Lazer ile cilt yenileme yöntemi kullanılarak derin ve yüzeysel izler hafifletilebilir. Sivilce izlerinin tedavisinde kullanılan lazer yöntemi ikiye ayrılır.
Ablative laserler derinin üst tabakasını soyarak etkili olurlar. Ayrıca derideki kollajenin yapımını uyardıkları düşünülmektedir. Derinin yenilenmesi ile sivilce izleri azaltılmaktadır.Bu amaçla :
CO2 lazer
Erbium (YAG) lazer kullanılır.
Diğer soyma yöntemlerine göre (dermabrazyon, kimyasal peeling – soyma) üstünlüğü, lazer ile soyma derinliğini kontrol edebilmenin mümkün olmasıdır. Diğer soyma tekniklerinde derinin alt tabakalarına kontrollü bir şekilde inmek daha zordur. Bunun dışında dermabrazyon yöntemindeki etkiler, operasyon öncesi ve sonrası bakım ve yan etkiler aşağı yukarı aynıdır.
Lazer ile cilt yenileme isotretinoin kullananlarda ve kullanım bittikten sonra 6 ay içerisinde tedavi olarak kullanılamaz. Aktif sivilcelerin olduğu dönemde lazer tedavisi uygulanmamalıdır. Sivilcelerin çoğalmasına neden olabilir.
Lazer ile cilt soyma işlemi de koyu tenli kişilerde risklidir. Deride soyulan bölgelerde renk koyulaşması veya açılması olabilir. Bu yüzden yaz aylarında yapılmamalı, güneşten korunmaya özen gösterilmelidir.
Lazer ile cilt yenileme işleminden sonra cilt kızarır ve şişer. Bu iyileşme döneminde doktorunuz size iyileşmeyi kolaylaştıran merhemler ve bandajlar önerecektir. Lazer ile cilt yenileme sonrasındaki kızarıklık birkaç ay devam edebilir. Lazer tedavisinden sonra uzun süre güneşten kaçınmalıdır. Ayrıca günlük olarak güneşten koruyucu krem özenle kullanılmalıdır.
Lazerin yan etkileri arasında , derin izler, koyu veya açık renkli lekelenme infeksiyon, Herpes virüs infeksiyonunda yayılma sayılabilir.
Bu yöntemde kullanılan lazerler üst deriyi soymadan, derinin alt tabakalarını etkileyerek sivilce izi tedavi etmektedirler. Kollajenin ısınmasını sağlayarak cildi gerdikleri böylece sivilce izlerinin azaldığı düşünülmektedir. Ofis şartlarında uygulanabilen bu yöntemler çok yenidir.
Cildi soymadan yenileyen lazerler
IPL
Fraksyonel lazer
1450-nm diode lazer
1540 nm Erbium: Glass lazer
1320 mn Nd: YAG lazer
Pulsed –dye lazer (585-595 nm)
Q-switched 1064 nm Nd:YAG lazer
Long pulsed 1064 nm Nd:YAG lazer
LED
Cildi soymadan yenileyen lazer olmayan sistemler
Plasma
Radyofrekans
Bu lazer uygulamaları ile sivilce izlerinde %30-70 azalma olduğu belirtilmiştir. Akne ( sivilce ) iz tedavileri 2-4 hafta aralıklarla ortama 5 seans yapılmalıdır.
Çocukların büyük bir yüzdeliği için yazın sonu mutsuzlukla ilintilidir. Çünkü yazın sonu tatilin bittiğini ve okulların açılacağını simgeler. Uzun yaz tatilinden sonra özlenen arkadaşlarla bir araya gelmek ve okulun yeni yılda sunacağı yeniliklerin düşüncesi çocuğa heyecan ve mutluluk verse de, okulların açılması kaygı ve korku gibi duyguları da beraberinde getirir. Özellikle 9-13 yaşları arasındaki çocuklar bu durumu yoğun bir şekilde yaşarlar. Bu yaş grubundaki çocuklar fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimin doruğundadırlar. Bu durum onlarda belirsizlik ve huzursuzluk yaratır. Kendi farkındalığına varmaya başlayan bu hassas bireyler çevrelerindeki insanları ve olup bitenleri fazlasıyla analiz ederler. Bu sebeple özellikle yakın olduğu kişilere karşı çoğu kez fazla alıngan ve yargılayıcıdırlar. Dünya sanki onları ezmek ve üzmek için seferber olmuştur. Onların gözünde herkes ve her şey benliklerine düşmandır. Bütün bu olumsuz düşünceler göz önünde bulundurulduğunda okulların açılması bu yaş grubundaki çocuklar için tedirginlik yaratır. Okula dönüş kaygısı kendisini okulların açılmasına yakın tarihlerde çocuklarda endişe, asabiyet, aşırı duygusallık, umutsuzluk, isteksizlik, depresif ruh hali, iştah ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle gösterir. Çocuk sık sık yeni okul yılı ile ilgili kaygılarını dile getirmektedir. Okul için yapılan alışverişlerde kararsız, gönülsüz ve agresiftir. Genellikle yeni ortamlara uyum göstermekte zorlanan, okula ilk başlarken zorluk yaşamış çocuklar ve ilkokuldan ortaokula geçen çocuklarda bu durum daha sık görülmektedir.
Ebeveynler Ne Yapmalı?
-Okula dönüş kaygısı yaşayan çocuklara yapabileceğiniz en güzel şey onlarla kaygıları hakkında konuşmaktır. Ebeveynler çocuklarını dinlerken sadece sözcüklere değil vücut dillerine de dikkat etmelidirler. Bu yaş grubundaki çocuklar çekingendirler ve duygularını tam olarak anlatabilecek donanıma sahip değildirler. Dolayısıyla duygularını ve kaygılarını açıkça dile getirmelerini beklemek hata olur. Fakat korkuların en büyük düşmanı onları sözcüklere dökmektir. Ne kadar zaman alırsa alsın çocuğunuzun okula dönüş ile ilgili kaygılarını sizinle konuşması için sabırla bekleyin. Kendi hayatınızdan örnekler vermek, sizin de onun yaşındayken benzer kaygılar yaşadığınızdan bahsetmek çocuğunuzun hoşuna gidip onu rahatlatacak ve size açılmasını kolaylaştıracaktır. -Çocuğunuzun kaygılarının altında yatan nedenleri bulup ona yönelik çözümler geliştirmesine yardımcı olun. Örneğin çocuk matematik dersinde zorlandığı için okullar açılıyor diye kaygı yaşıyor olabilir. Çocuğun zorlandığı dersler tespit edilip bu derslerdeki konu eksiklerinin giderilmesi daha özgüvenli bir şekilde okula dönmesine yardımcı olup kaygılarını azaltacaktır. Bir başka neden ise çocuğun okulda arkadaşlık problemlerinin olması olabilir. Çocuğun hiç arkadaşı yoksa ya da arkadaşları tarafından zorbalığa uğruyorsa bu sorunlar okul ile işbirliği yapılarak çözülmeli. – Okulun ilk günlerinde yakın bir arkadaştan ya da kardeşlerden kaygı yaşayan çocuğa yardımcı olmalarını istemek de iyi bir yöntemdir. Okulun ilk günlerinde arkadaşların veya kardeşlerin birbirlerine destek olup ihtiyaçları konusunda yardımcı olmaları okulun ilk haftalarında yaşanan kaygıları ciddi anlamda azaltır. -Çocuğun kaygılı ve çaresiz hissettiği durumlarda okulda kendisini yakın hissettiği bir öğretmene ya da okulun rehberlik birimlerine gitmesi için onu yönlendirin. Okulların rehberlik birimleri okul kaygısı ve arkadaşlık problemleri yaşayan çocukların sorunlarını çözmelerine destek olma konusunda donanımlıdırlar. Dolayısıyla çocuğunuzun okulundaki rehberlik servisinde görev yapan öğretmenlerle iletişimde olmanız faydalı olacaktır. -Tüm çabalara rağmen çocuğunuzun kaygılarında herhangi bir hafifleme olmazsa problem kronik bir hale gelmeden ya da başka psikolojik problemlere sebep olmadan mutlaka bir psikolog ya da çocuk psikiyatristinden destek alınız.
Lazerle dövme giderilmesi dışındaki yöntemler başarılı olmaz ve genellikle iz bırakırlar.Bu yüzden günümüzde lazerle dövme silme tedavisi yapılmaktadır.
Dövme silme tedavisi 6-8 hafta aralıklarla yapılır. Amatör dövmelerde ortalama 4-6 seans , profesyonel dövmede 6 seans üzerinde tedavi gerekebilir.
Günlük hayatta sinirimizi bozan birçok olayla karşılaşırız. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet normal bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direkt gösterir. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi. Günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stresler birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar. Oysaki öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa problem olmaya başlar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.
Öfke Hangi Rahatsızlıklara Sebep Olur?
Öfke zaman içerisinde kronik rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bunlardan en sık rastlanılanlardan biri kalp hastalıklarıdır; birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir. Öfkenin sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise hipertansiyondur; öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur. Şeker hastalığı da öfke ile tetiklenir; biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Öfke ruhsal bozukluklara da sebep olur; birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla kendini gösterir. Kötü genlerin harekete geçmesini sağlar; hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz. Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin ortaya çıkma riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir. Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.
Öfke Nasıl Kontrol Edilir?
– Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar. Bu sebeple öfkenizi kontrol edemediğiniz takdirde mutlaka bir uzmandan yardım alınız. – Konuşmadan önce düşünün. Kızgınlıkla istenmeyen sözcükler kullanıp telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara sebebiyet verebilirsiniz. Kızgınlık anında bir sonraki sözcüğünüzü söylemeden önce düşüncelerinizi toparlayın. – Sakinleştikten sonra karşı tarafa kızgınlığınızı uygun bir dille (agresif olmayan kendinden emin bir tavırla) dile getirin. İçinize atmayın. – Öfkelendiğinizi hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkın ya da sevilen bir aktivite ile uğraşın. Hareket etmek stresi azaltır, sakinleştirir. – Kendinize mola verin. Eğer stresinizin arttığını ve öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz rahatlamak için biraz yalnız kalın. – Sizi sinirlendiren nedene değil, sizi sinirlendiren durumu nasıl çözümleyebileceğinize odaklanın. Kızgınlık hiçbir problemi çözmez, aksine durumu olduğundan daha kötü bir hale getirir. – ‘Sen’ değil ‘ben’ dili kullanın. Karşımızdakini yaptıkları için suçlamak yerine, davranışının size kendinizi nasıl hissettirdiğini vurgulayın. Örneğin “Masayı toplamama hiçbir zaman yardım etmiyorsun” demek yerine “Masayı toplamama yardım etmemen beni üzüyor” demeyi deneyin. Karşımızdakini suçlamak her zaman durumu olduğundan daha gergin bir hale getirir. – Affetmek çok güçlü bir silahtır. Eğer öfkenin ve diğer negatif düşüncelerin pozitif düşüncelerinizin önüne geçmesine izin verirseniz sadece kızgınlığınızın ve haksızlığa uğramışlık duygularının artmasına neden olursunuz. Fakat sizi kızdıran birini affetmeyi başarabilirseniz o zaman beraberce hem yaşanan olaylardan bir ders çıkarabilir hem de aranızdaki ilişkiyi kuvvetlendirebilirsiniz. – Rahatlamaya çalışın. Derin nefes egzersizleri yapın. Gözünüzde güzel bir manzara canlandırın ve orada olduğunuzu hayal edin. Kendi kendinize içinizden sizi rahatlatan bir sözcüğü tekrarlayın; bu dini bir sözcük olabileceği gibi ‘sakin ol, geçecek’ gibi telkin edici bir sözcük de olabilir. Sevdiğiniz bir müzik dinleyin. Duygularınızı dışa vurabileceğiniz bir günlük tutun. Spor yapın.
Ergenlik sivilcesi adıyla sıkça karşılaştığımız sivilce problemi hastanın cilt yapısından kaynaklanır. Eğer anne veya babada veya yakınlarında sivilce problemi varsa sıkça çocuklarında da bu durum ortaya çıkabilmektedir.
Cildimiz sürekli yağ bezleri tarafından yağlanmakta ve bu şekilde cildin üstünde koruyucu bir yağ tabakası oluşmaktadır. Bu yağ tabakası sayesinde mikroplardan, kimyasal maddelerden ve soğuk hava veya güneş gibi dış faktörlerden cildimiz korunur. Fakat bazı kişilerde yağ bezleri fazla çalışır ve de aynı zamanda yağ bezi kanallarının uçları tıkanmaya eğilimlidir. Bunun sonucunda şişen ve ucu tıkanan yağ bezi iltihaplanır ve bildiğimiz sivilceye yol açar.
Yağ bezleri yoğun olarak yüz, sırt bölgesi ve gövde ön yüzünde yerleştiğinden sivilceler de en sık bu bölgelerde görülür.
Sivilcede yanlışlar
Pınar yaklaşık 17 yaşlarında sivilce problemi olan bir hastamız. Annesi de gençliğinde sivilce problemi yaşamış ve yüzünde hala izleri fark ediliyor. Pınarın yüzünde de özellikle alın ve yanak bölgesinde yoğun kist şeklinde sivilceler var. Bir kez cildiye uzmanına gitmiş fakat verdiği kremi birkaç kez yüzüne sürmüş sonra sıkılıp bırakmış bir daha da kontrole gitmemiş.
Pınar birkaç kez eczaneye gidip öneri üzerine bazı kozmetikler almış. Fakat bunlar sivilcesini azaltacağına arttırmış bunun üzerine onları da kullanmamış. Arkadaş tavsiyesi üzerine kükürtlü sabun almış birkaç sabah bununla yüzünü yıkamış yüzü kurumuş, gerilmiş ama sivilceler geçmemiş.
İltihaplıları patlatmak hobisi haline gelmiş. Fakat bu arada sivilcelere müdahale ettikçe yüzü leke ve izlerle dolmuş.
Sivilcede doğrular
Ayşe de 17 yaşında. Onun da Pınar gibi kistik şekilde çıkan sivilceleri var yüzünde hatta onun sırtında da sivilceler bulunmakta.
Ayşe’nin gittiği dermatolog ona sivilcenin cilt yapısından kaynaklandığını ve sivilce tedavisinin bir süreç olduğunu izah etmiş. Sivilcelerden kurtulmasının 2-3 ay alabileceğini bunun için ilaçları düzenli kullanması ve kontrollerini aksatmaması gerektiğini söylemiş. Ayşe’ye aralıklarla kimyasal peeling yapılmış ve cildine uygun dermokozmetik ürünleri dermatoloğunun tavsiyesiyle kullanmış.
Bu süreç sonunda cildini daha iyi tanıyan Ayşe yüzüne hangi kozmetiği kullanıp hangisini kullanmaması gerektiğini öğrenmiş. Tedavi sonrası yine doktorunun önerdiği bakım kremleriyle sivilcesiz bir cilde sahip olmuş.
Sivilce tedavisi kişiseldir
Sivilce bazen kuru ve karma cilt yapısına sahip kişilerde de görülebilmektedir. Bunun nedeni yağ bezlerinin yapısı ve özellikle hormonların etkisidir. Arkadaş veya eczane tavsiyesi ile alınan bir ilaç yüzünüzü kızartıp ciddi bir şekilde yan etki yapabilir. Dermatologlar sivilce tedavisi konusunda en uzmanlaşmış kişilerdir. Cildinizi bozmadan bir dermatoloji uzmanına başvurmanız büyük önem taşımaktadır.
Tedavi aşamaları : Önce sivilcelerin tedavisi sonra sivilceli cildin bakımı
Sadece sivilceleri tedavi etmek sonra muhtemelen cilt yapısı nedeniyle tekrar sivilcelerle karşılaşacak olan hastalarımız için çözüm oluşturmamaktadır. Tedavi sonrası çeşitli kremler önererek cildin yağ dengesini sağlamak büyük önem taşımakta ve çoğu hastamızda düzenli bakım kremlerinin kullanılması A vitamini türevleri gibi ilaçlara gerek kalmadan sivilce problemini çözmektedir.
Sivilce tedavileri :
· Antibiyotik içeren haplar : İltihaplı sivilceleri tedavi eder ve uzun süre kullanıldıklarında çıkmalarını engeller. Yan etkileri arasında mide ve bağırsak şikayetleri vardır. Eğer mide sorununuz varsa sivilce için antibiyotik yazan doktorunuzu mutlaka uyarınız. Bu ilaçların siyah nokta ve beyaz sivilcelerin üzerine bir etkisi yoktur. Sıklıkla kendi başlarına kullanılmaz başka kremler ile beraber verilirler.
· Soyucu, kurutucu kremler : Antibiyotik kremlerle kombine edildiklerinde optimum sivilce tedavisini sağlarlar. Hem izlerin daha hızlı kaybolmasına neden olur hem de yağ bezlerindeki tıkaçları temizleyip siyah nokta ile yeni sivilcelerin oluşmasını engellerler. Yan etkileri kuruma ve hafif soyulmadır. Dermatoloğunuzun önereceği nemlendiricilerle bu durum çözülebilir. Bu etkileri nedeniyle sıklıkla akşam kullanılırlar. Şiddetli kaşıntı ve kızarma ile ciddi kabuklanma durumlarında ilaç bırakılmalı ve dermatolog ile görüşülmelidir.
· Antibiyotikli krem ve jeller : Soyucu kremlerin cilt tipi nedeniyle kullanılamayacağı durumlarda ve soyucu ile kurutucu kremlerle beraber kullanılırlar. Yan etkileri nadiren allerji geliştirmeleridir. Tetrasiklin içerenler sürüldükten sonra güneşlenilmemeli ve uzun süre güneşte kalınmamalıdır.
· Kimyasal Peeling : Hastanemizde sivilce tedavisinde sıkça kullandığımız kimyasal peeling ile cildin problemli üst tabakası meyve asitleri ile soyularak temizlenir. Siyah noktalar ve başlangıç halinde olan sivilceler de bu şekilde tedavi edilmiş olur. Ayrıca sivilceye bağlı kızarıklık şeklindeki izler de hızlı bir şekilde düzelir. Yan etki olarak cildin hassas bölgelerinde 1-2 gün süren geçici bir kızarıklık olabilir. Peeling sonrası 1-2 gün cilde sabun ve ilaç temas etmemelidir. Hastanemizde cildin üst tabakalarını soyan yüzeysel peeling yaptığımızdan hastalarımız günlük hayatına bir problem olmadan dönebilmektedir.
· A vitamini türevleri : Bu ilaçlar cildin yağ salgısını azaltarak sivilce sorununu uzun süreli ve bazı hastalarda tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bunun yanında yan etkileri diğer ilaçlara göre daha fazladır ve aylık kan tahlili gerektiren dermatolog muayenesi ile reçete edilirler. Bizim yaklaşımımız bu ilaçları kistik (iyileşirken çukur bırakan) ve diğer tedavilere dirençli sivilcelerde kullanmak yönündedir. En önemli yan etkileri bayan hastalarda tedavi sırasında ve belirli bir süre sonrasında hamilelik oluştuğunda bebeğin sinir sistemindeki ağır yan etkiler nedeniyle alınması gerektiğidir. Bu ihtimal nedeniyle erkek hastalar da tedavi sırasında ve sonrasında kan veremez.
· Doğum Kontrol Hapları : Özellikle adet dönemlerinde artan sivilcelerin ve polikistik over adını verdiğimiz hormonal dengesizlik yaşayan bayanlarda oluşan sivilcelerin tedavisinde etkilidirler. Uzun süreli kullanımlarında hasta doktor takibinde olmalıdır. Bunun dışında kanda çökme yapabildiklerinden uzun süreli oturma gerektiren uçak yolculuğu gibi durumlarda kan sulandırıcı bir ilaç doktorunuz tarafından önerilmelidir.
Sivilce , kozmetikler ve makyaj :
Özellikle yoğun yağ içerikli nemlendirici ve güneş koruyucular sivilceyi arttırır. Bunun dışında fondöten ve pudra gibi kapatıcı makyaj malzemeleri de yağ bezlerini tıkayarak yüzde sivilcelenme yapabilirler. Bu nedenle dermatoloğunuzun size önereceği dermokozmetik tarzda ürünleri ve makyaj ürünlerini kullanmalısınız.
Kanser kelimesi hepimiz için korkutucu, adeta tüylerimizi diken diken eden bir kelimedir. Bir doktordan duymak istediğimiz en son sözcüktür. Ne yazık ki çoğumuz hayatımızda öyle ya da böyle bir şekilde kanser ile tanışırız. Ya bir yakınımız kanser olur ya da kendimiz. Kanser hastaları ve hasta yakınları sadece hastalık ile mücadele etmezler. Aynı zamanda hastalığın sebep olduğu duygusal sıkıntılarla da baş etmek zorundadırlar. Kanser, uzun süren psikolojik ve duygusal problemlere sebep olur. Hastalık başarı ile yenilse bile psikolojide açtığı hasarların etkisi devam eder.
Endişe Ve Depresyon Kanser tedavisinin en sık görülen psikolojik yansıması anksiyete/endişedir. Örneğin, kemoterapi gören hastalarda tedavinin sebep olduğu fiziksel değişim (saç dökülmesi, kilo kaybı, vücutta ödem vb) kişinin özgüvenini olumsuz etkiler. Ayrıca kanser hastaları yoğun bir üzüntü duygusu içindedirler. Bu üzüntü uzun süre devam eder ve dayanılmaz bir hal alırsa kişiyi depresyona ve anksiyeteye sürükleyebilir. Böyle bir durumda hastanın mutlaka psikolojik ve farmakolojik destek alması gerekir.
Suçluluk Suçluluk duygusu kanser hastalarının hissettiği bir diğer karmaşık duygudur. Kanser hastası geçmişte yapmış olduğu tercihler, sahip olduğu ve bırakmadığı alışkanlıklar, davranış şekillerinden dolayı kanser hastalığına yakalandığını düşünebilir. Kanser hastaları yakınlarına verdikleri sıkıntı ve üzüntüden dolayı da çoğu kez suçlu hissederler. Suçluluk duygusu kolay anlaşılabilen bir duygu değildir; birey gardını sıkı sıkıya korur. Bu duyguyu anlamak ve onu geçirmeye çalışmak gerekir.
Öfke Hastanede geçirilen uzun ve zorlu süre kişiyi öfkeye sevk eder. Kanser hastaları önceden yapabildikleri birçok şeyi hastalık ve tedavisi sebebiyle artık yapamazlar. Kişilerde engellenmişlik duyguları birikir. Kanser hastaları ayrıca hastalığa yakalandıkları için kendilerine ya da bu hastalığa sebebiyet verdiğini düşündüğü başka kişilere karşı sağlıksız ve yerinde olmayan bir öfke duyarlar. Eğer bu öfke kontrol altına alınamazsa mutlaka psikolojik destek gerektirir.
Kanser Hastası Yakınıysanız Kanserle mücadele ediyor ya da atlattıysanız mutlaka duygularınızı sevdiklerinize dile getirin. Neler hissettiğinizi ve yaşadığınızı onlarla paylaşın. Sakın içinize atıp bu duygularla tek başınıza baş etmeye çalışmayın. Unutmayın ki kanseri yenmek için moralinizin yüksek olması ve duygusal olarak güçlü olmanız şart. Eğer hasta yakınıysanız ve hastanın bakımından siz sorumluysanız lütfen kendinizi de ihmal etmeyin. Hasta yakınları da en az hastalar kadar yıpranma riski altındadırlar. Hastaya bakan kişi güçlü olmalı ki hastaya destek olabilsin. Hasta ile geleceğe dair umut dolu planlar yapın, ona hastaneden çıkınca beraber yapacağınız eğlenceli aktivitelerden bahsedip geleceğe dair umutlu bakış açısı geliştirmesini sağlayın.
Yıllardır dermatologların tedavide en önemli sorunları olan ve netice alamadıkları Vitiligo ve Psorıasıs ( Sedef ) hastalığında yeni bir yöntem ile başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Ağustos 2004 ‘de USA ‘da tedavi programları uygulanmaya başlandı. Tedavi FDA onaylı ve şu anda çığ gibi tüm dünyada yayılmaya başlandı.
Senelerce PUVA tedavisi gören vitiligo hastaları bu sistem ile sadece 15-20 seansta lezyonlardan kurtuluyorlar.
Multi Clear denilen bu yeni yöntem de UVB ve bir ışın olan UVA 1 kullanılarak tedavi programlanıyor. UVA 1 ‘in melonositlere verilen hasarı ve yanmayı engelleyici bir özelliğide mevcut. Tedavi ağrısız ve tüm cilt tipleri ve yaş gruplarında uygulanabiliyor. Yüz bölgesinde 10-12 seans sonunda başarı elde edilmeye başlanıyor ve %90 oranında sonuç alınıyor.
Sedef hastalığı, beyaz pullanmanın görüldüğü, cilt üzerinde kırmızı beneklerle karakterize, yaygın kronik bir cilt hastalığıdır. Lezyonun en yaygın görüldüğü alanlar dirsek, diz ve kafa derisidir. Multi Clear’ ın yaydığı ışık dalga boyları üst derideki hücrelerin aşırı derecede üremesini engeller ve derideki yangıyı azaltır. Tedavi sırasında ağrı hissedilmez ve % 80-90 oranda başarılıdır. 8-12 seansda sonuç alınır.
Çatlak izleri derinin elastik liflerinin düzeltilemez bir şekilde kopması sebebi ile cildin normal rengini kaybettiği çizgisel alanlardır. Senelerdir kadınların en önemli sorunlarından biri olan çatlakların şimdiye kadar sonuç alınan bir tedavi yöntemi yoktur. İlk defa bu sistem ile beyaz deride yeni melanin üretilmesi ve normal deri rengini elde edilmesi ile başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Tedavi ağrısızdır 4-6 hafta boyunca haftada 2 kez uygulanır. Tedavi bronz iken veya yazında uygulanabilir.
Çalışmalar çoğu kişini hayatında bir dönem akneye yatkın cilt problemi yaşadığını gösterir. Akneye yatkın cilt derideki kıl foliküllerinin yanındaki yağ üreten yağ bezlerinin büyümesi ve tıkanmasına neden olan hormonal değişiklilerin bir sonucudur. Akneye yatkın cilt genellikle anormal miktarda bakteri genelliklede propioni bacterium acne ( P.acnes ) ile kendini gösterir. Bu yüz, göğüs ve vücudun diğer bölümlerinde ortaya çıkabilen acı veren sivilcelere neden olur. Tedavi’ de secici temizleme ( SPC –tm ) ile çevredeki dokuya zarar vermeden akneye neden olan p. Acnes bakterilerini hızla ve kolaylıkla yok eder. Tedavi çok başarılıdır. Kombine tedavi programları.
Bu yeni tedavi yöntemi anlaşılıyor ki dermatologlara böyle kolaylıklar sağlayacak
İçinizdeki olumsuz eleştirmeni iyi tanırsınız. O içinizde sizi sürekli eleştiren ve aşağılayan sestir. Sinemada yanınızda oturup size heyecanla beklediğiniz filmi izlerken size olacakları anlatan ve filmi mahveden kişidir. Ya da size önemli bir konuşma sonrasında “bunu şimdi neden söyledin ki?” diye soran, hatalarınızı defalarca yüzünüze vuran sestir. Sizi sürekli başkaları ile kıyaslayan, gururunuzu kıran, hedeflerinize ulaşmanızın imkansız olduğunu söyleyen sestir. Bu iç ses zaman içinde bizi eleştiren insanlar tarafından oluşturulur. Bu insanlar genellikle ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, kardeşlerimiz, iş arkadaşlarımız ya da patronlarımız gibi hayatımızın her evresinde bizimle birlikte olan insanlardır. Zaman içerisinde onların sesleri, eleştirileri bizim iç sesimize dönüşür. Fakat bu iç ses yapıcı olmaktan oldukça uzaktır; kişiye korku, endişe ve başarısızlık duyguları aşılar.
O Kötü Bir Arkadaştır
Şöyle düşünelim: Olumsuz iç sesinizin çok yakın bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Onu diğer arkadaşlarınızla birlikte eğleneceğiniz bir aktiviteye davet ettiğinizi varsayalım. Etkinlik süresince sizi sürekli yargılayıp eleştirdiğini düşünün. Kıyafetinizden tutun da menüden sipariş ettiğiniz yemeğe kadar her şeyinizle alay edip sizi küçük düşürdüğünü hayal edin. Günün sonunda ondan ayrıldığınızda muhtemelen kendinizi küçük düşmüş, aşağılanmış, hayal kırıklığına uğramış ve değersiz hissedersiniz. Peki, böyle bir olaydan sonra o arkadaşınızı tekrar başka bir etkinliğe gelmesi için davet eder miydiniz? O kişi ile arkadaşlığınızı sürdürür müydünüz? Cevabınız büyük ihtimalle: hayır! Fakat o zaman neden olumsuz iç sesimize her defasında, bize ne kadar zarar verirse versin, bizi ne kadar küçük düşürürse düşürsün hayatımızda kalmasına izin veririz? Kendimize bir başkasına asla söylemeyeceğimiz sözler söyleriz. İşin en acı yanı ise kendimize ne kadar acımasızca davrandığımızın çoğu kez farkında bile değilizdir, ya da daha kötüsü bu sözleri hak ettiğimizi düşünürüz. Bazılarımız içimizde bizi yargılayan iç sesimizin bize motive ettiğini, daha iyi olmamız için bize gaz verdiğini düşünürüz. Bu hatalı bir düşüncedir. Olumsuz iç sesimiz zaman içerisinde mükemmeliyetçi bir kişilik geliştirmemize sebep olur ve mükemmeliyetçilik başarıya giden yoldaki en büyük engellerden biridir. Çoğu zaman kendi değerimizin farkında bile değilizdir. Bazen mikroskobik bir hatamıza odaklanıp büyük resmin güzelliğini görmezden geliriz. Olumsuz iç ses bizi geliştirmez ya da daha iyi yapmaz, aksine o bizi hedeflerimize giden yoldan saptıran en kestirme yoldur.
Olumsuz İç Sesimizi Susturmak
Olumsuz iç sesimizi susturmanın en etkili yöntemi onu fark etmektir. Konuşmaya başladığı an, aynı beğenmediğiniz bir şarkı çalmaya başladığında çalma listenizdeki bir sonraki şarkıya geçmek gibi onu değiştirin. Kendinize acımasız davrandığınızı, bunu hak etmediğinizi hatırlatın. Güzel bir düşünceye ya da gün içerisinde yaptığınız güzel bir davranışa odaklanın. Bir başka yöntem ise olumsuz iç sesimizi olumlu iç sese dönüştürmektir. Her gün hem kendinize hem de sevdiklerinize söyleyebileceğiniz güzel yorumlar düşünün ve aktif olarak dile getirin. Kendiniz ve başkaları için sürekli iyi dileklerde bulunun. Kendinizin değerli olduğunu bilin ve hak ettiğiniz değeri kendinize verin. İç sesinizin özgüveninizi yok etmesine, kendinizden şüphe duymanıza, başarabileceklerinizden sizi alıkoymasına izin vermeyin. İç sesiniz sizi dibe çekmeye çalışan bir el gibidir, size daha derinlere çektikçe güçlenir. Ona dur deyin ve kendinizden asla şüphe duymayın.
Kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi demek başın orta üst bölgesinde saçın seyrekleşmesi,alının genişlemesidir.tıpda androgenetik alopesi olarak tanımlanır.Hormonal düzensizlik yoksa tedaviye topikal ilaçlar ile başlanır.Minoxidil %5 solüsyonlar ile iyi sonuçlar alınır.İleri seviyedeki hastalara topikal tedavi yanında sistemik ilaç olarak finasterid türevleri,androgen baskılayıcılar,steroid tedavileri,demir ilaçları kullanılır.Androgenetik alopeside saç mezoterapisinin faydası yoktur.Vitaminlerin faydası yetersizdir.Minoxidil solüsyonların etkisi 3.ayda ortaya çıkar.kullanıldığı sürece devam eder.6 aylık takiplerle alopesili hastalar kontrole çağrılır ve tedavi sonucuna göre ek tedaviler eklenir.Hormon dengesini bozan ilaçlar olmadığı için ilk kan tetkikinden sonra tahlile gerek yoktur.
Her yerde hayvanları korumaktan bahsediliyor. Özellikle her yıl Ekim ayı geldiğinde hayvanları korumanın önemini hakkında birçok yazılı ve sözlü haberle karşılaşıyoruz. Bu yıl da bir 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nü daha geride bıraktık. Marketlerin bugüne özel olarak kedi ve köpek mamalarına uyguladıkları indirimler, okulların barınaklara yaptığı ziyaretler, belediyenin sokak hayvanlarına özel yerleştirdiği birkaç kulübe gibi sembolik etkinlikler dışında acaba gerçekten bu günün gerçek anlam ve önemini hissediyor ya da kavrayabiliyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Bir hayvan sever olarak çevremde yaşamaya çalışan zavallı sokak hayvanlarını besliyorum. Beni görünce sevinç ve heyecanla bana doğru koştuklarını görmek beni hem duygulandırıyor hem de mutlu ediyor. Mamadan çok onlara verilen sevgi ve şefkatten mutlular. Bana vücut dilleriyle teşekkür bile ediyorlar. Kendi sıcak ve güvenli evime girdiğimde, sıcak bir yuvaları olmasa da en azından bir ağacın altında karınları tok olarak uyuyacaklarını bilmek beni huzura erdiriyor. Aydın’da benim gibi onlarca insan tanıyor ve görüyorum. Fakat ne yazık ki sayımız çok az, herkes aynı şefkat ve özveriyi gösteremiyor. Onlara göre kendi rahatları dururken sokakta yaşayan hayvanların rahatlığı kimin umurunda? Hatta bazıları var ki, bu savunmasız masum canlara şiddeti hak görüyor. Ama insanlarımız şunu bilmeli: bugün hayvana şiddet uygulayan yarın insana da uygular. Hayvana şefkat göstermeyenin kalbinde insana da şefkat yoktur.
Bilimsel Araştırmalar Destekliyor
Yetkililer hayvana şiddet uygulayan insanları büyük bir ciddiyetle araştırmalı, ele almalı ve mutlaka bir yaptırımla karşı karşıya getirmeliler. Bu sadece hayvanların güvenliği için değil insanların güvenliği için de yapılmalı. Sosyolojik ve psikolojik çalışmalar hayvana şiddet ile insana şiddet arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteriyor. İnsanlara şiddet uygulayan insanların geçmişlerine bakıldığında hayvanlara şiddet uyguladıkları gerçeği ile karşılaşılmakta. Özellikle Amerika’da sık yaşanan okula silahla gelip katliam yapan öğrencilerin geçmişlerinde birçok kez hayvanlara şiddet uyguladıkları tespit edilmiş. Hayvana şiddet aynı zamanda psikolojide Antisosyal Kişilik Bozukluğunun (halk dilinde psikopat olarak adlandırılan kişiler) en önemli belirtilerindendir.
Şiddet Gören Şiddet Uygular
Evde şiddet gören çocuk, dışarıda ebeveynlerine olan öfkesini gücünü uygulayabildiği sokak hayvanlarına yöneltir. Ebeveynlerinin bir hayvana şiddet uyguladığını gören çocuk bunu kendinde de hak görür. Eğer anne ve babası bunu yapıyorsa o zaman bu davranış uygulanabilir, doğru bir davranış şeklidir diye düşünür. İkili ilişkilere bakıldığında çiftlerin arasındaki şiddetin zaman zaman evde yaşayan hayvanlara da yöneltildiği tespit edilmiştir. Birbirlerine kızgın olan çiftler kızgın oldukları bireyin hayvanına karşı şiddet uygular, hatta onu öldürdükleri bile görülür.
Yasalar Hayvanları ve İnsanları Korumalı
Hayvanların korunmaya ihtiyacı olduğu gerçeği zaten apaçık ortada. Fakat bunu sadece hayvanlar için değil insanların iyiliği için de yapmalıyız. Çünkü hayvana şiddet insana şiddetin çok sağlam bir habercisidir. Günümüzde hayvanlara uygulanan şiddetin cezalandırılmasına dair yasa değişiklikleri yapılmakta. Hayvana şiddet gösterenlere geçmişe göre daha büyük yaptırımlar uygulanmasına rağmen hala caydırıcı boyutlarda cezalar mevcut değil. Yasaları düzenleyen insanların anlamaları gereken en önemli şey hayvana şiddetle insana şiddetin arasında hiçbir farkın olmadığıdır. Savunmasız ve masum bir varlığa gözünü kırpmadan her türlü fenalığı yapabilen bir cani, yaptıklarının aynısını savunmasız bir insana da rahatlıkla yapabilir. Ünlü yazar George Bernard Shaw’ın da dediği gibi “Hayvanları sevmeyen insanlardan korkarım; çünkü içinde hayvan sevgisi olmayan bir insanın insanları sevmesi mümkün değildir.”