Blog

  • Prenses doğum

    PRENSES DOĞUM ( AĞRISIZ DOĞUM ) Ağrısız doğum işlemine halk arasında prenses doğum denmektedir. İşin aslı ilk kez ağrısız doğum uygulayan kişi de 1853 ‘ te kloroformla ağrısız doğum gerçekleştirilen kraliçe Viktoryadır. O döneme kadar ağrı çekmek gereklilik olarak düşünülmüş, kişiler bu yolla günahlarından arındıklarına inandıkları için ağrılarını kesmeyi istememişlerdir. Hala doğumu olumsuz etkileyeceği düşüncesi, günah düşünceleri ve elbet hastanelerin bu konuda yetersiz olması gibi nedenlerle batı ülkelerine göre daha az oranda ağrısız doğum uygulamaları görülmektedir. Anestezinin gelişmesinden sonra ağrısız doğum uygulamaları sıklaşmıştır. Günümüzde ağrısız doğum yani prenses doğum denilince akla epidural kateterle yapılan doğum analjezisi gelmektedir. Ağrı çoğu zaman yolunda olmayan şeylerin göstergesidir ancak doğumda ağrı bebeğin yola çıktığının habercisidir. Doğum ağrısı ritmik uterus (rahim) kasılmaları nedeniyle olur ve bu kasılmalar sayesinde bebek doğum kanalında ilerler, doğum için gerekli genişlik oluşur. Ağrıların gelme aralığı azalırken ağrı şiddeti giderek artar ve doğumdan sonra biter. Doğum ağrısı; bel ağrısı, kanser ağrısı, fantom ağrı ve postherpetik nevralji gibi çeşitli kronik ağrılardan ve kırık veya laserasyon gibi akut ağrılardan daha şiddetli bulunmuştur. Gebelerin yaklaşık üçte ikisi bu ağrının dayanılmaz olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle doğum yapan kadınların ağrıları mutlaka giderilmelidir. Bazı olumsuz düşünceler nedeniyle hastanelerin bu konuda yetersiz olması nedeniyle batı ülkelerine göre daha az uygulanıyor. Normal doğum için en etkili, en güvenli ve en çok tercih edilen yöntemdir. Epidural anestezi doğum analjezisinde altın standart gibi görünüyor. Epidural analjezi, doğum analjezisi anne adayının ağrısız doğuma önceden karar vermesi hangi yöntemi uygulayacağını bilmesi gerekmektedir. Epidural yöntemle analjezi uygulanacak ise kanama pıhtılaşma testlerine önceden bakmak anne adayının omurga yapısının uygun olup olmadığına bakmak daha uygun olur. Bel bölgesi temizlendikten sonra gebe oturur pozisyonda ya da sol yan pozisyonda iken belinden epidural aralığına girilerek bir kateter yerleştirilir ve kataterden ilaç uygulanır. İşlem anestezi makinası bulunan bir merkezde deneyimli anestezistler tarafından uygulanır. İlaç uygulamasından sonra ağrı duyusu ortadan kalkar ancak ancak bebeğin hareketleri ve dokunma duyusu hissedilmeye devam eder. Kişi ayağa kaldırılıp yürütülebilir. Eğer doğum gerçekleşmez ve sezeryana gidilirse kolaylıkla aynı kataterden anestezi dozu verilerek sezaryen da gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi genel anesteziye göre anne ve bebek açısından daha güvenli bir yöntemdir. Epidural analjezi uygun dozda ve zamanında uygulandığında doğumu hızlandırabilir. Hiçbir zararı olmadığı gibi annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlenmesidir. Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır. Annede ağrıya bağlı oluşan aşırı soluk alımı stres hormonlarını çok salgılanması, endişe ve korku istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir. Bebeğin daha az kanlanmasını, daha az oksijenlenmesi çekilen aşırı sancılar doğum esnasında anneyle iletişimin kopması, doğum uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse genel anesteziden korunmuş olur. 1971’de İsveç parlamentosunun aldığı bir karar gereği doğum sırasında ağrının etkin bir şekilde giderilmesi her kadının hakkıdır. Ülkemizde de doğum ağrısının etkin bir şekilde giderilebilmesi önemli bir sorundur. Doğum ağrısından korkan genç kadınlar, özellikle belirli bir eğitim öğretim ve ekonomik düzeye sahip olduklarında sezeryanı tek çare olarak görmektedirler. Bu durum ülkemizde sezaryen oranının giderek artmasına neden olmaktadır. Son olarak biz annelere diyoruz ki; doğumunuzu yaşayın, sancısını asla. Bebeğinizin dünyaya gelişini görmek onun ilk ağlayışını duymak, ona dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek, onu ilk öpenin siz olduğunuzu bilmek… Bütün bunlar bir anne için mutlaka yaşanması gereken duygulardır. Her anne adayı, doğumunu korku ve endişeden uzak, acısız ağrısız yaşayabilir. Yavrusunun dünyaya gelişini coşkulu bir şölene çevirebilir. Son derece mutlu, rahat ve kolay bir normal doğum yapabilir.

  • Sosyal sorun terleme

    Sosyal sorun terleme


    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Terleme Nedir? Niye Terleriz?

    Terleme; tıbbi anlamda hiperhidrozis dediğimiz olaydır ve sayısız nedeni vardır. Aşırısı şikayet konusu olur. Kişi gece uyandığında yatağını ya da yastığını sırılsıklam bulabilir. Özellikle diyabet, hormonal bozukluklar ve diğer sistemik rahatsızlıklarda bu tür terlemeler görülebilir. Menopoz ve andropoz durumlarında da erkekler daha çok rahatsız olur. Gece terlemeleri uyku apnesinin öncül belirtisi olabilir. Alkolikler, güçlü ağrı kesici ilaç kullananlar ve ateşli hastalığı olanlarda gece terlemeleri sık görülür. Şişmanlık sigara içimi ve stresli ortam da terleme nedenidir.

    Terleme Tıbben Nasıl Gerçekleşiyor?

    Vücudumuzun sısını ayarlayan yaklaşık 5 milyon ter bezimiz var. Ancak terleme merkezi beynimizde hipotalamus dediğimiz alandadır. Bu ter bezleri, sinir sistemimizin kontrolünde faaliyetini sürdürür. Sinir sistemindeki anormallikler ya da aşırı çalışma durumu, terleme ile sonuçlanan durumlara yol açar. Duygusal bir tetiklenme bile yüz, el ve ayaklarda terleme yapabilir. Uyku sırasında duygusal uyaranlar azalır ama bu seferde termal terleme olayı ortaya çıkmaktadır. Terleme vücuttaki bir ağrının dışavurumu da olabilir. Bedeniniz ağrı çekiyorsa terlersiniz.

    Aşırı Terleme Sosyal Problem Diyebilir Miyiz?

    Gece saatleri dışında koltuk altı, yüz, el ve ayak terlemesi bizi sosyal yaşamda zora sokabilir. Eli çok terleyen, tokalaşacak kişide sıkıntı oluşturur. Özellikle stres anında ortaya çıkan yüz terlemesi de canımızı sıkar, muhataplarımız tarafından yanlış anlaşılabilir. Koltuk altı ve ayak terlemesi ise kokunun eşlik etmesi yüzünden bizi ve çevremizdekileri rahatsız eder. Özetle evet , “sosyal problem “denebilir.

    Sorun Nasıl Tedavi Edilir?

    Genel vücut terlemelerinde antikolinerjik dediğimiz ilaçların yararı var. Ama öncelikli ozon tedavisi önerilmeli. Hastanın alkol ve sigaradan uzak durması, kilo fazlasından kurtulması da önemli. En çok karşılaştığımız el, ayak ve koltuk altı terlemeleri. Koltuk altı terlemelerinde botoks ve lazerle ter bezlerini tahrip ederek terlemeyi önlüyoruz. Bir de ozonlaşmış yağlardan fayda görülebilir. Ayrıca el ayak yüz terlemelerinde, bir radyofrekans yöntemi uygulayarak aşırı faaliyet gösteren sinirleri devre dışı bırakıyoruz. Mesela ayaklarda… Belde, ayaklarımızın damar ve sinirlerini kontrol eden merkezler vardır. İleri görüntüleme teknikleri eşliğinde bu merkezlere, radyofrekans cihazı uyarıları verip doğrulama yapıyoruz. Doğru yerdeysek uygulamaya geçiyoruz. Bunlar; noktasal atış şeklinde yapılan uygulamalar olduğu için bazen tekrarlamak gerekebiliyor. Genellikle Türkiye’de bazı ağrı kliniklerinde bu tür uygulamalar yapılabiliyor. Radyofrekans yöntemi el terlemelerinde de geçerli ama farklı sinir çıkışları olduğu hesaba katılmalı. Ellerin terlemesini sağlayan sinirlerin kimi boynun ön tarafından gider, kimi ensenin altında uzanır.

    Terlemeye Karşı Geliştirilmiş Başka Yöntemler Var mı?

    Endoskopik klipsleme yöntemi var. Cerrahi bir işler olduğu için özel teknikler gerektirir. Özellikle el ve yüz terlemelerinde iyi sonuçlar veriyor. Ancak klipsleme yönteminde, hastada refleks olarak tekrar başka terlemeler çıkabiliyor. Üstelik bu kez kontrolü de zor oluyor. Bunun dışında, iyonlarla yapılan iyontoforez dediğimiz bir tedavi var. En yaygın olarak uygulandığını düşündüğümüz sistem. Ama radyofrekans yöntemiyle kıyasladığımızda, bu tedavilerin hiç birinde. Gerçek anlamda kalıcı boyut yakalamamız söz konusu değil.

    Algoloji Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ

  • Ozon mikrodiskektomi nedir?

    Diskolizis

    Bel ya da boyun fıtıklarını tedavi etmek amacı ile fıtığa neden olan omurlar arsındaki disklerin içersine ozon gazı verilmesi ile gerçekleştirilen işleme verilen addır. Bu işlem, tıbbi literatürde Ozon Diskolizis, Ozon diskektomi, ozon nükleolizis başlıkları altında sunulmaktadır. Aslında diskektomi deyimi tıbbi anlam olarak diskin kesilip çıkarılması işlemine verilen addır. Fakat ozon ile yapılan çalışmalar, bel ya da boyun fıtığı nedeni ile ameliyat olan hastaların sonuçlarına eş başarı sağladığı için “ ozon mikrodiskektomi “ ya da “ozon diskektomi” başlığı altında birçok makalenin konusu olmuş ve bu adla anılmaya başlanmıştır.

    Daha önceleri bel – boyun fıtıklarını tedavi etmek için kullanılan yöntemler arasında insan bünyesine en zararsız yöntem olarak güncel girişimler arasında yerini almıştır. Sadece İtalya ve İspanyada yılda 30 000 hasta bu yöntemle ameliyatsız şifa bulunaktadır. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde ve Amerika da artık rutin tedaviler arasında yer almaktadır. Ülkemizde henüz emekleme safhasında olan bir girişimsel yöntemdir.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir. Ağrı tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle bel boyun ağrılarında ve kireçlenme tedavilerinde kullanılmaktadır ilaç uygulamalarından yarar görmeyen hastalarda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Mutlaka deneyimli uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Neşter ve narkoza gerek duyulmayan fakat ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılması gereken “ ameliyatsız “ bir tedavi şeklidir.

    Ozon ile yapılan bel-boyun fıtığı tedavilerinde mükemmel sonuçlar elde edilmektedir. Hasta narkoz almamakta işlem 5 dakika gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmekte ve işlemden sonra hasta hemen evine yürüyerek gidebilmektedir.

    İşlemden hemen sonra fıtık ağrısı hemen geçmeyebilir birkaç gün beklemek gerekir. Genellikle tek uygulama yeterli olmaktadır, dirençli bazı vakalarda işlem tekrarlanabilir ve güvenli bir yöntemdir.

    Hangi hastalıkta uygulayalım

    Discolizis yani ozon diskektomi ilaç ve diğer konservatif tedavilerden yarar görmeyen hastalara uygulanması tercih edilir.

    Servikal disk hernisi

    Dorsal disk hernisi

    Lomber disk hernisi

    Lomber dejeneratif disk hastalığı

    Dejeneratif spinal kanal darlığı

    Ameliyat sonrası yapışılıklar ( postsurgical fibrozis )

    Faset sendromu ( bel-boyun kireçlenmeleri)

    Kimlere uygulanmaz

    Şüphelenilen gebelik

    Böbrek veya karaciğer yetmezliği

    Son miyokard infarktüsü

    Alkol, uyuşturucu ve psikotrop ilaç müptelaları

    Bir başka hastalık nedeni ile tedavi görüdüğü sürecte Doktorunun uygun görmemesi.

    Kan pıhtılaşma bozukları, Trombositopeni, Favizm, Kontrolsüz Hipertiroidi ve Hipertansiyon varlığı.

  • Ozon tedavi niçin gereklidir ?

    Kendi kendinize bir yaşam analizi yapınız. Hangi gıdaları alıyorsunuz. Sigara ve içki var mı? Reçeteli yada reçetesiz herhangi bir ilaç kullanıyormusunuz? Bu ilaçlar sizin vucudunuza zarar veriyormu yada bunun farkındamısınız?.

    Zaman içinde yararlı olan aldığınız bu ilaçlar vucudunuz için yararlı olan mikropları da öldürüyor mu?. Kemoterapi yada radyoterapi gördünüzmü? Kullandığınız sular temizmi?

    Bedeninizin üçte ikisi sudur. Yaşam için vazgeçilmez olan vucut suyunuz için ne yapıyorsunuz. Yediğiniz abur cubur şeyler, kullandığınız ilaçlar, içtiğiniz sigara ve içkinin yanında kendinize yeterince vakit ayırabiliyormusunuz? Stresle aranız nasıl?

    Az dinlenmiş, yorgun stresle başedemiyecek hale gelmiş vucudunuz içinde o kadar toksik madde varki siz çok zehirlenmiş bir bedenin yükünü çekiyorsunuz. Kanınızda dolaşanlardan habersizsiniz.

    Şimdi ozon kullanarak hayatında bir değişiklik yap!! Toksik atıklar bağışıklık siteminizi çökertmektedir. Şimdi yeni bir yaklaşım ile sağlıklı hücreler ve sağlıklı bir yaşam için harekete geçmenin zamanıdır. Biraz süre alacak sabırlı olun.

    Ozon, bakterileri virüsleri ve mantarları öldüren çok güçlü bir maddedir. Doğa tarafından bize verilmiş, mikropları öldürücü kokuları giderici havayı temizleyici farklı yollarla, şelale, gök gürültüsü gibi bize bahşedilmiş yaşam iksiridir. Ozon olmadan, bu gezegende yaşam son bulacaktır.

    Ozon hastalık kürü için güçlü bir tedavi aracı, hem de hastalığın önlenmesi için önemlidir. Farklı hastalıklar yüzlerce tanımlama almaktadır fakat temel neden nedir? Bu neden, iki kez Nobel ödüllü Dr Otto Warburg tarafından hücresel düzeyde hipoksi veya oksijen eksikliği olduğu şeklinde ortaya konmuştur. Örneğin dejeneratif hastalıklarda (artrit, ateroskleroz, multipl skleroz, romatizma, kanser) olduğu gibi.

    Düzenli ozon kullanımı hem koruyucu hemde tedavi edici olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir.

  • Ozonun kullanıldığı hastalıklar

    İyileşmeyen yaralarda; Diabet(şeker hastalığı) yaralarında, enfekte olmuş ve iyileşmeyen yaralarda, yatakta uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bazı yaraları(dekubitus ülserleri), dolaşım bozukluğuna bağlı bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaraların tedavisi, ozon tedavisinin temel uygulama alanlarındanbiridir. Yara bölgesine kan akımını sağlayan kılcal damarları geliştirerek yara bölgesine gelen kan ve oksijeni artırmış olur. Aynı zamanda yara oluşmasına sebep olan bakterileri öldürerek tedavi sağlanır. Ayrıca çeşitli nedenlere bağlı cilt allerjileri, ekzamalar ozon tedavisine adaydırlar. Ayrıca ameliyat sonrası zor iyileşen yaralar ve yara izlerinde ozon önerilmektedir.

    Bel ve boyun fıtıklarında; direk fıtık içersine ameliyathane koşullarında verilerek bel ve boyun fıtıklarında %85-90 iyileşme sağlar. Ozon diskektomi denmeğe başlanmıştır. Ayrıca doku çevresine DİSCSAN denilen teknikle verilerek Fıtklar tedavi edilir.

    Kanserin tedavisinde ve önlenmesinde; Nobel ödülü sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran çalışmasında kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyordu. “Dr. Warburg’a göre vücuttaki ‘onkojen’ler stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle uyarılarak kanseri başlatabiliyor. ‘Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabiliyor. Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırıyor. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir. Ozon tedavisinin, direkt tümör hücrelerini öldürücü etkisi yanında tamamlayıcı olarak “bağışıklık sistemini güçlendirici, kemoterapi-radyoterapinin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini artırarak tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.Ozon aynı zamanda kanserin metastazını kolaylaştıran genleri de baskılamaktadır.

    Kalp damar hastalıklarında Ozon kanı incelterek ve damarları genişleterek kalp ve diğer dokuların aktif oksijenlenmesini sağlamaktadır.Oksijen daha rahat dokulara bırakılmakta hastaları kalp krizi riskinden ve oksijen eksikliğine bağlı ağrı ve doku hasarından korumaktadır. Kalp nakli bekleyen hastalar için ozonterapi kourtarıcı bir rol oynamaktadır. Ozon güçlü bir oksidan olduğundan yağları, kolestrolü eritir yani damarlarımızı temizler. Tansiyonumuzu normal hale getirir, kan basıncımızdaki günlük dalgalanmaları düzenli, stabil hale getirir.

    Kas, Eklem ve Romatizmal Hastalıklarda; Kemik deformasyonu gelişmemiş gonartrozlarda (eklem harabiyetleri), eklem içine yapılan ozon enjeksiyonları ile hem eklem içine hava yastığı oluşturacak, hem de eklem şişkinliğini azaltarak ağrıyı giderecektir. Ayrıca kıkırdak dokunun yeniden tamir edilmesini sağlar. Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda bağışıklık sistemini regüle ettiğinden diğer medikal tedavilerle kombine edildiğinden dramatik iyileşmeler gözlenmektedir. Ayrıca yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir hastalık olan fibromiyaljide ozon başarılı tedavi yöntemlerinden biridir.

    Virüslerden kaynaklanan hastalıklar; AIDS, zona,uçuk gibi viral hastalıklarda virüsün vücuttan atılmasında, ozon bağışıklık sistemini güçlendirir. Aynı zamanda virüse direkt teması ile etkili olur. Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde,Ozon sauna ter bezlerini uyararak terlemeyi artırma yolu ile lenfatik sistemde birikmiş toksinleri, ağır metalleri, kimyasal maddelerin atılmasını hızlandırarak böbreğe yardımcı olur. Toksinleri etkisiz hale getirerek, deri, akciğer, böbrek ve bağırsak yolu ile atılmasını sağlar.böbrekten 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, saunada terleme yolu ile 15 dakikada yerine getirir. Bu nedenle doktorlar, ağır böbrek hastalarına ev tipi ozon saunasını önermektedir.

    Deri hastalıklarında;Ozon, virüs bakteri, egzama, sedef ve mantarları öldürdüğünden bunların sebep olduğu deri enfeksiyonlarını tedavi eder. Ter kokularını önler. Daha temiz, daha yumuşak yenilenmiş bir cilt sağlar. Bölgesel kan dolaşımını artırır. Kan, lenf ve deri hücrelerine nüfus eden ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Göz hastalıklarında ozon tedavisi;Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları gözüde etkilemektedir. Gözde retina adı verilen görme merkezindeki ve optik sinirdeki harabiyetler çeşitli derecelerde görme bozukluğu oluşturmaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda, ozon tedavi sonrası 6-8 ay içerisinde görmede iyileşmeler kaydedilmiştir. Tedavinin devam ettirilmesi halinde görme performansında artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

    Bağırsak hastalıkları;İltihaplı bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal ozon gazı püskürtülmesi şeklinde yapılan bölgesel uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır.

    Kadın hastalıklarında;Tedaviye dirençli alt genital enfeksiyonlarda bakteri, mantar, virüs öldürücü etkisi ve hormanal durumu düzenleyici rolüyle etkili olur.

    Nörolojik hastalıklarda;Multiple skleroz, alzheimer, parkinson gibi gibi nörolojik hastalıklar ile Myotoni, Muskuler Distrofi veya Spastik çocuklarda kas-sinir hastalıklarında başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Sağlıklı yaşlanmayı ve genç kalmayı sağlamak amacıyla; “Anti-Aging”bir başka değişle “geriye yaşlanma”bu yöntemin hedefi uzun yıllar gençliğinizi korumak ve dinç kalmayı sağlamak. Bu amaçla yapılması gereken çok şey var elbette. İşte bunlardan biri de “ozonterapi”ozon sayesinde oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımı sağlanır, bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Bunu takiben vücudun kendi antioksidanları ve serbest radikallere karşı savaşan diğer hücreleri de aktive olurlar. Hücreler tıpkı insanlar gibi solurlar. Bunun için hücre seviyesindeki ortamda oksijen moleküllerinin bulunması şarttır. Yaşlanma nedeniyle uzun süredir yeterince oksijenlenmeyen hücreler ozon tedavisinden sonra artık fonksiyonlarını daha yüksek oranda gerçekleştirebilmektedirler. Fizik kapasitede azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtiler ile kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur. Ozon uygulanan kişilerde yaşlanmayı önleyici etkilerin yanı sıra yaşam kalitesinin önemli düzeyde arttığı bilinmektedir.

    Selülit için ozon terapi (ozon sauna);Ozon farklı mekanizmalarla selülitte etkilidir. Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşerek yağ zincirlerinin kırılmasına ve vücuttan atılmasına neden olur. Ayrıca alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini artırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesi ile yağ dokusu hücrelerinin metabolizmaları normal hale döner. Yapılan çalışmalarda, ozon terapinin selülitin geleneksel tedavisinden daha etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.Çok etkin bir yöntemdir.

    Kronik Yorgunluk Sendromunda Ozon Tedavisi; Çağımızın hastalıklarından biri kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkla kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler ve kesinlikle kıpırdayacak güçleri bile kalmamıştır. Türkçe’de “canlı cenaze sendromu” olarak tanımlanan bu hastalık son yıllarda her geç gün daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır. Tedavisi oldukça güçtür. Kronik Yorgunluk Sendromunda ozon önemli düzenlemeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde silebilmektedir.

    Stresle Mücadelede Ozon Terapi; Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, manyetik kirlenmeler, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme, hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturur. Hastalıkların ve enfeksiyonların tedavisinde etkili olurken, kirlilik ve vücudumuzda biriken toksinlerin atılmasını sağlar. Ayrıca stres hormonu olarak adlandırılan adrenalini vücut da yakarak stresimizi azaltır.

    Detoks (Toksinlerden Arınma) için Ozon Terapi; Soluduğumuz hava,yediklerimiz ve içtiğiz su, toksinler ve kirletici maddeler yavaşça vücudumuza girerler ve cildimiz vasıtası ile emilirler. EPA(ABD Çevre Koruma Ajansı) verilerine göre, yiyeceklerimizde 3000’den fazla kimyasal bulunmaktadır ve yetişkinler her yıl 1.81 kg. pestisiti(zirai ilaç artıkları)tükettikleri gıdalarla birlikte almaktadırlar. Yağ dokularımızda depolanan toksinler ve kimyasallar (tarım ilacı artıkları, suni kimyasallar ve gıda koruyucuları) yavaş yavaş sağlıklı doku ve hücreleri yok ederler ki bu durum hem bir çok hastalığın hem de yaşlanmanın sebebidir. Ozon uygulama yöntemlerinden biri olan ozonlu sauna ile bu birikmiş toksin ve kimyasal maddeler deri yolu ile atılır. Aynı zamanda dokuların oksijenlenmesi sağlanmış olur. Ozon sauna derinin üçüncü bir böbrek, ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışmasını sağlar.

    Zeka ve Ozon Tedavisi; Birçok sebeple akciğerlerimizden kana geçen oksijen az olabilir ya da beyne giden kan akımı yetersiz olabilir. İşte bu durumlarda oksijen (ozon) tedavisi çok önemlidir. Kanın direkt oksijenlenmesini artıran ozon tedavisi en ideal ve doğal yoldur. Batı’da özellikle Almanya’da işadamları ve sporcular yoğun bir şekilde ozon tedavisi almaktadırlar. Sınava hazırlanan öğrencilerde kullanılan ozon konsantrasyonu ve belleği artırdığı, hafızayı güçlendirdiği gözlemlenmiştir. Oksijeni aynı zamanda “serbest radikal” denilen elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Serbest radikaller bulundukları dokularla birleşerek onları fonksiyonlarını yapamaz hale getiriyor. Bu etki 30 yaşında başlıyor 40’lı yaşlarda artarak ilerliyor ve 50’li yaşlardan itibaren dramatik bir şekilde çoğalarak fark edilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Güçlü anti-oksidan sisteme sahip olmak oksijene dayalı bir yaşam için en temek gereksinimdir. Tek hücreli organizmalar bile eğer serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirmemiş olsalardı hayatta kalamazlardı. Oksijenle yaşayan her organizma bu tehlikeyi etkisizleştirecek sistemlere sahiptir. Serbest radikallerin beyin işlevlerini yavaşlatıcı etkisi en iyi ozon tedavisi ile giderilebilir.

    Diş hekimliğinde diş çürüklerini önlemede ve yeni başlamış çürüklerde tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Cinsel Fonksiyonların Düzenlenmesinde; Ozon terapi alanlarda cinsel fonksiyonlarda artış gözlenmiştir. Özellikle stres ve de diyabet hastalarını erken dönemde görülen cinsel sorunlarının giderilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir.

    Cilt bakımı ve güzelliği, vucudun sıkılaştırarak forma girmesi, diri bir görünüm kazanması, göğüslerde dikleşme, göbek çevresi ve gıdık yağlarının eritilmesinde etkinliği kanıtlanmıştır. Yorgunluğa bağlı gözaltı torbalarının ve morluklarnın giderilmesinde de başarı ile kullanılmaktadır.

    Ani işitme kayıplarında ve kulak çınlamalarında ozonterapi sayesinde umut verici gelişmeler vardır.

    Osteonekrozda yani herhangi bir nedenden dolayı özelliklede kemoterapi alanlarda kemik kanlanması ve beslenmesi bozulmaktadır. Bu alanda ozonterapi tedavi protokollerine girmiştir.

    Diyaliz hastalarının ozonlanmış kan ile tedavisinde umut verici gelişmeler vardır. Ani böbrek yetmezliğinde ozon hayat kurtarıcı bir rol alır.

  • Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    BEL VE BOYUN FITIĞI TEDAVİSİNDE YENİ UYGULAMALAR
    Omurga ağrıları toplumun büyük bölümünü etkileyen en yaygın ağrı problemlerinin başında gelmektedir. Omurga kemikleri arasında, ortaya çıkan yükün taşınmasını kolaylaştırmak ve hareketlerde elastikiyet kazandırmak için disk denilen yastıklar bulunmaktadır. Bu disklerin çeşitli nedenler ile omurilik kanalından çıkan sinirleri sıkıştıracak derecede fıtıklaşmasına disk hernisi denilmektedir. Gövdenin ağırlığına en fazla maruz kalan saha, omurganın bel bölgesidir. Bu nedenle fıtık (herni) rahatsızlığı da en sık olarak omurganın bel bölgesinde ortaya çıkmakta ve “bel fıtığı” olarak adlandırılmaktadır. Omurganın en üst bölgesi olan boyun bölgesinde de aynı şekilde boyun fıtığına bağlı problemler ortaya çıkmakta ve boyun, omuz ve kol ağrılarına neden olmaktadır.
    Bel ve boyun bölgesinden kaynaklanan her ağrı fıtığına bağlı olmayabilir. Omurilik kanalını oluşturan kemiklerdeki kireçlenmeler, omurilik kanalındaki daralmalar veya geçirilmiş bir omurga cerrahisine bağlı kanal içinde ortaya çıkan yapışıklılar da bel ve boyun ağrılarına neden olabilen faktörlerdendir.
    Bu yüzden hastanın bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli radyolojik tetkiklerin de yapılmasından sonra teşhisin doğru konulması gereklidir. Doğru teşhis sonrası durumun ciddiyetine göre ilaç tedavisinden, cerrahi müdahaleye kadar uzayabilen geniş bir yelpazede hastanın tedavisi yapılmaktadır.
    Bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar genellikle sıkıştırılmış olan sinir kökü boyunca kollara yada bacaklara kadar yayılmaktadır. Ağrı duyusu sinirin baskı altında olduğunu ancak henüz kalıcı bir hasar oluşmadığını gösterir. Zaman içerisinde ağrının azalmaya başlamasıyla birlikte, etkilenen bölgede his kaybı veya kaslarda güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması ise, fıtığın sinire hasar verecek derecede büyüdüğünü düşündüren bulgulardır.
    Bacaklarda veya kollarda ortaya çıkabilecek ciddi derecede güç kaybı veya hissizlik durumunda, sinirlerin kalıcı hasara uğramaması için acil cerrahi müdahale gerekebilmektedir.
    Bu problemin ortadan kaldırılması için öncelikli olarak uzman hekimler tarafından muayene yapılmalı ve doğru teşhis konulmalıdır. Acil ameliyat seçeneğinin düşünülmediği uygun hastalarda, perkütan yöntemler dediğimiz, fıtıklaşmış disk içine ulaşmamızı sağlayan özel iğneler ile çok küçük boyutta kanallar oluşturularak, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi altında yapılan kapalı ameliyatlar uygulanabilmektedir. Bunlar:
    1- Lazer diskektomi: Fıtıklaşmış disk bölgesinin direk lazer uygulanarak küçültülmesi.
    2- Discogel uygulaması: Disk içine jelleştirilmiş alkol uygulanması sonucu disk hacminin, dolayısıyla fıtığın küçültülmesi.
    3- Mikro dekompresyon: Diskteki fıtıklaşmış bölgenin içeriğinin mekanik bir sistem yardımıyla boşaltılması.
    4- Ozon nükleolizis: Disk içine ozon uygulanması.
    Uygulama nasıl yapılır?
    Tüm bu tedaviler, mikroptan arındırılmış ameliyathane koşullarında ve radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılmaktadır. Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Girişim bölgesi mikroplardan arındırılmak için bir solüsyon ile silinir. Radyolojik olarak bel fıtığı olan bölge işaretlenir. Hastanın bel bölgesine lokal anestezik ilaç yapılarak girişim sahası uyuşturulur. Hedeflenen disk içine özel bir kanül yerleştirilerek, uygun görülen tedavi yöntemi uygulanır. Girişim sonrası hasta 1 – 2 saat gözlem altında tutulur. Ardından, yürüyerek evine gönderilir. Sonraki 1 hafta süresince iyileşmenin daha hızlı olabilmesi için, hastanın bel bölgesinde ağırlık oluşturabilecek işlerden kaçınması önerilir. 4 haftalık kontrol süresi sonunda, klinik düzelmenin derecesine göre işlem tekrarlanabilir.
    Kapalı yöntemle yapılan bu tedavilerin en büyük avantajı, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi ile uygulanmaları, girişim sonrası hastanede yatmaya gerek kalmadan hastaların yürüyerek evlerine gidebilmeleri ve açık ameliyat sonrasında fıtık bölgesinde ortaya çıkabilen yapışıklıkların, bu tedaviler sonrasında söz konusu olmamasıdır.

  • Omurga kireçlenmesine bağlı bel ağrıları

    Omurga kireçlenmesine bağlı bel ağrıları

    Faset eklemler omurilik kanalını oluşturan omurga kemiklerinin arka kısmında yer alan ve omurganın hareketlerini sağlayan küçük eklemlerdir. Faset eklemlerde ortaya çıkabilen bozulmalar şiddetli boyun, sırt ve bel ağrılarına sebep olabilir.

    Bu tür ağrılar daha çok ileri yaşlarda faset eklemlerde kireçlenmeler sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak ağır işlerde çalışanlarda, kaza – düşme gibi bir nedenle omurga bölgesine darbe alanlarda, omurgalar arasındaki disk yüksekliği azalmış olanlarda ya da dengesiz şekilde yük taşınması durumlarında genç yaşlarda da ciddi sıkıntılara neden olabilmektedir.

    Faset eklemlerden kaynaklanan ağrılar, bel bölgesinden kalçaya, diz arkasına ve bacağın üst kısmına kadar yayılabilir. En çok karıştığı tablo bel fıtığı ağrısıdır. Bel fıtığı ağrısı etkilenen bacak boyunca parmak uçlarına kadar hissedilebilir ve genellikle öne eğilmekle artar.

    Faset eklemlerinden kaynaklanan ağrılar ise daha çok belin geriye doğru yaslanma hareketiyle veya belin sağa sola dönme hareketleriyle şiddetlenir. Aynı problem boyun bölgesinde de ortaya çıkabilir ve başın arka kısmı, ense bölgesi, omuzlar ve kollara yayılan ağrı şikayetine neden olur.

    Faset eklemlerden kaynaklanan ağrıların tedavisinde faset eklem içi enjeksiyonlar ve faset eklemlerin ağrı duyusunu taşıyan özelleşmiş sinirlerin ağrı iletiminin ortadan kaldırılması esasına dayanan RADYOFREKANS DENERVASYONU gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanır. Tüm bu tedaviler, mikroptan arındırılmış ameliyathane koşullarında ve radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılmaktadır. Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Girişim bölgesi mikroplardan arındırılmak için bir solüsyon ile silinir. Ağrıya neden olan eklemlerin bulunduğu bölgeler radyolojik görüntüleme ile işaretlenir. İşaretlenmiş olan bölgelere lokal anestezik ilaç yapılarak girişim sahası uyuşturulur. Hedeflenen eklem bölgelerine özel bir kanül yerleştirilerek, ağrıya neden olan eklemlerin sinirleri tespit edilir. Ardından bölgeye yüksek frekanslı radyo dalgaları gönderilerek sinir iletimi ortadan kaldırılır. Girişim sonrası hasta 1 – 2 saat gözlem altında tutulur. Ardından, yürüyerek evine gönderilir.

    Kapalı yöntemle yapılan bu tedavilerin en büyük avantajı, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi ile uygulanmaları, girişim sonrası hastanede yatmaya gerek kalmadan hastaların yürüyerek evlerine gidebilmeleridir.

  • Kanser ağrısı ve tedavisi

    Kanser ağrısı ve tedavisi

    KANSER AĞRISI
    Dünyada her yıl 8 milyon kişi kansere yakalanmakta, 5 milyona yakın kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kanser türüne bağlı olarak bu hastaların ortalama % 80’ i ciddi ağrı çekmektedir. Her gün yaklaşık 4 milyon kişinin sadece kanser nedeniyle ağrı yakınması olduğu tahmin edilmektedir. Hasta ile birlikte ve hasta yakınlarını da göz önüne alındığında, kanser ağrısının dünyanın en önemli ve yaygın sağlık sorunlarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Kanserde ağrı nedenleri
    Kanser vakalarının çoğunda ağrı tümörün kendisinden kaynaklanmaktadır. Kanserli dokunun çevre dokulara büyüyerek ve tahrip ederek ilerlemesi ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kanserli dokunun kendisinden kaynaklanabileceği gibi, tümör hücrelerinin etrafındaki dokulara yayılması (metastaz) sonucu da olabilir. Tümör büyüme eğilimde ise çevredeki sinirlere, kemiklere ve organlara ciddi baskı yaparak ağrıya neden olur.
    Ağrının nedeni yalnızca mevcut tümörün kendi büyümesinden kaynaklanan bir durum değildir. Aynı zamanda kanser hücreleri ve dokuları tarafından salgılanan çeşitli kimyasal maddeler de şiddetli ağrı duyulmasına neden olabilirler. Bu yüzden kanser ağrısı tedavisinde tümörün küçültülmesine yönelik girişimler birinci önceliktedir.
    Kanser tedavisi için kullanılan kemoterapi, radyasyon ve cerrahi yöntemler de kanser ağrısına neden olabilen diğer faktörlerdir. Cerrahinin kendisi ağrılı bir işlem olup, cerrahiye bağlı ağrılar zaman içinde azalabilir ve geçebilir. Radyasyon tedavisi ise uygulandığı bölgede yanık benzeri ağrılara ve dokularda ağrılı skar oluşumlarına neden olabilir. Kemoterapide kullanılan ilaçlara bağlı olarak da, sinir hasarına kadar varabilen bazı yan etkiler görülebilmektedir.

    Kanser ağrısı nasıl tedavi edilir?
    Kanser ağrısı tedavisinde çeşitli yöntemler uygulanır. En önemlisi ağrıya neden olan faktörün ortadan kaldırılmasıdır. Bu da, doğru bir cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin uygulanmalarıdır. Eğer bu tedaviler yapılamıyorsa veya yetersiz kalıyorsa, ağrı kesici ilaçlar ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Ağrı kesici ilaçlar Dünya Sağlık Örgütü’ nün açıkladığı merdiven sistemiyle uygulanmaktadır.
    Hastanın hafif şiddette ağrısı oluğu durumlarda basit ağrı kesiciler olarak tanımlanan aspirin, parasetamol gibi ilaçlar kullanılr.
    Hastanın orta şiddette ağrı olduğu durumlarda zayıf opioidler denilen daha kuvvetli ağrı kesici etkileri olan ilaçlar kullanılır.
    Hastanın çok şiddetli ağrı yakınması olduğu durumlarda ise en kuvvetli ağrı kesiciler olan morfin türü ilaçlar kullanılır.
    İlk üç basamaktaki tedaviler ile düzelmeyen ağrı durumlarında, girişimsei ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır.
    Bu ilaçların ağız yoluyla alınmaları mümkün olduğundan, hasta için kullanım kolaylığı sağlamaktadırlar. Ancak inatçı ağrılarda gerekli görülmesi durumunda bu ilaçların damar yoluyla, rektal yolla veya cilde yapıştırılan flasterler şeklinde uygulanmaları da mümkündür.
    Yukarıda tanımlanan ilaç tedavileri ile ağrı tedavisi yetersiz kalıyor ise, özel girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Bunlar çeşitli sinir blokları ile ağrının beyine iletilmesini engelleyen tedavi yöntemleridir. Bu tedaviler arasında en yaygın olarak kullanılanlar, omurilik bölgesine yerleştirilen kateter, port veya pompa gibi sistemlerle ağrı iletiminin kesilmesi ya da etkilenen sinir bölgelerine uygulanan ileri ağrı tedavisi yöntemleri ile sinirlerin kalıcı olarak duyarsızlaştırılması yöntemleridir.
    Tüm bu ağrı tedavisi uygulamaları ile kansere bağlı ağrıların % 90’ a yakın oranda tedavisi mümkün olabilmektedir.

  • Doğru egzersizle spor yapın

    Doğru egzersizle spor yapın

    Yaptığınız egzersiz kilonuza ve yaşınıza uygun olabilir ama kas ve bağ dokunuza uygun mu?
    Kas ve bağ dokunuza uygun olmayan egzersizler vücudunuzda yaygın ağrılara sebep olabilir.

    Sağlıklı yaşamın kaynağı doğru hareket ve egzersizdir ve doğru hareketin ağırlığa göre değil, kaslara göre yapılması gerekmektedir. Kişinin vücuduna ve kaslarına göre ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve bu bilgiler ışığında, doğru egzersizin yapılması, yaşlılık ve hareketsizliğe bağlı yıpranmayı azalttığı gibi kalp ve damar sistemi fonksiyonlarını da geliştiriyor. Kişinin kas ve bağ dokusuna uygun olmayan egzersiz programları, bir çok hastalıkta iyileşmeyi yavaşlattığı gibi vücut mekaniğini de bozabiliyor.

    Doku hasarlarında egzersiz çok önemli

    Proloterapi yöntemi ile vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizması aktive edilir ve iyileştirme mekanizmasıyla beraber bölgede yeni bir doku oluşturulur. Özel dokularda bulunan bağlara enjekte edilen solüsyon sayesinde mikropsuz iltihap oluşturulur, tamirci hücreler iltihabı yok etmek için çalışır, bunun sonucunda o bölgede sağlam bir doku oluşur.

    Proloterapi Türkiye ekibinden Fizyoterapist Natali Helen Kazan’ın yaptığı açıklamaya göre ise “Oluşmakta olan dokunun düzgün şekillenmesi ve gerekli uzunluğu kazanması için sadece kas germesi değil, ligamentlere (bağlara) yönelik de germe yapmak şarttır. İyileşmenin ilerleyen safhalarında da kuvvetli dengeleyici egzersizlere geçiş yapılıyor. Proloterapide doğru zamanda doğru egzersizin hastaya doğru teknikle verilmesi iyileşme için çok büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Egzersiz programınız kas ve bağ dokunuza uygun mu?

    Egzersiz programınız kas ve bağ dokunuza uygun mu?

    Havaların ısınmasıyla birlikte özellikle kilo vermek için yapılan spor aktivitelerine katılım artıyor. Yaptığınız egzersiz kilonuza ve yaşınıza uygun olabilir ama kas ve bağ dokunuza uygun mu? Kas ve bağ dokunuza uygun olmayan egzersizler vücudunuzda yaygın ağrılara sebep olabilir.

    Sağlıklı, ağrısız bir şekilde yıllara ve yer çekimine meydan okuyabilen bir vücut için, doğru hareket ve egzersizin vücudun kas ve bağ dokusuna göre yapılması gerekiyor.

    Sağlıklı yaşamın kaynağı doğru hareket ve egzersizdir ve doğru hareketin ağırlığa göre değil, kaslara göre yapılması gereklidir. Kişinin vücuduna ve kaslarına göre ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve bu bilgiler ışığında, doğru egzersizin yapılması, yaşlılık ve hareketsizliğe bağlı yıpranmayı azalttığı gibi kalp ve damar sistemi fonksiyonlarını da geliştiriyor. Kişinin kas ve bağ dokusuna uygun olmayan egzersiz programları, bir çok hastalıkta iyileşmeyi yavaşlattığını gibi vücut mekaniğini de bozabiliyor.

    Doku hasarlarında egzersiz çok önemli

    Proloterapi yöntemi ile vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizması aktive edilir ve iyileştirme mekanizmasıyla beraber bölgede yeni bir doku oluşturulur. Özel dokularda bulunan bağlara enjekte edilen solüsyon sayesinde mikropsuz iltihap oluşturulur, tamirci hücreler iltihabı yok etmek için çalışır ve bunun sonucunda o bölgede sağlam bir doku oluşur. Oluşmakta olan dokunun düzgün şekillenmesi ve gerekli uzunluğu kazanması için sadece kas germesi değil, ligamentlere (bağlara) yönelik de germe yapmak şarttır. İyileşmenin ilerleyen safhalarında da kuvvetli dengeleyici egzersizlere geçiş yapılıyor. Proloterapide doğru zamanda doğru egzersizin hastaya doğru teknikle verilmesi iyileşme için çok büyük önem taşımaktadır.