Blog

  • Duloxetin induced hyponatremia/duloksetin ile iliskili hiponatremi

    Hiponatremi serotonin-norepinefrin gerialim inhibitorlerine (SNRI) bagli gelisebilen bir yan etkidir. Literaturde secici serotonin gerialim inhibitorune (SSRI) bagli gelisen hiponatremi sik bildirilmistir. (1) Duloksetin serotonin-norepinefrin geri alim inhibitoru olup major depresyonda, stres durumlarinda, idrar inkontinansinda ve diyabetik noropati veya fibromiyaljiye bagli agri durumlarinda kullanilir. (2) Bulanti, agiz kurulugu, halsizlik, istahsizlik, konstipasyon ve uykusuzluk en cok bildirilen yan etkilerdir. Hastamizi uriner inkontinans icin verilen duloksetine bagli kisa surede gelisen ciddi hiponatremi olmasi nedeni ile sunduk.

  • Kişilik Bozuklukları

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik ve kişilik bozuklukları sınıflandırmadan çok boyutsal olarak olarak düşünülmelidir. Yani bahsedilen özellikler normal insanlarda da görülebilir fakat KB tanısı almış kişilerde daha yoğun yaşanmaktadır. Süregiden davranış örüntüleri ve içsel yaşantılarda(düşünceler, duygular, duyular) yaşadığı kültürle arasında açıkca farklar vardır. Duygulanımda; türüne, yoğunluğuna, değişkenliğine ve uygunluğuna, bilişte; hastanın kendisini ve çevresini nasıl görüp yorumladığına, dürtü denetimine ve kişiler arası ilişkiler ile ilgili problemlere bakılır.

    Paranoid Kişilik Bozukluğu

    Paranoid kişilik bozukluğu tanısı almış bireyler diğer insanlara güvensizlikleri ve bir o kadar şüpheci olmalarıyla bilinir. Duydukları şüphelerin temeli yoktur ve sömürülmekten çok korktukları için güvenebilecekleri kişilere dahi güven duyamazlar ve sürekli gücenme eğilimindedirler.

    Bu kişiler kavgacı ve katı olma eğilimi gösterirler. Başka insanlara karşı soğuk ve yakınlıktan kaçınarak kendilerini korumaya alırlar. Bu bozukluk mesleki hayatta da bir takım zorluklar yaratır. Bir görüşme esnasında kişi gergindir ve rahatlamakta genelde zorluk yaşar. Hiyerarşi ve güce karşı tetikte oldukları için üstleriyle ve iş arkadaşlarıyla baş etmekte zorluk yaşamaları olağandır.

    Şizoid Kişilik Bozukluğu

    Şizoid Kişilik Bozukluğu tanısı almış kişiler yaptıkları aktivitelerde yalnızlığı tercih ederler. Kısıtlı duygusal çeşitlilikleri vardır. Sosyal olmamakla beraber soğuk ve izole gözükürler. Bu kişiler aile ilişkileri dahil yakın ilişkilerden zevk almaz ve istemezler. Duygusal olarak kopuk olan bu kişiler kendisine yöneltilen eleştirilere ve takdirlere karşı da ilgisizdir.

    Bu kişiler vaktinin çoğunu hayal kurarak geçirebilirler. Hayvanlara karşı bağlılık geliştirirler. Başkalarının çalışırken zorlanacağı yalnız çalışılan işlerde başarılı olabilirler.

    Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, aileden yeterli ilgi ve sevgiyi alamayan, aile içinde sevgisiz, soğuk ve mesafeli davranışlara maruz kalan çocuklarda ve yalnız bir çocukluk geçiren kişilerde görülür.

    Şizoid Kişilik Bozukluğu tedavisinde psikoterapinin önemi fazladır. Terapist ve tanı alan kişinin arasındaki terapotük ilişkinin güçlü olması kişinin korkularını ve isteklerini açmasını kolaylaştırır. Daha hızlı sonuca götürebilir. Kişinin tanıyı aldıktan sonra günlük hayatına etkisinin şiddetine  göre psikoterapiye ek olarak ilaç tedavisi de uygulanmaktadır.

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    Antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alana kişiler de

    -Mülke zarar verme,

    -Ciddi kural ihlali,

    -Başkalarının haklarını ihlal etme,

    İinsanlara ve hayvanlara karşı saldırganlık davranışları görülmektedir. Bu kişiler genelde aktivitelerini planlayamaz ve dürtülerini yönlendiremez.

    Bu bozukluk genel olarak çocukluk ve ergenlik döneminde başlar ve yetişkinlikte de devam eder.

    Bu kişiler pek çok durumda yalan söyler vs tutuklanmaya neden olacak davranışlarda bulunur. Kavga etme ve başkalarına saldırma eğilimindedirler. Yaptıkları bu davranışlar için pişman olup üzgün hissetmezler.  Düzenli bir işe girip çalışamazlar ve borçlarını ödemeyi reddederler.

    Antisosyal kişilik bozukluğu erkelerde kadınlardan daha yaygındır. Erkeklerin yüzde 3’ünün ve kadınların 1’inde olduğu belirtilmektedir.

    Bu bozukluğun nedeni olarak genetik ve çevresel faktörler kadar çocuk yaşta görülen istismar, alkolik ve yine bu antisosyal kişilik bozukluğu tanısı almış anne babayla büyümek sebep olabilir. Kesin nedeni bilinmemektedir.

    Antissyal kişilik bozukluğu tanısı 18 yaşından küçük bireylere konulamaz.  Bu bozukluğun tedavisi zordur ve ilaç – psikoretapi  kombinasyonuyla tedavi yürütülmelidir.

    Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu

    Bordeline kişilik bozukluğunun tespiti zordur. Bununla beraber farklı psikolojik hastalıkların belirtilerine de oldukça benzediği için kişilerin de bu belirtileri ayırt etmesi daha da zorlaşarak süreci yıpratıcı hale getirir.

    Borderline kişilik bozukluğu tanısı alan bireyler sürekli bir duygu ve davranış krizinde yaşarlar. Ruh hali değişiklikleri genelde bipolar bozuklukla ilişkilendirilir ancak farklı olarak bu bozuklukta iniş çıkışlar haftalarca hatta aylarca sürebilir. Pek çoğu sıkılmış ve boşlukta hisseder. Diğer kişilerle ilişkilerinde aşırı bağlanma söz konusudur. Bağladıkları kişiler tarafından önemsenmediklerini düşündüklerinde veya kötü davranıldığında yoğun bir şekilde öfkelenir ve saldırgan olabilirler. Dürtüsel bir şekilde kendilerini zarar verebilir, tıkanırcasına yemek yeme ve dikkatsizce araba kullanma gibi potansiyel olarak zarar verici başka davranışlarda bulunabilirler.  Bu bozukluğa eşlik eden depresyon, kişinin acı çekmesine ve intihar girişimlerine neden olabilir.

    Sınırda (borderline) kişilik bozukluğunun sebepleri arasında bireysel yatkınlık, çevresel faktörler, çocuklukta yaşanan istismar veya ihmal ve ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki olgunlaşma süreci rol oynadığını yapılan araştırmalara göre söyleyebiliriz.

    Bu tanıyı almış bireylere ve ailelerine yardım etmek için birçok etkili yol vardır. İlaç tedavisi; depresyon, ansiyete ve huzursuzluk gibi belirtileri azaltmak için etkilidir. İlaç tedavisiyle birlikte alınan psikoterapi bireyde sürekli olan bir kişilik değişimini amaçlar. Kişilik bozuklukları için psikoterapi birkaç yıl sürebilir. Bilişsel- Davranışsal terapi ve Diyalektik Davranış terapisi yanlış olan düşünce kalıplarını ve davranışları değiştirmek için kullanılan  yöntemlerdir.

  • Tip 2 diyabet hastalarında anksiyete ve depresyon riski ve ilişkili faktörler

    Amaç: Çalışmamızda dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olan, ve prevalansı giderek artan tip 2 diyabetli hastaların anksiyete ve depresyon risklerini belirlemeyi ve bu risklerle ilişkili durumları tespit etmeyi amaçladık.

    Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu analitik araştırma İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran, tip 2 diyabet tanılı 636 hastada gerçekleştirildi. Sosyodemografik veriler için araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu kullanıldı. Hastaların anksiyete ve depresyon risklerini belirlemek için Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) kullanıldı.

    Bulgular: Çalışmaya katılanların %59,9’u (n=381) kadın, %40,1’i (n=255) erkek, tüm grubun yaş ortalaması 59,98±11,66 yıl idi. Katılanların %48,4’ünde (n=308) anksiyete riski, %67,3’ünde (n=428) ise depresyon riski bulunmakta idi. 60 yaş ve üstünde olanlarda, kadınlarda, ilkokul ve altı eğitimlilerde, ev hanımı veya emekli olanlarda, komorbid hastalığı bulunanlarda ve insülin tedavisi alanlarda anksiyete ve depresyon riski istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti. Evli olanlarda ve sigara içenlerde ise anlamlı derecede daha düşüktü.

    Sonuç: Çalışmamızda anksiyete ve depresyon riski Tip 2 diyabet hastalarında yüksek bulundu. Bu risk yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, meslek, komorbidite ve diyabet tedavisi ile ilişkili bulundu. Anksiyete ve depresyon açısından yüksek riskli bulunan hastalar psikiyatri bölümü ile birlikte ele alınarak tedavi edilmelidir..

  • Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi Nedir?

    En sade haliyle psikoterapi,  psikolojinin ilkelerine dayalı olarak psikolojik bir şikayeti olan danışan ve psikoterapist arasında gerçekleşen; kişinin kendisini ve çevresini anlamasını, kendinden memnun olabilmesini ve psikolojik bozukluğunu ortadan kaldırmasını amaçlayan değişim sürecidir.

    NE GİBİ SORUNLAR İÇİN PSİKOLAĞA GİDİLİR?

    İnsanlar gün içerisinde olumsuz duygularla baş etmeye çalışır. Bunlar stres, üzüntü, acı, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk olur. Bu duygularla nasıl baş ettiğimiz çok önemlidir. Aşırı uyku, uykusuzluk, çok yeme ya da iştahsızlık, gereksiz alışveriş yapmak olumsuz baş etme yöntemleridir. O an işe yaradığını düşünsek de zamanla daha fazla probleme neden olur. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve düzenli uyku sağlıklı baş etme yollarıdır. Ancak bazen acı, hüzün, öfke gibi olumsuz duygular kontrol edilemeyecek noktaya gelir işte bu zamanlarda profesyonel olarak yardım alınmalıdır.

    PSİKOLOG GÖRÜŞMELERİ NE GİBİ KONULARI KAPSAR?

    Bu görüşmeler birçok konuyu kapsar ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Genel anlamda;

    – Kaygılıysanız ve kendinizi sürekli tedirgin ve sinirli hissediyorsanız,

    -Öfkenizi kontrol edemiyorsanız ve problemlerinizi çözmekte zorlanıyorsanız,

    -Mantıksız düşüncelerinizin gerçek olmadığını bile bile bunları engellemek için kaygı hissederek bazı davranışlar ve zihinsel çabalar gösteriyorsanız,

    – Arkadaşlık, romantik ilişkilerinizin daha iyi olmasını istiyor fakat sosyal ortamlarda bulunmaktan çekiniyorsanız,

    -Zevk alarak yaptığınız aktivitelerinizden artık onları yapmak için motivasyonunuzu, heyecanınızı, ilginizi ve isteğinizi kaybettiğinizi düşünüyorsanız,

    -Vajinusmus, erken boşalma, cinsel isteksizlik, cinsel kimlik ile ilgili problemler yaşıyorsanız,

    -Geçmişte yaşadığınız ve kimseye anlatmadığınız şiddet, ihmal, cinsel istismar hikayeniz varsa,

    – Aile içinde iletişim yoksa, boşanma, aldatma, ayrılma gibi konular varsa, daha kızgın üzgün hissediyorsanız ve problemlerle baş edemiyorsanız,

    -İnsanlarla ilişkilerinizde sık sık çatışma çıkıyor ve aranız bozuluyorsa, bunun nedenini de merak edip anlam veremiyorsanız,

    -Dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız,

    -Sürekli kendinizi hüzünlü, mutsuz, çaresiz ve umutsuz hissediyorsanız ve hayatı anlamsız bulup intihar etmeyi düşünüyorsanız,

    -Panik atak geçiriyorsanız ve öleceğinizden korkarak acile gidiyorsanız,

    -Medikal olarak açıklanamayan baş ağrısı, mide bulantısı ve fiziksel şikayetleriniz varsa ve bunların strese maruz kaldığınızda psikolojik olduğunu düşünüyorsanız tüm bu sorunlarla baş etmek için psikoterapiye gitmek doğru karar olacaktır.

    PSİKOTERAPİ SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELMEYE NASIL YARDIMCI OLUR?

    Psikoterapi bireylere birçok sorunun üstesinden gelmeye yardımcı olurken kendilerine keşfetmelerine ve bu içsel değişimleriyle birlikte duygu durumlarını kavramayı da öğretir.

  • Senkron mide ve kolon kanserli hasta / patient with synchronous gastric and colon cancer

    Mide kanseri agresif seyirli bir kanserdir. Tipik bulgusunun olmaması ve muayenede saptanmasının zorluğu nedeni ile tanısını zorlaştırmaktadır. Erken evre mide kanserinde, tümör invazyonunun mukoza-submukozada sınırlı olduğu dönemde klinik bulgu vermemektedir. Klinik belirtiler tümör lokalizasyonuna göre değişiklik göstermektedir. Endoskopi ve teknolojideki gelişmeler sayesinde mide kanseri erken evrede tanı almakta ve sağkalım artmaktadır.

  • Çift ve Aile Terapisi

    Çift ve Aile Terapisi

    Genel anlamda aile, toplumun en küçük yapı taşıdır. Aileyi geniş aile ve çekirdek aile olarak iki gruba ayırabiliriz. Çekirdek aile, geniş aileden daha sınırlı olup ortak tarafları aynı evi paylaşmaları ve kan bağlılığı, evlilik vs diğer yollardan aralarında akrabalık ilişkisi bulunan bireylerden oluşmasıdır. Ailede bireyler cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılarlar. Aile topluma uyum ve katılımların sağlandığı ve düzenlendiği temel bir birimdir.

    AİLE DANIŞMANLIĞI NEDİR?

    Hayatın ilk yıllarında fizyolojik ihtiyaçlar baskın gelirken ileriki yıllarda psikolojik ihtiyaçlar baskın hale gelir. Yaş ilerledikçe psikolojik ihtiyaçlarda güçlenir ve kişilik yapısı ve davranışlarda etkili olurlar.Bu psikolojik ihtiyaçlarımızı doyuma ulaştırdığımız en doğal ortam ise ailemizdir.Kişinin yaşamında doyum sağlaması, yaşadığı topluma uygun birey olarak yetişmesi önce aile çevresinde sağlanır.

    Aile danışmanlığı da aile içerisinde sorunlu ilişkileri, evlilik, boşanma sırasında çocuklarla ilgili tüm sorunların üstesinden rahat bir şekilde gelmelerine yardımcı olur.

    AİLE DANIŞMANLIĞINI GEREKTİREN NEDENLER NELERDİR?

    Günümüzde geleneksel aile yapıları teknolojinin gelişmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Değişik aile yapılarının meydana gelmesi aile danışmanlığının gelişmesine neden olmuştur. Yine günümüzde ekonomik sıkıntılar ve stresörlerin artması sebebiyle artık iki eşin birden çalışması, ev işlerinin paylaşımında, çocukların bakımı, evin geçimiyle ilgili problemlere neden olur. Aile danışmanlığında aile üyeleriyle bu problemler ele alınarak onların ihtiyaçlarını ve ilgilerini belirleyen ve bunlara cevap veren yeni kurallar tartışılabilir. Her iki eşin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak anlaşma, uzlaşma ve değişimin devamlılığı sağlanır.

    Yine eşler anlaşmazlıklara düşebilir ve bunları çözmek için gerekli iletişime sahip olamayabilirler. Bu durumda her ikisi de hem bireysel hem de birlikte danışmaya gelmelidirler.

    Tek ebeveynli aileler (anne veya baba), aileyi tek başına geçindirmek için birçok problemle karşı karşıya kalabilir. Tek başına problemlerle baş etmeye çalışmak stres yaratabilir ve kontrolünü kaybettiğini hissedebilir. Yapılacak olan aile danışması ile bu gerilim ve stres azaltılabilir.

    Ailenin bir üyesi ilaç veya alkol bağımlısı ise diğer aile üyeleri bundan etkilenir. Alkol ve/veya ilaç bağımlılığı sorunları ile ilgili olarak bağımlı eş ve diğer aile üyeleriyle aile danışma son derece önemli bir ihtiyaçtır. Aile danışmasında bu kalıpları nasıl devam ettirdiklerine ve birbirlerini nasıl etkilediklerini bulma konusunda çaba harcanır.

    Çocuğun okulla ilgili problemleri varsa ve bu problem aileden kaynaklanıyorsa, soruna ilişkin değerlendirme yapabilmek için aile üyeleriyle, gerekirse öğretmenleri de danışma sürecine dahil edilir. Okul ile ailenin eşgüdümünün sağlanması faydalı olacaktır.

    Bazen de anne baba arasında çocuğa nasıl davranılacağı ve nasıl disipline edileceği konusunda anlaşmazlıklar yaşanır. Bu anlaşmazlık çözülmezse evdeki gerilimin artmasına neden olabilir. Aile danışmanlığı, aile üyelerinin sorunu devam ettiren rollerinin doğru şekilde teşhis etmesinde en etkili yoldur ve ailenin bozuk iletişim örüntülerini değiştirmede yardımcı olur.

    Eğer ailede ergenlik çağında çocuk varsa bu dönemde de istekler ve beklentiler farklı olabilir. Ergenlik çağındaki çocuk beklentileri yerine getiremediği zaman depresyon geliştirmeye başlar. Şiddetli depresyon intihar düşüncelerini de beraberinde getirir. Aile danışmanlığı bu konuda tüm aile üyelerinin depresyon hakkında duyarlı hale getirir.

    Aileler bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durabilen çocuklar yetiştirmek isterler. Öte yandan da onların bunu başarabilecekleri konusunda endişe duyarlar. Eğer evde evden ayrılan yetişkin çocuk varsa tüm aile kriz yaşayabilir aile danışmanlığı bu konuda evden ayrılan çocuğa yardım eder ve anne ve babalarının da ayrılışı desteklemede etkili şekilde davranmalarını sağlamaya çalışır.

    Eğer evde bakıma muhtaç anne-baba varsa, pek çok çift onlara bakmaktan kendini sorumlu hissetmektedir ve bazen bu his stres yaratabilir. Özellikle yaşlı anne babanın beklentileri ile çiftin başka sorunları örneğin yetişkin çocukların evden ayrılma süreciyle çakıştığında stres artabilir. Bu durumda yaşlı anne ve babalarına bakmakla sorumluluk hisseden karı-koca anne-babalarına yapılacak olan danışma ile gerilim azaltılabilir. Yaşlı anne baba bu konuda bilinçlendirilebilir.

    AİLE TERAPİSİNİN AMAÇLARI VE HEDEFLERİ NELERDİR?

    Aile terapisinin ilk amacı, aile üyeleri arasında pozitif iletişimi arttırmak, iletişimi olumsuz etkileyen çevresel koşulları değiştirmektir. Aile üyelerini geliştirdikleri olumlu davranışları ve olumlu iletişimi sürdürmeleri konusunda eğitmektir.

    AİLE TERAPİSİ NASIL UYGULANIR?

    Aile terapisinin uygulandığı birçok yöntem ve yaklaşım vardır. Sistematik yaklaşıma göre ailenin yalnızca bir üyesinde görülen bir problemi ailedeki diğer üyeler devam ettirebilirler. Bu nedenle, sistemciler aile sisteminin diğer üyelerinin davranışlarının problemi etkilediğin belirtir. Aile içinde bireylerin birbirini etkilediğini fark eden araştırmacılar, mesleki danışmanlık hizmetlerinde aile sistemi üzerinde durmanın çocukların farkındalıklarını arttırdığını madde bağımlılığı ve mücadele programlarında aile üyelerini de dahil etmenin etkili olduğunu, öğrencilerde duygusal ve davranış problemlerini gidermede aile sitemini dikkate alan programların daha iyi netice verdiğini belirtmektedirler. Bu yaklaşımla, aile üyeleri birbirlerine karşı olumlu ve olumsuz duygularını açıkça ifade etme özgürlüğüne kavuşmaları hedeflenir. Aile üyelerinin bireysel farklılıkları hoşgörüyle karşılanarak bütün aile üyeleri kendi potansiyellerini geliştirebilmeleri için cesaretlendirilir ve onlara destek olunur. Aile üyeleri, ilgi ve sevgiyle etkileşimde bulunurlar. Bu durum, aile üyelerinin değerli oldukları duygusunu ve aileye ait olma duygusunu destekler. Aile üyeleri arasında sağlıklı iletişim kalıpları kurulur ve aile üyeleri düzenli olarak birbirlerini takdir ederler.

    AİLE TERAPİSİ KAÇ SEANS SÜRER?

    Aile terapisinde seans süresi ve aralığı ailenin getirdiği soruna ve kullanılacak olan terapi yöntemine göre değişiklik gösterilebilir. Genel olarak tüm aile üyeleriyle 6-10 hafta buluşulur ve sonlara doğru seansların arası uzatılabilir. (Ör: Ayda 1-2 seans). Terapi bittikten sonra takip etmek için bir seans yapılır.

  • Schwannoma as a rare cause of syncope: a case report nadir bir senkop nedeni olarak schwannoma: olgu sunumu

    Syncope is a loss of consciousness due to transient global cerebral hypoperfusion and characterized by rapid onset, short term and spontaneous complete recovery. The cases with syncope need to be carefully and thoroughly evaluated. Our patient who is 56 year old male was admitted with complaints of syncope and hand numbness. We presented mediastinal schwannoma as a rare cause of syncope in our case.

    Senkop hızlı başlangıç, kısa süre ve spontan tam iyileşme ile karakterize, geçici global serebral hipoperfüzyona bağlı bilinç kaybıdır. Senkoplu olguların dikkatli ve detaylı değerlendirilmesi gerekir. 56 yaşında erkek hastamız senkop ve kolda uyuşma şikayetleri ile başvurdu. Biz de bu vakamızda senkopun nadir bir nedeni olarak mediastinal Schwannomayı sunduk.

  • Somataform Bozukluğu Nedir?

    Somataform Bozukluğu Nedir?

    Dsm 5’de Bedensel Belirti ( Somatik Semptom) Bozuklukları ve İlişkili Bozukluklar ismiyle geçer.

    Somataform bozukluğun çeşitli olası semptomları vardır ve farklı kategorilerden oluşur. Kişide farklı pek çok alanda ağrı gözükebilir: baş, sırt, göğüs, karın, eklem, kol ve bacak veya genital organda veya cinsel ilişki gibi ilişkili beden işlevlerinde. Ağrı haricinde; şişkinlik, kabızlık, ishal, bulantı, kusma nöbetleri (hamilelik boyunca olanlar hariç) veya pek çok yemeğe karşı tahammülsüzlük. Cinsel veya üreme sistemlerinde: ereksiyon veya boşalma problemleri, adet düzensizlikleri, aşırı adet kanamaları. Psödonorolojik olarak: körlük, sağırlık, çift görme, boğazda yumru veya yutkunmada zorluk, konuşamama, zayıf denge veya koordinasyon, zayıf ya da felçli kaslar, idrar tutma, halüsinasyonlar (varsanılar), dokunmaya veya ağrıya karşı duyarsızlık, nöbet, bilinç kaybı. Kişi stres verici yaşam olayları karşısında anksiyete veya depresyon yaşamamak için bu tarz fiziksel semptomlar geliştirebilmektedir. Somataform bozukluk olabilmesi için hiçbir tıbbi durumla açıklanamamalıdır. Somataform bozukluğun birçok sebebi olabilir. Genetik ve biyolojik faktörler, psikolojik ve çevresel etkenler, kişilik özellikleri ve psikolojik birçok faktörün etkileşimleri sonucunda bu belirtiler ortaya çıkabilmektedir.

    SOMATAFORM BOZUKLUK BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Somataform bozukluğu yaşayan bireyler genelde fiziksel hastalık şikayetleri ile hastaneye giderler. Birçok pahalı test ve zaman alan etkisiz tedaviler sonucu bireyin var olmayan bir hastalığı varmış korkusuna kapılırlar. Bu kişiler gerçekten bir şeylerin yanlış gittiğine kendilerine güçlü bir şekilde inandırır.  Bu inanış kişilerde işlev bozukluğuna yol açarak kaygı uyandırır. Bu aşamada sağlık çalışanları bu kişileri ruh sağlığı değerlendirmesi için yönlendirmeleri gerekir.

    SOMATAFORM BOZUKLUĞU NE SIKLIKLA GÖRÜLÜR?

    Bedensel belirti bozukluğu erken yaşlardan itibaren 10’lu veya 20’li yaşların başında görülmeye başlar ve kişinin tüm hayatı boyunca sürebilir. Oranı tam olarak bilinmemekle beraber erkekler kadınlara göre bedensel belirti bozukluğundan daha az etkilenmektedir. Yaklaşık olarak her 100 kişiden 12’si hayatında en az bir kez bedensel belirti bozukluğu yaşamıştır.  Bu bozukluk hem genetik hem de çevresel olup aileden aileye geçme eğilimi oldukça güçlüdür. Bedensel belirti bozukluğun eğitim ve sosyoekonomik düşük kişilerde daha sık rastlandığı belirtilmiştir.

    SOMATAFORM BOZUKLUK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Somatik semptom ve ilişkili bozukluklar tedavi edilebilir bir sorundur ancak ağrılar adına ilaç kullanımlı tedavilerle ilgili çalışmalar olmasına rağmen uygulanabilir tedavi önerileri yapma konusunda yeterli bilimsel veriler yoktur.  Yapılacak tedavi, onların semptomlarından dolayı yaşadıkları kaygı ve ağrıları azaltmaya yardımcı olur. Psikoterapi somataform bozukluk tedavisi için önemlidir. Kişiye uygun olan terapi yaklaşımları uygulanabilmektedir.

  • A rare cause of gastric outlet obstruction: gastric poly

    Gastric outlet obstruction is a clinical syndrome characterized by epigastric abdominal pain due to mechanical occlusion and postprandial vomiting. An 82-year-old male patient applied to the emergency service with nausea, vomiting and abdominal pain. The patient with amylase elevation was admitted with pre-diagnosis of acute pancreatitis. However, pancreas parenchyma was normal in abdominal CT. A giant gastric polyp causing gastric outlet obstruction was detected in endoscopy which was decided after duodenal wall thickening. Tubular adenoma with high grade dysplasia was detected in biopsy. Here, we aim to present a case of gastric polyp that can rarely cause gastric outlet obstruction

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

    Her üç kişiden biri, hayatlarının belli bir döneminde ciddi travmatik olaylar yaşarlar. Doğal afetler, ölümcül hastalıklar, savaştan kurtulma, tecavüz, kaçırılma, rehin alma, uçak kazaları, uygun olmayan cinsel yaşantılar, yakınlarının kaybı gibi hayatımızı derinden etkileyecek olaylar başımıza geldiğinde insanın kendisine ve dünyaya olan inançlarının sarsılmasına yol açar. Bu olaylar kişide stres tepkileri oluşturur. Bu tepkiler anormal durumda verilebilecek normal tepkilerdir. Travmatik olaydan sonra da verilmesi beklenir. Ancak bu tepkiler etkisini daha da arttırarak devam ediyor ve kişinin sosyal ve günlük hayatında da işlevselliğini bozuyorsa hala bu travmatik olayları yaşıyor gibi hissedip, hatıraları anımsıyorsa, uyumakta zorluk çekiyor ve günlük aktivitelerini yerine getirmekte zorluk çekiyorsa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olabilir.

    TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NELERDİR?
    Yaşanan travmanın üzerinden belli bir süre geçtikten sonra kişi eğer travmatik olayı tekrar tekrar yaşıyorsa, aşırı titreme gibi aşırı fizyolojik uyarılmalar görülüyorsa, suçluluk veya olanlardan kendini sorumlu tutuyorsa, olumsuz inanç ve duygulara sahipse ve bu semptomlar dört haftadan uzun sürüyorsa Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileridir.

    Travmatik olayların yanı sıra kişinin içsel karakter yapısı ve kalıtsallık gibi faktörler Travma sonrası stres bozukluğunun ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Düşük zeka ve düşük eğitim durumunda TSSB ile bağlantılıdır.

    Son olarak bir travma ne kadar korkutucu olursa ve ne kadar uzun sürerse, TSSB görülme olasılığı o kadar artar. Travma sonrası stres bozukluğu görülen bireylerin neredeyse yarısı birkaç ay içinde toplanırken diğerleri yılarca bu durumun zorluğunu yaşayabilir.

    TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    Travma sonrası stres bozukluğu ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte uygulanabilir. Tedavide kişinin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tedavinin gidişatı hakkında bilgilendirmek önemlidir. Psikoterapötik tedaviler arasında EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) yaklaşımı ve Bilişsel Davranışçı terapiler de uygulanabilir.