Blog

  • Aldatma sonrası ilişkiyi adım adım kurtarma

    EŞİMİ GERİ İSTİYORUM! diyorsanız, bilin istedim; Bağışlama bir gecede gerçekleşmeyecek.

    Yasak bir ilişki, genellikle evliliğinizin altında yatan sorunları gösterse de, seçimlerinizin ve eylemlerinizin sorumluluğu tamamen size aittir.

    Öncelikle kendinize, “ilişkimiz kurtarılmaya değer mi?” diye sorarak başlayın.

    Değeceğini düşünüyorsanız, tüm mazeretleri bir kenara bırakıp yüzde yüz sorumluluk almalısınız. Her şeyi kabul edip devam etmeye hazır hissettiğinizde, eşinize, olanlarla ilgili cevap verme konusunda istekli olun. Duygularınız ve yaşananlar hakkında eşinize dürüstçe cevaplar vermezseniz iyileşme olmaz.

    “Yalnızca gerçek pişmanlık iyileştirir.”

    İlişkide güveni arttırmak için aldatan kişinin bundan sonra yaşamın her alanında dürüst olması beklenilir. Sadakatsizlik bırakıldı veya belli bir süre ara verildi diye güven otomatik olarak geri gelmez. Her durumda hesap verebilir olun (harcamalar, geziler, iş yerindeki sorunlar, sosyal etkileşimler vb. hakkında), bazen acı verse de korkmadan gerçekleri söylemek gerekir. “Titiz bir dürüstlükle gerçekleri söylemek” aradığım cümle bu sanırım.

    Artık Yalan YOK. Sır YOK…

    Bu ne çok kolay ne de eğlenceli bir süreç. Güveni inşa etmek zaman ve büyük çaba gerektirecek. Beyaz yalanlar bile yasak, eşiniz çöpü dışarı çıkarma konusunda dahi bir yalanınızı yakalasa, bunu diğer yalanlara eşit olarak düşünecek ve kriz ortamı yaratacaktır. Süreci hızlandırmanın tek yolu her konuda şeffaf (telefon, sosyal medya şifreleri, erişilebilirlik v.b) olmaktır.

    TAM DÜRÜSTLÜK kolay değildir…

    Dürüstlük sözlerden çok davranışlardadır. Diğer kadın veya erkekle olan ilişkinizi tamamen kesmelisiniz. İletişime geçmek durumunda kalırsanız, eşinizle bunu paylaşmalısınız. Kendi çabasıyla öğrenirse her şey başa sarabilir. Tüm ilerleme kaybolur.

    İhanet için itiraf etmek, özür dilemek yeterli değildir. Samimi olun. Özürler sık aralıklarla aylarca hatta yıllarca sürebilir. Son sözü eşiniz söyleyecek gibi görünse de ilişki gibi karar da sizin…

    TAMAM mı? DEVAM mı?

    Cevap DEVAM ise; eşinize onun değerli olduğunu hissettirin, onunla bağlantıda olun. Sakin ve odaklanmış bir şekilde ilişkinize sahip çıkın. Dış dünyayı sessize alın. Eşinizin samimiyetinizden emin olmasını sağlayın, onunla göz teması kurun, olumlu ses tonu ve vücut dilinizi kullanın. Sadakatsizliğin ilişkiye son vereceğini varsaymak kolaydır. İyileşme mümkün olsa da sağlıklı bir ilişki için yeniden yapılandırma zordur. Eşler birlikte kalabilirler, fakat kırılmış güveni tamir etmekte zorlanırlar.

    Ne zaman mı düzelecek? Bunun için bir süre vermek zor. Ancak şunu söyleyebilirim uzun ve engebeli bir yol sizi bekliyor.

    UNUTMAYIN! İlişki genelde sadakatsizlikten çok bencillik ve güvenilmezlik devam ettiği için bitiyor.

    Sadakatsizlikle gelen çiftlerle ilk olarak iletişim çalışıyoruz. İyi iletişimin çiftlere kesinlikle yardımcı olduğunu düşünüyorum. Çiftler kim olduklarını ve ilişkiden ne beklediklerini daha iyi anlayarak ilişkilerini yeniden yapılandırabiliyor.

    İlişki dinamiklerini yeniden harekete geçirmek için istekli çiftlerin, sadakatsizlikten sonra da MUTLU bir İLİŞKİ yaşayabileceklerini bilmeleri gerekir.

  • İlişkilerde çatışmayı yönetme

    Çatışma kaçınılmazdır. Önemli olan çatışmayı nasıl yönettiğimiz ve adil bir şekide nasıl mücadele ettiğimizdir. Bu mücadele için ihtiyacımız olan en önemli şey beynimizin akıllı kısmını mümkün olduğu kadar aktif tutmak olacaktır.

    Beynimizi iki kısıma ayıracak olursak;

    Birinci kısımı; sürekli güncellenen, üst beyin “akıllı beynimiz

    İkinci kısım; onbinlerce yıldır hiç değişmemiş, hiç evrim geçirmemiş, “ilkel beynimiz”dir.

    Çatışmaya bizi en çok sürükleyen taraf “ilkel beynimiz”dir. İlkel beynimiz, kendini korumaya yönelik olarak, düşünmeden ,aç gözlü, saldırgan ve kuşkucu bir yapıya sahip olabilir.

    Beynimizin bu ilkel kısmı aslında bizim hayatta kalmamızı sağlayan, hızlı çalışan bölümüdür. Savaş ya da kaç tepkilerimizi harekete geçirir.

    Akıllı beynimiz; mantık yürütür, huzuru korur, akıllı ol, pişman olacağın şeyler yapma diyerek, bir sonraki adımı ve olacakları düşünerek hareket etmemizi sağlar.

    İlkel beynimizde olan önce kendini koru mantığı, bizi hoşgörü penceresinden çok çabuk çıkarabilir. Oysa çatışmaları kazan-kazan tarzıyla ele alma yeteneğine sahibiz. Çatışmayı yönetmek ve adil bir şekilde mücadele etmek için en iyi fırsatımız birbirimizi hoşgörü penceresinde tutmakla olacaktır. Bunun içinse akıllı beynimizi sürekli çevrimiçi tutmamız gerekecektir.

    Uzun danışmalardan sonra bile kararınızı verme süreniz bir an olacaktır. Bu kararın doğru olanını yalnız akıllı aklımızın yardımıyla verebiliriz.

    Peki bu “akıllı” olan aklımızı nasıl aktif tutacağız?

    Gözlerini kullan. İlkel beynin panzehiri olarak güvenlik ve samimiyeti iletmek için kullanılabilir. (Yüz yüze veya gözgöze bakmadığınız yerlerde metin veya mesaj yoluyla savaşmayın) bu benim çok üzerinde durduğum bir konu. Partnerinizle sessizce birbirinizin gözüne 3 dk bakın ( ne hissettiniz? zaman nasıl geçti? Notlar alın) ilk başta zor gelsede farklı hissedeceksiniz, bana güvenin.

    Bir konuya sadık kalın. Kavgada bir konudan diğerine atladığınızda sis perdeleri oluşur. İlkel aklımız korumaya geçer, uyarılır ve savaşa hazırlanır.

    Beden dili. Vücudunuzu nasıl kullandığınızdan emin olun. Ani hareketler ilkel aklımızı harekete geçirir ve savaşa hazırlar.

    Kendinizin farkına varın ve gereken düzenlemeleri yapın. Derin nefesler alın kendinizin ve partnerinizin ne düşündüğüne ne hissettiğine odaklanın. Bunun için değişik düzenleme araçları kullanabilirsiniz.”Şu andan sonraki 10 dakika- 10 gün sonra söylediğim söz veya yanıt için ne düşüneceğim? Ne hissedeceğim? Sayının önemi yok.” Önemli olan düşünerek akıllı beynimizden yardım talep etmek ve onu konuya dahil etmek.

    Ses tonunuza dikkat edin. Konuşmanızda patlamalar, titremeler ve dalgalanmalar varsa hoşgörü penceresinden dışarı çıkmaya yaklaştınız demektir.

    Öfkemiz iyi hissettirebilir ancak bize iyi hizmet etmiyor. Genelde hoşgörü penceresinin dışına çıkmamıza sebep oluyor. Orada kalabilmek için kendinizi düzenlemeye başlarken eşinize bunu iletin. Bunca insan arasından birbirinizi seçtiğinizi ve onu olduğu gibi sevebildiğinizi hatırlatın. Gözleriniz, sesiniz ve beden diliniz sizi desteklesin.

  • Hedefleri belirlemek ve ulaşmak ve hedefler

    Hedefleri belirlemek önemli.’’Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur’’ demiş Peter F.Drucker. Bunun içinde aklımızdan geçen düşüncelerle ilgili şu sorulara cevap vermek gerekir.

    1) Ulaşmak istediğim hedefler

    2) Bu hedeflere ulaşmak istememin nedeni

    3) Eğer bu hedeflere ulaşırsam hayatım şu şekilde değişecek

    4) Eğer hedeflerime ulaşırsam daha mutlı olacağım çünki…

    Bu sorulara cevap verip hedelerimizi belirledikten sonra 3 şeye inanmanız gerekir

    1) Onlara ulaşmak mümkündür

    2) Onlara ulaşabilirim

    3) Onlara ulaşmayı hak ediyorum.

    Bu süreçten itibaren de hedeflerinize ulaşabilmek için NET ve BELİRLİ bir tarih tespit etmek önemli.

    Örneğin; Kilo vermek istiyorum yerine 5 Ağustos’a kadar 3 kilo vermiş olacağım,bir evim olsun istiyorum yerine 2020 yılının Temmuz ayında kendi evimin salonunda çayımı yudumluyor olacağım gibi. Tabi bütün bunların gerçekleşebilmesi için gerekli çaba, hazırlık ve alt yapının oluşturabilmesi gerçekliğini de unutmamak gerekir. Vee en önemli faktörlerden biri de her gün ulaşmayı istediğiniz hedeflerle ilgili HAYAL KURMAK..

    Unutmayın ki HER ŞEY HAYAL KURMAKLA ve SORUNLAR YAŞANSA BİLE ASLA VAZGEÇMEMEKLE BAŞLAR.Sevgiyle Kalın….

  • Aile danışmanlığı (pozitif – negatif aile)

    Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Çocuklu, çocuksuz, tek ebeveynli, çekirdek, geniş, hiç evlenmemiş gibi tüm kavramlar ailenin temel tanım biriminde yer alır.

    POZİTİF AİLE

    1.Aile bireyleri birlikte olmaktan keyif alırlar.

    2.Birbirlerinin fikirlerine saygı duyarlar.

    3.Aile bireyleri ibirbirlerinin ihtiyaçlarını bilir ve karşılarlar.

    4.Aile bireyleri birbirlerini tamamlar, dayanışmacı ve sağlam duygular temel ikelerindendir.

    5.Aile bireyleri birbirlerinin kişiliklerin olduğu gibi kabul eder, farklılık otomatik olarak kabul edilir.

    NEGATİF AİLE

    1.Bireyler birbirlerine karşı özensizdir ve kendilerini açmazlar.

    2.Bireyler birbirlerini gözmezden gelir. Bundan dolayı çaresizlik ve yalnızlık duyguları kaçınışlmaz olur.

    3.Aile bireylerinin diğerlerinin istediği gibi davranma eğilimindedir.Karşı taraf nasıl biri olduğunu yansıtmadığı için beklenildiği gibi davranmaya çalışılır.

    4. Tatminsizliğin duygusal acısını gizlemek için çok çaba harcanır. Bu durum genellikle somatik yakınmalara veya antisosyal davranışlara neden olur.

    5.İhtiyaçların karşılanmamasından dolayı, yapay bir çaresizlik veya güç gösterisi yoluyla diğerleri kontrol edilmeye çalışılır.

  • Ruhsal travma

    1. Travma nedir, Ne değildir?
    2. Travmaya sebep olan olaylar nelerdir
    3. Psikoterapistler ve psikanalistlerin Bu konuda görüşleri nelerdir(hanna Levenson James Masterson kenberg
    4. Kuramların travma hakkında yaklaşımları nelerdir
    5. Travma örnekleri
    6. Post travmatik stres bozukluğuı ve travmanın birbirinden farkları ortak özellikleri nelerdir
    7. Travmanın tedavi yaklaşımları nelerdir
    8. Travma ruha neler yapar?
    9. Tedavi metotları nelerdir?
    10. Travma tedavisinde dikkat edilmesi gereken hususlar?
    11. Travma tedavisinde süreç nasıl devam eder
    12. İyileşmenin belirtileri nelerdir?
    13. Ruhsal travmayı anlamak?
    14. Travma Beyni Nasıl etkiler?
    15. Günlük hayattaki travma örnekleri?
    16. Konu hakkındaki yayınlar yazarlar kitaplar belgeseller
    17. Aydınlatılan noktalar, Aydınlatılmayan yerler nelerdir?

    Travma ani beklenmedik Olaylardır.

    Travma dıştan gelir.

    İnsanlar Travmaya farklı tepkiler verirler. Verdikleri tepkiler Patolojinin kendisi değildir. İnsanlar travmaya Nasıl tepki verirler?

    İnsanlar travmadan nasıl etkilenirler?

    Travmayı kolaylaştırıcı faktörler nelerdir?

    Tüm canlılar doğarlar büyürler ve ölürler. Bu optimal Bir çizgidir. Doğal akışında herşey iyi gittiğinde kişi Abraham Maslow ‘un kendini olgun insan yapma potansiyeline sahiptir.

    Doğal akış insan yavrusunun güvende, sıcak, etkiye tepkinin olduğu, genetik olarak sağlam, annenin ve babanın insan yavrusunun ihtiyaçlarını karşıladığı güven duygusunun olduğu uygun ortam demektir. Bu uygun ortam içerisinde İnsan yavrusu hayal dünyasını ve gerçek dünyayı anlayabilecek Hissedebilecek düşünebilecek hareket edebilecektir. Hayal dünyası zengin gerçek dünya ile uyumlu bir sürecin devam ettiği bir hayat hikayesi yazacak kendiliği olacaktır.

    Kendi sınırlarını bilen, Kendini tanıyan, kendi duygularının ve kendi vücudunun her an farkında olarak hayatı coşkulu, meraklı, sorgulayan, güvende, yaratıcı, Kendini seven, kendine güvenen, insanları seven ,insanlara güvenen Ve kendi amaçları hayalleri idealleri için sonuna kadar çalışan azim eden bir hayat yaratacaktır. Hayattaki engeller ve kolaylıkları anlayabilecek ve bunlarla kendi istediği hayatı kurabilecektir. Böyle bir insanın kendi ile ilişkisi diğer insanlarla ilişkisi , diğer canlılar ile ilişkisi Ve Allahla ilgili ilişkisi sağlıklı olacaktır.

    Bu insanın çok zorlandığı ,yalnız kaldığı, yardıma ihtiyacı olduğunda kolaylıkla diğer insanlardan yardım alabilecek, kendi kendine yardım edebilecek ve yaşadığı zorlukların üstesinden geleceğine inanacaktır. Çaresizlik içinde kıvranıp başkalarından bu olayı çözmelerini istemek yerine kendisinin bunun üstesinden nasıl geleceğini araştıran sorgulayan bir Kendilik yapısı olacaktır.

    Kendi gerçeğini anlayabilen ve bunu anlatabilen bir beceriye sahip olacaktır. Kendisi dışındaki dünyayı anladığı, gördüğü, hissettiği, istediği şekilde değil, her insanın farklı olduğunu, özelliklerinin farklı olduğunu, kapasitesinin farklı olduğunu anlayabilecek, hayatın gerçekliğini öğrenmeye açık olacaktır. Bu ölünceye kadar devam eden bir zenginleşmeye gidecektir.

  • Duygu koçluğu

    Birincil duyguya Varış

    Koçluk, danışanlarını onların bedensel duygularının anlamını kavramaya yardım etmeyi kapsar. İnsanlar ne hissettiklerinin farkına varır varmaz ya

    a) duygularını takip etmeye ve onlara göre davranmaya ya da

    b) duygularının onları içerisindeki bir şeylerin kargaşa içinde olduğunu İşaret ettiğine hükmetmeye ihtiyaç duyarlar.

    İkilem, duygularla ne zaman değiştirilmesi gerektiği ve onların ne zaman değiştirileceğidir. Bazı duygular insanlara kendi iç dünyalarının Üzgün olduğunu söyler. Eğer böyleyse, yanlış olana dikkat etmeleri ve onu nasıl düzelteceklerini bulmalari gerekir.

    Sağlıklı bireylerde, duygu ortaya çıkar çıkmaz, hissedilen şeyin farkına varılması da ortaya çıkar.

    Duygu ve farkındalık, insanların uygun davranış biçimini ayırt etmelerine yardımcı olmak için birlikte çalışır. Bu şekilde duygu ve mantığı bütünleştirmek gerçekten günlük yaşamın kalbidir. Koçluk, eğer onlarda yoksa insanları bu beceriyi kazandırmak için öğretmeyi veya onlarda zaten varsa geliştirmelerine yardımcı olmayı kapsar.

    Önceki bölümde ortaya konan koçluk sürecinin adımlarındaki ilk dönüm noktası, insanların şuan hissettikleri duygunun onların Çekirdek öz duygusu olup olmadığını değerlendirmeye yardımcı olmaktır. Bir duyguya varınca, koç ve danışanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklerini ya da bunun az sonra geride bırakılacak sadece bir ara durak mı olduğunu birlikte belirlemelidirler. Hangi ipuçları bir durumu asıl, insanın kendisiyle kalması gereken, olup olmadığını göstermeye yardım eder?

    Bir duygunun birincil bir duygu olup olmadığını değerlendirme

    İnsanlar bir duyguyu taze ve yeni olduğu için Çekirdek olarak kabul ederler. Gerek içsel gerek dışsal olsun değişen durumlara karşılık olarak o anda ortaya çıkar. O, eski oyalanan ve hareket etmeyen durgun bir duygu değildir. İki yıl önce bir terfide, devamında istifanın geldiği gözardı edildiğini hatırlamaya duyulan geçmiş kızgınlık değildir, aynı şekilde çözümlenmemiş acıdan gelen şikayet duygusu da değildir. Bunun yerine, danışanın genellikle çok açık ve belki de savunmasız hissettiği şekilde bırakan hayati bir duygudur. Bu, bir danışanın kendisinden çıkar sağlandığını hissettiğinde yaşadığı öfke, sevdiği bir arkadaşını hastalıktan kaybetmenin üzüntüsü, hatta bluz ya da pantolon fermuarının herkesin önünde açık olmasının mahcubiyeti veya ayıbı olabilir. Tedavi de bu, genellikle en temel olan önceden kaynağı belirtilmemiş bir duygudur.

    Danışan bir şeyler hissediyorsa, danışan ile koçun veya aralarında yaşanan sürecin İlkin şu soruyu cevaplandırması gerekir: bu duygu, daha temel olanı gizleyen ikincil bir duygu mu? Örneğin, bu öfke acının üzerini kapatıyor mu? Bu acı, öfkenin üzerini kapatıyor mu: utanç veya korku, öfkenin arkasında mı; boşluğun arkasında gizlenen acı var mı; çaresizlik içinde bile daha derin gözyaşları mı var? Bu duygu bir başka, daha temel duyguya bir tepki midir,?Danışan üzüntüsünden endişeli mi, öfkesinden korkuyor mu, savunmasızlığından utanıyor, korkusundan korkuyor mu ya da hicabına (Utanma, sıkılma)üzülüyor mu?

    Birincil duyguları tanımlamak için, Koç bir keşif sürecini teşvik etmeli ve orada daha fazla bir şeyler olup olmadığını görmek için danışanın ikincil duygular ve düşünceler çalılıklarını yararak ilerlemesine yardımcı olmalıdır. Danışanlar birincil duygulara ulaştığında sıklıkla bir tür iç zil çalar ve onlara “evet, işte bu. Bu benim hakikaten hissettiğim şey ‘’Der. Alıştırma olmaksızın, kişinin gerçek duygularını ayırt etmesi zordur, Bu yüzden hem koç hem danışan Gerçekten düşünceyi bir noktada toplamalıdırlar. Yardımcı bir kaşif olarak bir başka dinleyen ve hem de yoğunlaşan Koç’un olması birincil duygular için bu araştırmada danışanın dikkatini vermesine yardımcı olur. Koçun danışanın genel olarak duygusal alt yapısı hakkında bir şeyler bilmesine de yardımcı olur. Örneğin,Koçun danışanın şikayetlerinin sıklıkla ifade edilmemiş Üzüntü ve öfke birleşimini işaret ettiğini ve her duyguyu ayrı ayrı ifade ettirmenin danışanın duygunun ayrımı yapmasına yardımcı olduğunu bildiği zaman faydalıdır.

    Danışanlara duygu koçluğu yapmak syf( 109-110)

    Lesli S. Geenberg

  • Comparison of warm fluid and cold fluid resuscitation during uncontrolled hemorrhagic shock model in rats

    BACKGROUND: This study was designed to compare the e ects of resuscitation with cold and warm fluid on survival time, rate and volume of hemorrhage, hemodynamics, hypothermia, coagulopathy, acid-base balance, hematocrit, lactate, and base deficit during uncontrolled hemorrhagic shock (HS) model in rats.

    METHODS: HS model was created with splenic vascular and parenchymal injury in 29 rats under ketamine and xylazine anesthesia. Thirty minutes after the hemorrhage, the rats were randomized to receive 14.5 mL/kg 0.9% sodium chloride solution at either 24oC (Group 1; n=9) or 4oC (Group 2; n=10) for 20 minutes. Groups 1 and 2 were compared with group that did not receive fluid (Group 3; n=10). Statistical data were represented as mean±SD. SPSS for Windows, Version 15.0 (SPSS, Inc., Chicago, IL, USA) software, Bonferroni-adjusted Mann-Whitney U test and Kaplan-Meier procedure were used to perform statistical data analysis. P value of ≤0.05 was considered statistically significant.

    RESULTS: Cold fluid resuscitation decreased survival time due to increased rate and volume of hemorrhage, acidosis, hypothermia, lactate, and base deficit and decreased blood pressure and hematocrit.

    CONCLUSION: There is a great need for further experimental and clinical trials on fluid resuscitation in trauma in order to define which fluid should be administered, temperature of the fluid, quantity to be delivered, and duration.

    Keywords: Fluid resuscitation; hemorrhagic shock; intravenous cold fluid; rat.

  • Kalp krizi nedir?

    KALP KRİZİ(AKUT MİYOKARD İNFARKTÜSÜ) NEDİR?

    Kalp krizi (miyokard enfarktüsü) kalp kasının bir bölümünün o bölgeye yetersiz kan akışından dolayı ölmesi (kalıcı hasara uğraması) sonucu meydana gelir.

    Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır

    Her 5 ani ölümün biri kalp krizinden dolayı gerçekleşmektedir. Kalp krizi yetişkinlerdeki ani ölümün başlıca nedenlerinden biridir.

    Nedenler ve Risk Faktörleri

    Kalp krizlerinin çoğu koroner arterlerde (kalp kasına kan ve oksijen taşıyan atardamarlar) oluşan pıhtılar (trombüs) sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen değişiklikler yüzünden daralmış koroner arterlerde oluşur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı oluşumunu tetikler. Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akışını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yeteneğini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün işini de yapmak zorunda kalır.

    Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır: hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diyabet, sigara içmek ve ailede erken yaşta koroner kalp hastalığı görülmesidir.

    Belirtilen risk faktörlerinin çoğu fazla kiloyla ilgilidir. Dar olan bir damarın üzerinde pıhtı oluşumunu her hangi bir neden başlatabilir. Bazen ani ve bunaltıcı stres buna neden olabilir. Son birkaç senede, koroner arter hastalığı için, artmış homosistein, C-reaktif protein ve fibrinojen seviyeleri gibi yeni risk faktörleri saptanmıştır. Yüksek homosistein, beslenmeye folik asit ilavesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu yeni risk faktörlerinin pratik değeri üzerine çalışmalar hala devam etmektedir ve halen homosistein seviyesinin düşürülmesinin olumlu etkileri olduğuna ait kesin kanıtlar yoktur.

    Kalp Krizinin Tanısı (teşhisi):

    Kalp krizi geçirmekte olan hastaların temel şikayeti göğüs ağrısıdır:

    • Göğüs ağrısı:
      • Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi). Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır. Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.
    • Göğüs Ağrısının özellikleri:
      • Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez,
      • Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir,
      • Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir,
      • Göğüste daralma hissi uyandırabilir,
      • “Göğüsde fil oturuyormuş” gibi veya
      • Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır.
    • Kendi başına yada göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer belirtiler şunlardır:
      • Nefes darlığı
      • Öksürük
      • Baş dönmesi ve sersemleme
      • Bayılma
      • Mide bulantısı ve kusma
      • “Kıyametin geldiği” hissi
      • Sıkıntı.

    Göğüs ağrısı olduğunda özellikle risk faktörlerine de sahipseniz mutlaka doktorunuza veya bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz. Kalp krizi tanısını mutlaka doktor koymalıdır.

  • Sigaranın zararları

    Sigaranın Bu Zararlarını Biliyor musunuz?

    1. Sigara tüketiminden en çok zarar görenler anne karnındaki bebeklerdir. Sigara tiryakisi annelerin dünyaya getirdiği 100 çocuktan 65'i özürlü doğar

    2. Gelişmiş ülkelerde sigara tüketimi giderek azalırken, gelişmekte olan ve fakir ülkelerde sigara tüketimi giderek artmaktadır.

    3. Türkiye dünyada sigara için 7. pazardır.

    4. Dünyada ikinci ve İngiltirenin ise en büyük sigara şirketi BRITTISH AMERICAN TABACCO' nun (BAT) patronu Martin Broughton sigara içmiyor ve sigaranın zararlı olduğunu itiraf ediyor.

    5. Devamlı sigara içenlerin % 55'i 35-38 yaşları arasındA büyük risk altında bulunuyorlar.

    6. Sigara içen annelerde; düşük olur, anne sütü azalır. Ani bebek ölümleri olabilir. Bebeklerin beyin ve akciğerleri zarar görür. Sigara bebekte sinizüt, rinit, kronik solunum problemleri (öksürük geniz akıntısı) yapar.(Yeşilay Dergisi)

    7. Sigaranın sebep olduğu ölümler, diğer uyuşturucularınkinden 13 kat fazladır.

    8. Sigara içenlerde ani ölüm, içmeyenlere oranlara 10 kat fazladır.

    9. Bacak damarı tıkanıklarının %90'ı sigaradan kaynaklanır.

    10. Sigara içen kadınlar, içmeyen kadınlardan 10 yaş fazla ihtiyarlamaktadır.

    11. Sigara içen kadınlarda kısırlık 10 kat fazladır.

    12. İnsan beynine en çok zarar veren 3 olumsuz etmenden birincisi sigara dumanıdır. Diğerleri tansiyon ve şeker.

    13. Günde iki paket sigara içen bir kişi Hiroşima'ya atılan atom bombasının öldürücü dozuna eş değer radyoaktivite etkisi altında kalmaktadır. (Türkiye Atom Enerjisi KurumU)

  • Kendilik kapasitesi

    Kendilik kapasitesi

    James F.MASTERSON

    1. Duygulanımın spontaneliği ve canlılığı

    Duygulanım derin bir şekilde, canlılık, neşe, kuvvet, heyecan ve spontane bir şekilde hissetmek için gereken kapasite

    2. kendini haklı görme

    3.kendilik aktivasyonu iddiası ve desteği

    Kişinin biricik bireyleşmeci isrteklerini belirleme ve onları gercek hayatta ifade edebilmek desteklemek ve saldırıya maruz kaldıklarında savunabilmek için bağımsız inisiyatif ve iddia gücünü kullanabilme kapasitesi

    4.kendilik aktivasyonu kabulü ve kendilik saygısının sürdürülebilmesi

    Kişinin kendiliğinin bir duygu durum ve/ veya çevresel mesele ya da etkileşimle olumlu ve uyumlu bir tavırla başa çıktığını belirleyip kabul etmesi. Bu kabul yeterli bir kendilik saygısının bagımsız bir şekilde atağa kalkabilmesi için gerekli olan itici güçtür.

    5. Acı veren duygulanımları yatıştırmak

    Bağımsız bir şekilde plan yapma kapasitesi, acı veren duygulanımları sınırlama, minimuma indirme ve yatıştırma aygıtıdır

    6. Kendiliğin sürekliliği

    Etkili bir aşırı düzenleme sayesinde; belirli bir tecrübenin öznesi olarak ” BEN,, in zaman içinde sürekliliğini devam ettirdiği ve başka bir deneyime ait “BEN, , le özdeşleşebildiğinin tanıması ve kabulü

    7. Kararlılık

    Kendiliği bir nesneye ya da ilişkiye adamak ve bütün engellere ragmen hedefe ulaşmakta ısrarcı davranmak

    8. Yaratıcılık

    Kendiliği eski tanıdık örüntüleri yeni ve farklı hale dönüştürmek için kullanmak

    9.yakınlık

    Kendiliği yakın bir ilişki içerisinde, terk edilme ya da yutulma hususunda minimum anksite hissederek, tam olrak ifade edebilme kapasitesi