kişide fizyolojik bir problem (tirioid, insülin direnci, ilaç kullanımı vs..)
    olmadığı halde, kişide kilo problemi varsa kişinin bu kiloları kaçınılmaz olarak
    psikolojik açlık temellidir. Kişi örneğin, TV karşısında farkında bile olmadan bir
    şeyler yer, bu yenilenler boşluğa yenmiş gibi olur ve bilinç bunun farkında bile
    olmaz ve dolayısı ile de doyma beklenemez.
    Psikolojik açlık ise kişinin doyurulmayan ya da doyurulmayı bekleyen
    duygularının sonucunda ortaya çıkan, üzüntü, stres, yalnızlık, can sıkıntısı, boş
    kalma vs.. gibi etkenler sonucunda ortaya çıkan ve kişiye gereğinden fazla
    yedirtebilen açlıktır. Kişi, vücudunun ihtiyacından fazla olan besin tüketimine
    neden olan duygularını fark etmeli ve duygularını kontrol edebilmeyi
    öğrenmelidir. Hipnoterapi seanslarında kişi aslında bildiğini zannettiği ama
    bilinçaltında bastırdığı duygularını ortaya çıkartarak kendi duygularını kontrol
    edebilmeyi öğrenir.
    ‘su içsem bana yarıyor’, Su içmekle kimse kilo almaz!! Aldığınız kalori
    harcadığınız kaloriden fazla ise kilolar bedeninizde toplanır.
    Mükemmeliyetçi bir toplumuz özellikle de kadınlarımız. Toplum olarak sürekli
    kusur veya kusurlarımıza odaklanırız. Her şeyi mükemmel yapmak için
    enerjimizi harcarız en ufak bir sorunda yelkenleri suya bırakabiliriz. Örneğin bir
    diyete başladığımızda bir kurabiye yemek gibi bir kaçamakta bulunduğumuzda
    ‘diyeti nasılsa bozdum’ diye düşünerek tekrardan aşırı yemek yemeye
    başlamak, yaygın olarak görülür. Bu siyah- beyaz düşünme mükemmeliyetçiliğin
    bir özelliğidir.

    Hipnoterapi İle Zayıflama

    Kişi, hipnoterapi ile zayıflama seansları sayesinde, sağlıklı miktarda yemek
    yiyebilmenin kontrolünü telkinlerle kendisi sağlayabilir. Kişi, hipnoterapi
    öncesine göre daha az yemesine rağmen daha çok doyma hissi alabiliyor.
    Örneğin önceden bir paket çikolatayı bitirmesine rağmen alamadığı tatmini
    küçük bir parça çikolatadan rahatlıkla alabilir. Pek çoğumuz lokmaları
    çiğnemeden yutuyoruz dolayısı ile beynin doyma merkezine uyarı gitmediği için
    gereğinden fazla yiyoruz ama tatmin olamıyoruz. Hipnoterapi seansları ile
    yediğimiz her küçük lokmanın hazzını almakla birlikte, metabolizmamız için
    yeterli olan besin miktarını tüketebiliriz. Vücudumuzla barışık, kendimizi seven,
    farkındalığı olan birey olmak yerine, vücudumuzu çöplük olarak kullanıyoruz.
    Hipnoterapi seanslarından sonra vücudumuz için yeterli olan miktarda ve
    sağlıklı olan besinleri tüketmeye başlarız. Bunları zaten pek çoğumuz biliyoruz
    ama mesele bunu hayatımıza uygulayabilmekte, işte burada hipnoterapi sizin
    engellerinizi ortadan kaldırıyor ve sizi destekliyor.

    ‘Ben kilo veremiyorum!!’

    Kilo problemi olan kişilerde, ‘ spor yaptım, diyetisyene gittim her yolu denedim
    ama yine de kilo veremiyorum.’ İnancı vardır. Bilinçaltı, kişinin bu inancına
    inanır ve aslında burada kişi kendi kendine hipnoz etmiştir, kilo vermesi güç
    olur. Kişinin bu yanlış inancını aşabilmesi, bilinçaltındaki, ‘kilo veremiyorum’
    yerine sağlıklı ve faydalı düşünce olan ‘kilo verebilirim’ kararı ile yer
    değiştirebilmesi hipnoterapi ile aşılabilir. Kişinin güçlü olduğu yönlerinin açığa
    çıkartılması ve bu güçlü yönlerinin desteği ile kişi kendinde var olan ama fark
    etmediği bu gücünü keşfeder ve başarır.
    Hipnoterapi ile Kişinin yeterli miktardan fazla yemek yemekteki kontrolünü
    sağlayamamasının altındaki gizil duygularını fark etmesi ve bu gereğinden fazla
    yemek yemesine neden olan gizil duyguyu kontrol edebilmeleri sağlanır. Bu
    duygu kişide aşırı yemek yeme sonucunu çıkartabiliyorsa kişinin bu duyguyu
    kontrol edebilme becerisi kazandırılarak yemek yemekteki sınırını, becerisini
    sağlamayı öğrenir.
    Kendinize kilo verebilecek gücün sizde var olduğuna inanın!! yıllardır
    veremediğiniz kilolarınız için, ‘kilo veremiyorum’ telkinleri ile bilinçaltına
    gönderdiğiniz olumsuz mesajlar, gerçekten sizin kilo vermenizin önünü kapatır.

    Gerçekten kilo veremediğinize inandırdığınız, yanlış olarak bilinçaltına işlediğiniz
    telkinleri tam tersine çevirerek zihninize sizin için sağlıklı olan ‘kilo veriyorum’
    mesajını verin. İstediğiniz kiloya o an ulaşamasanız bile, eğer gerçekten kilo
    vermek istiyorsanız buna tüm bilincinizle inanın ve sizi asıl yöneten bilinçaltınıza
    bu mesajı gönderin. Başlangıçtan itibaren zihninize sanki şimdi hedefinize
    ulaşmış gibi; ‘her gün inceliyorum ve her gün daha da hafifliyor,
    özgürleşiyorum’ mesajını verin.

    OBEZİTE TEDAVİSİNDE HİPNOZ

    Hipnoterapi, başta obezite olmak üzere kilo problemleri yaşayanlar için uzun
    vadede başarılı bir kilo kaybı isteyenlere kapsamlı bir tedavi yaklaşımı sunar.
    Özellikle de dirençli obezitede etkilidir. Bu program kilo kaybı, kaygı ve
    depresyon gibi kiloyla bağlantılı olan duygusal sorunları ele alan kapsamlı bir
    çalışma sürecidir. Bu süreçte kişi zenginleştirici bir kişisel deneyim kazanmakla
    birlikte kişinin kendisine farklı bakış açılarından da bakabilmeyi öğrenmesi farklı
    olumlu duygular hissetmesini sağlayarak kilo vermesini hızlandırmak, en
    önemlisi sağlıklı bir beden, kişinin hipnoterapi ile pozitif yöndeki yeni yaşam
    tarzı ile hayatına devam etmesine rehberlik edilir. Burada kilo vermenin
    arkasındaki baskılanmış duyguların ortaya çıkartılması ile birlikte sadece ‘sonuç’
    olan kilolu olmanın altında yatan nedenleri kişi fark eder, keşfeder ve bu
    problemlerle baş etme becerileri kazanır. Hipnoterapi kişinin kendini
    keşfetmesindeki bir araçtır? Çünkü pek çok kişi canı sıkıldığında çikolataya
    başvurduğunu bilir, AMA bunun nedenini bilmez!! hoşlandığı bir yiyeceği
    yerken abartabildiğini ama kendini kontrol edebilmeyi başaramaz!!
    Üzüldüğünde yemek yemeyi kesebilir AMA bunun altında yatan baskılanmış
    nedeni bilmez!! Yaşamımızdaki benzer durumlara her birimizin vereceği tepki
    kendi deneyimlerimize, yaşanmışlıklarımıza, öğrenilmişliklerimize, mizacımıza
    göre değişebilir. Dolayısı ile hipnoterapi, kişinin kendisine özel, bireysel olarak
    yapılan özel çalışma ile bireyin kendini keşfetmesine yardımcı olur. keza
    hipnoterapi diğer terapi tekniklerinde de olduğu gibi kişiye dışardan yapılan bir
    aşılama tekniği kesinlikle değildir. Kişinin kendi içinde var olan gücünü
    kendisinde keşfetmesinde hipnoterapi ile yol gösterir.

    HİPNOTERAPİ SEANSLARINDA UYUYACAK MIYIM?

    Kişilerde genellikle, hipnoterapi seansları sırasında neler olduğunu
    bilmeyecekleri endişesini taşırlar oysa ki hipnoz seansları sırasında, bilinçlerini
    asla kaybetmez ve her ayrıntısına kadar hatırlarlar. Her zaman terapistin
    dediklerini, dışarıdan veya uygulama yapılan odada meydana gelebilecek
    günlük yaşama dair herhangi bir sesi duyabilirler. Hipnoz sırasında kişiler,
    sadece kendilerine, bedenlerine, ruhuna odaklanırlar ve günlük yaşamlarındaki
    streslerinden, üzüntülerinden, sıkıntılarından kendilerini o süreç sırasında
    arındırarak, rahatlamanın keyfini çıkartırlar. Seansı istedikleri zaman
    bırakabilirler. Ancak o keyfi yaşayan pek çok kişi bırakmak istemez..

    KALP MERKEZLİ HİNOTERAPİ
    Kalp Merkezli Hipnoterapi Diane Zimberof tarafından geliştirilmiş klasik
    hipnoterapi yöntemlerinin çeşitli tekniklerle zenginleştirilmiş şeklidir. İnsanı
    aklı, duyguları ve ruhu ile bir bütün olarak ele alan ve kişinin bu üç alanın
    bütünlüğü içinde kendini gerçekleştirmesine, farkındalığının artmasına, kendini
    geliştirmesine fırsat veren oldukça etkili bir tekniktir.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi, Hümanistik yaklaşımdan, Transpersonel psikolojiden
    yararlanılarak Zimberoff tarafından,Fritz erls, Eric Berne Ve Virginia Satir gibi
    psikolojide büyük ses getiren kişilerle çalışılarak 25 yıllık bir çalışmanın
    sonucunda geliştirilmiştir. Kalp Merkezli Hipnoterapi, Gestalt terapisi,
    Transaksiyonel Analiz ve transpersonel Psikoloji tekniklerinden de faydalanılmış
    bir tekniktir. Bu eğitimin merkezi Amerika’daki Wellness Enstitüsüdür.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi ile terapist danışanını yaşamında baş etmekte
    zorlandığı probleminin kaynağına götürür. İşte burada bu tekniğin diğer
    tekniklerden farklılığı ortaya çıkar ve kişinin bilinçaltında baskıladığı, sıkışmış
    olan duyguları tekniğin özel yöntemleri ile dışarı atılır. Kalp merkezli enerji
    çalışmaları ile süreç tamamlanmış olur.
    Kalp merkezli Hipnoterapi ile birey çok kısa sürede kendindeki gelişimleri fark
    eder ve hayatında yeni başlangıçlar yapar.

  • Aç olan mideniz değil ruhunuz!

    Yemeği hem besin hem de duygusal dalgalanmalarımızı gideren bir doyum aracı olarak kullanırız. Fiziksel açlık enerji ihtiyacımızın karşılanması için oluşan açlıktır. Fiziksel açlık hissettiğinizde ihtiyacınız olan besin öğelerini yeterli miktarda tükettiğiniz zaman, yemeği “yakıt” olarak kullanmış olursunuz. Buna karşılık, duygularınızı bastırmak için, aç olmadan yemeğe yönelme alışkanlıklarınız var ise, yemeği bir “araç” olarak kullanıyorsunuz demektir. Buna duygusal açlık denir.

    Üzüldüğünüzde iştahınız kesilir ya da pasta veya böreğe yönelirsiniz.

    Yalnız hissettiğinizde boğazınızdan lokma geçmez ya da hemen bir hamburgerciye veya kebapçıya koşarsınız.

    Çok yediğiniz halde doygunluk hissetmezsiniz.

    Sürekli bir şeyler atıştırmak istersiniz

    Tok olduğunuz halde atıştırmak istersiniz

    Sık sık acıkırsınız

    Gece uykudan uyanıp buzdolabına koşarak bir şeyler yemek istersiniz

    Sıkıldıkça yemek yersiniz

    Duygusal açlık fiziksel açlık tarzında algılanıp aşırı yemeye sebep olabilir.
    Çeşitli problemler, stres kişiyi aşırı yemeye itebilir. Bu durum fazla kilo alınmasına, alınan kilolar da kişinin stresini arttırarak fazla yemesine neden olur. Bu durum kişinin içinden çıkamadığı kısır döngü oluşturur. Bazı bireyler için yemek yeme olumsuz duygulardan kurtulmanın veya olumlu bir duygu hissetmenin temel yoludur.
    “Yediğim zaman mutlu oluyorum”

    “Canım sıkıldığında bir şeyler yiyorum ve daha iyi hissediyorum”

    Duygusal yemede meydana gelen sadece geçici bir rahatlamadır. Uzun vadede birey pişmanlık, suçluluk ve olumsuz duygular yaşamaktadır.

    Aç olan mideniz değil ruhunuz. Ruhunuzu beslemeye ve doyurmaya çalışın.

    Eğer kötü hissettiğinizde buzdolabı sizi kendine çekiyorsa, buzdolabı yerine hemen bilgisayarınızı açıp ideal kilosuna ulaşan insanların başarı hikayelerini okuyun veya en yakın parka çıkıp biraz yürüyün. Bunlar yoğunlaşan duygularınızı dağıtmaya yardımcı olacaktır.
    Buzdolabına gitme zamanlarınız çok ise stresinizi azaltmak için bir evcil hayvan besleyebilirsiniz.
    Egzersiz duygusal açlığı yenmenizde yararlıdır. Duygusal açlık hissettiğinizde en az 10-15 dakikalık yürüyüş programları oluşturun.
    Her şey sevgi ile başlar. Sevdiğiniz bir şeye değer verirsiniz. Kendinizi severseniz kendinize değer verirsiniz. Kendinizi severseniz güzel bir bedene sahip olmayı hak ettiğinizi düşünürsünüz. Bedeninize değer verirsiniz.