Blog

  • Baş ağrısı – akupunktur tedavisi

    Baş ağrısı tedavisi klasik akupunktur ve/veya lazer akupunktur yani iğnesiz akupunktur tedavisi ile yapılabilmektedir.
    Yoğun stresin neden olduğu en büyük problemlerden biri sık yaşanan baş ağrısı ve migren krizleridir. Baş ağrısı nedeni ile ortaya yoğun bir işgücü kaybı çıkmaktadır. Altta yatan organik nedenli ani başlayan baş ağrılarının ayırıcı tanısı yapılmak koşulu ile her türlü kronik baş ağrılarında akupunktur oldukca etkili bir tedavi yöntemidir.
    Yapılan çalışmalar göstermektedir ki akupunktur tedavisi denemeden baş ağrısı ve migren krizi yaşamak gereksiz zaman kaybıdır.
    Akupunktur ile bu baş ağrıları ve migren krizleri büyük oranda ortadan kaldırılmakta hastanın yaşam kalitesi yükseltilmektedir. Böylece iş gücü kaybının da önüne geçilmektedir.

  • Akupunkturun tarihçesi

    Akupunktur; dünyada hemen hemen uygulanan en eski tıp bilimlerinden birisidir. Günümüzden 5000 yıl öncesine dayanan bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada da saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing =Klasik Dâhiliye Kitabında” ki günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitabın Akupunktur ve Moksa ile ilgili (ısı ile yapılan bir tedavi ) Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.
    Shen Nung’a göre vücutta bir enerjinin var olduğu; bunun da vücudun her yerinde dolaştığı söylenir. Çin’de bu enerjiye Qi=Çi adı verilir. Çi, vücudun ruhsal, emosyonel=tavır, davranış, mental=akıl ve de fiziksel aktivitesi olarak kabul edilir. Çin deki bu inanışa göre; Çi=enerji; YİN=negatif ve YANG = pozitif anlamında evrensel güçlerin etkisi altındadır. Çindeki bu inanışa göre vücut enerjisinin (Çi) herhangi bir azlığı, denge bozukluğu veya kesintiye uğraması Yin ile Yang’ın arasındaki dengenin de bozulmasına neden olur ,bu da kişilerin hasta olmasına yol açar.
    Çin tababetine göre Çi=Enerji; vücutta bazı özel meridyenler ve kanallar ile taşınır ve dolaşır. Bu meridyenlerin 12 adeti vücudun her iki tarafında olmak üzere çifttir. Ayrıca vücudun ön ve arka kısmından giden 2 ekstra meridyen vardır. Bu meridyenler vücudun dikeysel olarak deri altından bir yukarı bir aşağı dolanır. Bu meridyenler üzerinde de akupunktur noktaları bulunmaktadır. Meridyen boyunca enerji akımındaki herhangi bir tıkanıklık, eksiklik veya denge bozukluğu Yin ve Yang arasındaki dengeyi de bozacağından hastalıklar meydana çıkar. İşte Akupunktur bu dengeyi sağlamak için meridyen üzerindeki özel akupunktur noktalarına iğne batırmak suretiyle yapılır. Böylece hastalığı yenmek için belirli aralıklarla seanslar (15–45 dakika) şeklinde uygulanır.
    Yin ve Yang akupunktur tedavisindeki tartışmalarda kullanılan en önemli bir teori (Tao filozofisi) haline gelmiştir.
    TAO filozofisi:
    YİN=negatif, kadın, gece, karanlık, pasif, soğuk, nem, elektron, baz
    YANG =pozitif, erkek, gündüz, aydınlık, aktif, sıcak, kuruluk, proton ve asit i temsil eder. Dikkat edilirse bu her iki öğe:
    1-Birbirine zıt, (negatif- pozitif)
    2-Birbirlerini takip eden (gece bitince gündüzün gelmesi gibi )
    3-Birbirlerini çeken bir güç olması(negatifin pozitifi çekmesi gibi )
    4-Her bir öğenin az da olsa birbirlerini kendi içinde barındırması veya birbirine dönüşebilmesi.
    5-Birbirlerini doğurması neslini devam ettirmesi(Her kadının (Yin) veya erkeğin (Yang)bir annesi(Yin) bir de babası (Yang) vardır.
    Çin’deki bu inanışa göre bu öğeler sağlıklı vücutlarda hep bir denge içindedir. Yin meridyenler vücudun daha çok korumaya muhtaç olan iç kısımlarında (kol ve bacakların medial=iç kısmında) bulunurken, Yang vücudun ve uzuvların (bacak ve kol )dış ve arka kısmında yer alır. Burada da görüldüğü gibi iç kısımlar (kıllardan az olan bölgelerdir) korunmaya muhtaç Yin=kadınsıdır. Bacak ve kolların ön ve dış ce arka kısımları (kıllı olan kısım) darbelere daha dayanıklı olan Yang=erkektir.
    Akupunktur tedavisinde kullanılan en eski tedavi amaçlı iğneler İsa’dan 550 yıl önce BİAN adı verilen sert taşlardan yapılmıştır. İlk bulunan
    Gene eski Mısır’a baktığımızda (günümüzden 2500 sene önce ) Hiyelografik yazılarında Mısırlılar akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisinde kullanıyorlardı.
    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra Çin kapalı bir kutu dönemini kapattıktan sonra Akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma özellikle 1944 den sonraki Başkan Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.
    1970 yılından itibaren WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.
    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde çok etkin olduğunu açıklamıştır.
    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Çin’i ziyaret etmiştir. Hatta o dönemde Amerikalı gazetecilerden biri apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde uygulanmasını müteakip Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenerek eğitim almaya başlamışlardır.
    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.
    Önceleri alternatif tıp olarak tanımlanan akupunktur artık tamamlayıcı tıp olarak tanımlanmaktadır.
    Almanya , Fransa, İsviçre,A.B.D ve İngiltere gibi ülkelerde akupunktur yöntemleri uygulanmakta olup, bu yöntemleri uygulayan tedavi merkezleri üniversiteler ve vakıflar tarafından desteklenmekte ve teşvik edilmektedir. Amerika,İsviçre ve Almanya’da Sağlık Sigorta şirketleri, akupunktur tedavisinde sigorta kapsamı içine almış bulunmaktadırlar. Ülkemizde de artık üniversitelerde akupunktur poliklinikleri açılmaya başlanmıştır.
    Bugün Türkiye’de bulunan Tıp Fakültelerinin uygulamalı hastanelerinin hemen hemen yarısında Akupunktur uygulanmaktadır. Ayrıca Bakanlık 17 Eylül 2002 yılında Akupunktur yönetmenliğini geliştirerek son haline getirmiştir.
    30 yıldır dünyadaki hemen her tıp fakültesi ve üniversitelerinde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Akupunktur Türkiye’de 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.
    Sağlık Bakanlığı son olarak 2002 yılında Akupunktur (17.09.2002 tarih 24879 Resmi Gazete) tedavisi uygulanan özel sağlık kuruluşları ile bu tedavinin uygulanması hakkında yönetmeliği çıkarıp geliştirerek son haline getirmiştir. Sağlık kuruluşlarında ”Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikası” olmayan hekimler akupunktur tedavisi uygulaması yapamayacaklardır.

  • Çağımızın hastalığı stres

    Stres çağımızın en temel problemlerinden biri olup, bir çok sağlık sorunlarına ve hastalığa sebep olmaktadır.
    Yaşadığımız koşulları göz önüne koyduğumuzda strese neden olan yapıları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Eğer yaşam koşullarınızı değiştiremiyor iseniz tedavi desteği almak en doğru karar olacaktır.Alacağınız desteğin yan etkisi olmaması ve vücut enerjisini kullanarak yani kendi eczanesini kullanarak tedavi olmak en tercih edilen yöntemdir.
    Akupunktur vücudumuzda regüle edici yani dengeleyici bir tedavi yöntemidir.
    Stres oluşturan uyaranlar limbik sistemimiz tarafından algılanıp yorumlandıktan sonra bedenin vereceği cevap düzenlenir. Kalbimizin çalışma düzeni, sindirim sistemimizin çalışma ritmi, hormonlarımızın salgı duzenleri bu sistemin etkilediği yaşamsal fonksiyonlardır. Limbik sistem aldığı olumsuz uyaranlara göre vücudun fonksiyonlarını dengeleyerek sağlıklılığın devamını sağlamaya çalışır. Bununla birlikte çok uzun süren veya çok kuvvetli (deprem,iş kaybı, çok yakınlarımızın ani kaybı vb.) olumsuz uyaranlarla karşılaştığında limbik sistem görevini yapamaz hale gelebilir. Bunun sonucu ise kabızlık, adet düzensizliği, irritabl kolon, gerilim tipi baş ağrısı vb. fonksiyonel bozukluklara bağlı hastalıklar ortaya çıkar.Akupunktur serotonin ve endorfin düzeylerinde artış ve regüle edici etki nedeniyle daha mutlu olması ayrıca vücudumuzun immun sistem direncinde artış sağlar.
    Akupunktur dejenere olmuş bozulmuş doku ve organlarda rejeneratif etkisi ile yenilenme sağlar.Yani kişiyi gençleştirir.
    Akupunktur limbik sistemi regüle ederek strese daha dayanıklı hale getirir.
    Bunun sonucu yaşamsal fonksiyonlarımızı dengelenerek hastalıkların ortaya çıkması engellenir.Yeter ki siz isteyin…

  • Yeni nesil anestezik madde içeren estetik yüz dolguları

    Estetik dudak yanak ve yüz dolgularında son yenilik anestezik madde içeren iğnesiz olarak uygulanabilen orta yüz liftingi ve ameliyatsız burun estetiğide dahil yüzde büyük değişim yapabilen dolgular.
    Cerrahi olmayan basit bir işlemle iğne kullanılmadan ucu keskin olmayan ve acı vermeyen kanül adlı materyallerle uygulanan dolgular anestezik madde içeren eskiye göre daha yoğun kıvamlı olması nedeniyle 18-24 ay kalıcılık ile hem daha uzun süre kalıcı hem de daha natürel sonuçlar sunarken iğne korkusu olan insanlarda da ağrısız acısız morarma şişme kanama olmadan uygulanabilme imkanı tanımakta.Yüz gerginliğini sağlayan mid face lift dediğimiz orta yuzde lifting yapan dolgu enjeksiyonları;ayrıca doğru uygulandığında ameliyatsız burun estetiğide yapmakta burun sırtının düzeltilip burun ucunun kaldırılmasına yardımcı olmakta özellikle dudak, burun ,elmacık kemikleri,yanak ve yanak arasında oluşan çizgilerin yok edilmesi,gözaltındaki koyu halkalanmalar çukurlaşmalar kaş arası çizgilenmeler ve dudak-yüz estetiğinde mükemmel sonuçlar sunmakta ve de özel formülasyonu ile boyun, dekolte ve ellerde derin hidrasyon sağlamaktadir. Yüz uygulamalarında en etkili ve sağlıklı enjeksiyon şekli olan hyaluronik asitle çok daha genç bir görünüm elde edip çok başarılı bir şekilde orta yüz liftingi sağlanabilmekte.
    Estetik Amaçlı Dolgular Nerelerde Kullanılır?

    • Yanak ve yüzde uygulandığında özellikle orta yüzde lifting yaparak yüz ovalinin kontürünün düzeltilmesinde yüz sarkmalarının toparlanmasında
    • Ameliyatsız burun estetiği
    • Burun kenarındaki çizgiler (Nasolabial Çizgiler)
    • Burun ile ağız arasındaki çizgiler
    • Dudak konturu ve hacim kazandırarak dolgunlaştırma
    • Dudakların etrafındaki sigara çizgileri
    • Göz çevresindeki kırışıklık ve ince çizgiler ( kaz ayakları)
    • Boyundaki çizgi ve kırışıklıklar
    • Ellerdeki yaşlılığa bağlı buruşukluk ve nemsizlik giderilmesinde ellerin dolgunlaştırılmasında
    • Alın çizgileri
    • Sivilce, yara, kazalardan sonra kalan izler
    • Yanak, elmacık kemiği ve yağ erimelerinde yeniden hacim kazandırılması
    • Çene kontür belirginleştirilmesi ve çenenin öne alınması

  • Meniere sendromu

    İç kulakta bulunan ve dengeden sorumlu sıvılardaki basınç artışının neden olduğu bir hastalıktır. İç kulak sıvılarındaki bu basınç artışının sebebi genellikle belli değildir. Sıvı üretimi atılımdan fazla olursa, ya da sıvıların boşaldığı kanallarda tıkanıklık olursa basınç artışı gelişebilir.
    Hastalık genellikle önce bir kulağı etkiler ve vakaların %25 ile %50 'sinde ileride ikinci kulak da etkilenir. Sendromun başlangıcında labirent denilen iç kulak bölümünde sıvı artışı görülmektedir. Bu sıvı fazlası iç kulak zarında basınç yaparak zarı bozar ve bazen de yırtar. Sonuç olarak denge ve işitme kaybı olur.
    Meniere Hastalığı ataklar halinde seyreder. Ataklar sırasında baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, kulak uğultusu, işitme kaybı ve kulakta dolgunluk hissi görülür.
    Atakların arası birkaç saat, birkaç ay, hatta birkaç yıl olabilir. Süresi de birkaç saat ya da birkaç gün olabilir.
    Atakların geliş şekli ve sıklığı kişiye göre değişir.
    Hastalığın en ciddi belirtisi baş dönmesidir. Baş dönmesi nöbetler halinde gelir. Bu esnada kişi dengesini kurmakta zorlanır. Hareketsiz olduğu halde hareket ediyormuş gibi hisseder. Baş dönmelerinin devam etmesi sonucu mide bulantısı ve de kusma başlar.
    Ataklardan hemen önce veya sonrasında işitme kaybı görülebilir. Erken dönemlerde atak sonrasında işitme kaybı normale döner, ancak hastalığın ilerleyen dönemlerinde bu işitme kaybı kalıcı olabilir.
    Ataklar sırasında yaşananlar ve sonrasında kişide meydana gelen halsizlik ve bitkinlik durumu nedeniyle kişi normal hayatından bir süreliğine kopar, yaşam kalitesi düşer.
    Hastalığın sebebi kesin olarak açıklanamamakla beraber, bağışıklık sistemindeki rahatsızlıkların da Meniere Sendromuna neden olabildiği gibi, bunun yanı sıra iç kulak iltihabı, kafa travması, genetik yatkınlık ve alerji gibi durumların da Meniere Hastalığına yol açtığı bilinmektedir.
    Fiziksel ve duygusal stresler hastanın ataklarını arttırır. Ayrıca uykusuzluk ve uyku düzenindeki bozukluk, aşırı yorgunluk, kafein, sigara, alkol kullanımı da atakları tetikleyebilir.
    Meniere Hastalığının Tedavisi:
    Baş dönmelerinin ardından gelen bulantı ve kusmaları durdurmak için klasik tedavi yöntemleri çerçevesinde ilaçlar kullanılabilir..
    Ayrıca vücuttaki fazla suyu (ödem) atmak için idrar söktürücü ilaçlar alınabilir.
    Krizlerin sıklığı ve şiddeti kontrol edilemezse ameliyata başvurulabilir. Ameliyatla iç kulaktaki ve zarlardaki basınç ortadan kaldırılır. Bazen dengeyi bozan sinir kesilir. Bazen de tüm iç kulağın yok edildiği uygulamalar yapılır.
    Meniere Hastalığının Akupunktur İle Tedavisi:
    Bu hastalığın patalojisinde hem kan hem de lenf akımı düzensizliğinin sonucunda iç kulaktaki lenfatik sistemin bozulması görülür. Buradaki kanlanma doğru sağlandığında iç kulağa giden kan akımı da buna bağlı olarak düzenlenecektir.
    Akupunktur uygulamasının baş ve boyun lenf akışını düzenleyici etkisi bulunmaktadır.
    İç kulaktaki sıvının yapım ve atılım sürecindeki bütün problemler Meniere tablosunu ağırlaştıracaktır. Kulak ve vücut akupunkturunun ödem çözücü etkisi ile denge olumlu yönde tekrar sağlanacaktır.
    Akupunkturun tansiyonu dengeleyici etkisi sonucunda ani basınç değişiklikleri de önlenmiş olur.
    Akupunktur tedavisinin hormonal sistemde yarattığı pozitif etki sonucunda depresyon ortadan kalkar, uyku düzeni normale döner, dolayısıyla bu gibi faktörlerin tetiklediği atakların önüne geçilmiş olur.

  • Yüz felci

    Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan yüz siniri (fasial sinir), beyinden gelen hareket emirlerini yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak “Facial Paralizi” olarak adlandırılır.
    Yüz felci, beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki bir çok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin –beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve bu nedenle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise “Periferik Yüz Felci” denir.
    Periferik yüz felci çok değişik patolojilerin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir.
    Başlıcaları;

    • Travmalar (temporal kemik kırıkları)
    • Ameliyatlarda fasial sinir yaralanmaları
    • Yıldırım çarpması
    • Yüz ve çene enfeksiyonları, orta kulak enfeksiyonu, viral hastalıklar, metabolik nedenler
    • Bell paralizisi; yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümde iltihap oluşması neticesinde olduğu düşünülür. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.
    • Doğumsal / gelişimsel nedenler
    • Tümörler, nörolojik(multiple skleroz) nedenler.

    Yüzde tek taraflı motor hareket kaybı ve ağrı şikayeti ile kliniğimize başvuran hastamız, sol yüz yarısında dişlerini gösteremiyordu. Ayrıcahastanın sol göz kapağı kapatılamıyor, sol kaşıkaldırılamıyor ve mimik hareketleri yapılamıyordu.
    Hastaya ilgili klinikçe uygulanan medikal tedavi sonucubelirgin bir iyileşme sağlanamaması üzerine ;
    Kliniğimizde hastaya, 48 saat aralıklarla vücut ve kulak akupunkturu (6 hafta, 18 seans) uygulanmıştır.
    Vücut ve kulak akupunktur uygulamasını takiben hastaya hergün Soft Lazer uygulaması yapılmıştır.
    Tedavide 7.seanstan itibaren yüz egzersizleri ve post izometrik relaksasyon teknikleri eklenmiş ve bu teknikleri hasta kendisi de uygulamıştır.
    Hastanın ağrıları 5. seanstan sonra giderilmiş, motor hareket kaybı ve yüz mimik hareketleri ise 12. seansta düzelmiştir.
    Yapılan çalışmalarda akupunktur tedavisinin periferal yüz felci tedavisindeki etkin rolü, zararlı yan etkilerinin de görülmeyişi sebebiyle iyice belirginleşmektedir.

  • Raynaud hastalığı

    Genellikle soğuk ya da stres varlığında tekrarlayan ataklar halinde seyreden, çoğunlukla el veya ayak parmaklarına giden kan akımındaki bozulmalar sonucu oluşan bir hastalıktır.
    Ataklar sırasında el ve ayak parmaklarındaki kan damarları kısa süre daralır ve kan akımı geçici olarak bozulur. Bu sırada etkilenen parmaklarda renk değişikliği meydana gelir. Önce kan akımının kesilmesiyle parmaklar beyazlaşır, arkasından akımın durmasıyla birlikte toplardamarlarda göllenen kanın etkisiyle mavi renk değişikliği gelişir, kısa süreli bu daralmayı takiben kan akımının normale dönmesiyle de kırmızı renge döner. Hastalarda kan akımı durduğunda parmaklarda sızı ve hissizlik olabilir, kan akımı normale döndüğünde de şişlik, karıncalanma, sıcaklık hissedilebilir.
    Soğukta ya da aşırı heyecan gibi kuvvetli duygusal streslerde kan damarlarında ani daralmalar gelişebilir ve bu da Raynaud Fenomenine sebep olabilir.
    Genellikle 18-35 yaş (%80-90 < 40 yaş) aralığında, kadınlarda, simetrik (bilateral) el ve parmaklarda ya da ayak ve parmaklarında, burun , çene ve kulakta (%10-50) görülmektedir.
    Kliniğimize başvuran ileri derecede bir Raynaud vakasında kliniğimize gelmeden önce ilaç tedavileri uygulanmış, vakanın gittikçe ağırlaşması sonucu amputasyon kararı alınmıştır. Bu ağır vaka neticesinde hastada, ağrı nöbetleri, uyku düzeninde bozukluk ve bunların sonucunda da ciddi duygusal çöküntü meydana gelmiştir. Hastaya kliniğimizde Vücut ve Kulak Akupunkturu, Soft Lazer Uygulaması ve Fitoterapi yöntemleri uygulanmıştır.
    Tedavinin ilk seansından itibaren hastanın uyku düzeninde iyileşme, psikolojik rahatlama, ağrı nöbetlerinde ve şiddetinde azalma görülmüştür.
    Üçüncü haftadan itibaren yaralardaki kabuklar düşmüş takip eden seanslarda da el ve motor hareketlerindeki yeteneksizlik ve his kaybı düzelmeye başlamış, cilt rengi normale dönmüştür.
    Altıncı haftanın sonunda ise tamamen iyileşme sağlanmıştır.
    Akupunktur ve Soft Lazer Tedavisi uygulaması, hastada otonom sinir sistemi üzerinden etki yaptığı için, hızlı, etkili ve kalıcı bir iyileşme göstermiştir. Takip edilen yıllarda da hastalığın tekrar nüksetmediği görülmüştür.
    Bu tedavi süresince kullanılan akupunktur, lazer ve fitoterapi uygulaması hasta için herhangi bir risk taşımamaktadır

  • Huzursuz bacak sendromu

    Uyku ya da istirahat esnasında (otururken veya yatarken) bacaklarda hissedilen rahatsızlık, huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma bazen de tam olarak tanımlanamayan bir histir.
    Bacaklardaki huzursuzluk hissi dinlenme zamanlarında ortaya çıkar. Hem kadınları hem de erkekleri etkiler. Herhangi bir yaşta başlayabilir ve yaşla birlikte şiddeti artar.
    Yaklaşık olarak insanların % 5’i bu hastalıktan şikayetçidir.
    Şikayetler, kişi uzanmış yatıyorken veya uzun süreli bir yerde otururken başlar, hareket ettikçe de bulgular azalır. Akşam saatlerinde sıkıntılar daha da artar ve geceleri şiddetlenir. Kişi kalkıp yürüme ihtiyacı hisseder. Dolayısıyle hastanın (ve de yanında yatan kişinin) uyku düzeni bozulur. Gün içerisinde uyuklama isteği belirir. Yaşam kalitesi düşer.
    Huzursuz bacak sendromuna neden olan faktörün ne olduğu tam olarak tespit edilememekle beraber beyindeki dopamin seviyesindeki dengesizlikten kaynaklanmış olabileceğine dair araştırmalar vardır.
    Stress ile de hastaların yakınmaları daha da şiddetlenmektedir.
    Bazen kadınların hamilelik dönemlerinde bu rahatsızlık ortaya çıkar. Bazen de periferik nöropati, şeker hastalığı, demir eksikliği veya böbrek yetmezliği ile ve bazen de bazı kanser türlerinde birlikte görülür.
    Huzursuz Bacak Sendromu’nun Akupunktur İle Tedavisi:
    Huzursuz bacak sendromu şikayeti ile kliniğimize gelen hastaya öncelikle BİA empedance analiz yöntemi (vücut bileşenlerinin oranı) uygulanarak vücuttaki kas, yağ, bağ doku, kemik, su oranları belirlenir. Eğer gerekli görülürse hastadan kandaki elektrolit seviyelerini ve vitamin seviyelerini gösteren tetkikler istenir. Bu muayene ve tetkiklerin yanı sıra geleneksel Çin Tıbbı muayenesi (nabız, dil ve kulak teşhisi) yapılır. Bu yöntemler sentez edilerek kesin ve sebebe yönelik teşhise varılır.
    Akupunkturun dopamin, serotonin, noradrenalin gibi nörotransmitterlerin seviyesini düzenleyici rolü vardır.Yöntem olarak, hastaya kulak ve vücut akupunkturu birlikte uygulanır. Ayrıca soft lazer tedavisi, akupunktur nokta masajı, manyetik alan tedavisi, lenfatik direnaj masajı gibi bir çok yöntem gerekirse tek tek, gerekirse kombine olarak uygulanır.
    Hasta daha ilk seansta rahatlamaya başlayarak tedaviye cevap verir. Ortalama 10 seans sonunda tedavi tamamlanır.

  • Astım

    Astım, çeşitli uyarıcılar nedeniyle solunum yollarını meydana getiren bronşların kasılarak daralması, bronş zarının şişmesi ya da balgam gibi yapışkan sıvıların hava yollarını tıkaması ve buna bağlı olarak hava akımında zorlukla karakterize edilen bir solunum yolu rahatsızlığıdır.
    Hava yollarında mikrobik olmayan süreğen bir iltihaplanma söz konusudur.
    Hasta kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır.
    Ataklar dışında çoğu kez hiçbir yakınması olmayan hastada atak sırasında nefes darlığı, öksürük, hırıltılı solunum, güçlükle balgam çıkarma, göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler vardır ve bu belirtilerin şiddeti hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir.
    Ataklar genellikle gece sabaha karşı ortaya çıkar, kendiliğinden veya ilaç kullanılarak geriler ve kaybolur, ancak yeni bir atakla tekrar ortaya çıkar. Tedavi görmemiş ya da düzensiz tedavi görmüş olgularda, zamanla atak sıklığı ve şiddeti artar. Bu hastalarda, nefes darlığı, hırıltılı solunum ve göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler devamlılık kazanır.
    Astım, çocuk ve yetişkinler arasında en sık görülen birkaç kronik rahatsızlıktan biridir. Toplumlarda bu hastalığın görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bu artışın nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, değişen yaşam şekilleri, sanayileşme yoğun trafiğin olduğu yerlerdeki hava kirliliği, allerjen yoğunluğunun artması en belirgin sebepler olarak gösterilebilinir.
    Bazı durumlarda da kalıtımsal etkenlerin astım hastalığında önem taşıdığı, genetiksel yatkınlık sonucu rahatsızlığın ortaya çıktığı bilinmektedir.
    Bazen de astım, bir meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar. Fırıncılar, kuaförler, boyacılar, çiftçiler, kereste ve mobilya işinde, gıda sektöründe çalışan kişilerde bazı maddelere bağlı olarak astım gelişir.
    Astım her zaman olmasa da olguların çoğunda alerjik zeminde gelişen bir hastalıktır. Özellikle çocuklukta başlayan astım için bu daha belirgindir. Ancak kişinin allerjik tabiatlı (atopik) olması astım olmasından ayrı bir şeydir. Diğer alerjik hastalıklar (rinosinüzit, konjonktivit, dermatit, ürtiker) astımla birlikte bulunabilir veya bu hastalıklar varken astım olmayabilir. Aksine astımı olduğu halde alerjisi olmayabilir.
    Astım hastalarını tedavi ile normal yaşamlarına döndürmek mümkündür. Özellikle şikayetleri çocuklukta başlayan astımlıların bir kısmında, hastalık erişkin yaşlarda tamamen iyileşebilmektedir.
    Tedavi süresi hastaya göre değişir. Hastalık tedaviyle önce kontrol altına alınır, sonra yavaş yavaş basamak şeklinde giderek azaltılır ve bazen tamamen kesilir.
    Astım ataklarını durdurmak için çabuk açıcılar dediğimiz rahatlatıcı ilaçlara ve akciğerleri korumak ve astım ataklarının başlamasını önlemek için de temel sorun olan hava yolu iltihabının azaltılmasına yönelik olarak koruyucu ilaçlara gereksinim vardır. Korunma yöntemleri ve ilaçların yeterli olmadığı durumlarda aşı tedavisi de uygulanmaktadır.
    Akupunktur İle Astım Tedavisi:
    Astım tedavisinde amaç sadece şikayetlerin giderilmesi olmamalıdır. Yakınmaları giderip hastayı rahatlatan ancak, hastalığı tedavi etmeyen, ilerlemesini durdurmayan, hastanın akciğer fonksiyonlarını normale getirmeyen ve doğal yaşama geri döndürmeyen bir tedavi hastaya fayda değil aksine zarar vermiş olur. Çünkü sıkıntıları geçmiş olan hasta kendini iyi olmuş hisseder ve çare aramayı bırakıp, doğru tedaviye başlamak için zaman kaybetmiş olur.
    Kliniğimize gelen hasta öncelikle klasik genel muayeneden geçirilir. Geleneksel Çin Tıbbı açısından da hasta incelenerek organ ve vücut sistemlerinin enerji düzeylerine bakılır. Bunları belirlemek için nabız teşhisi, dil teşhisi, vücut ve kulak akupunktur noktaları teşhisi yapılır. Daha önce alerji-göğüs hastalıkları uzmanınca istenmiş olan tetkikler ve tahliller de değerlendirilir ve hastanın kullandığı ilaçlar da öğrenilerek hastaya uygun tedavi yöntemi ve programı belirlenir.
    Ayrıca muayene sırasında hastanın fiziksel ve ruhsal blokajları (engel) belirlenir. Buna örnek vermek gerekirse depresif ruh hali psikolojik bir blokajdır ve nefes alıp verme ritmini ve derinliğini değiştirir ve akciğer enerjisini bozar.
    Sırt omurga eklemlerindeki yer değişiklikleri (çıkıklar) ya da sırt omurgasındaki eğrilik (skolyoz) fiziksel blokajlardır.
    Kullandığımız özel bir takım tedavi metodlarıyla (magnetik alan, fitoterapi, solunum egzersizleri, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vücut ve zihin için kişiye özel arınma programları) bu fiziksel ve psikolojik blokajları gidermek tedavide kalıcılık sağlar ve akupunktur tedavisini pozitif yönde destekler.
    3.seanstan itibaren hastanın şikayetlerinde belirgin bir azalma başlar. Ortalama seans sayısı 8 ila 15 ‘tir. Kesin seans sayısı her hasta için muayeneden sonra belirlenir.

  • Sedef hastalığı

    Çeşitli klinik biçimlerde ortaya çıkabilen,yineleyici, kronik bir deri hastalığıdır.
    Yunanca kaşıntı anlamına gelen 'psora' kelimesinden türetilerek psoriasis adını almıştır.
    Bilinen en eski deri hastalıklarındandır.
    Toplumun yaklaşık % 1-3 'ünde bu hastalık görülmektedir.
    Keskin sınırlı, pembemsi, kırmızımsı plaklar üzerinde parlak sedefi-beyaz kabuklarla karakterizedir. Bu nedenle “sedef hastalığı” diye anılır.
    Saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Bazı vakalar oldukça hafif seyrederken bir kısım vakalarda ise vücudun büyük bir kısmını tutacak şekilde şiddetli görülebilir.
    Sebebi bilinmemekle beraber kanda bulunan akyuvarlardaki bir anormalliğin iltihabi olayı tetiklediği ve hastalığın ilerlemesine yol açtığı yapılan araştırmalarda görülmektedir.
    Kronik olarak akyuvarlarca hasar gören cilt kalınlaşır ve normal yapısını kaybeder. Normal cilt kendini ortalama 21 günde yenilerken sedef hastalarında bu süre 3-4 güne kadar düşebilir. Normalden 7-8 kat daha hızlı oluşan bu yeni deri doğal olarak sağlıklı olmaz. Deride kaşınma, yaralanma, beneklenme tarzında yeni plaklar ortaya çıkar.
    Hastalığın en sık görülen şeklinde ise, başlangıçta küçük kırmızı kabarıklık vardır. Ardından kabuklanmalar ortaya çıkar ve kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür.
    Sedef hastalığı, streptokoksik boğaz iltihabı gibi bazı infeksiyonlardan sonra bir takım ilaçların alımıyla birlikte aktivite kazanabilir.
    Lezyonlar genellikle simetriktir. Hastalığın bir çok tipi vardır.
    Kronik ve stabil,
    Akut ve değişken gibi.
    Akut formu yaygın cilt kızarıklığı veya iltihaplanma ile seyredebilir.
    Psoriazis vulgaris diye adlandırılan tipi en yaygın görülenidir.
    Dizler,dirsekler,kasık bölgesi ve genital bölge, kollar, bacaklar, avuç ve ayak tabanları, saçlı deri, vücuttaki kıvrım bölgeleri, sedef hastalığın en çok görüldüğü bölgelerdir.
    Sedef hastalığı olan kişilerde %30'a varan oranlarda eklem iltihaplanması şikayetleri görülür. %5-10'unda çeşitli eklemlerde iltihabi olaydan dolayı işlevsel kısıtlılık oluşur. Bazı kişilerde eklem iltihaplanması şikayetleri, deri tutulumu arttığı zaman kötüleşebilir. Bazen de deri tutulumu düzeldiğinde eklem şikayetleri de düzelir.
    Sedef hastalığı, güneşli iklimlerde azalır, kışın ise artış gösterir.
    Yapılan çalışmalarda, psikolojik stresin sedefi etkilediği, ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır.
    Sigara ve alkolün de sedefi artırdığını gösteren bilimsel çalışmalar vardır.
    Sedef Hastalığının Akupunktur İle Tedavisi:
    Sedef hastalığının akupunktur ile tedavisinde, vücudun kendi içindeki böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizon salgısını arttıran vücut ve kulak akupunkturu noktaları kullanılır.
    Alerjik etkileri azaltmak için de alerji cevabını düzenleyici noktalar tedaviye eklenir.
    Gerektiğinde de bizim teşhis ve takip sistemince bulunan bağışıklık (immün) sistemini düzenleyici noktalar tespit edilir ve o noktalara akupunktur uygulanır.
    Hem uygun cilt temizlik preparatlarıyla cilt soyulması kolaylaştırılır, hem de içten yapılan etkiyle cildin yenilenmesi sağlanır.