Bu devasa organımız aynı zamanda bir sağlık göstergemizdir. Vücudumuzdaki her türlü değişimin hatta tümoral gelişimin gözlenebildiği, erken tanıya en çok hizmet veren organımızdır. Hemen hemen her hastalığın küçük ya da büyük deriye bir yansıması vardır. Bu anlamda da dermatoloğun her uzman hekimle yolu sık sık kesişir.
Değişen dünyamızda yanlış beslenme( GDO’ lu ürünler), güneş ışınlarına fazla maruz kalma, kısacası kirlenen dünyamızın insan üzerinde bıraktığı en büyük etki de tüm vücudumuzda olmakla birlikte derimizde daha fazla olmaktadır.
Eskiye oranla cilt kanserlerinin( melanom, bazalyom vs.) günümüzde kat kat arttığı istatiksel bir gerçektir. Değişen dünyayla birlikte günümüz dermatoloğunun iş sahası da bu alanda değişip gelişmek zorundadır. Çünkü; ciltteki her türlü benin kanserleşme riskinden dolayı dermatologlar tarafından takip edilmesi, şüphelenildiği takdirde cerrahi müdahale ile alınıp patolojik incelemesinin de yapılması gerekir.
Cilt kanserlerinin kendi aralarında çok çeşitli türleri vardır. Her insanın vücudunu iyi tanıması, ciltteki her türlü renk ve yapısal değişiklikte dermatoloğuna başvurması gerekir. Güneşe maruz kalan vücut bölgelerinin zararlı ışınlardan korunması için güneş koruyucularının önemini yadsımamak gerekir.
Çocuklarda ve yaşlılarda bu konu ekstra hassasiyet gerektirir.Ülkemizde dermatolojinin yeni bölümlerinden biri sayılan cerrahi dermatoloji birçok Avrupa ülkesinin çok gerisinde olmakla birlikte, bizde de hızla yayılmaktadır( her şehirde birkaç tane uygulayıcı olsa da). Hekimlik mesleği öğrenilip kenara bırakılan bir meslek değildir. Günün şart ve koşullarıyla birlikte hekimin de kendi branşında kendini yenilemesi ve eğitmesi şarttır. Geçmişte meslektaşlarımız lepra ile uğraşırken günümüzde bu hastalıktan eser bile bulamıyoruz. Bunun yanında stres, zorlu hayat temposu ve kirli çevre sebebiyle hemen hemen her gün geçmişte var olmayan yeni semptomlar ve hastalıklarla yüz yüze geliyoruz. Bu anlamda da dünyada olduğu gibi bizde de dermatolojinin alt branşlarını görmek, örneğin; immun dermatoloji, cevre dermatolojisi, genel dermatoloji, infeksiyöz dermatoloji, dermatolojik cerrahi gibi, bu alanlarda yetkin meslektaşlarımla vatandaşlarıma daha iyi hizmet sunabilmek ülkem adına en büyük arzumdur.
1) Gebelikte ciltte meydana gelen temel değişiklikler:
Gebelik döneminde yaşanan hormonal değişimler sebebiyle; anne adayı cildinde değişimler sezebilir. Özellikle de gebeliğin 7. Ayından ciltte renk değişimleri meydana gelebilir. Meme uçları daha koyulaşabilir, genital bölge ve göbek çevresinde, koyuluklar meydana gelebilir. Bu değişimlerin yanı sıra; gebelik döneminde ‘’gebelik maskesi’’ denilen oluşumlar da görülebilir. Bu lekeler, güneşin etkisiyle meydana gelmektedir. Lekelerin oluşmaması için gebeliğe uygun, koruyuculuğu yüksek güneş kremleri kullanılmalıdır. Gebelik döneminde karın, rahmin büyümesi ile beraber büyür. Bununla birlikte vücutta gerilmeler olur. Bu sebeple de karın, göğüs ve kalça bölgesinde cilt çatlakları görülebilir. Çatlakların tedavisi mümkün değildir. Çatlak oluşmaması için vücudun nemlendirilmesi ve bol bol su içilmesi oldukça önemlidir.
2) Kalp ve damar sisteminde meydana gelen temel fizyolojik değişiklikler: Hamilelik döneminde, kan volümü yaklaşık olarak 2 kat artar. Bu süreçte de metabolizma hızlanır ve kalp normale göre daha hızlı atar. Kan basıncı, gebeliğin 7. Ayı ile beraber yükselişe geçer. Bu artışın seviyesi, diastolik değerlerde fark edilir. Anne adayı yatağa sırt üstü uzandığında, kan basıncı minimum değerlere düşebilir. Fakat, kalp frekansında artış meydana gelir. Bunun dışında böbreklerde oluşan kanlanma, yarıya düşer. Bu durum, Vena-Cava-Kompresyon sendromu şeklinde ifade edilir. Anne adayı yatar pozisyonda olduğu zaman ise, kalbe kanı taşıyan alt ana toplar damar, bebeğin ağırlığı ile baskıya uğrayabilir. Bu sebeple anne adaylarının gebelik süresince sırt üstü yatması önerilmez. Kan volümü gebeliğin 36. Haftasına kadar artar. Bu sayede bebeğe giden oksijen ve besin oranı dengede tutulabilmektedir.
3) Böbreklerde ve idrar yollarında meydana gelen temel değişiklikler: Gebelik döneminde artan kan hacmi sebebiyle; böbrek kan dolaşımı da artar. Bunun neticesinde anne adayı sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı duyabilir. Anne karnında her hafta büyüyen bebek; rahim içerisinde bulunur. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapar. Bu sebeple de tuvalet ihtiyacı gebelik haftaları ilerledikçe artabilir.
4) Akciğerlerde meydana gelen temel değişiklikler: Erken gebelik haftalarından itibaren anne adayı nefes darlığı sorunu yaşanabilmektedir. Anne adayı, gebelik döneminde kısa sürede nefes nefese kalabilmektedir. Gebe kalmadan önce yorulmadan yapılabilen işler, gebelik döneminde oldukça zorlayıcı gelebilir.
5) Ağız, mide ve bağırsak sisteminde meydana gelen temel değişiklikler: Dişlerin çürüme riski, gebelik döneminde nispeten artabilir. Gebelik döneminde anne adaylarının tükürük muhteviyatında meydana gelen değişimler bu riskin artmasına yol açar. Mide ise gebelik sürecinde yer değiştirmektedir. Rahmin büyümesi sebebiyle mide, sola doğru meyil eder. Bu sebeple de özellikle gebeliğin 20. Haftasında asit salgısında azalma meydana gelmektedir. Asit miktarındaki azalma, ülseri olan anne adayları için olumlu bir durumdur. Gebelik sürecinde yaşanan mide yanması ya da hazımsızlık sorunlarının sebebi ise düz kaslardır. Mide ve yemek borusu arasında yer alan kapama mekanizması, fonksiyonunu yerine getiremez. Bu durumda da anne sırt üstü uzandığında asitli midenin içeriği yemek borusuna yeniden ulaşır. Bu sebeple de mide yanması ya da ilerleyen durumlarda yemek borusu iltihapları meydana gelebilir.
6 ) Karaciğer ve metabolizmada meydana gelen temel değişiklikler: Anne adaylarının metabolizmasını gebelik döneminde en fazla karbonhidrat etkilemektedir. Vücut, bebeğe devamlı olarak karbonhidrat sağlayabilmek amacı ile insülinin oluşturacağı etkiyi de hesaba katarak, annedeki mevcut şekerin hücrelere alınmasına engel olmaya çalışır. Bununla dışında plasentada meydana gelen hormonal olaylar da annenin kan şekeri değerlerinde artış meydana gelmesini sağlar. Gebelik döneminde vücuda ulaşan protein oranındaki artış, bu proteinin atılımında ise düşüş meydana gelir. Bu durum pozitif azot bilansı şeklinde ifade edilmektedir. Gebelik döneminde ödemlerdeki artış ise; proteinlerde meydana gelen azalma ile birlikte, dokuların daha fazla su tutması sebebiyledir.
Son yıllarda hızla artan sağlık problemlerlerine saç dökülmesi ve sağlıksız saçlar ile ilgili endişeler de dahil olmuştur. Kırık, donuk, mat form tutmayan saçlar zaman zaman kişinin özgüvenini de etkilemektedir. Alınan yüzlerce şampuanlar, saç bakım ürünleri, kullanılan tabletler bazen çözüm olamamaktadır.
Sağlıksız saçların farklı nedenleri olabilir. Saçlar dökülme olmaksızın kırık, donuk ve seyrek olabilir. Ya da sağlıklı gözüküp dökülebilir. Saç problemi ile başvuran hastalar öncelikle muayene edilmektedir. Günde 100 tele kadar dökülmenin normal olduğunu bilinmektedir. Saç hastalıkları için kansızlık, tiroid hastalıkları, özellikle çinko eksikliği, diğer mineral ve vitamin eksiklikleri, son 1 yıl içinde geçirilmiş gebelik,doğum, uzun süren hastalıklar, ameliyatlar, stresler, yakınların kaybını sorgulanmaktadır. Neden saptanırsa tedavi yoluna gidilmektedir.
Saç sağlığında şampuanlar tedavide sadece form tutmaya yardımcı ürünler olarak düşünülmelidir. Sampuanlar saçları kalınlaştırarak form verir. Saçların fön vs gibi işlemlerden sık geçirilmesi saçlarda kırılmaya ve matlaşmaya neden olmaktadır. Özellikle saçlar kurutulurken makinanın saçlardan uzak tutulması gerekmektedir. Boya , röfle gibi işlemler mümkün olduğu kadar seyrek yapılmalıdır.
Hamile kalmayı planlayan çiftlerin dikkat etmesi gereken unsurlar nelerdir? Hamileliği kolaylaştırailecek faktörler ve bir süre denemelerine rağmen neden çocuk sahibi edinmeyen çiftlerin merak ettikleri soruların temeli bu şekildedir. Öncelikle düzenli ve korumasız olarak ilişkiye girildiği halde 1 sene içerisinde beklenen hamilelik gerçekleşmemişse çok büyük ölçüde çiftlerden birisinde kısırlık bulunmaktadır. Bu durumda çiftlerin doktora başvurmaları ve kısırlık tedavisi olmaları gerekmektedir. Bunun dışında kadın yaşına bağlı olarak hamile kalınamaması ile karşı karşıya kalınabilir. Çünkü 35 yaş üstü kadınlarda östrojen hormonundaki azalmaya bağlı olark doğurganlık azalmaktadır. Hamile kalmak için kadınların en ideal yaş aralığı 20 ile 30 yaştır. Bu dönem kadınların en çok doğurganlık içerisinde oldukları dönemdir.
Gebe kalmayı kolaylaştırmanın 10 püf noktası Yumurtlama döneminde ilişkiye girin Kadınlarda hamilelik durumu, erkekteki spermin kadın yumurtalıklarındaki yumurtalar ile birleşip döllenmesi ile gerçekleşmektedir. Ancak spermin yumurtalıklara girip döllenmesi ve ardından rahme tutunması kolay bir durum değildir. Bunun için özellikle kadınların iki adet dönemi arasında doğurganlık ve cinsel isteklerinin arttığı dönemde çiftlerin ilişkiye girmeleri çok önemlidir. Kadının son adet gününden geçen 11. ve 16. günler arasındaki süreç, doğurganlık oranının zirve yaptığı dönemlerdir. Bu dönemde çiftlerin bulunabilecekleri ilişki gebelik için olumlu sonuçlar verecektir. Ayrıca haftada iki ya da üç kez ilişkide bulunulması tavsiye edilmektedir. Ancak her kadındaki yumurtlama dönemi farklılık gösterebileceğinden, tıp kadınlar için kolaylaştırı imkanlarda sunabilmekte. Yumurtlama gününün hesaplanabilmesi için evlerde yapılabilecek yumurtlama (ovulasyon) testlerini de kullanabilirsiniz.
Düzenli olarak cinsel ilişkiye girin Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin haftada en az iki ya da üç kez düzenli olarak cinsel ilişkide bulunması hamilelik şanslarını yüksek ölçüde arttıracaktır. Her gün birden fazla ilişkide bulunulması hamilelik şansını daha fazla arttırmayacaktır. Çünkü spermin rahimle buluştuktan sonra orada üç gün kadar yaşayabilmektedir. Bu yüzden çiflterin haftada 2 ya da 3 kez cinsel ilişkide bulunmaları daha yararlıdır. Böylelikle erkekteki sperm miktarında da azalma olmaz. Her gün ilişkiye giren ve boşalma yaşayan erkeğin sperminde ve sperm üretiminde ciddi oranda azalma yaşanabilir. Bunun yerine gün aşıra yaşanan cinsel birleşmede erkeğin spermleri birikeceği için daha verimli ve kaliteli olacak bu durumda hamile kalınmasını daha da kolaylaştıracaktır.
İlişiki esnasında doğru boşalmanın önemi Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin ilişki esnasında dikkat etmesi gereken noktalardan birisi de birleşme esnasında erkeğin yaşadığı boşalma anıdır. Erkek ilişki esnasında boşalmaya başladığında vajinanın tamamen içine boşalması ve penisini hemen dışarı çıkarmaması gerekmektedir. Böylelikle sperminin tamanını kadının yumurtalıkları ile buluşturma şansını yakalayabilir. Kadının da ilişki sonrasında 15 dakika kadar ayağa kalkmadan sırt üstü yatması önerilmektedir. Hemen kalkılması durumunda spermlerin dışarı akmasına neden olabilir ve bu da beklenen gebeliği engelleyebilir. Kadın sırt üstü yattığı sırada bir miktar spermin dışarı çıktığı görülebilir. Bu normal bir durumur, içeride kalan spermler hamilelik için yeterli olabilecektir. Hamilelik çalışmalarının yürütüldüğü dönemde sigara ve alkolden uzak durulmalıdır Sigara içmek ve aşırı alkolün tüketilmesi erkek spermlerinde ciddi oranda azalma meydana getirebilmektedir. Erkek sperminin azalması durumunda, spermeler yumurtalıkla buluşsa bile yetersiz sperm miktarından dolayı rahime tutunamayabilirler. Bu durumda hamilelik şansı çok büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu yüzden çiftlerin hamilelik çalışmalarını yürüttükleri dönemde sigara ve alkolden özellikle uzak durmaları gerekmektedir.
Stresten uzak durun İki ya da üç birleşme sonucu hamilelik hemen gerçekleşmeyebilir. Bu durumda çiftlerde sıkıntı yaratabilmektedir. Çiftlerin bu dönemde yaşadıkları kaygıların sebeplerinin nedeni stres olmalarıdır. Stres hamileliği olumsuz yönde etkileyen çevresel faktörlerdendir. Çiftler ilk denemelerinde beklenen gebelik sağlnamamışsa hemen umutsuzluğa kapılmamalıdırlar. Hamilelik çalışmalarına devam etmeleri ve kendilerini stresten korumaları gerekmektedir.
Doğru ilaç kullanımı Bu dönemde çiftler kullandıkları ilaçlara dikkat etmeleri gerekmektedir. Çünkü kadın ya da erkeğin kullandığı ilaçlar çiftlerin çocuk sahibi olmalarını engeleyebilir. Örneğin anne adayının kullandığı bir ilaç yüzünden yumurtlama işleme gerçeklemeyebilir. Aynı şekilde erkek bireyin kullandığı ilaç iktidarsızlık, erken boşalma ya da sperms sayısında azalmaya neden olabilir. Bu dönemde kullanılan tüm ilaçların kadın doğum uzmanı bir doktoruna gösterilip, ilaç kullanımının kesilip kesilmeyeceğine karar verilmesi önemlidir.
Kafeini azaltın Kafeinli ürünlerin özellikle de kahvenin direkt olarak hormonlara etkisi olabildiği için çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bir süre uzak kalması gereken ürünlerdendir. Bu yüzden çiftlerin bir süre kafein içeren içeceklerden kendilerini uzak tutmaları gerekmektedir.
Doktor gözetiminde olun Birden fazla kez ilişkide bulunulmasına rağmen çiftler çocuk sahibi olamadılar ise ortada hemen korkulacak ya da umutsuzluğa neden olacak bir durum yoktur. Böyle durumlarda uzman bir kadın doğum uzmanına başvurulabilir. Çünkü erkek de ya da kadında medikal bir hastalık olabilir bu durumda doktor tedavisi ile mümkündür. Ayrıca doktorunuzda alacağınız tavsiye de hamilelik yolunda çiftlere önemli avantajlar sağlayacaktır.
Beslenmenize dikkat edin Eğer ki anne adayı hamile kalmak istediği dönemde diyet yapıyorsa derhal diyetini bırakmalıdır. Çünkü kadın vücuduna giren kalori alımı düştüğü zaman üreme hormonlarında da aynı oradan düşüş yaşanmaktadır. Ancak bu demek oluyor ki aşırı kalori alın ve üreme hormonlarınız artış göstersin. Bu da yanlış bir kanıdır. Hamile kalınmak istenilen dönemde doğru ve dengeli beslenme yeterlidir. Özellikle A ve D vitamini içeren yiyeceklerin yenmesi özellikle tavsiye edilmektedir.
Ağrı kesici kullanımına dikkat edin Ağrı kesiciler hem doktor önerisi hem de reçetesiz alınabildikeri için ulaşımı çok kolay ilaçlardandır. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin dikkat etmesi gereken bir diğer unsur ise, bireylerin istedikleri zaman ağrı kesici kullanmalarıdır. Örneğin kadının yumurtlama dönemi kullanacağı ağrı kesici kadındaki üreme hormonlarına olumsuz yönde etki edebilmektedir. Ağrı kesici kullanımının bu dönemde dikkat edilmesi çok önemlidir. Kullanılması çok gereksinim duyulur ise muhakkak doktora danışılarak kullanılması önerilmektedir.
Gözaltı morlukları ya da siyah halkalar toplumda oldukça yaygın bir problem olarak karşımıza çıkmakta… Tıbbi olarak kişilere bir zararı olmasa da bizleri olduğumuzdan yaşlı ve yorgun göstererek estetik problem oluştururlar.
Gözaltı morluklarının nedenleri:
Allerji: Atopik dermatit ya da allerjik nezle (saman nezlesi) alerjik hastalıkları olanlar. Kaşıntılı deri hastaları kaşımaya bağlı olarak damar içindeki alyuvarların damar dışına çıkmasına ve bölgede hemosiderin denilen renk maddesinin birikimine sebep olurlar. Yine kronik sinüzit ve allerjik solunum yolu hastalıkları bölgedeki toplardamarlarda kan göllenmesine sebep olarak göz altı morluklarına daha sık sebep olur.
Genetik yapı: Bazı ailelerde gözaltı morluklarına daha sık rastlanıyor.
Yaşam biçimi ve alışkanlıklar: Sigara, alkol ve kafein tüketimi,uykusuzluk gibi sebepler göz altı morluklarını arttırırlar.
Derinin incelmesi: Yaşlanmaya veya diğer sebeplere bağlı olarak derinin içindeki kolajen ve yağ kaybı sonucu kılcal damarların deri yüzeyine yaklaşarak daha görünür bir hale gelmesi
Güneş hasarı: Güneş ışınları deride ana renk maddesi olan melanin üretimini arttırarak gözaltı morluklarına (koyu göz halkalarına) yol açabilir.
Deri rengi: Koyu tenli kimseler göz altıımorluklarından daha çok yakınırlar zira düzensiz pigmentasyon geliştirmeye daha açıktırlar.
Gözaltımorluklarının tedavisi:
Gözaltı morluklarının tedavisinde eğer varsa altta yatan hastalıkların tedavisi uygun olur. Soğuk kompresleri uygulaması gözaltı morlukları olan hastalarııgeçici olarak rahatlatabilir. Yine uykunun düzene sokulması ve yatarken ekstra bir yastık kullanılması göz altı toplardamarlarındaki dolgunluğu azaltarak etkili olabilir. Lokal etkili kremlerden E,C ve K vitamini içeren kremler, retinol ve glikolik asit içeren ürünler göz altı koyuluklarını kısmen giderebilir. Gözaltı morluklarına bitkisel çözüm olarak sunulan ürünler de kısmen faydal olsa da bu yöntemle de kalıcı bir çözüm üretmek zordur.
Son yıllarda özellikle lazerlerin kullanımı göz altı morluklarının tedavisinde umut verici sonuçlar vermektedir. Bu amaçla kullanılan lazerler tek başına ya da kombine kullanılabilmektedir.
1-Q-switched Nd-YAG lazer
2-CO2 ve Er-YAG lazerler
3-Fraksiyonel lazer
4-Pulsed dye lazer
Lazer tedavisinde genelikle birden fazla seansa ihtiyaç duyulur (sıklıkla 3-4). Seans sayıları kullanılacak cihaza göre planlanır.
Adetin az gelmesi veya adet siklusunda meydana gelen adet kanamasının az olmasına tıp literatüründe “Hipomenore” denmektedir. Adet kanamasının az gelmesinin birçok nedeni olabilmektedir. İlerleyen kadın yaşına bağlı olarak adet kanamalarının miktarlarında azalma olabilmektedir. Doğum kontrol gibi hapların da kullanılması adet kanamasının miktarını azaltan bir başka faktörlerdendir.
Adetin az gelme nedenleri? Adet kanamasının miktarının az olmasının nedeni genellikle hormonlar ile alaklı bir durumdur. Kadın vücudundaki hormonal bozukluklar veya değişen hormonlara bağlı olarak adet kanamasının da miktarında azalmalar yaşanabilir. Özellikle çevresel etkenlere bağlı olarak meydana gelen stres de adet miktarını etkilemektedir. Bir olay karşısında kadının verdiği tepki (aşırı stres, travma, şoke olma durumu) hormonlarına etkileyebilmektedir. Değişen hormonlarda adet sikluslarındaki kanama miktarında azalmaya sebep olabilmektedir.
Adet kanamasının az olmasının bir diğer nedeni de kadının yaş grubudur. Özellikle 40 yaşını geçmiş kadınlar menopoz riski ile karşı karşıyadılar. Kadının vücudundan östrojen hormonu yavaş yavaş çekilmekte ve doğurganlığı da azalmaktadır. Tüm bu etkenlere yani kadınlık hormonlarının azalmasına bağlı olarak da adet kanamasının miktarında azalma yaşanabilmektedir.
Rahim içinde meydana gelen enfeksiyonal yapışıklıklar da adet döneminde yaşanan kanamanın azalmasına neden olabilmektedir. Yapışıklığın derecesine bağlı olarak adet miktarı da değişim gösterecektir. Eğer ki rahimdeki yapışıklıklar çok ileri derecedeyse hiç adet kanaması gerçekleşmeyedebilir.
Aktif bir cinsel yaşamı olan kadınlardaki adet kanamasının azalması halinde mutlaka gebelik şüphesi akla gelmelidir. Eczaneden alınacak gebelik testleri ile yapılacak olan test ile, kadın hamile olup olmadığını rahatlıkla anlayabilir.
Az gelen adet kanamaları sonrasında ne yapılmalıdır? Özellikle 20 ile 35 yaş grubu arasındaki kadınlarda az miktarda gelen ve 2 günden daha kısa süren adet kanamaları karşısında mutlaka uzman bir hekime başvurmak gerekmektedir. Az gelen adet kanamasının yüksek oranda sebebi hormonal bozukluklardır. Ancak bunun anlaşılabilmesi içinde kadınlık hormonunun yeterli salgılanıp salgılanılmadığına bakılması gerekmektedir. Bu tespit için klinik ortam şarttır ve ancak doktor gözetiminde yapılması gereken testlerdir. Doktor tedaviyi, kadının adetinin az gelmesine sebep olan etkene göre belirleyecektir.
Normal bir adet kanamasının miktarı ne olmalıdır? Normal bir adet kanamasının miktarının tespit edilmesi ve normal olup olmadığına karar verilmesi biraz zordur. Bu durum her kadının ped değiştirme sıklığının farklı olmasıyla alakalıdır. Ancak normal şartlar altındaki bir adet kanamasında kadının günde 2 ped değiştirmesi normal kabul edilmektedir. Bazı kadınlar aşırı hassas ve titiz olduklarından dolayı çok hafif bir kan pıhtısı dahi görseler pedlerini değiştirebilmektedirler. Ortalama olarak günlük 1 veya 2 ped değişimi normal adet kanamasının miktarını göstermektedir. Unutulmaması gereken bir diğer faktör de adet kanamasının en az iki gün boyunca devam etmesi gerektiğidir.
Günümüzde dövme silme tedavisi, Q switched (q-anahtarlı) lazerler ile yapılmaktadır. Q switch lazer dışındaki yöntemler genellikle iz bıraktıkları için tercih edilmez. Q anahtarlı lazerler çevre deride iz bırakmadan dövme boyasını parçalıyayarak dövme temzileme işlemi yapabilirler. Dövme boyası, vücut hücrelerinin atamayacağı kadar büyük boyutta deri altına yerleşmişlerdir. Bu yüzden dövme kalıcı bir işlemdir. Q switch lazerler deriye zarar vermeden dövme boyasını küçük parçalara ayırır. Böylece dövme boyası hücrelerin yakalayıp atabileceği kadar küçük boyuta gelir ve dövme temizleme tedavisi gerçekleşir. Pigment ne kadar yoğun ise ve profesyonelse seans sayısı o oranda artar. Her dövme sildirme seansında dövmenin rengi %10-20 oranında açılır.
Dövme sildirme işleminin başarılı olabilmesi için dövme en az 1 yıllık olmalıdır. Dövme silme tedavisi 6-8 hafta aralıklarla yapılırr. Tam bir dövme temizleme için kalıcı makyajın da aralarında olduğu amatör dövmelerde ortalama 4-6 seans , profesyonel dövmede 6 seans üzerinde tedavi gerekebilir.
Dövme çıkarma işleminde kullanılan cihazlar şunlardır:
Q switched ruby lazer ( siyah, lacivert yeşil renkli dövmeler )
Q switched alexandrite lazer ( siyah, lacivert yeşil renkli dövmeler )
Pulsed dye pigment lazer ( kırmızı yeşil lacivert renkli dövmeler )
Q switched ND YAG lazer koyu tenli kişilerin dövme silme tedavisinde daha güvenle kullanılmaktadır. Dövme sildirme fiyatları dövmelerin boyutuna göre değişir. Büyük dövmelerde seans sildirme fiyatı küçük dövmelere göre daha yüksektir.
Dövme silme işlemi esnasında lokal etkili anestezik kremler ve soğutucu uygulamaları genellikle anestezi için yeterlidir.İşlem sonrasında birkaç hafta süreyle epitelizan kremler uygulanır. Güneş gören bölgelerde işlem dövme sildirme işlemi süresince seans aralarında güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.
Yüzyıllar içerisinde herşeyin değiştiği gibi güzellik anlayışı da değişime uğramıştır.Bilgi iletişimi ağındaki gelişmeler, dünyanın daha global olmasını sağlamış , güzellik ,bilgi her istediğimizde önümüze gelir vaziyete gelmiştir. Bu iyi midir kötü müdür tartışılı durumdadır, çünkü bunlar arasında bilgi kirliliği,dezenfermesyon, kişinin özel hayatlarına ait detaylar, bilişim suçuna girebilecek davranışlar bu döneme damgasını vurmuştur.
Haliyle insan da tüm bunlardan etkilenip hem ruhunu hem de bedenini araştırmaya,beğenip beğenmemeye başlamıştır.
Estetik algılar toplumlara ve kişilere göre değişir,ancak yetişkin bir insanın kendi vücudu ile ilgili sağlığını tehlikeye atmayacak ölçüde tasarrufu olduğu kanaatindeyim.
Burun , kulak estetiği yüz germe vs. gibi yöntemler ne kadar sık uygulanıyorsa artık vajinoplasti, labioplasti, vajen daraltma, vulva beyazlatma gibi yöntemlerde özellikle son dönemde ciddi bir artış var.Bu işlemler elbette hastadan gelen talep üzerine yapılan estetik operasyonlar , yoksa buna biz hekimler öneride bulunup karar vermiyoruz.
Bahar aylarını yaşadığımız şu günlerde hepimizde tatlı bir telaş görülür. Yaza formda girmek ve kış boyunca aldığımız kiloları geri vermek isteriz. En çok bu aylarda spor yapar ve ter atarız. Spor ve sıcak hava ile birlikte ter atma oranımız artar ve bu kimilerimiz için büyük sorun haline gelebilir. Hatta bazıları yaz kış farkı olmaksızın bu sıkıntıyı sürekli yaşarlar. Mutlaka sizde karşılaşmışsınızdır onlarla. Aşağıdaki yakınmalardan bazıları size veya bir yakınınıza tanıdık gelebilir.
İnsanlarla tokalaşmaktan çekiniyorum, ellerim sürekli terliyor. Çizim yaparken elimin altına peçete koymam gerekiyor.
Ayaklarım sürekli terlediği için bir başkasının yanında ayakkabımı çıkartamıyorum
Gömleğimdeki ter izlerinden dolayı toplantılarda ceketimi çıkartmak istemiyorum.
Yıllardır açık ayakkabı giymek isterim, terden dolayı giyemiyorum.
Eğer siz de bu tip bir sorunla karşılaştıysanız veya bir yakınınızın bu tip yakınmalarına şahit olduysanız Hiperhidroz ile ilgili bilgilenmenizde fayda var demektir.
Hiperhidroz nedir?
Hiperhidroz kelime anlamı olarak aşırı terleme anlamına gelir. Terleme vücudun kendini serinletmesi için kullandığı en önemli yollardan biridir. Hiperhidrozlu insanlar ısı kontrolü için gerekenden çok fazla ter salgılarlar.
İki tip hiperhidroz vardır. Genel hiperhidroz bütün vücudu etkiler ve daha seyrek görülür ve genellikle başka bir hastalıkla ilişkilidir.
En genel tip; bölgesel hiperhidrozdur. Koltukaltı terlemesi, şikayetlerin % 30-40’ını oluşturur. Geri kalan kısımda el ve ayak terlemesi önemli yer tutmaktadır. Daha seyrek olmakla beraber yüz de etkilenebilir.
Hiperhidroz ne sıklıkla görülür?
Her 100 kişiden birinde hiperhidrozun bir şekli görülür. Genellikle ergenlikte ve 20’li yaşlarda başlar.
Bölgesel hiperhidroz neden oluşur?
Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hiperhidrozu olanların üçte bir ila yarıya yakınının akrabalarında aynı sorunu olan bulunmaktadır. Bu da kalıtsal bir neden olduğunu düşündürmektedir.
Vücutta hiperhidroza neden olan nedir?
Bölgesel hiperhidroz bir tür ter bezinin aşırı çalışmasından veya sorunlu olan bölgede fazla miktarda bulunmasından kaynaklanır. Bu ter bezleri vücutta her yerde bulunmakta ancak en sık olarak el, ayak ve koltuk altında bulunmaktadır. Hiperhidrozu olanlar yüksek miktarda ter üretirler. Bu da el, ayak, göğüs veya koltuk altının (vücudun etkilenen yerine bağlı olarak) sürekli olarak ıslak olması demektir. Bu durum kişiyi işte ve sosyal hayatta zor durumda bıraktırabilir ve normal günlük aktivitelerin sürdürülmesini zorlaştırabilir. Hiperhidrozun koku yaptığı doğru değildir; bazıları terin koku yaptığını düşünür, aslında koku terin ciltte uzun süre kalması ile oluşan bir bakteriden kaynaklanır.
Hiperhidroz için ne yapabilirim?
Kendi başınıza alabileceğiniz bazı önlemler: Sizi serin tutacak giysi seçin. Doğal pamuklular serin tutar ancak teri emerler ve ıslak kalırlar. Gün içerisinde giysi değiştirmeye çalışın. Çalışma ortamınızı serin tutun ve iyi havalandırın. Terlemeye yol açan yiyecek ve içecekten uzak durun. Bu herkese göre değişir, sizi etkileyenleri tespit edebilirsiniz. Stres, gerginlik ve endişe herkes için genel bir problemdir. Hiperhidrozu olanların bu durumlarda terleme ile ilgili başka zorlukları da olur. Gün içerisinde stresi nasıl azaltacağınızı düşünebilirsiniz, aktivitelerinizi dikkatli planlayıp ve dinlenmek için zaman ayırabilirsiniz. Ter kokusu kişisel temizliğe verilen önemle giderilebilir; gerçi sürekli terleyen biri için bu kolay olmasa da etkili ve basit bir önlemdir.
Tedavisi var mıdır?
Bölgesel hiperhidroz tedavisinde bazı deodorant ve spreyler kullanılabilir ancak bunlar sadece kısa süreli etki gösterirler, iontoforez denilen bir dermatolojik metod el ve ayaklardaki hiperhidroz için kullanılabilir. Ancak bu metod da haftada en az iki kez uygulanma gereği ve etkinin kalıcı olmaması nedeniyle tedavi başarısı ve hasta uyumu düşüktür. En radikal tedavi terleyen bölgedeki ter bezlerinin cerrahi metotlarla çıkarılmasıdır. Ancak bu metod çoğu hasta için zahmetli ve tercih edilmeyen bir alternatiftir.
Bölgesel aşırı terleme probleminde en başarılı sonuçları aldığımız yeni bir tedavi şekli ve bu tedavide kullandığımız bir ilaç var: BOTOX
Botox nedir ? Nasıl etki eder?
Botox deri altına enjekte edilen bir ilaçtır. Hiperhidroz için önerilir, yıllardır göz, yüz, boyun ve ayakta kullanılmaktadır. Deri altına çok az miktarda (ortalama 100 ünite) enjekte edilen Botox ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici süre bloke ederek ter bezlerinin ter üretimini bölgesel olarak engeller.
Botox yapıldığı bölgedeki duyu hislerini etkilemez sadece ter bezlerini etkiler.
Botox nasıl uygulanır?
Çok ince uçlu iğnelerle terleyen bölgeye sık aralıklarla uygulanır. Terlemenin en yoğun olduğu bölgeyi görmek için renk veren bir solüsyon sürülebilir. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Enjeksiyon yapılan bölgede ağrı olmaması için sıklıkla lokal bir anestezik krem kullanılabilir, ya da enjeksiyon bölgesi kısmi olarak uyuşturulabilir. Uygulamadan hemen sonra kişi günlük aktivitesine geri dönebilir.
Ne kadar süre sonra etkili olmaya başlar ve etkisi ne kadar sürer?
Uygulamadan sonraki ilk hafta içerisinde iyileşme gözlenir. Botox’un etkisi genellikle 4 ila 10 ay sürer. Etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılır.
Botox uygulamalarına devam etmezsem ne olur?
Botox’un etkisi bir süre sonra geçmeye başlar. Eğer devam etmezseniz uygulanan bölgelerde kalıcı bir değişiklik olmaz ve terleme düzeyi yavaş yavaş tedaviye başladığınız seviyeye gelir.
HPV , human papilloma virüs, cinsel temasla bulaşır. Hem erkeklerde hem kadınlarda HPV virüs enfeksiyonunun etkileri görülebilir.
Erkeklerde görülen HPV virüs enfeksiyonunun belirtisi genital siğillerdir. Kadınlarda ise bulaşan HPV virüsünün tipine göre, virüs enfeksiyonun etkisi dış genital bölgelerde genital siğiller, rahim ağzında ise smear ile tespit edilen rahim ağzı hücresel bozuklukları (ascus, cin 1-2-3), ileri dönemlerde ise rahim ağzı kanserleri olarak görülebilir.
Kadınlarda HPV virüsü siğile sebep olduğunda belirtileri erken ve kolay gözlenir. Ancak rahim ağzı hastalığı yapan tipler bulaştığında, hiç belirti vermeden de uzun yıllar virüs taşınabilir. Bu yüzden hiçbir şikayeti olmayan hanımların, rutin yıllık kontrollerini yaptırmalarını, smear takibini aksatmamalarını önermekteyim.
Kötü kokulu akıntılar, rahim ağzı hasarları, yaraları, ilişki sonrası kanamalar gibi belirtiler HPV virüsünün rahim ağzında yarattığı enfeksiyon veya tahribatın belirtileri olabilirler.
Smear testi ile rahim ağzında virüs etkisi saptandığı durumlarda, virüs tiplemesi ile bulaşan virüs tipinin kanser yapma etkisinin olup olmadığını tespit etme şansımız bulunmaktadır.
Klasik bilgilerimiz siğil veya kanser yapan virüs tiplerinin bulaştıktan sonra, vücuttan arınamayacağı ve sebat edeceği yönündedir.
Tedavileri ise virüsün yaptığı etkilere göre planlanır. Genital siğillerin tedavisi, siğillerin koterizasyonu veya dondurulması ile yapılır. Daha sonra da nüksü engelleyici medikal tedaviler uygulanabilir. Virüs genital bölgede cilde yerleştiği için bağışıklık sistemi baskılandığında siğillerde tekrarlamalar görülebilir.
Rahim ağzına bulaşan HPV virüslerinin yönetimi, smear testinin sonucuna göre planlanır, tedavi ve takibi bu sonuca göre yapılır. Rahim ağzındanki etkilere göre, tanı ve tedavide, kolposkopi, biopsi, leep ile konizasyon veya soğuk konizasyon işlemleri yapılabilir. Rahim ağzı hastalığı tespit edildiğinde bu işlemler ile patolojiyi ortaya koyarak, cerrahi sınırların sağlam olduğunu teyit ettiğimiz sürece 3-6 aylık smear takipleri ile hem hastalıksız hem de güvenli bir takip yapmış oluruz.
HPV virüsü tespit edilen hanımların çoğu, hemen kanser olduk korkusuyla bize başvurmaktadırlar. Yanlış ve eksik bilgilerden dolayı, doğru hekime ulaşana kadar bu kaygılar devam etmektedir. Hpv enfeksiyonunun ileri dönem etkilerinden olan rahim ağzı kanseri ancak takipsiz ve ilgisiz hanımların başına gelebilmektedir. HPV virüsünün etkileri ve rahim ağzı hastalıklarının ilerleyişi aşamalardan geçtiği için, rahim ağzı kanserine dönüşümü 8-10 yılı bulabilmektedir.
Bu bilgilerin ışığında sizlerle paylaşmak istediğim öneriler şunlardır; Hiçbir şikayetiniz olmasa dahi yılda bir kez jinekolojik muayene olup smear aldırmalısınız. Her kötü kokulu akıntı, vajinal kanama virüs varlığına veya rahim ağzı kanserine işaret etmez. Ancak bu şikayetleriniz olduğunda ihmal etmeden muayene olmalısınız. Smear testi hayat kurtarıcı bir tarama testidir, kesin tanılar şüpheli smear sonuçları tespit edildiğinde yapılacak biopsi sonuçları işe konulur. Tanı, tedaviler ve takipler biopsi yani alınacak patoloji sonuçlarının ışığında yönetilir.