Blog

  • Deri yapısı ve deri hastalıkları

    Cildimiz bedenimizin tümünü kaplayan 1.2 m2 genişliğinde, 11 kg ağırlığında vücudumuzun en büyük organıdır. Derimiz bizi basınç, sıcak, soğuk, kimyasallar, güneşin yaydığı ultraviyole radyasyon ve bakteri gibi çeşitli çevresel faktörlerden korur, vücudumuzun ısı dengesini sağlar. Ayrıca beş duyumuzdan biri olan dokunma duyusu derimiz vasıtasıyla algılanır. Bütün bu fiziksel fonksiyonların yanı sıra, derinin insan psikolojisinde önemli bir yeri vardır. Güzel ve sağlıklı bir deri kişinin psikolojisini ve sosyal hayatını pozitif yönde etkiler. Bu nedenle cilt hastalıklarının tanısı ve tedavisi hem fiziksel, hem de psikolojik açıdan önem taşımaktadır.

    Aslında hastalıklar içinde en sık rastlanılanlar cilt hastalıklarıdır. Toplumda hemen hemen herkeste bir veya daha fazla cilt hastalığı bulunur. Bir çok cilt hastalığı erken tedavi edilmezse kalıcı izler bırakabilir (özellikle sivilceler) veya basit bir kaşıntı önemli bir iç hastalığının belirtisi olabilir. Hatta cilt kanserlerinde olduğu gibi erken tanı konulmazsa ölüme bile neden olabilirler. Cildimiz aslında hem genel vücut sağlığımızın hem de ruhumuzun bir aynasıdır.

  • Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda ortaya çıkan yemeyi reddetme, iştahsızlık ve seçici davranma gibi yeme problemleri büyük ölçüde psikolojik etmenlere dayanıyor. Bunun nedeni ise; çocuğun ailesiyle olan iletişimi ve duygu durumunu gösterme şekli yeme yoluyladır. Yapılan araştırmalara göre ilgi ihtiyacı olan çocuklarda yeme ve beslenme bozuklukları daha fazla görülmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuğun bağımsızlığını elde etmek için kullandığı en büyük kozlarından biridir.

    Peki yeme problemiyle karşılaşıldığında neler yapılmalı?

    1. Öncelikli olarak beslenme davranışını değiştirmek zorlu olabilir. Fakat imkansız bir durum değildir. Bunun için çocuğunuzun 3 günlük ayrıntılı beslenme günlüğünü tutarak işe başlayabilirsiniz. Örneğin; çocuğunuzun ne kadar sıvı tükettiğini kaydedebilir, yemekten önce veya sırasında sıvı tüketmeyi önleyebilirsiniz. Ayrıca beslenmede biberon kullanımı yerine bardak alışkanlığı kazandırılmalıdır. 

    2. 0-6 yaş grubundaki çocuklara yaşlarına uygun porsiyonlar hazırlanmalıdır. Uygun porsiyon, bir yetişkinin porsiyonunun dörtte biri kadardır. Çocuğun tabağına yemeyi fazla koymak  çocuğu sıkabilir, daha az yemesine neden olabilir.

    3. Çocuğunuz susadığında meyve suyu yerine su verin. Meyve suyu hem diş sağlığına hem de ileri yıllarda çeşitli hastalıklara neden olabilir.

    4. Çocuğunuzla yeme konusunda pazarlık, ödüllendirme yapmaktan kaçının. Yemek istemediğinde masadan kalkmasına izin verin, aç kaldığını düşünerek sevdiği başka bir yiyecek vermeyin. 

    5. Çocuğunuzun sizin çizdiğiniz sınırlar içerisinde seçimler yapmasına izin verin:

    • Markete birlikte gidin, meyve ve sebzeleri birlikte seçin.

    • Yemekleri birlikte hazırlamak, çocuğu heyecanlandırıp yemeye teşvik eder.

    • Masada kullanacağı tabağı, bardağı çocuğun seçmesine izin verin.

    • Yeni bir yiyecekle karşılaştığında reddederse sabırla sunmaya devam edin. 

    6. Seçtiğiniz yemek tercihlerinde çocuğunuz yemiyor veya beğenmiyor diye kesinlikle vazgeçmeyin. İleriki dönemde sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanabilmesi için kararlı olmanız büyük önem taşımaktadır.

  • Akne izleri ve yüzdeki kahverengi lekelerin tedavisi

    Akne izleri ve yüzdeki kahverengi lekelerin tedavisi

    Akne vulgaris özellikle yüz ve sırt bölgesinde görülen cilt rahatsızlığıdır. Tedavisinde topikal ilaçlar veya sistemik ilaçlar kullanılır. Fakat bazı durumlarda hastalarımızın yüzlerinde rahatsızlık verecek ölçüde skarlar bırakabiliyor. Hafif akne izleri dermatogların kendi hazırlattıkları formül reçeteleri ile yok olabilir. Daha derin izlerde ise haftada 2 seans yarım saatlik süre ile sonuç alabiliyoruz. İlk 3 seansta kırmızılıklar yok oluyor daha sonra fibroblastlardan kollojen sentezi ile çukur izlerde yüzde b70 oranında düzelme oluyor. Ortalama 8 seansta tedavi tamamlanıyor.

    Kahverengi lekelere muayeneden sonra tedaviye karar verilir. Lekenin derinliğine göre seçenekler var. Hafif epidermal lekeler için hastanın evde uygulayabileceği formül reçetesi veriyorum ve 1 ay veya 2 ay sonunda tam yanıt alıyorum. Derin lekelerde ise iclear xl cihazı ile birlikte krem uygulama yapıyorum. Haftada 1 seans olmak üzere toplam 6 seansta sonuç alıyoruz.

  • Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor?

    İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

    Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

  • Anti-interleukin-1 treatment in 26 patients with refractory familial mediterranean fever

    Objective: To investigate the effect of anti-interleukin-1 (anti-IL-1) treatment on the frequency and severity of attacks and other disease-related clinical parameters and to evaluate the adverse effects associated with anti-IL-1 treatment in 26 patients with refractory familial mediterranean fever (FMF). Methods: The study included 26 FMF patients followed up in our centre using colchicine for 4 months to 30 years. The treatment was switched to anti-IL-1 treatment for various reasons; 20 cases were resistant to colchicine, 8 were intolerant to colchicine, and 3 had prolonged arthritis under colchicine. Clinical response was monitored through the number of attacks, and laboratory inflammation was monitored through erythrocyte sedimentation rate, C-reactive protein, and serum amyloid A concentrations. Colchicine resistance was defined as at least two attacks/month together with C-reactive protein and serum amyloid A levels above the normal range between attacks. The colchicine dose was increased to 2 mg/day before they were considered colchicine-resistant. Results: 24 patients used anakinra (100 mg/day), and 2 used canakinumab (150 mg/month), for –36 months. Sixteen patients with colchicine resistance had no attacks under anti-IL-1 treatment, and 4 had decreased frequency and duration of attacks. Seven of 8 patients intolerant to colchicine used anakinra, and 6 were attack-free under treatment, while 1 using canakinumab had attacks under treatment. One patient with prolonged arthritis used canakinumab but arthritis showed progression and the treatment was changed to IL-6 inhibitor. Three patients had injection site erythema and one had fatigue with anti-IL-1 treatment. Topical steroids with systemic antihistaminics were sufficient for symptom control in two cases, but canakinumab treatment was given due to severe injection site erythema in one case. Conclusion: Anti-IL-1 agents are rational treatment modalities in patients resistant or intolerant to colchicine. Anti-IL-1 agents can control FMF attacks quite effectively and they have a promising role in the treatment of FMF.

  • Kış Depresyonuna Dikkat

    Kış Depresyonuna Dikkat

    ‘Kış depresyonu’ olarak adlandırılan ve erkeklere oranla daha çok kadınları etkisi altına alan bu hastalıktan korunmak mümkün mü? Havaların soğuması, gün ışığından daha az yararlanmamız ve daha az sosyalleşmemiz bir çok sebep var kışın depresyona girmek için. Belki de en kötüsü kadınların bu depresyona daha sık yakalanması. Peki kış depresyonundan nasıl korunuruz, kış depresyonunu yenmek için ne yapmalı, kış depresyonu nasıl geçer? İşte birçoğumuzu ilgilendiren bu hastalıktan korunmak için 4 altın öneri… Kışın pek çok kişiyi etkileyen mevsimsel duygu durum bozukluğuyla ilgili dikkat edilmesi gerekenler var. Mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak bilinen ‘kış depresyonu’ nun, kişinin motivasyonunu düşürerek, isteksizlik ve yaşamdan zevk almama gibi sorunlara neden olduğunu bilinmektedir. 

    DEPRESYON DAHA ÇOK KADINLARI ETKİLER

    Depresyon, kişinin duygularıyla dışa cevap verebilme sürecinde ortaya çıkan bir bozukluktur. Yaşamdan zevk alamama, içe kapanma ve sosyal ortamlardan uzaklaşarak giderek yalnızlaşma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Depresyona giren kişi, kendisine mutluluk veren aktivitelerden, artık zevk almaz hale gelir. Kadınlar, erkeklere oranla 2 kat daha fazla depresyona girmektedir. Gebelik ve loğusalık dönemleri, hormonal değişiklikler, yaşanan travmalar, duygusal açıdan daha hassas olan kadınlarda depresyon sorununu daha çok ortaya çıkarmaktadır.

    KIŞ RENKLERİ RUH HÂLİNi OLUMSUZLASTIRIR

    Kışın güneşli gün sayısı diğer mevsimlere göre daha azdır. Gün ışığı ise insana mutluluk veren seratonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle güneşli günlerde insanlar daha neşelidir. Kış mevsiminde ise güneşin etkileri azaldığından, hüzün ve çaresizlik duyguları ortaya çıkmaktadır. Özellikle negatif ruh hâli kışın kendini gösterir. Soğuk günlerde tercih edilen koyu renkli kıyafetler bile psikolojik açıdan olumsuz etkiye sahiptir. Kat kat giysiler ve üşüme hissi de başlı başına bir olumsuzluk göstergesidir. Güneşli gün sayısının az olduğu Baltık ülkelerinde yapılan araştırmalarda, toplumda depresyonun daha sık görüldüğü ve intiharların depresyona bağlı olarak geliştiği belirlenmiştir.

     

    KAPALI MEKANLAR SOSYALLEŞMEYİ ENGELLER

    Kışın havanın soğuk olması nedeniyle kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması insanları sosyal ortamlardan da uzaklaştırmaktadır. Bu da kişinin sosyal açıdan yalnızlaşmasına yol açmaktadır. Özellikle alışveriş merkezlerinde çok vakit geçiren kişiler, kalabalıklar içinde yalnızlık hissi yaşamaktadır. Bu ortamlarda viral kaynaklı enfeksiyona yakalanma riski de yüksektir ve enfeksiyonun yol açtığı hastalıkların uzun süre devam etmesi kişinin psikolojisini olumsuz etkiler.

    KIŞIN DEPRESYONU YENMEK İÇİN BU UYARILARI DİKKATE ALIN!

    Kış depresyonu ile başa çıkmanın çeşitli yolları vardır: 

    – Günlük 3 öğün hâlinde beslenin. Öğün saatlerini atlamayın. 

    – Zamanınızı etkin ve planlı kullanın. Eğlenmeye ve sosyal aktivitelere kesinlikle zaman ayırın. Sosyal medya alışkanlığınız varsa kısıtlamaya gidin. 

    – Uyku düzeni için planlama yapın. Alıştığınız düzenin dışına çıkmayin yani fazladan kesinlikle uyumayın. Uyku düzenini bozacak faaliyetlerden uzak durun. Gün içinde kendinizi yorgun hissettiğiniz anlarda 10-15 dakika gözlerinizi kapatıp kendinizi dinleyin. 

    – Gün ışığından mümkün olduğunca uzun süreli yararlanmaya çalışın. Kışın güneşli günlerde kapalı mekanlarda fazla vakit geçirmemeye çalışın.

  • Association between single nucleotide polymorphisms in prospective genes and susceptibility to ankylosing spondylitis and inflammatory bowel disease in a single centre in turkey

    Background/Aims: To establish the prevalence of the single nucleotide polymorphisms (SNPs) of endoplasmic reticulum aminopeptidase 1 (ERAP1), IL-23 receptor (IL-23R), signal transducer and activator of transcription 3 (STAT-3) and Janus kinase 2 (JAK-2) in ankylosing spondylitis (AS) and inflammatory bowel disease (IBD) in a Turkish population. Materials and Methods: A total of 562 subjects who presented at the Ankara University internal medicine departments of rheumatology and gastroenterology outpatient clinics were recruited in this study, including 365 patients with AS, 197 patients with IBD and 230 healthy controls. ERAP1, IL-23R, STAT-3 and JAK-2) were genotyped in competitive allele-specific polymerase chain reactions. Results: The ERAP1 (rs26653) polymorphism was found to increase the disease risk in patients with AS and IBD compared with the control group (p=0.02 and p=0.01, respectively). In addition, this polymorphism revealed a significant relationship with the Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Index (BASDAI) and the Bath AS Functional Index (BASFI) in patients with AS (r=0.829, p<0.001 and r=0.731, p<0.001, respectively). Conclusion: The ERAP1 gene polymorphism might be a risk factor in the pathogenesis of AS and IBD. In contrast, IL-23R gene polymorphisms may serve a protective role in AS and IBD

  • Çift Terapisi Nedir?

    Çift Terapisi Nedir?

    Evli, nişanlı veya sevgili, ilişkide yaşanan sorunları çözmek ve daha mutlu bir ilişkiye ulaşabilmek için çiftlerin birlikte katıldıkları terapi sürecidir. Çiftler bu süreçte daha mutlu olmak için; ilişkilerinde neye ihtiyaç duyduklarını keşfeder, bunları hayata geçirmenin yollarını öğrenirler. Birbirlerinin ilgi alanlarını süreç içerisinde güncelleyerek ilerde de değişebileceğini fark ederler. Unutmayın, mutlu ilişki, sorun yaşamayan, farklılıkların olmadığı, çatışma olmayan bir ilişki demek değildir. Önemli olan sorunlarınızı nasıl ele aldığınız ve çatışmayı nasıl yönettiğiniz.

    Ne amaçlanır?

    Çiftlerin daha mutlu bir ilişki için yeni iletişim dili kazanmaları, kendilerini ifade edebildikleri ve ortak hedefleri de paylaşabildikleri bir ilişkiye ulaşmaları hedeflenir. Çiftlerin daha mutlu bir ilişki yaşamaları, ilişkideki sorunlarını çözmeleri, beklentileri fark etmeleri ve uzlaşmayı kendi aralarında sağlamaları hedeflenir. Çift terapiye düzenli devam eden çiftlerin ilişkilerinde olumlu gelişmeler yaşadıkları bilinmektedir.

    Kimler Başvurur?

    Evli veya sevgili, ilişkisinde sorun yaşayan, sorunları çözmek ve daha mutlu bir ilişki yaşamak isteyen herkes çift terapi için başvurabilir. Önemli olan ilişkinizi kurtarmak istemeniz, terapi ve değişime hazır olmanızdır. Çift terapi, ilişkideki iki tarafın da çaba ve katılımını gerektirir.

    Çift Terapi uygulamasını kimler yapar?

    Çift terapisi, evlilik terapisi ve ilişki terapisi aynı kavramlardır. Yalnızca, bu konuda eğitim almış uzmanlar çift terapi yapabilirler. Çift terapistleri, eğitim aldıkları yaklaşıma göre teknikler uygulayarak sorunlarınızı çözmeniz için size yardımcı olurlar.

    Çift Terapi ile İlgili Yanlış Bilinenler

        Diğer terapilerde olduğu gibi, Çift Terapide de tek görüşme ile sorunların çözülmesi hedeflenemez, ilişkinin de değerlendirilme ve müdahale planı süreci mevcuttur.

    • Terapi bir süreçtir. 

    • Çift terapide “suçlu” ya da “haksız” taraf yargılaması yapılmaz. 

    • Terapist, çiftler arasında hakem değildir.

    • Uygun bir çift olup olmadığınıza, mutlu olup olmayacağınıza ya da ilişkiye devam edip etmeyeceğinize terapist karar veremez.

    • Çift terapisi boşanma kararı alındıktan sonra son çare olarak denenecek yöntem değildir. 

  • İyot eksikliği tiroid hastalıkları

    İyot, tiroid hormonlarının ayrılmaz bir parçasıdır ve dolayısıyla hipotiroidi (yetersiz tiroid bezi çalışması) ve hipertiroidinin (fazla tiroid bezi çalışması ) gelişiminde önemli bir faktördür.Gereğinden çok az iyot alınması durumunda, hipotiroidi, kretinizm ve diğer iyot eksikliği hastalıkları gelişebilir. Diğer yandan, aşırı iyot alımı hipertiroidiye yol açabilir.

    İyot niçin bu kadar önemli? İyot, tiroid hormonu üretiminde, fetüsün(rahimdeki bebek) ve yeni doğan bebeğin gelişiminde temel bir unsurdur ve yaşamın tüm evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Vücutlarımız iyot üretemediğinden, sağlıklı bir beslenmeyle düzenli olarak tedarik edilmelidir.

    İyot, tiroksin(T4) ve triiyodotironini (T3) içeren tiroid hormonlarının üretiminde anahtar bileşendir.

    ​İyot ihtiyacınızı nasıl karşılayabilirsiniz? Deniz ürünleri iyi birer kaynaktır çünkü okyanuslar iyot açısından zengindir. Ancak ülkemiz için pahallı ve kısıtlı bir kaynaktır. Çoğu deniz ürününe göre iyot içeriği daha düşük olmakla birlikte iyot miktarı bakımından yumurta, et ve süt ürünleri de bitkisel gıdaların çoğundan daha zengindir. Ancak ülkemizde hayvanlar iyotlu tuzla beslenmediği için bu kaynaklardan alabileceğiniz iyot kısıtlıdır. Asıl kaynak iyotlu rafine tuzdur.

    Yaygın besinsel iyot kaynakları:

    ​İyotlu rafine sofra tuzu

    Peynir

    Tuzlu su balıkları

    İnek sütü

    Su yosunu (esmer su yosunu, kırmızı deniz otu ve nori dahil)

    Yumurta

    Kabuklu deniz hayvanları

    Dondurulmuş yoğurt

    Soya sütü

    Dondurma

    Soya sosu

    İyot içeren multivitaminler

    Yoğurt

    İyot eksikliğini önlemenin en iyi yolu, WHO tarafından önerilen strateji izlenerek, beslenmenin iyotlu tuzla uzun süre takviye edilmesidir. WHO, kardiyovasküler hastalığı önlemek için günde 5 gram dan daha az tuz alımını (günde yaklaşık 1 çay kaşığı tuza eşdeğer) önermektedir.10 Ancak günlük pratikte ülkemizde ortalama tüketim 10-14 gr dan az değildir. O halde, az ama, mutlak iyotlu rafine tuz tüketilmelidir.

    İyot eksikliği ve sağlık sonuçları Kronik iyot eksikliği sağlığınız açısından zararlı olabilir.İyot eksikliği, ciddi iyot eksikliği Bölgelerinde tiroid bezinin az çalışmasına yol açar bu bölgelerde hipotiroidinin en yaygın nedenidir. Ülkemiz için Hashimoto tiroiditi (kronik tiroidit) hipotiroidinin en sık nedenidir. İyot eksikliğinin gözle görülebilen ve tartışmaya yer bırakmayan etkisi, guatr olarak bilinen tiroid bezinin büyümesidir. Ciddi sağlık sonuçlarını önlemek için iyot eksikliğinin erken belirtilerini fark etmek önemlidir.

    İyot eksikliğinin en ciddi sonuçları, gebe veya emziren kadınlar ve çocuklarda görülür. Yeterli iyot alımı ve dolayısıyla yeterli tiroid hormonu, beynin ve sinir sisteminin normal gelişimi açısından şarttır.

    Gebelik döneminde ciddi iyot eksikliğinin neden olduğu en ciddi hastalık, fiziksel ve zihinsel büyümeyi engelleyen kretinizmdir. Ancak gebelik döneminde annedeki hafif-orta derecede iyot eksikliği bile çocuklarda düşük zekâya yol açabilir.

    Ne kadar iyoda ihtiyacınız var? Bütün yaşamınız boyunca bir çay kaşığı iyoda ihtiyaç duyarsınız ancak vücutta iyot uzun süre depolanamadığı için düzenli olarak küçük miktarlarda alınması gereklidir. Çoğu insan istenmeyen etkiler olmaksızın büyük miktarlarda iyodu tolere edebilir. Günde 1000 mikrogramdan fazla alımda gastrointestinal semptomlar, ağızda metalik tat ve tiroid problemleri oluşabilir.

    Günlük iyot gereksinimi kişinin ömrü boyunca değişir:

    Tablo . İyot Alım Miktarları

    Bebekler 90 μg/gün (0-59 ay)

    Çocuklar: (6-12 yaş): 120 mikrogram/gün

    Çocuklar: (>12 yaş) : 150 mikrogram/gün

    Ergenler ve yetişkinler: 150 mikrogram/gün

    Gebe ve emziren kadınlar: 250 mikrogram/gün

  • Karne Heyecanı

    Karne Heyecanı

    “Değerli olduğunu hissettirin”

    Karne sadece çocuğun aldığı bir başarı belgesi değil, çocuğun tüm sürecinin bir yansımasıdır. Ailenin de bunda katkısı büyüktür. Ancak karneyi ailenin de çocuğun da tek başarı ölçüsü olarak almak yerine, hangi konularda neler yapılması gerektiği yönünde bir rehber olarak kullanmak faydalıdır. Karnedeki durum her ne olursa olsun çocuğunuzun değerli olduğunu hissettirmeniz, yıl boyunca gösterdiği tüm çabayı takdir etmeniz; olumsuz gelen notlar için ise önümüzdeki yıl nelere ihtiyaç olduğunu belirlemeye çalışmanız faydalı olacaktır.

    “Karşılaştırma Yapmayın”

    Çocuğunuzun karnesini olumlu ya da olumsuz yönde arkadaşlarıyla ya da kendi geçmiş başarılarınızla karşılaştırmayın. Unutmayın bazen ne kadar önemsemiyormuş gibi görünse de her çocuk bir şekilde bu yargılama sürecinden olumsuz etkilenmektedir.

    “Tatili iyi değerlendirin”

    Karne hediyesi olarak vereceğiniz sözler için ölçülü olmaya özen gösteriniz. Tutamayacağınız ya da bütçenizi, durumunuzu zorlayacak vaatlerde bulunmayınız. Tatili hem çocuğunuzun belli bir yaşam düzenini koruduğu, hem dinlenebildiği, hem de ailece keyifli vakit geçirme fırsatı da bulabileceği şekilde planlamaya çalışınız.

    Lisan Yerleştirme Sınavı Öncesi 

    Beslenme

    İyi beslenme, sınav günü beslenme ile ilgili uyarıları dikkate almak önemli. Genel alışkanlığınızı son günde çok değiştirmemek de önemli

    Uyku 

    Sınava giriş saatlerinize uygun uyku ritmi oluşturmak, uyku hijyenine dikkat etmek, sınav gecesi uyumadan önce kendinizi rahatlatacak uğraşılarla rahat bir uykuya geçiş yapmak önemli. Sizi daha çok gerdiğini düşündüğünüz ortamlarda ve faaliyetlerden uzak durmaya çalışın. Bugüne kadarki hazırlığınıza güvenin.

    Aile 

    Aile ilgisiz ve duyarsız kalmamakla birlikte, gerçekten rahat olduğunu hissettirebilirse, sınava giren öğrenci de daha rahat olacaktır. Anne ve babalar sınava çocuğun gireceğini unutmamalı, gerginlikten uzak durmaya çalışmalıdır. Destek için arayan yakınlarla çocuklar görüşmek istemiyorsa bu konuda anlayışlı olunmalıdır. 

    Son hazırlıklar

    Gerekli evraklar, sınav yerine ulaşım vb önceden tamamlamış olun. Son dakika stresi yaşamamak için bir gün önceden hazırlıklarınızı tamamlayın. Bir gün öncesinde kendinizi aşırı fiziksel yorgunluğa sokmayacak keyifli faaliyetlere ayırmaya çalışın. Uyku ve beslenme düzeninizi bozmayın. Bugüne kadar elinizden geleni yaptığınızı unutmayın.

    Başarılar ve sevgiler…