Etiket:

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Yeme bozuklukları son yıllarda görülme sıklığı artmakta olan ve hayati risk içeren psikiyatrik bozuklukların içinde yer alan bir tanı grubudur. Yeme alışkanlıklarındaki ileri bozulma ile beraber beden algısındaki bozukluk, yeme bozukluklarında ortak iki özelliktir. Yeme bozuklukları özellikle ergenlik döneminde başlamakta ve etiyolojisinde biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin rolleri açıklanmaktadır. Yeme bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, değersizlik, kimlik karmaşaları, depresyon, aile içi iletişim problemleri ile ilişkilendirilmektedir. Bu bozukluklarında Anoerksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu olmak üzere 3 önemli klinik tablo görülmektedir.

    ANOREKSİYA NERVOZA (AN)

    Anoreksiya Nervoza bireyin, yaşı, boyu, cinsiyeti ve beden sağlığı göz önünde bulundurulduğunda, bireyin olağan sayılan en az vücut ağırlığının da altında vücut ağırlığına düşmesine yol açacak kilo kaybı, kilo almaktan ve zayıf olmasına rağmen şişmanlıktan yoğun korku duymasıdır. AN hastaları genellikle tehlikeli derecede zayıf olmasına rağmen kendilerini “şişman” hisseder ve şişmanlamaktan yoğun şekilde korkarlar. Hastalığın başlangıcında hastalar yeme davranışı ile ilgili sorunlarını inkâr ederler fakat yiyecek ve kilo konusu onlar için takıntı haline gelmiştir. Anoreksiya Nervoza hastaları kilo almaktan duydukları aşırı korku durumuna karşı ideallerindeki inceliğe ulaşmak için dönem dönem, isteyerek, kasıtlı bir şekilde yiyecek alımını azaltmaktadırlar ya da yiyecek alımına karşı kendini kusturma, aşırı egzersiz, aç kalma, laksatif (müshil) türü ilaçlar kullanma gibi aşırı derecede telafi edici yollara başvurmaktadırlar.

    BULİMİYA NERVOZA (BN)

    Bulimiya Nervoza dönem dönem aşırı miktarda yiyecek tüketimi ile kontrolden çıkma durumunun söz konusu olduğu yeme atakları ile kendini gösteren bir bozukluktur. Literatür araştırıldığında tıkınırcasına yeme davranışı sırasında, bulimiya hastalarının 2000-4000 arasında kalori aldıkları bulunmuştur. Bu miktar normal bir insanın gün boyunca yiyebileceğinden daha fazladır. Hasta fazla miktarda yiyeceğin hızla tüketilmesinin ardından kilo almayı engellemek için (kusma, hiç yememe, aşırı kısıtlayıcı diyet, müshil, diüretik kullanımı ya da aşırı egzersiz yapma gibi uçta davranışlar sergilemektedir. Kendini kusturma davranışı genelde tıkınırcasına yeme ataklarından sonra dengeleyici davranış olarak yapılmaktadır. Bulimiya Nervozalı bireyler sık sık yeme nöbeti geçirmektedir. Yeme nöbetleri sırasında hastalar kendilerini durdurmada zorlanırlar ve bunu “kontrolü kaybetmek” olarak hissederler. Utanma duygusu sebebiyle genelde telafi edici davranışlar gizlice yapılmamaktadır.

    TIKINIRCASINA YEME BOZUKLUĞU

    Tıkınırcasına Yeme Bozukluğunda Bulimiya Nervozada olduğu gibi yeme atakları vardır. Kilo kaybını olmaması nedeniyle Anoreksiya Nevrozadan, tıkınırcasına yemeden sonra çıkarma davranışının olmamasından dolayı da Bulimiya Nervozadan ayrılmaktadır. Bireyde aşırı egzersiz, aç kalma, çıkarma vb. telafi edici davranışlar bulunmamaktadır. Buna bağlı olarak tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireyler genelde hafif şişman ya da aşırı kilolu, obezdir ve yemek konusunda kendilerini çok az kısıtlamakta ya da hiç kısıtlamamaktadırlar. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda bireyler genellikle aç olmadıkları halde bile tıkınırcasına yemekte ve rahatsız olacak kadar suçluluk, utanç ve sıkıntı hissetmelerine rağmen yemeye devam etmektedirler.

  • Sağlıklı oruç için püf noktaları

    Ramazan geldi, şimdi oruç zamanı! Oruç tutulurken bütün gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından sorun oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç tutmaya başlamadan önce çok dikkatli olması gereklidir. Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla miktarda ve hazmı güç besinler yemek sonucunda mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarı artar. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku ihtiyacı olur. Bütün bunların sonucunda reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!

    Yemek Sonrası Hemen Yatmayın

    Uzun süren açlığı takiben fazla miktarda ve hazmı güç besinlerin hızlı bir biçimde tüketilmesi sonucu, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarında artış meydana gelir. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu şekilde yanlış beslenenlerde yemek sonrası uyku ihtiyacı da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak ihtiyacı hissederler. Bütün bunların sonucunda ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle önceden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni öneriler ve ilaç tedavileri alarak uygulamaya başlamalıdır.

    Reflüsü Olanlar Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeli?

    Günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde aşırı yemekten kaçınılmalıdır.

    İftar su veya çorba gibi sıvı besinlerle açılmalı. Bunları bitirdikten sonra 15-20 dakika beklenerek diğer besinlere geçilmelidir.

    Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve hızlı yemekten kaçınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç yüzünü döşeyen örtüyü mide asidine karşı korumaktadır.

    İftar veya sahurda yemeği takiben hemen yatılmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.

    Reflüyü artıran veya kolaylaştıran besinlerden (yağlı yiyecekler, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, aşırı kahve ve demli çay, gazlı içecekler, sigara, alkol vb) kaçınılmalıdır.

    Reflü hastalığı için doktorunuzun önerdiği mide asit salgılanmasını azaltan ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.

    Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç tutmalı mı?

    Önceden mide ülseri olanların Ramazan ayı öncesinde hekimlerine başvurmaları yararlı olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir hasar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç tutabilirler. Ülserin tekrarlamasını önlemek için günde bir adet mide koruyucu olarak bilinen ve mide asit salgısının azaltılmasını sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan kişilerin ağrılarında artma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen durumların sıklığında artış görülür. Yemekten ortalama 1.5 -2 saat sonra meydana gelen ve tekrarlayan kusma şikayeti olan kişilerle, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın ağrısı, yanma, şişkinlik, dolgunluk yakınmaları olan kişiler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen durumların gelişme riski artacaktır.

    Sıvı Tüketimini Artırın

    Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim nedeniyle artan hava sıcaklığı oruç tutmayı zorlaştırmakta ve bazı önlemler almayı gerekli hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en önemli noktalar ise; sıvı tüketimini arttırmak, az baharatlı gıdalar tüketmek, yoğun tuz içeren salamura besinler ve şarküteri ürünlerinden ve kızartmalardan kaçınmak, çay ve kahve tüketimini azaltmak, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.

    Ramazanda kilo almamayı başarabilir miyiz?

    Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç tutan kişilerde yeme düzeni tamamıyla değişmekte, öğün sayısı ve sıklığının azalmasıyla birlikte, vücudumuz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma hızını %30-40’lara varan oranlarda azaltma yoluna gitmektedir. Bu savunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve dengesiz beslenme, fiziksel aktivitenin azalması gibi faktörler de eklenince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı meydana gelmektedir. Böylece kısa sürede meydana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu nedenle her zaman tavsiye ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak yararlı olacaktır.

  • Kilo verememenin 10 sebebi

    Kilo verememenin 10 sebebi

    Kilo verememenin 10 sebebi
    Diyet yapan bir kişinin 6 ay-1 yıl içerisinde ağırlığının %10’unu kaybetmesi yada ayda 2-4 kilo kaybı ideal olanıdır.
    Kilo verme başarısızlıkla sonuçlanmışsa yada kilo kaybı artık durma noktasına gelmişse bunun nedenlerini araştırmak gerekir.
    İşte 10 sebep
    1.Fazla kiloya sebep olabilen altta yatan bir hastalık bulunması
    Kilolu kişilerin sık yaptığı hatalardan biridir. Bir doktora danışmadan , muayene olmadan ve tetkik yaptırmadan kendi kendine yapılan diyetler belli bir süre sonra başarısızlıkla sonuçlanabilir.Bunu akıntıya karşı kürek çekmek olarak değerlendirebiliriz.
    Farkında olmadığınız bir tiroid hastalığı, gizli şeker yada insülin direnci, böbreküstü bezlerinin fazla çalışması , polikistik over sendromu gibi durumlar kilo verememenizin tıbbi sebeplerin olabilir.Bu tür hastalıklar her yaşta ortaya çıkabileceği için kilo vermekte zorlandığınızda ya da kilo vermeniz durduğunda bu hastalıkların bir uzman hekim tarafından araştırılması gerekir.Eğer altta yatan sebep bulunursa kilo vermeniz çok daha kolay olacaktır.
    2.Doğru olmayan beslenme uygulamaları
    Bir diyet sizi aç bırakıyorsa o diyet doğru diyet değildir.Çok düşük kalorili diyetler vucudumuzdan yağ dokusu ile beraber fazla miktarda kas dokusu kaybına yol açarlar.Bizim gün içerisinde enerjiyi en fazla harcayan kaslarımızdır.Kas kaybı ile beraber metabolizma hızınız yavaşlar ve kilo kaybına karşı bir direnç oluşur.Hatta eskisinden fazla kilo almanızın da sebebi olabilir.
    3.Psikolojik problemler bulunması ve aşırı stress hali
    Psikolojik problemleriniz yada aşırı stresli bir haliniz varsa başarısız olma ihtimaliniz artar.Kullanılan bazı ilaçlarda yan etki olarak kilo artışına yol açabilir.Sorunlarınız varsa zayıflama tedavisine başlarken bir psikiyatri uzmanı yada psikolog tarafından değerlendirilmeniz daha uygun olur.
    4.Kişinin düzenli uygun bir egzersiz yapmaması
    Kilo kaybı kişinin günlük aldığı kaloriden daha fazla kalori yakmasıyla olur.Bunuda uygun bir beslenme programına ilave edilen egzersizlerle daha kolay sağlarız.En basitinden kişinin günlük 45 dk hızlı tempolu düzenli yürüyüş yapması 200 kcal eneji yakımı sağlar ve metabolizma hızınıza göre 200-300 kcal(kalori) daha düşük diyet verilmesi sizin haftada en az 0.5 kg ayda 4 kg kilo kaybına yol açar.Aynı zamanda yapılan egzersizler kas kitlenizin korunmasına yol açar ve metabolizma hızınızın azalması engellenmiş olur.
    5.Aileniz ve çevrenizden yeterli desteği alamamak
    Kilo vermeye karar vermek sizin için en önemli adımdır.Bu adımı atarken ailenize ve çevrenizde beraber olduğunuz herkese söylemelisiniz.Onlardan size destek olmalarını ve gerektiğinde sizi uyarmalarını söyleyin.
    6.Öğünleri atlamak
    Metabolizmanın düzenli çalışması için günde 3 ana 3 ara öğün yapılması bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sabah kahvaltısı erken saatte yapılmalı,öğün atlanmamalıdır.Özellikle akşam yemeğini saat 19.00 dan önce yemeye çalışınız.Ana öğünlerden 2,5-3 saat sonra mutlaka ara öğün yapmanız metabolizmanızın hızını arttıran en önemli faktördür.
    7.Yeterli uyku uyunmaması ve dinlenilmemesi
    Metabolizmamızın en yavaş olduğu gece saatlerinde mutlaka uyumalı, en hızlı olduğu sabah saatlerinde de mutlaka ayakta olmalıyız.Uykusuzluk stres hormonlarını arttırır ve bu hormonlar kilo artışına yol açabilir.Bu yüzden mutlaka günde 7-8 saat uyumanız gerekir.
    8.Bol su içmemek
    Metabolizmamızın uygun çalışması için günde 2.5-3 lt su içmeyi bir alışkanlık haline getirmeliyiz.
    9.Zararlı alışkanlıkları bırakmamak
    Sigara ve alkol gibi maddeleri tüketenlerin zayıflama programlarında daha az başarılı oldukları bilimsel çalışmalarda görülmüştür.
    Bu kişilerin diyet ve egzersiz programlarına daha zor uyum sağladıkları görülmüştür.
    10. Ümitsizliğe kapılmak
    Belli miktarda kilo verdikten sonra,vucut yeni durumuna karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır,bazen de durabilir.Bu dönemde ümitsizliğe kapılmamalı ,mevcut kilonuzu korumaya çalışmalı ve egzersiz miktarını arttırmaya çalışmalısınız.Ümitsizliğe kapıldığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin,teknolojinin ilerlemesi ile artık doktorlarınızda bir mail uzağınızda..

  • Kabızlık !

    Kabızlık !

    Günlük dışkılama sayısı toplumlara, bireylere ve beslenme alışkanlığına bağlı olarak değişmekle birlikte haftada 3 kez veya daha az sıklıkta, sert kıvamda ve zor dışkılama kabızlık olarak adlandırılabilir. Bazı insanlar haftada 2 veya 3 kez ancak nornal kıvamda ve zorlanmadan dışkılarken bundan şikayetçi olmadıklarını ifade edebilirler. Kabızlığın en önemli karakteristiği dışkı kıvamının sert, dışkı miktarının az olması ve dışkılama sırasında zorlanma olmasıdır. Dışkılama hissi olmaması, dışkılama hissi geldiği halde tuvalete gidildiğinde dışkılayamamak, ıkınarak dışkılamak, küçük ve sert parçalar halinde dışkılamak, dışkıladıktan sonra tam boşalamama hissi kabızlıklıkta görülebilen diğer bulgulardır. Bazı hastalar parmakları ile dışkılamaya yardımcı olmaya çalışırlar.
    Kronik kabızlıkta genellikle altta yatan bir organik sebep bulunamaz ve bu tür kabızlık fonksiyonel kabızlık olarak adlandırılır. Ancak kabızlığın bir hastalık olmayıp başka bir hastalığa ikincil olarak gelişebilecek bir belirti olabileceği unutulmamalıdır. Seyrek olarak kabızlığın sebebi dışkının barsak içinde ilerlemesini engelleyen bir daralma olabili (tümör, iltihabi barsak hastalığı veya barsaktaki bir şekil bozukluğu gibi). Bu tür kabızlık organik nedenlere bağlı kabızlık olarak adlandırılır. Bu nedenle kabızlık şikayeti ile başvuran hastalarda genellikle bazı tetkiklerin yapılmasına gerek duyulur.

    KABIZLIĞA NELER SEBEP OLUR?

    Kalın barsaklar 140-180 cm uzunluğundadır ve başlıca görevi ince barsaklardan gelen sulu kıvamdaki barsak içeriğindeki suyun ve eletrolitlerin emilmesidir. Kalın barsaklar günde 4 litre kadar suyu emebilirler. İnce barsaklardan kalın barsaklara bu miktarın üzerinde su geçmesi ishale neden olur. Suyu emilen barsak içeriği katılaşarak dışkı halinde kalın barsakların özellikle son 40-50 cm lik kısmında depolanır. Dışkının kalın barsak içinde uzun süre kalması içindeki suyun daha fazla emilmesine ve daha fazla sertleşmesine yol açar.
    Kalın barsakların içindeki muhtevanın ilerlemesini sağlayan değişik hareketleri vardır. Bu hareketlerin bir kısmı segmenter kasılmalar şeklinde olup dışkının ileri geri hareket etmesini ve içindeki suyun emilmesini artırıcı hareketlerdir ve dışkının küçük parçalar haline gelmesine yol açar (Segmenter kasılmalar). Bu hareketlerin dışkının barsak içinde ilerlemesine bir katkısı yoktur. Kalın barsaklardaki diğer bir hareket şekli proksimalden distale doğru birbirini takip eden ilerleyici kasılmalar şeklinde olup barsak içindeki dışkının çıkışa doğru ilerlemesini sağlar (Peristaltik kasılmalar). Dışkı kalın barsağın rektum olarak adlandırdığımız son 15 cm lik kısmına ulaştığında dışkılama hissi oluşturarak dışarı çıkarılır.

    Fonksiyonel kabızlığın oluşmasında genel olarak üç temel mekanizma rol oynar;

    1- Kalın barsakların aşırı kasılmasına bağlı kabızlık (Hiperkinetik konstipasyon):
    Kalın barsakta segmenter kontraksiyonların artması; Bu türde kalın barsaklarda dışkının barsak içinde ilerlemesine katkısı olmayan segmenter (lokal) kasılmalar artmıştır, dışkı sert ve küçük parçalar halindedir. Genellikle irritabl barsak hastalığı ile birlikte bulunur (Bkz. İritabl barsak hastalığı).

    2– Kalın barsaklarda dışkının ileriye doğru hareketini sağlayan kasılmaların azalmasına bağlı kabızlık (Hipokinetik konstipasyon- tembel kalın barsak):
    Bu türde kalın barsakların tembelliği söz konusudur. Nörolojik hastalıklar (Parkinson hastalığı, felç geçirme vb. durumlar), tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi), uzun süreli diabet, açlık ve posa içermeyen diyetle beslenme, gebelik, uzun süreli seyahatlar, stres, bazı ilaçların kullanılması (Psikiatrik ilaçlar, kabızlık tedavisi için kullanılan ilaçların uzun süreli ve bilinçsizce kullanılması vb.) bu tür kabızlığa yol açabilir.

    3- Dışkılama mekanizmasının bozulması (Diskezi):
    Bu kabızlık türünde, kalın barsağın çıkışa yakın son kısmına (Rektum) gelen dışkının algılanmasında ve anüsün açılarak dışkının dışarı atılmasını sağlayan koordineli hareketlerin oluşmasında bir aksaklık sözkonusudur. Genellikle rektum hastalıkları ve nörolojik hastalıklarda görülür.

    TEŞHİS
    Kabızlık nedeniyle hekime başvuran her hastadan ayrıtılı bir hikaye alınması, beden muayenesi yapılması ve kullandığı ilaçların gözden geçirilmesi gerekir. Kabızlığı uzun süreden beri var olan hastalarda organik bir sebep olma olasılığı oldukça az olmasına rağmen tiroid fonksiyon testlerini de içerecek şekilde biokimyasal kan testlerin ve dışkı incelemesinin yapılması gerekir. Kabız hastada kalın barsakların incelenmesi amacıyla tercih edilmesi gereken yöntem ‘çift kontrastlı baryumlu kalın bağırsak grafisi’ dir. Kolon grafisi, iyi bir cihaz kullanılarak bu işte tecrübeli bir radyolog tarafından çekildiğinde kolonoskopi ile hemen hemen aynı duyarlılığa sahiptir.

    Ayrıca bu yöntemde kalın bağırsakların uzunluğu ve varsa şekil bozuklukları (aşırı kıvrımlar, darlıklar vb.) hakkında bilgi edinmek mümkün olmaktadır. Diğer bir radyolojik yöntem defekografidir. Özellikle yaşlı popülasyonda kolon grafisi ile birlikte yapılması tercih edilir. Bu yöntem de baryumlu kalın bağırsak grafisi gibi uygulanır ancak baryumun barsaktan boşalması sırasında daha ayrıntılı görüntüleme yapılarak dışkılama fizyolojisi hakkında bilgi edinilmeye çalışılır. Kalın barsak grafisinde ilave bir patoloji görüldüğünde gerektiğinde kolonoskopi de yapılabilir. Endoskopi (Kolonoskopi) kabızlık nedeniyle başvuran hastalarda ilk başvurulacak yöntem değildir.

    Ancak, kabızlık dışında başka ilave bulguları olan hastalarda (Kanama, kansızlık, hızlı kilo kaybı, dışkı kalınlığında incelme, yeni başlayan kabızlık ve dışkılama alışkanlığında değişiklik vb.) kolonoskopi ilk tercih edilecek yöntem olmalıdır. Çift kontraslı kolon grafisi çekilen ve organik bir patoloji saptanmayan hastalarda yapılabilecek diğer bir inceleme ‘radyoopak marker çalışması’ dır. Bu yöntemde hastaya belli sayıda radyoopak marker parçacıkları yutturulduktan sonra direkt karın filmleri çekilerek bu parçacıkların barsak içinde ilerlemeleri incelenir ve kalın barsakların hareketleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılır.

    DİKKAT !!
    Dışkılama alışkanlığınızda son 6 ay içinde eskiye nazaran bazı değişiklikler olduğunu hissediyorsanız, dışkılamada güçlük çekmeye başladıysanız ve/veya eskisine nazaran dışkı kalınlığında azalma görüyorsanız bu durum ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Vakit kaybetmeden bir gastroenteroloğa başvurmanız gerekir.

    KABIZLIK PROBLEMİ NASIL ÇÖZÜLÜR?
    Kabızlığın bir çok sebebi olabileceği için tedavi, muayene ve laboratuar bulgularına göre şekillendirilir. Düzenli ve fiberden zengin gıdalarla beslenme, yeterli miktarda sıvı alınması (günde en az 8-10 bardak su içilmesi), düzenli egzersiz yapılması (yürüme, aerobik vb.) fonksiyonel kabızlığın hafifletilmesinde uygulanabilecek genel önlemlerdir. Dışkılama hissi geldiğinde vakit kaybetmeden tuvalete gidilerek yeterli süre (15 dk kadar) beklenmesi gerekir. Dışkılama hissi geldiğinde tuvalete gitmeyi ertelemek kabızlığın şiddetlenmesine yol açar.

    Diyet
    Liften (fiber) zengin diyet kabızlığın önlenmesi ve hafifletilmesinde en önemli basamaklardan biridir. Lif, bitkisel yiyeceklerin sindirilmeyen kısımlarıdır. Suda eriyen ve erimeyen olmak üzere iki çeşit lif bulunur. Suda eriyen lifler kalın barsaktaki bakteriler tarafından sindiriler. Yulaf kepeği suda eriyen liflere örnektir. Kabızlığın azaltılmasında suda erimeyen lifler daha yararlıdır. Buğday kepeği, tahıl taneleri, yeşil sebzeler ve elma, armut gibi çeşitli meyvelerin kabukları suda erimeyen liflere örnek olarak verilebilir. Lifler su tutarak gaitanın miktarını ve su içeriğini arttırırlar ve bu şekilde kalın barsak içerisindeki dışkının barsak boyunca hareketini arttırarak kabızlığın azalmasına yardımcı olurlar. Batı tipi diyette bir günde alınan lif miktarı ortalama 10-20g kadar olmakla birlikte iyi bir barsak hareketi için günde 30-35 gr kadar lif alınması tavsiye edilir. Liften zengin bir çok yiyecek vardır. Meyveler, sebzeler, kepekli undan yapılmış ekmek ve kepek lifli gıdalara verilebilecek örneklerdir. Beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç tercih edilebilir.

    Dışkılamayı kolaylaştırıcı ilaçlar faydalı olabilirmi?
    Dışkı yumuşatıcı ve dışkılamayı kolaylaştırıcı ilaçları temelde iki ana guruba ayırmak mümkündür; Bağırsak hareketlerini uyaranlar (Tegaserod, itopride, domperidon gibi) ve barsağa sıvı salgılanmasını ve böylece dışkını yumuşamasını sağlayanlar (Ca, Mg tuzları, lactulose, bazı bitkisel ilaçlar gibi). Bağırsak hareketlerini uyaran ilaçlar ilk kullanıldıklarında bir miktar fayda etmekle birlikte ilacın kullanılmasına devam edildiğinde zamanla etkileri azalır.

    Bitkisel ilaçlar ve Mg tuzları genellikle kullanıldıkları müddetçe etki göstermeye devam ederler. Devamlı kullanıldıklarında elektrolit bozuklukları, kemik erimesi, protein kaybı ve bağımlılık yapabilirler. Bazıları (Laksofenol) uzun süre kullanıldıklarıda barsak mukozasında pigment birikimine neden olarak mukozasının kahve renkte görünmesine yol açabilirler (melanosis coli). Özellikle barsak hareketlerini arttırarak etki gösteren ilaçlar uzun süreli kullanım sonrasında kesildiklerinde kolay kolay düzelmeyen şiddetli kabızlık meydana gelebilir.

    Kabızlık irritabl bağırsak hastalığının bir bulgusu ise o taktirde irritabl barsak hastalığına yönelik ilaç tedavisi uygulanır. Dışkının barsağın son kısmında (rektum) çıkışa yakın bölgede sertleşmesi ve çıkarılamaması halinde lavmanla yardımcı olunabilir. Aşırı sert dışkı parçalarının zorlanarak çıkarılmaya çalışılması zamanla hemoroid ve anüste çok ağrılı yırtılmaların (anal fissür) oluşmasına yol açabilir (Bkz. Anal fissür).

    Düzenli dışkılama alışkanlığı kazanılmasına yardımcı olabilmesi bakımından aşağıdaki şekilde bir uygulama tavsiye edilebilir;
    1- Dışkı yumuşatıcı kullanmayın
    2- Diyetinizdeki lif miktarını artırın
    3- Sabahları erik veya şeftali suyu için
    4- Her gün en az iki öğün az şekerli meyve kompostosu yemeye çalışın
    5- Günde iki kez bir çorba kaşığı kadar psyllium içeren bir preparat kullanın (Psyllium Akdeniz havzasında yetişen, çekirdekleri nemli ortamda şişerek hacmi artan ve jelatinöz yapı kazanan bir bitki türüdür. Psyllium seed veya Psyllium husk adı ile piyasada bulunabilir).
    6- Kahvaltı öğününü atlamayın. Sabahleyin aç karna birkaç adet kuru kayısı ,kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içtikten sonra yapılacak bir kahvaltı sonrası tuvalet ihtiyacı olsun ya da olmasın tuvalete gidip 15dk. kadar tuvalette oturun ancak dışkılamak için aşırı ıkınarak kendinizi zorlamayın. Her sabah bu dışkılama girişimine zaman ayırmak bağırsak alışkanlığında uzun süreli bir rahatlama sağlayabilir.

  • Çocukların özgüveninin artması için aile ve öğretmenlere öneriler

    Özgüvenli çocuk; demek kendini düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen, alternatif çözüm yolları üretebilen, sınırlarını doğru tanıyabilen, sonsuz sevgiye sahip olduğunu hissedebilen, her zaman daha iyisini yapmak için motivasyonunu kaybetmemiş olan, mutlu bir çocuk demektir.

    1.Özgüvenli bir çocuk yetiştirmek için öncelikle çocuğunuzu doğru ve objektif tanımalı ve beklentileriniz gerçekçi ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Örn. Çocuğunuzun 3 yaşında iken dağıttığı oyuncakları toplamasını beklemeyin.

    2.Çocukların yaşlarına göre farklı özellikler gösterdiklerini unutmayın. Örn. 3 yaşından küçük çocuklar oyuncaklarını paylaşamayabilir.

    3.Çocuğunuzu diğer çocuklar ile ya da akranlarla kıyaslamayın. Onlar sizi diğer ebeveynler ile kıyaslar ise sizin hoşunuza gider mi? Düşünün.

    4.Çocukların öğrenme sürecinde bizlerin onlardan neler beklediğimizi tam olarak duyması gerekir. Bu süreçte ayrıntılar ile örnekler verilebilir. Sizlerin de bu konuda birer örnek teşkil ettiğinizi unutmayın. Örn. Tiyatroya gittiğinizde sırasını bekleyeceğini, yüksek sesle konuşmamasının gerektiğini önceden anlatın.

    5.İlk defa karşılaşacağı ortamlarda nelerin çocuğu beklediğini anlatın ki uyumsuzlukları olur ve bilmediğinden eleştiri alır ise toplum içinde kendini yetersiz hissetmesin.

    6.Oyunlar ile çocuğa doğru davranışların denemelerini yapın. Ör. Kalabalık bir yere gittiğinizin hayalini kurup önündeki kişiyi geçmek için itmek yerine ‘izin verir misiniz’ gibi cümleler kurabileceğini gösterin.

    7.Çocuklar belli durumlarda davranışlarını değiştirebilir, kurallara uymakta zorluk yaşayabilirler. Örn. Yorgun, uykusuz, aç olduklarında sabırsız olabilirler. Bu durumlarda bazı davranışlarına hoşgörüyü uygulayın. Çocuğunuza karşı doğru tutum gösterdiğinizde bu kuralları bozacaksınız anlamına gelmeyecektir.

    8.Sabahları sizin işe çocukların okula gitme telaşınızı yaşayıp, çocuğunuzla istemediğiniz şekilde iletişim kurmamak için (örn. Bıktım artık senden, her sabah seni uyandırmak zorunda mıyım?) akşamdan ve çocuklar uyanmadan önce kendi hazırlıklarınızı tamamlayın.

    9.Çocuğunuz küçük ise akşamdan kıyafetlerini ve okul çantasını hazırlamasına yardım edin.

    10.Sabah hazırlanma telaşına ‘yedin-yemedin’ gibi olumsuz çatışmalar eklemeyin. Bu konudaki ihtiyacını diğer öğünlerde telafi etmeye çalışın. Çoğu erişkin bile sabah kahvaltı yapmada isteksizdir unutmayın.

    11.Çocukların kuralları uygulamasında aktif roller ve sorumluluk almasına yardımcı olun.Örn. Sabah uyanması için odasına çalar saat koymak, yemeklerin hepsinin tadına bakmasını istiyorsanız miktarını ayarlamayı çocuğunuza bırakmak.

    12. Koyduğunuz kuralların bir süre sonra siz ve çocuğunuz arasında ‘kurallı iletişim’ şekline dönmemesine dikkat edin. Bazı şeylerin uygun örnek oluşturarak çocukların sizden öğreneceğini ya da kendilerinin yaptığı şeyleri takdir ettiğinde davranışın pekişeceğini unutmayın. Aksi halde herşeyi kural olarak algılayan bir çocuk ile çok yoğun çatışmalar yaşayabilirsiniz. Evde çok kural olan bir çocuk okuldaki kurallara karşı da isyankar olabilir unutmayın.

    13.Çocukların düşüncelerinin sorulması, farklı bakış açısına sahip olduklarının vurgulanması kendilerini daha önemli hissettirecek ve sosyal ortamlarda da kendilerini ifade etmekteki çekingenlikleri azalacaktır.

    14.Çocuklara tercihlerinin de önemli olduğunu hissettirin. Örn. Dinledikleri müzik grubu, giydikleri kıyafet.

    15.Kurallara uyulmadığı zaman neler ile karşılaşacağını çocuklar bilmelidir. Burada uyulmayan davranışa karşı oluşturulacak yaptırımların ertelenmemesine ve genelleme yapılmamasına özen gösterilmelidir. Örn. Bir daha bilgisayarı 2 saatten fazla oynarsan yaza kadar sana bilgisayar yasak demek uygulanması zor ve gerçekçi olmayan bir ceza demektir. Bu şeklideki cezaların hem uygulanması zordur hem de iletişimde inatlaşma olasılığını arttırır. Bunun yerine kısa süreli sınır koymak daha uygun olacaktır.

    16.Öğretmenler açısından okulda ilk haftalarda tüm çocukların okul ve sınıf kurallarını doğru algılaması için çocuklarla toplantılar düzenleyip bilgi vermek önemlidir.

    17.Kurallar sınıfta çocukların görebilecekleri göz hizasına uygun şekilde asılmalıdır.

    18.Çocuklar kurallara uymadıklarında neler olabileceğini önceden bilmelidir.

    19.Koyduğunuz kuralı o an açıklayamayacaksanız ‘ben senin büyüğünüm ve bu kararı vermek benim görevim, seninle şu an tartışamayacağım bir sürü nedeni var’ gibi açıklama yaparak daha sonra nedenini açıklamak için ortam hazırlayın.

    20. Çocuğu fiziksel ve/veya duygusal olarak (örn. Aşağılama, küçümseme, hor görme, sürekli eleştirme, küfür etme) ihmal ve istismar etmeyin.

    21.Çocuklar ile iletişimde ‘bozuk plak tekniği’ kullanılabilir. Benzer uyarıyı peşpeşe yapmak gerekebilir. Uygun ve ikna edici bir dil ile 3 kez tekrar ettikten sonra daha kararlı bir şeklide beklentilerinizi söyleyip davranışa yönelmesini sağlayabilirsiniz. Başlangıçta çocuklar sizin kararlılığınızı sürdürüp sürdürmeyeceğinizi test etmek isterler.

    22.Çocuğunuza bütün özellikleri ile değer verdiğinizi, sevdiğinizi hissettirin. Herkesin olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir bunu unutmayın.

    23.Çocuğumuzun davranış ve düşünceleri konusunda sorunlar yaşansa bile sevgi olarak bakıldığında kendisinin aile için özel bir yeri olduğunu bilmesi ve sevildiğini hissetmesi önemlidir.

    24.Çocuğunuzu değil, davranışlarını eleştirin. Örn. ’Sen kötü bir çocuksun, kardeşine vuruyorsun’ yerine ‘kardeşine vurman doğru bir davranış değildir’.

    25.Sınıf içinde çocukları arkadaşlarının önünde kırıcı bir şekilde eleştirmeyin. Bu durumda diğer çocuklar da öğrencinizin negatif özelliklerine daha çok odaklanacak ve O’nu dışlayabileceklerdir.

    26.Suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın. Örn. Ödevlerdeki yanlışları çocuğu suçlamadan kendisine iletin ya da farkına varmasını sağlayın. Hataları azaldığı zaman da bunu farkettiğinizi ve başardığını hissettirin.

    27.Çocuğun uygun davranışları için yüreklendirici mesajlar kullanın.Örn. Aferin, bugün çok gayretlisin, odanı çok güzel toplamışsın, öğretmeninle görüştüğümde derslere daha çok katıldığını duymak beni mutlu etti.

    28.Yüreklendirici mesajları kullanırken gülümseme, sarılma, öpme, göz kontağı kurma gibi istenilen bir davranışı güçlendirmede çok etkili olan sosyal ödülleri de kullanmaya özen gösterin. Unutmayın ki zamanla maddi ödüller eski çekiciliğini yitirir.

    29.Çocuklara cesaret kırıcı mesajlar verilmemelidir. Örn. Hep sorun sende, beni hiç dinlemiyorsun. Bu durumlar utanç ya da suçluluk duygularına neden olur, işbirliğini engeller, direnme ve öç alma duygularını harekete geçirir.

    30.Duygu ve düşüncelerinizi açıklarken BEN DİLİ ile konuşun. Örn. ‘sen bunu nasıl yaparsın? Nasıl bir çocuksun’ yerine ‘bunu neden yaptığını anlamıyorum’

    31.Çocuğunuza sınırlandırılmış seçenek sunun. Çocukların söz dinlemeleri ve işbirliği yapmaları için etkili yöntemlerden biridir. Çocuk, seçme şansı kendine verildiği için, kontrolün kendisinde olduğunu düşünür ve seçtiği şeyi yapmaktan da hoşlanır. Çocukta öz-disiplin kazanmasını ve doğru kararlar alma yeteneğini geliştirmesini sağlar.

    32.Çocuğunuz için iyi bir dinleyici olmaya çalışın. ‘ben onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim?’ diyerek empatiyapmaya çalışın.

    33.Çocuğunuzun duygularını anladığınızı ifade edin.Örn. Sana sebze yemeği yemelisin dediğim için sinirlenmiş gibisin ama…’

    34.Çocuğun problemleri üzerinde düşünmesini ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlamak için yardımcı sorular yöneltin. Örn. Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsun?

    35.Küçük çocuklar için olumsuz davranışın yerine yapabileceği alternatif davranışlar gösterin. Örn. Yapma demek yerine neyi yapması gerektiğini söyleyin.

    36.Çocukların bir aktiviteyi bitirmesine yardımcı olmak için, zihinsel olarak bu değişikliğe hazırlanmasını sağlayacak zaman tanıyın. Örn. 3 kez daha sallanınca eve gidiyoruz.

    37.’Eğlenceden önce iş’ prensibini uygulayın. Örn. Oyuncaklarını topladıktan sonra birlikte pasta yapmak.

    38.Notlar, şekiller çocuğunuzun işbirliğini sağlamak için iyi yöntemlerdir. Örn. Yatağını toplamayı unutma notu.

    39.Çocuğunuz olumsuz davranışlar gösteriyorsa, bu davranışın altında yatan nedenleri anlamaya ve önlem almaya çalışın.

    40.Kontrolünüzü yitirmemeye çalışın. Saldırgan tavırların (örn. Dövmek) ve sözlerin (Örn. Aşağılamak)çocuğun davranışlarını düzeltme gücü yoktur.

    41.Tahammülünüzün olmadığı bir gününüzde iseniz ya da kendinize kısa bir zaman dilimi ayırmak istiyorsanız, önceden tedbir alıp çocuğunuza durumu açıklayın. Örn. Bugün çok yorgunum, gürültü etmeden oynamanı istiyorum.

    42.Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Örn. Bu konuyu biraz düşünmeliyim.

    43.Kuralların bozulması durumunda uygulayacağınız sonucun uygun ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edin. Örn. Sizden izin almadan sokağa çıkmış ise birkaç gün sokağa çıkması yasaklanabilir.

    44.Yapamayacağınız boş tehditlerden kaçınmaya çalışın ya da uygulamayacağınız bir durumu korku ve baskı aracı olarak kullanmayın. Örn. Seni bir daha oyun parkına getirmeyeceğim.

    45.Mizahı kullanın. Çocuklar kendilerine şaka ile söylenenleri daha rahat kabullenir. Ancak esprinin alaya almamasına dikkat etmek gerekir.

    46.Mümkünse ‘hayır’ kelimesi yerine ‘evet’ kelimesini kullanın. Örn. Evet çikolata yiyebilirsin ama yemekten sonra.

    47.Durumlarla ilgili açıklamada bulunun. Örn. Benim öncelikle yemeğimizi yapmam gerekiyor, beni bekleyeceğini biliyorum.

    48.Mümkünse sonuçları çocuğun da görmesini sağlayın. Örn. Bak kutumuz bomboş, hiç çikolata kalmamış.

    48.Çocuğunuza iyi örnek olun. Çünkü çocuklar anne-babalarının davranışlarını gözler ve davranışlarını tekrar ederler.

    Çocuklarımıza iyi model olarak, izlediklerini denetleyerek, arkadaş seçimlerine yardımcı olarak, uygun başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine, davranışlarından sorumlu olmalarına olanak sağlayarak ve ne yaparlarsa yapsınlar hep sevildiklerini hissettirerek büyütelim.

  • Çocuk ve Ergenlerde İstismar

    Çocuk ve Ergenlerde İstismar

    Çocuk istismarı;18 yaşın altındaki çocuklara anne babaları veya onların bakımından sorumlu kişilerle yabancılar tarafından yapılan bedensel ve psikolojik açıdan zarar veren, çocukların bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimlerini sarsan her türlü eylem olarak kabul edilir.

    1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını; çocuğa yönelik bir yetişkin, toplum veya ülkesi tarafından çocuğun sağlığını, bedensel, psiko-sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar olarak tanımlamaktadır.

    İstismar bedensel, duygusal ve cinsel olarak ayrılmaktadır. Bedensel istismar; çocuğun ve ergenin ebeveyni veya diğer yetişkinler tarafından bedensel olarak zarar görmesidir. Bundan doğan bedensel zedelenme, zararın süresi ve buna  uğrayan çocuğun yaşı bedensel istismarın yol açacağı zararları belirler.

    Bedensel istismara ve cinsel istismara uğrayan çocuklarda uyku bozuklukları, kabuslar, ayrılık kaygısı, fobik davranış, bedensel şikayetler, depresyon, yalan söyleme, içe dönüklük, uyumsuzluk gibi belirtiler görülür.

    Cinsel istismarda; çocuk ve ergen cinsel bir obje olarak kullanılmaktadır. Özellikle bu aile içinde yaşanmışsa bireyde en kalıcı ve en olumsuz etkiler bırakan istismar türüdür.

    Duygusal istismara; çocuk ve ergeni reddetme, tehdit etme ,inkar etme, aşağılama, yalnız bırakma, korkutma, suça yöneltme, duygusal açıdan ihtiyaçlarını karşılamama gibi davranışları gösteren yetişkinler neden olmaktadır. Buna maruz kalan çocuk ve ergenlerde okul başarısızlığı, öğrenme bozukluğu, okuldan kaçma ,saldırganlık ,yalan, intihar vb. gözlenmektedir. Yetişkinlik dönemine uzandığında panik atak ,uyku sorunları, takıntılara neden olan etkileri ortaya çıkmaktadır.

    Yapılan araştırmalar istismarın son derece yaygın olduğunu gösterir; aç bırakılan, dövülen, cinsel açıdan kullanılan, sigara vb. yakılan çocukların sayısı oldukça yüksektir.

    Şu koşullar bir araya geldiğinde çocuğu yönelik istismarın ortaya çıkma olasılığı artar;

    -Aile içi ortamda stres,

    -Düşük gelir,

    -Ailede fazla çocuk sayısı,

    -Anne ve babanın geçmişinde kötü davranışa maruz kalmış olması ,aile içi şiddet,

    -Çocuktaki öğrenme güçlüğü,

    -Çocuktaki bedensel sakatlık.

    Çocukluk döneminde yaşanmış cinsel istismarın sebep olduğu travma çok uzun bir döneme yayılarak duygusal, davranışsal ve sosyal sorunların kaynağını oluşturur. İstismara uğrayan kişiler genelde cinsel istismar öykülerini hiç kimseyle paylaşmaz. Özellikle çocuklar tekrarlanan ve dayanamayacakları acı ile karşılaştıklarında dissosiye olurlar. Yaşadıkları olaydan zihinsel olarak uzaklaşırlar, yokmuş gibi davranabilirler. Böylece bastırılan ve unutulmak istenen cinsel istismar yaşantıları kişinin bedensel, ruhsal sosyal gelişimini ve yaşamını olumsuz biçimde etkiler. Bu nedenle durum öğrenildiğinde kişiyi sorgulamak veya duruma kayıtsız kalmak yerine profesyonel bir destek alınması son derece önemlidir.

    İstismara bağlı tedavi sürecinde terapistin kullanacağı uygun tedavi teknikleriyle müdahaleler yapılır. Terapistin deneyimi, yapılacak işbirliği ve kurulan güven ortamıyla danışan desteklenir. Hedeflenen çözüme varılır.

  • Ne kadar yiyeceğine kendisi karar versin.

    Sofraya oturduktan sonra, yemeğin hep beraber belli bir süre içinde yeneceği açık bir ifadeyle anlatılmalıdır. Bu sürenin bitimine kadar hiçbir uyarı yapılmadan durulmalı, yemeye direnirse su, süt ve taze meyve suyu dışında hiçbir şey vermeden beklenmelidir. Ve asla alınan kararlardan vazgeçilmemelidir. Sofra hazırlanması sürecine çocuğu dahil etmek ve bunu bir eğlence gibi gerçekleştirmek, çocuğun yemek yeme isteğini artıracak, eğlenceli ve lezzetli yolculuk yapacağı düşüncesinin yerleşmesini sağlamasına sebep olacaktır. Çocuğa yiyeceği miktara karar vermesi için imkan tanıyın. Kendi tabağına konan yiyeceği çocuğun fikrine başvurarak koyun ya da yaşı uygunsa kendi tabağını kendi hazırlamasına müsaade edin. Böylece tabağındaki miktarı gözünde büyütmemiş olur. Yiyeceği miktar konusunda en iyi kararı verecek olan kişi çocuğun kendisidir. Yemekte zorluk çıkaran çocuğa yemediği zaman ekstra ilgi gösterilerek üzerine düşmeyin. Yemeği çocuğa “ister ye ister yeme” tavrı içinde verin ve çocuğun tabağına endişeli gözlerle bakmayın. Yemezse öğünler arasında bir şey vermeyin. Yemediği takdirde bir dahaki yemekte yiyeceğini kendisine söyleyin.

    Diğer çocuklarla kıyaslamayın

    Doğal olarak aileler çocuklarının bir saat bile aç kalmalarına dayanamaz. Ama çocuğumuza iyi yemek yeme alışkanlığını öğretebilmek için birkaç öğün hiçbir şey yememesine göz yummanızın hiçbir mahsuru yoktur. Çocuğunuza sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturun, yemek yerine abur cubur yemesine engel olun. Sıklıkla yapılan yanlışlardan biri, çocuğun boyunun veya kilosunun tekli olarak değerlendirilmesi ve diğer yaşıtlarıyla karşılaştırılmasıdır. Yaşına göre boy-kilo gelişiminin normal olup olmadığını, dıştan görünüme göre kendi kafamızca değerlendirmek doğru değildir. Buradaki ölçüt doktorun çocuğun zayıf, şişman, uzun veya kısa boy lu olduğunun standart büyüme eğrilerine göre değerlendirilmesidir.

    İştahını açmak için…

    Güzel bir yemek görmekle veya kokusunu duymakla iştah açılırken, tam aksine nahoş bir koku ve görünüm iştahı azaltabilir. İştahın açılmasında görünüm ve kokunun yanı sıra pek çok faktörün de etkisi vardır. Egzersizler ve aktivitenin artması iştahı artırırken, aşırı yorgunluk olumsuz etki yapar. Yemek öncesi bir şeyler atıştırılması iştahı kapatır. Kışın, yaza göre daha iştahlı olabilir. Bol oksijenli temiz ortamlar iştahı artırıcı bir etkendir. Üzüntü iştahı azaltır. Neşeli ve sevinçli hallerde de artar. Enfeksiyon hastalıklarında azalan iştah hastalık geçince düzelir. Çocuğunuzun iştahsız olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle çocuk hastalıkları uzmanına götürerek gelişim eğrilerine göre büyüme ve gelişme durumunun normal sınırlar içinde olup olmadığını saptayın. Eğer düşük kilolu grubuna giriyorsa altta yatan herhangi bir hastalık olup olmadığını araştırın. Daha sonra bir beslenme uzmanıyla çocuğun gereksinimlerini belirleyerek günlük beslenme programı hazırlayın.

  • Çocuklarda iştahsızlık nedenleri ve çözümü?

    Yemekten önce sıvı alımını kısıtlayın. Hele şekerlileri asla!, çok isterse su veya ayran uygundur

    Besin değişimi önemli, eğer yine yemezse bir sonraki öğüne kadar bekleyin. Hiç bir çocuk açlıktan ölmez.

    Besinleri ödül-ceza aracı olarak kullanmayın. Siz işinizi her bitirdiğinizde Antep’e kebap yemeye mi gidiyorsunuz?

    Çocuğunuza “kıyın”. Yemediğinde şokella verirseniz çocuk doyar ama iyi beslenmez.

    Oyunlar deneyin. Kaşıkla uçak uçurma veya Ferrarinin ağza parketmesi, çocuğun karnındaki aç canavarın beslenmesi gibi, bir oyuncak bebeğe bir çocuğa yedirilemsi, oyuncak kamyonun arkasından meyve yedirilmesi gibi.

    Yemek masasına sizinle beraber otursun, biraz masraflı olacak ama desteksiz oturmaya başlayınca hemen bir mama sandalyesi alın ve 3 ana öğünü beraber yedirin, sizin yediğiniz her yiyecekten ona da teklif edin, yemezse de yemesin.

    Zorla yedirilmez. Yeme savaşını hep çocuk kazanır, son hamlesi kusmaktır. Yenileceğiniz savaşa başlamayın.

    Televizyonda reklam ya da klip seyrederek beslenen çocuk ne yediğini bilmez. Açlık-tokluk kavramı gelişmez.

    Aç çocuk genelde huysuzlanır, onu tanıyorsanız yemek saati geldiğini anlarsınız, onun için davranış değişikliklerini çözmeye çalışın.

    Çocuk yemeyerek ilgi çektiğini düşünüyorsa maça 3-0 hükmen mağlup başlıyorsunuz.

    Her besinin yenmesi şart değildir. Sebze meyve yerine, muhallebi yoğurt yerine, yumurta et yerine, vs. deneyin.

    Gazlı içecekler,hazır meyve suları, katkı maddeli ve işlenmiş yiyecekler, krakerler tartışmasız zararlıdır, ama çocuklar bayılırlar. En iyisi doğumdan itibaren bunları eve sokmayın bile, siz seviyorsanız, artık sevmeyin 🙁

    Dondurma iyi bir besindir ve çocuğunuzu kolay kolay hasta etmediği gibi ağız yaralarına iyi gelir ve direncini artırabilir.

    Diğer bazı besin önerileri: balkabaklı peynir, kaşar peynirli sebze püresi, yoğurtlu yabanmersini ya da kuru üzüm ezmesi, kimyonlu et güveç (kimyon fazla zararı olmayan bir baharattır), humus, mandalina suyu vs, vs, vs….

    Kalori hesabı yapmayın, doktorunuza da tüm öğünleri sayıp yeterli mi diye sormayın!

    Anne sütüne devam ediyorsanız, çocuğunuz bununla yeterince doyuyor olmasın ?

    Siz her gün aynı miktarda mı yiyorsunuz? O da günden güne değişen miktarlarda beslenecektir.

    İştahsızlık hastalık kaynaklı olabilir, ancak bu durumda genelde kilo kaybı da vardır. Bu durumda ısrarla doktorunuzdan idrar yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, kansızlık, reflu, çölyak hastalığı, doğumsal kalp hastalıkları başta olmak üzere araştırma isteyebilirsiniz.pek çok hastalık labaratuara gerek kalmadan sadece fizik muayene ile tanınabilir.

    Hasta çocuk az yer. Çünkü siz çocuğu beslerken mikropları da besliyorsunuz ve vücut buna önlem olarak iştahını azaltıyor. Prensip şu: hasta çocuğun yemesi çok önemli değildir, ancak içmesi önemlidir. Çocuk yemiyor diye serum taktırmak gibi saçmalıkları düşnmeyin bile. Hasta iken yeni besin tattırmak hayat boyu o besinden nefret etmesine yol açabilir.

  • Bebeklerde ek besinlere geçiş

    Bebeğimde ek besinlere ne zaman başlamalıyım?

    Bebeğinizin dört aylık olana dek diyetini anne sütü eğer bu yetersizse formül mama oluşturmaktadır. (Çocuk hekiminiz buna, vitaminler ve demir ekleyebilir). Dört ile altıncı aylar arasında katı gıdalar eklemeye başlayabilirsiniz. Ancak halen ana besin maddesi anne sütü olmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü 9 aylık bir çocukta bile %70 anne sütü ağırlıklı beslenmeyi öneriyor.

    Bazı bebekler üç aylıkken katı gıdalar almaya hazır duruma gelmesine karşın dil atma refleksi genellikle dördüncü aydan itibaren kaybolmaya başlar. Aslında emme işlevinde önemli bir rolü olan bu refleks yüzünden bebek, ağzına sokulan her şeyi; kaşığı, yiyecekleri diliyle iter.

    Dördüncü aydan itibaren bebeğinizin enerji gereksinimi artacaktır. Bebeğinize ek kalori sağlayacağından dördüncü ve altıncı aylar arasında katı gıdalara başlamak idealdir. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi kilo kaybı olmadan sağlıklı büyüyen bebekte 6. aya kadar sadece anne sütünün devam ettirilmesi şeklindedir. Bu dönemden sonra da bebeğinize olabildiğince anne sütü vermeye devam etmelisiniz.

    Her bebek farklı gelişim eğrileri içinde yer alır. Doktorunuz gelişim çizgisine göre, anne sütünden yeterince faydalanmadığını düşünüyorsa 4 ayda ek besine başlanabilir.

    4-6 arasında bazı bebklerin iştahı, diş çıkarma ya da yeni kazandıkları hareket becerilerinden dolayı azalır. Dolayıyla bebeğiniz az yiyorsa bunu sorun etmeyin.

    Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Bu aydan sonra doğumda anneden sağlamış olduğu çinko ve demir depoları tükenir. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür, farklı tat ve kıvamlar bebekte ısırma ve çiğneme becerisini artırır.

    Ek besinlere 4 aydan önce başlamanın zararlı etkileri nelerdir?

    En önemlisi anne sütünün yararını azaltıyor. Proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısını sınırlar, bu da büyüme hızını etkiler.

    İlk 4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. Bu dönemde de bebek ek gıdaları alabilir. Ancak önemli olan bu bebeklerin ek gıdaları alabilmeleri değil, barsak gelişimlerinin ve sindirim enzimlerinin yeterince gelişmiş olmaları; böbrek ve karaciğerin ek besin yükünü kaldırabilmesidir.

    Bebeğin mide-barsak sistemi adapte formüller dışında, ek gıdaları sindirebilecek olgunlukta değildir. Sindirim sisteminde koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli amilaz ve lipaz enzimleri yetersiz salgılanırlar.

    Erken ek gıda böbreklerin katı yükünü, sodyum ve ürenin serum düzeylerini arttırır, kan yoğunluğunda artışa ve sıvı kaybına yol açar.

    Süt çocuğunun 4 aydan önce yutma refleksi zayıftır, kaşıkla verilenleri yutamaz ve geri çıkarmaya eğilimlidir.

    Erken ek gıdaya başlama anne sütü alımını azaltır veya emzirmenin kesilmesine yol açabilir. Proteinlerin günlük toplam enerji içerisindeki yeri azalır, büyüme hızı etkilenir. Anne sütünün azalmasıyla bebeğin beslenmesi bozulur.

    Verilen gıdaların kirlenmiş olma olasılığı fazla olması ve ek gıdaların anne sütünün enfeksiyondan koruyucu özelliklerini seyreltmesi enfeksiyonu, özellikle de solunum yolu ve ishal riskini arttırır. Enfeksiyonların gerek iştahı azaltması gerekse de yıkım yoluyla kayıpları arttırması beslenme bozukluğu ile birleşince bebek protein ve enerji açısından negatif bir dengeye girer.

    Erken ek gıda başlanması alerjik hastalıklara, özellikle de besin alerjilerine yol açar. Geçici glüten (buğday proteini) hassasiyeti, inek sütü ve soya proteinine duyarlı barsak sıklığı artar. Çölyak hastalığı daha erken yaşlarda ortaya çıkar.

    Erken ek gıda verilmesinin ileri yaşlarda şişmanlık eğilimini arttırdığını gösteren çalışmalar vardır.

    Bebeğimin ek besinlere hazır olduğunu nasıl anlarım?

    4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin. Prematüre bebeklerde yarı katı besinlere geçiş 7 aya kadar gecikebilir.

    Bu ipuçları şunlardır:

    Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması)

    Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması

    Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi

    Diş çıkarmaya başlaması

    Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi

    Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi

    Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi

    Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi, sizin yemeklerinize ilgili olması ve yiyecek verilince ağzını açması, bebeğin size “sizin yediklerinizden niçin bana vermiyorsunuz” der gibi bakması

    Geceleri daha sık uyanması

    Çıngırak gibi nesneleri ağzına götürüp kemirmesi

    Ancak ek gıdaya başlamak için doktorunuza danışmak en uygunudur. Önemli olan bebeklerin ek gıdaları erken alması değil, vücut ve sindirim organlarının gelişimlerinin ek gıdayı kabul edebilecek seviyede olmasıdır. Bunu da çocuk doktoru ölçümleri, muayenesi ve en önemlisi tecrübesi ile size bildirecektir.

    Ek besinlere en uygun başlama saati nedir?

    Katı gıdaları vermeye başlarken gün içinde siz ve bebeğiniz için en uygun beslenme zamanını saptayın. Bu günün herhangi bir saati olabilir. Yeni besinleri bebeğiniz tamamen aç iken denemeyin. Biraz tok olması yeni yiyeceği tanımasına izin verebilir. Ancak tamamen açken beslemeye başlanmasını önerenler var, bunun başarısızlıkla sonuçlanacağını kendi çocuğumdan biliyorum. Açken daha hızlı ve kolay beslenmeyi sağlayan sütü istiyorlar ve ek besin verilmesine sinirleniyorlar. Onur yorgun, uykulu olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin. Sizin de en rahat olacağınız dikkatinizi dağıtacak başka işlerinizin olmadığı bir zamanı tercih etmeniz doğaldır. Pek çok uzman bunun için en uygun zamanın öğleye doğru olduğunu belirtmektedir. Ayrıca ek besine bağlı ortaya çıkacak herhangi bir reaksiyonu (deride, kızarıklık, gözde kaşıntı, ishal, kabızlık, huzursuzluk , vs.) gözlemek için gece saatlerinde yeni besin denemeyin.

    Sonraları, büyüdükçe sizlerle birlikte sofraya oturmak isteyeceğini unutmayın. Yedirirken başını çevirir veya ağlarsa onu zorlamayın. Katı gıdalara her ikinizin de zevk alacağı, hoşnut kalacağı bir dönemde başlamanız, herhangi belirli bir zamanda başlamaktan çok daha önemlidir. İstemiyorsa zorlamayın, emzirmeye ve ya biberonla beslemeye bir-iki hafta daha devam ettikten, sonra tekrar deneyin.

  • Endoskopi ve kolonoskopi

    Endoskopi ve kolonoskopi

    Vücudun doğal açıklıklarından girerek iç organların iç yüzeylerinin gözlemlenmesine endoskopi denilir. Günümüzde hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılmaktadır.

    Ağızdan girerek yemek borusu (özofagus), mide ve on iki parmak barsağının (duodenumun) incelenmesine üst gastrointestinal endoskopi denilir.

    Anüsten (makattan) girilerek kalın barsağın son bölümünden (rektum) başlayarak tümünün incelenmesine kolonoskopi (alt gastrointestinal endoskopi) denilir.

    ÜST GASTROİNTESTİNAL SİSTEM ENDOSKOPİSİ (GASTROSKOPİ)

    Ucunda görmeyi sağlayan merceği ve içinde görüntüyü iletmeye yarayan optik kabloların olduğu silindir şeklindeki (çapı 7 ve 9 mm) bir aletin ağız yolundan yerleştirilmesi şeklinde yapılan işlem sonunda hastanın yutağı, yemek borusu, midesi ve 12 parmak bağırsağı görülerek incelenmektedir. Gerektiği durumlarda bu bölgelerden mikroskopik inceleme için örnek (biyopsi) alınmaktadır.

    İşlemin yapılabilmesi için hastanın aç olması gerekmektedir. Kaç saat aç kalması gerektiği yaşıyla değiştiğinden randevuyu verirken en son ne zaman beslenmesi gerektiği tarafımızdan söylenecektir. Genel olarak, emen, mama ya da süt alan bebek ve küçük çocuklar (ilk 2-3 yaş) dışında gece 24’den sonra bir şey yememeli ve su dahil içmemelidir. Genellikle açlık süres, çocuklarda 4-6 saat arasında değişmektedir.

    İşlem öncesi hastalarımız damardan verilen ilaçlarla uyutulmakta ve işlem bittikten sonra işlemle ilgili bir şey anımsamamaktadırlar. Bu uyutma anestezi (narkoz) değildir. Sedasyon denilen, sadece kısa süreli (işlem süresince, yaklaşık 10-15 dk) uyumayı sağlayan, işlem sonrası bu ilacın etkisini ortadan kaldıran bir ilaç ile de hastanın uyanmak için beklemesine gerek olmayan, yan etkisi hemen hiç olmayan bir şekilde yapılır. Aslında işlemin bulantı refleksini uyarması dışında ağrılı bir yönü bulunmamaktadır.

    İşlem sonunda hasta 2-3 saat gözlenmekte ve uyanıp yiyebildiği görüldükten sonra taburcu edilmektedir.

    ALT GASTROİNTESTİNAL SİSTEM ENDOSKOPİSİ (KOLONOSKOPİ)

    Ucunda görmeyi sağlayan merceği ve içinde görüntüyü iletmeye yarayan optik kabloların olduğu silindir şeklindeki bir aletin makat yoluyla yerleştirilmesiyle yapılan işlemle hastanın kalın bağırsağı ince bağırsakla birleştiği yere kadar görülerek incelenmektedir. Gerektiği durumlarda bu bölgelerden mikroskopik inceleme için örnek (biyopsi) alınmaktadır.

    İşlem öncesinde mutlaka hastanın bağırsak temizliğinin yapılması gerekmektedi. Bağırsak temizliğinin iyi olması için 3 gün öncesinden hasta posa bırakmayan diyete başlamalı ve bu dönemde bağırsak boşalmasını sağlayan ilaçlar almalı ve lavman (makattan verilen ilaç ile kalın bağırsağın temizlenmesi) kullanmalıdır. Hangi ilaçları, hangi dozda alacağı randevu sırasında tarafımızdan size söylenecektir. İşlemin yapılacağı gün kalın bağırsaklarda görüntüyü engelleyecek dışkı kalmamasıiçin bu uygulamalar mutlaka yapılmalıdır.

    İşlemin yapılabilmesi için hastanın aç olması gerekmektedir. Kaç saat aç kalması gerektiği yaşıyla değiştiğinden randevuyu verirken en son ne zaman beslenmesi gerektiği tarafımızdan söylenecektir. Genel olarak, emen, mama ya da süt alan bebek ve küçük çocuklar (ilk 2-3 yaş) dışında gece 24’den sonra bir şey yememeli ve su dahil içmemelidir. Genellikle açlık süres, çocuklarda 4-6 saat arasında değişmektedir.

    İşlem öncesi hastalarımız damardan verilen ilaçlarla uyutulmakta ve işlem bittikten sonra işlemle ilgili bir şey anımsamamaktadırlar. Bu uyutma anestezi (narkoz) değildir. Sedasyon denilen, sadece kısa süreli (işlem süresince, yaklaşık 10-15 dk) uyumayı sağlayan, işlem sonrası bu ilacın etkisini ortadan kaldıran bir ilaç ile de hastanın uyanmak için beklemesine gerek olmayan, yan etkisi hemen hiç olmayan bir şekilde yapılır. Aslında işlemin bulantı refleksini uyarması dışında ağrılı bir yönü bulunmamaktadır.

    İşlem sonunda hasta 2-3 saat gözlenmekte ve uyanıp yiyebildiği görüldükten sonra taburcu edilmektedir.