Blog

  • Karpal tünel sendromu çözümü var

    TEDAVİ:

    Klasik tedavide atelleme, anti inflamatuar ilaç kullanımı, bazen fizik tedavi, kullanılmaktadır.
    KARPAL TÜNEL SENDROMU PEK ÇOĞUNDA TAMAMLAYICI TIP İLE ÇÖZMEK MÜMKÜN.
    Klinik gözlemlerimde en etkin kombinasyon Nöralterapi & Manuel Terapi ve Manyetik Alan tedavisidir. Eğer lokal bir eflamasyon durumu söz konusuyla ozon da kullanılabilinir. Ancak Ozon tedavisi burda ilke seçenekerde değildir.
    Bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında KTS altından yatan pek çok sorun olduğunu görürüz. Sorununa kaynaklık eden neden çok nadiren lokal olarak el bildiğinde diğer deyişle lokaldir.
    NÖRALTERAPİ:
    Lokal Tedavi:
    Genellikle önkoldaki fleksör kaslarda tetik nokta saptanır. M.Pronaotor Teresdeki bir tetik noktaya yaptığımız enjeksiyon sonrası hastanın şikayetlerinde azalma saptanır. Kasın gergin olmasına, hipoksiye ve zamanla içinde gergin ve sert bir bant oluşmasına neden olan tetik nokta, tedavi edilmezse, tendinit, gelişmekte ve o bölgedeki eklemi, diğer kasları ve ekstremitenin beslenmesini etkilemektedir.
    Önkolda tetik nokta tedavisi elin perfüzyonunu artıracaktır. Perfüzyon artmasıyla medan sinirinde beslenmesi düzelecektir. Karpal tuneldeki daralma sebebi anatomik (kırık v.s.) değilse nöralterapi çok iyi bir konservatif seçenektir.
    Bunlar incelenirken benim litaratüre kazandırdığım torakal blokaj araştırılmalı ve bulunması durumunda manuel diyagnoz sonucu mobilize edilmelidir.
    Bayanlarda sıkça karşımıza çıkan hormal disfonksiyon araştırılmalı ve giderilmelidir.
    Segmental tedavi: Servikal 5-TH8 segmentlerini içine alacak şekilde quadell uygulanır.
    Gangliyon Stellatum Uygulaması: Tekniğine uygun olarak patolojik taraf gangliyon stellatuma 3 cc , %1 prokain veya Lidokainle uygulama yapılır.
    Bozucu alan regülasyonu : Segment dahilindeki bozucu alanlar tespit edilip regüle edilir. Üst ekstremite sorunlarında ağız içi patolojilerin ( amalgam dolgulari, metal kaplamalar, tonsillektomi skarı v.s.) bozucu alan etkisi mutlaka dikkate alınmalıdır.
    Bunların çözümsüz kaldığı durumda Manuel Terapi yaklaşımı ile boyun omuz ve ön kol başta olmak üzere tüm eksen organ incelenmeli ve sorunun kaynağı tespit edilmelidir.
    Pulsatif manyetik alan tedavisi ağrı durumunda 10 ve 27 HZ olması gerekirken enflamsyon durumunda 1,2 ve 72,5 Hz olmalıdır.
    Hastanın bedensel durumu bir latenz asidozu düşündürtüyorsa Proqunat, Reviqunat veya Vegatest ile bağırsak florasının durumu hangi besinlere karşı bir hassasiyeti olduğu, bedende birikmiş olan yıkım ürünlerini türü ve oranları tespit edilerek şelasyon uygulanmalıdır.
    Daha fazla bilgi için NÖRALTERAPİ kitabıma bakınınız.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Gülerek normal doğum…

    MERHABALAR…
    NEREDEYSE BÜTÜN KADINLARIMIZIN HAYATLARINDA EN ÇOK ÇEKİNDİKLERİ ANLARDAN BİR TANESİDİR DOĞUM ANI… HAMİLELİĞİN İLK TESPİTİNDEN İTİBAREN RESMEN BAŞLAR BU SÜREÇ… ACABA NASIL DOĞURACAĞIM? SEZERYAN MI OLACAK YOKSA NORMAL DOĞUM MU? HATTA BİRÇOĞUMUZ NORMAL DOĞUMDAN VE DOĞUM AĞRISINDAN ÇEKİNİP KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANIMIZA SEZERYAN OLSUN DEMİYORMUYUZ… EVET BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ BU…
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMU DUYDUNUZ MU HİÇ? BİRÇOĞUNUZ EVET DER GİBİ… YA YAŞAYAN BİRİNDEN DİNLEDİNİZ Mİ? BU SEFER HAYIR DER GİBİSİNİZ. NEDEN BÖYLE BİLİYORMUSUNUZ? BİRÇOK GELİŞMİŞ ÜLKEDE ÇOK SIK UYGULANMASINA HATTA NEREDEYSE TÜM NORMAL DOĞUMLARDA UYGULANMASINA RAĞMEN ÜLKEMİZDE ÇOK SIK UYGULANMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR.
    NEDEN UYGULANMIYOR? ÖNCELİKLE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI HEKİMLERİMİZİN NORMAL DOĞUM OLABİLİR DEMESİ VE BUNUN AĞRISIZ NORMAL DOĞUM OLABİLECEĞİNİ İSTEMELERİ GEREKMEKTEDİR. DAHA SONRA İSE HASTANIN BUNU KABUL ETMESİ GEREKMEKTEDİR. ÜÇÜNCÜ AŞAMADA İSE ANESTEZİ UZMANI HEKİMLERİMİZİN İŞLEMİ UYGULAYIP HASTAYI ÇOK SIKI TAKİP ETMELERİ GEREKMEKTEDİR. EN SON VE BENCE EN ÖNEMLİ AŞAMA İSE SGK'NIN BU İŞLEMİN ÜCRETİNİ ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR AMA MALESEF İŞLEM SGK ÖDEMESİ DIŞINDADIR.
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMUN FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR… ÖNCE KUŞKULARINIZI GİDERELİM… 1) BEL AĞRIM VE BEL FITIĞIM OLACAK MI? 2) BAŞAĞRIM OLACAK MI? 3) BULANTIM KUSMAM OLACAK MI? 4) BEBEĞİM ZARAR GÖRECEK Mİ? RAHAT OLUN VE BU GÜZEL ANIN KEYFİNİ ÇIKARIN DERİM… TÜM BUNLAR YA ÇOK ÇOK NADİR OLABİLECEK VEYA HİÇ OLMAYACAK DURUMLAR…
    FAYDALARINA GELİNCE… İŞLEM YAPILDIĞI ANDAN İTİBAREN DOĞUM BİTENE KADAR HİÇ AĞRI DUYMAYACAK, GÜLEREK KEYİFLİ BİR DOĞUM SÜRECİ GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ… SİZ HİÇ AĞRI DUYMAYIP STRES YAŞAMADIĞINIZ İÇİN BU STRESİNİZ BEBEĞE YANSIMAYACAK VE BEBEĞİNİZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI DOĞACAK… DOĞUM SÜRECİNİZ İSE SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK DAHA KISA OLACAK…
    GÜLEREK KEYİFLİ DOĞUM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE…

  • Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığında çoğu zaman ameliyata gerek kalmadan tedavi mümkündür. İlaç tedavisi ve yatak istirahatı yapılacak ilk şeydir. Yatak istirahatıyla sinirlerin üzerindeki baskının ortadan kalkması sağlanabilir. Şikayetlerin oluştuğu ilk 24-48 saat içerisinde bölgeye soğuk uygulamak; ödem, kas spazmı ve ağrıyı azaltmak suretiyle yararlı olabilir. Ancak buz hiçbir zaman deriyle direkt olarak temas ettirilmemeli, örneğin bir havluya sarılarak en fazla 15 dakika süreyle uygulanmalıdır.

    İlaç tedavisi için çeşitli ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Ancak hiçbir zaman hekime danışılmadan alınmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki akut ağrının tanı konmadan kontrolsüz olarak kesilmesi, hastanın kendisini korumasına engel olarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Uygulanacak bir başka tedavi ise fizik tedavi yöntemleridir. Fizik tedavi ile ağrının azaltılması, kas spazmının ortadan kaldırılması, esnekliğin artırılması amaçlanır. Soğuk ve sıcak uygulama tedavileri, masaj teknikleri, germe egzersizleri fizik tedavi yöntemlerine örneklerdir.

    Yukarıda sayılan tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan hastalara Transforaminal epidural enjeksiyonönemli yarar sağlayabilir. Bu işlem baskı altında kalan sinirlerin olduğu bölgeye iğne ile girilerek, ağrı, ödem ve yangı giderici çeşitli ilaçların enjekte edilmesidir. Bu şekilde hem şikayetler rahatlatılır, hem de fıtığın bulunduğu bölgedeki sinir baskısı ortadan kaldırılır.

    Henüz fıtıklaşmanın tam olarak oluşmadığı hastalarda Disk İçi Lazer Tedaviolarak isimlendirilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu şekilde disk içeriğine lazer yardımıyla yüksek ısı uygulanıp diskteki hasarlı alanların onarılması ve ağrı ileten sinirlerin bloke edilmesi amaçlanır. Ayrıca günümüzde modern tedavi olarak Disk İçi Ozon enjeksiyonlarını da uygulanmaktadır. (bakınız hasta görüşleri)

    Sonuçta birçok tedavi yönteminin uygulandığı bel fıtığı hastalarında önemli nokta tıbbın temel kurallarından biri olan “hastalık yoktur, hasta vardır” kuralını göz önüne alarak, hastaya uygun tedavi yöntemini belirlemektir. Örneğin acil olarak ameliyat edilmesi gereken bir hastaya ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle zaman kaybettirmek ne kadar yanlışsa, ameliyatsız tedavi edilebilecek bir hastanın diğer yöntemler denenmeden ameliyat edilmesi de o denli hatalıdır. İstatistiklerden de anlaşıldığı gibi “girişimler yöntemler” dediğimiz çeşitli yöntemlerin ve fizik tedavinin birlikte uygulanması ile bir çok bel fıtığı hastası ameliyat olmaktan kurtulmaktadır.

  • Bel ameliyatları sonrasında geçmeyen ağrılar

    Bel fıtığı nedeni ile ameliyat olmuş ancak bel ve bacağa vuran ağrıları geçmemiş hasta grubunu ifade etmek için başarısız bel cerrahisi tanımı kullanılmaktadır.

    Bel ya da bacağa vuran ağrılardan yakınan ve kendisine bel fıtığı tanısı konup ameliyat edilen hastalarda şikâyetlerin ameliyattan hemen sonra ya da daha geç bir dönemde tekrarlaması olayıdır. Bel fıtığı nedeni ile ameliyat edilenlerin %15’inde görülebilmektedir.

    Nedenlerine gelince:Eğer operasyondan hemen sonra hastanın daha önceden var olan şikâyetleri aynen ya da artarak devam ediyorsa:

    – Konulan tanı yanlıştır
    – Yanlışlıkla başka mesafeden ameliyat edilmiştir
    – Operasyon tekniği hatalı ya da eksiktir diye düşünmek gerekir.

    Eğer hasta ameliyat olduktan 2-6 ay sonra benzer şikayetlerle tekrar hekime müracaat etmişse yukarıdaki nedenler olabileceği gibi daha çok operasyon bölgesinde yapışıklıklar, granülasyon dokuları yada fıtığın aynı veya başka bir bölgeden nüksü yani tekrarlaması söz konusu olabilir.

    Tedavide:

    Özel bir epidural kateter (RACS) vasıtası ile doku eritici ilaçların beraberinde kortizon vererek, hastaya iki, üç gün daha bu kateterden yoğun tuzlu serum vererek tedavi sonlandırılır. Bu tedaviye yanıt alınamayan hastalarda epidural OZON denenmelidir. Her şeye rağmen ağrıları geçmeyen hastaların omurilikleri üzerine ağrı pili takmak (spinal kord stimülatörü) gerekebilmektedir.

  • Sırt kireçlenmesi

    Sırt bölgesine kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Sırt kireçlenmesinde ağrı yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanma burada kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sırt bölgesindeki faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada sırta yayılan ağrılar meydana gelecektir.

    Sırt bölgesinin kireçlenmesinde ağrı faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

  • Bel kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

  • Boyun kireçlenmesi

    Boyun kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Boyunda daha çok boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük – hissizlik – yanma – batma, ellerde zayıflık – beceri azalması – uyuşma – karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem medial dal radyofrekans gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.
    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

    Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastaların tedavi sonrası eğitilmeleridir. Eğitim denilince hastaya verilmesi gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesi akla gelir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.

  • Boyun fıtığı ve tedavisi

    Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilere göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirimize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz. Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne veya kateter ile epidural steroid enjeksiyonuadı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde lazer ile fıtığın buharlaştırılması ve ozon enjeksiyonları tedaviye eklenebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.

  • Ozon tedavisi

    OZON terapi bugün bir çok amaç ile ağrı tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle bel ve boyun fıtıklarında fıtığa neden olan diskin içersine ve sinirin çevresine direk OZON gazı verilerek güzel sonuçlar alınmaktadır. Hastalar sonuçta fıtık nörolojik bir hasar meydana getirmemişse ameliyat olmaktan kurtulmaktadırlar. Bu işlem ameliyathane ortamında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılmaktadır.

    Diğer ve en önemli uygulaması diz kireçlenmelerinde olmaktadır. Artroz denilen yaşlılığa bağlı eklemlerimizde yıpranma oluşması sonrası oluşan eklem sertliği, ağrılar, şişmeler, eklemlerden seslerin gelmesi artık eklemlerimizi hareket ettirmekten bile korkar hale geldiğimiz durumlarda, diz eklemine ve çevresine 3-5 seans OZON gazı verilmektedir. Özellikle diz ağrılı hastaların tama yakın çoğunda hastalar ağrılarından kurtulmaktadır.

    Bazen bu diz kireçlenmeleri o hale gelir ki artık hiçbir ilaç tesir etmez ve diz protezi tek çare gibi görülebilir. Eğer hastalar ameliyat olmak istemezler ya da ameliyat olmaları ileri yaşlarından dolayı sakıncalı ise bu sefer radyofrekans ile birlikte diz içersine OZONgazı verilerek hastalar ağrılarından kurtulmaktadırlar. Aynı koşullar ve durumlar omuz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde de söz konusudur.

    OZONun kullandığı diğer bir ağrılı hastalık Fibromyalji dir. Her tarafı ağrıyan, ağrıdan uyuyamayan, sabah yorgun kalkan ve muayenesinde halk tabiri ile yumuşak doku romatizması tesbit ettiğimiz hastalıklarda Kanın OZONLANMASI, yani kan yıkatma ve de beraberin de OZON saunanın ağrıları giderici etkisi bugün kanıtlanmıştır.

    Gerek şeker hastalarında gerekse başka nedenler ile bir hastada Nöropatik ağrı gelişmiş ise OZON terapi fevkalade iyi sonuç vermekte hastalar yangısal ağrılarından büyük ölçüde kurtulmaktadırlar. Nöropatik ağrılı hastalar daha çok yanma batma elektrik çarpması gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Karıncalanma ve uyuşmalar daima vardır. Bu rahatsızlıkta örneğin normalde ağrı oluşturmayan soğuk bunlarda ağrı oluşturur ya da hafif bir ağrılı uyaran bunlarda abartılı deşarjlara neden olarak, hastayı bunaltır yani olmadık şeyler bu hastalarda ağrı oluşturur. Bu hastalarda OZON terapi kanın OZONlanması şeklinde uygulanmaktadır.

    Yine çeşitli nedenlere bağlı olarak hastaların ayaklarında çıkan ve Kapanmayan YaralardaOZON terapi çok etkili bir yöntemdir. Kan OZONlanması, Torbalama, OZONlu yağ ve serumların kullanılması söz konusudur. Daha ziyade dolaşım yetmezliği, şeker hastalığı, çok sigara içenlerde görülen Burger hastalığı gibi dolaşımsal problemi olan hastalıklarda doku oksijenasyonunun bozulmasına bağlı olarak ağrı, kızarma ve morarmalar oluşmakta tedbir alınmaz ise uzuvlarda yaralar oluşmakta bazı hastaları parmaklarını kaybetme derecesine getirmektedir. Bu durumlarda hekimlerimiz bu gibi hastaları Hiperbarik oksijen tedavisine göndermektedirler fakat OZON terapinin daha etkili olduğu artık kanıtlanmıştır. Uzun süren bu tedavi OZONterapinin en başarılı olduğu alanlardan biridir.

    Yaşlılığa bağlı genel vucut ağrılarında OZONterapi revitalize edici, mutluluk ve zindelik verici, yaşam kalitemizi artırıcı, hareket kabiliyetimizi geliştirici, ağrılara bağlı canından bezmişlik ve depresyondan kurtarıcı, unutkanlığımızı giderici ve uykularımızı düzene sokucu, kolestrol ve kan şekerimizi düşürücü etkileri ile umut kaynağı olmuştur.

  • Sezaryende epidural anestezi

    Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

    Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

    “Epiduralli sezaryen” ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

    “…düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak.”

    Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

    Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

    Olası komplikasyonlar

    Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla `Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?` gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

    Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

    • Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplar damara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.
    • Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.
    • Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.
    • Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.
    • Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de da enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.
    • Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.
    • Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)
    • Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.