Etiket: Açı

  • VAJİNİSMUS NEDİR

    VAJİNİSMUS NEDİR

    Vajinanın girişine dokunulduğunda , vajinanın 1/3 dış kısmının istemsiz kasılmasıdır. Bu kadınlar acıyacak korkusu ile cinsel birleşmeden kaçarlar. Cinsel terapi kliniklerine en sık müracaat sebebi olmuşlardır. Genelde kliniklerde tek taraflı bir sorun olarak terapiste iletilir. Oysaki temel sorun birleşememedir.

    Kadının olmasını istediği halde, penis, parmak, veya başka bir nesnenin vajinaya girmesine müsaade etmemesidir. Fobik bir kaçınma hareketidir. İstemsiz pelvik kasların kasılmasıdır. Ağrı beklentisinin acı duyma korkusu ile birleşmesidir. Sorun sürekli ötelenir ve beklenilir.

    Vajinusmuslu kadının organik bir problemi yoktur. Bazen kalın bir kızlık zarının varlığı ile karşılaşılsa da temel neden hiçbir zaman o değildir. Vajinusmus tanısı ancak pelvik muayene ile konur. Pek çok kadında pelvik muayeneden kaçınır.

    Birleşmenin acıtacağı korkusu ya da kasmaya bağlı oluşan acı çifte ilişkide hayal kırıklığı yaşatır. Sorun sadece vajinanın giriş kısmında ki kasılma değil tüm bedende başta bacak ve kollarda hissedilen daha sonra ruhsal ve bedensel savunma tablosuna dönüşür. Yüzündeki haz ifadesi korku, gerginlik ve dehşet anına dönüşür. Vajinusmuslu kadınların eşleri gerçekten çok zorlu bir yolculuktan geçer.

    Kadın çelişkilidir. Bir yandan yardım ister bir yandan tedaviden kaçar. Hayal kırıklığı yaşarken, terkedilme korkusu da bedenini sarar. Kadın olarak yetersizim duygusunu hisseder. Bazen istenmediğini düşünen bir erkekde de cinsel isteksizlik olabilir. Vajinusmuslu çiftler arasındaki ilişki de o güvenli bağ kurulamaz.

    Cinsel terapi sürecinde amaçlanan kasların gevşemesini sağlamak değil, ağrı korkusunun ve kaygısının giderilmesi olmalıdır. Özellikle vajina girişine yönelik ankisietenin giderilmesine çalışılmalıdır. Vajinismus vakaları batı toplumlarından daha çok, doğu toplumlarında görülmektedir. Gelenek ve dini ögelerin etkisi doğu toplumlarında daha fazladır. Biz gelenek ve modernlik arasında olan hala cemaat toplumundan cemiyet toplumuna uyum sağlamaya çalıştığımızdan bizde de çok sık görülmektedir.

    Vajinismus nedenleri arasında dinamik bakış çok önemli rolü oynar. Ancak basit cinsel terapi teknikleri ile çözülen vakalar olayın basit nedenlerden de kaynaklanabileceğini bize göstermektedir. Cinsel tabuların baskın olduğu, bekaretin evliliğe kadar korunduğu kollandığı toplumlarda vajinusmus daha fazla görülür. Psiko-sosyo-kültürel etkenlerin rolü çok fazladır. Çocukluk dönemi yaşanılan olumsuz cinsel deneyimler vajinusmusun diğer nedenleri arasındadır.

    Aile yapısı bizim için önemlidir. Otoriter bir babanın varlığında sağlıklı kurulamıyan baba kız ilişkileri, cinselliği değersizleştiren bir aile yapısı, cinsel organlardan hoşlanmama, katı dinsel ve ahlaki eğitimler, cinsel şiddet, eşcinsel özdeşleşme, yanlış bilgilenmeler ve ilk gece kabusu hikayeler.

    Vajinusmuslu kadınlar çocuksu özellikleri vardır. Kadın erkek ilşkilerinde sınır koyan kişilerken, erkekler ise oldukça saygılı beylerdir.

    Toplumun her kesiminden, her eğitim düzeyindeki kadında geleneksel yada modern olması fark etmez vajinusmus sorunu görülebilir. Cinsellik işin içine girdiğinde pek çok faktör vajinusmusu tetikler. Yapılan testlerde vajinusmuslu kadınlarda suçluluk duygusu, cinsellikten korkma, ankisite ön plandadır.

    Evlilik şeklide çok önemlidir. Bu kadınlar görücü usulü bir evlilik ,akraba evlilikleri,evdeki baskıcı ortamdan kaçıp evlenme, aile tarafından onaylanmayan evlilikler yada çok enteresan birleşmeyi evliliğe bırakan uzun yıllar süren flört aşk sonrası evlilikler olabilir.

    Vajinusmus semptomunu ortaya çıkaran ve devam ettiren nedenlerin başında kadınların kendilerini zayıf ve çaresiz hissetmesi erkeklerinse tehlikeli olduğu düşünülmesidir.Cinsel birleşmenin kadınların katlandığı acı verici bir süreç , erkeklerinse zevk aldığı bir eylem olarak görülmesidir. Vücudun içine alınan şeylerin acı verdiği hissi yoğun yaşanır. İlk gece korkusu ve bekaretin masumiyet olarak algılanması ve ona ait son kalenin de teslim edilmesi kendi içinde parçalanmayı yok olmayı düşündürebilir. Tedavisi bir sürü davranışsal tekniklerle basit vajinusmus vakaları çok rahat çözümlenebilir. Birlikte bilişsel psikoterapi teknikleride kullanılabilir. Israrlı vakalarda dinamik çalışmak bu olgularda oldukça güzel cevaplar almamızı sağlar.

  • Yüz analizinde kalitatif (sayısal ölçümler yapmadan) değerlendirme yöntemi bölüm 2

    Yüz analizinde kalitatif (Sayısal ölçümler yapmadan) değerlendirme Yöntemi

    Bölüm 2

    Yüzün profilden analizi

    Yüzde kulaktan geçen çizgilerin birleştirilmesi ile konveks yapı ortaya çıkmaktadır.

    Yüzün yan yani profil değerlendirmesinde kulaktan başlayarak saç ön çizgisi, burun kökü, burun ucu ve çeneye uzanan çizgiler çizilmektedir. Bunlar birleştirildiğinde çekici ve güzel bir yüzde konveks bir hat ortaya çıkmaktadır. Bunun düzleşmesi yada konkav olması yüz güzelliğini bozmaktadır. Konkav olması halinde buna tabak-dish yada cadı yüzü-wich face denilmektedir. Bunlar ancak estetik cerrahi işlemler yada medikal estetik uygulamalar ile düzeltilebilmektedir. Konveksitenin artmasına ise kuş yüzü-bird face denilmektedir.

    Yüzün bu açıdan değerlendirmesinde;

    Yüzün Total yüksekliği, bu yüksekliğin üst, orta ve alt yüz bölümleri ile karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Bu bölümlerdeki alın, göz , burun, üst dudak, alt dudak ve çene değerlendirilmektedir.

    Yüzün profil görünümünde arkadan öne doğru projeksiyon yapan göz çevresi, elmacık kemiği bölgesi, burun kökü, burun, burun ucu, dudaklar ve çenede değerlendirilmektedir.

    Bu açıdan alının, burnun, göz altlarının, burun kolumellasının, üst ve alt dudakların, çene altının, boyunun dış hatlarının eğimlerine de bakılmaktadır.

    Yüzün profil değerlendirmesinde seçilecek güzel bir yöntemde ise; burnun üst dudak ile birleşme noktası olan subnasaleden geçen dik ve yatay bir hattın çizilmesidir. Bu yüzde tüm anatomik alanların ve aralarındaki ilişkinin değerlendirmesinde faydalı olmaktadır.

    Yüzün subnasaleden geçen dik ve yatay çizgiler ile bölünmesi ve karşılaştırılması

    Yüzün profil analizinde boyunda değerlendirilmektedir. Bu amaçla baş boyuna doğru eğilmektedir. Başın bu hareketi boyunda deri ve yumuşak dokuların laktasitisine balı olarak birçok kırışıklık ve katlantı ortaya çıkmaktadır buna “Akordiyon belirtisi” denilmektedir.

    Boyunda “Akordiyon belirtisi”. Birinci resimde hasta başını boyuna doğru eğdiğinde boyunda kırışıklık ve katlantılar oluşmaktadır. Aynı hastaya yapılan estetik girişimler sonrasında bu belirtilerin kaybolması.

    Yüzün profil değerlendirilmesinde yüz açılarına sayısal olarak bakılmadanda değerlendirme yapılmaktadır.

    Bu estetik analizde bir çok açı kullanılmaktadır. Alın-burun açısı, Burun-çene açısı v.b. gibi.

    Yüzdeki açılar

    Yüzün profil analizinde bu açılar sayısal olarak ölçülmez. Bu açılar yatay olarak tam 2 ye bölünmektedir. Böylece açıyı yaratan anatomik alanların asıl sorumlu oldukları açılar belirlenmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde hastanın Burun – üst dudak açısı genişlemiştir. Bu açı yatay olarak 2 ye bölündüğünde bu genişlemden asıl sorumlu olan anatomik bölgenin burun ucunun aşırı yukarı rotasyonundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

    Yüzdeki açılar yatay ikiye bölündüğünde açıyı oluşturan anatomik alanlar daha iyi değerlendirilmektedir.

    Yüzün kalitatif değerlendirilmesinde özel anatomik alanlardan genel yüz değerlendirmeside yapılabilmektedir.

    Örneğin gözün alt sklera – beyazlığının görünür olması(inferior scleral show) ; Normal baş pozisyonunda göz alt kapağı gözü tamamen örtüğü için sklera görünmez. Ancak başın yukarı yada aşağı açılanması bunun görünürlüğünü arttırmaktadır. Buna “yalancı inferior scleral show” denilmektedir. Bu nedenle bunun değerlendirilmesi yapılırken baş doğal pozisyonu ve gözlerin tam karşıya bakıyor olması son derece önemlidir.

    İlk resimde sklera görünmüyor. Ancak başın yukarı ve aşağı açılanması gözlerin karşı bakışında bunun görünür hale gelmesine neden olmaktadır.

    Gerçek scleral show bölgesel yada yüzün genel problemlerine bağlı olabilmektedir. Örneğin alt göz kapağının aşağı çekilmesi, göz küresinin çok önde olması gibi. Yada yüzün orta kısmının az gelişmesi “maxilla hypoplasia” bağlı olabilmektedir. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta hastada “maxilla hipoplasisi” vardır.

    Bu hastada skleranın görünür olması üst çene kemiğinin gelişimsel yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

    Özel alan değerlendirmesinde bir diğer önemli alan mandibula yani alt çene kemiğidir. Bu özel alan yüzün oblik ve profil duruşlarında en iyi değerlendirilmektedir. Mandibulanın dış sınırına, kenar keskinliğine, açısına, üzerindeki yumuşak dokuya ve üzerindeki dokunun pitozisine bakılmaktadır.

    Aşağıdaki ilk hastada mandibula üzerindeki yumuşak doku kalınlığı ince ikinci hastada kalındır.

    Mandibula kenar düzlemi çizilir. Bu yüzün 1/3 alt kısmının, çenenin konturunu ve çene projeksiyonunun değerlendirilmesinde son derece önemlidir. Ayrıca bu düzlem ile mandibula alanın rotasyonuna bakılır.

    Birinci hastada mandibula dışı hattının saat yönü tersinde rotasyonu gözlenmekte bu yuzün 1/3 alt kısmının daha kısa görünmesine ve çenenin keskin hatlı olmasına neden olmaktadır. 2. hasta ise mandibular dış hattı idealdir. Son hastada ise mandibular dış hattı saat yönünde rotasyon göstermiş buda yüzün alt kısmının daha uzun görünmesine neden olmakta, çene projeksiyonu kaybolmuş ve yan profilde hastanın yüz konturu düzensizdir.

    Yüzün toplam uzunluğunun değerlendirilmesinde ölçüm yapılmadan yüzün oblik ve profil fotoğrafları kullanılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde diş-çene-yüz deformiteleri tanımlanmaktadır. Bu amaçla oblik ve profil fotoğraflarda nasion-kulak üst noktası, burun tipi-tragus üst noktası, subnasion-tragus altı, stomion-kulak altı ve mandibula köşesi-pogoniondan geçen hatlar çizilmektedir. Bu çizimler üzerinde bunların yüzün önünde yaptıkları silüetlerin açılarına bakılmaktadır. Akardion şeklinde hat ortaya çıkmaktadır. Bunun aralarının açılması yani “open accordion” görünümünde açılar ve eğimler düzleşmiştir. “Closed acardionda” ise keskin yüz açılanmaları ve belirgin eğimler gözlenmektedir.

    Örneğin ilk 2 resimde genişlemiş akardion görünümü yani; yüz uzamış ve açılar ve eğimler düzleşmiştir. 3. ve 4. resimlerde ise daralmış akardion görünümü yani; yüz kısalmış açılar dikleşmiş ve eğimler belirginleşmiştir.

    Elmacık kemiği-burun-dudakların ilişkisi

    Elmacık kemiği-burun-dudakların ilişkisi için bir eğri tespit edilmiştir (cheekbone–nasal base–lip curve). Estetik olarak ideal bir yüzde bu bu eğri aşağıdaki resimde olduğu gibi konveks ve kesintisiz olmalıdır. Bu eğri kulak önünde başlamakta elmacık kemiği üzerinde ilerlemekte resimde görülen 1ile işaretli cheekbone noktasına ulaşmaktadır. Daha sonra öne ve aşağı doğru eğri seyretmekte ve resimdeki 2 ile işaretli maxilla noktasına ulaşmakta oradan nasolabial katlantıya paralel aşağı ve dışa doğru seyrederek ağız köşesinin dışında sonlanmaktadır.

    Cheekbone noktası estetik olarak ideal bir yüzde yüzün en çıkıntılı yeridir ve gözün dış köşesinin 20-25 mm altında ve 5-10 mm önündedir. Cheekbone noktasının düzleşmesi yanak ve üst çene kemiği gelişimsel geriliklerinde görülebilmektedir.

    Üst çene kemiğinin geride yerleşmesi bu eğrinin maxilla noktasında düzleşmesine hatta konkav olmasına, cheekbone noktasının düzleşmesine, alt göz kapağının saat yönünde yapılanmasına, neden olmaktadır. Bu hastaların oblik yüz bakılarında S benzer yüz dış hatları yanak kısmında da düzleşme gözlenmektedir.

  • Çene kemiği ve dişlerin estetik analizi

    Yüzün alt kısmında dişler, çene yapısı dudaklar estetik çekicilikte ve güzellikte son derece önemlidir. Özellikle gülme ve sosyal mimiklerde bu bölgenin estetiği son derce önem kazanmaktadır.

    Bu alanın değerlendirilmesinde natomik alanlar;

    1. Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    2. Dudakların değerlendirilmesi

    3. çenenin değerlendirilmesi

    Çene kemikleri ve dişlerin değerlendirilmesi

    Yüzün alt kısmının değerlendirilmesinde ağzın kapanmasında üst ve alt çenenin kapanma ilişkileri son derece önemlidir. Normalde ağzın kapanmasına üst ve alt çenendeki ön dişler bu sürece katılmaktadır.

    Dişler çene üzerinde bir ark üzerinde dizilmektedir. Üst çenedeki diş arkı alt çenedeki diş arkından daha geniştir. Estetik ve fonksiyonel olarak her iki arkta komşu dişler arasında boşluk olmamalıdır. Ayrıca dişlerin sıkılması sırasında üst ve alt dişlerin birleşmesi sırasında da aralarında boşluk içermemelidir.

    Üst ön kesici dişler değerlendirildiğinde alt kesicilere göre daha öndedir buna overjet denilmekte.

    Aşağıda ideal bir çene ve diş kapanması görülmektedir.

    Bu ideal kapanma dışında aşağıdaki gibi kusurlar gelişebilmektedir.

    Sınıf I; Üst diş arkının alt diş arkına göre hafif önde olması,Sınıf II; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha önde olması, Sınıf III; Üst diş arkının alt diş arkına göre daha geride olması

    Dişlerin kapanması sırasında üst ve alt diş arklarının orta hatları simetrik olmalıdır. Olmamasına maloklüzyon denilmektedir. Bu yüze estetik olarak asimetri kusur olarak yansıyacaktır.

    Üst kesici dişler üst dudağı ve pozisyonunu etkilemektedir. Bu hem dudakların estetiğini hemde gülme sırasında dudakların pozisyonunu etkilemektedir.

    Kesici dişlerin öne olan açılanmaları son derece önemlidir. Aşağıdaki resimde1 resimde ön kesici dişlerin açılanması ile üst dudağın birebir nasıl etkilendiği gösterilmiştir. 2. resimde ön dişler öne aşırı açılanması, 3. resim ideal ön dişlerin açılanması 4. resim ise ön dişlerin geriye açılanması gösterilmektedir.

    Üst ön dişler; 4 adet kesici, 2 adet köpek dişi ve 4 adet premolar dişlerden oluşmaktadır. Bunlar özellikle gülümseme sırasında estetik olarak ön plana çıkmaktadır. Bunların şekilleri, renkleri simetrileri, diştlerinin yapısı ve görünümü önemlidir.

    Yüz estetiğini etkileyen başlıca çene problemeleri;

    Yüzün 1/3 alt kısmının uzaması;

    Bu hastalarda yüz uzamış ve genişliği azalmış olarak gözlenmektedir. Ayrıca alt çene dış kenarlarında asimetri, elmacık kemikleri, göz altı, yanaklar ve çene düzleşmiştir. Üst dudaklar içe kıvrılmış gibi görünmekte volümleri azalmıştır. Labiomental katlantı düzleşmiştir. Mandibular kenar silinmiş ve saat yönünde rotasyon gözlenmektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisi uzunluğu cervicomental açının artması ile azalmıştır.

    Yüzün 1/3 alt kısmının kısalması

    Yüzün alt kısmının yüksekliğinin azalması, buna karşın orta ve üst yüz bölgelerinde artış mevcuttur. Burun daha uzun görünmektedir. Üst dudak aşağı doğru rotasyon göstermektedir. Labiomental fold aşırı derin ve doğal görünmemektedir. Mandibular dış kenarı saat yönünün tersinde rotasyonu var ve nerede ise horozontal durmakta ve buda çene projeksiyonunu büyük göstermektedir. Gırtlak uzunluğu aşırı derce kısadır.

    Yüzün orta ve lat 1/3 kısmı arasındaki tutarsızlıklar olabilmektedir.

    1. Yüzde orta bölüm geride alt bölüm daha önde; Yüzün alt kısmı daha önde orta kısmı ise daha arkada yerleşmiştir. toplam yüz uzunluğu artmıştır. Yanaklar, göz altı, burun çevresi düzleşmiştir. Burnun alt kısmı normal gibi görünmekte ancak iskelet kısmı yetersiz gibi durmaktadır. Üst dudakta saat yönünde rotasyon var yani volüm az görünmektedir. Çene hafif önde, labiomental fold normaldir. Mandibular kenar çizgisi belirgin ve saat yönünde rotasyon göstermektedir. Çene-gırtlak-boyun dış çizgisinde cervicomental açı belirgindir.

    2. Yüzde alt bölüm geride orta bölüm hafif önde; Yüz konveks görünür. Bu mandibula saat yönünde rotasyonuna bağlıdır. Malar, infraorbital, yanaklar, paranasal ve çenede düzleşme gözlenmektedir. Üst dudak dış çizgisindesaat yönünde rotasyon, labiomental fold düzleşme, mandibular dış kenarda saat yönünde rotasyon ve cervicomental açınına artması ile gırtlağın kısa görünmesi gözlenmektedir.

  • Yüzün estetik analizinde kullanılan açılar

    Yüzün estetik analizinde bazı açı ölçümleri kullanılmaktadır. Bunlar

    a;Nasofacial açı, b;Nasomental açı, c;Mentocervical açı, d;Submental-neck açı

    Nasomental açı=b

    Ortalama 128 derecedir. 120-132 derece arasında değişmektedir.

    Mentocervical açı=c

    Ortalama 85 derdecedir. 80 – 95 derece arasında değişmektedir.

    Nasofacial açı=a

    Normalde 36 derecedir. 30-40 derece arasında değişmektedir.

    Submental–Neck Angle=d

    Erkeklerde 126 kadınlarda 121 derecedir.

    Burun-Üst Dudak açısı(Nasolabial Açı)

    Columella ve üst dudaktan teğet geçen çizgiler arasında kalan açıdır. Bu erkek ve kadınlarda 102 derecedir. Bu açı + ve – 8 derece değişebilmektedir. Artmış açı, kalkık bir buruna veya geriye eğilimli dudaklara bağlı olabilir. Bu açı büyümekte olan 7-17 yaşları arasındaki bireylerde göreceli olarak sabittir.

    Bu açının değerlendirilmesinde sayısal ölçüm değeri yeterli değildir. Bı açı değerlendirilirken yatay çizgi ile açı 2 ye ayrılmaktadır. Bu açının değeri ile birlikte açıyı ne yönde böldüğü de önemlidir.

    Bu açı kırmızı yatay çizgi ile ikiye bölündüğünde a ve b açıları ortaya çıkmaktadır. a açısı columellaya b açısı üst dudağa aittir.

    Bu örnekte nasolabial açı 103 normal sınırda ancak açı yatay bölündüğünde columella kısmı 0 diğer üst dudak kısmı 103 derecedir.

    Dudak-submental katlantı-çene açısı

    Alt dudak, submental katlantı, çene plan açısı 90-110 derecedir. Bunun genişlemesi retrognatia yani geride yerleşimli çene gelişimi anlamına gelmektedir

    Facial-Yüz Açısı

    Bu açı, hasta profilinde ölçülür ve yüzün ana sınıflamasını belirlemektedir. Alında kaş ğrtası en önde olan nokta-Glabella, burun süt dudak birleşme noktası-Subnasale ve çenenin en önde yumuşak doku noktası-Pogonion noktalarının birleşimiyle oluşur. İdeal açı aralığı 168.7±4.1’dir. Bu açı normal büyüme gösteren bireylerde sabit kalır. Bu durum Subnasale’in burnun büyümesiyle birlikte öne doğru hareketi ile yine büyüme sonucu Pogonion’un ileri doğru hareket etmesi sonucu gerçekleşir.

    Yüzün profilden tanımlanmış başka açılarıda vardır. Bunlar;

    Nasal açı=a tragus – nasion ve tragus-burun ucu arasındaki açıdır.

    Maxillary açı=b tragus-burun ucu ve tragus- üst dudak arasındaki açııdır.

    Mandibular açı=c tragus – üst dudak ile tragus-pogonion arasındaki açıdır.

    a; nasal açı 23.3 derecedir.b; maxillar açı 14.1 derecedir. c; mandibular açı 17.1 derecedir.

    Daha az kullanılan açılar;

    Facial açı; nasion ile pogonionu birleştiren hattın tam ortası ile tragusu birleştiren hattın açısıdır.102.5 derecedir.

    Maxillofacial açı; nasion ile üst dudak hattının tam ortasını tragus ile irleştiren hattın arasındaki açıdır. 5.9 dercedir.

  • Empati Nedir?

    Empati Nedir?

    Empati, günümüzde sıkça karşılaştığımız bir kelime. Herkes empatiden bahsediyor. Peki, nedir empati? Empatinin diğer duygulardan farkı nedir? Almanca einfühlung olarak adlandırılan bu kavram, bir nesneyi incelerken ve gözlemlerken kişinin kendini nesneye yansıtması ve nesne ile arasında bir özdeşim kurması durumu olarak tanımlanmıştır. Türkçe karşılığı “eşduyum” ya da “duygudaşlık” olarak ifade edilen ve Türk Dil Kurumu’nun kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilme becerisi olarak tanımladığı empatinin, sosyal davranışları anlama ve insan davranışlarını açıklamada önemli bir role sahip olduğu konusunda çok sayıda uzman görüş birliği içerisindedir.
    Kişinin kendini başka bir bilincin ya da daha yalın bir tanımla kişinin kendini başka bir kişinin yerine koyması onun fikirlerini ve duygularını anlamada yeterli değildir. Kişi kendini söz konusu olay karşısında karşısındaki kişi olduğunu hayal etmeli ve bunu yürekten hissetmelidir. Ayrıca bir insana karşı empati duymanın ilk şartı o kişinin kim olduğu, ne yapıyor ve ne yapmak istiyor olduğu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaktır. John Steinbeck’in de söylediği gibi “Birisinin sana bir milyon Çinlinin açlıktan öldüğünü söylemesi pek bir şey ifade etmez ta ki o Çinlilerden birini tanıyana kadar.”

    Acıma, Sempati, Merhamet
    Empati çoğu kez acıma duygusu, sempati ve merhamet ile karıştırılır. Bütün bu ifadeler başkalarının ihtiyaçlarına yönelik duyduğumuz duyguları simgeler. Acıma duygusu olumsuz bir duruma maruz kalmış kişiler için hissettiğimiz huzursuzluk duygusudur. Acıma duygusu bazen de karşımızdakini küçümseme ile alakalıdır. Acıma duygusu empati, sempati ve merhametten farklı olarak olayı yaşayan kişiden çok yaşanılan olay odaklıdır. Sempati genellikle bir yakınımız için duyulan umursama ve sorumluluk duygularıdır. Bu duygular karşımızdaki kişiyi daha mutlu görme isteği ile beraber seyreder. Acıma duygusuna oranla sempati duyduğumuz kişilerle ortak noktalarımız fazladır ve yardım etmek için motivasyonumuz daha yüksektir. Empatiden farkı ise sempatide karşımızdaki insan ile paylaştığımız ortak bakış açısı ya da duygular daha azdır. Genellikle sempati ve empatinin birbirini doğurduğu düşünülür. Fakat bu her zaman geçerli bir durum değildir. Örneğin, acı içerisinde olan bir kedi için sempati duyarız fakat empati duymamız mümkün değildir. Aynı şekilde kurbanları için hiç bir sempati duymayan psikopatlar kurbanlarını ağına düşürürken üstün bir empati yeteneği sergilerler.Merhamet ise tam anlamıyla acıyı karşımızda acı çeken kişi ile birebir yaşamaktır. Kişi karşısındakinin acısını o kadar derinden hisseder ki, empatiden farklı olarak mutlak olarak duruma müdahale etme ihtiyacı duyar. Empati “senin hissettiklerini seninle paylaşıyorum”, merhamet ise “senin hissettiklerini seninle paylaşmanın ötesinde bu duyguları aynı şiddette yaşıyorum”dur. Merhametin ilk basamağı empatidir, onun üzerine inşa edilir ve özgecilik (fedakarlık) için gerekli olan en önemli etkendir.

    Cümlelerle Duygular
    Acıma, sempati, empati ve merhameti en iyi şekilde anlamak için bu duyguları cümlelerle ifade edelim.
    Acıma: “Acı çektiğini görüyor ve anlıyorum”
    Sempati: “Acı çektiğini önemsiyor ve daha iyi olmanı diliyorum”
    Empati: “Acını hissedebiliyorum”
    Merhamet: “Acını dindirmek istiyorum” 

  • Ayrılık Acısı

    Ayrılık Acısı

    Ayrılık yaşadığımızda kendimizi çok kötü hissediriz. Sanki yalnızca duygusal değil de fiziksel bir acı deneyimliyormuşuz gibi acır canımız; göğsümüze ağırlık çöker, nefes almakta zorlanırız.. Aslında gerçekten ayrılık acısının fizyolojik bir yanı da vardır. Beynimiz fiziksel bir hasar gördüğümüzde nasıl öncelikle oraya odaklanıyorsa; ayrılık durumunda da partnerimize odaklanır ve önceliğimiz istemsiz bir şekilde biten ilişkimiz olur; işimiz, okulumuz, sorumluluklarımız her şey ikinci plana atılır. Columbia Üniversitesi’nde Bilişsel Nörobilimciler tarafından yapılan bir çalışmada, sevgililerinden ayrılan bireylere 6 ay sonra ayrıldıkları partnerlerinin fotoğrafı gösterilip, beraber geçirdikleri zamanı düşünmeleri istenirken beyinleri fonksiyonel MRI’da görüntülendi; çıkan sonuçlar gösterdi ki ayrılık acısıyla fiziksel acı sırasında beynin aynı bölgeleri aktive oluyor. Yani beynimiz için ikisi arasında bir fark yok; kolun kırılmış veya sevgilini kaybetmişsin.. Başka bir çalışmadaysa, eski sevgilileriyle barışmak isteyen kişilerin onları fotoğraflarına baktığı sırada beyni görüntülendiğinde, bağımlı bir kişinin bağımlı olduğu maddenin yoksunluk kriziyle aynı beyin aktivasyonu görüldü. Sigarayı bırakmaya çalışan birinin sigara krizi gibi.. Yani aslında partnerimizin bağımlısı oluyoruz. Ayrılık acısı aslında özünde bir sevgiliyi kaybetmekten çok daha fazla şey barındırıyor olabilir. Erken çocukluk dönemi yaşantıları ayrılığı nasıl algıladığınızı da etkiler. Dolayısıyla, bu durumun içinden çıkılamadığında yapılacak şey terapiye başlamaktır. Fakat bunun yanısıra yardımcı olarak, beynin işleyiş tarzıyla bağlantılı, kişinin kendi başına yapabileceği; bilişsel olarak fark yaratabilecek davranış ve düşüncelerin de olabileceğini söylüyor bize nörobilim.

    Peki durum böyleyken ayrılık sonrası nasıl davranmalıyız?

    • Ayrılık sonrası eski partnerimizin fotoğraflarına, eşyalarına bakmak, sosyal medyadan onu takip etmek vs gibi davranışlar beyindeki dopaminle ilişkili olarak bağımlılıktaki yoksunluk krizini tetikleyeceğinden; yapılmamalıdır.

    • Zihinde oluşan ve devamlı tekrarlayan eski partnerinizle ilgili döngüyü bir noktada kırmak gerekiyor. Aklınıza eski partneriniz her geldiğinde kırmızı bir DUR tabelasını zihninizde görselleştirerek başka şeyler düşünmeyi deneyebilirsiniz.

    • Egzersiz yapmak beyin fonksiyonlarını ve dopamin, serotonin gibi nörotransmiterleri düzenler ve daha iyi hissetmenizi sağlar.

    • Ayrıldığımız partnerin kötü yönlerini düşünmektense, idealize etmeye meyilliyizdir, bunun farkında olarak objektifliği korumaya çalışmak ve ayrılığın geçerli sebepleri üzerinde durmak gerekiyor.

  • Travma ve İyileşme

    Travma ve İyileşme

    Travma ruhsal olarak kaldıramayacağımız bir duyguya maruz kalmaktır. Dayanabileceğimizin üstünde bir acıya maruz kaldığımızda bedensel tepkimiz bayılma olurken ruhsal tepkimiz donmadır.

    Bizim hayatta kalmak için üç stratejimiz var. Savaşacak kadar gücün varsa savaş, kaçacak kadar zamanın varsa kaç, savaşacak kadar gücün yoksa, kaçacak kadar zamanın yoksa donup kal. Doğadaki bütün canlıların hayatta kalma stratejisi budur.

    Ruhsal olarak yüksek bir duyguya maruz kaldığımızda kaza, ölüm, taciz, şiddet gibi beynimizde yüksek düzeyde adrenalin ve stres hormonları salgılanıyor. Bu hormonlar yaşadığımız olayın beynimize kalıcı bir şekilde kaydedilmesine sebep oluyor. Biz buna ütü basma etkisi diyoruz. Yani travmada yaşadığımız duygular beynimizde, ömür boyu silinmeyecek kalıcı hasarlara neden oluyor.

    Travmaya maruz kalma yaşımız ne kadar küçükse travmadan aldığımız ruhsal hasar da o oranda büyük oluyor. Yani 3 yaşında tacize uğrarsa, 10 yaşında tacize uğradığından daha fazla etkileniyor. Ya da 5 yaşında annesi ölürse 13 yaşında ölmesinden daha fazla etkileniyor. Yani yaş küçüldükçe ruhsal hasar artıyor.

    Zihnimiz 3 yaşın altındaki anıları hatırlamıyor, 3 yaşın altındaki anılar beden hafızasına kaydediliyor. Bizim beynimizde anılardan soumlu birkaç bölge var, bunlardan biri hipokampüs. Hipokampüs 3 yaşına kadar az gelişmiş, dolayısıyla üç yaşına kadar yaşanan travmalar beden hafızasına kaydediliyor. Yetişkin olduğunuzda başınız ağrıyor örneğin baş ağrısı çocukluktaki bir travmanın ateşlenmesi sonucu oluyor. Ama bunu bilinçli kısmımız bilmiyor. Çocukken yaşadığımız olumsuz bir duyguya bugün maruz kaldığımızda çaresizlik olabilir, değersizlik olabilir, yalnızlık olabilir, bilinçdışımızda bu duygularla ilgili çocukluğumuzda yaşadığımız anılar ateşleniyor. Bugün tıpta sebebi belli olmayan pek çok hastalık 3 yaşın altındaki travmalara dayanıyor.

    Beyin gelişimizmizin yüzde sekseni 6 yaşta tamamlanıyor. Yani 0-6 yaş arası çok kritik bir dönem. Bu dönemde yaşadığı olumsuz anılar kişinin hayatında betona yazı yazmak gibi bir etkiye sebep oluyor.

    Travmatik anıların beyine kaydedilmesi de diğer anılardan farklı. Tarvmatik anılar beyinde diğer anılara entegre olamıyor. Dolayısıyla dışarda ayrı bir yerde duruyor, fanusta gibi. Bu bilgiler ve duygular düğer anılara kaynaşmadığı için gündelik hayatımızda sebebi olmayan huzursuzluk, ağrı, korku, kaygı, endişe, boşluk, mutsuzluk gibi duygulara sebep oluyor.

    RÜYALAR

    Tarvmatik anılar rüyalarda da farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Nörofizyolojik olarak bizim rüya görme fazımız ortalama bir buçuk saatte birkaç dakika rüya görme şeklinde. Yatağa ilk yattığımızda bedensel olarak yorgun olduğumuz için daha az rüya görürürüz. Beden dinlendikçe rüya görme oranı armaya başlar. Travmatik rüyalarla ilgili yapılan araştırmalar rüya görmediğimiz o bir buçuk saatlik evrede tarvmatik anılrın fragmanına maruz kaldığımız yönünde. Halk arasında kabuz dediğimiz rüyalar, kişiye canlıymış, gerçekmiş hissi verir. Rüya görürken kişi gerçekten ağlayabilir, bağırabilir. Travmatik anıların rüyalarında sık sık tekrar etme durumu vardır. Aynı rüyayı canlı ve gerçek gibi ve belli aralıklarla görbilirsiniz. Dolayısıyla travma anısının rüyası da beyinde farklı bir şekildekarşımıza çıkar.

    TRAVMA TEMEL GÜVEN DUYGUSUNU BOZAR

    Dünyada kendini güvende hissetme, hayatın başlarında bakım verenle yani anneyle kurduğumuz ilişkide kazandığımız bir duygudur. Tarvmaya maruz kalan kişinin temel güven duygusu bozulur.Örneğin çocukluk döneminde tacize uğramış olan kişinin insanlara ve dünyaya güven duygusu bozulur. Çocukluk döneminde fiziksel şiddete maruz kalan kişi insanların bütün insanların zarar verici olduğuna dair bir duyguyla hayatına devam eder. Dolayısıyla çocuklukta diğer insnaların eziyetine ya da tacizine maruz kalan kişiler dünyaya ve insana güven duygularını yitirirler.

    Temel güven duygusundaki derin çatlak kişinin yakın ilişkiler kurmasını engeller. Fakat travmatik olayın hissettirdiği korku, endişe, suçluluk duyhguları koruyucu bağlanmaya olan ihtiyacı yoğunlaştırır. Bu yüzden travmatik insanlar başkalarına kaygılı yapışma ile yalnızlık duyguları arasında gidip gelirler.

    Şayet çocuğa bakım verenlerden biri çocuğa zarar veriyorsa taciz, dayak, korkutma, aşağılama gibi çocuğun doğuştan kötü olduğuna dair kendisiyle ilgili bir çarpıtma yapmasına sebep olurlar.

    İYİLEŞME

    Bizim beynimiz haz ilkesine göre çalışır. Haz varsa koş, acı varsa kaç. Dolayısıyla yaşadığımız acı duygulardan kaçmak, hep iyi hissetmek isteriz. Bu yüzden kişi yaşadığı acı duyguları hatırlamak istemez. Tarvmatik anıların duyguları acıdır. Bu anıları hatırladığımızda bugün yaşıyormuş gibi acı çekeriz. Tarvama terapide travmatik anıların konuşulmasıyla iyileşir. Şayet kişi yaşadığı travmatik anının acısına dayanırsa bu duyguyu boşaltır.

    Bu evrede korkutucu bir zamansızlık duygusu olur, tarvmanın konuşularak diğer anılar gibi sıradanlaşması yani yapılanması geçmişe dalmayı gerektirir. Travmatik anıları konuştukça kişi acı çeker, ağlar, üzülür, kötü hisseder. Bu duygular hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Bu acıyı ömür boyu çekecekmiş gibi gelir. Tarvmatik anının boşalmasının anahtarı acıyı yaşayıp bitirmektir. Hiçbir acı sonsuza dek sürmez. Acıdan kaçmak travmanın etkisinin ömür boyu sürmesine sebep olur.

    Kişi kendisine verilen zarardan sorumlu olmasa da iyileşmesinden sorumludur. Kişinin iyileşmesinin ve güçlenmesnin tek yolu terapisinin sorumluluğunu almasıdır.

    Emdr ve Eft terapide kullandığımız travma iyileştirme yöntemlerindendir.Emdr sağ beyin ile sol beyin arasında bağlantı kurulmasını sağlar. Sağ beyinde depolanan travmatik anılar bilgilerle eşleşir. Emdr travmayı beynin işlemlemesini sağlar. Eft ise duygu boşaltma tekniğidir. Travmadaki duygular eft tekniğiyle boşaltılır.

  • Kayıp (Ölüm & Ayrılık) Acısı Nasıl Azalır?

    Kayıp (Ölüm & Ayrılık) Acısı Nasıl Azalır?

    Göğüste daralma, kalp çarpıntısı, boğazda düğümlenme, ağlamaktan yanan gözler, baş ağrısı, mide ağrısı, kabuslar, sindirim sistemi sorunu gibi fiziksel belirtiler…

    İsteksizlik, anlamsızlık, boşluk duygusu, uyuşuk ruh hali, yoğun acı ve keder gibi duygusal belirtiler…

    Tüm bu belirtiler, kayıp (bir yakının ölümü veya ayrılık) sonrasında yaşananların bir özeti.

    Kişi kayıp sonucunda kendini yarım kalmış gibi düşünebilir ve hiçbir şey yaşadığı acıyı azaltmıyor gibi görünebilir. Derin kederin suları oldukça korkutucu ve endişe verici olabilir. Belirsizlik karşısında hayatını felce uğramış gibi görebilir ve acılar karşısında kendini güçsüz hissedebilir.

    Acılı duygular bazen öyle uzun süreli ve şiddetlidir ki; kaybı kabul etmek ve hayatı devam ettirmek imkansız gibi görünebilir.

    Keder, karşılaştığımız en zor deneyimlerden ve insani duygularından biridir. Kederin bir iyileşme süreci vardır ama bazen ilerleme çok acı verici şekilde devam eder. Sanki hiçbir şey düzelmeyecek gibidir.

    Kayıp Karşısında Ne Yapılabilir?

    • Kayıp üzerine yaşanan duyguları bastırmadan ifade etmeye çalışmak,

    • Yakın akrabalar, dostlar ve geride kalanlarla daha fazla paylaşımda bulunmak,

    • Günlük rutin işlere mümkün olan en kısa sürede geri dönmek,

    • Yarım kalmış işleri tamamlamaya gayret göstermek,

    • Sağlıklı olmaya özellikle beslenmeye ve uykuya dikkat etmek,

    • Hayata yeni bir anlam ve bakış açısı ile bakmak,

    • Gerektiğinde psikolojik destek almak gibi yapılabilecek seçenekler var.

    Bu sorunlarla tek başına başa çıkmak zorunda değilsiniz. Bu sorunlarla uğraşmak, bir terapist desteği almanın gerektiği anlamına da gelebilir. Gerektiğinde uzman desteği almaktan çekinmeyin. Terapi, yaşadığınız kayıpları anlamanıza, kayıp ile ilişkili yoğun duyguları işlemenize ve yönetmenize yardımcı olacak ve sağlıklı bir yolda ilerlemenizi kolaylaştıracaktır.

  • ÇOCUKLAR NEDEN RESİM YAPAR?

    ÇOCUKLAR NEDEN RESİM YAPAR?

    İNSANIN ANLAM ARAYIŞI
    Viktor Frankl tarafından yazılmış olan bu kitapta Frankl’ın Nazi toplama kamlarındaki yaşantısı, çektiği acılar, bu acılara nasıl katlandığı, anlamın her koşulda insan için nasıl gerekli olduğu anlatılmaktadır. Aşağıda kitap hakkında Teria ve Batyanın eğitimin başında sordukları sorulara verdiğim yanıtlar bulunmaktadır. Öncelikle kitabı okumanızı tavsiye ederim.
    ÖZET
    *Frankl’ın acı çekme yolculuğundaki en önemli seçimi tifüslü hastaların barakasına giderek onların acılarını hafifletmeye karar vermesiydi. Böylece yaşamaktansa anlamlı olacak bir ölümü seçmesi onun yaşadıklarını ve ölümünü anlamlı hale getiren bir seçimdi.
    *Acı çekmenin hayatın diğer görevlerinden biri olduğunu çekilen acıların sonunda tutukluda duygu yitimi oluşturduğunu gördükten sonra fark etti. Duygularını kaybetmemek için karşı karşıya kaldığı acı durumu yaşaması gerekiyordu.
    *Frankl’a bu süre içinde kaybettiği kitabını yazma görevi olduğunu düşünmesi cesaret verdi.
    * Frankl acısını tek ve eşsiz görevi olarak gördüğünde daha yüksek bir anlam yüklemiş oldu.
    *Acı çekme hikayesinin sonunda elde ettiği ödül, yaşaması, o çok değerli yaşantılara sahip olması ve içsel olarak kararlarını özgür olarak verebildiğini anlaması, yani özgürlüğüdür.
    *Acılarını çekerek içsel özgürlüğünü korumuş ve yüksek ahlaki değerlere ulaşmıştır..
    *Frankl bu sürecin sonunda değiştiremeyeceği durumlarda kaderini kabul etme cesaretini gösteren, en zor durumda bile iyiyi seçme özgürlüğüne sahip olduğunu bilen bir insan oldu.
    *Yaşadıklarının sonunda Frankl ruhunun derinliklerindeki iyi ve kötüyü ortaya çıkarmış, artık tanrıdan başka kimseden korkmayan bir insan olmuştur.
    * Yaşadıkları Frankl’a insanlara yaşamlarındaki anlamı gösterme misyonunu sundu.
    *Frankl’a verilen hayat görevi acılardan kaçmamak, yaşadığı acı deneyimleri ders haline getirerek insanlara faydalı olmaktır.
    *ACI ÇEKME YOLCULUĞUNDA EN ÖNEMLİ SEÇİM NEYDİ?
    Toplama kampındaki diğer doktorlar doktorluk hizmeti vermiyorlardı. Tifüs salgını olduğunda Frankl’ dan tifüse yakalanmış hastalarla ilgilenmesi istendi. Arkadaşları gitmemesi için onu uyardılar. Ancak Frankl “nasıl olsa bu koşullarda burada da öleceğim. Hiç olmazsa yoldaşlarıma yardımcı olurken ölürüm, böylesi daha onurlu” diyerek hastaların bulunduğu barakaya gitmeyi kabul etti. Bu onun önemli bir seçimiydi. Böylece ölümüne de bir anlam kazandırmış oldu. Bu ise acı çekmekte olan hasta yoldaşlarının acılarını hafifletmek, sonunda ölecek bile olsalar ölünceye kadar geçen süre içinde daha mutlu yaşamalarını sağlamaktı. Böylece daha uzun anlamsız bir biçimde yaşamaktansa daha kısa fakat anlamlı bir biçimde
    yaşamayı seçti. Daha çok insanın yüreğinde onun için hissedeceği şükran duygusu onu bu dünyada daha çok var edecekti. Yaşam yaşamak için değil, varlığını hissetmek için yaşanır. Varlığını hissetmediği sürece insan aslında yaşamıyor demektir. Yaşamına ihanet ediyor demektir. Dünyaya geliş amacına ihanet ediyor demektir.

  • Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas insanların en acısız, çaresiz, üzgün ve kaybettikleri kişini bir daha görememenin verdiği ayrılık acısının hissettirdiği ve bir takım ritüellerden oluşan bir süreçtir. Farklı kültürlerde farklı ritüellerle kişi bu süreci atlatır ve belirli bir zaman sonra hayatına devam etmesi bekleniyorken,kişinin yas sürecini uzatması patolojik durum olarak değerlendirilmeli ve destek alması sağlanmalıdır.

    Kılavuz kayıp yaşayan kişinin ne zaman destek alması gerektiğini ve doğal yas sürecinin evrelerini açıklayacaktır.

    Terimler:

    • Kayıp – sevdiğin birisini kaybetme

    • Keder, acı – kayıp için verdiğimiz psikolojik tepki

    • Matem – kederin toplumsal görüntüsü

    İnsan her türlü kayıplardan sonra kederlenebiliyor, bunlardan en acısı ve ağırı sevdiği kişilerin kaybıdır. Bu listeye eş, dost, akraba, anne, baba ve çocuk ekleniyorken, bir çok durumda erken doğum veya düşükler nedeniyle kayıplar gözardı edilebiliyor ve hatta kişiye yas tutması dahil müsade edilmiyor.Bu gibi durumlarda genelde yasını tutamayan annenin hemen toparlanması bekleniyorken hormonların da etkisinden kaynaklı kadın farkında olmadan ruhsal problemler yaşayabiliyor. Oysa, bu durumla karşılaşan anne normal yas süreci geçirmesi için desteklenirse, süreç daha doğal ve sorunsuz atlatılacaktır.

    Kişiler, kültürler ve düşünce yapıları farklı olduğu için her insanın yas sürecine vereceği tepki aynı olmayacaktır. Ama ortalama bir yas sürecinin aşamaları genel olarak aşağıdaki gibidir:

    • Acı haber karşısında hayrete düşmek – inanmamak!

    • Duygusal uyuşma – kişi o an hiç bir şey hissedemez! Yas merasimi için akrabalarla hazırlık yapar belki veya sessiz bir köşeye çekilir!

    • Özlem – bir zaman sonra uyuşma hissi geçer ve yerini özlemle değişir. Bu özlem hissine öfke eşlik edebilir.

    • Öfke – kişi bu süreçte doktorlara, hemşirelere ve ya sadece ölümden sorumlu tutulan her kese karşı öfke geliştirmeye başlar.

    • Suçluluk – kişi yaptığı ve yapmadığı her şey için kendini suçlamağa başlar

    • Aşırı öfke, sinir ve patlama krizi – bu durum ölümden yaklaşık iki haftada pik noktasına ulaşır, ve kısa süre sonra üzüntü veya depresyonla yer değişir.

    • Depresyon ve üzüntünün dört ile altı hafta içinde en pik noktaya ulaşması beklenmektedir. Ani ağlama nöbetleri, başkalarından uzaklaşma ve aktivitelerde azalma bu haftalarda normal yas sürecinin bir parçasıdır.

    • Düşünme – beraber geçirilen anıları tek-tek düşünme evresi

    • Hatırlatıcılardan kurtulma – bu evre yasın son evresidir ve farklı kişilerde kendini farklı gösterebilir. Tüm hatırlatıcıların ortalama bir veya iki yıl içerisinde acıtmaması ve kişinin ölmüş olan kişini ‘bırakması’ ve hayatına kaldığı yerden devam etmesi beklenmektedir.

    Çocuk ve Ergenler

    Çocuklar 3 veya 4 yaşına kadar ölümün anlamını tam anlamasalar da, erişkinlerin yaşadığı yas sürecini onlar da hissedebiliyorlar. Bebeklik çağından itibaren çocuklar acı hisseder ve ağır strese maruz kalabilirler. Çocuklar bu süreci erişkinlerle kıyaslandığı zaman daha hızlı atlatabiliyorken, okul çağlarında bir çocuk ölüm veya kayıptan kendini sorumlu görebilir. Ergenler ise genelde içe kapanmağı ve konuşmamağı tercih ederler.

    Olası bir yas sürecinde çocuk ve ergenleri bu sürece dahil etmek önemlidir. O da herkesle beraber yasını tutmalı ve asla süreci yalnız yaşamamalıdır. Her ne kadar iyilikleri düşünülse de, bu onlara yapılmış haksızlık olabilir. Ailenin bir üyesi öldüğünde çocukları ve gençleri sürece dahil etmek çok önemlidir.

    Kayıp Yaşayan kişiye nasıl destek olunur?

    • Sürekli yanında olmağa çalışılmalı ve kişi kendini yalnız hissetmemelidir. Konuşmak ve konuşturmak yerine rahatlayacağı ortam sağlamak doğru karar olabilir.

    • Kendisi konuşmak ve acısını paylaşmak ve ağlamak istedikçe buna müsaade edilmelidir.

    • Genelde kişiler acıları ve aynı şeyleri tekrar-tekrar ve sürekli konuşmak isterler. Bunu yaptıkları zaman onları desteklememiz çok önemlidir, çünkü bunu ne kadar sık yaparlarsa süreç o kadar hızlı ilerleyecektir.

    • Yastan sonra kişi düğünler, nişanlar, yıldönümleri ve s.gibi eğlenceli aktivitelerde genelde rol almaktan çekinmektedir. Bu dönemde kişiye destek olmak için çaba sarf edilmesi önemlidir.

    • Ölen kişinin sorumlulukları birilerinin omzuna kaldığı zaman bu yas sürecini daha ağırlaştırabiliyor. Bunu hafifletmek için kişiye yardımcı olunması gerekir.

    • Kişiye yas sürecini atlatmak için zaman tanımak çok önemlidir.

    Ne zaman destek alınması gerekir?

    Psikolojik olarak yasın her evresinde destek alınması önerilmestedir, çünkü bu süreci kontrol altında tutmaya ve kişinin patolojik belirtiler geliştirmemesine yardımcı olacaktır. Zamanında destek alınmazsa ve kişi patolojik yas yaşamağa devam ederse kişinin en kısa zamanda destek alması öneriliyor. Bunun için aşağıdaki belirtileredikkat edilmesi önerilmektedir:

    • Kişi psikiyatrik bozukluk geliştirdiyse

    • Kişi iyileşmek yerine daha kötüye doğru gidiyorsa

    • 4-6 hafta sonra hayatına geri dönmekte zorlanıyorsa

    • 1-2 yıl geçmesine rağmen ölen kişinin patolojik şekilde yasını tutmağa devam ediyorsa

    Kumru Şerifova

    Kaynakça:

    Royal College of Psychyatrists, Bereavement leaflet