Blog

  • Akne (sivilce)

    Akne halk dilinde bilinen adıyla sivilce en sık karşılaşılan cilt problemidir. Nüfusun %85 i hayatının bir döneminde akne problemi yaşar.
    Akne derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır, normalde bu bezlerin salgıladığı yağın deri yüzeyine çıkarak atılması gerekir. Ancak bazen yağ bezi daha fazla yağ salgılar, bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanal yoğunlaşmış bir yağ kütlesi nedeniyle tıkanır. Aknenin temel nedeni bu tıkanmadır. Bu tıkaç siyah noktaları oluşturur. Siyah noktaların altında bakteri üremeye başlar ve enflamsyon gelişir.

    Akne tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalıcı izler bırakabilir. Kalıcı izler kişinin ruh sağlığını bozabilmektedir.

    Aknenin şiddetine göre tedavi şekilleri değişmektedir. Hafif aknelerde sadece krem tedavileri yeterli olurken orta ve şiddetli aknelerde ağızdan ilaç kullanımı da gerekmektedir. Düzgün tedavi edilirse iz kalma riski düşüktür.
    Günümüz teknolojisinde akne izleri de tedavi edilemektedir. Fraksiyonel lazerler ile akne izleri, çukurlar ve lekeler kolay bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

  • Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınların adet döneminde libidosu artar. Ayrıca adet dönemi kadınların gebelik riski olmadığından dolayı cinselliği en özgür yaşadığı dönemdir. Cinsellikte özgürlük tanıdığı düşünülen adet kanamasının görüldüğü günler enfeksiyon riskinin en yüksek olduğu süreçtir. Kadınlarda adet döngüsü enfeksiyon riskine davetiye çıkarmaktadır. Regl, kadınların mikroplara karşı oldukça hassas olduğu bir süreçtir. Söz konusu olan adet döneminde kadının vajinasında açık bir yara mevcutsa kadın enfeksiyona açıktır. 

    Kadınlar adet döneminin özellikle birinci ve ikinci günü cinsel ilişkiye girdiği takdirde erkeğin cinsel organında bulunan mikroplar kadının vajinasına bulaşarak olası hastalıkların oluşumuna sebebiyet verebilir. Bu nedenle tüm adet döneminde cinsel ilişkiye girmek konusunda ancak özellikle ilk ve ikinci gün çok daha dikkatli olunmalıdır.

    Kadınların adet döneminde cinsel ilişkiye girmesi önerilmeyen bir durumdur. Ancak cinsel ilişkiye girilme isteğine karşın şu tavsiyelerde bulunulabilir:

    Cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organını ılık suyla temizlemeli ve kuruladıktan sonra da muhakkak aile planlamasında kullanılan korunma yöntemlerinden olan prezervatif kullanılmalıdır. Bu uygulama ile tamamen olmasa da cinsel ilişkide enfeksiyon riskine karşın kısmen bir önlem alınabilmektedir.

    Adet döneminde kadınların vücudunun dinlemeye ve vücut toksinlerinden arınmaya ihtiyacı vardır. Regl sürecinde cinsel ilişkiye girildiği takdirde kadınlarda nadiren de olsa idrar yolu ile ilgili şikayetler, bel bölgesi ağrıları, genital rahatsızlıklar görülebilir.

    Adet döngüsünde vücut dışına atılan kan; sanılanın aksine kirli, zehirli veya pis bir kan değildir. 

    Teorik olarak adet döngüsü sürecinde hamile kalma olasılığı yoktur fakat nadiren de olsa gebe kalınabilir. Bu yüzden adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde doğum kontrollerine başvurmak gereklidir.

    Regl sürecinde kandaki östrojen hormonu seviyeside düşer. Östrojen hormonu seviyesi düşüşünden kaynaklı olarak laktik asit üretimi azalır. Vajinal denge de bozulur. Böylelikle vajina enfeksiyonlara karşı direncini kaybeder ve enfeksiyon riski artar. Adet kanının her vücut dışına atıldığında rahim ağzı genişler. Bu durum enfeksiyonlarda kolaylıkla yayılma imkanı sağlar.

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde gebelik oluşma ihtimali var mıdır?

    Adet döneminde yumurtlama çoktan geçmiştir ve bir sonraki yumurtlama sürecine de zaman olduğu bilinmektedir. Ancak bundan yola çıkarak adet döneminde girilen cinsel ilişkide gebe kalınmayacağına güvenmek doğru olmaz.  Bu tür durumlara nadiren de olsa rastlanabilmektedir. Yumurtlama günü haricinde kadının cinsel organında spermlerin canlı kalma süreleri (48 ila 72 saat) de gebelik oluşumu yönünde önem teşkil eden bir diğer konudur.
    Adet döngüsünde, cinsel ilişkiye girilmiş ve spermler döl yatağına bırakışmışsa vajinada içeride de spermler canlı kalabilmişse gebelik oluşumu ihtimali söz konusu olabilir.
    Bazen adet dönemi sonunda lekelenmeler görülebilir bu durum kadınlar için yanıltıcı olabilir. Kadın lekelenmeleri adet devamı olarak düşünebilir ve gebelik oluşmayacağı kanısına varabilir. Oysaki lekelenme durumunda yumurtlama oluşabilir ve lekelenme halinde girilen cinsel ilişki sonucu gebe kalabilme olasılığı söz konusudur.

    Adet kanamasının görüldüğü hiçbir gün %100 gebelikten koruduğu gibi bir anlam taşımaz. Bu sebeple adet döngüsünde ve adet sonrası görülen olası lekelenmelerin olduğu süreçte cinsel ilişkiye girenler korunma yöntemlerine başvurmalıdır. 

    Adet döneminde girilen cinsel ilişkiye kısırlığa neden olur mu?

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde infertilite yani kısırlığın oluştuğu kanısının hiçbir bilimsel dayanağı söz konusu değil. Halk arasında bilinen yanlıştan öte değildir. Bu tür söylemlere itibar edilmemelidir. Çünkü gerçeği yansıtmamaktadır. Ancak adet döneminde enfeksiyon ve nadiren de olsa rastlanabilen gebelik oluşumu riski nedeniyle cinsel ilişkiye girmekten kaçınılmalıdır. Girildiği takdirde erkek cinsel organının hijyenine önem vermelidir ve prezervatif muhakkak kullanılmalıdır.

  • Yeni doğan bebeklerin deri bakımı

    Deri vücudun dışarı açılan penceresidir.Deri insan yaşamı için çok yönlü bir öneme sahiptir. Sıvı ve elektrolid kaybını önler. Termoregülasyon (vücut ısısı dengeleme) görevi vardır. Ayrıca vücudu zararlı ışın ve toksinlerden korur. Aynı zamanda dokunma duyusu organıdır.Sıvıyı koruma görevini derinin en üst tabakası yapar. Derinin bakterileri öldürücü bir etkisi de vardır.

    Yeni doğanların derisi erişkinlerin derisinden bir çok yönüyle farklılık gösterir.Prematürelerde derinin koruyucu tabakasının fonksiyonu zamanında doğanlara göre 15 kat daha azdır. Bu nedenle prematüre yeni doğanlar bir gün gibi kısa sürede ağırlıklarının %30 unu buharlaşma yoluyla kaybedilebilir. Yebi doğan derisi ince olması nedeniyle erişkinlerde emilmeyen ilaçlar yenidoğanda emilip sistemik toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle sürme şeklinde uygulanan ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Yeni doğanda mikrop kolonizasyonun en önemli kaynağı bakan kişinin elleridir. Elin etkili sabunlarla yıkanması önem arzeder. Normal sabunların sürekli kullanılması bakterilerin yayılmasına neden olabileceğinden tercih edilmemelidir. Yumuşak alkali veya nötral ph'lı antimikrobik özelliği olan sabunlar kullanılmalıdır.Ayrıca mümkün olduğu kadar yara bandı gibi yapışkan maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır. Yeni doğanın derisine alkollü solüsyonlar sürmemek gerekir. Çünkü kurumaya neden olur ve alkolün deriden emilimi çok fazladır. Ayrıca toksik olabilir. Yeni doğanın derisine iyotlu bileşikler sürülmemelidir. Çünkü iyot deri nekrozuna, serum ve idrarda iyot yükselmesine, tiroidin fazla veya az çalışmasına, guatra neden olabilir.

    YENİDOĞANIN GÖBEK BAKIMI

    Göbek güdüğündeki kurumuş doku bakteriler için iyi bir yerleşim yeri olabilir.Göbek enfeksiyonu tetanoz ve sepsis denilen mikropların kana karışması açısından önemlidir. Bu nedenle çocuk bezinin göbek kordonundan uzak bağlanması, yumuşatıcı kremlerin göbeğe sürülmemesi gibi önlemler dışında antiseptik kordon bakımı gerekir. Bugün için göbek bakımında en iyi tercih klorheksidinli solüsyonlardır. Alkol ve iyot içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Göbeğe antiseptik uygularken antiseptiğin karın duvarına ve kasık bölgesine dökülmesi engellenmelidir.

    BEBEĞİN YIKANMASI

    Yeni doğanın doğar doğmaz bebek odasında yıkanması gereksizdir ve zararlıdır. Yeni doğanın derisinin PH'sı 6.5-7.5 arasındadır. İlk haftadan sonra aside doğru kayar ve ilk ayın sonunda erişkinlerin PH seviyesine (4.0-5.5) iner. Alkali sabunlarla yıkanan yenidoğanların deri PH'sının normale inme süresi 1 saatten uzun sürmektedir. Ayrıca PH'sı yüksek sabunlarla yıkanan bebeklerin derilerinin normal seviyeye inmesi 1 aydan fazla sürebilir.Derinin optimal antibakteriyel işlevi için uygun PH 5.0 ın altıdır. Bu nedenle yıkandıktan sonra derinin kısa sürede eski PH'sına inmesini sağlayan nötral sabunların kullanılması gerekir. Bebek pişiklerinin önlenmesi açısından nötral sabunların kullanılması önemlidir. Bebeklerin altını silmek için kullanılan ıslak mendillerin PH'ları da önemlidir. Kirli bez uzaklaştırıldıktan sonra bebeğin altı ıslak pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. Kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bir pamukla önden arkaya doğru silinmelidir. Arkadan öne silmek idar yolları enfeksiyonlarına neden olur.

    Yeni doğanın yıkanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:

    . ilk banyo vital (ateş, nabız, tansiyon, solunum) bulgular stabilleşmeden yapılmamalıdır.

    . Eldiven giyilmelidir.

    . Verniks kazazeosa (ilk doğduğunda bebeği kaplayan tabaka) yıkanmamalıdır. Çok fazla ise azaltılabilir. Verniksli bebeğe eldiven ile dokunulmalıdır.

    .İlk haftalarda rutin yıkamak için ılık su yeterlidir.Fazla kirlenen kasık bölgeleri için gerekirse yumuşak, nötral PH'lı ve abraziv, deodorant, boya ya da koruyucu kimyasallar içermeyen bir sabun kullanılmalıdır. Bu sabun deriye zarar vermeden yumuşak bir şekilde ve fazla ovalamadan sürülmelir. Bebeğin saçlı derisi haftada bir veya iki kez gözleri yakmayan bir bebek şampuanı ile yıkanmalıdır.. Deri yıkandıktan sonra iyice durulanmalıdır En yumuşak sabunun sahi derinin koruyucu yağ tabakasını uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.

    Evde bebek bakımı sırasında bebeklerin ilk vir kaç ay boyunca haftada 2-3 defa yıkanmaları yeterlidir. Göbeğin düşene kadar, göbeğin su seviyesi altına indirilmemesi oluşabilecek infeksiyonların ve göbeğin geç düşmesinin önlenmesi açısından önemlidir. Göbek kordonunun hafifçe ıslanması önemli değildir. Yüzün yıkanması ağız çevresine bulaşmış olan süt artıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.Kaşlar silinmeli, genital bölge yıkanmalıdır.Kız çocuklarının genital bölge temizliğinde sabun tahriş yapabileceği için kullanılmamalıdır. Sadece suyla ve önden arkaya doğru silinerek temizlenmelidir. Kız çocuklarda ergenlik çağına kadar köpük banyolarından kaçınmanın, vajinal irritasyonlardan ve üriner enfeksiyonlardan koruduğu unutulmamalıdır. Yıkandıktan sonra iyice durulanmazsa kalan sabun,irritasyona neden olabilir. Yıkandıktan sonra bebek iyice ve deri fazla da örselenmeden kurutulmalıdır. Genital bölgenin ıslak kalması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Tırnaklar kendine zarar vermemesi için kesilmelidir. Fazla derin kesmek dolama gibi tırnak çevresi enfeksiyonlara neden olabilir.Sünnetsiz erkek yenidoğanda, sünnet derisi glans penise yapışıktır. 5-10 yaşları arası bu yapışıklık kalkar. Sünnet derisinin dışının yıkanması yeterlidir.Retraksiyon (geri çekme) işlemi yapılmamalıdır.

    YUMUŞATICILAR

    Yeni doğanın derisi büyük çocuklara göre daha kuru ve su tutma kapasiteside daha azdır.Bu nedenle derinin nemlendirilmesi büyük önem arzeder. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bitkisel yağlar bu amaçla kullanılmaktadır. Esansiyel yağ asitleri Ya da esansiyel yağ asitleri içeren bitkisel yağlar(ayçiçek yağı gibi) yumuşatıcı olarak kulanılabilir. Hazır olarak satılan bir çok bebek yağı bu ihtiyacı karşılayabilmektedir.Çok düşük ağırlıklı yenidoğanlarda uygulama sırasında deriye sürtünme ile zarar vermekten kaçınılmalı, parfüm ve koruyucu içeren koruyucu kremlerden uzak durulmalıdır. Kimyasal pnömoni(zatürre) tehlikesinden dolayı talk pudrası kesinlikle kullanılmamalıdır

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavisi aşamalarında, ilaç kullanımından da çekinen anne ve baba adayları, bu ilaçların kanser ya da menopoza yol açabileceğini düşünmektedir. Ancak yapılan sayısız bilimsel çalışma ve araştırma sonucunda böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortaya konmuştur. Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları, vücudun kendi ürettiği hormonlar ile aynıdır. Ancak tedavide gebeliğin sağlanması için bu hormonların daha fazla salgılanmasına ihtiyaç duyulur. Bu sebeple de vücutta salgılanandan daha yüksek oranlarda hormon takviyesi yapılır.

    Tüp bebek ilaçları kanser yapar mı?

    Anne ve baba adayları, tedavide kullanılan ilaçların kansere yol açtığına inanmaktadır. Bu düşüncenin hiçbir şekilde bilimse karşılığı yoktur. Kullanılan ilaçların kansere sebep olması söz konusu değildir. Yumurtalık kanserine yakalanma riski çocuk yapmayan kadınlarda daha fazla olmaktadır. Bu duruma yol açan kısırlık tedavisi değildir. Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar çeşitli yan etkilere sebep olabilir. Bunlar:

    • Ruh halinde meydana gelen değişimler
    • Alerjik cevaplar
    • Karın ağrısı
    • İshal, kusma ve bulantı
    • Enjeksiyon uygulanan bölgede kızarıklık
    • Vücutta ödem
    • Baş ağrısı
    • Göğüste hassasiyet
    • Ateş basması
    • Yorgunluk, halsizlik
    • OHSS

    Çifte hangi yöntemle tedaviye başlanacağı ise çeşitli araştırmalar sonucunda belirlenir. Çiftin kısırlık sebebi, ne zamandır kısırlık sorunu yaşandığı, kadının yaşı gibi faktörlerle tedavi şekli belirlenir. İlk olarak tüp bebek tedavisinden önce aşılama gibi farklı yöntemler denenebilir. Doğrudan olarak tüp bebek tedavisine başlayan çiftler çoğunlukla ileri yaştaki anne adayları ve açıklanamayan kısırlık tedavileridir. 

  • Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi diğer adıyla PRP trombositten zengin plazma tedavisidir. Son yıllarda pek çok tıp alanında onarım, doku yenilenmesi istenen durumlarda uygulanmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Vücudumuzun herhangi bir yeri yaralandığında bu bölgede bazı hücrelerin topladığı ve diğer bölgelere göre konsantrasyonunun arttığı tespit edilmiştir. bu hücreler bazı reaksiyonları başlatarak dokularda iyileşmeyi sağlar. Pek çok doku yenilenme işleminde biz isteyerek dokularda kontrollü bir hasar oluştururuz ki bu hasar bölgede hücre toplanmasını arttırarak iyileşmeyi başlatır ve bölge gençleşir.

    Plazma tedavisi bu mekanizmadan hareketle oluşturulan bir tedavidir. Sanki bir hasar oluşmuş gibi bölgede bazı hücrelerin ve büyüme faktörlerinin yoğunlaşması sağlanır ve böylece onarım süreci başlatılır.

    PLAZMA TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

    Tedavi 15 gün arayla seanslar şeklinde yapılır. Uygulanmak istenen tedaviye göre seans sayısı 3 veya daha fazladır.

    Uygulama öncesinde veya sonrasında dikkat edilecek herhangi bir şey yoktur. Uygulama öncesinde tetkik yapılması gerekmez. Tedavi sonrası iyileşme süresi gerektirmez hasta hemen günlük aktivitesine dönebilir.

    Tedavi için özel geliştirilen kitler vardır ki bunlar tek kullanımlıktır. Hastanın kanı bu tüplere alınarak ayrıştırılır. Kanın istenmeyen kısmı aşağıya çökerken istenen kısmı üstte toplanır, bu kısım ince uçlu iğnelerle çok kısa bir işlemle tedavisi planlanan bölgeye uygulanır. Ayrıştırılan kısımda trombositler ve büyüme faktörleri bulunur. Bunlar bir dizi onarım ve iyileştirme reaksiyonunu başlatarak kök hücrelerin bölgeye toplanmasına neden olur.

    PLAZMA YEDAVİSİ KİMLERE UYGULANMAZ?

    Kanser hastalarına uygulanamaz.

    PLAZMA TEDAVİSİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

    Hastanın kendi kanından özel ve tek kullanımlık tüplere alınarak hazırlanan bir işlem olduğu için enfeksiyon bulaşma riski ve alerji riski taşımaz . Oldukça güvenli bir tedavidir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE CİLT GENÇLEŞTİRME

    Bu tedavinin en önemli tedavi alanlarından biri cilt gençleştirme alanıdır. Uygulama hastanın cilt özelliklerine göre 2 hafta arayla 3 veya 4 kez yapılır. Kalıcı sonuçlar 1,5-2 ay sonra alınmaya başlanır. Ciltte alınan değişiklik tamamen doğaldır. Herhangi bir ifade değişikliği veya şiş görünüm oluşmaz.

    Ciltteki akneler azalır

    Akne izleri azalır veya kaybolur.

    Cilt rengi genel olarak açılır. Lekelerde, kızarıklıkta azalma olur.

    Sıkılık artışı olur. Yüz ovali toparlanır.

    İnce çizgiler ve kırışıklıklar kaybolur veya azalır.

    Cilt görünümü daha sağlıklı ve parlak olur. Cilt dolgunlaşır.

    Ciltteki skarların tedavisinde kullanılır

    Bu sonuçlar 2 ay sonra belirginleşir, giderek artar. 1 yıl sonra herhangi bir bozulma tespit edilmez. Ancak daha iyi sonuçlar için 1-3 seans uygulama yapılması önerilir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ

    Çok çeşitli sebeplere bağlı olarak saç dökülmesi görülebilir. Bu sorunla karşılaşıldığı zaman mutlaka bir dermatoloğa başvurarak saç dökülmesinin kaynağını ve tipini tespit etmek gerekir.

    Saçlardaki dökülme başka bir nedene bağlıysa mutlaka buna yönelik tedavi de uygulanmalıdır.

    Plazma tedavisi hemen her tip saç dökülmesi tedavisinde ek olarak kullanılabilir bazen tek başına kullanımı bile çok başarılı sonuçlara neden olur.

    Saçlardaki kullanımı 15 gün arayla en az 4 seanstır. Sonuçların alınması 1,5-2 ay sonra başlar ve artarak devam eder. 1 yıl sonra gerekli görülürse tekrar edilebilir. İhtiyaç olmazsa böyle bir zorunluluk yoktur.

    Saçlarda büyüme hızlanır.

    Saçlar güçlenir daha hacimli durur.

    Dökülme durur.

    Yeni saçlar gelmeye başlar.

    Yeni gelen saçlarda grileşme azalır. Kendi doğal renginde çıkar.

    SIK SORULAN SORULAR

    Plazma tedavisinin belli bir süresi var mı? Bir süre sonra etki kaybolur mu?

    Plazma tedavisinde belli bir süre sonra bozulma olmaz. Hastanın durumuna göre tekrarlanan seanslar tedaviden alınan sonuçları arttırır.

  • Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Rahim içerisinde bulunan; her ay gebelik oluşumu için hazırlanan ve gebelik olmadığı takdirde hormon desteğinden yoksun kaldığı için adet dönemi kanaması halinde vücuttan dışarı atılan özel hücre tabakasına endometrium adı verilir. Endometrium tabakası, vücutta yalnız rahim içinde yer alır. Bu tabakanın rahim dışında vücudun başka bir bölgesinde yer alması durumu ise “Endometriozis” yani çikolata kisti hastalığı olarak adlanmaktadır. Çikolata kisti olarak nitelendirilme sebebi ise; içeriğinde koyu kıvamlı adeta erimiş çikolatayı andıran bir sıvı bulunmasından kaynaklıdır. 

    Endometriozis yani çikolata kisti hastalığı özellikle genç kadınlarda yaygın olarak karşılaşılan bir problemdir. 25 ila 45 yaş arası kadınların yaklaşık oranla %10-15’inde çikolata kisti hastalığı görülmektedir. Yumurtalık ve kordonlara ulaşması halinde gebelik oluşumuna engel olabilen çikolata kistleri nadiren de olsa menopoz dönemindeki kadınlarda ve hatta erkeklerde de rastlanabilmektedir. 

    Adet döneminde endometrium kanamalı reaksiyonlar yaparak, organlarda yapışmaya sebebiyet verebilir. Adet döneminde hissedilen şiddetli sancı Endometriozis yani çikolata kisti hastalığına bağlı şikayetlerdir.

    Çikolata Kistinin Belirtileri 

    •  Adet ağrısı 
    •  Adetten bağımsız ağrı 
    •  Cinsel ilişki sırasında ağrı
    •  Kısırlık

    Genç kadınlarda sıklıkla karşılaşılan Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir? sorusuna yanıt vermemiz gerekirse:

    Gebelik oluşmayan kadınların yaklaşık oranla % 40’ında çikolata kisti (endometriozis) hastalığı görülmektedir. Çikolata kistleri, yumurtlama işlevinin bozulması ve tüplerin tıkanması gibi faktörlere bağlı olarak kısırlık oluşturabilir. Üreme çağındaki kadınları tehdit eden çikolata kisti; yumurtalıkları ve tüpleri etkilemesi halinde, gebelik için engel teşkil eder. 

    İnfertilite (kısırlık) tedavisi gören kadınların ise %20 ila %25’inde görülen çikolata kistinin; yumurtalıklarda azalmaya ve pelvik yapışıklıklara neden olması kadınlar üzerinde bıraktığı en olumsuz etkidir.

    İdrar kesesi ve bağırsaklar üzeri bölgelerde görülebilen çikolata kistleri;

    •  Fallop tüplerinde tıkanmaya 
    •  Tüplerde fonksiyon bozukluklarına 
    •  Döllenmiş olan yumurtanın rahmin içine transfer edilmesine engel olarak gebelik oluşumunu tehdit etmektedir.

    Evet, endometriozis hastalığı gebeliğe engel olur. Ancak çikolata kisti hastalığı olan kadınlarda gebelik oluşma olasılığı hastalığın var olmadığı kadınlara oranla yarısı kadardır. Buna bağlı olarak çikolata kisti olan kadınların tamamı gebe kalamaz diye bir kural yoktur. Çikolata kistinin olmasına rağmen gebe kalan kadınlarda, çikolata kistleri gebelik dönemi boyunca büyüyebilir veya mevcut boyutunda kalabilir. Gebeliğin ilerleyen süreçlerinde gebeliği olumsuz yönde etkilemeyen çikolata kistleri, gebeliğin ilk dönemlerinde ise düşük nedeni olabilmektedir.

    Çikolata kistleri görülebilir hale geldiğinde, operasyon konusu gündeme alınabilir. Fakat söz konusu hasta gebe kalmamış ve 35 yaş üstü ise yumurta rezervi azaldığı sebebiyle hekimine danışarak çikolata kistlerini alınmadan gebelik planlaması yapılmalıdır. Çünkü çikolata kistleri için yapılacak olan operasyonla yumurtaların kapasitesini azaltacaktır. Çikolata kistleri için daha az zarar veren laparoskopik uygulamalar yapılsa dahi çikolata kistlerinin alınması öncesinde gebe kalabilme koşulları detaylı olarak değerlendirilmelidir. 

    Çikolata kisti olan ve henüz gebe kalmamış kadınlarda öncelik ameliyat olmamalıdır. Doktorla durum değerlendirilmesinin yapılması ve buna göre karar verilmesi önemlidir. 40 yaş üstü ve çocuk sahibi olan ve çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda çikolata kistlerinin ameliyatla alınması için herhangi bir engel yoktur.

    Çikolata Kistlerinin Tanı ve Tedavisi 

    Endometriomalarda tanı koymak için yumurtalıklarda gelişen kistler içinde, tümör belirteçlerine ve doppler kan akımında direnç ve akım indekslerine bakılmaktadır. Ancak bu kesin bir tanı değildir. Çikolata kistlerinde kesin tanı koyabilmek için, ameliyatla çıkarılan dokunun patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Çikolata kistlerinin kalıcı tedavisi bulunmamaktadır. Yapılan tedavilerin amacı: çikolata kistlerinden kaynaklanan ağrının giderilmesi ve hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. Tedavi edilen çikolata kistlerinin tekrarlama olasılığı vardır. Endometriozis tedavisi için özellikle laparoskopi yönteminden faydalanılmaktadır.

  • Botox hakkında sık sorulanlar

    Botox hakkında sık sorulanlar

    Clostridim botulinum adlı bakteriden elde edilen bir ilaçtır. İlk kez 1977 yılında şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedavi sırasında kırışıkların üzerinde azaltıcı etkisi görülünce kozmetik amaçlı kullanımı gündeme gelmiştir. 1990’dan sonra kırışıklık tedavisinde kullanılmaya başlamıştır.

    1995 yılında bölgesel aşırı terlemelerin tedavisinde de (hiperhidroz) kullanılmaya başlamıştır. Son yıllarda migren tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaya başlamış ve yakın zamanda FDA tarafından migren tedavisinde kullanımı onaylamıştır.

    BOTOX NASIL ETKİ EDER?

    Uygulandığı bölgede asetil kolin salınımına engel olarak kaslarda geçici paralizi yapar ve ter bezlerinde terlemeyi azaltır. Kaslarda geçici etki 14 gün içerisinde tam olarak oluşur. 3-5 ay içersinde geri döner. Kaç seans uygulanırsa uygulansın yapılan incelemelerde kaslarda herhangi bir hasara rastlanmamıştır.

    BOTOX SIRASINDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Tedaviden birkaç gün önce aspirin ,C vitamini. E vitamin, yeşil çay gibi morarmaya sebep olacak ilaçlar içilmemelidir. Uygulama öncesinde K vitaminli bir kremin kullanılması morarma ihtimalini azatlığı için önerilebilir. Ancak morarma ihtimali oldukça düşüktür.

    Botox alınmak istenen sonuca göre belli kas gruplarına uygulanır. Uygulama sonrasında ilacın bu bölgede kalması ve diğer kas bölgelerine geçmemesi için uygulanan bölgeyi ovuşturmamalı, makyaj yapılmamalı 4 saat başın dik olmasına dikkat edilmelidir.

    BOTOX KİMLERE UYGULANMAZ?

    Gebelik ve emzirme döneminde

    Sinir ve kas hastalığında(M.graves, Eatan Lambert))

    Bazi ilaçların kullanımında( aminoglikozid v.s)

    BOTOXUN YAN ETKİLERİ NELERDİR?

    Tecrübeli bir doktor tarafından uygulanırsa yan etkisi nerdeyse yoktur. Nadiren kısa sürede geçen kızarma ve morarma olabilir.

    Bunun dışında ilacın yer değiştirmesine bağlı yan etkiler görülebilir ki bu hastaların bölgeyi ovuşturmasına bağlı gelişebilir.

    Hastalar uygulama sonrasında günlük aktivitelerine dönebilir.

    BOTOX İLE KIRIŞIKLIK TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

    Yüz çizgileri dinamik ve statik olarak ikiye ayrılır.

    DİNAMİK ÇİZGİLER: Mimik çizgileri dediğimiz çizgilerdir. Gülme, konuşma ve kızma sırasında cildin altındaki kasların kasılarak cildi kırıştırmasıyla oluşur.

    STATİK ÇİZGİLER: yüz mimiksizken bile belirgin olan cilde yerleşmiş çizgilerdir.

    Botox, yüzdeki dinamik çizgilerin tedavisinde en başarılı yöntemdir.

    Botox kırışıklık tedavisinde hangi bölgelere uygulanır?

    • Alındaki yatay ve dikey çizgilerin tedavisinde

    • göz kenarlarındaki kaz ayağı adı verdiğimiz çizgilerin tedavisinde

    • Boyundaki yatay ve dikey çizgilerin tedavisinde

    • Burun kaldırma amacıyla

    • Yanaklardaki sarkmaların toparlanmasında , yüz ovalini şekillendirmede

    • Ağız kenarındaki düşüklüğün ve üzgün ifadenin toparlanması

    • Ağız çevresinde sigara çizgileri dediğimiz kırışıklıkların tedavisinde

    • Çenedeki pütürlü görünümü azaltmada

    • Kaş şeklini değiştirme, kaşın ve göz kapağın kaldırılması amacıyla

    Uygulama sonrasında etki birkaç gün içinde başlayabileceği gibi daha uzun da sürebilir. 14 gün sonra son halini alır.

    Kozmetik amaçlı botox tedavisi ilk yıl 3 kez, ikinci yıl 2 kez, üçüncü yılda 8 ay aralıklarla uygulanabilir. Tekrarlayan uygulamalar ilaca ihtiyacı azaltır.

    BOTOX HİPERHİDROZİS (AŞIRI TERLEME ) TEDAVİSİNDE NASIL KULLANILIR?

    Aşırı terleme, yapısal veya genetik bazı yatkınlıklara bağlı olarak görülen bir durumdur. Avuç içi, ayak tabanı, kol altı, yüz bölgesi en sık görülen terleme bölgelerdir. Terleme emosyonel stres , ısı artışı, fiziksel aktivite sonucu daha çok artar. Terlemenin şiddetini görebilmek için iyot-nişasta testi yapılabilir. Testte yoğun terleyen bölgelerde kahverengi görünüm olur. Bölgesel terleme tedavisinde botox enjeksiyonu çok sık başvurulan bir yöntemidir. Uygulama oldukça rahattır. Botox minik dozlarda belli aralıklarla cilde enjekte edilir. 1 hafta sonra etki başlar 9-12 ay devam eder. Uzman kişiler tarafından yapılan uygulamalarda herhangi bir yan etki görülmez nadiren minik morluklar olabilir.

    SIK SORULAN SORULAR

    Botox yüz bölgesinde ifadeyi bozar mı? İfadeyi bozmadan kırışıklıklardan kurtulmak mümkün müdür?

    Daha önce botox yaptırmamış hastaların en büyük endişesi yüz ifadelerinin bozulacağı herkes tarafından botox yaptırdığının anlaşılacağı korkusudur. Ancak bununla ilgili endişeler yersizdir çünkü botoxta ifade bozulması tamamen yüksek doz uygulamalara bağlı oluşur. Hastanın kas yapısına uygun dozlarda yapılan enjeksiyonlarda ifade bozulmadan kırışıklıklar açılır.

    Botox uygulamasından sonra hep botox yaptırmak zorunda mıyım?

    Bu tedavide sürekli yaptırmak gibi bir zorunluluk yoktur. İlacın etkisi 3-4 ay sonra kaybolur. Bunu takip eden 2 aylık dönemde iyilik hali devam eder. Daha sonra da çizgiler eski haline döner. Ancak hastalar tedaviden memnun oldukları için tedaviye devam ederler.

    Botox uygulaması yaptırırsam uzun dönemde cildim daha kötü olur mu?

    Botoxla kırışılık tedavisi neredeyse 20 yıldır milyonlarca hasta üzerinde

    uygulanmıştır. Ve bu konuda herhangi bir problemle karşılaşılmadığı gibi düzenli yapılan uygulamalarda sonuçların çok daha iyi olduğu ve ciltteki düzelmenin arttığı tespit edilmektedir.

    Botox tedavisine erken mi geç mi başlamak daha ıuygundur?

    Kırışıkların erken döneminde çizgiler dinamik çizgilerdir ve botoxla kolaylıkla tedavi edilebilir. Tedavi edilmeyen dinamik çizgiler zamanla statik çizgi aşamasına gelir ki o zaman botox uygulaması çizgiyi tamamen tedavi edemez lazer, peeling, dolgu gibi ek uygulamalara da ihtiyaç duyulur bu nedenle erken başlayan uygulamalarda başarı daha yüksektir.

    Botox yılan zehirimidir?

    Botox bir bakteriden elde edilir. Kullandığımız pek çok ilaçtan farklı değildir. İlaçlar sonuçta benzer şekilde elde edilir. Yılan zehiri değildir.

    Botox uygulamasının vücuda herhangi bir zararı var mıdır?

    Uygulama çok küçük dozlarda yapılır. Ancak uygulandığı alanda etki eder. Genel dolaşıma katılması yok denecek kadar azdır.

  • Tüp bebek tedavisi anne sağlığını tehdit eder mi?

    Tüp bebek tedavisi anne sağlığını tehdit eder mi?

    Tüp bebek tedavisinde de, her tedavide olduğu gibi bazı riskler olabilir. Bu risklerin görülme oranı ise yaklaşık olarak %5’tir. 

    Bu risklerden bazıları ise; kilo alımı, karın bölgesinde genişleme, yumurtalıklarda aşırı uyarılma olarak sayılabilir. Bu riskler ise OHSS adı verilen bir durumdan kaynaklanmaktadır. Aşırı uyarım sendromu yani OHSS, ender olarak hastane koşullarında tedavi gerektirmektedir. 

    OHSS dışında ise; çoğul gebelik riski, düşük, erken doğum riskleri söz konusudur. Erken doğum ve düşük riskleri tüp bebek tedavisi dolayısıyla görülen riskler değildir. Bu iki olumsuz durum, kısırlık sebepleri yüzünden meydana gelmektedir. Bunun dışında tüp bebek tedavisinin meme ya da yumurtalık kanserine sebep olduğu yönündeki görüşlerin de herhangi bir karşılığı bulunmamaktadır. 

    OHSS nedir?
    Yumurtalıkların aşırı uyarılması, yumurtalıkların uyarılması süresince kullanılan ilaçlara vücudun aşırı yanıt vermesi olarak ifade edilebilir. Bu sebeple de östrojen seviyesi artar ve yumurtalıklar istenilen ve beklenilen boyutlardan daha fazla büyür. OHSS kısa sürede tedavi edilebilen ve hayati risk içermeyen bir yan etkidir.

    OHSS belirtileri ise:

    • bulantı
    • kusma
    • ishal
    • gerginlik
    • akciğer ve karın içinde sıvı birikimi
    • nefes alışverişinde zorlanma
    • idrar miktarının azalması
    • tansiyonun düşmesi
    • böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulmadan, vücuttaki elektrolit dengesinin bozulmasına kadar değişebilen bir yelpaze takip edilebilir.

    OHSS; hafif, orta ve şiddetli formlarda görülebilir. OHSS’nin en nadir görülen formu ise şiddetli formudur. Bu aşamada hastanede tedavi gerekebilir. Şiddetli formu dahi bir hafta içerisinde tedavi edilmektedir. Hafif ve orta seviyelerde izlenen OHSS, protein bakımından zengin beslenme, bol sıvı alımı ve dinlenme ile sıklıkla hastanede tedaviye ihtiyaç kalmadan kontrol altına alınabilir. 

    Tüp bebek esnasında kullanılan ilaçlar ve etkileri

    Tüp bebek tedavisinde çeşitli ilaçlar ve hormon tedavileri söz konusudur. Bu ilaçların, meme ve yumurtalık kanseri riskini arttırabileceği düşünmesi mevcuttur. Ancak yapılan araştırma ve çalışmalar, bu düşüncelerin herhangi bir bilimsel altyapısının olmadığını ortaya koymamıştır. Anne adayının hiç doğum yapmaması meme kanserini arttıran en önemli faktördür.

  • Saç tedavi yöntemleri nelerdir ?

    Oral Tedavi yöntemleri

    Hastanın genel durumu, özelikle saç dökülmesinin evresine göre, hekim kontrolünde dökülmeyi azaltıcı, ilaç tedavisi uygulanabilir. Gerek saç ekim operasyonları öncesi, gerekse saç ekim operasyonları sonrası destekleyici farklı özeliklerde yararlı ilaçlar bulunmaktadır.

    Saç Sağlığı için tüm ilaçlar hekim kontrolünde alınmalıdır.

    Topikal Tedaviler Hangileridir?

    Bu ilaçlar, saçların inceldiği alanlarda saçlı derideki kan akımını arttırarak saç dökülmesini azaltır. Uzun yıllardır dünyada erkekler ve kadınlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Saç ekimi sonrasında ilk yeni saçların büyümesini hızlandırmak için de kullanılır. Özellikle verteks (tepe bölgesinde) etkilidirler.

    Saçlı Deri Mezoterapisi

    Mezoterapi potansiyel olarak saç ekimine gerekliliği azaltan bir tedavidir.

    Saç dökülmesi için uygulanan mezoterapi teknikleri mezoterapinin kendisinden geliştirilmiştir. Mezoplasti veya Mezohair gibi yaklaşımlar şeklinde adlandırılabilir. Hem bayanlar hem erkeklerde yeniden saç gelişimi üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir.

    Amacı hastalığın yerleştiği alanla, tedavi uygulama alanının birbirine yaklaştırılmasıdır.

    Seçilen ilaç karışımları, bölgesel olarak küçük dozlarda özel iğneler ve özel tekniklerle cilt içine verilir. Dermis veya hipodermis, mikrosirkülasyon yoluyla aktif maddenin ulaşması gereken yere doğru yavaşça salındığı rezervuar bölge haline gelir. Dolayısıyla bu bir bölgeselyerel tedavi yöntemidir.

    Saçlı deri mezoterapisi;saç dökülmesini durdurmak, var olansaçın kalitesini arttırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyodlarla saçlı deriye uygulanabilen bir tedavi şeklidir.

    P.R.P Saç Tedavisi (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    Saç Fototerapisi

    AB, EFTA, Amerika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerinde tıbbi olarak onaylanmış olup erkek ve kadın androgenetik alopesisinde ve genel anlamda kellik tedavisinde kullanılmaktadır.

    British Columbia Üniveritesinde yapılan ilk klinik uygulamada, 36 haftalık bir çalışmada % 96.7 oranda dökülmenin durması ve % 66.1 inde yeniden saç oluşumunun başladığı görülmüştür.

    İşlevi şudur: Vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl folküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

  • Jinekomasty (ERKEK MEME DOKUSU FAZLALIĞI)

    Jinekomasty (ERKEK MEME DOKUSU FAZLALIĞI)

    Jinekomasti, tahmini olarak erkeklerin yüzde 40 ila 60’ını etkilemektedir. Tek göğsü ya da her 

    iki göğsü de etkileyebilir. Her ne kadar bazı ilaçlar ve tıbbi sorunlar erkek göğsünün fazla 

    gelişmesiyle ilişkilendirilse de, vakaların büyük çoğunluğunda bilinen bir neden yoktur.

    Cerrahi tedavi: Erişkin erkelerde ise tedavi sadece cerrahidir. Plastik cerrahın veya hastanın 

    seçimine bağlı olarak genel veya lokal anestezi altında günlük cerrahi ameliyat olarak 

    uygulanan bir girişimdir.  Ameliyatta “”Liposuction”” 

    denilen yağları azaltma ve konturları düzeltme uygulandıktan sonra meme ucundan yapılan 

    1-2 cm lik kesiden girilerek aşırı derecede büyümüş meme dokusu çıkarılır. Bazı zayıf 

    hastalarda liposuction uygulanmaz sadece meme dokusu çıkarılır. Gereken hastalarda deri 

    de toplanarak fazlası çıkarılır. Geçici morluklar ve ağrı, şişlik, ameliyat bölgesinde uyuşukluk ameliyattan sonra hemen her hastada görülen rahatsızlıklardır. Büyük bir kısmı ilaçlarla hemen kontrol altına alınır, bir kısmı da zaman içinde kendiliğinden geçer.