Blog

  • Omurga sağlığı

    Omurga sağlığı

    Omurgaya bağlı rahatsızlıkların oluşumunda hareketsizlik en önemli faktörler arasındadır.

    Bel sağlığı açısından düzgün duruş nasıl olmalı?
    Eğer uzun süre boyunca ayakta durmak gerekiyorsa, omurganın dik durumda olmasına dikkat edilmeli. Bir bacağınızın altına 15-20 santimetre yüksekliğinde bir küçük yükselti koyarak veya dizinizin birini hafifçe bükerek durmak sağlıklıdır. Pozisyon sık sık değiştirilmeli. İki saatte veya yorulduğunuzu hissettiğinizde belinizi esnetici hareketler yapabilirsiniz.

    Otururken nelere dikkat edilmeli?
    Ayaklar yere tam olarak temas etmeli, diz ve kalça 90 derece bükük olmalı. Çok yüksek veya alçak iskemle ve koltuklarda bu pozisyon sağlanamıyor. Eğer oturduğunuz koltuk çok yüksekse, ayaklarınızın altına bir tabure koyarak yükseltebilirsiniz. İskemlenin kol destekleri de kollarınızın yere paralel durmasını sağlayacak yükseklikte olmalı.
    Otururken omurganız dik, beliniz ise destekli olmalı. Başınız omuzlarınızın önünde durmamalı, omuzlarınız da rahat pozisyonda olmalı. Fakat kendinizi kasmamalısınız.

    Yürürken de dikkat edilmesi gereken noktalar?
    Sağlıklı duruşu korumak, yürürken de çok önemli. Bu nedenle yürürken omurgamızı dik tutarak sağlıklı duruşu sürdürmeye çalışmalıyız.

    Ağır kaldırmak gerekiyorsa?
    Ağır kaldırma omurga için en riskli işlerden biri. Güvenli olarak ağırlık kaldırmak için, öncelikle bunu nasıl yapacağımızı planlamalıyız. Bu konu üzerinde 5-10 saniye düşünmek ve hazırlanmak bizi uzun süreli bir sıkıntıdan korur. Ağırlık kaldıracak kişinin ayakları yere sağlam basmalı ve ayaklar arasındaki mesafe, yaklaşık omuzlar arasındaki mesafe kadar olmalı. Beli dik tutarak, kalça ve dizler bükülerek öne doğru eğilmeli.
    Ağırlığı iki elle kavrayarak ve vücuda yakın tutarak kaldırılmalı. Ağırlık bel hizasından yukarı taşınmamalı. Eğer kaldırmayı düşündüğünüz nesne kilonuzun üçte birini ya da yarısını aşıyorsa mutlaka yardım isteyin ya da kaldırmaya yardımcı bir alet kullanın. Ağır cisimleri çekmek yerine itmek gerekir. Bu sırada ayakkabının kaymamasına dikkat edilmeli.
    Tenisten kaçının.

    Bel sağlığını korumak için yapılması gereken veya kaçınılması istenen egzersizler var mı?
    Evet, doğru egzersizleri öğrenmek gerekiyor. Egzersizlere başlamadan önce mutlaka ısınma sağlanmalı. Yüzme sporu çok yararlı. Ama kurbağalama gibi beli zorlayan stillerdense serbest ve sırtüstü yüzmek iyidir. Yürüyüş, koşu da bel için faydalı.
    Bu spor etkinliklerine ek olarak sırt, karın, kalça ve uyluk kaslarınızı güçlendiren veya esneten egzersizler yaparak bel sorununuzu en aza indirebilirsiniz. Bel kasları zayıf olanların tenis oynamaktan kaçınması gerekir. Ve herhangi bir spora başlamadan önce mutlaka doktorla konuşulmalı.
    Hapşırmanın da bir stili var!

    Yatak ne kadar sertse o kadar sağlıklıdır denir. Doğru mu?
    İlla sert olması gerekmiyor. Yatağınız vücudunuz içine gömülmeyecek kadar sert ve bel çukurunuzu destekleyecek kadar yumuşak olmalıdır. Özellikle sık yapılan bir yanlış olarak yerde veya sunta üzerinde yatarak dinlenmek sakıncalı. Sırtüstü yatarken dizlerin altına bir yastık koymak, yan yatarken dizleri karına doğru çekmek, beli rahatlatır. Yüzüstü yatmak veya bacakları düz uzatarak sırtüstü yatmak bel çukurunuzu artıracağından belinizde zorlanmaya neden olabilir.
    Ayakkabıyı oturarak giyin.

    Uzanmak da omurga için riskli olabilir. Ne yapmak gerekir?
    Omuz seviyesinin üstündeki yerlere uzanmayı gerektiren işlerde tabure ya da merdiven kullanılmalı. Ayakkabı giyme şekli de önemli. Ayakkabı giyerken öne eğilmeyin, mümkünse oturarak giyin. Belin çukurluğunu artıracak nitelikte çok yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmalısınız.

    Hapşırmanın da omurgaya zarar verdiği biliniyor…
    Evet. Ayaktaysanız ve öksürecekseniz, belinizi düzleştirin ve dizlerinizi hafif kırarak öksürün. Duvara yakınsanız belinizi duvara dayayın, iskemlede oturuyorsanız iskemlenin arkasına dayanın, mümkün olursa öksürmeden veya hapşırmadan önce karın kaslarınızı kasarak belinizi düzleştirin.

  • Ağrı ve tedavisi

    Ağrı bilimi (Algoloji) son yıllarda giderek yaygınlaşan ve kronik ağrısı olan hastaların tedavisiyle ilgilenen bir bilim dalıdır. Kronik ağrının hastanın yaşamında çok yönlü değişiklikler oluşturması, çeşitli tıp dallarının bir arada çalışmasını gerekli kılmaktadır.

    Ağrı tedavisinde en etkin tedavi, çeşitli bölümlerin ortaklaşa oluşturduğu tedavi protokolleri aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu protokollerin oluşturulması ve hastaların ilgili doktorlar tarafından takip edilebilmesidir.

    Ağrı tedavisine gelen hastalar, konunun uzmanı doktorlar tarafından kabul edilir, şikayetleri dinlenerek ağrının geniş bir öyküsü (anamnez) alınır. Ayrıntılı bir muayeneden sonra gerekli laboratuvar ve radyolojik incelemeler yapılarak tanı konulur. Gerekirse fizik tedavi ve rehabilitasyon, ortopedi, nöroloji, beyin cerrahisi, psikiyatri ve diğer ilgili bölümlerin uzmanlarıyla birlikte durum değerlendirmesi yapılır.

    Ağrı Tedavisinde tedavi edilebilen ağrılar

    – Baş ağrıları
    – Yüz ağrıları – nevraljiler
    – Boyun ağrıları
    – Omuz – kol ağrıları
    – Sırt ağrıları
    – Bel – bacak ağrıları
    – Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar
    – Kanser ağrıları
    – Nedeni belirlenemeyen ağrılar

    Ağrı Tedavi yöntemleri

    Ağrı kontrolünde çok çeşitli tedavi seçenekleri kullanılabilir. Ağrı kişisel bir deneyim olduğundan, her tedavi her hasta için uygun değildir. Ağrı tedavisinde sizin için en uygun tedavi yöntemi, kapsamlı bir incelemeden sonra belirlenir.

    İlaç Tedavisi

    Ağrı kesiciler (analjezikler) ağrıyı önlemek amacıyla kullanılan ilaçlardır. Tedavide kullanılan ilaç genel bir ağrı kesici olabileceği gibi, sadece özel tip ağrılarda kullanılan farklı bir ilaç da olabilir.

    Elektriksel uyarılar (stimülasyonlar)

    Belirli bölgelerdeki ağrılar elektriksel uyarılarla azaltılabilir. Bunun için, cilt üzerinden uygulama ile etkili olan stimülasyon aygıtları ve doğrudan sinir sistemi üzerine uygulanan bazı gelişmiş aygıtlar kullanılır.

    Tetik nokta enjeksiyonu

    Kaslardaki ağrı tetikleyici noktalardan kaynaklanan baş, bel ve bacak ağrılarında uygulanır.

    Epidural/foraminal steroid enjeksiyonu

    Bel fıtıklarında, fıtığın sinirlere baskı oluşturarak ağrıya yol açtığı durumlarda, ilgili omurga düzeyinden sinirin çıkış bölgesine steroid cinsi ilaçların enjekte edilmesidir.

    Epidural lizis

    Bel fıtığı ameliyatları sonrası ağrısı geçmeyen veya artan hastalarda, çok ince özel bir kateter yolu ile 2 ya da 3 gün özel ilaçların verilmesi yöntemidir.

    Nörolitik bloklar

    Kansere bağlı ağrılarda ve nevraljilerde, sinirlerin özel ilaçlarla duyarsızlaştırılması yöntemidir.

    Sempatik bloklar

    Damar tıkanıklıklarına bağlı bel-bacak ağrılarında, el-ayak terlemelerinde, şeker hastalığına bağlı ağrılarda ağrıya yol açan sinirlerin özel ilaçlarla uzun süreli duyarsız hale getirilmesidir.

    Radyofrekans termokoagülasyon

    Ağrıyı ileten sinirlerin özel bir cihaz aracılığıyla duyarsızlaştırılması yöntemidir.

    Morfin pompaları

    Kanser ve kanser dışı ağrıların diğer yöntemlerle kontrol altına alınamadığı durumlarda, cilt altına yerleştirilen özel bir pompaya bağlı kateter aracılığıyla ilaç verilerek, ağrının uzun süreli kesilmesi yöntemidir.

    İleri girişimsel yöntemler

    Son yıllarda nukleoplasti, vertebroplasti gibi yöntemler sırt ve bel ağrıları tedavisinde de uygulanmaktadır.

    Psikolojik tedavi ve destek

    Ağrının; etkinlikler, sosyal yaşantı ve ilişkiler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileriyle başa çıkmayı kolaylaştırmak için kullanılır.
    Basit ağrı kesicilerle geçmeyen, beklenenden daha uzun süren ağrılarda ya da doktorunuzun yönlendirdiği durumlarda ağrı tedavisine başvurmalısınız.

  • Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtıklarında, ameliyatsız tedavi yöntemleri yıllardan beri uygulanmaktadır. Nükleoplasti de RF(radyofrekans) teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilen, riski ve yan etkileri az olan bir yöntemdir.

    Hangi Hastalar bu yöntemden istifade ederler?
    Sık sık bel, kalça ve bacak ağrısından yakınan; ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi tedavilerden sonuç alamamış olan ve henüz açık cerrahi aşamasına gelmemiş olan hastalar bu yöntemden istifade ederler.
    Patlamış ve omurilik kanalı içine girmiş bel fıtıklarında bu yöntem uygulanmaz.

    Nasıl Uygulanır?
    Hasta uyanık ve yatar durumda, bölgesel olarak uyuşturularak bel bölgesinden bir iğne ile röntgen kontrolu altında, hasta olan diskin bulunduğu omurlar arasına girilir. Radyofrekans enerjisi verilerek hasta fıtığı oluşturan dokuların buharlaştırılarak büzülmesi sağlanır. Böylece fıtığı oluşturan dokular büzülüp küçüldüğünden; bacağa giden siyatik sinir kökü üzerindeki baskı kalkar ve bel, kalça veya bacak ağrısı da ortadan kalkmış olur.

    Ne kadar sürer?
    Nükleoplasti uygulaması yaklaşık 30 dakikadır, ancak hastanın hazırlanması ve birden fazla fıtıklaşma durumlarında 1 –2 saate kadar uzayabilmektedir.

    Laser uygulamasından farkı nedir ?
    Laser ile bel fıtığı tedavi yöntemlerinde uygulanan teknik ile uygulama bölgesinde 300 – 600 dereceye kadar ısı oluştuğu halde Nükleoplastide uygulanan bölgede ısı maksimum 70 derecedir. Bu nedenle Laser uygulamalarında olduğu gibi yüksek ısının çevre dokulara ( omurilik veya sinir kökleri, damarsal yapılar gibi ) zarar vermesi söz konusu değildir.

    Yan etki veya riski var mıdır ?
    Uygulama steril ortamda yapıldığından enfeksiyon riski çok zayıftır. Röntgen kontrolu altında yapıldığından istenmeyen durumların ortaya çıkması engellenir. Genellikle hastalar uygulamadan sonra kanülün girdiği bölgede hafif ağrı ve gerginlik hissedebilirler.

    Neler Gerekli ?
    1. Bel (Lomber) MR tetkiki
    2. Bel bölgenin 2 yönlü direkt grafisi
    3. Hastanın muayene bulguları
    4. Gerekli laboratuvar tetkikleri

    Nükleoplasti uygulanacak olan hastanın hastaneye yatması söz konusu olmayıp uygulama bir cerrahi merkez veya hastanede gerçekleştirilmekte ve hasta aynı gün evine dönebilmektedir.

  • Beyin pili parkinson hastalarına hayat bağlıyor

    Ayakkabısını bağlayamaz, gömleklerini ilikleyemez halde olan parkinson hastaları beyin piliyle eski sağlıklı günlerine yeniden kavuşuyor. Ameliyata girmeden önce kaşık bile tutamayan, yazı yazamayan, çayını içemeyen ve yardımsız yaşayamayan hastalar, beyin pili ameliyatından sonra özgürlüğüne kavuşuyor…

    Beyin pili nedir, kimlere beyin pili takmak gerekiyor?

    Beyin pilleri; başta Parkinson hastalığı olmak üzere, pek çok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan karmaşık elektronik cihazlardır.Beyin pili, özellikle Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılıyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen ve şiddetli titreme nöbetleri geçiren Parkinson hastalarında, beyin pili başarılı sonuçlar veriyor. Çatalını bile tutamayan, iğneye ipliği geçiremeyen hastalar ameliyat masasından kalkar kalkmaz titremeleri geçiyor. Depresyon, obsesif – kompülsif bozukluklar, Alzheimer gibi hafıza problemleri, epilepsi ve obezite hastaları için de çalışmalar sürüyor.

    Beyin pilinin avantajı nedir?

    Beyin pilinin avantajı; kontrol edilebilir, programlanır ve ayarlanılır bir tedavi yöntemi olması. Yani bir yan etki gördüğümüzde, başka bir ayara alabiliyoruz. Hasta memnun değilse ya da problem yaşarsa, kapatmamız ya da istemezse çıkartmamız söz konusu olabilir.

    BAĞIMLILIKTAN KURTARIYOR

    Beyin pili, hastaların hayatında nasıl bir değişim sağlıyor?

    Ameliyat sonrasında Parkinson hastaları, çarpıcı biçimde iyileşiyor ve normal yaşamlarına dönebiliyor. Beyin piliyle hastalarımızı yeniden hayata bağlayabiliyoruz. İlaç tedavisine yeterli yanıt vermeyen, şiddetli titreme nöbetleri geçiren veya katılık ve tutukluk nedeni ile hareket edemeyen Parkinson hastalarında beyin pili, başarılı sonuçlar veriyor. Ancak ameliyata uygun olan ve operasyondan yarar görecek doğru hasta seçimi çok önemli. Böylelikle çatalını bile tutamayan, iğneye ipliği geçiremeyen, yazı yazamayan hastalar ameliyat sonrasında gerekli pil ayarlamalarının yapılması ardından eski sağlıklı günlerine dönebiliyorlar. Ayakkabısını bağlayamayan, gömleklerini ilikleyemeyen, yardımsız yaşayamayan, sosyal hayattan kopan hastalar, beyin pilinden sonra yeniden bağımsız yaşama, sosyal hayatlarını geri kazanma ve eski işlerini yeniden yapabilme şansını bulabiliyorlar.

    Parkinson hastalarında beyin pili ameliyatları ne zaman gündeme geliyor?

    Medikal tedavide artık ilaç tedavisi bir yerde tıkanırsa o zaman ameliyat seçeneğini düşünüyoruz. Kabaca yüzde 10-15 hasta, uzun dönemde cerrahiye aday hale geliyor. Bunlara ilave olarak özellikle titremenin ön planda olduğu hastaların bir kısmı daha baştan ilaç tedavisine yeterli cevap veremiyorlar. Bu gibi başta ilaç tedavisinden yarar göremeyen hastalar da cerrahi tedaviye uygun adaysalar daha erken dönemde ameliyat edilebiliyorlar.

    KONUŞA KONUŞA AMELİYAT

    Beyin pilini nasıl takıyorsunuz?

    Parkinson tedavisinde önemli bir alternatif kabul edilen beyin pili, tıpkı kalp pili gibi yerleştiriliyor. Beynin içinde tespit edilen sorunlu bölgelere iki tane elektrot yerleştiriyoruz. Göğüste cilt altına kalp pili gibi bir pil yerleştiriliyor ve cilt altından geçirilen uzatma bağlantılarıyla elektrotlar pile bağlanıyor. Daha sonra bilgisayar aracılığıyla hastaya iyi gelecek frekansları ve uyarı parametrelerini ayarlıyoruz. Medikal tedaviye yeterli cevap vermeyen hareket bozukluğu olan 750 civarında hastayı ameliyat ile eski sağlıklarına kavuşturduk. Bu hastaların büyük kısmına lezyon cerrahisi uyguladık ve bunların 190’dan fazlasına da beyin pili taktık. Ameliyatın büyük bir kısmında hasta uyanık ve bizimle konuşuyor. Ameliyatta hastalar doktorla sohbet ediyor, torunlarından bahsediyor, maç sohbetleri yapıyorlar.

    Neden hastayı uyanık tutuyorsunuz?

    Beyin pili ameliyatlarında yararlandığımız ‘Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’nde, beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesini dinleyebiliyoruz. Bu yöntemde amacımız; hastalıktan sorumlu hücreleri ve etrafındaki anatomik oluşumların yerini bulmak. Bunun için de ameliyatı, hastayı uyanık tutarak, konuşa konuşa yapıyoruz.Çünkü bu sayede hastanın tepkilerini ölçerek sorunlu bölgeye ulaşmamız daha kolay oluyor. Ameliyatın ilk 5-6 saatlik bölümünde hasta uyanık oluyor ve karşılıklı yardımlaşıyoruz.

    Riski var mı?

    İşin kuralı; beynin içinde 2-3 milimetre çapındaki bir anatomik oluşumu bulmak ve oraya müdahale etmek. Ama ne bir milim aşağıya, ne bir milim yana gitmeye hakkımız var; çünkü o zaman hastanın felç ya da kör olma riski çok fazla! Sonuçların son derece yüz güldürücü ve risklerin bu kadar az olmasını sağlayan, yani ‘doğru yere doğru müdahale edilmesini sağlayan’ en güvenli yöntem ise ‘Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’dir. Bu teknoloji bizi amacımıza ulaştırıyor. Bu teknik sayesinde beynin fizyolojik haritasını çıkarıyoruz ve o hastalıktan sorumlu hücrelerin doğru yerini buluyoruz, sonra da beyin pili takıyoruz.

    BEYİN PİLİ OLAN HASTALARA YÜZME SERBEST FUTBOL YASAK

    Beyin pili, hastaların günlük yaşamlarında bir kısıtlamaya neden oluyor mu?

    Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmuyor. Hastalar çok sert olmayan, kafa travmasına neden olmayacak tenis, bilardo gibi her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Ama örneğin futbol ya da karate gibi sporlar yasak. Ayrıca hastalarımızın araba kullanmasını istemiyoruz. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden ve hastalar zarar görebileceklerinden çok mecbur kalmadıkça MR çektirmelerini istemiyoruz. Çekilecekse de bizim kontrolümüzde olmalı. Hastalarımızın güçlü manyetik alanlardan geçmelerini istemiyoruz. Bu yüzden örneğin havalimanında sorun yaşamamaları için üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge veriyoruz. Havalimanında belgelerini göstererek bu cihazlardan geçmiyorlar.

    Pil biter mi, şarj edilir mi?

    Evet, pilin ömrü 7-8 yıl. Ancak hastadan hastaya bu süre değişebiliyor. Eğer daha yüksek seviyede kullanıyorsa daha erken bitme ihtimali de var. Pil şarj edilmiyor. Biz hastalarımızdan gece uyurken pili kapatmalarını istiyoruz ama pilin rahatlığına alışan ve gece titremekten korkan hastalar genellikle pillerini kapatmıyorlar.Pilin ömrü bittiğinde ise yarım saatlik bir ameliyatla göğüsteki pil değiştirilebiliyor.

    ARAŞTIRMALAR BİTTİĞİNDE SARALILARA VE DEPRESYONU OLANLARA DA BEYİN PİLİ TAKILABİLECEK

    Beyin pilinde Parkinson hastalarında ve diğer hareket problemlerinde elde edilen başarılı sonuçlar nedeniyle Parkinson dışında bazı hastalıklar konusunda da dünyada araştırmalar devam ediyor. Tıbbi tedaviye cevap vermeyen, şiddetli ve yoğun ağrı çeken hastalar beyin pilinin tedavi grubu içinde önemli bir alan. Sara, depresyon, Alzheimer, obezite ve diğer yeme bozuklukları da beyin pilinin yararlarının araştırıldığı hastalık gruplarının içinde yer alıyor.

    SARA İÇİN GERİ SAYIM

    Bu hastalıklarda adım adım gidersek, bize sonuçları en yakın görünen sara hastalığı araştırmaları. Sara hastalarındaki beyin pili araştırmalarının bu yıl bitmeden sonuçlanmasını bekliyoruz. Olumlu sonuçlar açıklandığında biz de Türkiye’de ilaç tedavisine yanıt vermeyen uygun sara hastalarını beyin piliyle tedavi ediyor olacağız. İkinci adımda ise ağır depresyon ve obsesif-kompulsif-nevroz gibi psikolojik hastalıkların tedavisi geliyor. Amerika ve Kanada’da bu alanlardaki çalışmalarda hayli olumlu sonuçlar alındığını biliyoruz.

    ANILAR GERİ GELEBİLİR!

    Beyin pilinde üçüncü adımda ise Alzheimer gibi beyinde belli bölgelerdeki problemleri nedeniyle hafıza ve hatırlama problemi olan hastalar ile obezite yer alıyor. Zira obezite tedavisi için beyin pili uygulaması yapılan bazı hastalarda hafızanın yerine geldiği görüldü ve bu da Alzheimer hastalığının tedavisi açısından önemli bir umut ışığı oldu. Bunların araştırmalarının birkaç yıl içinde tamamlanmasını bekliyoruz.

    BULİMİKLER İÇİN UMUT

    Beyin pilinin ayrıca bulimiya ve anoreksiya nevroza gibi yeme bozuklukları hastalıklarında da etkili olduğuna dair çalışmalar var. Ancak bu dördüncü adımdaki beyin pili uygulamalarının sonuçlarının 3-5 sene alacağı tahmin ediliyor.

    ARAŞTIRMALAR SÜRÜYOR

    Özellikle Parkinson hastalarında hayat kalitesini ciddi ölçüde artıran beyin pili tedavisi, Türkiye’de zaten hareket bozuklukları ve distoni hastalıklarının tedavisinde de başarıyla uygulanıyor. Obezite, epilepsi, depresyon ve Alzheimer gibi hastalıkların tedavisinde beyin pilinden yararlanmak için ise yurtdışındaki araştırmaların sonuçlanmasını bekliyoruz. Beyin pilinin bu hastalıklardaki yararlılığı ve güvenilirliği bilimsel çalışmalarla ispatlandığında elbette ki tüm dünyayla birlikte hatta belki de daha önce Türkiye’de de uygulamaya başlayacağız.

  • Parkinson hastalığında saatleri geri alan cerrahi yöntem beyin pilleri

    Beyin pilleri başta Parkinson Hastalığı olmak üzere pekçok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan oldukça karmaşık elektronik cihazlardır.

    Bilindiği gibi bütün hareket bozukluklarının başlangıç tedavisi medikal tedavi ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak artık ilaç tedavisine cevap vermeyen veya istem dışı hareketler gibi şiddetli ilaç yan tesirlerinin gözlendiği ileri evrelerdeki Parkinson Hastalarında, spazmotik tortikollis adı verilen boyun kasılmalarında, şiddetli vücut kasılmaları ile giden distoni hastalıklarında çoğu zaman tıbbi tedavi yararlı veya yeterli olamamaktadır. Bu gibi hastalarda alternatif tedavi olarak beyin cerrahisinin bir alt dalı olan Fonksiyonel ve Stereotaktik Beyin cerrahisi girişimleri hastalara önemli yararlar sağlayabilmektedir.

    Bu cerrahi girişimlerde amaç beyin içerisinde birkaç milimetre çaplı anatomik ve fizyolojik hedeflerin yerini doğru tesbit edebilmek ve bu noktalardaki fizyolojik aktiviteyi etraflarındaki hayati önem taşıyan dokuları etkilemeden değiştirebilmektir. Bu değişiklik ya hedef bölgenin bir çeşit lazere benzeyen yöntem ile yakılması, bir başka deyişle “destrüktif girişim” veya bu bölgenin bir çeşit elektrik akımı verilerek etkilenmesi, yani “modülatif girişim” ile sağlanabilmektedir.

    Beyin pilleri insan beyninin içerisine yerleştirilen ve ucunda polariteleri değiştirilebilir dört platinium-iridium karışımı kutbu bulunan bir elektrod, bu elektrodu esas pil cihazına bağlayan bir uzatma (extension) ve pilin kendi gövdesinden oluşan elektronik düzeneklerdir. Elektrod kısmı beyin içerisine yerleştirilmekte, bu elektrod uzantı yardımıyla cilt altından göğüs kafesinin üst kısmına yerleştirilen pile bağlanmaktadır. Pil cihazı dışarıdan bilgisayar aracılığı ile telemetrik programlanabilen oldukça karmaşık bir elektronik modüldür. Bu cihaz programlanarak beyin içersindeki elektrodun ucundaki dört kutubun pozitif/negatif/nötr olarak değiştirilebilmesi ve pek çok değişik kombinasyonlar yaratılabilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca verilen elektrik akımının şiddeti yani amplitüdü, frekansı yani saniyedeki verilen elektrik dalgası sayısı ve verilen akımın dalga genişliği ayarlanabilmekte, böylelikle beyinde etkilenen alanın yeri ve büyüklüğü değiştirilebilmektedir.

    Beyin pili takılması operasyonu tümü ile lokal anestezi altında ve hastalar uyanık olarak gerçekleştirilmektedir. Hastalar sadece operasyonun son aşamasında son bir saatlik bölümde pilin gövdesi göğüste cilt altına yerleştirilirken acı duymamaları için uyutulmaktadırlar. Piller takıldıktan sonra hastadan hastaya değişmekle birlikte ortalama birkaç haftalık aralıklı ve sık kontrollerle pillerin ince ayarları bilgisayar aracılığı ile yapılmakta ve hastaların en fazla randıman alabilecekleri parametreler ayarlanmaktadır.

    Pil takılan hastalara bir mıknatıs verilmekte ve hastalar arzu ettikleri takdirde bu mıknatısı göğüslerindeki pil gövdesine yaklaştırıp birkaç saniye üzerinde tutarak pili açıp kapatabilmektedirler. Bu işlemin amacı uygun hastalarda geceleri pilleri kapalı tutarak pil batarya ömürlerini uzatabilmektir. Pillerin ömrü uygulanan beyin bölgesi ve hastalara göre değişmekle birlikte ortalama 7-8 yıl arasında değişmektedir. Pilin bataryası bittiğinde başka bir beyin operasyonuna ihtiyaç olmayıp pillerin sadece göğüs bölgesindeki cilt altına yerleştirilmiş kısmı yaklaşık yarım saatlik bir operasyonla değiştirilmektedir. Daha yüksek elektrik akımı verilmesi gereken distoni hastalığı olan hastalarda 9 yıl kadar ömrü olan ve dışarıdan şarj edilebilen beyin pillerini de uygulamak mümkündür.

    Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmamaktadır. Hastalar her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Pil takılan hastalara üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge verilmekte ve hastalar gerektiğinde güvenlik kontrollerinde bu belgeyi göstermektedirler. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden MR çektirmelerine izin verilmemektedir. Ancak çok gerekli olduğunda yapılacak ayarlamalar ile MR çektirilmesi de mümkündür.

    Yukarıda tanımlanan özellikleri nedeni ile beyin pilleri insanlara takıldıklarında hareket bozukluklarının tedavisinde kontrol edilebilir, ayarlanabilir ve yan etkiler görüldüğü takdirde geri dönüşümü olan bir tedavi yöntemi olarak büyük kolaylıklar sağlamaktadır. 1970’li yılların sonunda tek bir kutbu olan ilk versiyonları ile uygulanmaya başlanan beyin pilleri, 90’lı yılların başından itibaren yeni geliştirilen ve ucunda dört kutbu olan versiyonları ile giderek yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Parkinson hastalarında beyin pilleri bugün hastaların önde gelen bulgularına göre üç ayrı beyin bölgesine yerleştirilmektedir. Tremor denilen titremenin ön planda olduğu hastalarda beyinin talamus adı verilen ve titremeden sorumlu hücrelerin daha yoğun bulunduğu beyin bölgesine, katılık, yavaşlık ve istem dışı hareketler gibi bulguların ön planda olduğu hastalarda beyinin globus pallidus denilen beyin bölgesine, bulguların iki taraflı ve ağır olduğu, yürüme bozukluğunun ön planda olduğu hastalarda beyinin her iki yarım küresinde birer adet bulunan subtalamik nukleus adı verilen beyin bölgelerine ve iki taraflı olarak beyin pilleri yerleştirilmektedir. Pillerin hangi beyin bölgesine yerleştirileceğine hastaların önde gelen klinik bulgularına göre karar verilmektedir. Bu beyin çekirdekcikleri arasındaki mesafe her ne kadar birkaç milimetreden fazla değilse de uygulamaların klinik sonuçları arasında önemli ölçüde farklar izlenmektedir. Subtalamik nukleusa takılan beyin pilleri Parkinson Hastalarında ilaç alınmış hale benzer etki yarattıklarından hastalığın hemen bütün bulgularını düzetlmekte, bu özellikleri nedeni ile de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadırlar.

    Hareket bozukluklarının tedavisinde hedef teşkil eden hücrelerin ve etraflarındaki hayati oluşumların yerlerinin hata payı olmadan bulunması büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda geliştirilen Tek hücre düzeyindeMikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği, insan beyninin içerisine ucu 2 mikron kalınlığında bir elektrod yerleştirilmesi ve bu elektrodun bilgisayar aracılığı ile ilerletilmesi ve oldukça karmaşık ve pahalı elektronik cihazlara bağlanması sureti ile beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesinin algılanıp dinlenmesini, veya bu bölgeye çok düşük elektrik akımı vererek uyanık ameliyat edilen hastaların bu uyarıya verdikleri cevabın incelenmesi sureti ile beyinin fizyolojikharitasının çıkartılmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde bulundukları yerler hastadan hastaya en az iki-üç milimetre farklılık gösteren hedef hücrelerin yerleri 100 mikrondan daha az bir hata payı ile bulunabilmektedir. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından Mart 1997 başından beri 750’den fazla operasyon başarı ile gerçekleştirilmiş, 195 beyin pili takılmıştır. Kullanılan Tek hücre düzeyinde Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği sayesinde hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilmiş olup hiçbir komplikasyon ve yan etki gözlenmemiştir.

    Parkinson hastalarındaki cerrahi girişimlerde ilgili beyin bölgelerinde lazere benzeyen ve Radiofrequency (RF) denilen bir yöntemle lezyon yaparak (yakarak) da bu bölgelerdeki hücrelerdeki aşırı aktiviteyi kontrol edebilmek mümkündür. Ülkemiz gibi ekonomik koşulların çok iyi olmadığı veya sağlık sigortalarının bu tip cerrahi girişimleri karşılamadığı ülkelerde hastaların ekonomik koşulları başlangıçta pil takılmasına uygun değil ise ilk cerrahi girişim genel olarak lezyon yapma tarzında olmaktadır. Bu durumda tek taraflı cerrahi girişimlerde lezyon yapma (yakma) işlemi oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu koşullarda beyin pilleri genellikle yan etkilerin görülme risklerinin fazla olduğu iki taraflı cerrahi girişimlerde ikinci operasyonun etkilerinin kontrol edilebilir olması amacı ile uygulanırlar. Buna ilave olarak son yıllarda beyinin Subtalamik Nukleus adı verilen bölgesine iki taraflı beyin pili yerleştirme operasyonunun ileri evrelerde Parkinson Hastalarında son derece çarpıcı iyileşme sağladığı, hastaların hemen hemen ilaç bile almaya ihtiyaç duymayacak kadar iyileşebildikleri gözlenmiştir. Bu tedavideki zorluk bahsedilen bölgenin çok küçük olması ve yerin doğru tesbit edilmesinin çok güç olmasıdır. Ancak Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak bu bölgelerin hatasız tesbiti mümkün olmaktadır. Benzeri şekilde farklı hedeflere piller yerleştirilerek Parkinson hastalığı dışında el titremelerinin, şiddetli boyun kasılmalarının ve boyun eğriliklerinin, kontrol edilemeyen ağrıların da bu yöntemle tedavisi mümkündür.

    Bugün Sosyal Güvenlik Sistemi uygun seçilen ve doğru endikasyon ile ameliyat edilen hastalarda operasyonun en pahalı kısmı olan pil parasının tamamını karşılamaktadır. Böylelikle son aylarda lezyon cerrahisi yerine daha güvenilir ve kontrol edilebilir bir yöntem olan Beyin Pili takılması operasyonlarından çok daha fazla sayıda hastanın faydalanması mümkün olmaktadır. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından toplam 195 hastaya beyin pili takılması operasyonu yapılmış, bu operasyonların 118’i son iki yıl içerisinde hastaların Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında ameliyat olmasını sağlayan Medikalpark Bahçelievler Hastanesinde gerçekleştirilmiştir.

    Hareket bozukluğu hastalığı olan her hastaya cerrahi girişim uygulamak mümkün olmayabilir. Hastaların ameliyattan yarar görüp göremeyeceklerine veya böyle bir girişime aday olup olmadıklarına ancak ayrıntılı klinik değerlendirme ve testler sonrasında karar verilmektedir.

  • Bel ağrısı ve tedavisi

    Bel ağrısı son derece yaygın görülen bir yakınmadır. İnsanlarda görülen en sık ikinci rahatsızlıktır. 45 ile 65 yaş arası insanlarda tüm hastalıklar içinde üçüncü sırada yer almaktadır. Toplumda her yüz kişiden sekseni hayatının bir döneminde bel ağrısından yakınır. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan çalışmalarda; yıllık bel ağrısı insidansı %2-5, nokta prevelansı %15-25, yaşam boyu prevelansı % 50 (14-80) olarak bildirilmiştir.

    Bel ağrısının oluşmasıyla ilgili bir çok risk faktörü sayılmıştır. Yapılan pek çok çalışmada en yakın ilişkili faktör olarak, daha önce geçirilmiş bel ağrısı gösterilmiştir. Geçirilmiş bel ağrısının şiddeti önem kazanmaktadır. Diğer önemli bir faktörde yaştır. 5. ve 6. dekadlarda sıklık maksimumdur. Yine bel ağrısı ile ilgili çok sayıda mesleki ve psikolojik faktörler tanımlanmıştır. Obezite, sigara kullanımı ve vibrasyon gibi faktörler de bel ağrısını arttırdığı gösterilen faktörlerdendir.

    Bel ağrısı çok çeşitli patolojilerde ortaya çıkabilmekte olup, günümüzde kabul görmüş bir sınıflandırma şekli bulunmamaktadır. En sık kullanan sınıflandırma şekilleri, ağrının süresine ve kaynaklandığı dokuya göre yapılan sınıflandırmalardır. Ağrı süresine göre; akut, subakut ve kronik olarak ayrılırlar. Ağrının kaynaklandığı yere göre ise spinal ve ekstra spinal kaynaklı ağrılar olarak ayrım yapılabilmektedir.

    Ekstraspinal kaynaklı bel ağrıları

    1. Visseral organ kaynaklı
      · vasküler (aort anevrizması, tromboflebit)
      · üregenital (taş, tümör, enfeksiyon)
      · gastrointestinal sistem (pankreas, kolon hastalıkları, peptik ülser)
      · lokomotor (pelvis, kalça fraktürleri, tümörleri)
    2. Sinir sistemi kaynaklı
      · santral sinir sistemi tutuluşu
      · lumbosakral pleksus tutuluşu (tümör, radyasyon, immunolojik bozukluk, fokal toksik formlar)
      · periferik sinirlerin tutuluşu (Diabet, tuzak nöropatiler

    Spinal Kaynaklı Bel Ağrıları

    1. Non-mekanik bel ağrıları
    · neoplastik hastalıklar;
    · inflamatuvar hastalıklar(spondiloartropatiler, Behçet hst, FMF, Whipple hst, Forestier vs.)
    · enfektif hastalıklar (osteomyelit, diskit, pyojenik sakroileit vs.)
    · metabolik hastalıklar(osteoporoz, osteomalazi, hiperparatiroidizm vs.)

    2. Mekanik bel ağrıları
    · spesifik olanlar(intervertebral disk hastalığı, spinal stenoz, başarısız bel ağrısı sendromu, spondilolistezis, travmatik bel ağrıları, asimetrik transizyonel vertebra, koksikodinia, miyofasial ağrılar)
    · non-spesifik olanlar

    Sınıflandırmadan da anlaşıldığı gibi bel ağrılarının hepsi spinal kökenli değildirler. Bel bölgesinde algılanan omurga kökenli ağrılardan bir çoğunda spesifik patofizyolojk ve patoanotomik ilişki aydınlatılamaz.

  • Bel fıtığı…

    Hayatında bel ağrısı çekmeyenimiz neredeyse yoktur. Genellikle ağrılarımız dayanılmaz oluncaya kadar doktora gitmez, kulaktan dolma tedavi yöntemleriyle hastalığımızı kendi kendimize tedavi etmeye çalışırız. Oysa ki, günümüzde teknolojinin de yardımıyla geliştirilen bazı teknikler sayesinde, bel ve boyun ağrılarının en ilerlemiş halleri dahi çok basit yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Omurgamıza 5 milyon kez yük biner
    Bel ağrısı ve bel fıtığı toplumun büyük bölümünü etkileyen yaygın bir sağlık problemidir. İnsan omurgasının en çok yük binen ve hareket sistemi ile ilgili rahatsızlıkların en sık ortaya çıktığı alan bel (lomber) bölgesidir. Unutmayın ki, ortalama bir ömür yaşayan her insan hayatı boyunca omurgasına yaklaşık 5 milyon kez yüklenme yapar. Kişinin hareketlerini kısıtlayıp, bundan kurtulması asla mümkün değildir. Eğilme, kalkma ve çömelme gibi hareketlerin hepsi yüklenme anlamına gelir. Yatma dışındaki tüm hareketlerde omurgaya yükleniriz. Bu yüzden de 70-80 yaşındaki insanlarda bel fıtığına rastlanması kaçınılmazdır. Kısaca, bel ağrıları insan yaşamının kaçınılmaz bir parçasıdır.

    Bel fıtığı nedir?
    Bu kaçınılmaz vücut yükünün getirdiği en yaygın rahatsızlıklardan biri bel fıtığıdır. Fıtığı iki omur arasında omurgaya binen yükü emen ve eşit dağılımını sağlayan disk olarak tanımlanan yapının, omuriliğe ve/veya sinir köklerine doğru fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Tedavi yöntemiyse, hastalığın kişideki seyrine ve ilerleme durumuna göre değişir.

    Bel fıtığının belirtileri
    Bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme, idrar yapamama ya da idrar kaçırmadır. İdrar kaçırma özellikle bel ağrısı ile birlikte olduğu zaman dikkat edilmesi gereken bir bulgudur. Bel fıtığının tedavi seçenekleri çeşitlidir.

    4 temel tedavi yöntemi
    Tedavi prensipleri 4 ana başlıkta özetlenebilir. Bunlar;
    1 -Yatak İstirahati
    2- İlaç Kullanımı
    3- Fizik Tedavi Ve Egzersiz
    4- Cerrahi Tedavi
    Yatak istirahati, ilaç kullanımı ve fizik tedavi çok ilerlememiş fıtıklarda elzemdir ve genelde olumlu yanıt verir. Durumu daha ilerlemiş olan rahatsızlıklarda ise cerrahi tedavi uygulanır. Ancak bu ameliyat demek değildir.

  • Boyun fıtığı tedavisi

    Boyun fıtığı tedavisi

    Boyun fıtıklarının tedavisinde üç türlü tedavi yöntemi kullanılmaktadır.

    * İlaç Tedavisi: Günümüzde her eczanede hap veya iğne şeklinde olabildiği gibi kremlerle de ağrıların ve kasılmaların tedavi edilmesi mümkündür. Zaten boyun fıtıklarının 96% gibi büyük bir oranı cerrahiye gerek duymadan bu tür tedavilerle rahatlıkla toparlanabilirler.

    * Fizik / Egzersiz ve Terapi: Fizik tedavi terapisi kapsamında her türlü masaj, fizik egzersiz, akupunktur, TENS tedavisi, ultraviyole, manyetik yatak tedavisi gibi sayabileceğimiz birçok rahatlatıcı tedaviye ek yöntemler vardır. Bu yöntemlere ilaç tedavisiyle birlikte hastanın yaşam konforunu arttıran bir takım özel egzersiz ve tedavilerle desteklenir.

    * Cerrahi Yöntem: Günümüzde bizim hastanemizde yapıldığı gibi mikrocerrahi yöntemiyle diskektomi (altın standart) omuriliğe mevcut basıların mikroskop altında ciltten 1-1.5 cm kadar kesi ile girilerek temizlenmesi yöntemiyle hastalarımızı aynı gün 5-6 saatte taburcu edilebilmektedir. Bir hafta kadar boyunluk tedavisiyle normal yaşam tarzlarına aynen devam etmelerinde bir kusur olmamaktadır.

    Önlemek / Azaltmak için önerileriniz nelerdir?

    * Hayatlarında mutlaka su sporlarının yer almasını sağlamalılar.
    * Bel-boyun fıtığı hastalarımıza ameliyat öncesinde ve sonrasında yüzme tedavisi uygulanmaktadır.
    * Kilo omuriliğin baş düşmanı olduğu için öncelikle diyet, kontrollü ve stressiz yaşam tavsiyelerimizdir.

    Op. Dr. E. Onur Kulaksızoğlu

    Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Boyun fıtığı nedir?

    Kafa tabanından itibaren 7 adet omur kemiğinden oluşur. Her omur cisminin ortasında, beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.

    Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın , daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar.

    Sebepleri nelerdir?

    Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisinede baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan , bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.

    Boyun fıtığını tetikleyen unsurlar nelerdir?

    Hayat tarzımızdaki birtakım yanlış uygulamalar önce boyun ağrısı, kaslarda tutulma ile kendini gösteriyor ve daha sonra dramatik olarak, fıtık olarak karşımıza çıkabiliyor. Bunları kısaca örneklemek gerekirse;

    * TV karşısında uyuyakalma
    * Klima altında uzun süre kalmak
    * Saçları kurutmadan ıslak vaziyette dışarı çıkmak
    * Dengesiz bir şekilde omuzda/sırtta yük taşımak
    * Pencere açık vaziyette seyahat etmek
    * Uzun süre bilgisayar ya da masa başında çalışmak

    Çalışılan iş kolunun etkisi var mı? Hangi iş kollarında daha sık görülmektedir?

    Her tür hastalığın işle ilgili olduğu gibi boyun fıtığının da masa başı çalışanlar, ağır kaldıranlar ve sürekli travmaya maruz kalanlarda sık görülmektedir.

    Op. Dr. E. Onur Kulaksızoğlu
    Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Kafa travmalarında tedavi yaklaşımları

    Beyin yerleşim olarak sıvı bir boşluk içerisinde etrafında oldukça güçlü ve sağlam bir zar tabakasıyla çevrilidir. Bu güçlü ve sağlam zar tabakasının dışında yine kafa kemikleriyle daha korunaklı halde bulunur. Yani beyin kapalı bir kutunun içerisinde sabit basınçlı dengeli halde bulunur. Günlük her insanda beyin omurilik sıvısı dediğimiz bu sıvı ortalama 400-500 cc. yapılır ve emilir. Yani bu sıvı kendi içerisinde devir-daim yapar. Bu dengeli boşlukta beyin beyincik beyin sapı omurilik organlarımız birbiriyle ilişkili olarak sabit durur. Kafa travmalarında her ne şekilde olursa olsun örneğin sert bir cisimle vurma, çarpışma, düşme, trafik kazası, kesici delici aletle yaralanma, ateşli silahla yaralanma gibi durumlarda kafa içerisinde beyin ve ilişkili organlarda ve beyin omurilik sıvısındaki bu denge bozulur. Bu denge travmanın şekline şiddetine travmanın yerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin basit bir kafa travmasından sonra sadece birkaç gün devam eden başağrısı dışında bulgu görülmezken ciddi bir kafa travmasından sonra ölümler olabilir.

    1. Kafa travmalarını üç şekilde basit orta ve ağır düzeyde olmak üzere sınıflandırabiliriz. Bize başvuran kafa travmalı her hastaya mutlaka görüntüleme yöntemlerine başvuruyoruz. İlk etapta bilgisayarlı beyin tomografi çekip sonucunu hemen değerlendirebiliyoruz. Tomografi sonucuna göre normal olarak gördüğümüz durumlarda önerilerde bulunarak hastalarımızın ilk müdahalelerini yaptıktan sonra evlerine yollayabiliriz. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda kafa travmalarından sonra daha tedbirli olmak gerekir. Takipleri hastanede olması daha uygun olur. Kafa kemiklerinde kırık çatlak olduğu durumlarda eğer beyine bası yapan parçalı yoksa yine takip ediyoruz. Bazı küçük kanamalar eğer kişinin nörolojik durumu iyiyse ve beyine bası yapmıyorsa yine takip ediyoruz.Cerrahi müdahale yaptığımız durumlar; kafa içerisinde beyine bası oluşturan parçalı kırıklar, beyin zarının üstünde kafa kemiği ile beyin zarı arasındaki bası yapan kanamalar, beyin zarı altındaki kanamalar beyin içerisindeki kanamalar ve delici kesici alet yaralanmalarındaki beyin hasarları ,ateşli silahla oluşan yaralanmalardır.

    Ameliyat etmemizin birinci amacı beyin üzerindeki ve içerideki basıncı azaltmak, baskıyı kaldırmak ve oluşan hasarı en aza indirgemeye çalışmaktır. Özellikle ateşli silahla yaralanmalarda travma şekli çok farklı olabilir. Yakın atış, uzak atış, silahın cinsi, kafatasına giriş yeri çıkışı varsa çıkış yeri çok önemlidir. Oluşturduğu hasar bunlara göre değişir. Tanjansiyel değimiz çarplazlayan ateşli silah yaralanmalarında yaşam şansı yok denecek kadar azdır. Merminin beyin tabanındaki damar yapısını parçalaması durumunda beyin sapı dediğimiz hayati organı hasara uğratması durumunda yaşamla bağdaşmaz. Diğer durumlarda mermi aynı taraftan girip çıktıysa örneğin kafatasının sağ yarısından girip aynı yerden yakın bir yerden çıktıysa yaşam şansı daha yüksektir. Beynin sol yarımküresi baskın yarımküredir. Sol yarımküre konuşma ve anlama merkezinin kontrolünü sağ kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu yüzden sol yarımkürede oluşan hasarlarda daha ciddi sekeller bırakır. Beynin sağ yarımküresi de sol kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu bölgede oluşan hasarlarda konuşma ve anlama genelde etkilenmez ama sol kol ve bacak felç olabilir.

    Hasarın şiddetine yerine göre yaptığımız cerrahi müdahale değişir.Ateşli silahla yaralanmalarda oluşan beyin hasarı merminin trasesi boyunca oluşan kanamadır. Genelde girişi deliğindeki tüm kemik parçaları beyinin içerisine sürüklenir beyin zarı yırtılır ve bir yanma etkisiyle birlikte parçalıyıcı etki oluşturarak hasar oluşturur. Öncelikle mermi giriş deliğinin etrafı geniş bir şekilde kemiklerle beraber açılır. Basıncı düşürmek için çoğu zaman hayati tehdit eden durumlarda bu kemiği yerine koymadan karın boşluğuna ciltaltına koyup hayati tehlikeyi atlattıktan sonra tekrar kemiği yerine koyabiliyoruz. Beyin zarı açıldıktan sonra hasarlı beyin dokusu kanama ile birlikte temizlenir. Basıncı azaltmak için bazen beyin zarı da açık bırakılabilinir veya sentetik yamalarla geniş kapatılır. Oluşan hasarı normal beyin dokusuna zarar vermeden onardıktan sonra kafa içerisindeki basıncı düşürmeye yönelik işlemler yaparız.

    2. Ateşli silah yaralanması veya başka sebeplerle oluşan travmalarda hasarın şiddetine göre farklı bulgular ortaya çıkabilir. Hekimler arasında bu nörolojik durumlarda kullanılan çeşitli skalalar vardır. Derecelendirmeler yapılır. Muayene sırasında hastanın göz açmasına konuşup konuşmamasına ve komutlara uyup uymamasına göre ağır koma durumundan normal her işlevi yapan hastaya kadar sınıflandırılır. Hastanın hastaneye başvurduğu sıradaki durumu ilerisi için yol göstericidir. Ağır komadaki ve solunumu yeterli olmayan, koma halinde olup kısmen solunumu olan, orta ağır durumda olan hastalar yoğun bakım ünitelerinde takip edilir. Hastaya ameliyat yapılsın veya yapılmasın nörolojik tablo ile birlikte bilgisayarlı beyin tomografisi beyin MRG ile birlikte kafa içi basıncı normal seviyelerde tutmak önemlidir. Bu basıncı düşürmek için cerrahi dışı yollarla ilaçlarla kontrol sağlanmaya çalışılır. Beyin fonksiyonlarını en aza indirmek için uyutucu ilaçlar vermek de bu basıncı düşürmeye yöneliktir. Çünkü dışarıdan uyarı alan beyin daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve kafa içi basıncı yüksebilir. Bu yüzden kontrollü uyutup kontrollü uyandırarak basınç dengesi sağlanmaya çalışılır. Bu süreçte ağır komadaki hastalar zaten dışarıya tepki veremeyeceği için uyutucu ilaçlar verilmez. Ama hafif komadaki hastalar kademeli olarak uyandırılırlar.

    3.Ameliyatın başarısını etkileyen faktörlerin ilki travmanın beyin üzerinde yaratmış olduğu tahribatın şiddeti ve yeridir. Tahribat çok yüksekse cerrahi müdahale yapılsa bile hastanın fayda görmesi zordur.Hafif ve orta şiddetteki yaralanmalar ameliyattan ciddi fayda görürler. Beyinde hasar oluşturduğu yer de çok önemlidir. Biz cerrahların ilk yaptığı işlem beyin üzerindeki baskıyı kaldırmaktır. Hasarlı beyin dokusunu düzeltme gibi bir şansımız yoktur. Bazı yaralanmalarda kalıcı veya geçici felçler, konuşma bozuklukları, anlama bozuklukları, duyusal kusurlar(görme, işitme,tat alma vb.) ortaya çıkabilir. Özellikle ateşli silah yaralanmlarında bu tahribatlar çok yüksek düzeyde olabilir. Örneğin mermi kol ve bacak kontrolünü sağlayan beyin dokusundan geçmişse ve hasara uğratmışsa bizim ameliyatla bu beyin dokusunu canlandırma gibi şansımız yoktur.

    4- Ateşli silahla veya travmalarla oluşan beyin hasarlarında ilk müdahale yaşamsal fonksiyonları geri getirmeye yöneliktir. Yoğun bakım sürecinde enfeksiyon, araya giren başka sebebler ek hastalıklar da hastayı tehdit edebilir. Kafa içi basıncı normal seviyelere dönen hasta hayati tehlikeyi atlattıktan sonra ek sorunlar çıkmaz ise yoğun bakımdan çıkabilir. Bu süreç hastadan hastaya travmadan travmaya göre değişir. Bazı hastalar 3-5 gün bazı hastalar aylarca hatta yıllarca yoğun bakımda takip edilirler. Hastanın bilinci açık komutlara uyuyorsa bundan sonraki nörolojik tablonun durumuna göre tedavi yönlendirilir. Örneğin kol ve bacak kuvvetsizliği felç gelişen kişilerde bu süreç fizik tedavi rehabilitasyon sürecidir.

    5- Felç bazı kişilerde kalıcı olabilir bazı kişilerde düzelmesi aylar yıllar sürebilir. İki yıllık süreçte düzelme olmazsa artık düzelmeyeceği anlamına gelir. Konuşma ve anlamanın bozulması da aynı şekilde destek tedavisi ile kontrol altına almaya çalışılır. Ancak çoğu hastada kalıcı sekeller maalesef ömür boyu devam eder.