Blog

  • Power plate

    Spor, sağlık, güzellik, fizik tedavi ve antiaging amaçlı kullanılabilme özelliğiyle bütün dünyada bir devrim olarak nitelendirilen power plate vibrasyon esaslı çalışan bir cihazdır. Dokuların sıkılaşması, selülitin azalması ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kasların forma girmesinde etkilidir. Tüm vücuda güçlü bir vibrasyon uygulayarak, yer çekimi kuvvetini yaklaşık 4 kat arttırır. Power Plate'in ürettiği fiziksel vibrasyon kaslara enerji olarak transfer edilir. Kaslarda birbirini takip eden istem dışı kasılmalar olur, öyle ki kaslar saniyede 30-50 kez kasılıp gevşer. Kaslarda oluşan bu hareketler tendonların da gerilmesine neden olur. Bu kasılma derin kas olarak nitelendirilen karın içi kasların ve omuriliği çevreleyen kasların bile kasılmasını sağlar. Kaslar derinlemesine çalışarak kısa zamanda kuvvetlenir. Zamanla dokular sıkılaşır, selülitler azalır ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kaslar forma girer.

    Nasıl uygulanır?

    Hemen her yaştaki insana uygun olan Power Plate'i kullanmak için yapılması gereken, üzerine çıkmak ve eğitmenin gösterdiği egzersizleri yapmaktır. Bunlar standart hareketler ya da eğitmenle kişiye özel hazırlanmış hareketlerdir. Pasif bir sistemle çalıştığından kişiye fazla iş düşmez, sadece vücut ve kaslar üzerinde belli bir ağırlık hissedilir. Cihazın en önemli özelliği ise kalbi aşırı yormamasıdır.

    Obezite tedavisine uygun mudur?

    Diyet yapan için egzersiz şarttır. Power Plate egzersizleri, egzersiz alışkanlığı olmayanlar ve egzersize başlayıp bir türlü devam ettiremeyenler için idealdir. Bu özellikle şişmanlık tedavisi yapılan hastalar için önerilir. Amaç, öncelikle kilo problemi olan hastalara yardımcı olmaktır. Normal kiloda olup, bölgesel yağlanma sorunu ve selülit şikayeti olan kişiler için de Power Plate egzersizleri güzel sonuçlar verir.

    Seans süresi ne kadardır?

    Seanslar yalnız 10-15 dakika sürer. Power Plate ile yapılacak 10-15 dakikalık çalışmalar ve bunun haftada 3 kez tekrarı istenilen sonuçları elde etmek için yeterlidir. Power Plate'in en iyi yanlarından biri uygulama kolaylığının olması ve özel bir kıyafet giymeden istenilen kas grubunu çalıştırmasıdır. İstenirse, öğle yemek aralarında bile 10-15 dakika ayırarak, hiç terlemeden, yaklaşık 1,5 saatlik egzersize denk gelen çalışma yapılabilir. Ayrıca , kilo problemi olan hastalarda, dengeli bir diyet ile düzenli Power Plate uygulaması yapıldığında çok güzel sonuçlar alınır. Bölgesel sorunu olanlarda, 7-9 seans sonunda yaklaşık 5-7 cm incelme sağlanır.

    Etkileri nelerdir?

    Metabolizmayı yükseltir: Power Plate, ana metabolizmayı düzenleyerek deri altındaki yağ

    tabakasını azaltır.

    Kas gücünü arttırır: Power Plate ile çalışma esnasında, çalışma bölgesindeki kaslar %100'e yakın bir verimlilik ile çalışır ve gelişir.

    Selülit ve kozmetik yararları: Power Plate ile yapılan masaj özellikli egzersizler deri

    altındaki yağ dokusunun azalmasına, yağ hücrelerinin parçalanmasına, daha sıkı ve sağlıklı bir dokuya sahip olunmasına yardımcı olur.

    Ağrıyı azaltır: Bir taraftan kan dolaşımının hızlanması diğer taraftan istem dışı kasılmalar

    sonucunda, sinirlere gelen ilave ve sık uyarılar nedeni ile hissedilen ağrı azalır. Çünkü Power Plate çalışması esnasında kaslarda oluşan gerilmeler, vücutta ağrılara sebep olan diğer gerilmeleri azaltır.

    Esnekliği arttırır: Geliştirilmiş egzersiz programlarının uygulanması ile vücut dolaşım sistemi

    düzenlenir, bu bölgeler ısıtılarak kas ve tendonlardaki esneklik arttırılır.

    Fitness geliştirir: Power Plate kaslarda “patlama gücü” yaratarak, kas dokusunun kısa sürede

    güçlenmesini sağlar. Bu durum bütün vücut performansının kalbe ve eklemlere aşırı yük bindirmeden artmasını sağlar.

    Dolaşımı düzenler ve hızlandırır: Power Plate çalışması esnasında kaslar saniyede 30-50

    kez kasılarak en küçük kılcal damarlara bile 30-50 kez kadar kan pompalanmasına neden olur.

    Vücut uyumunu geliştirir: Power Plate, kas içi ve kaslar arasındaki koordinasyonu sağlayan

    tüm reseptörlerin aynı anda uyarılmasını sağlar. Böylelikle vücudun koordinasyon yeteneği ve uyumu artar.

    Kemik yoğunluğunu arttırır: Power Plate kemik dokusunun gelişmesini ve kuvvetlenmesini

    sağlar. Bilimsel çalışmalarda, Power Plate uygulamasından sonra kemikte bulunan mineral yoğunluğunda kayda değer artışlar olduğu gözlenmiştir. Özellikle kadınlarda görülen kemik erimesi (osteoporoz) konusunda Power Plate etkili bir mekanizma sunmaktadır. Menopoz döneminden önce Power Plate kullanılması ileride görülebilecek kemik erimesi oranını düşürecektir.

    Kimlere uygun değildir?

    Vücutlarında implant ve protez taşıyanlar, kalp pili olanlar, beyin ameliyatı geçirenler, epilepsi

    hastalığı olanlar, pıhtılaşma bozukluğu olanlar ve gebelerin kesinlikle bu cihazı kullanmamaları gerekir.

  • Şeker Yükleme Hakkında Yanlış Bildikleriniz

    Şeker Yükleme Hakkında Yanlış Bildikleriniz

    Medyada sıkça şeker yükleme testi yapılmasının zararlı olduğu konusunda çeşitli yazılar ve konuşmalar görmekteyiz. Fakat bunlar tamamen gerçek dışıdır; Şeker yükleme testi, standart olması nedeni ile önerilmektedir. Açlık ve tokluk şeker ölçümü standart bir değer vermez, yediğimiz yiyecekteki karbonhidratın miktarı ve çeşidi ile toplam yediğimiz öğün içerisindeki oranı gibi faktörler ölçümü etkiler. Ayrıca ikinci saatte yapılan ölçüm tokluk ortalamasını verir ki, bizim açımızdanönemli olan unsur şekerin en çok ne kadar yükselip düştüğü değer olduğu için, maksimum ve minimum değerleri göremeyiz.

    Gebelikte yapılan şeker yükleme testi ile gebelik diyabeti olup olmadığının tespiti özellikle fetüs açısından büyük önem arz eder. İyi takip edilmeyen kişilerde fetüste anomali ve düşük riski artar. Şeker yükleme testinde verilen şeker miktarı 2 kutu kolanın, meyve suyunun ve benzerlerinin içerdiğinden daha düşüktür ve bu oranda alınan şeker miktarı hangi gebe kadında düşüğe neden olmaktadır, merak ediyorum. Aksine, tespit edilmemiş bir gebelik diyabetinde her öğünde ortaya çıkan şeker yükselmesi kıyıya vuran bir dalga gibi devamlı olarak fetüse zarar vermektedir.

    Son günlerde ne yazık ki sıkça tespit edilememiş gebelik diyabetine bağlı olarak düşük riski ile karşılaşmakta olduğumuz için lütfen özellikle internet ve medyadan aldığınız bilgilere lütfen çok fazla itibar etmeyiniz.  

    Doç. Dr. Adnan Gökçel

    Kaynak: http://www.adnangokcel.com/tr/news/desc/4874/seker-yukleme-hakkinda-yanlis-bildikleriniz.html

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    Dismenore nedir ?
    Dismenore (ağrılı adet görme), günlük aktiviteleri engelleyecek düzeyde ağrılı adet görme olarak tanımlanan bir durumdur. Bazı kişilerde her ay birkaç gün, günlük aktiviteleri engelleyebilir. 
    Genellikle adet kanamasından birkaç saat önce kanama ile başlar, kanamanın başlamasından sonraki ilk 12 saatte en şiddetli düzeye ulaşır ve gittikçe azalarak birkaç saatte kaybolur. Bazen birkaç gün de sürebilir. 

    Ağrı, aralıklı kramp tarzında veya zonklayıcı şekilde en fazla karın alt bölgelerinde ve kasık bölgelerinde hissedilir. Ağrı bel ve bacaklara da yayılma eğilimi gösterir. 
    Ağrı yanında başka şikayetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, karında gaz hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, sinirlilik, ateş basması ve bazen bayılmalara varan belirtilerin biri veya birkaçı ağrı ile birlikte görülebilir. 

    Dismenore(ağrılı adet görme ) sınıflandırılması nasıldır ?
    1) Primer Dismenore: Muayene ve ultrasonografik incelemelerle herhangi bir neden saptanamayan, genellikle genç kızlarda adetler başladıktan sonra başlayan ve devam eden ağrılı adet görme durumudur. 

    Adet kanamaları esnasında rahimden Prostaglandin denilen hormon benzeri maddeler salgılanır. Prostaglandinler, rahim içerisindeki dokuların dökülerek kanama ile birlikte vücuttan atılmasını sağlarken rahimde kasılmalara ve ağrı hissedilmesine neden olurlar. Kasılmaların bir diğer amacı, kasların arasında bulunan damarlar sıkıştırılarak kan kaybının azaltılmasıdır. 

    Sonuç olarak primer dismenorede sorumlu olan durum, Prostaglandinlerin salgılanmasıdır.

    2) Sekonder Dismenore: Muayene ve incelemelerle durumu açıklayan bir neden saptanan ve genelde adetlerin başlamasıyla değil, sonradan başlayan ağrılı adet görme durumudur. 
    En sık görülen nedenleri; endometriosis, myomlar, adenomyozis, rahim ağzında darlık, rahim içinde veya ağzında polipler, yumurtalık kistleri, pelvik enfeksiyonlar, spiral kullanımıdır.

    Endometriosis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin rahim dışındaki dokularda, en sıklıkla yumurtalıklar ve tüplerde yerleşmesidir. Bu hücreler hormonlara duyarlı olup kanamalı odaklar oluşturarak çevre dokulara yapışıklıklarla ağrılı adet görme ve beraberinde ağrılı cinsel birlikteliğe neden olurlar. 

    Myomlar: Rahim duvarını oluşturan kas dokusundan kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Bazı myomlar yerleşim bölgelerine göre ağrılı adet görme nedeni olabilirler.

    Adenomyozis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin , rahim duvarını oluşturan kas hücreleri içerisine yaygın olarak dağılmasıdır. 

    Rahim ağzında darlık: Geçirilmiş enfeksiyonlar veya geçirilmiş küretajlar sonrasında rahim kanalında yapışıklıklar sonucu daralmalar oluşabilir. 

    Dismenore( Ağrılı Adet Görme) tanısı nasıl koyulur ?
    Genellikle, adet dönemlerinde günlük aktiviteleri etkileyecek kadar şiddetli ağrısı olan hastalar kolaylıkla tanınır. Bu aşamada titiz bir jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme, primer ve sekonder dismenore ayrımını yapmamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi, MR incelemeleri de ayırıcı ileri tetkikler arasında yer alırlar. Nadiren laparaskopi tanı ve aynı zamanda tedavi amaçlı uygulanabilir.

    Dismenore(Ağrılı adet Görme) tedavisi nasıl yapılır ?

    1) Ağrı kesici ilaçlar: Non-Steroid Antienflamatuar İlaçlar adı altındaki ağrı kesiciler, primer dismenorede en etkili tedavi aracıdır. Ancak mide bağırsak sistemindeki yan etkileri göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka tok karnına ve bol su ile alınmalıdır. 

    2) Hormonal ilaçlar: Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet ağrılarını önleyen en etkili yöntemlerden biridir. Ancak haplar bırakılınca ağrılar tekrar başlar. Ayrıca doğum kontrol hapları kullanması riskli kişiler bu tedavi yöntemini kullanmamalıdırlar.
    Östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanamayanlar, progesteron içeren yöntemleri de deneyebilirler. Aylık veya üç aylık uygulanan iğneler, ilaçlı rahim içi araçlar, deri altına yerleştirilen implantlar ve yalnız progesteron içeren haplar bu grup ilaçlardır. Bu grup yöntemlerin yan etkileri olarak düzensiz kanamalar, kanlı akıntılar ve adet gecikmeleri görülmektedir.

    3) Cerrahi tedavi: Ağrılı adet görme nedeni olarak Endometriosis veya Myom saptanırsa cerrahi ile tedavi edilerek ağrılar azaltılabilir. 

    4) Diğer yöntemler: Adet sancıları esnasında sıcak banyo yapmak, karın alt bölgesine ve ayaklara sıcak uygulamak ağrıları azaltabilir. Düzenli olarak yapılan fiziksel egzersizler, stresten uzak durmak da bu yönde yararlı olacaktır.

    Diyette E Vitamini, Omega 3 yağ asitleri, magnesium , B6 vitamini takviyesi ile dismenorenin tedavisine katkıları konularında çalışmalar devam etmektedir. 

    Dismenore hayat boyu sürer mi ?
    Yapılan araştırmalarda, dismenorenin en sıklıkla ergenlik çağı ile 20’li yaşlarda görüldüğü belirlenmiştir. Yaş arttıkça bu ağrılar azalmaktadır. Yine doğum yapmayan kadınlarda, doğum yapanlara göre daha az adet ağrıları olduğu belirlenmiştir.

  • Mezolifting

    Doğal yaşlanma süreci yaşam boyunca devam eder. Cildin görünümü, yaşın değerlendirilmesinde temel bir göstergedir. Kimisinin kırk yaşındayken yüzü kırışıklık içinde, cildi lekeli ve mattır; kimisinin altmış yaşındayken yüzü hala gergin ve pırıl pırıldır. Sağlıklı yaşam biçimi, kozmetik ürünler ve uygulamalar ile insanın yaşını anlamak mümkün olmayabilir. Mezolifting ile cildi güçlendirmek, cilde sağlıklı, genç ve canlı bir görünüm kazandırır.

    Kırışıklıkların doğum yeri, altderidir.

    Dıştan uygulanan kremler daha çok cildin üst tabakasını etkiler. Ancak, unutulmamalıdır

    ki cilde asıl destek görevini yapan, canlılığını sağlayan ve kozmetik görünüm açısından kilit işlevi gören tabaka altderidir. Bu temel tabakanın kalınlığı ve nemi, yaşla birlikte azalır. Dışarıdan uygulanan kremlerin derinin gözeneklerinden geçerek bu tabakaya ulaşması, anahtar deliğinden bir topu geçirmek kadar olanaksızdır. Bu yüzden asıl etkinin hedeflenen tabakada görülmesi pek olası değildir. Enjeksiyon yoluyla derinin alt tabakasına ulaşarak deriyi canlandırmak gereklidir.

    Mezolifting, cildi yenileyici vasıfta özel protein-vitamin-mineral karışımı serumun deri içine enjeksiyonu şeklinde uygulanır. Mikropunktur yöntemiyle, çok ince uçlu iğneler kullanılarak yapılan, on dakikalık bir işlemdir. Genellikle A, C, E gibi vitaminler, antioksidan maddeler, mineraller, aminoasitler ve hiyalüronik asit gibi dolgu maddeleri özel bir karışım haline getirilerek derinin alt tabakalarına enjekte edilir.

    Hiyalüronik asit,tüm yaşayan organizmaların bağ dokusunda doğal olarak bulunan, bulunduğu dokuya esneklik ve sağlamlık veren, su tutma kapasitesine sahip temel bir maddedir. Vücudumuzda en çok (% 60) deride, kas, göz ve eklemlerde bulunur. Genç yaşlarda cildin gerginliği ve eklemlerin hareketliliğini, dokuların nemli ve canlı kalmasını sağlar, onlara mekanik olarak destek verir. Deri altında doğal olarak bulunan bu madde yaşla birlikte azalır, 50'li yaşlarda yarıya düşer. Sonuçta deri önemli bir desteğini kaybeder, deri yaşlanması ortaya çıkar. Enjeksiyon yoluyla dışarıdan destek yapıldığı zaman, deri daha gergin, sıkı ve kırışıksız görünür. Hiyalüronik asit, laboratuvar koşullarında biyoteknolojik şeffaf bir jel formülasyonunda, sentetik olarak elde edilir. Bu madde, doğal hiyalüronik aside çok yakındır ve insan cildiyle uyumludur.

    Antioksidan maddeler ve vitaminler cildi güneşin, sigaranın ve diğer çevresel etkenlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerinden korur; oluşan yaşlanma belirtilerini onarırlar. Özellikle güneşin zararlı etkilerinden korunmak için, bahar ve yaz aylarında; sigara içimi, kapalı mekanlarda yaşam ve hava kirliliğinin cilt üzerindeki zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için de kış aylarında yapılması uygundur.

    Mezolifting yüz gençleştirmede en etkili yöntemlerden biridir; cilt yaşlanması, ince ve kuru ciltlerdeki hafif kırışıklıklar ve cilt sarkmasının tedavisinde kullanılır. Tüm yüz, boyun, dekolte ve eller gibi farklı bölgelere uygulanabilir. Seanslar halinde uygulanan bu yöntem ile cilt parlak bir görünüm kazanır ve kırışıklıklar giderek azalır.

  • Doğuma Hazırlık  Eğitimi

    Doğuma Hazırlık Eğitimi

    Ebeveynlik süreci bu hayatta yaşayacağınız en muhteşem deneyimlerden biridir. Doğuma hazırlık eğitimi ile bu deneyimi yaşamak, bu süreci daha keyifli hale getirecektir. Doğa, bedeninizi bu büyük mucizeye hazırlamak için hamileliğinizin en başından beri sizinle birlikte çalışır. Bedeniniz , zihninizle uyum içinde çalışır. Fakat zihninizde korku ve kontrol etmenin getirdiği gerginlik olursa bedenle uyum içinde çalışma bozulur. 

    Yüzyıllar boyunca doğumu doğal şekilde yaşayan insanoğlu, maalesef günümüzde doğum sürecini hastalık gibi görmektedir. Genç kızlarımızın doğuma dair korkutucu hikayelerle büyütüldüğünü biliyoruz. Gerek televizyon programları gerek gazete haberleri olumsuz doğum hikayeleri ile dolu. Gebelik süresince de yakın çevrelerinden duydukları olumsuz telkinler zihinde korku ve gerginlik yaratır. Korku doğum sırasında kendini bırakamamaya, kendini kontrol etmeye neden olur. Doğumun akışına bırakamayan kadın, farkında olmadan kendi doğumunu da durdurmaktadır.

    Korkunun panzehiri bilgidir. Doğuma hazırlık eğitimi; doğru ve yeterli bilgi ile normal doğumun güvenirliliğini anlatır, geçmişten gelen ve korku yaratan negatif duygu ve düşünceleri siler. Kontrol etmenin getirdiği gerginliği azaltmak için gevşeme ve yardımcı nefes teknikleri ile rahatlatıcı ilaç dışı teknikler öğretilir. Gebeyi rahatlatacak ideal doğum ortamı nasıl olmalı, doğumda sürekli desteğin önemi ve eşlerin rolü anlatılır.

    Ayrıca hastane şartlarında doğum sırasında uygulanan rutin müdahaleler ki, bunların doğum üzerine pozitif yerine negatif etkileri olabilmektedir. Doğumda her an herşey olabilir, müdaheleler hayat kurtarıcı olabilir. Ancak rutine bağlandığında ve her hastaya uygulandığında doğumun başlamasını ve ilerleme sürecini durdurabilmektedir. Doğuma hazırlık eğitimi, annelerin doğumda bilinçli tercih yapmaları, doğum tercihlerinin doktorla paylaşımı konusunda çiftleri bilgilendirir. Doğumun tamamen doktorun sorumluluğunda olmadığı, kendisinin de sorumluluk alması gerektiğini öğrenir. 

    Doğuma hazırlık eğitimi için ideal zaman 20-28. Haftalar arasıdır. Uygun olanı bu haftalarda eğitime gitmeli, korku ve tedirginliklerinden arınmalı, doğum tercihlerini yapmalı, ekibini ona göre seçmelidir. Güzel bir doğum hikayesi yaşamak için, anne adayları, eğitim sonrası da öğrendiklerini bedenine yazması için hergün çalışmalı, gevşemeli ve rahatlamalıdır.

  • Lazer epilasyon

    İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en hızlı ve sağlıklı yolu Lazer Epilasyon yöntemidir.

    İstenmeyen tüyler çoğu kişi için önemli bir sıkıntı nedenidir ve ağda, sir vb. gibi geçici çözümlerin denenmesinden en geç bir ay sonra yeniden çıkarlar.

    Lazer epilasyon işleminde, cilt üzerine uygulanan lazer ışığı seçici şekilde kıl kökünde yoğunlaşarak ısı oluşturur ve çevre dokuya zarar vermeden sadece kıl kökünü yok eder. Böylece birbirini izleyen seanslar sonunda uygulama bölgesi tüylerden arındırılmış olur.

    İstenmeyen tüylerin bölgeleri cinsiyete göre değişiklik gösterir. Kadınlarda bacaklar, karın bölgesi, yüz ve kollarda; erkeklerde ise sırt, göğüs, ense, yüz ve kaşlarda oluşan bu tüylerin nedenleri farklı olabilir. Kişide hormonal bir sorun olup olmadığı tıbbi tahliller ile araştırılır. Hormonal bozukluk saptanmış ise medikal tedavi ve epilasyon birlikte uygulanır. Bazen herhangi bir sorun saptanamayıp tümüyle yapısal ya da genetik nedenlerle kişide aşırı tüylenme sorunu yaşanabilir, bu durumlarda yalnız epilasyon yapılır.

    Hem etkisi hem de güvenilirliği yüksek olan epilasyon işleminin yapılmasında lazer teknolojisi ve tıp birlikteliği ön plana çıkar. Tıpta yaklaşık 40 yılı aşkın bir süredir kullanılan lazerler günümüzde göz ameliyatlarından diş dolgusuna kadar çeşitli alanlarda en etkili tedavi seçeneklerinin başında gelmektedir. FDA onaylı bu cihazlar ABD'den İngiltere'ye, Hollanda'dan Avustralya'ya kadar birçok gelişmiş ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Lazer Epilasyon Kimlere ve Hangi Bölgelere Uygulanabilir?

    Hamile bayanlar dışında herkes Lazer Epilasyon yaptırabilir. Tüy rengi ve cilt tipi, lazer epilasyonun başarılı sonuçlanması için önemli unsurlardır. Açık tenli ve koyu renk tüylere sahip kişilerde sonuca ulaşmak daha kolay olmakla birlikte, koyu tenli kişilerde de, deneyimli uygulayıcılar, daha fazla özen ve uygun özellikte lazer cihazları aracılığı ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.

    Yüz, kollar, bacaklar, koltuk altı, bikini bölgesi başta olmak üzere, vücudun herhangi bir bölgesine uygulanabilir.

    Lazer Epilasyon Öncesinde Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Kliniğimizde hekimin yapacağı değerlendirme sonucunda lazer epilasyonun uygun olup olmadığına karar verilir. Genel sağlık durumu, varsa hastalık ile ilgili özellikler, kullanılan ilaçlar, olası riskler ve beklentiler değerlendirildikten sonra uygulamalara başlanır.

    Lazer epilasyonunun başarılı olabilmesi için tüylerin noktasal olarak görünmesi idealdir. Jilet uygulamasından hemen sonra, ağda uygulamasından 3–4 hafta sonra, tüyler seçilebilir.

    Kliniğimizde Long Pulse Nd:Yag özelliğinde “Cool Glide Vantage”(Cutera) ve Diode özelliğinde “Mediostar” (Asclepion) Epilasyon Cihazları kullanımaktadır. “Long Pulse Nd:Yag – Cutera Cool Glide Vantage” lazer sistemi ile, uygun güneş koruyucuların kullanılması önerilerek, yaz ya da kış ayrımı olmaksızın, çok esmer ve bronz ciltler dahil olmak üzere, yaz aylarında da epilasyon uygulaması güvenli bir şekilde yapılabilmektedir.

    Lazer Epilasyon Uygulaması Nasıl Olur ?

    Uygulama cilt tipine ve tüy yapsına göre uygun olarak seçilmiş lazer ışığının, soğutucu bir cihaz ve şeffaf jel eşliğinde tatbik edilmesiyle gerçekleştirilir.

    Milisaniyelik atışlarla cilde uygulanan lazer ışığı seçici olarak kıl köküne gider, orada yoğunlaşıp ısıya dönüşür ve sadece kıl kökünü tahrip eder.

    Lazer Epilasyon Esnasında Neler Hissedilir?

    İstenmeyen bir durumla karşılaşmamak açısından, öncelikle lazer koruyucu gözlük takılır. Lazer uygulaması sırasında iğne batması-yanma şeklinde hissedilecek rahatsızlık soğutucularla giderilir. Ancak ağrı eşiği düşük ve hissedilen rahatsızlık yüksek seviyede ise, uygulamadan 45 dakika önce cilt üzerine uygulanabilecek anestezik krem ve ağızdan alınacak ağrı kesici tablet olası rahatsızlığı en aza indirmeye yararlı olacaktır. Uygulama esnasında hissedilecek yanmış tüy kokusu normal ve kaçınılmazdır.

    Seans süresi, uygulama yapılacak alanın büyüklüğüne bağlıdır. En küçük bölge olan dudak üstü 4-5 dakika, en büyük bölge olan bacaklar ortalama 60 dakika süre alır.

    Lazer Epilasyon Sonrasında Neler Olabilir?

    Lazer epilasyon sonrasında herhangi bir ilaç alınmasına gerek yoktur. Ciltte oluşan ve birkaç saat sonra ortadan kalkması beklenen kızarıklık ve kıl foliküllerine uyan noktasal kabarıklıklar olağan tepkilerdir. Oluşabilecek olumsuzlukların üstesinden gelmek için yapılabilecek en uygun işlem ise birkaç gün antibakteriyel-epitelizan kremlerin sürülmesidir.

    Kliniğimizde seans sonrasında uygulanan dermatolojik kremler, nemlendiriciler ve güneş koruyucularla sonuçların mükemmel olması hedeflenmektedir.

    Lazer Uygulaması Sonrasında Nelere Dikkat Edilmelidir ?

    *Cilt tipine göre 1-2 hafta süreyle, epilasyon yapılan bölgenin doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmaması gereklidir. Uygun güneş koruyucuların 2-3 saatte bir uygulanması güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

    *Uygulamanın yapıldığı gün bedensel egzersizden kaçınılmalıdır, çünkü terleme lazer epilasyon bölgesinde huzursuzluk hissine neden olabilir.

    *Tedaviye uzun bir süre ara vermek zorunda kalınmadığı sürece, seans aralarında, uygulama bölgesindeki tüyleri kökten alacak ağda, ip, cımbız vb. herhangi bir yöntem uygulanması önerilmez.

    Lazer Epilasyon Sonuçları Nelerdir?

    Yapılan çalışmalarda, lazer epilasyon uygulanan bölgelerdeki tüy miktarında %90’lara varan oranlarda azalma sağlandığı bildirilmiştir. Cilt tipi, tüy rengi, genetik ve hormonal faktörler gibi pek çok kontrol edilebilen ve edilemeyen nedenlerle, seansların verimi ve sayısı değişebilmektedir. Bazı kişiler çok az sayıda seansla istedikleri sonuca ulaşırken, bazılarında bu sayı uzayabilmektedir.

    Lazer Epilasyona Bağlı Yan Etki ve Komplikasyonlar Nelerdir ?

    *Deri renginin koyulaşması (hiperpigmentasyon ): Nadir görülen bir durum olup, geçicidir.

    *Deri renginin açılması (hipopigmentasyon): Bu durum özellikle koyu renk cilde sahip hastalarda görülebilir. Lazer gücünün yüksek kullanılması veya bronz ten üzerinde yapılan uygulamalardan sonra ortaya çıkabilir. Geçici olmakla birlikte bazen aylarca devam edebilir.

    *Kabuklanma: Nadir ve geçicidir.

    *Su dolu kabarcık ve yanma: Çok nadir ve geçicidir.

    *Tüy yapısı değişimi: Bazen yeni tüyler daha koyu renkli gelebilir, ancak daha sonraki uygulamalarda yavaş yavaş yanıt alınmaya başlanır. Özellikle yüz ve boyun bölgesindeki uygulamalarda, ayva tüyü olarak tanımlanan çok ince ve açık renkteki tüylere işlem yapmamak daha uygundur.

    Türkiye'de ilk kurulan lazer merkezlerinden birisi olan ve 14 yılı aşkın süredir hizmet veren kliniğimizde, lazer epilasyon uygulanan hastalara, doğru ve etik bulunmadığı için, seans sayısı belirtilerek tüylerden kesin olarak kurtulma vaadi verilmemektedir. Çünkü uluslararası kabul gören en iyi cihazların kullanılması, deneyim vb. hiçbir gerekçe bu konuda kesin taahhüt için yeterli gerekçe oluşturamaz.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Günümüzde doğal doğum kavramı, doğum eyleminin kendi kendine başladığı, sağlık profesyonellerinin tıbbi gereklilik halinde müdahale ettiği, bebeğin doğar doğmaz kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluşarak ten tene temasın sağlandığı, ilk emzirme de bir süre annenin göğsünde kaldığı annenin ve bebeğin isteklerine saygı duyulduğu doğum şeklidir. 

    Doğal doğumun en çok kabul edilen diğer tanımı da anne adayının içgüdülerinin rehberliğinde kendi doğumuna aktif olarak katıldığı ve gereksiz müdahalelerin olmadığı doğum eylemidir. Buna İçgüdüsel doğum da diyebiliriz. Kadının kendi içine döndüğü, düşünerek değil bilinçaltı seviyede gerçekleştirdiği doğum şeklidir. Düşünerek ve sorgulayarak doğal doğum yapamayız. Gereksiz yere yapılan her müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkisi vardır.

    Doğal doğum yapılabilmesi için anne adayının gebe kaldığı dönemden itibaren doğuma hazırlanması gerekmektedir. Bunun için doğuma hazırlık eğitimleri, nefes, yoga çalışmalarına katılabilirler. Sonrasında ise gebenin eğitimlerde öğrendiklerini her gün kendi üstünde çalışarak hazırlanması gereğinde psikolog desteği ile biliçaltı temizliğini yapması önemlidir.

    Tabi ki bunun yanında anne adayına sağlanan doğum ortamı da önemlidir. Anne adayına güven ve mahremiyetin olduğu ortamı sunmalıyız. Gebe kendi bedeni ve ruhuna, güven ve saygı duymalıdır. Doğumda anne adayına destek olacak sevdiği birinin (arkadaş/ eş/ doğum koçu) yanında olması önemlidir. Doğumda kadın istediği şekilde davranmalı ve hareket özgürlüğü sağlanmalıdır. Doğum, anne adayının işi olup, doktor ve ebe rehberlik yapmalı, tıbbi gereklilik durumunda müdahale etmelidirler. 

    Sonuç olarak doğum, yüzyıllardan beri kendiliğinden gerçekleşen bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Bu fizyolojik süreçte, gereğinde tıbbi müdahale yapılması önemlidir. Gebelik döneminde rol olan tüm hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Yeter ki biz bu doğal eylemin gerçekleşmesine izin verelim.

  • Elektro – kriyoterapi

    Akne ve yara izleri, vücut çatlakları, bazı cilt lekeleri çözümlenmesi zor olan problemlerdir. Estetik tıp alanında bu konularla ilgili yıllardır farklı yöntemler geliştirilmiş ve uygulanmıştır:

    1- Lazer tedavileri (Er:YAG, Er:Glass, CO2 lazerler ve bu lazerlerin fraksiyonel formları)

    2- Diğer yöntemler (Dermabrazyon, Mikrodermabrazyon, çeşitli derinlikle uygulanan kimyasal peelingler vb.)

    Tıbbi ve kozmetolojik tedavilerde en iyi sonucu alma amacının yanı sıra, istenmeyen yan etkileri mümkün olduğunca azaltmak da çok önemlidir. Günümüzde seçilen tedavi yönteminin etkinliği kadar, yan etkisinin olup olmaması, “down time” dediğimiz iyileşme sürecinin mümkün olduğunca kısa olması önemlidir.

    Bu noktalar dikkate alınarak geliştirilmiş olan “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi,

    akne ve yara izleri, vücut çatlakları ve lekelerde etkin ve farklı bir metoddur. Yaklaşık -32 derecede soğuk etkisinin, belirlenen sürelerde cilde uygulanması ile tedavi gerçekleştirilir. Bu metodun etkisi ciltte 2-4 mm derinliğe kadar ulaşabilir. Zaten ciltteki asıl canlılık ve destek görevini sağlayan kolajen yapı bu derinlikte yer almaktadır.

    Sıvı azot gazı (-196 derece nitrojen) kullanılarak yapılan geleneksel kriyoterapi (dondurma tedavisi) tıpta, dermotoloji alanında çok uzun zamandan beri kullanılmakta olan bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu eski yöntemde hızlı soğutmanın yapıldığı alanın orta kısmı aşırı donmakta, yan tarafındaki sağlam cilt yeterince korunamamaktadır. Etki edilmek istenen derinlik kontrolsüz olarak aşılmakta, bu nedenle de istenmeyen yan etkiler (ülserizasyon, renk bozukluğu, skar-iz vb.) oluşabilmektedir.

    Uygulamalar Nasıl Yapılır?

    Lezyonun ya da problemli bölgenin büyüklüğüne ve şekline göre uygun başlık seçilerek, hekim tarafından belirlenn sürede cilde temas edilir. Tedavi esnasında çok kısa süreli olarak, “soğuk ısırığı” diye ifade edilen bir his oluşur. Bunu hissetmek istemeyen hastalarda, tedaviden yarım saat kadar önce uygulama bölgesine topikal anestezik kremler uygulanabilir. Tedavi sonrasında uygulama bölgesinde 3-4 gün sürecek bir kabuklanma olur ve hafif pembe renkte yeni bir cilt oluşumu başlar, yaklaşık 3-4 haftada cilt tümüyle normale döner.

    Cilt problemlerinin türüne ve derinliğine göre seans sayısı değişkendir, ortalama 1-6 seans arasında uygulama gerekebilir.

    “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi ile bir çok cilt problemi tedavi edilebilmektedir:

    a) Skar (yara izleri) – keloid

    b) Akne izleri

    c) Stria (deri çatlakları)

    d) Cilt lekeleri

    e) Cilt kırışıklıkları

    f) Diğer dermatolojik problemler (Aktinik keratom, hemanjiyom, nevus pigmentosum ve diğer ben çeşitleri, siğil, seboreik keratoz vb.)

  • Cinsel İsteksizlik

    Cinsel İsteksizlik

    Cinsel isteksizlik, kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusunun olmama durumudur. Görme, koklama, işitme, dokunma, tatma, düşünce ve duygular cinsel isteği meydana getirir. Kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı psikolojik etmenler, kendi biyolojik yapısı ile ilgili faktörler, çevresel ve kültürel faktörler cinsel istek düzeyimizi belirler. Hasta ya kendi kendine tanı koyar ya da partneri tarafından tanı konulur. Yani değerlendirmede görecelik söz konusudur. Bu durum partnerler arasında ciddi uyumsuzluğa ve çatışmalara yol açar. Ön planda sorun olarak veya başka bir cinsel sorunun altına saklanmış olarak karşımıza çıkar. Kadınlarda genel olarak görülme sıklığı % 30 oranında olup en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur. 

    Cinsel isteksizlik tipleri ergenlik döneminden beri görülen primer cinsel isteksizlik, cinsel sorunu olmayan bir kadının hayatının herhangi bir evresinde cinsel açıdan isteksizleşmesi ise sekonder cinsel isteksizliktir. Cinsel isteksizlik ağrılı cinsel birleşmeye, uyarılma ve orgazm bozukluklarına da neden olabilir. Bu durum partnerde de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Tam tersi partnerinde cinsel problem yaşayan kadında da isteksizlik olabilir. Kadınlarda cinsel isteksizlik; kızgınlık ve öfke, utanma, korku, endişe ve suçluluk hissetme duygularına açabilir. 

    Nedenleri;
    • Primer cinsel isteksizlik;
    1. Geçmişte yaşanmış olumsuz cinsel deneyimlerin bilinçdışı izdüşümleri; suçluluk ve günahkarlık duygularını içerir.
    • Sekonder cinsel isteksizlik;
    1. Yaşlanma
    2. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak
    3. Kronik hastalıklar
    4. Vajinal enfeksiyonlar
    5. Evlilikte ilişki sorunları
    6. Depresyon
    7. Cinsel kimlik gelişiminde sorunlar
    8. Dini baskılar
    9. Gebe kalmaktan ve cinsel yolla bulaşan hastalık kapma korkusu
    10. Hormonal bozukluklar
    11. Gebelik ve lohusalık dönemi
    12. Menopoz
    13. İlaç yan etkileri

    Kadınların yaklaşık %1’de gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan %99’luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir.

    Değerlendirme;
    • Cinsel birleşme sıklığı
    • Cinsel düşünce ve fantezilerin sıklığı
    • Orgazm ile sonlanan cinsel etkinlik sayısı
    • Gerçekte istenen ideal cinsel istek sıklığı
    • Belirtilerin ortaya çıkmasından önce yaşanan olaylar
    • Psikolojik öykü ve evlilik öyküsü
    • Kadının hayatında düzen değişikliği olup olmadığı sorgulanır.

    Tedavi;
    Cinsel istek insanın içinde doğuştan vardır. Ve bu nehir içimizde akar. İsteksizlik durumunda bu nehir üzerinde bir baraj vardır. Tedavide bu barajın yıkılması amaçlanır. Kişinin kendi isteği ile gelip gelmediği, bu isteksizliği değiştirmek konusundaki farkındalığı çok önemlidir. Temel strateji kadının gevşemiş ve kaygılı olmayan durumdayken yeterli cinsel uyarıya tepki vermesini sağlayacak şekilde cinsel durumunun yeniden yapılandırması amaçlanır.